HZ. ZULKARNEYN. KURAN DAKİ EN GİZEMLİ HÜKÜMDAR
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=eKt2STO_czc.
Eğer huzurlu bir şekilde bugün bu parkta oturmuş kitabımı okuyabiliyorsam, bunu bir anlamda günümüzden binlerce yıl önce yaşamış olan Zülkarneyne borçlu olduğumuzu biliyor muyuz? Onun hakkında öğrendiklerin öyle ilginç ki…
Uzayda karşılaşmış olabileceği kavimlerden tutunlar, Hz. Hızır ile olan bağlantısına kadar her şey oldukça çarpıcı.
Bir de öyle bir şey var ki…
Günümüzden binlerce yıl önce gezegenimizde büyük, güçlü bir hükümdar yaşıyordu. Allah’ın ona vermiş olduğu özel bir güç sayesinde dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine seyahat edebiliyordu. Tabii bir amacı vardı karşısına çıkanlara Allah’ın doğrularını anlatmak. Onlara yaşama ve varoluşumuza dair gerekli bilgileri öğretmekti.
Onun adı Zülkarneyn. Zülkarneyn, İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’deki Kef Suresinde adı geçen bir kimsedir. Günümüzde kendisinin bir peygamber olup olmadığı bir tartışma konusu. Kim olduğu ile alakalı onun büyük İskender olabileceğini de savunanlar olmasına rağmen, bu görüş Zülkarneyn’in inançları göz önünde bulundurulduğunda onun büyük İskender olmasını imkansız kılıyor.
Öyle ki, eğer bugün elimizi kolumuzu sallaya sallaya sokağa çıkabiliyorsak, dilediğimiz gibi istediğimiz yere gidiyor, arzu ettiğimiz şekilde huzurlu bir sosyal hayata sahip olabiliyorsak, bunu bir anlamda Zülkarneyn’e boşluyuz. Günümüzden binlerce yıl önce Allah’ın kendisine vermiş olduğu olağanüstü güçler sayesinde Zülkarneyn’in biz insanoğlunu düşman yaratıklardan uzak tutmak adına yapmış olduğu bir koruma kalkanı sayesinde bugün rahat edebiliyoruz.
Tabi bu hep böyle devam etmeyecek. Bir zaman gelecek ve o koruma kalkanı kalkacak ve pek çoğumuz bunun sonucunda hayatımızı kaybedeceğiz. Şu an yaşıyor olduğumuz bu dijital çağda kalabalığın içinde kayboluyoruz adeta, günlük hayatımızdaki koşuşturmacalarımız ve yaşadığımız stresli anlarımızla. Peki size bu dünyanın bir zamanlar neredeyse Yüzüklerin Efendisi’nden bildiğimiz o efsanevi orta dünyaya benzer bir dönemden geçtiğini söyleseydim.
İnsan ırkının düşmanı olan canlılarla yaptığı mücadelelerden daha bir çok yaratığa ve gizemli yaşanmışlıklara kadar adeta film senaryosu gibi bir dünya kaldı geçmişte. Üstelik bunlarla ilgili bilgilere edindiğimiz en önemli kaynaklardan birisi de yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim. Az sonra size öyle şeyler anlatacağım ki olaylar, zamanlar ve kişiler arasında adeta gizemli bir yolculuğa çıkacaksınız.
Videoyu sonuna kadar izlemenizde fayda var çünkü insan ırkına düşman yaratıklar hala bir yerlerde yaşıyorlar ve bize tekrar saldıracakları o zaman için gün sayıyorlar. Araştırmacı yazar Serhat Ahmet Tan’ın Zülkarneyn isimli kitabında yapmış olduğu araştırmalar,
Zülkarneyn hakkında farklı bakış açıları ve konu hakkında Kur’an’da geçen kelimelerin gizemli anlamlarıyla esrarengiz bir perspektif sunuyor bizlere. Görmüş olduğunuz bu dünyaya tarih boyunca farklı dönemlerde dört kişi hakim olmuştur.
En güçlü, kuvvetli, en şöhretli olan bu dört şahıstan kafir olan ikisi Nemrut ve Babil Kralı Buhtun Nasir’dir. İyiye ve doğruya hizmet eden mümin iki hükümdar ise Hz. Süleyman Peygamber ve Hz. Zülkarneyn. Hz. Zülkarneyn diğer tüm hükümdarlardan üstün yeteneklere sahip olan bir kişiydi.
Yapmış olduğu yolculuklarıyla ünlü olan Zülkarneyn’in öyle güçleri vardı ki hakkında ortaya atılan düşüncelerden birisi de onun bir zaman yolcusu bile olabileceği yönünde. Hatta olayları biraz daha derinlemesine incelediğimizde onun uzayın derinliklerine yapmış olduğu ve burada karşılaşmış olduğu ilginçliklere de rastlıyoruz. Şimdi gelin önce Zülkarneyn kelimesinin anlamını bir inceleyelim. Çünkü her şeyden önce daha başlangıçta Zülkarneyn isminde büyük bir gizem saklı.
Sonrasında işler zaten giderek ilginçleşecek. Eski alimlerin Zülkarneyn isminin manasını anlamaya çalışma çabalarını elimizin tersiyle itmek saygısızlık olur. Fakat bu demek değildir ki bu konu hakkında yeni bakış açıları geliştiremeyiz. Fakat bizi engelleyen Lugat anlamlarındaki kayma engelleri sebebiyle eski alimlerin yapmış oldukları hataları bile göremeyebiliyoruz.
Yani okuduğumuz kelimeler ve cümlelerin bize tasvir edildiğinin ötesinde manaları olabileceğini de unutmamakta fayda var. Zülkarneyn kelimesi de onlardan biri gibi görünüyor. Zülkarneyn ismi araştıran eski alimler Karn kelimesinin boynuz anlamına geldiğini, Karneyn’in ise çift boynuz demek olduğunu öne sürmüşler. Bu yüzden Zülkarneyn anlatılarında sürekli çift boynuzlu bir kişi tasviriyle karşılaşırız.
Fakat yazar Serhat Ahmet Tanagöre Zülkarneyn kelimesinin bu anlatılanların ötesinde bir başka anlamı olabilir. Eğer öyleyse işler daha da tuhaflaşacak. Karn kelimesi Kur’an’da çeşitli surelerde de geçmekte olup insan topluluklarının yok edilişinden bahseder. Eğer Karn boynuz demekse şayet diğer surelerden Allah sizden önce birçok boynuzu helak etmiştir gibi tuhaf bir anlatım çıkıyor olurdu. Allah insanların başlarına şapka niyetine takmış oldukları kuru boynuzları niye zararlı görüp helak etsin ki? Ya da boynuzlar enam denilen hayvanların başında iken helak edilmişse o takdirde Allah’ın birçok evcil hayvanı helak edip cezalandırdığını iddia etmemiz gerekecekti. Yazar işte bu yüzden Karn kelimesinin boynuz olmama ihtimali üzerinde duruyor.
Halbuki kendi içinde kolonları, kirişleri ve çapraz bağlarıyla sağlam olup ayakta duran bir metin olan Kur’an-ı Kerim Karn kelimesine uzun zaman kesiti, zaman dönemi yani devir manasını vererek başka ayetlerinde biz birçok karnlar helak ettik diyerek manasını zaten açıklıyor. Şimdi Karn kelimesine diğer ayetlerdeki devir manasını verdiğimizde Zülkarneyn isminin bambaşka şaşırtıcı bir manası ortaya çıkıyor.
Böylesine önemli bir insana bir lakap olarak Zülkarneyn ismi verilmişse şayet bu lakabın mutlaka kişinin kendisi gibi önemli bir manası olmalı. Sahip anlamına gelen baştaki zu takısı diğer ayetlerde de kullanılmış olup Arapların birçok İslamiyet öncesine ait kullanımıyla sabit olan bir manaya sahip. Zu takısı bildiğimiz mürkiyet anlamını da aşan bir içeriğe sahip. Zülkarneyn kelimesinin sonunda da bir takı bulunuyor. Ein takısının çift iki anlamına gelmesinden dolayı çift boyunuz denildiğini tekrar hatırlayalım. Fakat yazarın farklı bakış açısıyla bulduğu sonuçlara bakacak olursak zul sahip karn zaman devir ein çift yani iki zamanın da sahibi manası ortaya çıkıyor.
Acaba yapmış olduğu gizemli yolculuklarıyla ünlü olan Zülkarneyn iki zaman arasında da yolculuk yapabilen bir zaman yolcusu muydu sorusunun üzerinde duruyor yazar kitabında. Bu soruyu sorarken de yapmış olduğu örneklemeler gerçekten de çok ilginç. Zülkarneyn’e verilen yetki acaba bütün dünyanın tüm zamanlarını kapsıyor olabilir mi? Zülkarneyn öyle bir şeye sahip olmalı ki bununla her şeye ulaşabiliyor. Yani Zülkarneyn’i her yere ve her zamanına ulaştıran bir araç.
Zülkarneyn’in ulaşamadığı hiçbir şeyin olmaması demek ulaşılamayan hiçbir zaman kesidi olmaması demektir. Çünkü şeyler bir mekana mekanlar da bir zamana bağlıdır. Öyleyse her şeye ulaştıran şey olsa olsa adeta bir zaman makinesi gibi bir şey olmalıydı. Ya da bizim bilmediğimiz Allah’ın Zülkarneyn’e vermiş olduğu bir ilim. Şimdi gelelim Zülkarneyn’in Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen yapmış olduğu o üç gizemli yolculuğa. Bu yolculukların her biri birbirinden enteresan. İlk seyahatiyle başlayalım. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette sebep kelimesi geçmektedir. Fakat ayetlerin anlamına baktığımızda bu sebep kelimesinin Türkçe’de kullanılan neden anlamına gelmediğini anlıyoruz. Bu kelimenin anlamı bir tür araç, eşya gibi bir şey olmalı ki Zülkarneyn’e verilmiş olan bir sebepten bahsedildiğini göz önünde bulundurduğumuzda ona verilmiş bir araç olduğu anlamını çıkarıyoruz. Zülkarneyn’in gizemli seyahatlerini araştıran araştırmacılar bu seyahatlerin uzaya yapılmış yolculuklar olabileceği teorisi üzerinde duruyorlar. Kur’an’da da bahsedildiği üzere Zülkarneyn ilk yolculuğunda güneşin battığı bir yere yolculuk yapıyor. Ayette güneşi kara balçıklı sıcak bir yerde batarken buldu diyor. Olayı bizim dünyamızın içinden baktığımız bir perspektifte incelediğimizde güneşin battığı bir yer olamaz. Çünkü mantıken güneş aslında batmıyor.
Eğer güneşin kara balça gömüldüğü bir yerden bahsedeceksek bu ancak dünyadan çok uzaklara gidip güneşin bir kara deliğe gömüldüğü ana tanıklık etmemiz gerekir. Zülkarneyn’in ikinci yolculuğu ise güneşin doğduğu yereydi. Bu ayette oldukça ilginç. Manası konusunda fikir anlaşmazlıkları olsa da bu yolculuğun da dünya dışında bir yerde yapılmış olması yine olasılıklar arasında.
Çünkü Zülkarneyn burada bir kavimle karşılaşıyor fakat ayette bu kavimle alakalı olarak kendilerine güneşten başka bir örtü yapmadığımız bir topluluktu deniyor. Güneşten başka bir örtü yapmamıştık sözünün manası bu kavmin yaşadığı gezegenin herhangi bir atmosferinin bulunmaması ve bu sayede güneş ışınlarına direkt olarak maruz kaldıkları bir yer olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.
Kur’an’da Furkan suresinin geceyi size örtü kıldık denilirken güneşin hiç batmadığı ve herhangi bir örtünün olmadığı bir yerden bahsedilmesi bir hayli ilginç. Şimdi geldik Zülkarneyn’in üçüncü ve en önemli yolculuğuna. Çünkü bu yolculuk hepimizi yakından ilgilendiriyor. Zülkarneyn yine günün birinde iki dağ arasında bir kavimle karşılaşır. Onların büyük bir istekleri olacaktır.
Şöyle derler, Ey Zülkarneyn, Yecüç ve Mecüç bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bize yardım et ve onlarla bizim aramıza bir set çek. Sana bunun karşılığında vergi verelim. Zülkarneyn ise şöyle cevap verir. Rabbimin beni içinde bulundurduğu mal ve mülk sizin bana verebileceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de onlarla sizin aranıza sağlam bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurup dağlarla aynı yüksekliğe getirdi ve dedi ki, şimdi de getirin de üzerine erimiş bakır dökeyim ve üfleyin dedi. Artık Yecüç Mecüç onu ne aşabilirler ne de delebilirler. Dünya üzerinde hiçbir silah, hiçbir rüzgar bu korumayı ortadan kaldıramaz. Bu Rabbimden siz kullarına bir rahmettir. Siz benden bir set istediniz fakat ben bir setten fazlasını yaptım. Çünkü set üzerinde tırmanıldığında tekrar size ulaşabilecekleri bir yerdir. Bense onları bu duvarla tamamen kapalı bir ortama hapsettim dedi. Ta ki kıyametin kopacağı zamana kadar Yecüç ve Mecüç bu setin ardında yaşamaya devam edecekler. Kıyametin en büyük alametlerinden biri olan ve zamanı geldiğinde tekrar gün yüzüne çıkıp bize saldıracak olan bu Yecüç Mecüç toplulukları kimdir? Biz insanlara mı benziyorlar? Bu konuda bazı İslam alimleri o varlıkları şöyle anlatıyor. Yecüç ve Mecüç kavimleri kafir bir topluluktu. Şekil olarak insanlardan farklılar. Yüzleri yası, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları ise kısadır. Her birinin bin çocuğu olur. Tüm cin ve insanların sayılarının onda dokuzu kadardırlar. Onların yeryüzüyle iletişimi artık bu engel sayesinde kesilmiştir. Onlar her gün içinde bulundukları duvarı kazıp gün yüzüne çıkmaya çalışıyorlar.
Fakat akşam olup kazmayı bıraktıklarında ertesi sabah her şey yine eski haline geri dönmüş oluyor. Tüm bu geçen binlerce yıl boyunca sürekli çoğalmaya ve üremeye devam ederler. Her birinin bin çocuğu olduğunu hayal ettiğinizde bulundukları yer her neresi ise şu anda nasıl kalabalık olduklarını düşünebiliyor musunuz?
Onlar inanılmaz bir hızla çoğalmaya devam ederken her gün kazdıkları yere yani en başa dönmeye de devam ediyorlar. Ta ki bir gün başlarındaki kişi bu günlük bu kadar kazı yeter. Yarın kaldığımız yerden devam eder ve inşallah bu sefer gün yüzüne çıkabiliriz der. Çok ilginçtir ki kafir olan bir topluluk olmalarına rağmen inşallah kelimesini kullanmıştır.
İşte bu onların yeryüzünü tekrar bozguna uğratacakları o günün anahtarı olacak kelimedir. İnşallah kelimesinden dolayı Allah onlara izin verecek ve o büyük gün gelir çatar. Yecüç ve mecüç serbest kalır. Her tepeden saldırmaya başlarlar. Önlerine ne çıkarsa yok edip yıkmaya devam ederler. Uğradıkları her suyu içip tüketirler.
Karşılaştıkları her şeyi bozup alt üst ederler. Dünyanın büyük bir bölümünü yok etmişlerdir ve şöyle söylerler. Yeryüzünü mahvettik. Doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm kıtaları yok ettik. Bizim gücümüz karşısında kimse duramadı. Kalan halk feryat etmeye başlamıştır. Allah’tan yardım dilerler. Hz. İsa peygamber ikinci kez dünyaya geri gelmiştir ve halkın feryadı üzerine Allah’a dua ederek Yecüç ve mecücü öldürmesini ister. Bunun üzerine boyunlarında yarı çıkıp bir gecede tek bir insanın hayatını kaybetmesi gibi hepsi birden ölürler. Evet, tüm bunların gerçekleşeceği güne kadar bizleri koruma altında tutan bir set bulunmakta ve Allah’ın bizleri olan bu rahmetini vesile olması sebebiyle Zülkarneyne borçluyuz. Tarihte tüm dünyaya hakim olmuş dört hükümdar birisi. Dünyaya hakim olmuş dört hükümdar demişken düşünmeden de edemedim. Acaba beşinci bir hükümdar gelip tüm dünyanın yönetimini ele alacak mı? Öncekilerden ikisi iyiye ve doğruya hizmet ederken diğer ikisi kötülüğe hizmet ediyordu.
Olur da yeniden bir kişi tüm dünyaya hakim olursa o kişi neye hizmet edecek?
İlk Yorumu Siz Yapın