"Enter"a basıp içeriğe geçin

1984 OXFORD TOPLANTISINA TANIKLIK. ÇEÇENİSTAN ATEŞİN İÇİNE NASIL ATILDI, ABD’NİN HEDEFİ NEYDİ?

1984 OXFORD TOPLANTISINA TANIKLIK. ÇEÇENİSTAN ATEŞİN İÇİNE NASIL ATILDI, ABD’NİN HEDEFİ NEYDİ?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ay-jX1vViuk.

1984 yılında Oxford’da o Orta Asya Araştırmaları İstitüsü’nün düzenlemiş olduğu konferansta Yeşil Kuşak Tüorisyeni, Büyük Strateji Uzmanı Alexander Bennix’in kızı Mary Bennix and
her birine dair bir araya çıkan bir adamın dışında iki önemli karakterle daha tanıştım. Bu iki önemli karakter ve esasında o konferansta 1984 yılında yani Sovyetler Birliği’nin
sonrasında o konferansta konuşulanlar esasında benim büyük bir oranda bugüne kadar uzanan bütün olayları önceden analiz etme şansımı yükseltti. Şansımı yükseltti diyorum. Tabi ki bu tür olaylarda eğer olayın içinde değilseniz ne kadarını bilebilirsiniz. O ayrı bir tartışma. Bu iki isimden biri Olivier Roy’du.
Olivier Roy çok enteresan bir Fransız Strateji Uzmanı ve Araştırmacıdır gerçekten. Esasında şöyle bir baktığım zaman biraz hafızamı da canlandırmak için 1949 doğumlu bir uzman La Rochelle doğmuş. Kendisiyle tanıştığımda tabi ikimiz de haydi genç yaşlarımızdaydık ve Olivier Roy o dönemde daha henüz Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın oriental alanlar yani Afganistan diyelim buna kısaca ve İran. İran ve Afganistan’dan sorumlu başlanışmanı olmuştu. Genç yaşında 1984’te ve bu görevi 2008 yılına kadar sürdürdüğünü de ifade ettim.
O arada çok önemli çalışmalar yaptı, güzel kitaplar yazdı. Mesela 1992’ydi sanıyorum. Yayınladığı siyasi İslam’ın çöküşü esasında bir nevi günah çıkartmaktır. Çünkü Olivier Roy’u ben tanıdığım zaman genç bir akademisyen olarak özellikle Afganistan’daki Pentagon CIA, Amerika Merkezi Haber Alma Teşkilatı ile Pentagon’ın birlikte planladıkları ve ana fikrini, eylem planını açıkça söylemek gerekirse Carter döneminin baş güvenlik tanışmanı
ve örene kadar gerçek anlamıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin bütün çalışmalarının bütün stratejilerinin en az Henry Kissinger kadar belirliicisi olmuş Zbigniew Brzezinski’nin çizdiği bir planın bir parçasıydı Olivier Roy. Bu plan esasen çok tehlikeli bir plandı. Niye tehlikeli? Esasında belki tarihin bir kırılma noktasında Sovyetler Birliği’ni, Afganistan’ı işgal eden gerekçelerin çerçevesinde oluşmuş bir plandan söz ediyoruz. Nedir o oluşmuş plan? İslam’ı silahlandırmak. Ya, İslam’ı silahlandırmak. Ne bu?
İki emperyalist güç. Biri hegemonik Sovyetler Birliği, öbürü emperyalist Amerika Birleşik Devletleri Soğuk Savaş yıllarında bir alanda kılıçlarını çekmişler. Sovyetler tankıyla, topuyla Afganistan’ı işgal etmiş
ve büyük oyun, hani Peter Hopkirk’in büyük oyunu var ya Rusya’yla, Ruscarlık Rusya’sıyla İngiltere Krallığı’nın, Birleşik Krallığı’nın 19. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar süren o Asya’ya hakim olma kavgasının merkezi Afganistan bir kez daha işgal edilmiş ve bir kez daha kanlı bir küresel çatışmanın merkezi aynına gelmiş.
Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi. O zaman Çarlık Rusya’sı var, bugün Sovyetler Birliği var o sırada. O zaman İngiltere var, bu sırada da Amerika Birleşik Devletleri var. Ve Mücahit Hareket dediğimiz Müslüman direnişin örgütlenip Rusya’yı, Sovyetler Birliği’ni yıpratıcı bir savaşa doğru yönlendirilmesi planı derhal yürürlüğe konulmuş. Zbigniew Gryzinski o zaman değerli bir gazeteci soruyor. Siz diyor şu anda Müslüman radikal grupları Amerika Birleşik Devletleri olarak silahlandırıyor ve Sovyetler Birliği’ne karşı cefeye sürüyorsunuz ama bu gruplar yarın bir gün bu verdiğiniz silahları Amerika Birleşik Devletlerine karşı kullanmaz mı? Çok doğru bir soru. Dağ işin başında sorulmuş bir soru. Araştırır, gazetecinin adını da sonra sizlerle paylaşır. Geçelim. Gryzinski’nin orada verdiği cevap esasında 1984 yılında Oxford toplantısına yansıyan bir cevap. Diyor ki şu anda, hedefimiz
Sovyetler Birliği’ni Afganistan’dan püskürtmek ve yıkılmasını sağlamak. Bu gerçekleştikten sonra o dediğiniz gruplar bize saldıracak mı? Onu da günü geldiğinde konuşuruz, günü geldiğinde tedbirini alırız. Bu esasında Usame Bin Laden’in ve El-Qaeda’nın Amerika Birleşik Devletleri İngiltere ve Almanya Fransa istihbaratları tarafından kurulduğu günlerden bahsediyorum. Sonrasında 2001 yılı Eylül ayında
ve 2011 Eylül saldırılarında zaten Gryzinski’nin Sovyetler Birliği dağılsın, bunlar bize saldırır mı bakalım dediği olay yaşanmıştır. Hayatta hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir.
Olivier Roy benim tanıdığım günlerde Afganistan’daki silahlı İslami direnişin geleceğin İslam coğrafyasını da biçimleyeceğine inanan ve bu konuda Fransa istihbaratı ve Fransa Dışişleri Bakanlığı ile beraber Amerikalılarla bir arada çalışan bir akademisyendi.
Ve bütün hikaye esasında planlama Afganistan’da başlatılmış olan bu hareketin silahlı direniş hareketinin
Kavkasia’ya nasıl sıçratılacağıydı tekrar söylüyorum. 1984 yılındaki O’XFORT toplantısında katılımcıların ana konusu Afganistan’da savaşın Sovyetler Birliği’ne karşı nasıl biçimlendirileceğinden çok orada oluşturulmuş olan
radikal İslami silahlı direnişin Sovyetler Birliği’nin aşil topu olarak adlandırılan veya siz yumuşak karnı diye adlandırın Kavkasia bölgesine nasıl sıçratılacağıydı bu konuşuluyor esas olarak. Yani planlama şu, mücahit hareket iyi kötü başarıya ulaşıyor. Bu İslami direniş örgütleri mükemmel iş yapıyorlar. Biz de onlara güzel silahları vesaireyi veriyoruz Amerika olarak. Bunu Kuzey Kavkasia’da Rusya Sovyetler Birliği’nin içinde bir başka halk üzerinde niye yapmayalım?
Ve Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin dağılışını orada tetikleyeceğimiz bir silahlı çatışmayla neden hızlandırmayalım? Tartışma bu. Kendimi gerçek anlamıyla o gün 29 yaşında bir genç gazeteci olarak insanlığın 50 yıllık bir mesafesinde doğabilecek tüm olayların, çatışmaların, kan dökmelerin, savaşların başlangıç noktasında olduğumu hissettim. Oxford bir anda üzerime geldi.
Biz oturmuşuz bir panelde konuşmacıları dinliyoruz. Onlar ise Afganistan’da sürmekte olan büyük bir savaşın Sovyetler Birliği’nin Kuzey Kavkasia’sına nasıl sıçrayacağını konuşuyorlar. Örnek Şeyh Şami, Basmacı Hareketi, Sultan Gariye, bunların hepsini tek tek açın okuyun. Burada uzun uzun anlatacak tarih kitaplarını dökecek halim yok. Açın okuyun. Basmacı Hareketi, Nakşibendiler ve Türkiye’de Nurcular. Yani bir cefe oluşturuluyor. Bu cefenin hiçbir tarafına da yalnız bırakmama cefesi.
Bir kısmı silahlı, bir kısmı tarihsel, bir kısmı bizdeki Nurcular gibi fikirsel ama hepsi bir armoni içinde geliştiriliyor. Peki Sovyetler Birliği’ne karşı kışkırtılacak millet kim? Çeçenler. Çeçenleri konuşuyoruz.
Rusya’nın Kuzey Kavkasia halklarına yapmış olduğu zulmü konuşuyoruz. Bir yarım kan Çerkez olarak büyük annem, baba tarafından Saadet Hanım Kabartay’dır.
Tabii ki benim hoşuma giden bir konu. Cazip geliyor. Çeçen ve Çerkez Kabartay halklarına yapılan soykırı, özellikle Çerkez milletinin nasıl Osmanlı’ya son anda halifenin toprağadır diye kaçtıkları vesaire vesaire.
Onları da açın okuyun. Bunların tartışılması, bunların konuşulması benim hoşuma gidiyor ama işin devamını görüyorum genç bir gazeteci olarak. Bu da işte hepsi oturmuşlar. Geçmişin, tarihin soykırımlarını Çarlık Rusya’nın Kavkasia’da ve Karadeniz kıyılarında yaşadığı o gelişmeler çerçevesinde yapmış olduğu o döneme dönük katliamları vesaireleri ısıtarak
Çeçen halkını Sovyetler Birliği’ne karşı yeni bir Afganistan oluşturması yönünde bir planlama yapıyorlar. Gözümün önünde. Olivier Roy, Mary Brock’s Abbey, Alexander Benningsen ekorunun bütün adamları tek tek sayarım zaman içinde. Hepsi oradalar. İngiliz orda.
Ve Olivier Roy, Mihail Gorbachev’un 1989 yılında ani bir kararla Afganistan’dan çekilmesi çerçevesinde yaşadığı çok şoktan herhalde biraz da 1980’li yıllarda yapmış oldukları işlerden de nedamet getirerek herhalde.
1992’de o çok meşhur siyaset İslam’ın çöküşü kitabını yazdı. Ama o da inanmıyordu. Bugünden yarına başlatılmış bir olayın öyle tek bir kalemde sonlanmayacağına.
Nitekim Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra Çeçen Harbi’ne ihtiyaç kalmadı. Çünkü Çeçenistan ve oradaki yapılanma Afganistan’ın devamında Sovyetler Birliği’nin içinde bir silahlı mücadeleyi içeriyordu. Ama Sovyetler Birliği, Mihail Gorbachev hem Afganistan’dan çekildi hem de Sovyetler Birliği’nin meşhur Frank Sinatra’nın My Way, Herkes Kendi Yoluna şarkısıyla dağıttı gitti.
Normalde CIA Pentagon hattında ve Avrupalıların istihbarat servislerinin katkılarıyla Çeçenistan’da planlanmış olan o savaşın çıkmaması gerekiyordu. Ama çıktı. Niye çıktı? Çünkü gençler şunu aklınızdan hiçbir zaman çıkarmayın. Belirli bir strateji doğrultusunda geliştirilmiş bir plan yürürlüğe konmuş ise devletler açısından o planı bir anda böyle bir bıçakla kesmek, durdurmak, o planın iç işleyiş mekanizmalarını askıya almak imkansız hale geliyor.
O yürüyor. Sen arkasında durmasan bile yürümeye devam ediyor. Çünkü artık bir de mekanizmalar kurulmuş, sloganlar olmuş, silahlar teslim edilmiş, ne bileyim ben liderler çıkmış.
Her şey olmuş. Nasıl duracak? Nasıl diyeceksiniz? Arkadaş biz bu savaşa esasında Sovetler Birliği’nin içinde bir çatışma çıkarmak için planlamıştık ama size de bu silahları falan böyle verdik. Ama yani siz esasında şimdi yalnızsınız. Nasıl diyeceksiniz? Demediler. Diyemezlerdi. Birinci ve ikinci Çeçen Harbleri’nde yaşanılanlar,
özellikle Vladimir Putin’in devreye girmesinden sonra, İkinci Çeçen Harbi’nde Grozny’nin yerle bir edilmesi, insanlık tarihinin en korkunç sivil katliamlarından birinin gerçekleştirilmesi
ve buna karşılık Amerika ile Avrupa’dan çıp çıkmaması. Niye? Niye ses çıkartmadınız? Niçin yüz binlerce insan Grozny’de, Çeçenistan’da, Kuzey Kafkasya’da,
Rusya’nın korkunç silah gücünün altında ezilirken, öldürülürken, tecavüze uğrarken neredeydiniz?
1980’lerin başında o yeşil kuşak teorisiyle herkesi belirli bir külesel mücadele çerçevesinde o savaşlara yönlendirirken gerekçe ortadan kalktı diye bütün o bütün Müslümanları niye yalnız bırakıyorsunuz?
İşte İmperyalizmin özelliği bu. Onların kendi planları var. O plan çerçevesinde çalışırlar. O plan yürüyorsa yürüyordur. Yürümüyorsa sizin hiçbir öneminiz yoktur. Ölebilirsiniz, öldürülebilirsiniz, katledilebilirsiniz, toplum ezarlarına gömülebilirsiniz. Her şey olabilir. Onlar ise sadece uzaktan seyrederler.
Orada o konferansta dikkatimi çeken ana unsur Afganistan ve devamındaki Çeçinistan meselesiyle ilgili olarak Türkiye’nin rolünün hemen hemen sıfır noktasında oldu. Çünkü Alexander Benningsen ve onun ekolü Pol Henzeler, Graham Fuller’lar falan bu yapısıyla yani seküler ama Müslüman toplum yapısıyla Türkiye’yi kendileri için kolay kullanılabilir bir ülke olarak görmüyorlardı.
Çünkü Laik aynı zamanda İslam’ı içselleştirmiş bir toplum mu yoksa radikal, selefist ve ideolojisi İslam açısından ağır basan bir toplum mu?
İşte bu noktada Afganistan’da Suudi Arabistan ve Birleşik Arab Emirliklerini kullandılar. Pakistan fakir bir güçlü devletti.
Ona para yığarak, onun kadrolarını satın alarak Pakistan’ı cephe ülkesi yaptılar ama işin perde arkasında Vehhabi-Selefist hareketin ana merkezi Suudi Arabistan ve Birleşik Arab Emirlikleri devredeydi siyaye ile beraber.
Usame Bin Laden orada çıktı bir siyaye projesi olarak. Suudi Arabistan’ın en güçlü ailesinin bir portresidir Usame Bin Laden.
Usame Bin Laden esasında Grahame Fulgurların, Alexander Beningsenlerin, Marie Brocksap’ların, Olivier Royler’ın hepsinin bir el birliğiyle ürettiği bir selefist, vahabi, bir radikal İslamcı karakteridir.
Ve aynı ekip, aynı şekilde Çeçenistan’a aynı mantalite ile yardımcı oldu ve oluşturdu savaşı.
Bu nedenle baktığınız zaman devam edeceğim bu konuya, o konferansa. Çünkü o konferans bizim sonraki yaklaşık 40 yılımızı belirleyen bir konferansa dönüştü. Şimdi burada kesiyorum. Bu konferansa tanıdığım ikinci şahsı nasıl tanıdığımı ve ne yaptığımı da anlatacağım ve o şahıs beni filmlerde gördüğünüz,
Compleau teorisi kitaplarında okuduğunuz Amerikan Derin Devleti’nin karargahına taşıdı. Girdim, adresi biliyorum anlatacağım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir