İNANILMAZ! YERİN 7 KAT ALTINDA KİMLER YAŞIYOR?
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=0lMRVwJsZEA.
Hiç daha önce yeryüzünün altında yaşayanlarla ilgili bir şey duymuş muydunuz? Merhaba, iyi ki geldiniz. Ben de çok ilginç bir araştırma yapıyordum tam. Bildiğiniz üzere birçok dinde, yer altında yaşayan ve insana benzeyen varlıklardan bahsedilir. Peki hiç düşündünüz mü, bu canlılar nasıl bir yerde yaşarlar, ne yerler, ne içerler? İşte tüm bu sorulara yanı tararken, Hitler’in peşine düştüğü bir yer beni acabağlara sürükledi. Bir harita bulmuştu Hitler, onu o yere götürecek olan, belki de tarihin en büyük gizemlerinden birini çözmek üzereydi.
Fakat bu yer, yeryüzünün kilometrelerce altındaydı.
Kulığa gerçek olamayacak kadar tuhaf geldiğini biliyorum.
İnsanlık tarihi boyunca uzayı merak edip bu konuda yaptığımız sayısız bilimsel çalışmayla birçok bilgi topladı. Hatta o kadar çok çalışma yapıldı ve yapılmaya devam ediyor ki, bizden çok uzaklar hakkındaki sahip olduğumuz bilgi bize en yakın olan yerden, yani ayaklarımızın hemen altında olan bitenden belki de daha fazla.
Yer kabuğunun altı hakkında oldukça önemli bilimsel çalışmalar yapılıyor olsa da, dünyanın içi hakkında öğrenebileceklerimiz bir noktadan sonra oldukça zorlaşıyor. Yukarı çıkmak aşağı inmekten daha zor. Yaşadığımız depremler üzerinde yapılan çalışmalar ile yer kabuğunun altı ve katmanları hakkında daha fazla bilgi sahibi olup, bu konuda çeşitli teoriler üretebiliyoruz. Fakat gün geçmiyor ki ilginç bir keşif yaşanmasın.
İşte onlardan en ilginç olanı da Fransız, Alman ve Rus bilim insanlarının yer kabuğunun derinliklerinde keşfettikleri dev bir okyanus. Yanlış duymadınız, yapılan araştırma sonucu yerin 400 ila 600 km altında yeryüzündeki okyanusların toplamının 3 katı kadar başka bir okyanus olduğu düşünülüyor. Nature isimli ünlü bilim dergisinde yayınlanan makalenin linkini de açıklama kısmına ekledim. Fakat şimdi işin bilimsel yanından ziyade günümüze kadar aktarılmış öyle bir teoriden bahsedeceğim ki duyduklarınıza inanmakta zorlanacaksınız. Hazırsanız başlayalım. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki onlarca ülke liderine ve bilim insanlarına bir mektup geldi. Zarfı açıp mektubu okuyan bu kişiler belki de o zamana kadar duydukları en tuhaf sözlere tanık oldular.
Mektupta şu satırlar yer alıyordu. Mektubun yazarı 1780 doğumlu John Cleaves Jr. den başkası değildi. Fakat John Cleaves, dünya tarihinin en karmaşık olaylarının yaşandığı bir dönemde hiçbir ülke liderinin dikkatini çekmeyi başaramamıştı.
Yaklaşık 20 yıl kadar sonra hayatını kaybeden John’un anıt mezarı ise günümüzde hala ziyaret edilebilmekte. Anıttaki dikkat çekici özelliklerden birisi de mezarın üstünde bulunan iki kutbunda da büyük birer delik olan ve dünyayı sembolize eden o küre. John Cleaves’in aramızdan ayrılmasından sonra mektupları yok edildi ve bu konu kapatıldı. Ta ki yıllar sonra kalan bir tek mektubun Hitler’in eline geçtiği o ana kadar. Hitler duydukları karşısında çok heyecanlanmıştı. Acaba John Cleaves mektubunda yazdığı bu bilgilere nereden ulaşmış olabilirdi? Derhal konu hakkında araştırmalara başlayan Hitler, Herbert Willigard önderliğindeki bir ekibi konuyu derinlemesini araştırmak için Tibet’e gönderir. Kutuplar neresi, Tibet neresi, alakası nedir diye merak ediyor olabilirsiniz. Bildiğiniz üzere yeryüzünde 1 milyar kadar Hindu, 500 milyon kadar da Budist yaşamakta. Yani dünya nüfusunun %20’si. Bu insanların dikkat çekici bir oranını inancına göre dünyanın merkezinde bizlerden başka bir ırk yaşamakta. Tıpkı zamanı geldiğinde kıyamete yakın yeryüzüne çıkacak olan Kur’an’da adı geçen Yecüc Mecüc kavmi ve İncil’deki isimleriyle Gok Magok gibi. Yani hemen her dinde yer altında yaşayan kavimler mevcut. Hinduizm ve Budizm’de yer altında bulunan ve isminin Agarta olduğuna inanılan bir başka yaşam alanı var. Birçok İslam ve tarih arasımacısını söylediğine göre Zülkarney’nin Yecüc Mecüc için bir set yaptığı ve onların yeryüzüyle bağını kopartıp hapsettiği dağ Himalayalarda. Yani Agarta’nın giriş kapılarının olduğu düşünülen bölgeyle aynı.
Hitler’in Tibet’e gönderdiği ekip geri döndüğünde edindikleri bilgileri öncelikle Nazilerin önde gelen devlet adamlarından biri olan Himmler’e anlatırlar. Himmler duydukları karşısında heyecanını gizleyememiştir. Derhal büyük bir toplantıyla Hitler’in huzuruna çıkar ve edindikleri olağanüstü bilgilerle birlikte Tibetli raiplerden aldıkları bir haritayı büyük bir heyecanla Hitler aktarır. İşte büyük maceranın ilk adımları bu toplantıda atılmıştır.
Çünkü o haritada kutuplarda yer alan oyuk dünyanın girişlerinden biri icaretlenmiştir. Eğer o yeri bulabilirlerse, efsanede anlatılan Agartalılar’a ve aynı yerde yaşayan, fakat Agartalılar gibi insancıl olmayan, hatta insanların düşmanı olan Shambala ismindeki bir ırka da ulaşacaklardı.
Bu arada birçok kişi Shambala olarak isimlendirilmiş ve insanların düşmanı olan bu ırkın yecüç mecüç toplulukları olabileceğini düşünüyor. Tarih 1939 Hitler, oyuk dünyanın girişini bulabilmek için Hörmöring’i görevlendirir. Nazilerin oluşturduğu bir keşif birliği 3 denizaltı ve 5 adet gemiyle birlikte kutuplara giderler.
Haritadaki işaretli yere ulaştıklarında bölgenin detaylı bir haritasını daha çıkartırlar ve oyuk dünyanın giriş noktasını tespit ederler. Kısa bir süre sonra, 1940 yılında Hitler, bulmuş oldukları oyuk dünyanın giriş bölgesinde bir üs kurulmasını bildiren emri imzalamıştır. Gemiler ve denizaltılar sayesinde sevk edilen malzemeler ile Wolfsloat adındaki üs kurulur. Bu tarihten itibaren Nazilerin kutuplarda neler yaşadıkları konusu halen gizemini korumaktı. Üzerinden çok geçmeden yani 1945 yılına gelindiğinde Hitler ve eşinin hayatlarını kaybettikleri haberleri çalkalandı tüm dünyada. Fakat Hitler’in ölümünün ardından bile hakkındaki komplo teorilerinin ardı arkası kesilmedi. Onlardan birisi de Hitler’in aslında hala hayatta olduğu konusu. İnsanların bu şüpheye düşmelerinin ardındaki nedenlerden birisi de Hitler’in bedeni olduğu söylenen kişinin boyunun Hitler’den 10 santim daha uzun olduğu söylentileri.
Günümüzde bile hala onun Güney Amerika veya kutuplardaki üstünde saklanıyor olduğu inancı mevcut. Hikayenin en çarpıcı kısmı Hitler’in vefatının veya ortadan kaybolmasının hemen ardından başlıyor. Şimdi sıkı durun. Hitler’in hayatını kaybettiği haberlerinin ardından iki sene geçtikten sonra kurulan CIA bu gizemli ölümün peşini bırakmama kararı alıp olayı araştırmaya başlamış. Nazilerin kutuplarda üs kurduklarından şüpheleniyorlardı. Bunun üzerine yaptıkları baskınlar sonucu binlerce Alman askerini sorguya çekerek Nazilerin tüm belge ve araştırmalarına ey koyarlar. Üzerinde sadece Führer’in A sınıfı su altı botlarının birliğinin kaptanına isimli bir belge bulurlar. Bu belgede yüksek gizlilikteki 38 harita bulunuyordu. Haritalarda Antarktika’da buzların altında bir şehre giden su altı koridorları mevcuttu. Bulunan bu belge CIA tarafından Amerikan Başkanı Harry Truman’a aktarılır.
Belgeleri gören başkanın emriyle Amerikan Deniz Kuvvetleri 26 Ağustos 1946’da çok gizli tuttukları operasyon high jump’ı başlatırlar. Basına bu operasyonu coğrafi ve meteorolojik araştırmalar için gerçekleştirdiklerini bildirirler. 13 gemi, 33 uçak ve 4700 kişilik personel. Savaşa gider gibi bir coğrafi araştırma.
Filo, Markiz adalarına ulaştığında tarih 12 Aralık 1946’dı. Burada hava izleme istasyonu kuruldu. 10 gün süreyle keşif uçuşu yaptılar. Daha sonra Filo, rotayı Oyuk Dünya’nın girişi olduğu belirtilen Balina Körpüze’ne çevirdi. Fakat buraya vardıklarında her ne olduysa 3 adet gemi ve 8 uçağını kaybettiler. Öncelikle basına bunun bir çığ düşmesi sonucu gerçekleştiğini söylediler.
Fakat yıllar sonra Filo’da bulunan bazı askerlerin verdiği ifadelerde su altından çıkan disk şeklindeki uçan araçların saldırısına uğradıkları ve ciddi bir zayiat verdikleri yer alıyordu. Ne dersiniz, onlarca yıldır uçan daire diye çekilen görüntüler aslında uzaydan ziyaretimize geliyorlar değil de her zaman dünyada bir yerlerde bizimle birlikte olan araçlar olabilir mi? İşte tüm bunları düşünürken geçtiğimiz günlerde İsrail’den gelen bir açıklama tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çekti.
Aralık 2020’de yapılan açıklamaya göre eski İsrail uzay güvenlik şefi Prof. Hayim Esed uzay gemilerinin var olduğunu fakat bunlarla ilgili sırların henüz açıklanmasına insanların hazır olmadığını söyledi. Üstelik Galaktik Konseyi’nin Trump’la bağlantıda oldukları Trump’ın görevden gitmeden önce bu gerçeği açıklamaya ramak kaldığı ama ertelendiğini söyledi. Bu sözleri söyleyen kişi güvenlik ödülü almış emekli bir general.
Hitler’in araştırmış olduğu bölgeye dönecek olursak en son Amerikan hükümeti 2004 yılında bu bölgeye bir enkaz ekibi yollamış olsa da bir sonuca ulaşamadılar. Fakat olay bu şekilde son bulmadı. Şimdi yaşananların en can alıcı kısmına geliyoruz. Şubat 1947 Amerikan donanmasından Amiral Richard Byrd Kuzey Kutbu’na yapmış olduğu bir keşif uçuşu sırasında yaşamış olduğu akıl almaz bir olayı an be an günlüğüne notlar halinde aktarmış ve bu günlük onun hayatını kaybetmesinin ardından ortaya çıkmıştır.
Şu ana kadar anlattığım her şey resmi evraklar ve belgeler ile çok kolay ulaşabileceğiniz olaylar. Amiral Byrd’un günlüğü de buna dahil. Tabi yaşanılan olayların gerçekliğini Allah bilir. Bu yüzden sizden ricam bu konuda kendi araştırmalarınızı yapmanız, duyduklarınız ve gördükleriniz hakkında herhangi bir tereddüte düştüğünüz anda konu hakkındaki kaynakları incelemeniz ve inanıp inanmayacağınıza kendiniz karar vermenizdir.
Sonuçta biz ne o dönemde yaşadık ne de dilediğimiz gibi şu an bilet alıp kutupların istediğimiz noktasına uçamıyoruz. Antarktika hakkındaki anlatılanlar fantastik birer kurgu olabilir ama böylesine resmi önemli devlet insanlarının bu tarz olayları yaşadıklarını anlatmasından dolayı da kulak kabartmaktan başka seçeneğimiz kalmıyor. Gelelim günlükte ki notlara.
Biraz uzun olduğundan dolayı ben size özet geçeceğim. Dileyen daha sonra tüm notları okuyabilir. İçdünya. Benim gizli günlüğüm. Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Arctic’te 1947 yılı Şubat’ının 19. gününde yaptığım uçuşla ilgili.
Zamanı geldiğinde insanlar muhakkak daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklamak özgürlüğüne sahip değilim. Fakat bir gün herkesin görebilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. Bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır. Buradan sonrasını biraz atlayarak Amiral’in Antarktika uçuşu sırasında ulaştığı o yere geliyorum.
Burası binlerce metre aşağıda yeşil bir alan. Dağlar, bitki örtüsü, hayvanlar ve dahası büyük bir şehir ve insanlar var. Burada onu karşılayan iki kişi korkulacak bir şey yok Amiral. Üstadın huzuruna kabul edileceksiniz diyor. İçeri giriyorum çarpıcı renkler görüyorum. O da büyüleyici ve çok etkileyici.
Karşında çok güzel bir insan var. Düşüncelerim kesiliyor. Melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor. Yerimize hoş geldiniz Amiral. O da bir erkek. Yüzümde çok uzun yılların izleri var. Uzun bir masada oturuyor ve sonra kalkıp bana oturmam için yer gösteriyor. Oturuyoruz. Bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak, melodik sesle konuşuyor. Sizin buraya girmenize izin verdik. Çünkü siz dünya yüzeyinde tanınan asil birisiniz. Dünyanın yüzeyi mi diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve evet şu anda iç dünyadayız. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım. Güvenli bir şekilde yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral sizi neden buraya kabul ettiğimizi söyleyeceğim. Irkınızın Japonya’da Hiroshima ve Nagasaki’de patlattığı ilk atom bombaları ile çok ilgiliyiz. Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık. Biz bunlara flugrat diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral. Ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık. Ama şimdi durum farklı. İnsanlık için doğal olmayan bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyadaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Irkınız şu anda dönüşü olmayan bir noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa dünyayı yok etmeyi göze alacaklar var.
1945 ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık fakat düşmanca davranıldı. Uçan araçlarımıza ateş açılıp düşürüldüler. Savaş araçlarınız kötü amaçlarla düşmanca davranıp bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana söylüyorum oğlum. Dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta. Kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç kesilmeden birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok. Biliminizde güvenli bir yer yok.
Kültürünüzde açılan her çiçek öfke ve hiddetle ezilip yok ediliyor. Tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. Burada her geçen gün durumu daha açık görüyoruz. Evet oğlum, karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor. Bu karanlık dünyayı örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar. Fakat buna daha zaman var. Daha fazlasını söyleyemem.
Evet, amiral daha sonra bazı notlar ekleyerek bu bölgeden güvenli bir şekilde ayrıldığını ve evine döndüğünü yazmış. 11 Mart 1947 Pentagon’da bir toplantıda hazır bulundum. Olanları anlattım. Yapmış olduğum bu keşfi açıkladım ve üstadın mesajlarını aktardım. Her şey gereğince kaydedildi. Başkana bilgi aktarıldı ama geciktirildiğimi veya alıkonulduğumu hissediyorum.
Yüksek güvenlik örgütü ve bir tıp ekibiyle uzun görüşmeler yaptırdılar. Bir kasıt algılıyorum. Büyük bir sıkıntı içindeyim. ABD ulusal güvenlik koşulları gereğince sıkı bir kontrol altındayım. Ve sonunda emri aldım. Bildiğim her konuda kesin olarak sessiz kalmamı istemiyor. Bunu insanlık adına yapacakmışım.
İnanılmaz ama ben bir askerim ve emirlere uymaktan başka yapacak bir şeyim yok. Şimdi günlüğü bir kenara bırakalım. 26 Ocak 1967’de NASA’nın ESA 3 ve sonrasında 23 Kasım 1968’de ESA 7 Uydus tarafından çekilen fotoğrafların daha sonra deşifre edildiği söylenmekte.
Ayrıca NASA daha önce yapmış olduğu bir açıklamada gerçekleştirdikleri bir çalışma sırasında dünya dışından sinyal almayı ümit ediyorlarmış. Fakat tam aksine dünyanın içinden gelen radyo sinyalleriyle oldukça şaşırmışlar. Bunların yanı sıra 1907 yılına kadar Brezilya’da yaşamış olan Majuxi Kızılderilleri diğer isimleriyle iç dünyanın koruyucuları olarak bilinen insanların bırakmış oldukları mağara yolculukları en az 15-20 gün sürüyormuş ve anlatılanlara göre mağaranın sonlarına ulaştıkları yerde dünyanın yüzeyinde görülmemiş boyutlarda canlıların olduğunu söylüyorlardı. Tıpkı Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen ve kıyamete yakın yerin altından çıkarak insanlarla iletişim kuracak olan Dappetül Arz isimli canlı gibi. Ülkemizde hala birçok gizemi çözülememiş olan Neyfşehir’deki derin kuyu yeraltı şehrinin de oyuk dünyaya açılan bir kapı olduğuna inananlar azımsanmayacak kadar fazla.
Dünyanın birçok yerinde ucu sonu belli olmayan mağaralar var. Kuşkusuz, onlardan en çok bilineni ve sayısız efsaneye adı karışan Vietnam’daki Son Dong mağarası. Sonu belli olmayan bu mağara öylesine büyük ki kendisine ait bulutları ve yağmur olmanları var.
Pandeminin etkilerinden yavaş yavaş kurtulmaya başladığımızda planlarımdan birisi de sizleri canlı bir şekilde bu mağaraya götürmek. Bu yüzden takipte kalmanızda yarar var. Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle.