"Enter"a basıp içeriğe geçin

Fıtrata Uygun Beslenme Nedir Nasıl Yapılır? | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Faruk Günindi | 4K

Fıtrata Uygun Beslenme Nedir Nasıl Yapılır? | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Faruk Günindi | 4K

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=bau7rK5qElE.

Online alışverişte güven arayanların adresi Özboyacı Hatun. Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Bir kere şunu kabul etmeliyiz. Besin insan vücuduna yabancıdır. Dışarıdan yabancı bir şey giriyor. Her yabancıya vücut bir tepki verir. O zaman tepkisinden fayda göreceğimiz gıdayı almak gerek. Temizlik için önce bir beylerinizin olması lazım. Evet. Davut Orucu. Hazreti Davut Orucu dedikleri bir gün ye, bir gün yeme.
Benim yapabildiğim en zoruydu. Bu YouTube’da falan bunu deneyenlerin videoları, her şeyin içini boşalttığımız gibi bunu da işte. Bugün birinci günüm. Çok heyecanlıyım. İkinci gavam Halis Lasenovic. Acile kaldırıyorlar beni falan. Yani bir insan her gün yaptığı bir şeyi sorgulamıyorsa, değiştirmeye cesaret yoksa dünyadan şikayetçi olmasın. Huzuru hazirun cemet irfan. Lâindir, kafirdir, dinsizdir şeytan.
Şeytanın lâinliğine, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah. Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Kıymetli dostlar hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Hepinize hayırlı cumalar olsun. Rabbim bu güzel günün, akşamının, şu dakikaların, şu anın hürmetine bizi de böyle affettiği kullarının zümresine ilhak buyursun.
Derler ki Allah konuşanın diline, dinleyenin hacetine göre hikmet bahşedermiş. İnşallah bu akşam da bizim dillerimize öyle bir hikmet baş olunur da böyle derdinize derman olacak, yaranıza merham olacak güzel şeyler konuşmak nasip olur. Bugün hani böyle televizyonda bazen çıkarlar ya beslenme uzmanları. Konuşurlar ve bütün siniriniz bozulur, gerilirsiniz. Bugün gerçekten yine böyle sağlıklı, geleneksel tıp üstüne ve doğru beslenme üzerine sohbet edeceğimiz
çok kıymetli bir arkadaşım, dostum benimle beraber ama siniriniz bozulmayacak. Çünkü bugün hem böyle dayanaksız, uyduruk abidik gubidik şeyler dinlemeyeceksiniz. Bugün gerçekten yüzyıllardır bizim kültürel mirasımıza uygun, Cenab-ı Allah’ın bizi yarattığı kodlara uygun beslenme nasıl olur? Hani fıtrat dediğimiz şey var ya hangi beslenme şekli fıtratımıza en yakın, nasıl bu dünyada en temiz şekliyle hem israf etmeden hem de bizzat israf olmadan var olabiliriz?
Bugün birazcık bunları konuşup anlamaya çalışacağız. Kıymetli dostum arkadaşım Faruk Günindi ile hoş geldiniz. Doğru tarif edebildin mi? Müthiş tarif ettiniz. Belki programın yarısını bu konuşmanın yarısını özetlediniz. Allah razı olsun. Şimdi Faruk Günindi’yi arkadaşım olarak size tanıttım. Ne diyeyim dedim. O da dedi ki ben de bilmiyorum dedi. Ben bildiğim kadarını söyleyeyim. Bir kere en kıymetli yönü bence merhume Aydin Salih hanımefendinin talebesi olması. Onun Rahli Tedrisatı’nda bulunmuş olması bu çok kıymetli. Eğer halen Aydin Salih hanımefendi merhumenin kim olduğunu bilmiyorsanız onun gerçek tıp isimli bir kitabı var. Böyle kalınca bir kitap ve gerçekten çok kıymetli bir kitap. Ben okuma fırsatım olmuştu elhamdülillah. Çok istifade etmiştim. Biraz böyle taş gibi nefis istiyor tabi yani nefsinize söz geçirmeniz gerekiyor. Ama ikna ediyor. Yani öyle diyor ya ikna edemesem de ilzam ederim diye. İkna edemese de ilzam ediyor. Mutlaka bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Bugün Aydin Salih merhumenin bize anlattıkları bize bıraktıkları ışığında hem de birazcık böyle geleneksel tıp bağlamında doğru beslenme, gerçek, organik besin nedir? Bir insan ne kadar yemezse ölmez. Bu 10 günlük oruçlar oluyor, 17 günlük oruçlar oluyor. Bunlar tam olarak neye tekabül eder? Birazcık bunları anlamaya çalışacağız. Faruk gününde yıllarını bu meseleye hasretmiş bir insan ve ilk defa da bir konumun yanında kendimi obez gibi hissediyorum.
Adam o kadar sağlıklı zayıf ki ben yanında resmen bombalak gibi kaldım. Peki ben obez miyim Faruk abi? Yok değilsiniz. Yani göbeğimin olması bir sıkıntı mı? Bunu kafama takmalı mıyım yani? Yani aslında ben Aydin Salih hocamdan öğrendiğim kısmıyla bakarsak belki sizin optimum yani en vasati sağlığınızı koruyabileceğiniz şekil bu olabilir.
Dolayısıyla herkes aynı görüntüde olmak hem zorunda değil bu da mümkün de değil. Evet tür olarak en tepeden baktığımızda hepimiz insanız fakat her birimiz ayrı bir terkip halindeyiz. Dolayısıyla söyleyeceğimiz birçok şey genellenebilir fakat her bir insanın özel olarak değerlendirmesi gerekiyor. Yani bu kapsamda bir insan ki Aydin hocamın yanındayken bunları da rahatsız ediyoruz. Yani ilk başta tabii ki insanın aklına şey geliyor kilo vermeliyiz, zayıf olmalıyız, en zayıf olanımız en sağlıklığımız olacak. Efendim işte ne kadar az yersek o kadar sağlıklı olacağız. Sonra baktık ki bu çok genel geçer fikirler gerçekten hiç örtüşmüyor. İnsanın esasen kendisini önce tanıyıp ondan sonra ona en uygun zarar vermeyen ve faydalı olan şeyleri seçip kullanması gerekiyor.
Aksi takdirde işte dediğiniz gibi biraz kilo aldığı zaman insan endişeye düşebiliyor. Ama mesela Aydin hocanın da söylediği bir şey bazı mizaçlar hafif toplu olmaya yatkındır. Onların sağlıklı hali öyledir. Bazı yaratılış özellikleri ise kuru olmaya yatkındır. O insanların kilo alması onlara daha doğrusu biraz toplu olması onların sıra dışı bir durumudur. Dolayısıyla herkes kendini tanımalı ondan sonra ona göre karar vermeli. Yani sizle benim aramdaki fark aslında görünüş değil. Yani mesela sağlık için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Böyle bir gelgit halleri oluyor. Her zaman aynı olmuyor. Sağlık yakalandığı zaman tutulamıyor. Devam etmesini sağlayacak bir şeyler yapmak gerekiyor. Yani evet görüntü bazı şeyler için bir anlam ifade edebilir ama hakikat anlamında çok bir veri vermiyor. Yani belki hiç anlamamışsın diyeceksin abi ama ben o kitabı okuduğumda gerçek tıpta hareket noktası olarak……bir Ayet-i Kerime’yi nazara veriyordu Aydın Hoca. Hani biz insanı en güzel surette yarattık diyor. En güzel surette de besleniyor bu insan aslında anne karnında. Sonra dünyaya geldiğimiz andan itibaren işler karışmaya başlıyor. Yani anne sütü de bir şekilde bir ikram-ı ilahi nevinden bir rahmet çeşmesi gibi akıyor. Orada da belki çok sıkıntı yok ama mamalara hazır gıdalara girdikten sonra hani en güzel şekilde yaratılan insana……artık yeme içme ile ilk müdahaleler başlıyor. Hani bana deseniz ki gerçek tıp kitabını tek kelimeyle özetler misin? Benim hatırımda kalan yeme evladım. Yeme yani ya da dengeli et. Hiç anlamamışsın der misin bana? Yani yeme çok yiyorsunuz yani ve çok yedikçe çok kirleniyorsunuz. Şimdi bakıyoruz abi glütenciler var, glütensizler var, işte diyet var, sıfır beden gezenler var, en sağlıklı.
Hiç yemeye var, hayatını marullı havuçla geçirenler var. Sen bize bir yol açsana abi. Burada hani Cenab-ı Allah evet hani helal olandan kafi miktarda yiyeceğiz ama biz en büyük hatayı nerede yapıyoruz? Aydın hocanın bize sunduğu o öğretiler ışığında bunu değerlendirecek olursa. Eee benim anladığımı da anlatayım çünkü hep dediğiniz gibi bu şeylerin bizim kabımıza dolan kadar nasibimiz kadar ancak alabiliyoruz. Benim de anladığım Aydın hocanın yanında bir talebesi olarak tecrübe ettiğim şey de…
Aydın hoca özellikle yeme içme konusunda şunu söylüyordu özetle söylüyorum. Yediğini, içtiğini bil. Eğer bir hata yapıyorsan da onun hata olduğunu kabul ederek yapmanla böyle şey mi olur deyip yapmanın arasında da fark var. Bilmek, yediğini içtiğini ne olduğunu öğrenmek her şeyi değiştiriyor, bütün denklemlileri değiştiriyor. Şu anda belki bize çok basit gelebilir bu. Sormaya başladığınızda aldığınız cevaplardan memnun olmayabiliyorsunuz veya tatmin olmayabiliyorsunuz. Yani en temelde yediğini bil ya da kullandığını bil buradan geçiyor. Bir çok hikaye yaşadık yani kendimize tecrübeyle yaşadık. Sokağa çıkıp her zaman aldığımız herhangi bir ürünü gerçekten öyle bir ürün müdür veya içinde zararlı olarak bildiğimiz herhangi bir madde var mı yok mu diye sormaya başladığımız zaman denklem değişiyor. O zaman belki bir şey bulamıyorsunuz. İşte çok yakın bir zamana kadar katkı maddelerinin zararlarıyla ilgili çok böyle bir malumatımız yoktu.
Şimdi artık bir teklimiz oluştu. Yani katkısız yemek, fıtraten hepimize doğal geliyor. Yani biz zaten biraz üzerine düşündüğümüz zaman ben şu anda kadar tanıştığımız insan, tanıştığım insanlarda doğal yemeyen görmedim. Herkes doğal yiyor. Fakat doğalın yanında yediklerimiz genelde sorunlu oluyor. Ben öyle anladım. Yani dolayısıyla aslında çok uzun bir cümleye de gerek yok. Ben Aydın hocanın kitabından ve onun anlattıklarından özetle anladığım şey en çok değer verdiğim kitabında ilk vurucu cümlesi bana göre. Gerçeğe götüren yol açıktır. Yani açık olmalı. Gözün önünde olmalı. Çok zor olmamalı. Gizlenmiş olmamalı. Bazı sırlara sahip olmamalı.
Aksi halde bu bir haksızlık oluyor. Yani sırlı bir şey olduğunda yeme içmede de aslında buna bakmak lazım. Yani bize zarar verebilecek olan şeyler aslında biz biraz üzerinde düşündüğümüz, sorduğumuz zaman hemen anlayabiliyoruz. Çok yediğimiz zaman da doğal olan bir şeyden veya faydalı olan bir şeyden çok yediğimiz zaman da aslında hissediyoruz. İyi olup olmadığın. Elbette şu anda tuzaklar biraz daha kuyulara derin kazılmaya başladı.
Dolayısıyla insan vücudunu, algısını, hislerini engelleyebilen birçok şeyle karşı karşıyayız. Bunların üstesinden gelmeye başladığınız zaman bu söylediğim kendini tanımayı biraz daha kolay yapabiliyorsunuz. Bu sade hayatçılar deniyor. Yani öyle bir grup var. Aydin hocanın işte eserlerini okumuş, beslenmiş ve bu anlamda o doğrulara uygun bir şekilde beslenmesi ve hayatını sürdürmeye çalışan insanlar.
Ben o insanlarla sizinle de dahil işte bir 10 yıl 12 yıl oldu herhalde tanışalı değil mi? O zaman sizin bir market gibi bir yer vardı herhalde. Organik ürünler, gerçek ürünler, gerçek sağlıklı ürünler satılıyordu orada. Gittik baktık kıymet dostlar yamuk yumuk böyle elmalar, çürük armutlar falan orada duruyor ve insanlar bayıla bayıla alıyorlar onları. Tabii bunların gerçek armut, gerçek elma, gerçek yumurta olduklarını sonradan anladık. Tatmadan bilemiyorsunuz.
Şimdi devir ambalaj devri olduğu için tabii güzel görünsün istiyorsanız o üstüne sürdükleri mumu da beraberinde yiyorsunuz. Ya şu an elmaların üstüne hani görmüşsünüzdür sosyal medyada bıçakla kazıyorlar mum çıkıyor falan. Şimdi o zaman ben hatırlıyorum bazı insanlarla tanışmıştım. Bunlar ekmeklerini dahi yanlarında taşıyorlardı. Dışarıdan asla bir şey yemiyorlardı. Bu kadar mı vahim abi yani bu kadar korkmalı mıyız?
İlk başlarda bu kadar vahim geliyor ama biz yani şahsen ben şehirli olduğumu bildiğim için şehirde bu hayatın yaşanmasını savunuyorum. Hepimizin köye gidebilecek imkânları yok. Zaten böyle bir hani bu başka bir tartışma konusu belki ama böyle bir şey doğru da değil. Hepimiz medeni olmayı şehir içinde bu hayatı talep etmeliyiz. O zaman ilk başta tabii ki insan o şehrin sundukları içinde tam da istediğini bulamıyor. Yanında taşımak zorunda kalıyor.
Ama ben sizinle tanıştığımız o ilk mütevazi dükkandan işte her ürünün doğru olanını adım adım gezerek bulmaya çalıştığımız o idealist yerden bugüne baktığımda bugün artık sokakta bu refleksle sunulan başka ürünler bulabiliyoruz. Yani yanımızda onları o kadar da taşımak zorunda kalmıyoruz. Yani bu işte insan ömrü için çok kısa bir çaba bir zaman.
Ama bu zamanda insanların refleksleri o fıtraten doğru bildikleri şeyleri uygulamaya başladılar. Yani şu anda tabii ki yeni başlayan biri yine o endişeyle kendi evinde yaptığı şeyi taşıyacaktır. Sonra o standartta o refleksle o bilgiyle üretilen başka ürünleri görebilecektir. Bu bir lütuf aslında. Dünyanın her yerinde böyle şeyleri bulmak artık mümkün. Yani dediğiniz aslında çok doğru. Helal olanla beslenme konusunda bir tartışma yoktur muhtemelen. Yani bu sadece İslam’la ortaya konmuş bir şey de değil. Yani ne kadar tahrif olmuş olsa da her din mensuplarına yeme içme konusunda mutlaka bir tavsiyede bir yasaklamada ya da serbest bırakmada bulunur. Dolayısıyla bunun bu meselenin ne kadar önemli ilahi bir önemde olduğunu anlamak için bence yeterli. İslam’da ise bize hem daha önceki ümmetlerin kolaylaştırılmış bir hali var. Yani önceden yasaklananlar bize serbest kılınabildi. Hem de onun yanında bizim gözden kaçırdığımız bir tayyiplik meselesi var. Temiz olması yani özünde temiz olması üzerindeki tarım ilacından bahsetmiyorum. Özünde temiz olması bunu biz bu günlerde daha iyi anlıyoruz. Özünde temiz olmak ne demek? Tuğum olarak mı demek istiyorsun? Tuğumdan hatta tuğumun da özü. Öz kavramı aslında üzerinde düşünmemiz gereken bir şey. Biz kavramları elimizden kaçırdığımız zaman,
kelimeleri kaybettiğimiz zaman hikmeti de kaybetmek zorunda kaldık. Yani biz DNA’yı işte gene bütün hücredeki kavramları başka birinin dilinden konuştuğumuz zaman daha iyi anlayamaz hale geldik. Ben öz derken özellikle hepimizin bu özellik kelimesinde de olan, özüne dönmekte de olan, özlem duyduğumuz bunların hepsini özden alarak söylüyorum. Tuğumun da yaratılışına bakmak lazım. Orada yapılan bir değişiklik onun artık tayyip olamamasına helaldir elbette. Tayyip olamamasına yol açabilir mi? Bu noktadan bakmak. Yani şu bakıyorsunuz elma çok organik şartlarda yetiştirilmiş, hiç ilaç bulaştırılmış vesaire. Ama tuğumun genleriyle oynandığı için aslında o elma özüne uygun bir elma değil. Yani Allah’ın yarattığı kodlarla oynanmış bir elma. Doğru mu anlıyorum?
Şunu da diyebilir miyiz abi? Yani her helal olan sağlıklı da değil yani. Şimdi biz geçtiğimiz günlerde Gimdes’in genel sekreterini misafir ettik burada. İşte mesela gazlı içecek yapmıyoruz diyor. Gazlı içeceklere biz helal sertifikası vermiyoruz falan diyor. Ama mesela uyduruyorum helal sertifikalı cipsler var bildiğim. Şimdi bu helal diye günde 3 paket, 4 paket cips yemek yani helal olması meseleyi değiştirmiyor. O zaman yediğimiz bir şeyin birçok dinamik var dikkat edilmesi gereken.
Bir helal olacak, iki organik olacak, üç tohumu da öze uygun olacak. Başka? Dört hesapla olacak ekonomik sıkıntılarda. Bu birazcık şey gelmiyor mu size abi? Biraz ütopik ve biraz fazla zorlayıcı değil mi? Helal olma kısmını kenara bırakıyorum mutlaka ve elbette helal olacak. Ama ben yolda bir yerden bir yere gidiyorum. Acıktım ve orada tavuk döner yapıyor adam. Dürüme sarıyor yani ben onu yememeli miyim yani?
Yani bu yani şöyle bilgi çok var aslında hepimizde ama buzdolabımdaki bilgi bizim bir işimize yaramıyor. Sizin bir röportajınızı izledim ben bugün. Diyorsunuz ki zeka ile bilgireyi nasıl tefrik edildiğini, ikisinin nasıl inseceğim içinde çalıştığını ben Aydın hocadan öğrendim diyorsunuz ifadenizle. Evet bu bilgi olarak çok kıymetli. Peki bu uygulanabilir mi? Bu bilgi benim için kampüs de uygulanabilir mi? Öğrenci yurdunda uygulanabilir mi? Seyahat esnasında uygulanabilir mi? Yani yaşanılabilir, sürdürülebilir mi?
Kesinlikle öyle olmalı. Aksi takdirde Allah bizim için zoru istemiş, imkansız işlemiş olurdu. Ama o diyor ki ben sizin için size kolaylaştırmayı diledim. Dolayısıyla eğer bizim yani en azından ben böyle bakıyorum. Eğer bizim aklımızda bu konuda ya ama bu zor diyorsak orada muhtemelen bazı şeyleri yanlış anlamış veya kendi sırtımıza yükleyebileceğimizden fazlasını yüklemeye çalışıyoruz. Çünkü Allah kimseye daha fazlasını yüklemedi kaldırabileceğinden. Helallik kısmında aslında Allah yani ben bunları böyle anlatıyorum ama bir din adamı ne bileyim öyle biri olarak değil. Buna inanan biri olarak paylaşıyorum. Çünkü aslında beslenme gibi, giyinmemin de, yolda yürüyüşümün de, sizinle ilişkimin de, işte buraya gelirken kullandığım araçların da hepsi benim dinimle ilgili. Yani bütün hayatın içinde olmayan bir anlayış olmadığından dolayı ben burada helali bahsediyorum. Yani yanlış anlaşılma olmasın diye. Helalin zaten sınırlarını çok kalın bir şekilde Allah-u Teala çizmiş ve oraya dokundurmayacağını, kimsenin de ona cüret edemeyeceğini belirtmiş. Tayyip kısmında yani özünde temiz olma ile ilgili, habis olmamayla ilgili kısmında da sınırları gayet net bir şekilde çizdiği için ona uymak durumundayız. Tayyipat yani tayyip olma, bizim dilimizdeki karşılık temiz olma bize biraz böyle kir ve temizlik gibi bir zıttık geliyor. Ama Arapça ifadesi işte habis ve tayyip olarak yani habaset bir maddenin özünde habisse o habistir. Yani onu temizleseniz de, aküpak etseniz de güzel bir şekilde sunuşa hazırlasanız da o temiz olmaz, tayyip olmaz. Yani o özünde temiz değildir. Bunu nasıl ayırt edebiliriz zaten? Nasıl ayırt ediriz? Bazı gıdaların insan gıdası olmadığını zaten biliyoruz. Ne mesela?
Mesela kimse kum yiyerek beslenemez. Kimse topraktan gelenle beslenir, toprakla beslenemez. Elementler mesela vücudumuzda demire ihtiyaç vardır ama demir yiyerek beslenemeyiz. Bunun sınırı insan gıdası insana faydalı olması ile ve özünde kabul edebilir gıda olarak kabul edebilir olması sınırı ile belirlenebilir. Mutlaka daha iyi tanımları vardır.
İşte o hani kampüste uygulanır mı? Genç arkadaşlar dışarı çıktığı zaman madem ki öyle yaşayacağız, hadi bakalım yeni bir challenge’e giriyoruz falan gibi hissetmeyecekleri ne olabilir? Bence şöyle, işte zaten bu noktada sade hayatçıların organikçilerden farkı bu. Bir şeye organik diyerek zaten olması gereken haline yeni bir isim verme peşinde değiliz. Biz o zaten olan, zaten yaratılıştaki haline yani elma örneğindeki gibi organik elma dediğimiz zaman bize biraz ağır geliyor. Gerçek elmanın elma denmesine ne oldu da gerçek elmaya bu sefer başkalarının tanımladığı aslında gerçek olanın ismi organik deyip de yeni bir isim takalım. Çünkü elmanın adı elmaydı. İlaçlı elma deme cesaretimiz varsa, 30 küsür kere ilaçlanan elma deme cesaretimiz varsa, ilaçlı elma satıyorum desin satıcılar. Diyemedikleri için adına. Biz temiz elmaya bir ekle tarifle şey yapmak durumunda kaldık. Yani şimdiye kadar o hani söylediğiniz mütevazi dükkanın da durmaya çalıştığı şey yer burası. Şimdi sizin de bakıyorum sucuk satıyorsunuz. Yani o sitede var sade pazar diye. İnstagramdan takip etmeyenler edebilirler. O sade pazarda sucuğu koyarken altına yazıyor. Tek hayvandan diyor mesela. Halbuki sucuk deyip geçebiliriz yani bu mantıkta. Ama biz bir şeyi artık tariflemek zorunda kalıyoruz. Temizliğini tarif etmekle işaret bir nokta koyup bir nüvey koymak durumunda kalıyoruz. Çünkü bütün kavramlar birbirine girdi.
Doğru mu? Evet. Ne yazık ki öyle. Yani bizim ilk kaybettiğimiz pazarımız oldu. Pazarı kaybettik. İkincisi zaten onunla birlikte olmak zorundaydı. Kelimelerimizi kaybettik. Daha doğrusu teslim ettik. Gelip de biri yıkmaya çalışmadı. Biz zaten artık ne haldeysek sıkılmışız onlardan demek ki. O pazardaki sucuğun sucuk olması özelliğini unuttuk. İşte tek hayvandan deyince sanki ekstra bir şeymiş gibi oluyor.
Zaten ama ilk başta bakarsanız eti korumanın bir yöntemi olarak eskiler böyle bir şey bulmuş. Eti korumanın yöntemi. Çünkü et buzdolabınız olmazsa bunu çok iyi anlarsınız. Evdeki buzdolabın fişini çektiğiniz zaman beni çok daha iyi anlayacaksınız. O zaman çünkü her şeyin fişini çekmiş olacaksınız. Hayatımızın şu anda en gizli kahramanı buzdolapları. Yarına ürün saklamanın, yarın endişesinin en büyük kalesi buzdolapları. Kapattığınız zaman ürünü korumak zorundasınız. Eğer katkı ekleyecekseniz evinizde çocuğunuzun gözü önünde onun için böyle bir zararlı katkı eklemeyeceğinizden……kurutma çabasına gireceksiniz. Konserve yapma çabasına gireceksiniz. Bu aslında ilk başta söylediğiniz sucuğun nasıl olması gerektiğini size gösterecek. Yani sucuk yapmak için ben şimdi kalkayım 5 tane hayvanın bir de aslında yenmeyecek yerlerini birleştiririm demezsiniz. Bu eti yemek istediğim bu eti nasıl koruyacağım? Bu sorunun cevabı işte bu şekilde kurutarak ferment ederek.
İnden dünyanın tırnak çeyizinde hokka bazlıklarını makyajlayan şey aslında buzdolabı değil mi? Yani en iyi ayıp örtücü aslında değil mi? Kesinlikle eğer şimdi ileride bu metaverse dünyası, nesnelerin interneti yani onların içinde en kilit buzdolabının interneti bağlanması. Bence o çok bir mihenk taşı yani. Ne olacak abi buzdolabı?
Sizin siparişlerinizin sıklığına ve isteklerinize arzularınıza göre bilgi zaten markete gidecek ve o siparişleriniz gelecek. Yani yedikçe yiyebileceğiniz hatta bunun için bir adım bile atmak zorunda kalmayacağınız bir dünya bekliyor. Böylelikle tüketmeye, tükettiklerinizin dışında bir dünya olmadığını düşünmeye, onların gerçek hayatı olduğuna, gerçeğin öyle bir şey olduğuna alışmanız çok daha kolaylaşacak. Yani bir insan her gün yaptığı bir şeyi sorgulamıyorsa, değiştirmeye cesareti yoksa dünyadan şikayetçi olmasın.
Her gün hepimizin yaptığı hatta defalarca yaptığı bir şey var. Besleniyoruz, hiçbir zaman da ara verme niyetinde değiliz. Yani normal şartlarda hiçbir şey yemeden bir insan bir gün bile geçirmez. Her gün yaptığımız bu şeyi sorgulamıyorsak, bunu zaten önüme koyuyorlar diyorsak işte bu insanın iradesiyle ilgili veya özgürlüğüyle ilgili bir sorguya girmesi lazım.
Yani herkes aynı şeyi yaptığından hiç kimse, lan bir şeyler arkadaş yolunda gitmiyor olabilir mi diye sorgulamıyor. Çünkü sofraya az önce hep beraber oturduk, yemek yedik. Hiç demiyoruz ki sabah kahvaltı yaptık, bu öğrene ihtiyacımız var mı? Hatta aç mıyım değil miyim diye bile sormuyoruz değil mi? Oturuyoruz. Yiyoruz yani diğerlerle beraber, şuraya bir tatlı geldiği zaman bir dilim de ben alayım diyoruz, yiyoruz falan. Hani yediğini bilden kastettiğiniz o değil mi? Evet.
Yani arada gömme yani bir dur, bir düşün bunu. Mesela birazcık özel olacak ama siz nasıl besleniyorsunuz peki mesela? Sizdeki düzenini de ben çok öğrenmek isterim yani.
Ben de bunu aynen bu şekilde soran bir arkadaşımdan sonra fark ettim. Ben normal besleniyorum zannediyordum. Yani siz nasıl yapıyorsunuz ben de öyle yapıyorum. Yani farklı bir şey yapmıyorum zannediyordum ama sonra fark ettim ki her şey alışkanlıklardan kaynaklanıyormuş. Yani ben böyle beslenmeye, işte günde en fazla iki öğün yemeye, arada bir şeyleri tırtıklamamaya, işte bir yemeğin üzeri başka bir yemek yememeye alışmışım. Artık bu benim normalim olduğu için yani herkes öyle yapıyor zannediyorum, o şekilde yiyorum. Ama temel olarak benim dikkat etmeye çalıştığım şey hafif olanları önce yemek, ağır olanları onlardan sonra yemek.
Yani işte meyve yiyecekseniz, tatlı yiyecekseniz onları önce yemek ve sindirme de bir zaman tanımak. Çünkü boğazdan geçtikten sonra gözümüzden uzaklaşıyor ama sonuçta onun vücudumuzdan uzaklaşıp bir besin haline gelebilmesi için saatler gerekiyor. Müthiş bir sistem çalışıyor. Biz hani zatencilik böyle bir şey. O sistem zaten çalışıyor ama öyle değil işte o çalışmaya bir vakit ayırmak lazım.
Onun için de iki öğün arasını mümkün olduğu kadar uygun bir aralığa getirmeye çalışıyorum. Bir keresinde şöyle bir şey yaptık yani bir yıl içinde biz kaç çeşit ürün tüketiyoruz? Baktık ki ürünlerin çeşitleri çok azalmış. Yani 40-50 ürün yani şimdi 40-50 çok geleceksiniz ama bir bakın yani 200-300 çeşit ürün gıda falan kullanıyor insanlar.
Çeşitler azalıyor, öğünler azalıyor, porsiyonlar azalıyor, sindirim süresi uzuyor. Her bir sindirimden aldığınız enerji artıyor. Böylelikle de daha az israfla daha çok enerji ya da çok hayat kuvveti bulabiliyorsunuz. Şöyle konuşma şeklinde baktığımda böyle dingin, huzurlu, böyle gerçekten hani böyle… Bezgin değil ama. Hayır hayır kesinlikle değil. İnşallah değildir. Dingingin, sakin, huzurlu konuşuyorsun. Bu senin beslenmenle alakalı bir durum mu yoksa sen yanlış beslenirken de böyle bir adam mıydı? Onu da pek ben şey yapamıyorum, takdir edemiyorum ama herhalde daha önce biraz daha heyecanlıydım. Biraz farklı olabilirim. Özellikle bu açlık kürlerini bilirsiniz. Evet onu da konuşmak istiyorum mutlaka. Onu da çok merak edenler var. Açlık kürlerini üçüncüsünden sonra ben kendimde de bir değişiklik hissettim. Bu muhtemelen dediğiniz gibi bir mizaçtaki bir değişiklikten kaynaklanıyor. Bir de şunu anladım. Mesela siz bana sorduğunuzda eğer o konu hakkında herhangi bir şeyi biliyorsam arkasına bakmadan acaba ne derler acaba ne olur diye cevaplamanın çok iyi bir şey olduğunu öğrendim.
Ama kimseyi de ikna etmek kimseyi bir yola getirmek diye de bir sorumluluğu ve sorumluluk almadığımı da öğrenince çok rahatladım. Ben ilk bunları öğrendiğimde zannediyordum ki tüm dünyanın yüklü, tüm dünyanın sorumluluğu işte çevremdeki insanların sorumluluğu benim üzerimde. Ben gideceğim ve onları kurtaracağım zannettim. Böyle bir heyecanla bir şey yaptım. Sonra Allah Resulünün bile böyle bir vazifeyle vazifelendirilmediğiniz sen sadece ilet ve mümkün eğer mümkün görüyorsan o şeyi sen yaşa, sen uygula hayatında. Onların diğerlerinin sorumluluğu üzerinde değil belki ondan kaynaklanan bir şey olabilir. Bu oruçlardan da birazcık bahsetmek istiyorum. Hani biz bunu bir ibadet olarak görüyoruz. Ramazanlarda bazı hocaları çıkarız. Onlarda işte bütün dünyada Japon bilim adamları da işte falan diyorlar ama bu işin birazcık hani şey kısmı bildiğimiz kısmı.
Oysa bu sade hayatçılar demek doğru mu böyle tanımlamalı mıyım bilemiyorum ki. Ben de bilmiyorum. Bu arkadaşlara yani bu Aydin Salih merhumenin doğrular çerçevesinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan dikkat eden insanlara baktığımızda bunların böyle 10 günlük 17 günlük oruçları oluyor. Bize birazcık bunu anlatır mısın? Buna neden gerek var? Yani Cenab-ı Allah’ın tanımladığı oruç ya da bize tavsiye emir buyurduğu oruç böyle bir oruç değil.
Bu sahur yapılan, iftarı yapılan ve normal hayata geri dönülen bir oruç. O da Ramazan ayında, muayyen ayında ya da Pazartesi Perşembe olan sünnet oruçları var bildiğimiz. Neden 10 gün oruç tutmalıyım ya da neden 17 güne ihtiyaç duyuyoruz? Eğer bu bir ihtiyaçsa neden dini mübini İslam bize bunu tavsiye etmiyor? Neden bize böyle bir yazılı bir kaynak gelmiyor ya da geliyor biz mi haberdar değiliz?
Aslında yemek nasıl yenir falan nasıl yenmeze geldik. Zaten insan yemeği tercih edebilen tek varlık. Nasıl? Yemeği veya yememeyi tercih edebilen tek varlık. Yani varlıklar beslenmek için tercihte bulunmaz yani iç güdüseli olarak bütün hayvanlar beslenme peşindedir. Ama insan yememeyi tercih edebiliyor. Yani bu bir tercih konusu. Bir kür olarak yani bir tedavi yöntemi olarak bedeni bir süre perhize sokmak
çok kadim bir usul. Bu perhizlerin içinde bazen insanların bedenine zarar veren besinler oluyor. Bazen de olduğu gibi beslenme de insan vücuduna zarar verebiliyor. Çünkü insan bedeni kadim bilgiye göre bu geleneksel tıbın da dayandığı bilgiden bahsediyorum. Kadim bilgiye göre kendini iyileştirecek bir tabiatla yaratıldı. Bu bütün mahlukat da olduğu gibi en eşsiz bir şekilde insan bedeninde var. Dolayısıyla eğer siz hata yapmayı bırakırsanız, onu kendi haline bırakırsanız o kendini iyileştirecek mekanizmaları, insan olarak sizin bilmediğiniz mekanizmaları açmaya çalıştırmaya başlıyor. Aç kalmak veya öğünler arasını uzatmak bu sürecin başlamasını sağlayan bir etken. İslam’da bizden öncekilere farz kılındığı gibi bize de oruç farz kılındı. İslam Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam’ın teşrifinden önce de bunlar farz kılınmış ibadetlerdi. Dolayısıyla oruç aslında kadim bir ibadet ve değişmeden bizden öncekiler gibi bize de gelmiş. Değişerek özür dilerim.
Yani temelinde oruç değişmeden gelmiş. Usul değişiyor tabi. Bizim için faydalı olduğuyla ilgili tabi ben bir şey açıklayacak durumda değilim ama rastladığım bir şey söyleyeyim. Hastalar ve yolcularla ilgili oruç tutmak konusunda bize tutamayacağımızı, tutmayacağımızı söylediği gibi aslında daha hayırlı olanın oruç tutmak olduğunu söylüyor. Daha hayırlı demek, daha faydalı demek, tercih etme sebebi demek. Bir de başka bir ayet-i kerimede de hayırlı olanın az yemek olduğundan bahsediyor. Yani biz temel olarak aslında açlığı bir hayat tarzı olarak benimseyemeyiz. Aç kalmayı bir tedavi usulü olarak benimseyebiliriz ve bunu belirli bir dönem, belirli bir usul içinde yapabiliriz. Aydın Salih Hoca’nın da tavsiye ettiği usul aslında buydu. Şimdi Aydın Hoca’nın gerçek tıp kitabının en çarpıcı kısmı hep açlık tedavisi olarak alınır. Biz onunla yaptığımız bir çalışmada kendi usulünün, kendi anlayışının daha doğrusu bu tıbba ve sağlığa yaklaşımının basamaklarını anlamaya çalıştık. Ben ona bir liste yani önem sırasına göre bir liste çalışabilir miyiz diye sorduğumda 7 basamakta bir şeyden bahsetti bana. Ve onların içinde açlık ilk basamakta değildi. Tabii ki en meşhur olduğu için öyle zannedilir ama birinci basamakta hepimizin bildiği zararı terk etmek vardı.
İlk önce neyin bize zarar verdiğini bilmemiz gerekiyor ve ondan uzaklaşmamız gerekiyor. Bu işte Mecelli hukukunda da geçen zararı terk etmek, faydalıyı arttırmaktan iyidir kıstasına da kuralana da çok uygun. Hem de Hipokrat’ın 2000 yıl önce zarar verme diye Vatincesini bütün hekimler bilir.
Önce zarar verme mottosuyla ilk kuralıyla da örtüşüyor. İlk önce bu zarardan uzak durmalıyız. Bunları öğrenmek kolay çünkü zararlar çok olduğu için ve de çok göz önünde olduğu için hemen fark edebiliyoruz. Sonra faydalıyı arttırma var ikinci basamakta. Bize ne fayda edebilir ki? Ne fayda eder? Mizacımıza uygun olan mizaç nedir? İnsanın yaratılış kıvamı. Nasıl bir hamuruyla karıştırdığınız zaman bir kıvam olur.
Aynı hamurdan 5 ekmek yaparsanız 5’in de tipi farklı olur. İnsan da ona benzetilebilir. Kıvamamız. Tamam bu kıvamı tutmak için neye ihtiyacımız var? Bir kere şunu kabul etmeliyiz. Besin insan vücuduna yabancıdır. Dışarıdan yabancı bir şey giriyor. Her yabancıya vücut bir tepki verir. O zaman tepkisinden fayda göreceğimiz gıdayı almak gerek. Ve faydanın da dışarıdan içeriye değil içeriden dışarı olduğunu bilelim. Yani içerideki enerji üretilmezse dışarıdan ne kadar beslerseniz besleyin.
O vücut takviye olamaz. Yani arabanın motoru bozuksa sen istediğin kadar kaliteli benzin koy yani motor bozuk. Enerjiye dönmüyor yani aldığın. Ya da cilalayın arabayı işte düzeltin kapatayı. Kırkayın koku sıkın gitmedikten sonra hiç maynaz yok. Üçüncü basamakta vücuda her noktasına besin taşıyan bununla vazifeli kan var. Kanın temizlenmesi gerekiyor.
Geleneksel tıbın artık halka mal olmuş bir uygulaması, hacemat. Hacemat bunun için bulunmaz bir fırsat veya böyle besinlerin öncelenmesi. Sülük de hakeza, Anadolu coğrafyası, Sülük’ün anavatanı. Biz bunu unuttuk. Ne yazık ki şimdi de yakın bir zamanda neredeyse köklerini kurutacağız.
Ona da dikkat etmek lazım. Bu ikisi ve birkaç bitki kan temizleme yardımcı. Bu üç tanesi olduğunda insan mevcut birikmişliklerini arındırabilir. Zarardan uzak dur, faydalığı arttır ve kanı temizle. Evet. Bu üç tanesi son gelen zararı, son gelen zararlıyı uzaklaştırmak için yani arınmak için çok iyi üç yöntem. Ve herkesin bunu yapmak için fırsatı var. Kimseye ihtiyacı yok. Bunları bilgiyle yapabileceğimiz şeyler yani bir teşhis gerekmiyor. Ama zararlıdan uzak dur. Şimdi gazlı içecek falan bunlar mı zararlılar? Yani şimdi zararlılığının ne olduğunu da tanımlamak önemli. Tabi. Yani gazlı içecek mi, şeker mi, toz mu, karbonhidrat mı ne zararlılar abi? Yani şöyle diyelim, bulunduğumuz ortamda soluduğumuz hava önemli. Havayla gelen zararlar var mı? Yani egzoz gazları hemen aklımıza gelecek falan. Evet ama daha tehlikelisi var. Sentetik kokular. Egzoz gazından daha sinsi bir tehlike var çünkü daha fazla nüfuz edeceği ve vücutta çok önemli vazifeler gören hormonların dengesini bozucu.
Hormon zaten harmoni demek yani bir uyum demek. İnsanın uyumunu bozucu. İlk önce onlara dikkat etmekte fayda var. Hava en önemlisi, su önemli. Suyu temiz bir su yani hafif bir su tercih etmeli. Bunlar en temel olanlar. Neden havayla başladım? Çünkü susuz bile yaşayabilirsiniz. Havasız 5 dakika yaşayamayız. Hava ilk önce en önemlisi. Sonra suyu da hareketlendirmenin yöntemi var.
Yani az önce bizim biraz böyle şey yaptığımız, kızdığımız buzdolabı burada bizim işimize yarıyor. Bir su donup çözüldüğü zaman uygun bir ortamda donup çözüldüğü zaman içine yabancı maddeleri artık kabul etmiyor. Dolayısıyla biz o suyu arındırmış olabiliyoruz bu şekilde. Yani dağda karlardan eriyip gelen sular en canlı sular. Bunu da biz burada ancak dondurup çözdürerek bulabiliyoruz. Ya da işte toprak testi içinde duran sular veya eskilerimizden biliriz böyle hani havalandırarak devir daim yaptırılarak yapılan sular. Bunlar hep canlı sular oluyor. Su onun için önemli. Hatta suyu sadece düzgün ve kaliteli içerek yorgunluktan kolay kurtulabiliyoruz. Gece uykularımız daha verimli oluyor. Yani kilit bir nokta bu. Sonra besin geliyor. Yani hava, su ve ondan sonra katı besin. Bunlarda da pişmişleri sonradan tazeleri önceden kullanırsak veya öncelersek tazeleri. Günde yediğimiz öğünlerin üçte ikisi taze olursa özellikle yazın. Bunlar çok iyi şeyler oluyor. O kararlar. Pirinç pilavı var, et kavurma var, salata var, karpuz var. Önce salatayla karpuzu yiyip sonra pilavla kavurma. Ama şimdi çok şeyli bir soru oldu. Gerçekten süper bir soru oldu. Şimdi eski hekimler pilav gibi ağır bir gıda ve et yenirse mutlaka yanında tatlı bir şey yenmeli diyor. Ama bu özel bir durum. Tam sorduğunuz soru dışında cevaplayamayacağım bir şey. Yani onun için biz mesela şey biliriz. Hoşafla tas kebabını yendiğini. O hoşaf hekim tavsiyesidir. Ya da pilavın içine kuş yüzümü koyarlar ki tat gelsin. Bu karaciğeri rahatlatan bir şey. Yani o özel soruya onu öyle yiyebilirsiniz diyebilirim yani hepsini birlikte. Çünkü karpuz da diğer bütün gıda şeylerin, meyvelerin dışında yemekle yenebilecek tek meyve. Yani orada kayısı olsaydı mesela kayısı önce yiyin diyebilirdim. Ama karpuz olunca birlikte sindirilebiliyor. Karpuzun öyle bir vası var. İşte burada asıl bende yük olan şu hazırladım sofrayı tam dediğiniz şekilde ödülüm biri geldi mesela eli cebinde o karpuz var ya genetiyle oynamış deyince
ben o karpuz adamı kafasına geçirmek istiyorum. Yani zaten insan yani burada tıkanıyoruz herhalde. Yani adam diyor ki işte çörek otu yağı çok önemli diyor buluyorsun buluşturuyorsun emek ediyorsun. Zaten buna mesela yani alışkanlığı olmayan bir insanın buna alışkanlığı kesbetmesi çok zor. Tam bir düzene sökecek diyor ki o çörek ota değil. O bir kere diyor gerçek çörek ota değil. İşte falan deyince işler karışıyor. Herhangi bir karpuz içinde geçerli mi söylediğiniz? Yani pazardan aldığım karpuz bu dediğiniz fayda verir mi bana?
Miktarı doğru tuttuğunuz zaman zarardan uzak durabilirsiniz. Faydalıyı bile çok yediğiniz zaman zarar. Tabii canım yoğurt 2 kilo oturuyor yoğurt diye 3 kilo. Tabii yani burada ölçü önemli. Herhangi bir meyvenin sebzinin kendisinden emin değilseniz suyu en emniyeti kısmı meyve suyu olarak tüketebilirsiniz. Karpuzun vasfı zaten neredeyse hepsinin su olması.
Yani ondan bile ölçü yediğiniz zaman ve çok çiğnemek mesela hani dışarıda nasıl bir formül diyelim mesela çok çiğnemek. Dışarıda zararlı olacağını bile bile yediğiniz bir malzemeyi çok çiğneyerek şey yapabilirsiniz. Zarardanın minimize edebilirsiniz. Şu maddeleri bitirelim mi abi 3 saydınız. 4. ne? 3’ü bir hatırlayalım. Birincisi zararı terk et. Zararı terk et. Faydalıyı artır. Kanı temizle. Kanı temizle. 4? Açılıkla terbiye et. Şimdi bunu tarif edelim. 10 gün hemen kafadan orucan başlıyoruz. Nasıl yapıyoruz abi o işi? Öyle. Eski hekimler özellikle bunu önemli bir şekilde uyarıyorlar. Beden alışkanlık üzerine hareket ediyor. Yemeğe de alışır yememeğe de alışır. İyiye de alışır kötüye de alışır. Ama alışkanlıklarını hızlı değiştirmek tavsiye edilmez. Bu vücudun kriz yaşadığı bir an olur. Onun için bir belirli bir basamakla yani kademeli bir şekilde bir geçiş istenir.
Onun için aslında ilk üç tanesini yapan ilk üç maddeyi gerçekleştiren kişi artık dördüncüsüne geçebilir. İlk üçünü yapmadan bugün hemen yapacağım dediği zaman krizlere hazırlıklı olsun. Çünkü kriz dediğim şey yani vücut o şeyin üstesinden gelmek için hiç alışık olmadığımız çözümler bulabilir. Aşama aşama diyor yap diyor yani akşam 3 kişilik kebabı gömüp çiğ köfte arkasına yarım kilo tatlı yedikten sonra 10 günlük oruca başlarsan patlarsın.
Bu değil hani az önce dedi ya mecellede de bir şeydir kuraldır def-i mazarat celb-i maslattan evladır diye. Aşama aşama önce kötüyü terk et sonra faydalıyı al sonra kanı temizle ondan sonra oruçla ilgili aşamaya geç. Bu aşamada nasıl başlıyor abi? Her kişinin durumuna özel bir şey yaklaşında bulunmak lazım aslında. Ama usulü kendisinden hani sanki bir kişi varmış da ortalama bir kişi onu yapıyormuş o yapıyormuş gibi anlatayım. Eğer gençse 40’ının altındaysa mesela o zaman şeyi suyla iftar ve sahur yapmayı veya günü suyla geçirmeyi 3 gün yapabilir. Bu 3 gün aslında 3 gece demek. 3 gece bunu sahur iftar sahur iftar gitmemiz lazım. 4. günse hafif olan gıda ile başlar pişmişlere akşam geçer ve bu şekilde hayata yani 4 gün daha yemeye geçecek. 3 günü suyla 4 günü yiyerek geçirecek bir haftada tabi. Bu bir düzen oluştuğu zaman artık karaciğerin çok önemli bir organ karaciğer karaciğerin temizlenmesi mümkün oluyor. Bunu her hafta mı yapacak? Bunu belirli bir dönem her hafta yapacak. Belirli bir dönemden ne yani mesela yılın 6 ayı mı mesela? Yok o kadar uzun eskiden tabi daha kısaydı şimdi hastalıkların şeyleri de derinleşti biraz daha uzuyor bazen 20 hafta bile olabiliyor.
Tabi ama en net cevabı aldığınız haftalar 13 hafta mesela 7-13 hafta arası bir değişiklik görebiliyorsunuz insan bedeninde. Siz yapıyor musunuz bu fark hocam? Yani bunu artık bir hayat tarzı olarak yapıyorum. Bir tedavi olarak Allah’a şükür hasta olmadan ihtiyacım olmuyor. Hasta olduğum zaman da zaten fıtraten yemeği kesiyorum. Bir şey soracağım. Oruç gibi değil mi ya aynı konu? Sizde de aynı izlerim oldu mu dostlar? Gerçekten abi oruç niyetli gibisin ya şöyle konuşurken.
Yani oruç insanındaki bir dinginlik olur yani böyle. O o dinginliği ben çok iyi okuyabiliyorum. En iyisi izleyicilerimize de yazıyordur yani şu an oruç muzun değil mi? Yok değilim oruç değilim. Yani Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam yanına gelip de her gün oruç tutmak isteyen sahabe efendimiz de diyor ki. Yani o kadar istiyorsan bir gün ye bir gün yeme.
Ben bunu dinlediğim zaman Aydın Hoca’dan da 40 gün helal yiyenin kalbine hikmet nuru yansır. İlim nuru yansır diye söylediğinde demek ki 40 gün boyunca bir yerde kaçırıyormuşuz ki ilim hikmet bizden es geçiyor diye düşünmüştüm. Sonra İmam-ı Gazali’de de okudum. Sonra diğer İslam büyüklerine baktığım zaman hepsi uzun süre riyazetleri oruçları tavsiye ediyorlar. Ben de denemek istedim birkaç arkadaşımla işte o sade hayatta birlikte olduğumuz arkadaşlarla.
Birkaç tanesini denedim. Sonra fark ettim ki bu bir alışkanlık haline gelebiliyor. Yani insan gerçekten yememeye de bedenen alışabiliyor. Onun o hale gelmemesi için çaba sarf etmek gerek. Davut orucu Hz. Davut orucu dedikleri bir gün ye bir gün yeme. Benim yapabildiğim en zoruydu. O daha zor. Daha zor. Yani 10 günden daha zor. Belki 17 günden daha zor. Allah Allah. Ama daha zorunda söyleyeyim. Ondan da zorunu. Her gün yerken az yemek. O benim görebildiğim en zoru.
Nasıl? Normal oruç değilken yemeği kontrol edebilmek. O en zoru. Yani nefse 10 günde hani şimdi ben defalarca 10 günlük açlık yaptım. Aydın Hoca tavsiye etti. Beni takip etti. Neler yapmam gerektiğini söyledi. Her defasında biraz daha kolay oldu. Hatta bir tanesini Temmuz’un ortasında yaptık. Yani güneşin alnında gezerek falan yaptık. Yani bu bedenin bir süre sonra bu ritme gıdanın alımının uzatılmasına bile alıştığını gördüm.
Zahut aleyhisselam’ın orucunu tuttuğumda da o farkı gördüm. Çünkü bir gün yediğinizde yarın onu yiyemeyeceğinizi bilmek nefse çok ağır geliyor. Çok da yiyemiyorsunuz çünkü yarın rahatsızlık yaşıyorsunuz. Yani yerken durabilmek çok zor. Ama normal hayatta Allah Resulü’nün işte en büyük tavsiyesi ki işte büyük hekim İbn-i Sina tıbı özetlemek isteyen bir arkadaşına, özetlemesini isteyen bir arkadaşına öyle cevap veriyor. İnsanların nasıl arkadaşları var? İbn-i Sina var. İbn-i Sina gidiyor ya bu tıbı bir özetle diyor. Yani öyle bir arkadaşı var. O arkadaşa da şöyle bir cevap veriyor. Açken yememek, doymadan bırakmak. Açken yememek dediniz. Az önce onu düzeltelim o zaman. Azıcık madıkça yememek. Çünkü açken yemeyeceksin de ne zaman yiyeceksin? Ziyanında oturmaya çalışıyorum. Açken yememek. Demek ki diyorum ben iyice dibine kadar acıkmadan yememek demeyelim demek istedim. Yok doğru siz… Acıkmadan yememek yani iyice acıkmadan yememek, sofraya oturmamak ve doymadan da bırakmak. Kalkmak evet.
Yani o açıdan aslında açık bir terbiye de usulü. Kaç günlük oruç tuttunuz bugüne kadar? Bir seferde? Ben en uzun 14 gün yaptım. 14 gün tuttunuz. Evet. Bu YouTube’da falan bunu deneyenlerin videolarıydı. Onun her şeyinin içini boşalttığımız gibi bunu da işte. Bugün birinci günüm. Çok heyecanlıyım. İşte 2. halislasya’yla 3 acile kaldırıyorlar beni falan. Bunları vlog yapıp internete… Yani aslı nasıl bunun?
Yani bir 10 günlük orucun en zor zamanı hangi günler? 9. gün mü? Yok 7. gün. 7. gün bir kritik eşik. 7.den sonraki zamanı… Aslında şöyle 7.günden sonraki zamanı alışabiliyorsunuz. 7.den sonra bir değişiklik oluyor. Mesela Ramazan orucunu muhtemelen hepimiz nasıl olduğunu biliyoruz. Yani ilk başta ne yaşıyorduk işte başımız ağrıyor falan.
Ya da Ramazan’ın ilk orucunda ilk gün ne yaşıyorsak bunu bir çözümlersek. Açlığın diğer günlerini de anlayabiliriz. Genelde 3 günlük açlıklar mesela. Aslında 1.5 günlük açlıklar da var ama o Ramazan orucuna çok benziyor zaten. Onu anlatmaya gerek yok. Birçok insan onu tecrübe edebilir. Bir sahursuz yani suyla sahur yapsanız sabaha 36 saati olduğundan bu söylediğimi anlayabiliyoruz. 3 gün ise birinci gün evet hafif bir açlık hissiyle geçiyor. İkinci gün bu derinleşiyor. Üçüncü gün ise azalıyor. Yani açlık hissi açlığın içinde azalan bir his. 10.günde de ilk üçte birinde açlık hissine sahip oluyorsunuz. Ortadaki 3 günde biraz daha şiddetli yaşayabilirsiniz o hissi. Ama sonra kayboluyor. O kaybolma esnasında artık dayanamayacağınızı düşünmek o eşik var işte. Ondan sonra ama insan bedeni başka bir iç beslenmeye geçiyor. Yani ona sabrederseniz sonunda bir daha derin temizlenme mükafatıyla karşılaşıyorsunuz.
Tabii şu şeyi açanın ama bunu kafanıza göre yapmıyorsunuz kıymet dostlar. Yani böyle aaa çok güzelmiş bu akşam bunu deneyin değil. Aşama aşama hepsinin içi aynı. Bazı fıtrata uyan zaten program başında bunu özellikle söyledi Faruk Bey. Bazen benim reçetemle senin reçeten aynı değil. Biz bunu ortalama bir insan üzerinden konuşuyoruz. Bunu mutlaka bilen bir insana ya da hekime danışarak ya da kime güveniyorsunuz etrafınızda bu işler konusunda ihtisas yapmış. Bunu bilen, sizi tanıyan, sizin bünyeninizi, metabolizmanızı bilen insanlara danışarak
böyle bir şeye kalkışmanız gerekiyor. Kaldı ki bu arınma aşamasının dördüncü aşaması yani zararlıdan kurtul, yararlıya arttır, kanı temizle sonra oruçlu. Yani öyle kafanıza göre programıza dedik hadi bismillah öyle değil yani. Zaten hamdolsun artık evde denemeyecekler. Yok yine evde yapacaklar da kendi başımıza denemeyin. Evet kendi başımıza değil. Aslında deneme oruç kısmını nafile orucu mesela insanlar yapabilir ama böyle bir tedavi bir kür gibi.
Bir de benim muayene zamanları var ya hadi ocağın on ikisini de başlayalım öyle yok yani belli günler var bunun. Belli arınma zamanları var bildiğim kadarıyla. En etkili zamanlar var doğru ama hamdolsun Türkiye’de artık bunu bilen hekimler var bunu anlamış olan dünyada da öyle. Ki 2016 yılıydı sanırım bir açlığın insan bedeninde yaptığı iyileşmenin metabolizma usulünü açıklayan bir Japon araştırma almıştı. Ama da Ramazan’da paylaşıyoruz demiştiniz ondan sonra biraz daha tabi şey anlaşılır hale geldi camia için. Dördüncüsü açlıkta beşinci ne abi? Beşincisi organ sistemlerini temizlemek mesela beynin temizlenmesi mümkün bu doğal usullerle yapılabiliyor. Şimdi bu beyin derken teknik olarak işte hekimler bunu daha iyi anlar beyin yıkamadan bahsetmiyor.
Önce bir beylinizin olmasın. Yani zaten bu noktaya geldiyseniz dördüncü aşamaya kadar. Sade orada birazdan geriden oradan. Ya yine önce ihtiyacımız olan bir beyin. Ondan sonra sonra kirli bir beyin tabi de bunun temizlenmesi her organın bir müsili var aslında.
Biz müsil olarak hep bağırsak müsilini düşünüyoruz ama her organın çalışmasını hızlandıracak ve ondaki atıkları uzaklaştıracak bazı bitkiler ve usuller var. Bu usulleri takip etmek gerekiyor. Bu usullerin içindeyse kendi başına özel olan bir organ var. Neredeyse tüm vücudu etkileyen sağlığıyla etkileyen karaciğer. Karaciğer temizlemesi aslında beşinci basamak sayılıyor. Karaciğeri özel olarak temizlemek gerekiyor. Bunun için yani yine çok şükretmemiz lazım.
Ülkemizde zeytinyağı var, ülkemizde limon var. Bu iki değer karaciğerin en büyük dostu. Bu bir usulle kullanıldığında karaciğerin dokularının temizlenmesi mümkün oluyor. Altıncısı için organ temizliklerini alalım. Yedincisi ise meşhur herkesin çok bel bağladığı fakat yardımcıdan öteye geçemeyen bitkiler. Yani yedinci basamakta ancak şifalı bitkiler var. Dolayısıyla zararı terk etmeyen bir insan için şifalı bitki kullanmak israftır.
Yani beslenmene hiç dikkat etmiyorsun. Ne gelirse gömüyorsun. Gırtlağına kadar doyuyorsun. Üstünde ıhlamur içiyorsun. O ıhlamur sana hiçbir şey yapmaz. O ıhlamur ne yapsın? Yani bütün gücüyle çalışsa… Ağacı yesen faydası yok yani. Ne yazık ki öyle oluyor. Onun için de böyle bir yedili basamak anlattı ben Aydın Hoca. Ve bunun ilk üçü herkes için faydalı.
Geri kalanı ise az önce dediğiniz gibi herkesin özel olarak tavsiye alması, bilgi alması gerek. Ama zarardan uzak durup, yararlıya arttırıp kanınızı temizlemek işte sürüklü acımakta. Bunu herkes yapabilir. Herkes için faydalı. Şimdi baştan beri saydıklarınızı söylüyorum. Gerçek tıp Aydın Salih Merhumi’nin kitabını alıp okuyabilirsiniz mutlaka. Bütün kitap sitelerinde her yerde rastlayabilirsiniz. Müthiş bir kitaptır. Çok güzeldir. Ben de tavsiye ediyorum. Ben de okudum ve çok istifade ettim. Alıp okuyabilirsiniz. İkincisi bu organik, hani tayyip, gerçek, temiz güvenebileceğiniz ürünleri nereden bulabilirsiniz? Hemen şu altta gördüğünüz bir Sade Pazar mıydı orası? Sade Pazar diye bir internet sitesi var. Bunların Instagram sayfaları da var. Sade Pazar’ın sayfasına girdiğinizde orada mesela ceviz mastratı diye bir şey var. Ben bakıyorum diyorum ki ne olduğunu bilmiyorum. İyi bir şeydir herhalde. Tek hayvandan sucuk diyor. Mesela başka ne vardı? Sirke falan vardı herhalde. Meşhur sirkeler var. Bal sirkesi diye bir şey var mesela. Bal sirkesi var. Çok ilginç. Oraya bir göz atabilirsiniz. Oradaki üren, ürünleri güvenle alabilirsiniz. En azından o iş ürünlerle uğraşan arkadaşları. Hani ben de bizzat tanıdığım için buna referans olabiliyorum. Ayrıca da başka nereden istifade edebilirler? İstanbul Doğal Sağlık Enstitüsü diye bir çalışmamız var bizim. Bu tip eğitimlerin, seminerlerin, bilgilendirmelerinin yapıldığı şimdilik İstanbul’da tabi ki adından anlaşılacağı gibi onlara da katılabilirler. Oradan da bilgi alabilirler. Çünkü bu bir hayat tarzı. Yani biraz böyle bilmek, bilen, yaşayan insanlarla tanışmak gerekiyor. O zaman kolaylaşıyor. Oradan da istifade edebilirler. İnşallah. Teşekkür ederim Fahri. Ben teşekkür ederim. Çok çok kıymetliydi ya gerçekten. Ve sendeki şu dingin hale bayılmış durumdayım ben gerçekten. Kendimi böyle şey azgın gibi hissediyorum karşıma ya. Çok kontrolsüz beslemdeyimimizden mi? Yapım acaba? Bence kesinlikle yapım. Yapım böyle mi benim? Tamam ya bu en azından teselli verici oldu.
Yok. Gerçeği söylemeye çalıştım. Peki kıymetli dostlar. Allah hepinizden razı olsun. Çok teşekkür ediyoruz bizi izlediğiniz için. Sevgili Faruk Gülün diye de çok teşekkür ediyoruz. Takip edeceğiniz siteleri, sayfaları ve kitap örneğini açıklama kısmına hemen bırakıyorum. Oradan bakabilirsiniz.
Bizi izlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun. Abone olun. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir