15 Temmuz Şehidi Halil Kantarcı | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Ayşe Kantarcı | 15 Temmuz Özel
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cZneiazT-6I.
Online alışverişte güven arayanların adresi Özboyacı Altın. Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. O gitti biraz sonra döndü ki gel bir daha sarılayım dedi.
O bir daha sarılayım deyince ben o zaman bir içime ateş düştüm. Ben çocuğuma 6 ay boyunca neden babasının gelemeyeceğini bir türlü anlatamadım. Bir soru sorabilir miyim? Tabi. Bizden razı mısınız? Anne şöyle söyledi.
Oğlum doyamadım sana dedim. Huzuru hazirun cemiyet-i irfan. Lâindir, kafirdir, dinsizdir şeytan. Şeytanın lâinliğine, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah. Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Hoş geldiniz kıymetli dostlar. İnşallah afiyetlesinizdir. Bizi soracak olursanız bizler de şükürler ediyoruz Rabbimize bizi böyle güzel bir vesileyle yeniden buluşturduğu için. Biliyorsunuz 15 Temmuz’un yıl dönümü ve televizyonlarda hem yazılı hem görsel medyada sürekli bununla alakalı programlar yapılıyor.
Benim çok kıymet verdiğim bir aile, çok kıymet verdiğim bir kardeşim, Ayşe kardeşim, şehid Halil Kantarca’nın eşiyle ben aslında çok uzun zamandır program yapmak istiyordum. Allah şahit ki 15 Temmuz olduğunu bilmeden ben onu davet etmiştim. Hatta bir konuşma arasında aaa dedik ya 15 Temmuz ona da denk gelir tevafuk bugün neymiş. Bugün şehid Halil Kantarca’nın muhtereme eşi Ayşe Kantarca hanımefendiye misafir ediyoruz. Kardeşim hoş geldiniz. Hoş bulduk Bekir ağabey. Nasılsınız?
İyiyim elhamdülillah çok iyiyim. Siz nasılsınız? Bizler de iyiyiz şükürler olsun. Şimdi öncelikle hepinizin huzurunda kendisine teşekkür etmek istiyorum geldiği için. Çünkü onun bir yerden bir yere gidişi bir kavimler göçü şeklinde oluyor. 3 tane dünyalar tatlısı evladı bizim de emanetimizi sayabileceğimiz 3 tane yavrusu var. Onları arabaya doluşturmuş bir hanımefendi arkadaşı da onunla beraber yardımcı olmak için gelmiş ve çok da uzak sayılabilecek bir yerden geldiler. Bu yüzden çok teşekkür ediyorum sizi yorduk. Allah razı olsun. Teşekkürler. Nasılsınız kardeşim? İyiyim elhamdülillah siz nasılsınız? Bizler de iyiyiz şükürler olsun. Devlet memurusunuz çalışıyorsunuz 3 tane evladınız var. İsimleri neydi yavruların? Ali Cihat, Zeynep Serra, Ömer Tarık. Kaç yaşlarında var? Ali Cihat 15, Zeynep Serra 9.5, Ömer Tarık 6.5. Maşallah o kadar tatlılar ki. Şimdi biz Ayşe Hanım’la geçen sene hatta ondan önceki sene de tanışmıştık. Bir defa da Halil kardeşim şehadete yürüdüğünde basallığına gelme şeyimiz olmuştu. Ama o zaman biz karşılaşmamıştık. O zaman sizle karşılaşmamıştık. Çocuklarla karşılaşmıştık. Bir tanesiyle karşılaşmıştık herhalde. Olabilir genelde beyleri dışarıda ağırlıyorduk. Hanımlar içeride oluyordu. Ben sizi hiç görmedim. Eyvallah. Öncelikle başınız sağ olsun. Teşekkür ederim. Cennet’e de cem eylesin size inşallah. 15 Temmuz’la alakalı öncelikle ne hissettiğinizi öğrenmek isterim. Ondan sonra bu hikayeyi dinlemek istiyorum. Nasıl tanıştınız? Çünkü normal bir hayat sürmemiş yani Halil Kantarcı yaşamına bakıyoruz. Yani 16 yaşında içeriye giriyor 28 Şubat döneminde. 25 yaşında 26 yaşında çıkıyor. 24 yaşında çıkıyor. Yani bir insanın kısa hayatında başına gelebilecek hem imtihan nevinden ama perdenin arkasına baktığınızda da çok hayırlı şeyler de geliyor başına. Yani bir bedel ödüyor çünkü. Bedel ödemek onurlu insanların işidir. Evet. Çok da az insana nasip olur böyle hayırlı bedeller ödemek. Elhamdülillah. Ne hissediyorsunuz önce 15 Temmuz olduğunda önce buradan mı? 15 Temmuz olduğunda daha önceki yıllarda her ne kadar atlattığımı düşünüyor olsam da tarih yaklaştığında kötü hissettiriyordu. Kaybınızı hatırlıyorsunuz. Ama artık öyle düşünmüyorum. Çünkü Halil’in düğün gününün 6. yılı bu sene. Elhamdülillah. Ben ilk günde onun düğününü gördüğümü düşünüyordum. Hala öyle düşünüyorum. Maşallah. Siz ilk ne zaman tanışmıştınız? Ben size dair bir hikaye dinlemiştim. Orada bir cümle kullanmıştınız. O kadar hoşuma gitmişti ki biz Allah rızası için bir araya gelmeye karar vermiştik demiştiniz.
Yani evliliğimiz bizim Allah rızası için koşturmalarımızı destekleyecek bir yapı olsun niyetiyle evlenmiş. En azından benim niyetim öyleydi. Hayır denkini bilmiyorum. O da öyledir inşallah. İnşallah öyledir. Çünkü onda süreç biraz farkı gelişti. Biz Halil cezaevinden çıktıktan 8.5 ay sonra tanıştık. 24 yaşındaydı o zaman Halil. Siz daha öncesinde zaten tanışmıyordunuz. Tanışmıyordu. Zaten mümkün değil. Adam 16 yaşında.
Ben de 16 okuldaydım. Yani o lisede içeri girdiğimde. Ama hep derdim keşke daha önce tanışsaydım seninle. O zaman sana mektup yazardım. Cezaevi süreci daha kolay olurdu belki senin için diye. Ama kendim için hep hayata zorlaştırmayı seçen biriyim. Yani hep karşımdakinin kolaylaşsın isterim. Benim için zor olurdu herhalde beklemek. Ben o dönemde üniversite okuyamadığım için yani 2000 yılım mezunuyum. O dönemde de üniversitede başımıza açık bir şekilde sınava girebiliyordum. Yani fotoğrafımız da açık olmalı. Sınavada açık yani ilk yıl, ilk o zaman artık müdahale edilmeye başlanmıştı. Ben de bir ikilemde kalmıştım. Yani okumalı mıyım okumamalı mıyım diye. Özür dilerim tam burada hocam. Bu gençlerimiz çok bilmez biz hatırlatalım. Kızlarınızı niye okutmuyorsunuz? Zorlamı kapatıyorsunuz. Onlarda toplumda kendi başına bir birey ve statüs sahibi olmayı fazlası hak ediyorlar. İşte İslamcılar, Müslümanlar böyle böyle diyen şu anki tırnakçı esinde aydın insanlarımız. Bir vakit üniversitede okumak isteyen hatta üniversite sınavına girmek isteyenlerin bile başörtüsüyle oralardan nasiptar olmasını istifade etmesine müsaade etmiyorlardı. Nasıl bir aydınlık seviyesiyse bu. Bu dipnotu da şuyeyim devam edelim. O dönemde işte ben ne zaman bir ikilemde kalsam yol ikiye ayrılsa bir tercih yapmak zorunda kalsam hep Allah’la istişare ederim. Ve o zaman çok dua ettim. Yani gönlüm hayırlı olanın okumam olduğunu söylüyorum ama o tavizi vermek istemiyorum. Çünkü sadece okumakla bitmiyordu. Çalışırdığın yani kapalı olarak çalışamıyorsunuz da aynı zamanda. Kamusal alan diye bir şey uydurulmuştu o zamanlar hatırlatsın diye söylüyor.
Çünkü Hafızayı Beşer Nisan ile mağluldur. Evire çevire döne döne bunları anlatmak lazım ki insanlar unutmasınlar. Ki bir daha o fırsat ele geçtiğinde neler bizi bekliyor nelerle karşılaşabiliriz zihinlerimiz aydınlansın açılsın. O zamanlar sadece okula değil hastane gibi kaymakamlık binası gibi belediye binası gibi kamusal alan diye o da tamamıyla keyfi yani nerenin kamusal alan olup nerenin kamusal alan olmadığına da onlar karar veriyorlardı. Buralara başörtülü bile giremiyordunuz. Mesela tesettürlü anneciğinizi alıp hastaneye götüreceğinizde devlet hastanesi ise oraya başörtüsüyle girmenize müsaade etmiyorlardı. Hatta üniversitelerde başörtüsüyle okumak isteyen başörtüsüyle kapıya kadar gidip başını açmak zorunda olan kızlara ikna odaları kurulmuştu. Biz bu ülkenin asıl sahipleriyiz. Bu ülkede bize rağmen bir şey olmaz diyen bazı aydınlar
tesettürlü kızları başlarını açsınlar diye tek tek ikna etmeye çalışıyorlardı vesaire vesaire. Yani ben de hiçbir zaman kendimi üniversite okumamış bir hayat içerisinde görmedim. Yani öyle hayal etmedim bütün öğretmenlerimin de beklentisi bu şekildeydi. Ama o tavizi de vermek istemedim ve Rabbimle hani her zaman ona sığınırım ve benim için hakkımda hayırlı olanı ne ise
onu nasip et gönlüme ilham eyle diye dua ettim. O zaman da bir şekilde üniversiteye karşı soğukluk oluştu bende. Sınava girmemiştiniz değil mi? Hiç sınava girmedim. Neyi hedefliyordunuz? Ben radyo televizyon ya da edebiyat fakültesi istiyordum. Konya Selçuk Üniversitesi başka hiçbir üniversitede istemiyordum. Orayı çok seviyorum. Konya’yı çok seviyorum ama hiç gitmek de nasip olmadı. Hiç Konya’ya gitmediniz mi? Hiç gitmedim. Ama hep böyle orta okul yönden. Ben sizi Konya Büyükşehir Belediye Başkanı adına davet ediyorum. Çocuklarınızla beraber ve bunu hemen ayarlarız. Onun kendisini şu an haberi yok ama ben iyi tanırım onu. Sizi seve seve çocuklarınızla beraber. Elhamdülillah orada benim öğrencilerim var. Hocam gelin bekliyoruz sizi diyen. Fakat benim bunun için vaktim olmuyor. Ayarlanır ya ben şey yaparım inşallah. Özellikli Allah’ın razı olsun. Tamam elimizden geleni yaparız ya gidin Konya’ya eğer bu kadar çok seviyorsunuz. Allah hayırlısıyla nasip etsin inşallah. Sonra işte normal kendi bölümümü düşünmedim. Daha sonra o dönemde ilahiyat fakültesine ama başvuruculu girilebiliyordu. Ama ben hiç o döneme kadar ilahiyat düşünmemiştim. Hiç ilahiyatla alakalı bir hayalim olmamıştı. Sonra dedim ki madem dedim olmuyor ilahiyata hazırlanayım. O yıl giremedim ama ilahiyata hazırlanayım. İşte Peruk’tu falan idare ederiz fotoğrafta hadi sınavda da. İdare ederiz belki. Fakat o yıl ilahiyat fakültelerine de başörtülü girme yasağı yani Kur’an-ı Kerim dersi ve eğitimi verilen yeri başörtüyle girme yasağı getirildi. Sonra benim üniversiteyle alakalı hayallerim bitti. Son kapıyı da görmüşler de orayı kapatmışlar. Bakıyorlar ki bunlar başörtüsüyle buraya yığılıyor. Sonra orayı da kapattılar ondan sonra hiç kimse girememeye başladı. Ve o zaman o kadar çileler çekildi o kadar acılar yaşandı ki sizi temin edelim halen üniversiteden başörtüsü zulmünden dolayı ayrılmak zorunda kalmış ve halen psikolojik tedavi gören binlerce kadın var bu ülkede. Binlerce acıları başkaları tarafından unutuldu fakat onu halen dönmüş gibi hatta ne zaman bu bahis açılsa hüngür hüngür ağlayan binlerce kardeşim var bu ülkede. Unutmamak lazım not etmek lazım bilmek lazım ve çocuklarımıza anlatmak lazım.
Bu cici bici görünen insan hakları diyen işte köpekleri seven onları öpen biz bu kadar tatlıyız bu kadar humanistiz diyen insanların ellerine fırsat geçtiğinde Allah diyenlere ne edebileceklerini neler yapabileceklerini mütemadiyen hafızalarda taze tutmak lazım. Evet tarih tekerrurden ibaret. Aynen öyle. Daha sonra ben bu sefer işte ne oluyorsunuz? Ev kızı konseptimde kendimi geliştirmeye çalıştım çünkü boş durmayı seven biri değilim sanat kurslarına gittim daha sonra da çalışmaya başladım. Doğrudan satış firmasında o dönemde başörtülü olup işinden atılmış ne kadar hanım varsa bir doğrudan satış firmasında çalışıyordu. Benim çalıştığım firmada çok fazla böyle insan vardı. Orada tanıdığım biri ben Salim Riza Beyoğlu ile aslında çok alakası çalıştığım firma Amerikan şirketiydi ve ben Salim Riza Beyoğlu ile o şirkette tanıdığım insanlar vesilesiyle tanıştım. Olacak ya hiç olacak hiç değil yani. Daha sonra bir arkadaşım vardı bana sürekli seni ben evlendireceğim seni ben evlendireceğim deyip duruyordu ve bir gün beni aradı dedi Ayşe şu an tabi o dönemde şimdi okumuyorsunuz çalıştığınız işi iş kabul etmiyorlar ama ben normalde yani şu hani belirli olsun diye söylüyorum. Halil ile tanıştığımızda ben onun kazancını iki buçuk katı kadar kazanıyordum.
Hani onunki iş kabul ediliyordu ama benimki iş kabul edilmiyordu. Ve arkadaşım dedi ki bana hani tabi böyle olunca sürekli böyle birileri size talip oluyor. Hani böyle işte etraftaki herkes beni evlendirmeye çalışıyor fakat ben evlenmek istemiyorum. Yani birazcık daha feminist değildim tabi ki bir Müslüman hanım olduğum için feminist değildim ama güvenmiyordum.
Yani evlilikten de biraz mesafeliydim fakat artık öyle bir noktaya geldi ki ya tamam artık evleneyim de hani çünkü insanlar hayır demekle çok zorlanıyordu bu benim için çok büyük bir yük oluyordu. Bir de bizim toplumumuzda birazcık burası vıcık vıcıktır insanlar nerede durmaları gerektiğini bilmiyorlar. 50 kişinin içinde bayram ziyaretlerinde sen ne zaman evleneceksin?
Yahu arkadaş bunu konuşmanın bir şekli var niye mahcup ediyorsun istemiyorum diyor neden istemiyorsun diyor yani nedeni var mı? Tamam teşvik edin diyor ama adamın başını etini yiyin demiyor ki yani İslam. Benimki şöyle gelişiyordu beni çok severlerdi etraftaki yani sosyal çevremdeki insanlar çok severler. Hani bir de sevdiğiniz bir insanı hani yabancıya gitmesin bir o tarafı var bir de beni çok sevdikleri için senin kıymetini bilecek birileri olsun.
Hani kıymetini bilir bu insanlar değil. O hayır deme meselesi çok yorduğu için beni ben artık tamam artık karşıma çıkan ilk kişiyle evleneceğim yani. Hani yoksa bu olmayacak ama üçüncü kişiydi yani bu arada arkadaşım aradı beni dedi ki Ayşe şu an görüştüğün biri var mı? Şimdi bu görüşmekten anladığımız şimdi yeni gençlerin hani günümüz gençlerin anladığı şey ile bizim yaşadığımız çok farklı. Neresi farklı? Yani bizim görüşmemiz evlilik niyetiyle olurdu bir en fazla iki hani maksimum üç kez olurdu dini buna müsaade ettiği için. Ve orada konuştuğumuz şey birbirimizi tanımak üzerine olurdu ama şimdi hani görüşmek derken flirt anlaşılıyor yani görüşüyoruz dendiğinde. Kafelere gidip oturmalar sohbet etmeler sinemaya gitmeler. Evet bizim kesinlikle biz yalnız kalmazdık yani ya açık bir mekanda görüşürdük ya da işte bir ev ortamında başkaları da varsa benim öyle olmadı gerçi hiç. Sonra ben de yok dedim. O da dedi ki o zaman kimseye söz verme biri var dedi seni onunla tanıştırmak istiyorum. Halil Kantarcı dedi bana. Şimdi normalde ben Halil ismini sevmem yani Halil’lere karşı bir ön yargım var. Benim rahmetli babamın adı da Halil.
Yani çok ilginç bir şekilde ben bir sipariş verdim Cenab-ı Hakka dedim ki askerliğini yapmamış biriyle asla evlenmem. Halil isminde biriyle asla evlenmem. Sivaslı biriyle Sivaslı’yla tevzi ediyorum çok severim Sivaslı çok arkadaşım var. Ama erkeklerine karşı yine bir ön yargım vardı. Sivaslı biriyle asla evlenmem ve orta önce bir çocukla asla evlenmem demiştim.
Bunları şimdi düşünüyorum neden acaba hiçbirine makul bir gerekçe bulamıyorum. Hani deseniz ki agresif biriyle evlenmem ya da ne bileyim saçı olmayan biriyle evlenmem bunları zihnimde açıklayabilir ama niye orta önce öyle sorumlu olabilirler? Şöyle orta önce çocukların hep arada kaynayan çocuklar olduğunu büyüklerin ilk çocuk oldukları için ilk göz ağrısı diye sevildiğini küçüklerin hani o tekne kazıntısı diye sevildiğini orta önce çocukların hep kayıp nesil olduğunu düşünüyorum.
Öyle düşünürdüm. Halil ile alakalı da Halil ismindeki insanların biraz çapkın olduğunu düşünüyordum. Yani etrafımda tanıdıklarım güven vermiyordu Halil isminde tanıdığım insanlar. Sivaslı da yine aynı şekilde erkeklerinin eşlerinin pek kıymetini bilmediğini düşünüyordum. Ve çok geleneksel geliyordu bana yani geleneksel bir aile yapıları olduğunu ama bizimkiler Rabbim bana her zaman en güzelliğini verdi.
Yani benim hiçbiri böyle olmadı. Şimdi Halikan tercih deyince ben Halil ismi olarak görmedim onu. Sonra işte çalışıyorum ve arkadaşımın benim işim şöyle bir işti. Ben şehir dışına bile çıkıp geliyordum aynı gün içerisinde. İstanbul’un bir ucundan bir ucuna gidiyordum. Yani hem iş anlatıyordum, iş planını anlatıyordum hem ürün tanıtımı yapıyordum. Karşıya gittiğim zaman yani iki gün üst üste karşı tarafta yani Çengelköy’de oturduğum için ben karşı tarafta işim varsa günlerde kısı olduğu için, hava erken karardı için, annem bir arkadaşımdan bahsetmiş ve onda kalmama müsaade ediyordu. Yani bu bizi tanıştıran arkadaşım. Çünkü korkuyordu. Akşam geç vakitte gelmenden korkuyorum. Onun yerini hani en azından kaldığın yeri bileyim diye. Ben o arkadaşımda kalıyordum ve Halil’e de aynı şekilde bir mesaj atıyor. Evlenmeyi düşünüyor musun diye. Halil de sonunda kadar bekar kalmayı düşünmüyorum diye cevap veriyor mesajına. Biri var diyor ama çok şey bir yani çok özel bir genç kız diyor sağ olsun benim için. Normal sıradan biri değil. Onunla tanışmak ister misin diye. Halil de yani olabilir diyor. Tam burada bir virgül kalıyor ama bu arada dediniz unutmayın diyeceğinize Halil Sivaslı mıydı? Evet. Ortanca mıydı? Evet. Askerliğini yapmamıştı. Askerliğini yapmamıştı yani bingo üst üste kadar dengtelim. Evet. Dört madde yerine yani. Devam edelim. Tamam. Halil’e şey soruyor. Ya bu önemli benim için. Onun verdiği cevap önemli. Çünkü bizim dönemimizde hani şimdi gençler flörtleşmeyi ya da geçmişinde ne yaşadı ne yaptı bunları önemsemiyorlar ama o dönemde erkekler için bu çok kıymetli bir şey. Çok önemliydi. Biz görüşmeye karar veriyoruz. Fakat bu arada o da evlenmek istemiyor. Ben de evlenmek istemiyorum aslında. En istekli tanıştıran. Evet. Çok istekli o. Ondan sonra bir ben yine arkadaşımda kalmıştım. Yine aynı şekilde iki gün üst üste karşı tarafa geçmem gerekiyordu.
Halil iş çıkışı Fatih’te çarşamba da oturuyor arkadaşım. Yavuz Selim Durağan’da buluşacağız. O da işten çıkıp gelecek. Ama o zaman kış mevsimi 2 Aralık’ta tanıştık biz 2004. Kış mevsimi hava erken karar veriyor. 9 çok geç bir saat. Ve diyor ki abla bu saatte gelebilecek misiniz? Hani onun için cezaevinden yeni çıkmış.
Aslında cezaevinden yeni çıkmış insanların hayatı kolay alışması. Yani mesela bütün arkadaşlar için gördüm. Hayatı kolay alıştılar. Ama o izleri bırakamadılar. Onların o içeride yaşadıkları hem işkenceler hem yaşadıkları. Yani bugün bize bir gün boyunca evden çıkmayacaksın hiç denilse. Bu biz kendi rızamızda bir gün kalırız evde.
10 gün 1 ay kalırız. Ama çıkmayın dendiğinde ne kadar zor. Onlar yani Halil’in 8.5 yılı. Bu arada Halil ile alakalı bazı yanlış şeyler var. Onların da altını çizeyim. Halil 12 Ekim 1979 doğumlu ve Çengelköy ile şehit edildi. Fakat kokoreççinin ya da benzinciyle alakası yok.
Öyle anlatılıyor çünkü. Evet. Tamamen Çengelköy’ün içine doğru olan yani bir yol ayrımı var. Orada şehit ediliyor. O yüzden de hani bütün diğer şeyler hep rivayet. Yani onlar gerçek değiller. Doğum tarihininle sürekli. Yalnız söylüyorlar Halil Çengelköy’lü değil. Halil Gültepe’de yaşamış. Çengelköy’lü olan benim. Sonra biz akşam işte saat. Yani onun için algılaması zor yani. O saatte bir kadının dışarıda olması. Akşam 9’dan söz ediyoruz. Şimdiki gece saatlerine bakarsak Yavuz Selim Duran’la buluşacağız. Ve benim kalbim küt küt atmaya başladı. Ama bu arada bunun bir öncesi var. Yani 8.5 yıl cezaevinde kalmış biriyle evlenmeyi göze almanın niyetle alakası var.
Yani ben 9 yaşından beri işte hep bir cihadedeyim. İşte bir mücahitle evleneyim. Şehit olayım ve şehit eş olayım diye dua ediyorum. Ve sonrasında işte Halil’in o 8.5 yıl cezaevinde kalmış olması benim için bir referanstı. 8.5 yıl ne adına kaldı cezaevinde? Bilmeyenler için onu da söyleyelim ki insanlar neden yattığını bilmezler. 28 Şubat sürecinde yani öncesinde 95’te yanılmıyorsam o dönemde asıl dosyasında yazan suç meyhane taşlamak, meyhane sahibini tehdit olarak geçiyor. Fakat meyhane sahibinin bir şikayeti yok. Yani verilmiş bir şikayet yok. Ispatlanmış bir suç değil. Fakat terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor Halil ve idam cezası alıyor. Ve 18 yaşının altında olduğu için bu müebbete çevriliyor. İşte yatarı yani aslında 8.5 yıl sonra çıkarında suçu ispatlanamadığı için çıkarılıyor. Fakat Halil hep şey derdi yani ben suçumun yatarını yattım zaten 8.5 yıldır yani. Bence o kadardı yani. Şöyle kabaca üst başlıkta toplayacak olursak İslami faaliyetlerden dolayı değil mi? Yani aslında sizin dua ettiğiniz alanda mücadele ede gelen bir adam. Mesela ben şunu düşünmüştüm. Bana hikayesi anlatıldı. 16 yaşında insanların işte oyun oynadı, ateri oynadı ve şu an söylüyor biliyor muyuz? Play Station oynadığı dönemde onun bir derdi olmuş. Bir mücadele. Şimdi diyecekler ki meyhane taşlamak dert midir? Yöntem olarak dert olabilir ama çıkış noktası olarak değildir yani. Motivasyon olarak değildir. Yöntem tartışılır. Evet diyorduk ki mesela bizim evimizin yakında meyhaneler vardı ve onlar oradan sarhoş olarak çıktıklarında çok büyük rahatsızlık verirlerdi. Bağırırlardı, çağırırlardı. Yani evet hani başka şekilde rahatsızlıkları olurdu. Yani ben onun yöntemiyle şey ilgilenmiyorum. Bugün adam öldürüyorlar. Çok affedersiniz ama taciz ediyorlar ama yatarlarını görüyoruz.
Evet iyi halden dolayı bir bakıyorsun adam 2-3 yıl yatıyor çıkıyor dışarıya. Geçen bir haber düşmüştü öyle. Silahla vurmuş adan adamıydı neredeyse. Silahla vurmuş usturayla bir şeyler yapmış tarif etmeyi. Darp etmiş iyi halden dolayı sonra bir şeyler olmuş bir şeyler olmuş hatta bazen korkuyor bizzat kadın diyor ben şikayetçi değilim diyor. Başına neler neler gelmiş. O da ben de şikayetçi değilim diyor. Yani özellikle de bu işlenen suç ve yatar konusu birazcık şey muamma.
Bir kemizin adalet konusunda bir sürü konusu var. Yani kasten adam öldürüyor vahşice öldürüyor. Yani daha geçerlerde bir genç kızımız için ağırlaştırmış müebbet 23 yıla indirildi. Yani boğuyor ondan sonra yakıyor sonra da üstüne beton döküyor. O benim için o 8.5 yıl Allah için harcanmış bir 8.5 yıl benim için çok kıymetliydi. Benim için bir referanstı.
Biz bunu düşünerek yani ben hep evliliğimi Allah rızası için yapmak istiyordum. Ve hep dua ederken de Allah’ım seni sevdiğin ve seni seven bir eş nasip et. Hayırlı bir eş nasip et diye. Ve beraber birbirimizi tekamül edebileceğimiz birbirimizi tamamlayabileceğimiz ve nihayetinde sana vereceğimiz bir evlilik olsun.
O kuşu inerken kalbim atmaya başladı ve dedim ki bu sefer olacak galiba. O kadar çok insan hayır demek zorunda kalıyorsunuz ki bu çok yıpratıcı bir şey. Ve ben şöyle hissediyordum yani bugününki gençlerimiz bunu anlayamayabilir ama görüştüğüm her kişi, hani o tanıştırıldığım her kişinin karşısında kendimi anlattığımda manevi olarak kirlenmiş gibi hissediyordum. Yani hayatımda olmayacak birine neden ben kendimden ve duygularımdan bahsediyorum diye.
Ve şunu da düşünüyordum belki evleneceğim insan bundan rahatsızlık duyacak yani onun için bir mesele olabilir diye düşünüyordum. Elhamdülillah öyle olmadı. Sonra biz durağa geldik. Halil yoktu durakta ve ben sinirlendim. Dedim ki aaa dedim kaybetti zaten dedim yani biraz bekledik gelmedi. Sonra dedim ki tamam dedim hadi artık zaten evlenmek istemiyorum ya hadi gidelim tam derken böyle başımı döndüm şurada.
O zaman Halil çok zayıftı cezaevden çıktığında 58 kiloymuş. Biz tanıştığımızda yine 60’ün üstündeydi ama çok zayıftı ve olduğundan çok daha uzun görünüyordu. Ben de düz taban giymiştim artık olduğumdan daha kısa görünüyorum falan çok uzun geldi gözümle şöyle bir döndüm. Ondan sonra abla dedi işte tanıştıran arkadaşımın ismi Esra’ydı. Esra abla dedi ben dedim evvel yakalandık tam da gidiyorduk yani.
Sonra onlar konuştular sonra bana döndü. Naber Ayşe dedi sonra ben çok sinirlendim. Bu söylemimden bu kadar direk siz biz olmadan hani direk Naber Ayşe dedi. Bir de nasılsın Ayşe de değil. Naber Ayşe olunca iyiyim siz nasılsınız dedim. O an benim için bitti yani artık bundan sonra benim için bir oluru yok zaten.
Fakat orada da tamam bitmiştir diyemeyeceğim için otobüs durağında hani devam ettik ve gittik o zaman Fatih’te. Şimdi kapalı bir Halil İbrahim sofratı vardı orada oturduk. Et de Halil’e dek getiriyor. Evet yani şöyle söyleyeyim ben araba kullanırken benim plakalara bakmak ve onlardan kelime üretmek gibi bir alışkanlığım var bırakamadım. Ve sürekli önüme hlk geliyor. Sürekli hlk geliyor Halil bırak artık beni diyorum.
Yani böyle sürekli hatırlatıyor kendisini. Sonra biz gittik Halil İbrahim sofrasına oturuyoruz. Fakat şöyle ben şöyle kenara oturdum şey diye bakıyorum hani bitecek ve ben kalkıp gideceğim. Onlar kendi aralarında sohbet ediyorlar onlar da böyle yan yana oturuyor. Arkadaşım benim karşımda. Halil de onun yanında oturuyor ve sohbet ediyorlar. Bir süre sonra Halil döndü abla dedi sen artık istersen gidebilirsin dedi. Size mi dedi bunu? Hayır hayır arkadaşıma dedi. Çünkü arkadaşımda oturuyorlar sohbet ediyorlar ya biz konuşmuyoruz. Ben de zaten benim için mevzu bitmiş zaten. Hani ilgilenmiyorum başka şeylerle ilgileniyorum. Sonra Halil de işte bir süre sonra artık kalkmayınca arkadaşım herhalde dedi abla yani istersen sen gidebilirsin dedi. Sonra arkadaşım öyle mi dedi gideyim mi filan? Gideyim bari filan deyip böyle kalktı. Kalktıktan sonra Halil direkt onun sandalyesine oturuyor yani direkt karşıma geçti. Fazla özgüvenli geldi.
Bir de Halil’i ilk gördüğümde ona haber Ayşe şeyinde ben böyle bir süzdüm deri ceketli saçlar jöleli. Sonrasında ben için ilgilenmiyorum ama o böyle ısrarla kendisini anlatıyor ama her şeyini anlattı. Yani ben onun işte babaannesini ilk konuşmamızda babaannesini tanıyordum dedesini tanıyordum cezaevi sürecini biliyordum. Yeğeninden bahsetti. Yeğeninin fotoğrafını gösterdi. Bütün aile bağlarını öğrendim. İlk otursu hepsini anlattı bana fakat yeğeninin fotoğrafını gösterirken şey fark ettim çocukları çok seviyor. Onu anladım ve dedim ki ya benim için ikinci önemli olan şeydi yani birincisi evleneceğim insan bu dini derdediyor olmalı. Bu din için Allah için bedel ödemeyi göze almış olmalı ve entelektüel olmalı bu benim için önemliydi. Ama ahlakı her şeyden önemli yani ahlakı olmalı ve ben çocuklarımı kendime eşten önce çocuklarım için bir baba seçeceğim. Ve Halil’in o çocuk sevgisini görünce bundan iyi baba olur dedim. Yani bir an değişti bu arada bakış açınız yani. Yani o bir değiştirdi aslında birkaç veri oldu işte cezaevi sürecinden bahsetti.
Evet onun hani bu birinci kriteri uyuyor bir derdi var ve bunun için bedel ödemiş ve ödemeye hazır. Bu şey benim için önemli. Sonra benim için sosyal aileler arasındaki de kişiler arasındaki sosya ekonomik ve sosya kültürel de denklik de önemliydi. Yani baktım onun ailesiyle benim ailem anlaşabilirler yani orta seviyede insanlar o da onu da geçti filan.
O arada ben olabilirim acaba diye düşünmeye başladım. Yani daha müsbet anlamda bir gelişme oldu. Sonra ama yine de şey yoktu yani o bir ikinci görüşme talep etmese benim için önemi yoktu yani. Biraz o geliştirecekti devam edecek mi etmeyecek mi diye. Sonra bana sadece kendimle alakalı ne anlattım hiç hatırlamıyorum. Çünkü çok az konuşma fırsatı bulabildim. Ama bir şey sordu ve ben de dedim ki evet şehit olmak benim doğam dedim. Sonra böyle arkasına yaslandı. Hani bu cevaptan çok memnun olduğunu hani memnun edip hâlesine gösterdi. Sonra biz arkadaşımın evine yürüyerek gidiyoruz. Ben artık eve gideceğim. O da bana eşlik ediyor. Yürürken yine sohbet ediyor. Yani her şeyi ama dönmüyor her şeyi anlattı yani.
Sonra bırakırken bana dedi ki tamam eve geleceğim. İstersen beni arayabilirsin. Ama numaramı vereyim dedi. Sonra da dedi ki ama Esra abla da var zaten. İstersen ondan alabilirsin dedi bana. Sonra işte ama bak bu sefer ikinci görüşmeye değer değil mi? Ama doğru söylüyor ikinci görüşmeye değer değil mi? Tamam yani hani en azından nötrüm olumsuz şey değil.
Yani olabilir dedim. Sonra mesaj geldi işte küçük hanım ne düşünüyor diye kendisinden. Böyle yazmış bir sefer. Böyle yazmış küçük hanım ne düşünüyor diye. Sonra yani müthiş rahat geldi bana ilk başta. Yani fazla rahatlığı da sevmem ben açıkçası. İşte hani tamam ikinci bir kez daha görüşelim. Bu sefer Üsküdar’da görüşeceğiz. Çengelköy’ün Üsküdar’a bağlı bir ilçe olduğunu bilmiyor. Bir semt olduğunu bilmiyor.
Ve Üsküdar’a gidiyor. Buluşma saatinden bir saat önce. Nerede oturabiliriz diye yer arıyor. Ben gittiğimde zaten biraz da geciktim. Gecikmiştim bu sefer. Bu sefer ben onu bekletmiştim. Yani bir buçuk saat, yani bir saat yirmi dakika kadar daha önce gitmiş. Sonra oturduk ama ilk görüntüsüyle alakası yok. Yani ilkinde çok bakımlı, çok havalı öyle biri.
İkincisinde üzerinde yani siyah bir pantolon, hani çok özensiz saçlar yok. Jöle falan yok. İlk adamdan eser yok görsel bağım. Hiç yok. Ve konuşmuyor. Ama oturduk biz bir yerde. Bana cezaevi fotoğraflarını getirmiş. Yani ikinci görüşmemiz ve cezaevi fotoğraflarını getirmiş. Fakat cezaevi fotoğraflarını gördüğümde ben şok oldum. Yani çünkü aslında hiç alakaları yok. Hiç öyle giyinen insanlar değiller. Fakat böyle şal varlığı, işte sakallı, işte… Sarıklı… Ya böyle değişikler yani. Ve hani bir an böyle korkutucu geldi. Ya nasıl yani ben böyle hani bilmiyordum gibi oldu. Dedi ki bana biz dedi cezaevinde hayatta kalmak istiyorsan düşmana korku salman gerekir dedi. Seni naif bulduklarında daha çok çökerler. O yüzden de biz düşmana korku salmak için böyle giyindik.
Böyle giyiniyorduk dedi. Ve çok konuşmayan biri. Fakat benim orada kalbim… Hani zaten hissi bir şeyim yok. Daha böyle bir soğukluk geldi yani. Fakat içimden bir ses onun benim için çok hayırlı olduğunu söylüyor. Yani ben kalbimi ikna ediyorum. O benim için çok hayırlı ve ben kabul edeceğim diyorum kendime. Çünkü çok ciddi bir his yani. Çok yoğun bir şekilde benim hakkımda çok hayırlı olduğunu hissediyorum.
Sonra ikinci görüşmeden sonra hani biraz da ben duygularımı çok yansıtan biriyimdir. Yani mış gibi hiç yapamam. Herhalde o da hissetmiş ve arkadaşımla şöyle bir mesaj atmış. Onda bir karşılığı yok biliyorum. Ben sen ne haldeyim diye. Ben? Ben sen ne haldeyim? Aa ne güzel. Sonra işte arkadaşım bunu söyledi filan.
Yani dedim ki hani ben istiyorum aslında olsun istiyorum ama evet de diyemiyorum. O arada ben istihare yapacağım söyledi. Halil dedi ki mühim olan istişaretir dedi. Doğru söylemiş. Rüyayla dedi amel olmaz istişaretir dedi. Ben de dedim ki olsun ben istihareyi de güveniyorum istihare yapacağım. Ve birkaç gün yani birkaç kez yaptım sonunda şöyle bir rüya gördüm.
Yani o dedi ki benim için sonuç ne olursa olsun benim kararım belli dedi. Yani sen mutmain ol diye hani izin veriyorum aslında hani. Sonra rüyamda böyle bir inşaata giriyorum ama inşaat sıvalı, gri. Yani her yer gri. Bir inşaat, bir odasına giriyorum. Odasına girme hanle birlikte bir deprem oluyor. Ve bir köşeye siniyorum. Sonra bütün bina üzerime yıkılıyor. Gözlerim kapalı ve canım pozisyonundayım. Diyorum ki şimdi öldüm şimdi öleceğim. Ölümü bekliyorum yani. Hani oradan kurtuluşum yok bütün bina üzerime çekiyor. Ama her şey gri. Sonra deprem duruyor yani bina üzerime yıkılıyor. Ama deprem duruyor. Kapalı pozisyonda diyorum ki durdum. Ölmedim şimdi ben. Sonra açıyorum gözlerimi ölmemişim. Ama diyorum üzerimde bir yılım var ben bunların altından nasıl kalkacağım. Hani orada ölmeliysem burada öleceğim gibi düşünüyorum. Sonra diyorum ki bir deneyim. Kalkabiliyor muyum acaba? Ve sonra şöyle deneyim pozisyonundan şöyle kalkmamla o bütün yığın dökülüyor üzerimden. Ama böyle kum gibi dökülüyor. Üstümü silkeliyorum. Ve diyorum ki Allah’ım çok şükür sen bana ikinci bir şans verdin. İkinci bir hayat verdin. Yani o kadar huzurluyum ki o kadar mutluyum ki Rabbim bana o ikinci hayatı bahşettiği için. Rüyaya bakınca aslında çok da evet dedirten bir rüya değil gibi. Ama ben o huzuru çok sevdim. Ama daha nasıl olabilir ya? Baya evet yani ne bileyim hani bir yığın altından kalkıyorsunuz, feraha kavuşuyorsunuz. Evet deprem falan var ya deprem falan olduğu için bir de her şey griy olduğu için. Ama mutlu son yani. Evet zaten Halil’e anlatıyorum. Şimdi bir yerde oturmuşuz. Ben ona anlatıyorum. O da böyle dudak kemileri dek dinliyor işte. Deprem oldu. Ondan sonra işte bütün her şey üzerime yıkıldı falan. Sonunu bekleyemedi. Öldüm mü dedim. Ölmedim dedim. Tamam o zaman hayırlı dedi. Çok güzel. Yani sonra o rüya benim için yine bir refah. O his o Halil’in benim için hakkımda hayırlı çok hayırlı oldu. Ama sadece hayırlı değil çok hayırlı olduğu hissi Halil’e evet dememi sağladı aslında. Üçüncü görüşme de netleştirdik. Üçüncü de netleştirdiniz.
Şimdi süreci birazcık daha ileriye almak istiyorum. Sonrasında evlendiniz bir araya geldiniz. Allah size üç tane evlat nasip etti. Ne iş yapıyordu Halil Boğazı? Halil Koyuncu çantacısıydı. Bir de müteahhitliğe başlamıştı. Yani geleneksel olarak. Her türk erkeği gibi. Yok yani her önce mücahit eski mücahitler şimdi müteahhit oldu. Şimdi müteahhit oldu diyorlar ya eyvallah. Evet o da müteahhitliğe başlamıştı. Ama ilk yani önce bir dolandırıldılar. İkinci inşaatlarında da. Yani asıl kendi yaptıkları birebir yaptıkları inşaatın tamamen bittiğini göremedi. Ama sonuna kadar yaklaşmıştı da bitişini görmedi. İnsan yakınlığını sevdiğini kaybettiğini onun yarım bıraktığı ve ne kadar şey varsa hani onun için hayıflanıyor. Ama ya hep şey düşünüyorum Musab bin Umeyr için de öyledir.
Onu da her aklıma geldiğinde çok üzülürüm. Ama bir taraftan da derim ki Cenab-ı Allah bütün güzellikleri öbür tarafa saklamış. Yani Halil için de hep öbür tarafta. Bir yarım bırakmışlık da aslında yoktu belki Musab bin Umeyr için. Çünkü o Yesrib-i Medine kıldı. O hale getirdi. Gerekli hizmeti yaptı. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın yerleşebileceği yere seviyeye, düzeye getirdi.
Belki vazifesi bundan ibaretle bu dünyada. Hikayenin en iyi kısmını yaşamak için gerçek dünyaya uyandı yani. Evet. Mekke’nin fethini göremediği için üzülüyoruz ama ben şöyle düşünüyorum. Bazı hikayeler yarım kaldığı için güzeldir. Halil için de öyle düşünüyorum. Belki de öyledir. Sonra evlendiniz. Üç çocuk bahşetti Cenab-ı Allah. Bu esnada hem kuyumcu çantacılığı hem de işte amatör müteahhitlik diyelim yapmış Halil. Umduğunuz gibi bir babamın çıktı.
Halil çocukları çok seven. İkisi yetimlere çok özel hassasiyeti olan biriydi. Mesela ben çocukları hani biraz seçebilirim çocuk severken. Mesela benim için çocuğum bile kurnazını sevmem yani hani sevmem derken hoşlanma. Ama Halil hep şey der ki çocuk Ayşe o. Yani onun bir çocuğu sevmesi için çocuk olması yeterliydi. Nasıl bir çocuk olduğu için önemli. Yeter ki çocuk olsun. Yok değildi.
Mesela o tarafını hep takdir etmişimdir. Yemek hazır olana kadar çocuklarıyla oynardı. İşte alicinatla sohbet ederdi. Sonrasında tabii kendi hayatına çekiliyordu ama işten geldikten sonraki o yemek fastına kadar çocuklarıyla alakadar olurdu. Mesela çocuğun gideceği okulu çok önemli. Fazla ilgili olduğu mevvular da olurdu yani. Yani her şeyini önceden düşünür. Fazla bile ilgili olabilirdi yani çocukla alakalı.
Ama hani böyle söyle… Mesela bütün çocukları için şimdi böyle söyleyince bu sürekli yaptığı bir şey gibi anlaşılıyor ama……yani bütün çocukların yıkamışlığı vardır. Bizini değiştirmişliği vardır yani. Evet, aynen. Ama hani tabii böyle söyleyince mecburî bir durum vardır. Hani ben rahatsızımdır ya da yapamayacak değil mi? Mecbur durum olmasa da bu çok anormal bir durum değildir. Erkek de yeri gelir çocuğunu yıkar. Ben de yıkamışlığım vardır kendi çocuğumu.
Altını değiştirin. Ben de yapmışlığım vardır yani. Açıklamayı istemez aslında. Nasıl toplum çökmüşse üzerimize yani. Yani çünkü bu sefer şey oluşmuş da işte… Adama yaptırmış falan. Bütün işleri sen yapıyorsun abi. Yenge ne iş yapıyor falan diyorlardır. Olur mu öyle şey? Biz onların kötü söyleyenlerin söylemelerine bakmıyoruz. Peki. Allah üç evlat verdiği iyi bir babaydı. Hikaye güzeldi. Mücadeleci tarafı evlendikten sonra aynı sıcaklığını, tazeliğini korudu mu?
Çünkü genelde şey oluyor ya ilk gençlik yıllarımızda daha ateşli koştururken… Hayat gaillesi içerisinde, maişet derdi peşinde koşarken… öncelik sıralarımız değişebiliyor. Gönlümüz de değişmese dahi… en azından mesai bağlamında değişiyor. Böyle bir şey oldu mu Halil’de? Yani şöyle… Ben evlenirken çok oliviyye bir evliliğimiz olacağını düşünüyordum. Ama bunu bir arkadaşa söylemiştim. Çok dünyalık bir evliliğimiz oldu. O da bana demişti ki nihayeti oliviyye olmuş. İnşallah. Yani Halil’de belki de benim beklentim fazla olduğu için. Ama şu vardı… Halil bir kere şahane bir dosttu. Yani Halil’e ağabey deyin ya da onun arkadaşı olun. Onun için hayır söz konusu değildi yani. İki eli kanda olsa o işi halleder ki. Yani sadece arkadaşları değil, arkadaşların çocukları, arkadaşların eşlerinin bir işi olsun. Onu halleder ki. Su içmek ister misiniz? Aşağı düşündüm. Siz hiç içmediniz. Ben takip ediyorum. Arada da özellikle lafı uzatıyorum ki siz böyle bir iki yıldım su için diye. Böyle şahane bir dosttu.
Ağabey dediğiniz zaman da yine aynı şekilde. Sadece şu var. Tabii ki bir geçim şey oldu. Biz bir de biraz ekonomik sıkıntıyla başladık aslında. Halil hep böyle çok cömert biri olduğu için standartlarının da iyi olduğu zannedilirdi. Ama Halil cebinde olmayan parayı verir, gider hatta başkalarından borç alır verir. Sonra bize o borcu ödemeye çalışırdı. Ama cömertlikten hiç tabirsi yok. Yani ben ona şunu söylüyorum.
Bak Halil varken tamam ama yok ve biz mağdur oluyoruz. O da diyordu ki ya birinin bir şeye ihtiyacı olduğunu bildiğimde rahat edemiyorum. Yani o orada şey varken hani onun ihtiyacı olduğunu bildiğimde ben rahat edemiyorum. O yüzden de benim hep ben de tam aksine yani Halil’in etrafındaki insanlarda Halil çok verici biri olduğu için etrafındaki insanlar da talepkar oluyorlardı.
Ben de ona şey söylemiştim. Bütün yani hayatım boyunca hep kendi paramı kazanmanın bir yolunu buldum. Evliliğimin 9. yılına kadar yine aynı şekilde. Ben karşıya gidiyordum, Mahmutbaşı’ya gidiyordum, ürün alıyordum, geliyordum, arkadaşlarımı satıyordum. Yanımda çocuklarla, elimde valizlerle. Bir gün ona dedim ki Halil bak sen arkadaşlarına iyilik yapmıyorsun. Onları rahatlığa ve tembelliğe alıştırıyorsun.
Onlar evlenmeyi biliyorlar, çocukları var, yetişkinler, elleri kolları tutuyor. Yani balık tutmayı öğretmen lazım. Balık yedirmekten vazgeçmen lazım. Evet. Bak ben dedim bir kadın olarak yanımda çocuklarla gidiyorum, geliyorum, satış yapıyorum, para kazanmanın yolunu biliyorum. Arkadaşlarımla bir limon alsınlar, gitsinler pazarda satsınlar. Yani ihtiyacı olmak nedir? Yani benim için beni tanıyanlar bilirler. Yani gerçekten çok paylaşımcı biriyim.
Ama onun ihtiyacı ölçüsü nedir? Yani bundan emin olmamız lazım. O yüzden bunu neden söyledim? Bunu yapan çok insan var. Ve lütfen önceliklerini doğru belirlesinler. Halil arkadaşlarını çok severdi. Her zaman arkadaşları beraber olmanın bir yolunu bulurdu. Ama giderken eşim ve çocuklarım dedi. Yani son nefesinizde kimi söylüyorsanız, yaşarken de… Ben eşim ve çocuklarımı ümmete emanet ediyorum diye bir söz kaldı ondan diyebiliyoruz. Peki o geceye geçecek mi bile azıcık? İster misiniz bunu konuşmaya? Siz ne kadar evli kaldınız? 10 yıl. Şimdi başta hikayenin tamamına baktığımızda 10 yıl evli kaldınız. 15 Temmuz’da evde miydiniz siz o esnada o gece olaylar patladığında? Şöyle evde değildi. Ertesi gün benim açık öğretim sınavım vardı.
Ben daha sonra başörtü problemi kalkınca ön lisans okudum. Benim de ertesi gün tek ders sınavım var. Çünkü tek çocukla başladığım ön lisansı 3 çocukla tamamladım. Ne kadar güzel bir şey ya. Sonra ve ben ders çalışıyorum. Sabahtan yani o gün için sadece tek ders ve o gün çalışacağım. 15 Temmuz günü çalışacağım 16 Temmuz sınavım var. Çocukları anneme bıraktık sabah. Annem de Çengelköy’de oturuyor. Ben doğma büyüme Çengelköy’deyim.
Annemi bıraktık ben evde ders çalışıyorum. O gün aradı Halil beni dedi ki bugün annenide yemek yiyelim. Ben de dedim ki zaten sınavım var evde yemek var. Onun için endişelenmiyorsan dedi yok dedi annenlerle birlikte olalım. Yemeği de al annenlere gidelim dedi. Benim de derdim çocuklar da gelsin ben sabah da sınava gideceğim. Neyse Halil’e çok hayır diyemezdim zaten. Neyse biz gittik anneme. O gün Türkmenistan’dan kuzenlerimiz geldi. Abim yurtdışındaydı abimler geldi.
Yani böyle enteresan bir şekilde kalabalık oldu. Halil aslında kalabalı yani evde kalmayı sevmeyen biri. Çünkü cezaevini hatırlatıyor ona. Kapalı kalamıyor kalabalığı da sevmiyor. Yani arkadaş olabilir ama hani böyle akraba kalabalığı. Onu biraz rahatsız ediyordu. Baktım ama Halil’de hiç şey yok. Çünkü anneme gittiğimizde Halil hemen yemeğini yer. Çayını alır balkonu çıkardı. Annemin Boğaz Mazdralı evi. Annem de sürekli böyle ikramda bulunuyor işte. Küllüğünü veriyor kuru yemişini veriyor şeyleri.
Hatta dayımın oğlu şey demiş ya Halil dedi ya burada senin oğlum var yurtdışından gelmiş. Onunla ilgilenmiyorsun ha bile davada hizmet ediyorsun diye. Anneme o da benim oğlum demişti. Sonra köprü gördü. Köprüde böyle ışık var bir tarafta. Var gidiyor bir tarafta şey yani akmıyor. Köprüde bir şeyler oluyor dedi ve Twitter’dan takip ediyordu. İşte bir yandan dediler işte sarayda bir şey olacakmış. İşte bir yandan dediler. İhbar varmış teröristler bombalar. Bir sürü şey söyleniyor. Bir sürü şey söyleniyor ilk dakikalar. Sonra ama bir hadise var. En son dedi ki darbe oluyormuş. Twitter’dan takip ediyordu darbe oluyormuş dedi. Nasıl ya dedik. Sonra biz geçtik televizyonlu odaya. Baktık bütün kanallar devam ediyor yayına. Bir şey yok. Sonra bir kanalda darbe olduğundan söz edildi. Fakat o zaman da çok anlamlandıramıyoruz. Hani darbe nasıl oluyor? Yani köprü ne alaka? Evet ne alaka?
Bunu anlamlandıramadı. Sonra biz orada biraz takip ettik. Halil ile ilgili bir yanlış bilgi de şu. İlk çıkanlarda ne olduğu söyleniyor. Halil çıktıktan en fazla 40 dakika sonra şehit ediliyor. Çok geç çıktı Halil. İşte biz orada hadiseleri takip ediyorum. Sonra saat 1’di biz eve geçtiğimizde. Gece 1’di. Evet gece 1’di. Ali Cihat uyuyordu. Orada kaldı küçükler alıp eve geçtik. Ben televizyondan yine takip ediyorum. O da bakıyor. Twitter’dan da takip ediyoruz. O ana kadar televizyonda şöyle görüntüler vardı. İşte insanlar tankların üstüne çıkmışlar. Bayra kaçmışlar filan. Ve bu esnada Halil hala evde ama. Halil evde. Bayra kaçmışlar filan. Sanki biz de hadisi televizyondan izlediğimizde bitmiş gibi algılıyoruz. Yani tamam bu iş bitti. Hatta Halil dedi ki artık kimse bu ülkeyi darbe yapmaya cesaret edemez dedi. Sonra Twitter’da şey okudu. Çengelköy Karakolunu ele geçirmişler halkın üstüne ateş açıyorlar. Bunu okudu. Sonra dedi ki ben… O arada da ben hep Halil’e bakıyorum. Niye gitmiyor bu adam? Yani mücadeleci, Hayat Hafize geçmiş, gözü kara değil mi? Ama yani böyle sesli düşünemiyorum. Sessiz düşünüyorum. Niye gitmiyor filan diye düşünüyorum. Sonra dedi ki ben gideyim bir bakayım dedi. Tam o artık halkın üstüne ateş açıyorlar kısma olunca. Sonra çıktı. Yani gitmesinde bir şey görmedim. Hiç sakınca görmedim. Zaten sakınca görmüyorum gitmesi gerektiğini düşünüyorum ama hani hissi bir şey yok. Fakat Halil gitti. Sonra hemen arkasından böyle bomba atıyorlar gibi sesler. İşte uçak sesleri filan. Dedim ki tamam Halil evden çıktı arabaya gidene kadar başına bir şey geldi. Hızlıca gittim kapıyı açtım. Halil dedim baktım telefonla konuşuyor. Telefon konuşmasını bitirdi. Sonra ne oluyor dedim.
Ondan sonra bomba atıyorlar herhalde dedi. Şeref yoksunları. Ondan sonra ben de gitme o zaman dedim. Ama bu gitmeyi de çok dramatize ediyorlar. Yani sadece böyle gitme o zaman dedim. O da bana dedi ki şu elini kapıdayız. Yani bizim evimizde geldiniz sokağa bakıyor. Kapıdayız dedi ki elini uzatıp içeri doğru. Bir şey olacaksa zaten burada da olacak dedi. Ve ben sonra döndüm içeriye baktım. Dedim ki evet burada ona bir şey olmayacak.
O zaman orada da olmayacak. Çünkü insan seçim yaparken iyi olanı seçiyor. Orada da olmayacak. Adam onu koruyacak dedim. Sonra o gitti biraz. Sonra döndü ki gel bir daha sarılayım dedi. O bir daha sarılayım deyince ben o zaman içime ateş düştü. Çünkü bizim bir uzaktan akrabamın itfaiye yeriydi. Ve bir yangında şehit oldu. Son gün çıkarken sabah eşiğine sarılıyor. Bir kere merdivenden iniyor sonra geri dönüyor gel bir daha sarılayım diyor. Ve ben çok üzülmüştüm ona. Yani yılvarca atlatamadım. O da zihninizde kaldı. Sonra o bana öyle söyleyince acaba mı dedim. O bana sarıldığında ben onu sarılamıyordum. Yani onu düşünmekten acaba mı öyle olur mu hissiydi sarılamadım. Sonra o gitti. Sonra yine o kork bende ki o his devam ediyor. Aradım. O mu?
Düşamadım. Bir süre sonra yani ben aradım mesaj bıraktım falan. Sonra beni aradı. Ne yapıyorsun dedim izin vermiyorlar dedi. Yolları kapamışlar gidişimize izin vermiyorlar dedi. Arabadan aradım yani sessiz bir ortamda. Şarjı takmak için geldim hani şarjım bitti şarj dolusun diye geldim dedi. Sessiz bir ortamda ve endişe uyandırmıyor. Gel o zaman dedim yani yapabileceğim bir şey yoksa. Ve gel o zaman. O dedi ki merak etme sen beni dedi. Allah’a emanet olun dedi. Kapadı telefonu.
O telefon zaten son görüşme. Kapatıyor arabadan iniyor. Elinde sigarası var. Sigarayı yere atıyor. Ondan sonra giriyor kalabalığın içine ve şehit ediliyor. Yani aslında çok kısa bir süre. Onun evden çıkması şehit olması. Şehit ediliyor derken nasıl? Yani yaralanıyor. Nereden ateş açıyorlar? Yani bir keskin nişancı vuruyor. Ve hani diyorlar ya işte askerler komutanı tabidir. Gece saat üç buçuk civarı vuruluyor Halil. Sabah üç buçuk civarı. Ve ara sokaklarda. Yani orada artık komutanın seni görmesi, senin ne yaptığını bilmesine imkan yok yani. G3 ile vuruluyor. Siz neyi yoruyorsunuz? Özellikle Halil’i mi vurdu? Yok özellikle Halil’i vurdu. Yani gece karanlığında tanımalarına imkan yok. Ama şunu söylemek istiyorum. İnsanları kovalayarak, insanların üstüne ateş açtılar. Tabii tabii kasten yaptılar. Kasten yaptılar. Yani hani o tesadüf bir şeydi. Hayır hayır yok canım. Mağdurlardı işte bilmem neydi falan. Yok.
Sonra ben uyudum. Yani o zaman sabah namazını bekliyorum. Fakat selah sesleriyle ezan sesleri birbirine karıştı. Yani ezanı bekliyorum ama. Uyuya kalmışım. Uyandığımda vakit geçmişti. Baktım Halil yok. İşte odalara girdim. Baktım Halil yok. Arıyorum. Telefonum kapalı. İşte sesli mesaj bırakıyorum. Sonra diyorum ki acaba geldi görmedi mi? Tekrar odaları geziyorum. Sonra dedim ki bakayım arabası var mı? Dışarıya çıktım. Baktım araba yok. Yani erken bir saat sadece arkadaşlarına, eşlerine mesaj attım. Yani Halil’den haber alamıyorum. Sizin bir bilginiz var mı? Sorar mısın eşine diye. Onlar da hep o saattir alındı. Yani Halil aslında herkesle vedalaşarak gitti. Biz annemlerden ayrılırken alt katta dayınlar vardı. Dedi ki Hayat abiler dedi bir şey yapayım. Bir konuşayım dedi. Yani zile bastır. Onlarla da konuştu. Yani telefonda herkesle konuşmuş. Hani o kadar zamanı bu kadar şey nasıl sığdı? Yani mümkün değil aslında matematiğe fiziksel olarak. Herkesle vedalaşmış aslında. İşte arkadaşlar hep diyor ki şu saatle şu saat arasında konuştuk. Ben de diyorum ki ben de ondan sonra konuştum zaten. Hani sonrasını merak ediyorum. Sonra saat 9 olsun dedim. Bir arkadaş vardı gazeteci. Onu ararım. Ona sorarım. Yani hani rahatsızlık vermeye. Sonra aradım da dedi ki abla dedi yani Halil’i biliyorsun dedi. Çok yardımseverdir dedi. İşte işte arayamam işte. Diyor ki Halil. Bu esnada o biliyor ama ne olduğunu. Yok o an bilmiyor. O da bilmiyor. Gece 3 buçukta şehadete eriyor. Sabah 9. Kim biliyor o zamana kadar? Yani o ana kadar biz yakınlarına kimse bilmiyor. Allah Allah. Ama arıyorlar. Arkadaşları işte hastaneler soruyorlar böyle böyle biri var mı falan diye. Sonra da işte yardımseverdir biliyorsun yani. Diyor ki Halil beni arardı. Yani Halil telefonun şarjı bitiyor.
Ayşe merak etme diye birinden arar mesela. Ondan sonra ama bir yandan kendi arkadaşlarımla da yazışıyorum. Diyor ki Halil’den haber alamıyorum. Çok merak ediyorum. Onlar da bana diyorlar ki yani Ayşe hani işte şarjı bitmiştir şey yap. Diyor ki hani şey yok. Bir endişe duymuyorum. Sadece merak ediyorum. Çünkü kalbim çok mutlu. Hani kötü bir his yok. Sonra haber alamadıkça insanın aklı bir sürü şey geliyor. Ve ben yakınlığını kaybeden insanları çok iyi anladım.
Yani ben 3-4 saat Halil’den haber alamadım. İnanın şehadet haberi o belirsizlikten daha kolaydı. Yani çünkü başına ne geldiğini bilmiyorsunuz. Sonra bu arada da herkese haber vermişim. Beni arıyorlar sürekli. Ben yok da ona bir şey olsa ben hissederim. O yüzden kalbim çok rahat. Sonra beni arıyor herkes ve Ayşe Halil’den haber var mı diyor. Ben de çok sinirleniyorum. Yani döküyo hani onlara bir şey demiyorum. Yok diyorum ama kapattıktan sonra ben onlara soruyorum haber vermişim. Onlar dönüp bana haber var mı diye soruyorlar. Bu sinirlendiriyor beni. Ben o dönemde Facebook hesabı vardı. Onu kapatmıştım. Bir ay öncesinde kapatmıştım. Fakat sosyal medyada Halil’den haber alınmış. Halil’in akıbeti biliniyor aslında. Herkes bu durumdan haberdar. Fakat benim haberim var mı diye beni yokluyorlar. Sonra babası aradı beni Sivas’tan. Dedi ki Ayşe Halil yaralanmış dedi. Doğru mu? Ben de kendimden gayet emin. Hayır baba diyorum ya bana öyle bir haber gelmedi diyorum.
Ben herkese haber verdim. Hiç kimseden böyle bir dönüş olmadı. Olsa ben bilirim yani o kadar eminim kendimden. Ondan sonra burada öyle diyorlar Halil yaralanmış diyorlar. Bak doğru söyle falan dedi. Yok baba dedim yok öyle bir şey. Sonra saat 10 gibi kapı çaldı. Halil’in iki arkadaşı çok yakın olmayan iki arkadaşı ve onun eşleri vardı. Ben onları görünce siz nereden biliyorsunuz dedim ama tepkim şey. Zannediyorum ki ben hani Halil kayıp ben de endişeliyim. Onlar da beni teselliye gelmişler.
Halbuki beni teselliye gelecek yakınlıkta değiliz yani. Ama insanın beyni hep reddediyor. Sonra dedi ki Halil dedi yaralanmış. Yaralanmış biz dedi şimdi hastahaneye gidiyoruz seni de almaya geldik. Ben de dedim ki hani doğruymuş o dedi. Ama şimdi yaralıdan düşündüğüm şey şöyle düşünüyorum. Bir kaza kurşunu geldi. Peki bu kaza kurşunun nereye geldi? Koluna geldi yani zihnim böyle diyordu. Koluna geldi kolundan yaralı. Ama şey reddediyor yani beyin bunu reddediyor.
Çünkü ben işte küçük çocuklar var. Onları anneme bırakmam lazım. Ben onları çantalarına hazırlıyorum ama her şeyi düşünüyorum. Çünkü ben gideceğim hastanede kalacağım. O an annemlerin oturduğu yerde bir bakkal bile yok. Annem o ihtiyaçları karşılayamaz. Her şeyin tam olması lazım. Yani ara öğünde meyvesine varana kadar yıkayıp koyuyorum. Ve bana sürekli diyorlar ki ama biri yırtıyor yavaşlıkla. Ayağım gitmiyor yani. Bana diyorlar ki Ayşe biraz acele et. Hani hastanede bekliyorlar.
Ama kendim sorgum ben bu armutu niye yıkıyorum? Annem de yıkayabilir bunu diyorum. Ama devam ediyorum yıkamaya. İşe ile yüzleşmekten korkulur tabii içten içe. Sonra biz bindik arabaya. Ben arkadaşını soruyorum. Arkadaşı arabayı kullanıyor. Halil’in durumu nasılmış? Sürekli bir telefonumu alıyorlar benim. Ben de haber bekliyorlar diyorum mesaj atayım. Onları da ararlar onları da haberdar ederler diyorlar. Telefonumu saklıyorlar aslında ben haberdar olayım diye. Arkadaşını soruyorum. Arkadaşı cevap vermiyor araba kullanıyor.
Hani durumu nasıl neyi varmış nereden yaralanmış falan. Cevap yok. Yine çok sinirleniyorum. Yani adama bakıyorum soru soruyorum cevap vermiyor. Sonra sadece bir arkadaşının eşi dedi ki şöyle bir cümle geçti. Hepsi bizi çok üzdü ama dedi. Halil’i dedi tanıdığımız için herhalde o daha bir yaraladı. Ben şimdi şeyi düşünüyorum niye böyle söyledi ki diyorum. Yaralı olduğu için mi böyle söyledi? Yani başka bir şey düşünmek istemiyorsunuz.
Sonra hastaneye gittik. Hastane önünde gençler oturuyordu. Şimdi baktım hepsi orada ve ağlıyorlar. Dedim ki yani Halil yaralandığı için hepsi gelmiş. Hepsi de çok üzgün hani Halil’in canı acadı sonucu olarak. Sonra hastaneden girdim. Herkes orada. Çok sinirlendim. Dedim ki yani ben sizden haber bekliyorum. Hepiniz buradasınız. Niye bana haber vermiyorsunuz? Ağlıyorlardı. Sonra bana dediler ki hani gel şöyle bir otur. Belki beni Halil’e götürün. Çünkü o an şeyi düşündüm. Çok ağır, yaralı ve son zamanlarım. Yetişeyim istedim. Onlar dedi gel otur işte. Ben diyorum bana söyleyin hani ne oluyor? Beni Halil’e götürün. Sonra bir odaya aldılar. İşte abisi geldi. Hani şehit oldu. O an ben olmasın dedim. Yani çünkü hani bu kadar dua etmişim ama. Anladım ki sonrasına geriye dönüp baktım da hep bekarken dua etmişim. Evlendikten sonra hiç şehadet için dua etmemişim yani. Sonra olmasın dedim. Ama şeyi düşünüyorum belki bir yanlışlık olmuştur. Belki isimler karışmıştır. Emin misiniz gördünüz mü diyorum onlara. Onlar da işte daha henüz görmedik. Ama hani eminler. Ben o şeyi düşündüm.
Allah’ım inşallah son nefeste iman nasip olmuştur. Hani inşallah son nefeste iman nasip olmuştur diyorum. Şimdi ben bunu söylediğimde dediler ki bana. Yani Ayşe hani zaten şehit olmuş. Bu şey yani bu üzerine işe nasıl bundan bir şüphe duyulur? Ama ben biliyorum ki siz onlara şehit bilirsiniz. Ama onlar ne kadar cesurdu desinler diye. Yani ben niyetini bilemem. Kendi niyetime kefil değilim. Halil’in niyetini de bilemem.
Ama sadece diyorum ki Allah’ım iman nasip olmuş olsun son nefeste. Eğer öyleyse üzülmeyeceğim çünkü şehit oldu. Ve sonra ben düşündüm. İşte kabul ettim artık. Evet böyle oldu. Ve dedim ki kendi kendime bunların hepsi çok kısa bir zaman içerisinde geçiyor. Ben şimdi ne yapacağım? Benim artık çalışmam lazım. Peki ben ne iş yapabilirim? Bunu düşünüyorum. Dedim ki Ömer anne sütü alıyor. Daha sekiz buçuk aylıktı.
Öbürü Zeynep üç yaş üç aylıktı. Ali de dokuz yaşındaydı. Dokuz yaşında. Üç yaş üç. Ve sekiz buçuk aylıktı. Sonra ne yapabilirim dedim. Şimdi bir mesleğim yok. Ve şey düşünüyorum. İşte sadece hayatta ben sadece bir Allah’a güvenirim. Bir de kendime güvenirim. Bir de çocuklarıma bakar diye anneme güvenirim. Onun dışında kimseye güvenmem.
Dedim ki çocukları anneme bırakırım. Peki dedim her zaman. Annem çünkü Çengelköy’ün bir tepesinde oturuyor. Biz de ondan daha küçük bir tepede oturuyoruz. Birini inip birini çıkmam lazım. Arabamız olacağını düşünmüyorum. Sonra nasıl yapacağım ben dedim. Her sabah nasıl götüreceğim bunu çocukları. Sonra dedim ki baktım şimdi işinden çıkamıyorum. Yani o an bunları düşünüyorum çok hızlı bir şekilde. İşin içinden çıkamıyorum. Dedim ki Allah bana çok güzel kapılar açacak. Allah bana çok güzel kapılar açacak.
Bunu tekrar ettim. Elhamdülillah öyle oldu zaten. Yani ben o Hasbunallah ve Ni’melvekil dediğimizde. Rabbim gerçekten bütün kapılarını açıyor. Yeter ki ihlaslı bir şekilde densin. Başka orada düşündüğüm bir sürü şey oldu. Oradan hastaneden çıktık. Eve geldik. Annesi babasını da memleketten çıkardılar. Getiriyorlar ama onlara da söylemiyorlar. Şehit olduğunu söylemiyorlar.
Ve ben o hastanedeyken şey diye dua ediyorum. Allah’ım onu Hz. Hamza ile komşu ile, Uhud şehitleri ile, Cem’e ile. Böyle dua ediyorum ama kendi kendime hep şunu sordum. Dedim neden Hz. Hamza? Yani ben diyebiliriz ki Efendimiz aleyhissalatü vesselam ile komşu ile diyebilirim. Bunu demiyorum. Ben Hz. Ömer’i çok severim. Herkeste var ben çok severim yani. Kendim için Hz. Ömer diye dua ederim mesela. Ama onu Hz. Hamza dedi.
Rabbi kabul etmeyeceği duayı ettirmez denir ya. Hep rüyalarını da gören insanlar Hz. Hamza ile birlikte gördüler öyle. Elhamdülillah. İnşallah öyle olduğunu düşünüyorum yani. Annesi babası geldiğinde de akşamdı. Artık ben bütün gün zaten geceydi yani. Zaten o acıyla yaşamışım bütün gün öyle geçirmişim. Artık gece onları görmek her şey başa saracak gücüm yoktu. Ve ben dedim ki ben odamdayım. Hani ben şu an onlarla karşılaşamayacağım. Ben odamdayken Halil’in annesi girdi işte beraber. Girdiler kalabalığı görünce anladılar. Annesi şöyle söyledi. Oğlum doyamadım sana dedi. Hani ceza edindeyken yaşadığı şeylerden bahsederdi.
Kendisini işkence edenlerin yine bu insanlar olduğunun mesela gelir oruçlarını açarlardı. Gelir bize işkence ederlerdi. Namazlarını kılarlardı. Gelir bize işkence ederlerdi derdi. Fetücülerden bahsettiniz değil mi? Evet. Hatta derlerdi. Sizin yüzünüzden hoca efendiyi dinleyemedik diye. Bu inanılması güç geliyor ama öyle insanlar. Halil derdi ki bunlar herkese merhamet eder.
Sizi işkence etmek zorunda olduğumuz için biz Fethullah’ın şeyi dinleyemiyoruz. Evet dinleyemiyoruz. Hoca efendi dinleyemiyoruz diyorlar. Ve mesela bir camiadan biri vardı ona söylüyor. İşte o da diyor ki bizimkiler öyle şey yapmazlar. Yapsalar onlar kötülemek içindir. O yüzden zikrediyorlardır falan diye. Halil de şey demişti şimdi emniyet müdürü ismini vereyim sana. Bak o gruptan hani diye. Fakat bu hakikati arama çabaları yok yani. Esas mesele bu. Sonra Cezaevî’nin de mesela Halil et yemezdi. Yani et daha doğrusu etli yemek yemezdi. Ben de biraz buna kızardım. Yani derdim ki hani yemek seçen biriydi. Ya derdim Cezaevî’ni de yaşamış. Bak Allah onu oradan çıkarmış. İşte bir sürü nimet vermiş. Hani önüne de yemek gelmiş şükretmesi gerekmez mi? Ama etle alakalı şöyle bir şey söylemişti.
O etli yemeğin Halil Cezaevî’ndeyken Ranzı’nın üst kısmında yatıyormuş. Ve onların koğuşunun üst katında da taciz suçundan içeri girenler varmış. Bir gün o koğuşu yakıyorlar. İnsanlar arasında yanan da oluyor. Et kokusu geliyor. Ve o sonra yangını söndürmek için su tutuyorlar. Ve o kanlı insan etiyle akan su damlıyor.
Halil Ranzı’nın üst kısmında olduğu için onun üzerine geliyor. Ve bana şey derdi o yemek bana hep o kokuyor. Yani o koku geliyor diye. Ben de yani onun için et kokuyor mu acaba diye koklamakta et yemedim sonrasında. Yani et yemiyordum. Yani insanlar bir şeyleri yaşıyorlar. Bu geçiyor. Geçiyor zannediyorsunuz. Ama geçmiyor. Yani bana şunu soruyorlardı arkadaşlarım. Ayşe sekiz buçuk yıl Cezaevî’nde kalmış biriyle evlenmeyi nasıl göze alıyorsun? Dedim ki Allah için kalmış.
Ama Allah için bile kalsa muhakkak bir iz kalmıştır onda. Yani hani güvenemezsin. Ama ben çok emniyetle güveniyordum. Çünkü orada bir Allah rızası var diye. 15 Temmuz’dan Bağmsuz soruyorum. Yani öyle çok da kronik çok da kalıcı evliyinizi ne bileyim bir bilinmezi sürükleyecek sizi kaygılandıracak bir şey de olmadı herhalde değil mi? Yok olmadı. Gayet makul kendi halinde düzgün bir insan. Yani etli yemekle yemeği versin.
Yani bunu Cezaevî geçmişi olmayan insanlarda etli yemek yiyemeyen binlerce insan var. Veganı var bilmem ne. Yok yok öyle mevzusundan ben o etli yemek mevzusunun şunun için söyledim. İnsanlar orada neler yaşıyor. O kısımda haber ver. Bunlar herhalde hiç bir şikayet evlinize yansıyan Cezaevî geçmişinin evlinize yansıyan öyle çok majör bir şey yok derhal değil mi? Yok yani öyle şeyler yok. Ama tabii ki Cezaevî’nin bıraktığı şeyler var. Yani Halil öyle zor bir insandı. Genel olarak zor bir insandı. Tabii ki oranı bıraktığı bir yani orada sekiz buçuk yıl anne baba sevgisinden mahrumsunuz. Eziyet görüyorsunuz. Birden büyüyorsunuz. Yani bugün 16 yaşındaki çocuğumuz için yani düşünelim. Yani orada birden büyümek zorunda kalıyorsunuz. Ve işkence görüyorsunuz. Bunlar kolay şeyler değil. Yani bizim dinimizde neden işkence yasaklanmıştır?
Çünkü insan onuruna zarar verdiği için. E onurunuz dedeleniyor her şeyden önce. Tabii ki bıraktığı bir öfke vardı yani. Ama şöyle ya Elhamdülillah ben diyorum ya Allah hep beni korudu. Ben Halil’in hep etrafındaki insanlardan daha iyi bir insan olduğunu düşündüm. Hep bunu gördüm yani. Kıyık bir soru sorabilir miyim? Tabii. Bizden razı mısınız? Biz dediğiniz kim?
O gece de sokağa çıkıp bir şekilde duruşunu belli edip sonrasında yani şehadet nasibi olmayan o kitleden bizden, Ahmet’ten, Mehmet’ten, Mustafa’dan, Ali’den, çevrenizden sizinle aynı davayı sahiplendiğini iddia eden insanlardan bizlerden yani. Şimdi şöyle. İzleyenlerden. Çıkanın niyeti benim için öyle anne. Şahsi kanaatinizde değil aslında. Sizin şahsınızda bütün şehit eşleri adına soruyorum bu soruyu.
Nasıl bakıyorsunuz yani? Biz emanete sahip çıkabiliyor muyuz? Biz sizi arayıp sorabiliyor muyuz? Biz yaranıza merham olabiliyor muyuz? Hatta şey derler ya sizin için ne yapabiliriz? Evet yani şöyle söyleyeyim. Şöyle söyleyeyim. Ben Halil’in emanet ettiği ümmetden razıyım. Ama o ümmet gerçekten bizi Allah için arayan sorar.
Çünkü bizi Almanya’dan, Hollanda’dan, İslam, Türkiye’nin dört bir tarafından insanlar ziyarete geldiler. Ve nereye geldiklerini bilmeden, kapı açılacak mı bilmeden geldiler. Ben onlardan razıyım Mehmet. Ama razı olmadığım bir kitle var. Derdi de o gün sokağa çıkanın derdi gerçekten bu vatansa, bu milletse gerçekten Allah’ın dini ayakta kalsınsa hani inanmıyordur Allah’a ama bu vatanı seviyordur, çıkmıştır sokağa.
Ondan da razıyım. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Bizim bu ülkeyi, bu milleti korumamız gerekiyor. Ben bu ülkeye zarar veren herkesten şikayetçiyim. Yani yük olmamak da infaktır. Bir faydanınız dokunmuyorsa yük olmayacağız. Yani bugün ben işini iyi yapmayan memurdan ya da işini iyi yapmayan işçiden ya da işinde usulsüzlük yapan herhangi birinden razı değilim. Yani o gün sokağa çıkmış olmasının benim için bir anlamı yok. Hiçbir anlamı yok.
Hiçbir anlamı yok. Yani benim derdim 15 Temmuz’dan sonra biz ne olduk? Ne değişti bizim hayatımızda? Birilerinin gittiği yere kim geldi? Biz daha mı ahlaklı bir toplum olduk? O gece bizim için ibretlik bir geceydi. Yani ama bizden dinlemedik savaşında Cenab-ı Allah diyor ya o okları siz atmadınız, sizin elinizle ben attım. O 15 Temmuz’dan bu insanlar kendi iradesiyle mi sokağa çıktılar?
Kendi iradeleriyle mi tankların üstlerine çıktılar? Tankın içindekilerin kalplerine korkuyor, insanlar mı saldılar? Yoksa Allah’ın ya… Yani bir tarafta yani biz davaları katıldığımız için biliyoruz yani öyle bir malzemeyi de doldurmuşlar ki hani bu bir normal derbe şeyi değil yani bildiğin savaş şeklinde doldurmuşlar yani o tankların içine.
Şimdi bütün silahsız insanları o silahların karşısında güçlü kılan kimdi? Kendileri miydi? Rabbimiz de. Yani o korkuyu sanan Cenab-ı Allah’tı. Fakat 15 Temmuz sonrasında ben şunu gördüm. Herkes kendinden bildi bunu. Yani herkes demiyorum tabii ki. Birçok insan kerameti kendinden menkul bildi.
Halbuki orada yaşanan bir şey vardı, bir mucizeydi ama Bedir savaşında mucizeyi yaratan Rabbim Uhud Savaşı’nda imtihan etti. Biz bir sonraki Uhud Savaşı için hazır mıyız? Ne öğrendik biz bu 15 Temmuz’dan? Ya benim için bu ülkede herhangi bir şekilde bir şey çalan yani o çalmaktan kastım. Vazifesinden de çalan. Vakit çalan, mertebe çalan, konum çalan, umut çalan. Yani elektriği kaşar kullanan bile. Bu ülkeyi ve bu millete zarar veren hiç kimseden razı değilim. Hiç kimseden. 15 Temmuz’da dışarı çıkmış olmasının benim için tankın önüne yatmış olmasının da bir anlamı yok. Eğer benim ödüm kopuyor, ben bu devletten maaş alıyorum. Acaba helal mi? Bir sürü insanın hakkı var ve ben bu parayı evime götüreceğim, çocuklarıma yediriyorum. Helal mi? Helal yoldan kazanıyor muyum? Vazifemi iyi yapıyor muyum? Endişesi yaşıyorum.
Bu çocuklar bana emanet ve dinlenmeyin. Onların babalarından gelen maaşı değerlendirme hakkına sahibim. Ama birinin hakkı ötekine geçmesin diye ben hepsinin hesabını ayrı tutuyorum. Allah’ım ve sürekli dua ediyorum Allah’ım beni bu yetimlerin hakkına girmekten ve adil olmamaktan imtihan etme. Yani onlar arasında adil davranmayı nasip ederim. Ama bugün bu ülkenin kasasından bir şey almak yani el ufak bir şey. Hani diyorlar ya devletin malı denizliğe. Devletin malı ateş. Yani ateş alıyorsun ve onu kuşanıyorsun. Bir kıvılcımın cebine koyduğunda bütün kıyafetini yakmayı yetiyor. İster içeriye dal, istersen şöyle bir tutam, ateş al koy cebine. Yani o yüzden razı değilim. Bizim o 6 senede ne değişti bizim ülkemizde insanımız adına? Ne değişti? Artık hukuk daha mı adil? Yani mesela Halil’in, evet Halil bir adaletsizliğe uğurdu. Halil bir bedel ödedi.
Peki başka Halil’ler? Halil’in aynı davadan, aynı dosyayla cezaevine giren bir arkadaşı vardı Cihan. Biz hiç tanışmadık ama ben gıya ben onu çok severdim. Halil onun cezaevden çıktığını da göremedi. Çünkü kendisinden 18 yaş üstünde olduğu için müebbet aldı. Halil çocuk mahkemesinde yargılandı. Tam yanlış izah etmiş olmayayım ama onu devam etti. 20 küsür sene kaldı içeride. Halil onun cezaevden çıktığını görmedi. Ve çıktıktan sonra geçen, yani ne kadar zaman oldu yalnız zaman vermeyeyim ama kısa bir zaman önce Covid’den kaybettik. Annesi ona tek hayali oğluma sarılmak, ölmeden sarılmak diyordu. Ya başka Halil’ler içerideler. Onlar için adalet sağlandı mı? Yani Halil’in, ben görüyorum ki reytingi çok fazla. İnsanlar Halil’in bir sözünü paylaşıyorlar. Altında binlerce beyni var. Peki Halil’in anlayışından size ne kaldı?
Halil’in mücadelesinden size ne kaldı? Halil’in emanetlerinden size ne kaldı? Neyi derdedindiniz? Yani bugün Halil’im Halil’im diyen insanların bir kere bizi gel aramamış, gelmemiş, sormamış. Ve şu an bizim onlara ihtiyacımız yok. Ama ben ilk zamanlar şunu çok istedim. Yani bizim evimiz çok misafir, çok yoğun misafirimiz vardı. Sabah kaçta gelecekleri, gece kaçta gidecekleri belli olmuyordu. Ve habersiz geliyordu insanlar.
Ve biz hiç evden dışarı çıkamıyorduk. O zaman ben, çocuklarım da evdeler ve sürekli aynı şeylere maruz kalıyorlar. Bu o kadar doğru ki bu söylenme. Yası konuşuyorlar. Yani sürekli yas konuşuluyor evde. Aynı mevzuyu tekrar tekrar döndürüp anlatıyorsun. Çocuklar bunu dinliyorlar. Bir saniye Zeynep kapı arkalarına gider ağlardı. Masa altına girer ağlardı. Kendini uykuya verirdi. Ben çocuğumu 6 ay boyunca neden babasının gelemeyeceğini bir türlü anlatamadım.
Bir sürü şey yaşadım. Hepsi ayrı ayrı. Hani Ömer çok küçüktü ama Ömer’in genişliğinde yaşıyorum. Ayrı ayrı travmaları vardı. Ve benim de bir… Yani dik durmak zorundayım. Dik durmak zorunda olduğum için değil ama… Ben bunu Allah’tan bir nimet olarak gördüm. O gün Halil’in dışarıya çıkmış olması büyük bir nimetti. Çünkü ben hep şu ihtimal düşünüm ya evde başına bir şey gelseydi.
Yani biz ecel dediğimiz şey ne bir saniye önce ne bir saniye sonra. O gitmeseydi de ben onu kaybedecektim. Ama ya evde olsaydı. O gitti ve şehit oldu Allah’ın izniyle. Bunun için hamdettim ama çocukların bir yoksulluğu var ve çok iyi bir baba. Onu kaybettiler. Bunu da mücadele ediyorum. Bir türlü insanlık kaprisiyle mücadele ediyorum. Yani bu insanlar… Hani şunu söyleyeyim. Tanımadığımız insanlar sahiplendi.
Onlar bize destek oldu. Ben şuna çok ihtiyacı hissediyorum. Yani birileri gelsin. Alsın çocukları bir parka götürsünler. Bir yere yemeğe götürsünler. Çocuklar için bir şey yapsınlar. Onlar bu evden çıksın çünkü ben zaten çıkamıyorum. Ama bu olmadı. Birkaç kez sadece tanımadığımız insanlar… Sonradan 15 Temmuz sonrası tanıştığımız insanlar tarafından düşünüldü ve yapıldı. Bir sürü de farklı imtihanlarım oldu sonrasında.
O günleri atlattık. Çok şükür. Allah’ım bir daha ki türlerinden konuşsun. Amin. Ama o Meçtem-i Muzaylal arkadaşımın söyleyeceğini söyleyeceğim. Biz buradan ibret almadığımız için bir şey değişmediği için biz de… Mesela diyorum ki en basit şunu düşünebilirdik. Yani bu ülkede her şey pamuk ipliğine bağlı. Her şey alt üstleriyle olabilir. Bak, yıkılmaz diyen yıllardır çaba ile…
Yani büyük bir planla her yere ulaşan bir oluşumdan söz ediyoruz. Bir gecede alt üst oldu. O zaman biz de aynı şeyi yaşayabiliriz. Bizim de başımıza gelebilir. O zaman ben kendimi hangi temiz sicilimle koruyacağım? Resmi olarak bana iftira da edebilirler. İftira da yaşayabilirsiniz. Bunda sıkıntı yok. Ama siz bilirsiniz kalbiniz mutmaindir ve Allah şahidinizdir. Bu bir imtihandır deriz. Ben masumum deriz. Allah bizi, Cenab-ı Allah bizi aklar. Ama ya değilsek, ya değilsek o zaman neden biz bunu düşünmüyoruz? Yani razı değilim ben. Bu ülkeye zarar veren, maddi manevi zarar veren hiç kimseden razı değilim. Yani bir o kadar şehit verdik o gece. O kadar ağır imtihan yaşadık. Eğer bundan bir dert derci etmeyeceksek ya da eleştirdiğimiz insanların hasletleri……artık bizde görülmeye başladıysa ucundan kıyından…
…ve de memlekete bu denli ihanet eden insanları biz bu memleketten def ettik derken……biz de aslında istemeden bilerek ya da bilmeyerek memlekete zararımız oluyor. Bir şekilde ne bileyim işimizi düzgün yapmıyorsak, alaç kesip çevreyi talan ediyorsak……bir nesli talan ediyorsak, aile kurumunu talan ediyorsak o zaman biz neden bu kadar bedel ödedik diyorsunuz? Ve çok doğru diyorsunuz. Teşekkür ederim aşağıda kardeşim. Anlatmak istediğiniz başka bir şey var mı?
Şunu da eklemek istiyorum Bekir abi. Şehadet şehidin şöhretidir. Yani şehit yakını olmuş olmam ya da olmuş olmamız, annesi, babası, evladı her neyse……bizi kıymetli kılmaz. Bizi bundan sonra yaptığımız şeyler ancak kıymetli kılabilir. Şehidin ödediği bir bedeldir. Peki biz ne yapıyoruz? Elbette bizlerle bedel ödüyoruz. Ama sonraki dönüşüm nasıl oldu? Mühim olan o. Yani ilk şehadetinden sonra bana çok sık artık sen cennet hatunusun, cenneti garantiledin, şefaat edecek diyen çok olmuştu. Ben de şey diyordum yani imtihan son ana kadar devam ediyor. Benim kimliğimi, ne olduğumu ancak Allah bilir ve ben son nefesimi belirleyecek bunu. San ediyorum bizim ülkemizde her şeyde böyle işini halletmek için arkada dayı, amca, ağabey falan arandığı için……cennete de girmenin yolu… Sanki araya bir… Yani şehadet yolu, şefaat yoluyla gireyim. Hani oradan da bir dayı arama yolu. Neden oradan da bir puan almayalım? Bir kolaycılık olsun. Bu gazilerimiz için de geçerli. Evet o gün bir bedel ödediler ama sonra……ya o bir nimetti. Ödenilen her bedel bizim için de aynı şekilde nimet.
Ve benim bir şehit eşi olarak bir şeyler talip ediyor olmam. Yani ben bu ülkeden hani bana soruyorlarsa……senin için ne yapabiliriz diye. Bizim için dua edebilirler çünkü duaya çok ihtiyacımız var. Kimse bana bir şey borçlu değil ama hepimiz şehitlere çok şey borçluyuz. Bu ülkeyi sevip, bu ülkenin insanına da, bu ülkenin topraklarına da kıymet verirsek, yaptığımız işi güzel yaparsak…
…ancak o zaman o şehitlerimizin emanetini sahip çıkmış, onlar için bir şey yapmış oluruz. Ama öbür türlü, zannediyorum sadece onların üzmüş ve öbür tarafta onlara, Allah’a da hesap vereceğiz ama……onlara da verecek bir hesabımız olacak. O yüzden kolaycılıktan kaçalım. Beni kıymetli kılan ancak yaptığım amel olabilir. Yani kimseden ben bu noktada hiçbir şey beklemiyorum. Sadece dua etsinler ve yaptıkları işi güzel yapsınlar. Ben eğer şunu yaparsam, işte ben şehit eşiyim, bu ülke için bir bedel ödedim, işte bir can verdim……siz de bana şunu borçlusunuz. Bu da benim hakkım, şu da benim hakkım. O zaman birazcık ticarete giriyorsun. Dersem ben öbür tarafta Allah’ın benim için hazırladığı nimetlerden mahrum kalacağım. Tek tek üstü çizilecek. Yani ben dünyada hep küçük hayaller kurmuşumdur. Küçük düşünürüm, mütevazı hayallerim vardır……ama öbür taraf için büyük düşünürüm. En güzelini isterim. Bana hep Halil de sana şefaat edecek, öyle gireceksin diyorlar. Ben Allah’ın rızasına ve sevgisine talibim. Onun muhabbetine talibim. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın şefaatine talibim. Rabbim beni Halil’in yüzü suyu hürmetine, ona duyduğu muhabbetten affedecekse, beni öyle kabul edecekse, amenna.
Ama ben bu dünyada verebileceğim bütün gayreti sarf edip Allah’ın rızasını kazanmak istiyorum. Ve karşılığında inşallah o tarafta Rabbim hoş geldin Ayşe kulum der. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam hoş geldin ümmetim Ayşe der ve gel seni Hatice’yle tanıştırayım. Aa ne kadar güzelmiş. Gel seni Ayşe’yle tanıştırayım der. İnşallah öyle olur. Bunun için çalışıyorum ve dua ediyorum. Ve sizin için ne yapabiliriz diyenlerden de bu duayı istiyorum. Allah bizi çok sevsin, hepimizi çok sevsin.
Ve rızasını kazanmayı nasip etsin. Kümiyet dostlar teşekkür ederiz bizi izlediğiniz için Allah hepinizden razı olsun. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun demeden evvel inşallah hemen şu program biter bitmez. Ellerinizi açıp başta iki Cihangat-ı Serbeli Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a bakış verin. Tüm geçmişlerimize ve şehid Halil Kantarcı ve onun gibi kardeşlerimizin hepsine birden bir Fatiha hediye ederseniz gönderseniz çok memnun olurum.
Allah’a emanet olun. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun inşallah. Allah rızası için El Fatiha.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın