"Enter"a basıp içeriğe geçin

ABD’NİN AFGANİSTAN SAVAŞINI ÇEÇENİSTAN’A TAŞIMA PLANININ KRİTİK İSMİYLE TANIŞMA VE TARİHE TANIKLIK

ABD’NİN AFGANİSTAN SAVAŞINI ÇEÇENİSTAN’A TAŞIMA PLANININ KRİTİK İSMİYLE TANIŞMA VE TARİHE TANIKLIK

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=o2oLa5SLrLg.

Oksfordaki o toplantıda Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’ını kullanarak Sovyetler Birliği’nin içine silahlı, radikal, sedefist bir İslami hareketi sokacağını anlamıştım.
Peki, ne olacağını da üç aşağı beş yukarı görmeye başlamıştım. Afganistan zaten Sovyetler Birliği için büyük bir kara bataklığa dönüşmüştü. Yeni bataklık da Çeçenistan olacaktı. Ve bunu istihbarat servisleri, Amerika’nın Delin Devleti, Avrupalılar, NATO hepsi beraber planlıyordu. Yapacak bir şey yok. Orada hayatımın en ilginç karakterlerinden biriyle tanışma fırsatı buldum. Ama onu da biraz anlatacağım. Çünkü enteresandır. Tabii Çeçenler’le ilgili soykırım, Rus soykırımlarını konuşuyoruz falan. Bir öyle bıyıklı, zayıf, fit. Ama bir adam çıktı, mükemmel bir İngiliz aksanı İngilizcesiyle.
Dedi ki burada Çeçenleri konuşuyoruz, Kuzey Kafkasya halklarına yapılmış Rus zulmünü konuşuyoruz. Ama dedi o bölge Çeçenistan’dan mı ibaret, sadece Çerkezler mi var? Hayır. Kafkasya esasında çok büyük soykırımlara uğramış bir bölgedir. Mesela Türklerin Ermenilere yaptığı soykırımı niye bu konferansta helal almıyoruz? Türklerin dedi Ermenilere yaptığı bu soykırımın benzerlerini tarihte Kürtlere yaptıklarını niye ele almıyoruz? Gibi bir lobet. Ben de yani konu tamamen başka bir yere gidiyor. Bu kim? Talabani’nin Londra temsilcisi o yıllarda. Ama şey bir adam. İyi yetiştirilmiş. İngiltere’yle yetişmiş.
Kürt, İngiliz vatandaşı belli. İngiltere’de iyi eğitim almış bir talabani’nin Londra temsilcisi o yıllarda. Neyse. Şimdi toplantıdaki birkaç Türk var profesör düzeyinde. Onlar zaten çıkıp çıkıp konuşuyorlar. Onları da ayrıca anlatacağım. Profesör Doktor Aydın Yalçın kimdi falan filan.
Onları da anlatacağız. CIA hangi üniversitelerde inanamazsınız ama Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne kadar varan o örgütlenmeleri de anlatacağız. 80’li yıllardaki. Neyse 70’li yıllardaki. Neyse geçelim. Bakıyorum bizim profesörler. Ben çünkü orada konuşmacı değilim. Ben sadece dinleyiciyim. Ben olayı hakim olmaya çalışıyorum. Gazetici olarak ama bizden profesörler var orada. Konuşuyorlar. Otdü’den, Hacettepe’den filan. Neyse. Baktım ses yok adamlarda. Ben de başkanı elimizle kaldırdım. 29 yaşında gencecik bir gazetici. Bir Türk dostumuz herhalde yedi Türkiye’nin cevap hakkını kullanacaktı. Kürsiye buyurun dedi. Ayakta bir kürsü de var orada. Çıktım. Benimki sayın beyefendinin söylediklerini dinledim. Bu dedim esasında bu konularda soykırım kelimesini kullanmak 2. Dünya Harbinde Nazi Almanyası tarafından gerçek anlamıyla soykırıma uğramış Yahudi ulusuna karşı büyük bir haksızlıktır dedi. Çünkü sanayi devrimi sonrası
ve sanayi devriminin geliştirmiş olduğu tren rayları, fırınlar vs. vs. kullanılarak yapılan tek bir soykırım var, holokost var, o da Yahudiler akar. Siz şimdi bu Ermeni meselesine da aynı kelimeyi kullanırsınız. Yahudiler ne olacak dedi. Onlara ne diyeceğiz başka? Başka bir kelime bulmamız lazım.
Bir, iki, tamamen 1. Dünya Harbi’nin o bölgeye has bir tehciridir. Olmasaydı daha mı iyi olurdu daha iyi olurdu. Ama biz tarihi öyle okumuyoruz. Tarih zaten yaşanmış bitmiş bir daha onun üzerinden şunu bunu yapacak halimiz yok. O tehcir sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun dedim ana problemi tehcire zorladığı milletin Kürt aşiretler karşısında dediğim zafiyetini tamir etmemesi ve güvenliklerini tam olarak sağlayamamızdır. Tehciri planlayan güç, tehcire kalkacak sivil insanların güvenliğini de sağlamak zorundaydı. Orada bir problemimiz var dedi. Bunu konuşuyoruz.
Zaten böyle sakallı, zeki böyle bakışlı biri hem önce bir kahkahat sonra da alkışlamaya başladı beni. Ben de teşekkür ettim falan. Millet de bir rahatladı. Adam bana çok gıcık oldu falan. Konuyu kapattık. Ama oradaki Türk profesörlere de şöyle bir baktım. Yani bu benim işim mi be birader? Yani burada oturmuşsun o kadar konuşuyorsun. Çeçen meçen diye iki çift laftan kendi milletin içine.
Neyse. Sonra kahve molası verildi falan. O sakallı, zeki bakışlı sonradan Yahudi olduğunu öğrendi. Tabii şimdi ben konuya böyle girince adam da Pentagon’daki Siyonist lobby’nin genç bir memuru sonradan anlıyorum. Yani Pentagon biliyorsunuz çeşitli lobiler var ama en güçlüsü İsrail lobisi yani. Harold Roth bunu Washington’da görev yapmıştı. Bütün benim kuşağımdan Türk gazeteciler bu kelimeyi, bu adamın adını duyduğu an vay be Ardan’a bak nerede tanımış diyecekler. Evet. Sedat Ergin, Ufuk Güldemir, Serdar Turgut başta o bölgede görev yapmış. Herkesin tanıdığı bir isimden bahsediyorum. Harold Roth Pentagon Net Assessment.
Yani Net Assessment sevgili gençler, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri stratejilerinin planlandığı çok özel sivil bir bölge. Yani generaller de var tabii içlerinde ama esas olarak sivil akademisyenlerin, beyin adamlarının görev aldığı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin hem ordu yapılanmasına hem de dünya stratejisini
ve güvenlik riski, tehdit algılamasını kitaplaştıran bir grup bu. Esasında Amerikan Derin Devleti. Bayağı yani bildiğiniz Amerikan Derin Devleti. Pentagon’un bir odasında yaşıyorlar. O. Hani filmlerde konular oluyor ya veya işte bir adam var,
derin devlet, mikroh bir şey de telsizle birilerine talim alan onlar işte. O adamlar. Esasında öyle filmlerde gözüktükleri kadar ikili ilişkilerdir olan da o kadar tehlikeli veya insanlar gözüküyorlar. Ama zamanı geldiğinde on binlerce insanın ölümüne neden olabilecek planlamaları da yapan grup. Harold geldi benim yanıma, dedi ki tebrik ederim o kadar akademisyen varken sen cesurca çıktın. İngilizcen de fena değil, heyecandan yer yer takılmana rağmen güzel de konuştun. O adam da niye ortaya çıktı, niye Kürt meselesini niye Ermeni meselesini koydu ortaya onu da anlayamadım. Falan kendini tanıttı, ben de kendimi tanıttım.
Ve bu bizim 80’li yıllara yayılan bir ilişkiler anının bir havasına sordu. Çünkü ben adamın net assessmentta genç bir memur hemen hemen aynı yaştayızdır. Ya yani bir bakayım yaşına da kayıtlarım da vardır. Ama benden belki birkaç yaş büyüktür.
Evet veya birkaç yaş değil 6 yaş büyüklmüş benden. Ama 49 doğumluğunda. Ama şey bir adam, Zeki. Sonra ilerleyen yıllarda onu da öğrendim yani İsrail ordusunda askerlik yapacak kadar İsrail’e bağlı. Ve bakın şimdi Pentagon’da Amerika Birleşik Devletleri’nin en hassas alanında net assessmentta çalışıyorsun.
Ama gençliğinde İsrail ordusunda öyle bir sistemi var İsrail’in. Dünyanın neresinden olursanız olun Yahudi iseniz o İsrail ordusunda gönüllü olarak belirli bir dönem görev yapabiliyorsunuz. Öyle bir bağınız var ki ki doğal ben bunları hiç eleştirmiyorum. Yani bir Yahudi’nin İsrail’e güçlü bağ kurmasını niye eleştireyim değil miyim ben? Benim de Azerbaycan’a müthiş güçlü bir bağım var yani bir Türk olarak.
Şimdi biri kalkıp bana dese ki sen niye Azerbaycan’a bu kadar bağlısın ben de derim ki ya kardeşim ben Türküm. Yani bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Harolduğunda gençlik yıllarında böyle bir öyküsü var gitmiş. İsrail ordusunda artık ne yaptıysa hangi birimde çalıştıysa görev yapmış. Bana anlattığı bu. Ama o aynı adam net assessmentta. Ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bütün planlamalarını yürütüyor. Mesela kendisinden dinlemedim yazılarından anlat. Yani şey değil benim kuşağımdan iyi bir gazeteci ve iyi bir yazardır Serdar Turgut. Mesela o bir yazısında Pentagon’a tesadüf gittiği bir gün, Washington Muaviri iken sanıyorum ya üriyetin ya milliyetin gittiğinde bir toplantıın kapısını fazla çalmadan, tıklatmadan girdiğini ve çok yakından tanıdığı bir Pentagon yetkilisinin Türkiye’nin de parçalandığını gösteren yeni bir Orta Doğu haritası üzerinde çalışırken gördüğünü yazar. Ben onu tabi adını vermiyor ama ben onun yazısından Harald olduğunu anlıyorum. Çünkü Harald aynı zamanda bağımsız Kürdistan hareketini destekleyen Yahudiler Birliği’nin dövyesidir. İlerleyen yıllarda öğrendim bunu yeni. Yani adamı takip ettiğim için şimdi aramız hiç iyi değil yani görüşmüyoruz.
Ama adamı takip ettiğim için Suriye, Irak olaylarından sonra o bölgede vaat edilmiş topraklarda hani bizim en son harekatımızda sonlandırdığımız o PKK’ya kurdurulmaya çalışılan devletin planlayıcılarından biridir Harald. Neyse sonraki bir konu Harald da dedim ki ya siz kahve içiyorsunuz.
Siz dedim emin misiniz? Ne? Yani Afganistan’daki savaşı Kafkasya’ya sıçratırsanız işin içine sadece Çeçinistan girmez. Gürcistan’a, Azerbaycan’a, Ermenistan’a, Kafkasya bu, Barut fıçısı. Ve tabi dedim benim ülkem orada arkadaş buradakiler ne kadar rahat konuşuyor. Ben dedim oranın sınırındayım bebeğim, akrabalıklarım var orada. Siz dedim ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bak dedim hedefe kilitlenmiş bir durumdayız. Bu 1990’lara kadar da bırakmak istemiyoruz bu işi dedi. Çünkü Rus-Sovietler Birliği artık savunma harcamalarını karşılayamaz hale geldi.
Ve bu karşılayamaz hale gelmiş Sovyetler Birliği’ni bir daha zor buluruz. Biz bunu sonuna kadar bastırıp bunların harcamalarını katlayacağız. Harcamalar katlandıkça sistem içeriden çökecek ve sonuçta pes etmek zorunda kalacaklar. Afganistan Harbi bunlara çok büyük yük getirdi. İçeriye de bir tane daha koyarsak bu zaten Sovyet sisteminin olduğu gibi ekonomik açıdan kilitlenmesi ve Sovyet halklarının, Sovyet halkının topluca ya burada ne oluyor demesine yol açacak. O yüzden böyle bir plan var doğrudur. Ve ondan sonra tabi ben bütün gelişmeleri ve sonra ne yazık ki patlak vermiş olan Çeçen Harbi’ni hepsini
bu gözlükle izledim. Ve çok enteresandır 2001 yılında, onu sonra tabi anlatacağım, o 2001 yılındaki 11 Eylül saldırısından yaklaşık 15 gün önce aynı Harold Roth, ona bu yönden de bir teşekkür borcum vardı,
beni resmen Pentagon’daki o Amerika’nın derin devletinin bünyesine aldığı içeriye bir nedenle dolayı hepsini anlatacağım ve filmlere konu olan Amerika’nın derin devleti lideriyle tanışmamı sağladı. Andrew Marshall yeni öldü 93 yaşında ama bu başka bir bölümün konusu. Andrew Marshall sadece size bir ön bilgi, belki Google’a girersiniz, strategist Andrew Marshall diye yazarsınız. Kiminle zaman içinde 2001 yılında tanıştığımı anlarsınız. Şimdi bütün bunları niye anlatıyorum? Bütün bunlar esasen bir tek noktada toplanıyordu.
Sovyetler Birliği’ni, Yumuşakkar’ını, Orta Asya ve Kafkasya’dan bir şekilde vurmak. Bunu vururken de bölgedeki Müslüman halkları harekete geçirmek. Kafkasya çok cazitti çünkü Orta Asya,
Hazar’ın doğusundaki Türk toplumlarından aradıkları direniş ve ihtilalci ruhu bulamamışlardı. Afganistan üzerinden Tacıkları, Özbekleri, Kırgızları hepsini zorladılar. Kazaklar hariç özellikle Tacıkları ve Özbekleri çok zorladılar. Çünkü bu iki toplumun Afganistan’da akrabaları vardır. Çok zorladılar ama her iki toplumda da yani Tacıklarda da, Kirk, Sol, Olivier, Roy, Tacıkistan’ın başkenti Dujan bir de diplomatlık da yapmıştır. Anlayın ne demek istediğimi. Özellikle Tacıkların İran’la olan kültürel bağları nedeniyle, aynı dili konuşurlar biliyorsunuz, acemci. Daha rahat havaya girebileceklerini düşünüyorlardı bana yaptıkları itiraflarda. Yani İran devriminin Tacıkistan’a da sıçrayabileceğini ve Sovyetler Birliği ile Şii, Acem kültürünün Tacıkistan üzerinden bir çatışmaya girebileceğini de hayal ediyorlardı ilk başta.
Olmadı. Çünkü Haziran’ın doğusundaki Müslüman toplumlar stabil bir dünyayı seviyorlar. Yani çok böyle tarihleri boyunca göç etmiş kolları bizim gibi, yani batıya göç etmiş kollarının dışında sakin insanlar.
Ve o nedenle 84-85 yıl itibariyle Afganistan savaşını, Sovyet coğrafyasına taşımanın merkezi Kafkasya’ya kaydı. Çünkü Şeyh Şamil geliniği, Basmacı isyanları, Nakşibendi’yi hareketli.
300 yıl Rus yayılmacılığına direnmiş bir halklar manzumesi orada bütün tarihi gerçekleriyle duruyordu. Ve orayı canlandırmak, orayı hareketlendirmek Yeşil kuşak teorisyenlerine göre Orta Asya’yı hareketlendirmekten çok daha kolaydı.
İşte bu düşünce Türkiye’de 1980’li yıllarda ve 90’lı yıllara doğru uzanan çok farklı yapılanmaların devlet içine sokulmasına başlanmasına neden oldu. Aslında o yapılanmalar 1960’ların sonlarından itibaren vardı ama özellikle Kenan Evren ve arkadaşlarının harba kullarına getirmiş olduğu yeni yapılanma,
ki kimin onayıyla veya kimin planlamasıyla yapıldığını bilemiyoruz, 1986’dan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bünyesindeki değişikliklerin de hızlanmasına neden oluyordu. Şimdi buraya kadar ne demek istediğimi herhalde üç aşağı beş yukarı anlattınız. Uzun bir yolculuğa çıktık. O yolculuğun bir yerine her şeyi sığdıramayacağız. O yüzden bu durak da şimdilik burada dursun.
Bir sonraki durak önemli. Anlatacağız.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir