James Webb teleskobu Dünya’nın oluşumunu gösterebilir mi? (Teke Tek Bilim)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UudXzdspojA.
Tekbirtey! Tekbirtey! Evet derdinizdir, Hubble diyecektim James Webb teleskopundan ilk gönder geldi ve konuşacağız öncelikle NASA ile bağlanacağız. NASA’dan doktor Umut Yıldız da konuşacağız astrofizikçi
ve bize biraz anlatmasını isteyeceğiz bu Hubble’ın çünkü biliyorsunuz yanlış etmemiz lazım 26 Aralık’ta fırlatılmıştı Hubble’ı taşıyan arayan raketi. Hubble’ın yörüngesine ulaşması hemen hemen 6 aylık bir süre alacaktı. Sonra kalibrasyonun yapılması falan ilk görüntüler ardından gelmeye başacaktı. Ve yedekim geçen hafta ilk görüntüler elimize ulaştı, elimize derken dünyaya ulaştı. NASA bu görüntüleri işledikten sonra da önce Amerika Başkanı’yla sonra dünya ile paylaştı. Şimdi biz de bunu Umut Bey’e soracağız NASA ne yaptı, nasıl ettiği diye. Umut Hocam iyi akşamlar, tabii size iyi günler demek lazım siz de henüz daha sabah. Evet iyi geceler sizlere de. Sağ olun, şükür dursun. Şimdi hemen şunu soracağım, James Webb teleskopundan bu görüntüler gelmesinin ardından bilin dünyasında şöyle bir cümle kullanıldığını duydum. Astronomi bir daha asla aynı olmayacak, bir daha asla eskisi gibi olmayacak. James Webb’den gelen görüntüler astronomi’yi neden bu kadar değiştirdi, nedir bu gelen görüntülerin önemi? Evet teşekkür ederiz. Zaten ağız alışkanlığı da yapıyor anladığım kadarıyla. Az önce baya bir habul dediniz, artık yeni teleskopa da herhalde kendimizi alıştırmak gerekiyor. Alışılmamız lazım evet. Kral öldü yaşasın yeni kral dememiz lazım.
Aslında tam olarak öyle değil. Evet James Webb çok şeyleri değiştirecek, bir kenara onu bırakalım ama neyi ne kadar değiştireceğini zaten herhalde burada baya uzunca bunları konuşacağız. Şimdi James Webb’in her şeyden öte en önemli özelliği zaten bir uzay teleskobu olması. Ve Hubble uzay teleskobu her ne kadar 2.4 metre ekme teleskoptu, James Webb uzay teleskobu 6.5 metre çapında bir teleskop. Yani içerisine topladığı ışık Hubble uzay teleskobudan çok çok çok daha fazla. Bundan öte Hubble uzay teleskobu şöyle bir dünyanın hemen üzerindeydi yani bugün uydulara yakın yörünge dediğimiz, işte LEO dediğimiz bir yer var oranın hemen üzerinde işte 500 kilometre bir yer var. Arkadaşlar bu görüntüsü var benim için, özür dilerim yönetmenimiz konuşuyor. İki teleskobun yörünge görüntüleri var mı benim için? Onları bir göstereyim de biri ne kadar yakın ne kadar uzak onu görelim. Görünge arkadaşlar. Evet, Hubble uzay teleskop yaklaşık 700 kilometre yukarıımızdaydı.
James Webb uzay teleskobu 1.5 milyon kilometre uzaklıkta. Şimdi buradan şunu da bakmamız, şunu da değerlendirmemiz gerekiyor. Şimdi biz zodiyak ışığı dediğimiz bu ışık var. Aynı zamanda işte bütün kendi güneş sistemimizdeki gezegenlerin böyle bir dizili mi var? O dizili bin olduğu yerde işte kuru yıldızlar geliyor, astroitler geliyor vesaire vesaire onlar oralarda tozlar bırakıyor. Ve bunlar örneğin tam böyle güneş batarken ya da güneş doğarken zodiyak ışığı dediğimiz bir anda öyle parlama yapar. Ya da bazı fotoğrafları görmüşsünüzdür. Böyle tam güneş batarken bir anda parlaması vardır. İşte onun gibi ışığılamayı yapar. İşte Hubble’da böyle etkiler de vardı. Ama JWST çok uzakta, kapkaranlık bir bölgede. Şimdi böyle olunca çok fazla artısı oluyor. Evet, ondan dolayı bundan sonra ki işte uzay teleskopları artık bu 1,5 milyon kilometre uzaktaki bu Lagrange noktası dediğimiz nokta o kadar yerleşti ki artık. Bundan sonra ki teleskopları da hep oralara yerleştireceğiz. Ve JWST de bunlardan bir tanesi oldu. Ne değiştirecek?
Bunda çok güzel, çok farklı. Hubble uzay teleskopundan frekans olarak ya da dalga boyu olarak biraz daha böyle kırmızı ötesine kaçan frekansları kullanıyor. Ve ondan dolayı direkt Hubble uzay teleskopunun çektiği fotoğraflar değil de biraz daha böyle kırmızıya kayan, kırmızı öte dalga boylarının… Kızıl ötesi. Kızıl ötesi yani. Kırmızı ötesi ya da kızıl ötesi evet. Kızıl ötesi dalga boylarının fotoğraflarını çekecek.
Onun için biraz daha farklı fotoğraflar çekecek. Ve zaten fotoğrafları da arada koyuyorsunuz zaten Hubble uzay teleskopunun da çektiği bütün fotoğrafların daha çok daha iyi fotoğraflar çekecek. Şu 5 fotoğraf yayınlandı. O 5 fotoğrafın da hepsi aynı zamanda Hubble uzay teleskopuyla daha önceden çekilmiş görüntülerde.
Ve dolayısıyla çok güzel bir karşılaştırma yapma imkanını elde ettik. Ve dedik ki işte evet Hubble uzay teleskopuyla çekilen görüntü bu, James Webb uzay teleskopuyla çekilen görüntü bu. Aha diyoruz evet. Demek ki James Webb çok daha farklı. Biz burada şunu görüyoruz işte daha bir demo yaşıyoruz. Yani daha çok kısa bir süre içerisinde çekilen fotoğraflar olduğu için, bunlar görüntüler olduğu için daha her şeyin demosunu yaşıyoruz. Yani bunlardan daha iyi ve daha net fotoğraflar mı gelecek?
Şimdi şunu biliyoruz, mesela James Webb’in çektiği fotoğrafların aynı bölgeyi aynı odaklanmayla 2005 yılını yanlış hatırlamıyorsam Hubble’da çekmişti. İki fotoğraf arasındaki fark şu anda ekranda izlediğimiz fark mıdır? Netlik farkı. Tabii bir de zamanlama farkı var. Hubble’ın bu fotoğrafı çekmesi yaklaşık bir hafta sürerken James Webb aynı fotoğrafı bir günden daha az sürede çekti galiba bildiğim kadarıyla.
Evet aslında bu fotoğraf değil, galaksi fotoğrafı var. Galaksi fotoğrafları derin fotoğraflardır. Siz burada şöyle bir şey yaparsınız, mantık şudur. Hani karanlıkta fotoğraf çekmek için bu şeyi açarsınız. Ne deniyordu? Diyafram. Diyafram işte bu Kodaktör, Nikon’un kameralarda şey vardır böyle şak diye ses çıkar. Açarsınız diyaframı ondan sonra örneğin karanlık fotoğrafı çekmek istiyorsanız o diyaframı çok az.
Aynen uzun pozlarsınız, ışığı, fotonları böyle beklersiniz, beklersiniz, böyle bir 10 saniye, 20 saniye, 30 saniye, bazen dakika, bazen yarım saat böyle bekleyip çok güzel böyle gece fotoğrafları çekersiniz. Buradaki de benzer bir olay. Biz aslında teleskoplarda bir nevi diyaframı açıyoruz ve uzun süre karanlık bölgeye bakıyoruz. Aslında Hubble uzay teleskopuyla da benzer bir olay yaşanmıştı. Gök güzende kapkaranlık bir noktaya bakacak bakalım dediler.
Hatta şöyle bir şey oldu. Normalde Hubble uzay teleskopundan gözlem zamanı almak çok zor. Bir astronom olarak, yani bizim oversubscription factory dediğimiz bir olay vardır. Gözlem örneği veriyoruz. Bu sene şu kadar gözlem zamanı veriyoruz ve bakalım kaç saatlik gözlem zamanı istenecek.
Astronomlar şu kadar. Yani böyle neredeyse bazen 30 kat derecede daha fazla gözlem zamanı isteyebiliyor. Onun için çok iyi bir şeyi var. Ve Hubble uzay teleskopunun direktörü bir gün dedi ki, ben bu teleskobu 10 gün boyunca bir yere bakacağım. Sadece karanlık bir noktaya bakacağım. Millet dedi ki yapamazsın. Yapamazsın ya bu kadar değerli bir teleskop, değerli zamanı sen sadece kapkaranlık bir noktaya bakarak yapamazsın.
Bu zamanı harcamazsın dediler. Ve tabii direktör olunca teleskop elinde dedi ki tamam ben yapacağım dedi. Yaptı. Yaptıktan sonra o müthiş Hubble Deep Field dediğimiz ya da… Hubble’ı en büyük fotoğrafı çıktı. Aynen. O galaksilerin, binlerce galaksinin böyle tek bir karede yakalandığı fotoğraf ortaya çıktı. Ondan sonra zaten millet artık daha da gaza geldi. Biz bunu daha da ilerisinde götürebiliriz. Ondan sonra yıllar boyunca Hubble Ultra Deep Field çıktı, Hubble Extreme Deep Field çıktı. Bunun böyle ekstrem fotoğraflar çekilmeye başlandı. Daha uzun süreler. 24 gün civarında böyle fotoğraflar çekildi. Sadece bir tek bir noktaya bakıyorsun. 24 gün harcamış. İnanılmaz bir sayı aslında. Ve bu tür fotoğraf, bu tür böyle uzun pozlama, adı üstüne uzun pozlama yaparak böyle kapkarandık gökyüzünün. Gök yüzünde çok çok daha eskilere, çok çok daha evrenin başına neredeyse gidilebilecek şeyler oldu. Gidilebilecek fotoğrafları ele etmiş olduk. Ne oldu bundan sonra?
Bundan sonra bu tür, dedik ya artık, JWST gibi bir teleskop geldiğinde de ilk yapacağımız şey bu Hubble direktörünün o gün çılgın proje dediği şeyi hemen yapalım oldu.
Özellikle o ilk fotoğraf, o galaksi fotoğrafı sadece ve sadece 12.5 saat zaman harcanarak çekilmiş bir görüntü. Normalde aynı fotoğrafı Hubble Uzay Teleskopu ile 2 haftada çekebiliyorsunuz. Yani bayağı çok daha fazla ışık toplamak kapasite sahip olduğu için. Aynen öyle şu anda onu gösteriyorsunuz zaten.
Ve görünen fark da burada belli oluyor zaten. Peki bunların ikisinin gördüğü zaman da aynı zamanı mı görüyor yoksa James Webb daha eski bir zamana mı gitti?
İşte zaten James Webb’in farkı da bir nevi bu. James Webb’de yapılan şey şu, dedik dediğimiz gibi teleskop çok daha büyük, çok daha karanlık bir bölgede ve dolayısıyla direkt karanlığa baktığında çok daha detaylı görebiliyor. Şimdi özellikle burada bir kütle çekim merceklenmesi, gravitation lensing dediğimiz bir galaksi cümlesi, böyle büyük galaksilerin, birçok galaksinin olduğu böyle büyük, devasa bir kütlerin olduğu bir yer. Ondan dolayı burada bir çok yoğun kütle işte Einstein ta işte 15’lerde bunlardan bahsediyor da aynı ışık kırılıyor. Işık kırılınca çok daha çok güzel bir şey oluyor burada. Arkasındaki o kırılan ışığı normalde burada bir kütle var, arkasında bir galaksi var, arkasındaki böyle çok daha erken evrendeki galaksilerin ışığı bir anda dışarı çıkmış oluyor.
Bir anda gözümüze gelmiş oluyor. Normalde göremeyeceğimiz o ilk evrendeki galaksilerin ışığı o merceklenme etkisi nedeniyle bir anda ortaya çıkmış oldu. Yani onları Hubble’la göremiyorduk aslında. Hubble’la da bir yere kadar görebiliyorduk aslında. Şimdi diyorum ya 12.5 saatte bunu yaptıysak yani şöyle üç beş gün, bir noktaya üç beş gün harcadığımızda neler neler çıkacak. Zaten burada örneğin az önceki fotoğraf, galaksi fotoğrafını yeniden açabilirlerse galaksi fotoğrafında işte normalde oradaki görüntü işte 4.5 milyar yaşındaki, 4.5 milyar ışık yılı uzaklık ya da 4.5 milyar ışık yılı bölgedeki galaksiler.
Ama burada bazı, şu anda burada iyice detaylı bakmak gerekiyor yani böyle zoomlayıp bakmak gerekiyor. Bazı böyle kırmızı noktalar var. Buradan yani şu anda bu fotoğraflar ederek görünmüyor ama böyle zoomlayınca görebiliyoruz diyebileceğiniz belli şeyler var.
Birkaç tanesi 13 milyar ışık yılı öteden gelen ışıklar. Hatta bir tanesi var orada 13.1 milyar ışık yılı ötede olduğu bulunuyor. Yani evren o sırada henüz daha 300 milyon yıllık.
İşte şu anki yaşta evren 13.8 milyar yıl olduğunu tahmin ediyoruz. İşte evrenin 600-700 milyon yıl civarlarında bir yaşından olduğu zamanlardan bahsediyoruz. Ama Hubble’de de neredeyse bu zamana kadar gitmiştik. Şimdi dediğim gibi eğer çok daha fazla zaman harcarsak, JWST’deki harcayacağız, bu sefer daha da derine gideceğiz, daha da eskilere gideceğiz. Daha da eskilerde ne var? Artık o ilk galaksilerin oluştuğu tarihler işte bu zamanlar. İlk 1 milyarıncı senede birçok galaksi oluşuyor neredeyse. Evren oluştu, şak ondan sonra ilk yıldızlar oluşuyor, ondan sonra galaksiler oluşmaya başlıyor.
İşte biz orada bir tane fotoğraf var işte, onu detaylı şey aldığınızı bilmiyorum. Orada kırmızı sanki bulut gibi gözüken bir görüntü var. O görüntünün içerisinde ilk oluşan bir galaksiyi görebiliyoruz orada. Bizim amacımız JWST’de çok daha geriye gitmek, ilk 200 milyon yıla gitmek.
Daha uzun bir pozlamayla daha eskiyi görebileceğiz. Ve bu sefer ilk yıldızların oluşumunu görebileceğiz. Bırakın ilk galaksiyi, bu sefer ilk yıldızların oluşumunu göreceğiz. Ve bu zaten inanılmaz bir şey. Yani bu kendimizi anlamamız açısından çok büyük bir olay aslında. Peki büyük patlamayı görmek mümkün olacak mı?
Büyük patlamayı zaten az çok görüyoruz. Aslında büyük patlamayı bu şekilde değil. Biz aslında büyük patlamadan sonraki ışığın oluştuğu bu teleskoplar adı üstünde ışık toplayan cihazlar. Biz aslında ışığın oluştuğu şeyleri görebiliyoruz. Işığın oluştuğu zamandan sonraki şeyleri görebiliyoruz. Aslında bir de kozmik mikrodalga ışınımı diye bir ışınım var ki biz Plan Teleskopu ile bunu zaten çekmiştik.
Aynen. Evren oluştuğu kadar 180.000 yıl sonraki ışığı çektik. Ama orada yıldızlar göremiyor. 180.000 yıl sonraki ışıkta. Orada yıldızlar göremiyor. Evet. Yıldızları göremiyor. Aynen. Peki bir şey. Şimdi dediniz ki başka teleskoplar da geliyor anadım kadarıyla NASA’dan. Bu iş ayrılan bütçesi nedir NASA’nın? Şimdi 10 milyar dolara mal olduğunu biliyoruz bu teleskopun projelendirilmesinin uzaya göllandığı güne kadar.
Bundan sonraki bütçeler nasıl? Nasıl yürüyor bu iş? Çok pahalı bir iş mi bu? Tabii ki çok pahalı. Şimdi 10 milyar dolar tutacağını baştan kimse bilmiyordu. Onu baştan söyleyelim. Evet. Şöyle söyleyelim. Hatta siz de tam da aslında bir nevi bu soruyu sordunuz. JWST tamam güzel hoş da ya bundan sonra hangi teleskopları yapacağız diye bir soru soruyorsunuz. Aynı soruyu Hubble-Uzay Teleskopu fırlatıldığında da sordular.
Ve dediler ki o zaman, pardon Hubble-Uzay Teleskopu daha fırlatılmadan 1989’da Hubble-Uzay Teleskopu 90’da fırlatıldı. 1989’da ya tamam fırlatacağız Hubble-Uzay Teleskopu bundan sonra ne olacak? Çünkü siz bugün karar verseniz zaten kongreye kabul ettirmeniz, bütçenin kabul edilmesi, oradan inşaatın sürecine başlanması, oradan uzaya gönderilmesi bilmem ne bilmem ne 10-15 sene 20 sene sürebiliyor.
Onun için sizin çok önceden karar vermeniz gerekiyor. 1989’da JWST’nin fikirlerine başlandı. Next Generation Space Telescope diye hatta bir sonraki jenerasyon uzay teleskopu artık Hubble bütün dünyayı değiştirecek. O gün de aynı cümleler söylenmişti. Hubble dünyayı değiştirecek mi? Astronomi değiştirecek mi? Değiştirdi. Yaptı bunu. O gün de 90’dan sonra da karar verdiler. Dediler ki evet JWST’yi yapalım ve 2007 yılında fırlatalım.
Aslında bizim beklediğimiz tarih 2007 idi. JWST’nin fırlatılması için. Hatta gecikmeler oldu, projenin yönetiminde bazı problemler oldu. Çünkü şöyle düşünün hem büyük bir proje hem masraflı bir proje ki o sıralar yaklaşık olarak bütçeyi 500 milyon dolar civarı vermişler. 500 milyon dolar nerede? Bugünkü fiyat nerede? Tabi araya enflasyon falan da girebilirsiniz.
Araya giren uzun yıllar da girebilirsiniz ama 10 milyara tutacağını kimse o günden beklemiyor. Peki şu anda onay çıkmış başka bir proje var mı böyle? Onay demeyelim de şey var. Yapılması planlanan birkaç tane teleskop var. İşte LUVO diye bir teleskop var. Origins diye bir şey var. Habex diye bir teleskop var. LYNX diye bir teleskop var.
Şu anda birkaç tane projenin isimleri ortalıklarda geziyor. Ama onların da fiyatlarını baştan söylediler. Dediler ki bak kardeşim biz 500 milyon değil 10 milyar dolar tutmayacak. Minimum 10 milyar dolar tutmak üzere 17 milyar dolar kadar tutabilir. Çünkü bir iş bittiğinde en az 10 sene geçecek. Bu şekilde baştan söylüyorlar. O da 40 olacaktır. Peki sağ ol Grunos’a sekar.
Yok o 40 olacağını düşünmüyorum. Umarım olmaz. Olursa zaten bu çok büyük bir deneyimdi NASA için. NASA öyle bir duruma geldi ki. Too big to fail denir ya böyle. O kadar büyüdü ki artık bu saatten sonra iptal etmemiz imkansız. Çok para harcadık. Ama deri dürüşü olmaya noktadayız. Harcamaya devam. Peki hocam sağ olun konuşacağız yine. Hemen biraz üstüne götüreceğim.
Emine Hoca hoş geldiniz. Epedir görüşmedik. Gündem başka konulara sahteyle geldi. Hemen başlayalım. Sizin için karşınızda hazırlığınız var zaten. Nasıl anlayacaksınız size hemen başlayalım. Aslında Umut’un söylediği şeylerle bir görsel mesela bir 5. görsele koyabiliriz. Kayalım hemen. 5 arkadaşlar aynı büyüklüğü. Yani bir Hubble Space ile ben şu tarafa mı geçsem? Olur ama sizlere geçin.
Birincisi kıyaslayalım dedi Hubble soludaki görüyorsunuz. Bu James Webb. Dolayısıyla birincisi alanı çok büyük. Ama tabi tek farkı bu değil. Dördüncü şeye bakarsak görseler… Dört arkadaşlar. Yani hani biraz önce şey diyorduk ya. Kızı ötesi. Yani nerelere işte Hubble şey var mı?
Şöyle. Celle hocanın elinde. Görüyorsunuz işte Hubble Space Teleskopu görünen kısımda biraz infrared’e de hafif kayıyor. James Webb ise farklı bir alana bakıyor. İşte infrared kızıl ötesinde hem biraz görüneni hem de işte yakın infrared. Yakın kızıl ötesi veya orta kızıl ötesi bu aralığa bakıyor. Hani işte şeyde dedik ya Big Bang işte büyük patlamaya filan gidecek mi? Orası mikrodalga. Dolayısıyla oraya ulaşmıyor tam. İlgilendiği yer burası. Tabi Hubble’da bir gösterelim o zaman. O da 6. slide. 6 abi şu an. Bu bizim Hubble Teleskopumuz. Bu bizim galiba Hubble. Herhalde 30 yıla yakın 1,5 milyon resim topladı ve yani çok önemli şeyler buldu. Örneğin evrenin imelendiğini buradan öğrendik. Oradan alınan datalarla başka datalarla da. Evrenin geçen işiniz sürdüğünü ve hızlanarak sürdüğünü. Evet evet. Birçok şey öğrendik tabi Hubble’da. Ama 3. slide’da açarsak Hubble ilk başta şey değil. Arızalıyken şu gördüğünüz resmi çektik. Dolayısıyla tabi James Webb de o yüzden ilk hangi resim verecek düzgün verecek mi? O çok büyük bir şeydi. Daha sonra düzeltildikten sonra artık düzgün resimleri elde etmeye başladık. James Webb de tabi bu şans yok. James Webb çok uzakta. Bozuk çıksaydı yanmıştı zaten. Ama da konumuyla ilgili 13. slide açarsak yani bir fikir vermesi açısından Hubble burada. Yani 600 kilometre yakın dünyaya. James Webb 1,5 milyon kilometre uzakta. Dolayısıyla herhangi bir şey olduğunda James Webb’e gidip de. Tamam ediyor gelmek mümkün değil. Bunun olduğu yere işte şeyde Umut da biraz söyledi. Ayrıca hız mesafesinin 5 katı emeğine veya 4 katı. Evet. Yani buraya koyulmasının sebebleri belki birazdan yine Durmuş Hoca’nın adı anlatırız. Yani L2 denilen Lagrange noktası var.
O şey işte şu tarafta daha o tarafta güneş var burada dünya var burada da şey var James Webb var. Normalde dünya olmasa bunun etrafında dünyaya göre periyodu daha yüksek şekilde dönecek. Ama dünyanın ona etkilemesinden dolayı dünyayla aynı periyoda dönüyor. Böylece hep aynı tarafa bakıyor. Güneş ışınları gelmiyor. Dünya ile aynı zamanda dönecek güneşin etrafında. Görüngesi daha geniş olması rağmen.
Evet yani o şeyden de bahsettiniz yani Hubble küçük ondan mı daha az. Sadece o değil aynı zamanda sürekli güneş ışınları vesaire göre o yüzden optimal kullanılmıyor. Yüzde 50’sini de aslında çeken. Nasıl ki dünyadaki teleskoplar hem atmosferden hem de dünyadaki ışık kaynaklarından etkileniyorsa Hubble da güneşten etkileniyordu. Bu güneşten de etkilenmemek için daha da uzağa gitti ve dünyanın da arkasına kalıyor sürekli. Güneşle arasına dünya olacak. Bunun tabi bir avantajı şey sürekli gelen ışınlara maruz kalmadığı için çok ısınmıyor. Soğuması çok önemli. İnferyada gözlem yapabilmesi için. Olduğu konumda sürekli arkası güneşe dönük ve böylece rahatlıkla gözlem yapabiliyor. Ve uzaklığı da yani 1,5 milyon kilometrede de belki ileride robotik cihazlar vesaire gidip orada bir şeyler yapabilir ama yani bir şey ama şu anda günümüzdeki şeyle bununla ilgili bir şey. Bunu da El-Turk. Bir asrada gidip düzeltmesi mümkün diyorlar. Buna da El-2 diyorlar işte. El-2’nin noktası.
Bunun bir de tabi ta öbür tarafta simetriği var. Orada da benzer bir özelliği var veya tam dünyanın diğer tarafında da yine tam gravitasyon kuvvetinin eşit olduğu L1 noktası var. Ama orası çok anlamlı bir şey değil çünkü. Ama tabi güneşin arkasında kalan evreni görüntüleyemiyor bu. Onun dışında şey önemli bir fikir verebilir. Bu yine aslında dördüncü şeyi açarsak dördüncü slaydı. Evet yani Hubble şeyi ya neden Kızılötesi birincisi o yani neden buralara bakalım ki ya aynı yere daha dikkatli bakamaz mıyız? Kızılötesinin mantığı şey yani çok uzaktan dediğiniz ya ne kadar uzağa bakabilir. Şimdi normalde biz işte ile çok uzaktaki galaksilerden ışıklarına alıyoruz. Oranın da normal gözle görünen ışıklar olabilir.
Ama onlar evren genişlediği için evren bizden daha uzağa baktığımız zaman daha da hızlı genişlediği için bize gelen dalga boyu aynen bir postacı gibi düşünürsek. İşte postacı bir eve işte her gün bir tane mektup yollasın. İşte bir gün bir tane geliyor sonra bir tane daha geliyor. Fakat postacı giderek bizden uzaklaşırsa bize yolladığı mektupların frekansı giderek azalmaya başlar. İşte aynen dalga da böyle bizden uzaklaştıkça bize aynı anda çarpan dalga sayısı azalıyor.
İşte biz bu azalmaya yani birim saniyede çarpan dalga sayısına frekans diyoruz. Bizden uzaklaştıkça bu frekans tabii ki azalıyor. Bu azalmayı da kızla kayma diyoruz. Şimdi yani tabii fizikçi olan var olmayan var veya genel bu konularla ilgilenenler var ama kızla kayma şu. Şuradan da anlayabiliriz evet mesela ocağı açtık doğal gazda veya işte neyse eskiden gazlar vardı şimdi doğal gaz o kadar değil ama en ucu nedir onun mavidir. Dışarıya doğru gitmekçe kırmızılaşmaya başlar çünkü soğur.
Dolayısıyla bizden uzaklaştıkça daha kızla kayacak ve ne kadar uzağa bakarsanız o kadar kızla kaymaya başlayacak. O yüzden biz aslında şuralarla ilgileniyoruz. Çünkü biz daha daha daha uzağa bakmaya istiyoruz ve oranın gelen ışıkları da daha iyi görmek istiyoruz. Tabii soru şu ben aynı noktaya bakıyor Hubble da görüyor nasıl görüyor o zaman. Şöyle aslında ışık dediğimiz şey tek bir tane frekansı yok. İşte bu meşhur kuantum fiziğinden dolayı bir plank dağılımın şeklinde olması lazım. Onun tepe noktası işte kızıl olan ama onun böyle uçlarında da yine optik şeyler var yani biz gözlede görebiliriz. O yüzden Hubble zaten görüyordu orayı ama asıl tam tepe noktası evet en fazla bize yoğunluğu gelen noktasını James Webb daha iyi görüyor. O yüzden aynı yere baktığımız zaman hani slide ile gösteriyorduk biraz önce şeyle sağa sola şift ediyordu. Orada mesela 13 milyar yıl ona iyice zoomlayıp iyice yaklaşıp baktığınız zaman o 13 milyar yıl yaşındakiler gözükmüyor. İyice yaklaşın Hubble’ın verisinde o gözükmüyor ama burada gözüküyor. Onun sebebi iyice şuralarda yani iyice kızılak. Aynı noktaya mesela bu teleskop bir hafta boyunca odaklanırsa çok daha net mi görülecek? Yani Hubble mesela baksa o şöyle bir dağılım ve uçlara doğru gittiği için hala var. Yani ışık öyle bir şey bir tane frekans da gelmiyor. Kuantum fiziğinden dolayı belirsizlik her frekans da olabilir o dağılımdaki şey. Yani belki bir yıl boyunca baksa bir şeyler görebilir belki ama çok çok çok küçük yoğunlukta olur. Ama tabii James Webb tam doğru yere baktığı için çok daha net görüyor. Yani bu genel olarak kafamızda bir şey oluşturabilir bir de belki şey açısından yani evrenin neresinde olduğu ile ilgili 18.slide açarsak o da bir fikir verir bize. Yani bu genel mesela evrenin genel işte bir tarihçesi diyelim öyle düşünürsek işte büyük patlama büyük patlamadan sonra enflasyon dediğimiz çok işte imalelerden genişlenen. Yani orayı bilmiyoruz. O 380.000 yıldan sonra artık ışık serbest. Birincisi şöyle şeyler mesela ben de duyuyordum Twitter’da başka yerlerde de işte bu evrenin bebeklik halini görecek falan öyle bir şey yok. Yani 380.000 yıl öncesi opak. Ondan sonra hiçbir şey göremeyiz. Ondan sonra ışık serbest değil. Dolayısıyla ışıkla ama sadece ışıkla bakarsak göremeyiz başka şeylerle görebiliriz. Onu da belki konuşuruz. Bizim gördüğümüz yer şeyle James Webb’le görüyorsunuz.
James Webb’in baktığı yer şuradan itibaren başlıyor. Buradan günümüze kadar aslında hepsini görebilir ama asıl yoğun olduğu yer bu kızıl ötesi kısım Hubble’ın gördüğü yerse daha çok buralar. Dolayısıyla biz radyoteleskoplarla aslına bakarsanız 300 evrenin oluşumundan 380.000 yıl sonrayı görebildik. Tabii. Ama ışık olmadığı için sadece bunun radyasyonunu görebildik.
Yani biz tam burada aslında tam 380.000 yıl civarında mikrodalga ışığı gördük. İşte bu CMB dedikleri işte arka planlar dışında ki onları gördük. O mikrodalga yani mikrodalga diyoruz ama tabii onun orada da bir şey var. Onu da belki yeri gelmişken söylemek lazım. Aslında James Webb mikrodalgada çalışıyor. Mikrometre dalga boyu mikrometre civarında çalışıyor.
Bizim öbürüne mikrodalgada evimizde normal evimizdeki o mikrodalga cihazlarıyla ilgili aslında onun dalga boyu 10 üzeri kaç hocam? Eksi 2 falan galiba değil mi? Çok daha büyük. Dolayısıyla buralardaki mikrodalga dediğimiz o aralıkta ancak şey görebiliyoruz. Evrenin ilk oluşumundaki o dalgalanmaları görebiliyoruz. Tabii güneşler şunlar değil ama bütün bu arası bizim kozmik karanlık çağ dediğimiz bir çağ.
İşte buraya reaynizasyon dedikleri kısım da o. Orayla ilgili bilgiler verebilir James Webb. Yani bunun daha çok fizikle ilgili. Yani hemen hemen iki misli daha eskiyi göreceğiz bunda. Tabii burada tabii zaman açısından biraz da dikkatli olmak lazım. Çünkü biz yıl veya o tarz yerine genelde şey cinsinden mesela burada da vermiş kızıla kayma parametresi cinsinden düşünüyoruz. O yüzden zaman biraz böyle genelde kozmolojisi çalışanlar kızıla kayma cinsinden düşünüyor. Basit olarak şöyle mesela 10 ile 20 arasındaki fark şu. Evren iki kat daha büyüdü. Dolayısıyla büyüklüğüyle ilgili bir fikir söylüyor. Yani bu genel evrenin tarihçisiyle ilgili bilmediğimiz şu karanlık çağ ile ilgili bize çok daha fazla şey söyleyecek. Bunun dışında başka şeyler. Bunun dışında egzoplanetler işte yani bizim dışımızda başka yıldızların etrafında dolaşan şeylerle ilgili onlardan da bahsediyoruz ama genel olarak Hubble ve James Webb arasında buçuk tarz bir karşılaştığında yapılabilir yani.
Şu anda Hubble sayesinde biz evrenin ilk 50 milyon yılını görme imkanına sahip olabileceğiz bir bilinişlere değil mi? James Webb sayesinde diyorsunuz. James Webb sayesinde. James Webb ile yani 200 milyon 300 milyon yıl sonrasından itibaren denilebilir. Yani daha eskiye gidilebileceğini düşünmüyor. Peki. Burada bir şey söyleyebilir miyim? Hocam orada şey dedi. JWSD’yi biz her zaman tamir edilemez diye görüyoruz. Bilmiyorum ya belki bir gün bir sürpriz olabilir mi? Çünkü Starship yapılıyor biliyorsunuz. Çünkü bu teleskopun da ömrü 20 senedir. Ve bu cümleyi biz sürekli söylüyoruz. JWSD asla tamir edilmeyecek falan diye bir şey yapıyoruz ama yarına SpaceX’ın Starship’i gerçekten bizleri Ay’a götürüp oradan Mars’a götürecek bir hale gelirse JWSD ve onun türevileri teleskoplarını tamir edecek bir pozisyona gelebilir gibi de sürprizler olabilir gelecekte. Tabii yani teknolojik… Şu anda imkansız ama. Evet şu anda imkansız. Şu anda falan bir şey. Yerde ne olacağını bilmiyoruz. Ama zor görünüyor. Zor evet. Ben de aslında slide göstermek isterim ama. Tabii buyurun. Ama göstermeden önce bir şey söyleyebilir miyim? Emre hocam çok güzel tarif etti. L2 noktasına oturuyor diye. Bu L2… 5 tane noktamız var. L1, L2, L3, L4, L5. Bunların özelliği şey. Bu noktalarda çekim kuvveti çok zayıf. Koyduğunuz obje orada kalır normalde. L3, L4, L5 stabil noktalar. Koyduğunuz muydu orada devam ederler dönmeye. Ama bu L2 stabil değil. Oraya koyduğunuz şey kayar. Dolayısıyla her 21 günde şey yapacak. Bir roket atacak. Evet düzeltecek kendisini. Dolayısıyla JWST’nin ömrünü etkileyen şeylerden birisi de bu olacak. Yakıt. Evet bu yakıt meselesi önemli olacak. Yoksa durduramazsınız yörüngede. O bakımdan bir şey olacak. Yani belki 20 yıl sonra oraya bir yakıt ulaştırda bilirse. Tabii tabii. Hocamızın dediği gibi teknoloji ilerleyince belki bir şeyler transfer edilirse… Belki Elon Musk’a alırlar bir şey oraya. Olabilir yani. Eğer başka bir şey sorarsam ben geçebilir miyim? Buyurun geçin lütfen hocam. Ben de. Ben birinci slide’dan başlayabilir miyim acaba? Hocamın slide no.2 arkadaşlar. Ben biraz fizik hocası mantığıyla konuşacağım galiba.
Şimdi Emre hocanın söylediklerine ekleyecek çok bir şey yok. Sadece farklılıkları söyleyeceğim ya da vurgulayacağım. Işın hızlı sonlu olduğu için evrene baktığımızda hep geçmişi görüyoruz. Işın hızlı sonlu mu sabit mi? Sabit ve sonlu. Sabit ve sonlu. Sabit olması ayrı bir olay. O göreceliğin temeli. Ama sonlu olması daha da acayip bir şey. Çünkü evrene bakınca geçmişe bakıyoruz. Güneşe bakınca 8 dakika önceki halini…
Hocam bu ışın hızının sonunu olduğu bir gün değişebilecek mi bir şey? Ah sanmam. Değişmez. Tabii ki belli malzeme ortamlarında ışığı durdurabilirsiniz. Aynı sayede önce bu konuda da. Bu da aynı. Işığı durdurursunuz. Mesela kara deliklerde zamanı durduruyoruz değil mi olay ufkunu geçince. Ama bu normal ortamlarda sanmam. Güneşe bakınca 8 dakika önceki halini, en yakın yıldıza bakınca 4 yıl önceki halini görüyoruz.
Evrene bakınca da milyarlarca yıl önceki halini görüyoruz. JWST ya da James Webb uzay teleskopu bize şey verecek. Evrenin ilk aşamaları yani karanlık çağın bitiş dönemi, yıldızların oluştuğu ve yeni galaksilerin hani ortaya çıkış dönemini verecek. Hubble’ın yapamadığını yapacak bize. Yani henüz daha dünya yokken… Dünya çoktan yok. Güneş yok daha. Hiçbir şey yok.
Hiçbir şey yok daha. O dönemi verecek. Hatta içinde olduğumuz galaksilerin bile belki daha yok. Yani o konuda bilgim net değil ama belki o bile yok. Yani tam güvenli konuşamayacağım. Galaksilerin ilk oluştuğu zamanı. Daha yeni oluştuğu zamanı. Diyelim ki 1 milyar bebeklik dönemi. Infraret bandı da 0.6 ile 28 micron arasında şey yapacak. Bu önemli bir şey. Tam bu noktaları görecek ama şunu da iyi bilmek lazım. Demin hocamız da söyledi. Pozlama süresi, lenslerin çalışması çok önemli. Bu JWST aslında çok zorunlu bir şey. Niye? Çünkü infraret ışığı yakalamaya çalışıyor. Ama sonlu sıcaklığı olan bütün cisimler infraret ışığı saçıyor zaten. Kara cisim ışıması yapıyor. Ben de yapıyorum. Elimdeki kağıt da yapıyor. Herkes kara cisim ışıması. Dolayısıyla sizin infraret ışığı tespit edip yakalamak için kullandığınız teleskopunuzun kendisi de zaten infraret ışığı saçıyor. Dolayısıyla çok soğuk tutmanız lazım. Kabaca 7 kelbinin ne? İnmeniz lazım ki sağlıklı bir şey elde edebilesiniz. 7 kelbi santigrat ölçüsünden güzel bir fikir. Yani işte eksi 200, eksi 240’lar, eksi 200. Mutlak sıfıra yaklaşacaksınız yani. O kadar küçük şeylere inmeniz lazım.
Onu soğuk tutmak. Onun için L2’ye oturmak zorunda. Çünkü dünyanın gölgesizliğinde kalması lazım. Dünyanın ve aydan faydalanmalı, gölgede kalmalı ki ışıktan o optik sistem etkilenmesi. Zaten arkasında bir perdesi var ışıkta. Evet, çok sıkı bir perde yapıldı. Alüminyum foliyolardan yaptılar. Bildiğim kadarıyla ben tam şey değilim. Ve bu JWST eğer iyi gözlem yaparsa 13,5 milyar yıl geriye gidecek.
Kavaca 300 milyonluk dönem geliyor ama insanlar şey diyebilir. 300 milyon ne ki? Hayır, o 300 milyonluk dönem aslında karanlık çağ. Ne olduğunu çok bilmediğimiz bir dönem, rekombinasyon dediğimiz dönem. Yıldızlar o sırada oldu. Kuantum sıçramalarının gerçekten bir galaksiyi indükleyip indüklemediği. Ne demek hocam kuantum sıçraması? Yani belirsizlik ilgisi gereğince çok kısa sürelerde kuantum sistemleri çok yüksek enerjilere çıkabilir.
Bu çok kısa sürede çok yüksek enerjiye çıktığı için o anda, o sırada, o süre içinde etrafta bulunan şeyleri çekim kuvvetiyle kendini toplayabilir. Eğer yeterince güçlüyse bu toplamanın olabilmesi elimizdeki mevcut bildiğimiz bizi oluşturan maddeyle olamıyor. Buna karanlık madde dediğimiz bir şey gerekiyor. Karanlık maddenin var olup olmadığını bu dönemdeki gözlemler bize söyleyecek. Onun için çok çok değerli.
En önemli işlemi bu mu olacak bize karanlık maddeni gibi bir ilgisi? Aynen öyle. Yani bu dönemde bu oluşumu izlerken hakikaten karanlık madde var mı? Karanlık maddeyi doğrudan göremeyiz ışık saçmadığı için ama gravitasyonel olarak lensing olduğu için. Normalde önümde hiçbir şey görmüyorum ama bana gelen ışık arkadaki ışığı lensleme yapıyor. Karanlık maddenin de aynen madde gibi bir şey var mı? Fittesi var mı?
Einstein’a bakalım isterseniz. İkinci slide’e geçelim. Oradan görürüz. İkinci slide’e geçebilir miyiz? Einstein’ın dediği çok basit. Bulunan bir ortamdayız. O ortamda uzay ve zamanın kumaşı bükülecek. Bu bükülme o ortamdaki ne diyelim biz buna enerji yoğunluğu, basınç, stres, streng gibi birçok nicilikleri içine alan bir kombinin etkisine bağlı. Ama basitçe ana fikriyle yazarsak eğrilik enerji yoğunluğuna eşit. Kavram bu. Tabii ki ben geometrik birimlerde konuşuyorum. Newton sabitini 1,1,8,P aldım. Işığımızını 1 aldım bunu yazarken. Bu birimlerde bu böyle. Peki orada bir karadelik olsaydı ne kadar olacaktı? Karadeliğin de enerji yoğunluğunu buraya yazacaksınız. Hiç problem değil. Karadelik çözümünü veren şey sizin eğrilik kısmındaki metreyiniz. Metrik o formu alacak. Yani karadelik çözümü için metrik başka, yıldız çözümü için başka, evrenin kendisi için başka. Yani Einstein dengleminin özelliği metriğin kendisinin dinamik oluşu. Metrik ne diyebilirsiniz? Bizim uzay ve zaman yani mesafe ve zamanı ölçmek için kullandığımız alet edevak kutularının tamamı metrik. Ben ne yapıyorum? Tamam.
İkinci slayda, üçüncü slayda geçelim. Şimdi burada. Evreni tarif eden denklemi yazalım. Yine eğrilikimiz var. Eşittir madde yoğunluğu artı karanlık madde yoğunluğu artı karanlık enerji yoğunluğu gibi üç kısımdan oluşuyor evrenimiz. Eğer Einstein denkleminleri doğruysa bu böyle olmak zorunda. Karanlık işleri çeviren iki kısım var burada. Bunlar olmak zorunda.
ihralth everyone’s Irf которой
kısım bu yüzde yirmi altıya oluşturuyor ve bizim bildiğimiz madde bizler sadece yüzde dört. Biz evrende en az kısmı. Evrenin yüzde doksan altısını bilmiyoruz. Evet yüzde doksan altısı karanlık bir kısım. Karanlık bir kısım. Aynen öyle. Ve bütün bu yıllardır süren bilimsel çabalar yüzde dördün üzerinde. Inanın birçok araştırmacının ömrü karanlık madde ve karanlık enerjiyle geçiyor. Bunu anlamakla ilgili. Eee karanlık enerji sadece çekim kuvvetiyle etkileştiği için sadece çekim yürüyle görüyorsunuz. Karanlık maddeden
umut şuydu. Çekim dışında da etkileşir bu. Yani zayıf etkileşme gösterir şu bu. Şu ana kadar devam eden karanlık madde deneylerinin tümü. Etkişim yok. Evet hiçbir şey bulamadı. Çünkü öyle gözüküyor ki bu da karan şey etkileşiyor. Eee eee sadece çekim yoluyla. Öyle öyle bir görüntüsü var. Bilmiyorum. Devam edelim. Eee bir sırayla. Bir sonraki arkadaşlar. Hı hı. Karanlık madde. He. Karanlık madde. Eee gerçekten de galaksilerin etrafına baktığımızda merkezden uzaklaşınca galaksi etrafındaki yıldızların hızı şu deneysel gözlemsel de olduğu gibi sabit kalıyor. Ama Newton’un denkemeye göre böyle inmesi gerekiyor. Hı hı. Karanlık madde bunun için gerekiyor. Galaksilerin aronmaları. Aradaki farkı karanlık madde kapatıyor. Evet aynen öyle. Biz etrafın ışık saçmayan madde tarafından kaplandığını aslında bir objenin kenarında değil de daha hala içinde olduğumuzu düşünüyoruz. Böylelikle açıklayabiliyoruz olayı. Eee bu bir açıklama olmuş oluyor. Eee galaksilerin yıldızların aronmalar hareketlerini açıklıyor. Galaksilerin oluşumu için gerekli. Çekim kuvveti dışındaki kuvvetleriyle etkileşmiyor gözüküyor. Bu gözüküyor çok önemli çünkü şu ana kadarki deneyler bunu gözlemlemediği için eee bize düşen tek açıklama bu olmuş oluyor şu an için. Devam edebilir miyiz? Eee James W’dan biz bu konuda ne bulacağız? Bu çok önemli. Bunu Emre hocam da gösterdi. Çok geçmişlere kadar gidecek. Eee zaten gelişimi görebiliyoruz. Eee James
W James Web Space Teleskop’la buralara kadar gidiyor. Kabaca iki yüz milyon yıllık şeye kadar yirmilik eee kırmızı yakalamaya kadar. Eee bir sonraki kine geçebilir miyiz? Şimdi karanlık madde konusunda ne söyleyecek? Bu çok önemli. Yani James’in bize sağlıca en önemli bilgi karanlık maddi üzerine. Bir de karanlık enerji göstereceğim. Ikisini de çok. Onun için zaten aynı işle denklemeni yazdım ki. Eee o iki bileşenle tartışacağız diye. Işığın
bükülmesi yeriyle karanlık maddeyi gözlememizi sağlayacak. Burası karanlık madde olsun. Eee ben buradayım. Arkadaki ışık kaynağı burada lansing yapacağı için lansleme olacağı için lanslemeyi Türkçe de ne diyorlardır tam bilmiyorum ama. Mercekleme. Mercekleme. Oh çok yaşayın tamam. Mercekleme olacağı için ben arkadaki ışığı şeyi dağılmış göreceğim şurada. Bunun sanki görüntüleri oluşacak. Arkadaki o bir şeyin gözümle gözükmeyen optik olarak görmediğim karanlık maddeyi
görmüş olacağım. Bunu kullanacağım. Yani hocam şöyle şöyle anlaşılayla getireyim mi? Şimdi burada diyelim ki diyelim ki burada bir cisim var. Bir yıldız, bir galaksi var. Evet. Sizin hesaplarınız göre bu ışığı bir derece bükmesi lazım. Bükmesi lazım. Ama ışık iki derece büküldüyse demek ki orada bir karanlık madde var ki o ekstra bir derece daha büyük. Çok doğru. Aynen öyle. Çok doğru. Çok net söylediniz. Çok güzel. Ay bunu görmemişim. Evet çok daha
iyi. Buradaki karanlık maddeyi tespit edebiliyoruz. Bu çok önemli olacak. Mesela ışığın bükülmesi yönü karanlık madde halesini gözlemeye çalışacaklar. Hiç içinde yıldız olmayan karanlık bir madde halesi var mı acaba? Bu çok önemli olacak çünkü ilk anlarda karanlık madde varsa böyle haleler oluşturabilir. Bu önemli. Işığın bükülmesi yönüyle yine eee galaksinin içinde karanlık madde halesi var mı ona bakacaklar. Hatta bir grup var. Galaksinin içinde karanlık madde halesi bulamayacağız ve karanlık madde ile ilgili hipotezi çürüteceğiz diye inanıyorlar. Bunu yapmak istiyorlar. Yani karanlık madde yok diyecekler. Evet yok diyecekler. Onu demek için uğraşıyorlar. Onu istiyorlar. Yani erken evrende büyük galaksiler var ise eğer o zamanın karanlık madde olmadan da büyük galaksiler olacak. Çok güzel. Çok doğru. Aynen öyle. Erken evrende büyük bir galaksi gözlerlerse karanlık madde hipotezi çöker. O o an. Çünkü karanlık madde galaksileri yavaş yavaş büyütüyor.
Sağ olun. Yani karanlık madde olmasa da galaksiler oluşamazdı diye. Olaşamazdı diyoruz ve yavaş yavaş büyüyeceğini düşünüyoruz. Eğer erken evrende eee Cemis Bebe’in gözlediği mesafelerde eee eğer büyük bir galaksi gözlersek yandık. Çünkü o zaman oluşma mekanizması bambaşka bir şey. Galaksi oluşma mekanizması. Bir sonrakine geçebilir miyiz? Bitireceğim. Peki hocam. Onunla ilgili bir şey özür dilerim. Ha tabii tabii. Şimdi bir bir hipotez daha varmış sizin de eee bildiğiniz. Dev kara delikler var. Dev kara delikler evet. Bu dev kara deliklerin yıldızların çökmesi yoluyla değil erken evrende eee bu gaz ve toz bulutlarının çökmesiyle oluştuğu yolda bir orada o dönemde pardon Cemis Bebe’in baktığı yerde acaba bu kara delik oluşumlarını görmek mümkün olacak mı yoksa o görünmez mi? Şimdi erken evren adına erken evren ilk
primorda ne diyoruz Emre hocam? Erken dönem. Erken dönem değil mi? Erken dönem kara delikler küçük normalde. Normalde küçük. Küçük. Bunların bırakacağı enerji de o oranda küçük. Eee bunların etkisini Cemis Bebe görür mü ben bilmiyorum. Ha çünkü de şey tezi var ya hipotez daha doğrusu tez değil eee erken evrende dev kara delikler var. Ha dev kara delik varsa prensipçe görmesi gerekir. Prensipçe görmesi ama ben özel olarak bakmadım, araştırmadım. Bilmiyorum. Karanlık enerjiyi anlatacak vaktiniz var mı? Önce reklam var. Hocam önce bir reklam yapalım isterseniz. Tamam. Karanlık enerji ondan sonra geçelim. Tamam. Tamam. Tamam. Bu arada buyurun birbirinize. Tamam. Evet. Karanlık enerji. Karanlık maddeyi bitirdik. Karanlık
enerjiydi. Karanlık enerjinin evrende ne fonksiyonu olduğu düşünüyor. Genişlemeyi sağlayan. Evet. Evrenin ümelenerek genişlemesini sağlayan şey. Çünkü basıncı negatif. Ters yönde basınç uyguluyor. Normalde biz büyük patlamadan sonra çekim kuvvetinin bütün bu parçaları geri toplamış. Eee geri toplayacağını düşünüyorduk. Bekliyorduk. Ama çekim kuvvetinin gücü yetmiyor gözüküyor. Işeride negatif basınçlı bir bileşen var. Dışarıya doğru ittirmeye de var. Ne kadar enerji? Ne negatif
basınçlı. Basınçlı. Basınç. Basınç. Eee ve bu son sakat dersi var mı? Işte ııı sorun orada açılarak gidecek böyle. Ama bir gün bitecek. Iıı hayır madde, radyasyon hepsi ııı seyrelecek, dilüt olacak. Ama ııı bu ümelenmeye sağlayan. Evren son sakatla değişecek. Evet evet aynen öyle. Çünkü asla asla çöküş olmayacak. Çünkü bu genişlemeden sorumlu.
Bu kozmik sabitin özelliği dilüt olmayışı pardon özür derim. Eee evrenin yarı çapıyla beraber düşmüyor bunun katkısı. Sabit devam ediyor. Allah Allah. Ama mesela madde, radyasyon, karanlık madde onların katkısı eee evrenin yarı çapının kübüyle dördüncü kuvvetiyle düşüyor, azalıyor. Onlar dilüt oluyor. Yani bilim bir metrekarede bulacağınız miktar düşüyor. Sönümleniyor. Sönümleniyor. Hah. Sönümleniyor. Ama bu kozmik sabit hayır. Sönümlenmiyor.
Öylece devam ediyor. Çok enteresan. Ve ve gerçekten bu problemi bu kadar ilginç kılan bu. Düşünebiliyor musunuz? Maddenin kuantum kuramından dolayı biz böyle bir kozmik böyle bir negatif basınışlı bir şeyi tahmin edebiliyoruz. Peki bu sadece evrenin bütünü için mi geçer yoksa bütün madde için mi geçer? Bütün madde için geçer. Yani bu masa da kalmayacak. Evet. Eğer kuantum fiziğinde belirsizlik ilkesi varsa mutlaka ve mutlaka bir boşluk enerjisi var. Ve boşluk enerjisi için tahminimiz deneysel sonucun on üzeri
yüz yirmi katı. Yani hiçbir tahmin yapamıyoruz. Buna biz kozmolojik sabit problemi diyoruz. Hiçbir şey anlamadığımızın açık bir şey yani. Hiçbir şey bilmiyoruz. Ne anlama geldiğin. Peki hocam devam edelim. Anlamadığımız konuyu anlatmaya davet edelim. Yani anlamadığımız kısım. Ama James Webb bize belki yardım edecek. Bunu anlamak istiyoruz. Bir sonraki slide. Bunu anlamak istiyorsan bunu anlamak istediğini gösteriyorum. Böyle bir şey anlamadım. Neyi anlamak istiyorsun? Ha pardon. Bir önceki arkadaşlar. Bir önceki yene dönebilir miyiz ya? Şekli
anlatmadan geçmiş oldum. Ha şöyle bir şey. Bu eee gördüğünüz gibi şöyle bir eğri var. Evet. Evrenin büyümesi. Bu eğri bir eee bir sabit çarpıl zamanın eksponansiyeli gibi. O sabitin kendisi Hubble sabiti olacak. Hubble sabiti doğrudan bu karanlık enerjinin bir göstergesi. Onunla orantılı yani. Eee zamanla da büyüyecek böyle eksponansiyel. Yani enflasyonun artışı gibi falan böyle artışı. Şu büyümeyi
onun için yani bu karanlık enerji şu eee eksponansiyel genişlemeyi. Yani galaksiler birbirinden çok uzaklaşacak galaksilerimizdeki yıldızlar birbirinden çok uzaklaşacak. Aynen öyle. Aynen öyle. Hepsiz şey olacak. Eee kopacak birbirinden sistem ilerledikçe. Eee şimdi bir sonrakine geçebilir miyiz? Ha şimdi bu karanlık enerjiyi ölçmek için daha önce de konuşuldu. Emre hocam da söz etti. Bir eee
kozmik arkafon var. Kozmik arkafonu kullanarak baryon osselasyonlarını kullanarak vesaire ölçüm yaptılar. Şöyle şu kırmızı bandı buldular. Bu kırmızı bandın değeri kabaca altmış yedi biri. Altmış yedi biri. Bir de. Ne dilimi bu? Eee bu şeyde eee altmış yedi kilometre bölü saniye bölü megaparsek. Eee megaparsek yani kabaca işte ışık yılı cinsinden üç beş. Hocam uzay yolu filmi gibi oldu. Evet öyle oldu. Yani şey oluyor. Birim zamanda evren ne kadar genişliyor? Her bir zaman her bir saniyede onun bir ölçütü bu. Işıkla hızlı mı genişliyor? Eee yok ışıktan hızlı değil. Işıktan hızlı genişlemeyi geçmiş de yaptı. Eee büyük şişme esnasında. Şimdiki öyle bir şey genişleme değil. Çünkü o zaman bir şey söyleyeceğim. Eee ışıkla hızlı genişlemiyorsa ışığın evrenin genişleyen bölümünün dışına kaçması mümkün mü? Yani soru neydi? Evren genişliyor. Evet. Ama ışıktan daha hızlı genişleniyor. Dedi hocam. Evren ışık. Ya şimdi o o hubble parametresi denilen şey birimi zaten hocam dedi ya kilometre bölü saniye bölü megaparsek. Bir kere o kadar küçük ki. Zaten birimi bir bölü saniye. Birimi hız değil. Yani o yüzden orada bir hubble parametresini insanlar genişleme hızı gibi düşünüyor. Genişleme hızı değil. Genişleme reyti. Yani birinci zaman da bir bölü saniye onun birimi. O şey gibi elmalı armutları karşılaştırmak gibi. Yani hubble parametresinin kendisi hızı vermiyor. Bir de şey yani bizim Einstein’ın ışık hızını geçemez dediği şey iki tane cisim birbirineyle lokal olarak yakın bir yerdeyken birbirlerine göreceli olarak ışık hızına ulaşamaz. Işık hızını geçemez demek. Ama biz genel üretimde de çok uzaktaki bir cismi alıp
paralel bir şekilde bunun yanına getirip bir mesafe hız ölçme gibi bir şey yok. O yüzden bu yani çok çok çok uzağa baktığımız zaman işte ışık hızını geçiyor. Evrenin genişlemesi bu çok doğru değil. Bir de erken dönemde de doğru değil. Yani erken dönem evrende de ışık hızını geçmiyor. Hiçbir zaman ışık hızını geçmiyor. Çünkü bir kere hız değil o. Yani o yüzden o genel bir yanılsama yani evrenin genişleme hızı o bizim genel üretimde de hız diye tanımladığımız hız değil o. Yani mesela şey vardır hatta modern fizikte bile görürler. Bir dalganın bir grup hızı olur bir de faz hızı olur. Mesela o faz hızı ışık hızını geçebilir. Yani siz öyle bir hız tanımlarsınız ki kafanıza göre tanımlayın. Buna birim hız olsun. Eee onu öyle bir şekilde tanımlarım ki ışık hızını on katı olur. Yani o bir anlam ifade etmez. Yani Einstein’ın o hız dediği ışık hızını geçemez dediği şey bizim bu hubble çarpı uzaklık dediğimiz hız değil. Yani o yüzden birbiriyle çelişmiyor. Evrenin başında da o hızlı değildi. Enflasyonda da değildi. Çok aslında büyük patlama biraz yanılsama büyük
patlama küçücük bir hızla başladı. Sonra inflaton denilen bu şimdiki karanlık enerjisi hocamız o o hızı giderek arttırmaya başladı. Yani birden hızlı patlamadı hayır. Çok yavaş patladı. Sonra hız artmaya başladı. Sonra onu arttıran inflaton denen şey yok olmaya başladı. Başka parçacıklara dönüştü. Ondan sonra yavaşladı. O yüzden yani şimdi de mesela şey alırsak buradan alalım evrenin ucuna gidelim. Bunu bir hız şeklinde yazarsanız ışık hızından daha hızlı bulursunuz. Değer olarak bulursunuz. Ama bu ışık hızını
geçiyor anlamı gelmez yani. Tabii. Bu birim zamandaki genişleme evet rey diyelim biz buna. Aslında ışık verilen bir verilen bir bölgenin ışık hızına bölünmesini Hubble’la karşılaştırıyorlar. Yani o bağlamda hız bir miktar anlam ifade ediyor ama hocanın dediği doğru. Benim de dediğim gibi kilometre bölü saniye bölü meka parçak şeklinde. Şimdi bir de teleskopu çeviriyorlar, uzaya bakıyorlar. Standart moon olarak kullanabilecekleri hepsinin aynı ışımaya sahip olan yapıları mesela tip bir ağa süpernova veya perüvedik olarak ııı yanıp sönen yıldızlar sefeyt dediklerimiz veya galaksilerdeki en şiddetli kırmızı kaynak diyelim biz buna. Bunları kullanıp ölçümler yapıyorlar. Buldukları kabaca yetmiş üç. Bu iki değer birbirini tutmuyor. Ve deneyler yapıldıkça aradaki farkın kapanmasını beklerken açılıyor. Dolayısıyla biz buna Hubble ııı diyelim ya da işte bu problemi diyoruz. Bu ama buradaki sorun ne biliyor musunuz? Şu gözlemlerde teleskoplar ayar bandına bakmıyor. Yani infrared ışığa bakmıyorlar. Hep optik band, X ışığının şubu bandına bakıyorlar. Ama evren genişlerken evren bu tarihi
boyunca genişlerken başlangıçta normalde UV bandında ya da atıyorum X bandında olan ışık çoktan ayar bandına gitmiş olabilir. Dolayısıyla ayar bandını gözleyerek yapabileceğimiz düzeltme bizi şu noktayı şu noktaya taşıyabiliyor. On iki anlamadığımızı anlamamızı sağlayabiliyor. Evet evet. Bu yüzden CWST çok önemli. Onun ayar bandına bakması çok önemli. Oradan göreceğiz. IR dediğiniz infrared. Infrared yani kızıl ötesi yani. Kızıl ötesini yapacağı gözlem çok
önemli. Şu farkı kapatmamızı belki de sağlayacak bu. Ya da anlamamızı sağlayacak. Bilmiyorum. Kozmü enesiyede. Bir sonraki ne geçebilir miyiz? Bitirmek üzereyim. Evet. Dolayısıyla bu web teleskopu uzak süper çekirdekleri gözeyecek. Mesela standart yeni mumlar var mı? Uzaklardaki süprenomaları gözeyecek. Onların özelliklerini. Onları gözleyince çok daha geniş bir uzunluk üzerinden test yapmak
imkanı olacak. Gerçekten standart mum bize nasıl bir habul veriyor? Demin dediğimin değişik bir söylenişi olmuş oldu bu. Diğeri de sefeit değişkenlerine de asas öçecek. Hakikaten de ölçümündeki netlik bize bunu söylüyor. Esas olarak ayar bölgeye kaydığı için düzeltme yapacak. Hepsi benim buyudu söyleyeceklerim. Yani bu netliğe o netlikten bu netliğe geçiyoruz. Bu netlikten bu netliğe geliyoruz. Bakın
4.6 mikro metre, spitzler 8.10’da 6 mikro metre. Ne kadar hassasiyetleri kötü. Ama bakın 7.10’da 7 mikro metrelik şey CWST’nin sonucu çok net. Ve biz bu sayede şey görebileceğiz. Bu çok çok önemli. Daha net olması gerekmiyor mu? Sekiz, sekiz doktor altı, yedi nokta yediden daha iyi. Ben ayrıntılarını çok bilmiyorum ama bu bu teleskoplarda bu netlik yok. Ya bir tanesi 2009’da öbürü 2003’de atılan şey tabii. Ben iyi bilmiyorum ama o teleskopları. Ya bunların aynaları farklı ama görüyorsunuz. Hepsi mikro metre yani hepsi infrared. Hepsi infrared bandın var. Çok doğru. Ama ne kadar gelişmiş. Ama önemli olan şey şu. En önemli problem bu aslında bu. Hubble yani evrenin genleşme oranının doğru tahmini için bu ayar şey gerekiyor. Anladım hocam. Peki sizin son bir slide daha var. O ne? Ha orada bir özetleme yapmak istemiştim sadece.
Oyun yapın isterseniz. Iıı isterseniz gösterebilirim orada. Tamam. Bir de en son sayfayı görelim de. Ben onu hani eee burada da Emre Hoca bahsettiği için çok fazla şey yapmayalım. Bir büyük patlama var. Büyük patlamadan sonra üç yüz eee yaklaşık olarak üç yüz seksen bin yıl sonra eee protonlar sıcaklık yeterince düştü. Protonlar yavaşladı. Etrafta sinek gibi uçuşan elektronları yakaladılar. Hirujan atomları indiklendi. Atomlar indiklenince ortam neutralize oldu.
Işık artık yayılmaya başladı. Bu bizim mikrodalga backgroundımızı verdi bize. Ama onda olsa da bir karanlık dönem var. Karan, karanlık çağlar denen. Biz bu sırada tam ne oldu bilmiyoruz. Ama tabii ki tahminlerimiz var ama büyük ihtimalle ilk yıldızlar bu dönemde oluştu. Bu yıldızlar sonra kombinlenip galaksileri oluşturdu tabii ki. Biz bu beklentilerimiz. Dolayısıyla eee JWST şu bölgeyi şuraya kadar
görecek. Ve bu çok çok önemli bizim için ilk yıldızları. Düşünebiliyor musunuz? Güneş bile daha burada. Yani çok daha geçmişe gidebiliyoruz. Evet. Çok çok önemli. Biz şu karanlık çağları bir görürsek yıldızların ilk indiklenmesi nasıl oldu? Gerçekten karanlık madde gerekli miydi bunun oluşması için? Yoksa biz başka bir bakış açısı mı vardı bilmiyor muyuz? Bunu anlamak için bizim güneş şu an dokuz milyar yaşında mı? Evet. Dokuz milyar yaşında. Onun
oluştuğu dönem burası. Tabii o da bir süpernova kalıntısı. Bir süpernova patladı. Kalıntıdan bizlere oluştuk. Dünya bile en az on parçadan oluşuyor. Yapıştılar üst üste. Öyle oluştular. Peki hocam sağ olun. Eee tekrar bir eee otocuya bağlanmak eee isterim. Ha bu arada söyleyeyim Feri Hanım’a bağlanamıyoruz. Eee çünkü Feri Hanım deplasmanda. Eee Arizona’dan eee Kaliforniya’ya gitmiş ve bulunduğu yerdeki koşullar bağlam sağlıklı bağlanması imkan sağlamadı. Haşur haşur uşur oldu. O yüzden bugünlük kendisine bağlanıyor. Başka bir gün tekrar bağlanırız. Umut hocam eee bu anlatılanlara baktığımız zaman eee Hubble’ın Hubble diyorum. Eee James Webb’in gerçek görevinin eee ilk evreni görürken bir ee eğer evreni ilkel halini görmeye çalışırken bir yandan da bu karanlık madde ve karanlık enerji denklemlerini bize daha açıklayıcı ya da daha eee
doğru bir şey anlatması mı olacak? Eee doğru mudur bu eee yaklaşım? Aslında az önce durmuş hocam söylerken eee hani dedi ya eee kara maddeydi. Belki de gerek olmayacak derecede bir şeyleri değiştirebilir eee diye söylemiştim. Ben eee Hollanda’da master yaparken bir tane çok iyi arkadaşım vardı. Mont diye bir teori var işte. Modified Newtonian Dynamics diye bir şey. Diyorlar ki kara madde yerini Newton dinamini değiştirelim, modifiye edelim, öyle açıklayalım. Yani gidip eee iki taraftan şey maddeler uydurmaya gerek yok. Biz Newton dinamini değiştirelim dediler. Ve eee Bob Sanders diye bir hoca var. Bunun bayağı bir şeylerinden bir tanesi. Böyle ben ya bu iş böyledir. Kara madde falan hikaye falan diyen bir insan. Vallahi bu arkadaş şu anda işsiz. Dermişim. Iş bulmuştur kesin de. Astronom da iş bulamadı. Yani kara madde eee devam ediyor. Iıı şu anda bildiğimiz kadarıyla. Onun için yani öyle mont falan teoriler var. Ona bir diyeceğimiz bir şeyler yok. Aslında şey eee hocamız aynı zamanda işte evrenin sonuyla alakalı. Iıı biraz ııı bahsetti. Aslında ııı çok ben bunu çok uzun daha anlatabilirim. Yani evrenin hangi hangi senaryoda sona erebilecek işte karanlık enerjinin nasıl ııı etkide bulunduğu falan bunları
eee teker teker anlatabilirim. Bilmiyorum ne kadar. Bir de kaç milyar yıl bu bu düşündüğün süre? Eee milyar derken eee milyar şöyle bir şey kalıyor onun yanında. Tahminen trilyon falan. Hatta trilyonlarca da olabilir. Şimdi eee karşılaştırdığımız zaman ölçeği işte evrenin bugünden yani pardon evrenin başından bugüne on üç nokta sekiz milyar yıl. Eğer ki hitlet dediğimiz ısı
ölümü dediğimiz bir teori var. Diyor ki evren genişleyecek, genişleyecek, genişleyecek. Zaten genişliyor. Olduğu gibi genişleyecek. Gittikçe maal biliyorsunuz sonuçta yani hacim artıkca artık daha da ııı soğumaya soğuyor soğuyor. Zaten evren şu anda soğuk işte iki nokta yedi kel bir cihazı. Yani evren zaten çok soğuk. Gittikçe daha da soğuyacak. Soğuyacak, soğuyacak. Zamanın derdinde değil zaten. Biz şöyle altmış ile yüz yıl arası yaşayan ölümleriz ama evren
için zaman sorunu yok. On milyar da desen yüz milyar da desen bir trilyonda iki trilyonda on trilyonda desen zaman geçecek geçecek geçecek ve bu çok daha soğuyacak ve soğuyacak ve bu şekilde evren çok sıkıcı bir şekilde ölecek. Yani teorilerden bir tanesi de gayet bu. Bir şey söyleyeceğim. Bu zaman meselesi ııı biraz zırva değil mi? Şu açıdan söylüyorum. Yani şimdi koca evren içerisinde esamesi okunmayacak çapta bir yıldızın etrafında dönen esamesi okunmayacak bir
yüceki bir gezegenin o yıldız etrafındaki dönme süresi üzerine kurgulanmış bir zaman evrendeki bir şeye anlamlanır. Bak arasından ne kadar değer taşıyabilir ki? Yok bu bir zaman bir tanımdır. Biz yani pardon. Biz zamanın sahneye bir tanım değeri verdik. Diyoruz işte sevgi matomunu bilmem ne ııı dönüşünü bilmem ne şeyini falan bir zaman tanımı verdik. Biz bu tanımı kullanıyoruz. Çünkü günlük hayatımızda işte bir saniye, bir dakika, bir saati tanımlayabiliriz. Örneğin Jüpiter’in kendi
ekstradirafındaki dönüşünü de bir Jüpiter günü diye hesaplamıyoruz. Işte dünya gününden hesaplıyoruz. Bir dünya şu kadar dünya şu kadar saati diye. Onun için dediğim gibi belli bir zaman sonra yani o kadar çok zamanlar geçecek ki ya o zaman yani o dediğim gibi yani trilyonlarca yıl geçtiğinde ve yani güneşimizin örneğin işte ölmeye başlayacağı da bildiğimiz işte beyazca haline geleceği tarihi olarak işte biz bir beş milyar yıl sonrasından bahsediyoruz.
Ama güneşin esas ölümü beş milyar yıl sonra olmayacak. Dediğim gibi her şeyin ölümü çok çok çok çok çok uzun sürüyor aslında. Peki hocam maddenin ölümüne kadar mesela bir atomun ııı yaşam süresine kadar. He bunu kimse bilmiyor. Bir orada fizikçi hocalarımız var ama yani ııı artık kaç trilyon trilyon trilyon yıl sonra gerçekten bir de proton da ölecek artık diyeceğimiz bir şeye gelecek
ve onu bilmiyorum. Açıkçası onun bir ııı tarihini ııı şu anda verdiklerini bilmiyorum. Fizikçiler veriyor mu bunu verip vermediği bilmiyorum. Ama örneğin dedik diyoruz örneğin şu anda işte güneşimizin içerisindeki işte hidrojen atomunun ne kadar miktarda olduğunu biliyoruz. Bu hidrojen atomunun işte ne kadarının helyuma çevreceğini biliyoruz ve bu hidrojenle helyuma dönüşü hesapladığımızda bakıyoruz bir beş milyar yıl sonra işte güneşimiz artık bir artık patlayacak ondan sonra işte dış kabuğuna atacak ondan sonra yavaş yavaş beyaz rüya
dönüşecek. Ama beyaz rüya dönüşünce yıldız ölmüyor aslında. Yani gerçek ölümden bahsediyorsak. Gerçek ölüm nedir? Hani siz odunu yakarsınız, hani kömürü yakarsınız. Yaktıktan sonra orada kül kalır ya hala külü yakmaya çalışıyorsunuz burada. Kül yanar mı mantık olarak? Yani kendi dünyamız içerisi külü yakabiliyor musunuz? Külü yakamıyorsunuz. Burada yapılan şey külü de yakmak. Külü de yakacaksın. Onu da yakacaksın. Onu da yakacaksın. En son artık hiçbir şey kalmayana kadar dediğimiz sürede güneşimizin
gerçek ölümüne işte biz eee kara cüce diyoruz bizimle. Black Dwarf diyoruz. O da en az bir yüz trilyon yıl sonra artık sadece güneşimiz gibi bir yıldız bile. Ölümü on yani yüz trilyon civarı yıl içerisinde olacak bir şey. Onun için çok sıkıcı bir ölüm teorisi var. Yani böyle ısı ölümü her şey gidecek ve bu şekilde soğuyacak ve soğutu soğuyacak. Peki başka teoriler de var. Ama biz zaten o tarafa bakmıyoruz eee James Seyf’le bu tarafa bakıyoruz. Eskiye doğru bakıyoruz. Geleceğe doğru bakmıyoruz. Aynen. Başa doğru. Eee. Evrenin sonuna doğru bakıyoruz. Evrenin başına doğru. Başına doğru bakıyoruz. Peki şimdi eee şunu da şunu da biliyoruz ki maddenin oluşması büyük patlamadan sonra belli bir zaman geçiriyor. Enerjinin madde haline gelmesi. Değil mi? Daha öncesini görmek zaten herhalde mümkün değil. Eee o o o
da şu anda bir şeyler olmak üzere. Öyle mi? Şu anda. Az önce hocam şey dedi. Işte ilk Big Bang dediğimiz şey. Aslında Big Bang kelimesi de çok artık astrononlar arasında çok da kullanılan bir kelime de değil. Aslında bank falan olmadı. Yani o bir anda bir genişlemedi. Bu enflasyon teorisi zaten daha önceki programlarında da söylediniz. Big genişleme var. Evet. Enflasyon oluyor. Bir inflayışın böyle. Bir anda şişiyor evren. Yani aslında patlamıyor. Bir anda genişliyor. Biz onu aslında büyük genişleme falan da diyebiliriz. İsmine artık o Big Bang kelimesi kalmış bir kenarda. Tamam ona da eyvallah ama yani aslında genişleme dememiz daha mantıklı. Geniş diyor. Genişledikten sonra işte az önce söylediğiniz gibi işte ilk işte fotonlar, ondan sonra atomlar vesaire vesaire oluşuyor. Hocam da az önce onu da söyledi. Durmuş Ayas hocam da söyledi. Işık oluşuyor. Işığın oluştuktan sonrasını biz görebiliyoruz. Hatta Hatta Emre hocam da şey dedi yani ya bu aslında CWS de aslında eee bebeklik fotoğrafı diyorlar. Bebeklik fotoğrafı değil gibisinden bir
şey söyledi. Herhalde fizikçi olduğu için biraz böyle parçacıkların bebeklik tarafını mı ııı demek istiyor anlıyım bilemiyorum tabii. Bizim için vallahi ııı ilk yıldızlar, ilk galaksiler bebekliktir. Yani biz onları gördüğümüz an ilk yıldızı gördüğümüz anda koskoca evren içerisinde sonuçta ilk yıldızlar, ilk galaksiler bizim için bebeklik çaldı. Tahminen şöyle bir şey var. Şimdi de az önce de söyledik ya ışığın ilk oluştuğu zamandan sonrasının işte üç yüz seksen bin yıl sonrasının
işte kozmi mikrodalga ışınımı diyoruz ve biz plan uydusuyla özellikle ııı çok daha yüksek çözünürlükte fotoğrafını çektik. Bütün yani bütün her her yönde baktığımızda evren nasıl gözüküyor? Onun fotoğrafını çektik. Sorunumuz burada şu. Big Bang’dan bu üç yüz bin yıla kadar o karanlık bölgede gerçekten hiç yani tamamen o parçacıkların olduğu bölgede ne oldu? Çünkü ışık yok. Biz teleskoplarla ne kadar büyük teleskop yaparsanız yapın oraya bakamazsınız.
Çünkü orası görebileceğiniz en şey en ııı en duvar elektromagnetik dalgaların erişebildiği duvar. Ama oradan ötesi elektromagnetik bir şey çalışmıyor. Çalışmıyor. Onun için de işte şu anda bu gravitasyonal dalgalar dediğimiz işte kütle çekim dalgaları dediğimiz ııı hatta daha bir kalpten önce işte gitti ondan işte Nobel ödülü falan aldı. Bunlarla belki bir öncesine gidebiliriz. Orada bir şey bir orada ne olduğunu belki anlama şansımız da olabilir. Ama dediğimiz şey olayı da işte bu kütle çekim ııı teleskopu işte LIGO ııı deneyi var işte onunla beraber ııı çalıştı. O kadar hassas ki yani evrenin ta ötesinde iki tane kara delik çarpışıyor öyle bir şiddetli enerji oluşuyor ve o şiddetli enerji dünyaya kadar geliyor tam sayılır hatırlamıyorum iki milyon iki milyon değil ya ben kaç milyar kilometre üç milyon ışık yılımı neydi ya bayağı uzaktaki iki tane kara delik
çarpışıyor ve enerji buraya geliyor ve ııı biz bunu ııı kütle çekim dalgasına dalgasını tezgah edebiliyoruz ama ettiğimiz tezgah ettiğimiz o dalganın büyüklüğünü kafanızda ııı canlandırmak için şey yapacağım iki tane ııı teleskopumuz var işte bir tanesi Hatford’da işte ikisi Amerika’nın bir başından bir başına yukarıdan aşağıya normalde dalga bir tanesine çarpıyor ondan sonra ötekisine çarpıyor ve arasındaki farklılardan diyorlar ki işte dalga geldi bir protondan bir atomun bir protonun o duvarı var ya o duvarındaki duvarı kadar ufacık bir bir ııı şeyden bahsediyoruz o dalganın dalgalanmadan yani iki kara deliğin çarp etkile yani çarpmasıyla beraber bize gelen dalganın büyüklüğü proton protonun da çok daha küçük seviyesinde protonun kapalı seviyesinde bir şey. O kadar küçük ki bizim eğer ki
gerçekten evreni ta başını izlemek istiyorsak bu teknolojileri daha da değer vermemiz gerekiyor. Daha çok para harcanması gerekiyor. Peki Umut Bey. Bu işler duygu bir şey daha soracağım. Biraz daha biraz daha ayakları yere basan konulara ııı geçelim yani çok fazla teorik olduğumuz zaman ııı izleyicilerin de kafasını karıştırıyoruz. Şimdi bu teleskopun işlerinden bir tanesi de egzo gezegenleri yani ııı diğer güneşlerin etrafında gezen ııı
gezegenleri tespit etmek. Bunlar zaten Hubble tarafından da ve diğer bazı başka teleskoplar tarafından da uzunca bir zamandır tespit ediliyordu. Bu James Webb teleskopunun daha güçlü olması bu gezegenleri daha rahat görmemizi mi sağlayacak? Yani ııı on üç milyar yıl geriyi görebilen bir teleskop beş milyar yıllık bir ııı zaman içerisindeki veya hatta beş milyon yıllık bir zaman içerisindeki veya beş bir
ışık yılda zaman içerisindeki bir yerdeki gezegenleri çok daha rahat ve net bir şeyde görür. Çünkü ilk görüntüden arası bildiğim kadarıyla bir de egzo gezegen var. Ve hatta o gezegenin atmosferindeki su buharı bile var. O kadar uzağı milyon dediğiniz için ııı söylemem gerekiyor. O kadar uzağı göremez. Yani gezegen görecektiniz. Çünkü gezegende işte bizim kendi güne sistemindeki gibi. Güneşimizin ışığı yansıttığı için bir gezegenin görebiliyoruz. Onun için biz ancak ve ancak bize çok yakın gezegenlere bakabileceğiz. Hatta ben ııı şöyle de söyleyeyim yani JWST’yi niye fırlattılar derseniz iki tane büyük sebebi var. Bir tanesi az önce gösterdiğimiz gibi işte evrenin en başına görebilmek. Ikinci de bu biz dünya benzeri öte gezegenler ya da ya da direkt öte gezegenler diye araştırmak. Hatta ve hatta
gerçi bunların arasında dünyaya benzer öte gezegenleri bulabileceğimiz gibi yaşam ııı dünya dışı yaşama dair herhangi bir iz bulabilir miyiz? Sorusunu cevaplandırmak. Şimdi şimdi şöyle bir olay var. JWST’yi gidip de siz ya şu bölgelere bakalım işte şu yıldıza bakalım acaba çevresinde gezegen var mıymış yok muymuş falan diye
tarzda bir teleskop değil. Normalde öte gezegen bulmak için başka teleskoplar kullanılıyor. Yani tarama teleskopları kullanılıyor. Işte daha önceden Kepler uzay teleskopu vardı. Şimdi TES uzay teleskopu var. Ve bunlar gibi işi sadece ve sadece tarama olan teleskoplar kullanılıyor. Diyorlar ki işte şu şu bölgeye doğru bakın, bulun. Şuradaki gezegenleri teker teker bul. Kepler ya da TES gibi teleskoplar bu tür öte
gezegenleri bulur. Bulduktan sonra özellikle dünyadaki teleskoplarla teyit edilmesi sağlanır. Işte Türkiye’den de zaten biliyorsunuzdur ııı bazı Ankara Üniversitesi’nden de böyle ııı şeyler oldu ııı keşifler olmuştu. Bununla bu öte gezegenler artık teyit etmemiz gerekiyor. Yerdeki teleskoplarla, küçük teleskoplarla da teyit edebilirsiniz. Bir bakarsınız evet bu böyleymiş. Ama bundan sonraki görevimiz bunların atmosferlerine bakabilmek, bunların içerisinde neler var bunu anlayabilmek. Şimdi teleskopun teleskopun atmosferine baktık tamam yani evet bir şeyler var ya da büyüklüğünü anladık. Ya da kendi yıldızın ne kadar uzak olduğunu anladık. Ve kendi yıldızın uzaklığından ve büyüklüğünden biz şunu hesap edebiliyoruz. Bu bölgede yaşanabilir mi? Gezegen üzerinde su sıvı halde mi? Genelde suyu buluyoruz. Suyu biz her yerde buluyoruz. Hatta bu benim kendi doktora çalışma aldım. Doktora konuldu. Ha biz her yıldız oluşum bölgesinde su zaten buluyoruz. Her yerde var. Su. Onda bir derdimiz yok. Sadece sorumlu su şu su sıvı halde mi? Önü güneş tibinin de neresine bakarsak bakalım su var. Ayda da su var, Mars’ta da su var. Pluton’da bile su volkanları var. Her yerde su var. Derdimiz o değil. Derdimiz suyu sıvı olduğu yer. Şimdi bu teleskopla ııı Tayyip gözlemleri diye bir gözlemler yapabiliyoruz. Çünkü suyun belli bir frekansı var. Bunu şey gibi düşünün. Işte ııı
arabada radio dinliyorsunuz. Sonuçta işte ııı seksen sekiz megaherçten yüz sekiz megaherçte bir limit var değil mi? Sizin örneğin Habertürk TV’nin radiosu Habertürk Radyo var örneğin. Artık frekansı bilmiyorum. Yüz megahertzlik işte şey yüz nokta bir megahertz. Biz şunu biliyoruz. Yüz nokta bir megahertz ben arabamın radiosunu ayarlarsam bu demek oluyor ki ben şu anda Habertürk Radyo dinleyeceğim. Değil mi? Onda bir sorun yok. Aynı şekilde bütün atomların ve moleküllerin böyle izleri var.
Parmak izi gibi bir şey. Diyor ki şu molekül örneğin su molekülü beş yüz elli yedi gigahertz. Beş yüz elli yedi gigahertz ayarlarsanız siz o teleskobu su görürsünüz. Işte iki yüz otuz gigahertz ayarlarsanız karbon monoksik gazı görürsünüz. Böyle izleri var. Aynı şey gibi. Siz ııı radyoyu oynattınız. Işte yüz nokta iki ııı megahertz ayarladınız. Ne duyuyorsunuz? Hiçbir şey. Şşt diye ses duyuyorsunuz değil mi? Yüz nokta biri ayarladınız Habertürk Radyo çıktı. Yani ses yükseldi. Aynı şeyi biz işte teleskoplarda da yaşıyoruz. Eğer orada su varsa ya da o molekül varsa o frekansı ayarladığımızda biz o molekülü görüyorsak ya da yani böyle biz pik diyoruz. O pik görüyorsak diyoruz ki tamam orada su bulduk. O da orada şu bulduk. Taksil gözlem aslında böyle bir şey. Biz herhangi kesin emin olduğumuz teyitlenmiş öte gezegenleri bu şekilde teleskopları yönlendiriyoruz.
Yönlendirdikten sonra da bakıyoruz. Diyoruz ki şu anda işte oksijen molekülü arayacağız. Şu anda işte su molekülü arayacağız. Şu anda işte karbon monopsi molekülü arayacağız. Çünkü hepsinin dediğim gibi frekansları var. O frekansı ayarlıyorsunuz. Pik çıkıyorsa yani radyodaki ses duyuluyorsa gibi bir şey. Pik çıkıyorsa tamam diyoruz. Burada bu molekül var. Eğer ki ses çok yüksekse pik çok yüksek oluyor. Yüksek olduğunda bu sefer diyoruz ki ha burada bayağı şey varmış. Yani bayağı ona
su varmış. Ya da geniş olabiliyor. Ya da o şey geniş olabiliyor. Ya da ona göre ne kadar güçlü hani sesinin içerisinde ııı sesi duymak var. Bir de gerçekten tertemiz sesi duymak var. Bunun gibi bakabiliriz olaya. Biz bu şekilde öte gezegenlerin atmosferlerinde hangi atomlar, moleküler, gazlar, ıvır zıvır hepsini teker teker anlayabiliyoruz. CWST’yle de beraber çok daha detaylı bir şekilde at atmosfer, üst atmosferleri anlayabileceğiz. Evet işte örneğin şu anda buradaki ııı ilk gösterilen ııı hep bu fotoğraf konuyor ama öte gezegen fotoğrafını koyabilirsiniz. Öte gezegen ııı o Tayf ııı fotoğrafı vardı. Orada orada bayağı bir su gösteriliyor. Su su suyun olduğu şey. Fotoğrafını koyabiliriz. Ha biz diyoruz ki aynen biz diyoruz ki orada ha diyoruz ki burada su var. Şimdi dediğimiz gibi sorum burada su sıvı mı değil mi? Sıvı ise ııı yaşamla
ilişkilendirebiliyoruz. Ama sadece suyun sıvı olduğu olmasa direk yaşam var anlamına gelmiyor. Sadece yaşam olabilme ihtimali var. Anlamına geliyor. Bizim evet hocam özür emin. Buyurun hocam. Tam yani burada aslında ikiyle birinci slide sırayla koyarsak Umut’un dediği şey aslında iki ve bir olacak. İlk önce ikiyi koyalım. Iki yani o yani dediği şey yani işte şurada bahsettiği hocanın burada bir tane gezegen var. Arkada da bir tane güneş var. O yani güneş gibi bir tane yıldız. Oradan gelen ışık gördüğünüz gibi bu şey bildiğiniz veri. Şeyde yirmi bir Haziran’da aldıkları veri görüyorsunuz. Işığın içinden ışık bu gezegene çarptıktan sonra bir kısmını soğuruyor. Evet. Şimdi hangi kısmını soğuruyor? Bir önceki slide’a gidelim. Bir önceki arkadaşlar. Bu dünya olsaydı eğer biraz önceki yani
gözlenen data değil bu ama eğer aynı şeyi dünyada yaşasaydık normalde şu gördüğümüz tam ışık tayfı ne olacaktı? Işte içinde metan gazına, suya, oksijene, karbondioksite, ozona vesaire hepsine çarpıp şu taz onun çarpıp oradan kurtulamadığı dolayısıyla bu tarz çizgiler oluşacaktı. Biz bu çizgileri gözlemleyip orada neler var ne yok söyleyebiliyoruz. Söyleyebiliyoruz. Ama bu gözlem… Eğer başka bir
gezegenden dünyaya bakıyor olsalardı bunu görecektik. İşte bunu görecektik. Yani bunu gördüğümüz zaman diyeceğiz ki atran dünyaya benzer. Bir gezegen dolayısıyla yaşanabilir ama bu biraz yanıltıcı çünkü bu mesela gördükleri şeyin adı gezegenin, egzoplanetin adı WASP 96B yanlış hatırlamıyorsam o da WASP da garip bir şey olmuş. Aynen. White Anglo-Saxon. Protestan gibi olmuş. Tabii başka bir kısaltma o. Ama o gezegenin uzaklığı yaklaşık bin ışık yılı. Şimdi bin ışık yılı şöyle bir
hesap yaptım. Mesela buradan New York sekiz bin kilometre. Sekiz saatte gidiyor. Sekiz saat yerine biz onu on bin kat hızlı götürsek yani bir saniyede New York’ta olsak yaklaşık buraya on bin yılda ulaşıyoruz. Yani bir uzay aracı yapalım. Hadi orada yaşam var. Yani böyle bir insanların da ümitsizliği yaşamıyor ama… Yani buradan New York’a gidecek bir saniyedir bir şey uzay gemisi oraya on bin yılda gidiyor. On bin yılda gidiyor. Yani öyle insanlar şey
düşünüyor. Ya yaşamın olduğu yerler var. Hadi atlayalım gidelim. Ya on bin yıl kaç generasyon? Yani yirmiye bölsek değil mi? Beş bin jenerasyon boyunca insanlara orada yaşam var diye gaz verip böyle sürekli buraya doğru bir yolculuk falan gerekecek. Yani o yüzden kolay bir şey değil. Göbekli tepeyeciler çıksaydı eğer şimdi varıyor olurlardı. Evet evet. Ve bu öyle gidecek bir tane uzay gemisi yapacağız ve o o kadar hızlı gidecek ki bir saniyede New York’ta olacağız. Yani o kadar kolay değil ama yani bu tabii ki şey yani insanları uzayda yaşam yok anlamına gelmiyor yani ama oralara gitmek o kadar şey değil. Yani bizim parçacık teoricilerde de böyle bir şey vardır. Oturayım. Daha böyle gerçekçe hatta Weinberg, Steven Weinberg diye Nobel alan birisi var benim de hocamın danışmanı Harvard’dan. Onun düşüncesi şeydi uzayda uzaya işte Elon Musk gibi oralarda
yaşama başlamak yerine büyük ihtimal insanlar bu nörolink tarzında bir şeylerle burada uzaydaki deneyimlerim yaşamaya başlayacaklar çünkü o kadar uzak ki yani oraya gitmek için bir çaba sarf etmeyeceğiz diye düşünüyordu. Dolayısıyla biraz bizim parçacık teoriciler astronomlar gibi değil. Yani evet egzoplanetler çok önemli. Bizim dışımızda bize benzer gezegenler var mı yok mu bunu bilmek önemli. Bunu araştırmak önemli ama gitmek kolay değil. Teleportasyonu icat etmiş olsak bile oraya gitmek bin sene sürecek. Yalnız astronomlar olarak gitsek gideceğiz diye. Bir saniyede gitsek New York oraya bin sene de on bin sene de gidiyoruz. Yok ben teleporto yani. Ektirik hızıyla bir yerden bile gidiyor olsak bile. Işık hızıyla gidersek işte bin sene sürüyor evet. Aynen. Yardım edelim mi? İlgili olduğunu düşündüğüm için araya girmek için. Bitti mi hocam? Tabii. Tamam. Şimdi evrende yaşam var mı başka yaşamlar var mı bunu arıyorlar. Tipik olarak su var mı ona bakıyorlar.
Aslında gelişmiş bir yaşam varsa karbondiyoksitte var. Ve bu JWST gibi bir teleskopun en önemli özelliği işte infraradiyosonu gözlemesi. Ve infraradiyosonun en büyük özelliği seray etkisi yapan, küresel ısınmaya yol açan gazları yutması. Gazlar tarafından yutulması. Dolayısıyla infraret spekruma baktığınızda bu gazlar var mı hemen görüyorsunuz atmosferde.
Bence su molekülüne ilave olarak karbondiyoksiti de ararsak kesinlikle gelişmiş bir uygarlık var mı? Karbondiyoksiti mi? Karbondiyoksiti. Karbondiyoksiti de kirlettiğimiz için yani uygarlık öyle kirletiyor. Dolayısıyla gelişmiş bir uygarlık var mı yakalayabiliriz. Benim görüşüm bu. Gelişmiş bir uygarlık kirletmiyor da olabilir. Biraz zor gibi gözüküyor ama bilmiyorum. Bana öyle geliyor ki. Burada şöyle katkıda bulunabilir miyim?
Aslında haklısınız hocam. Şöyle de bir durum var. Zaten CWST fırlatılmadan önce çok öncesinde de sadece şu şekilde simülasyonlar yapılıyor. Dediler ki eğer ki ben şu anda işte örneğin 30 ışık yılı ötede bir tane öte gezegene bakıyorum. Örneğin şu anda bugün CWST ile verilen fotoğrafta verilen şey neydi? 1150 ışık yılı ötedeki WASP 96’nın fotoğrafıydı. Dediler ki eğer ki 30 ışık yılı ötedeki bir öte gezegene baksak atmosferinde ne görürüz? Ya da tam tersine 30 ışık yılı ötedeki uzaylı dediğimiz işte ya da oradaki akıllı canlılar dünyaya baksa
yani tam tersine bakıyoruz teleskopu 30 ışık yılı ötedeki bir medeniye CWST yapmışlar. 6,5 metre çabuğunda bir teleskop yapmışlar ve teleskopu ya şurada su var, işte güneş diye bir yıldız var ve bu yıldızların çevresinde bir tane şu tek bir gezegen var, işte Siyon Sibu olma ihtimali var, buraya çevirelim diyorlar ve çeviriyorlar. Yani hipotetik olarak simülasyon yapılıyor.
Acaba ne görürüz? Biz dünyanın atmosferinde o kadar uzaktan baksak ne görürüz? Ne görürüz? Dünyanın üst atmosferinde ne var? Ozon gazı var. Tabii. Şimdi ozonun yaşamlı bir alakası var mı? Ozon, katarat yutar. Çok da yok. Yani direkt ozon gördüğün yerde yaşam vardır diyebilir misin? Diyemez. Bundan öte su molekülü görüyoruz, bundan öte karbon dioksit görüyoruz. Ya öyle şey ya da oksijen gazı görüyoruz, O2 görüyoruz.
Şimdi öyle bir şey ki burada bu gazların hepsini toplasan neredeyse birçok gezegende bunları bulabilirsin. Ve dünyaya uzaydan baksak o kadar sıradan, o kadar banal bir gezegen ki gerçekten hiç böyle burada yaşam var diyemezsiniz. O kadar şey yani. Hatta bir olay var.
Örneğin insanlık parfüm gazlarını bilirsiniz Fatih Bey. Biz ta 1950’lerde böyle şey oldu. İşte CFC gazları dediğimiz, klorofluorokarbon gazları dediğimiz hatta ondan sonra işte uzunca bir süre boyunca yasaklansın diye uğraştığımız gazlar. Çünkü niye? Ozon tabakasının deliyor diye biliyoruz.
Şimdi biz şunu biliyoruz, CFC gazları medeniyetle ortaya çıkmış gazlar. Medeniyet sayesinde ortaya çıkmış. Ve diyoruz ki eğer ki bir öte gezegenin atmosferinde CFC gazları görürsek, Hah deriz tamam bunlar artık bir seviyeye ulaşmışlar. Çünkü bu CFC gazını oluşturabilmen için bir medeniyeti ihtiyacım var.
Bak bu kesin bir, bu Techno Signature dediğimiz şeyler. Biosignature, Techno Signature diye şeyler vardı. Bu biolojik imzalar, bi teknolojik imzalar. Bu bi teknolojik imzadır. CFC gazını gördüğün yerde tamam dersin. Ben burada akıllı bir medeniyet bulurum dersiniz. Ama öyle bir şey ki yani şu anda dünyaya baktığımızda gördüğümüz ve biz de CFC gazı dedik de CFC gazını ürettiğimizden ürettik. Ondan sonra pişman olduk. 50 sene de bitirdik olayı.
Bakın biliyorsunuz o zaman tabakası artık tamir ediliyor. Tamir oluyor kendi kendine işte. Güney kutup noktasındaki şey. Yani hiçbir tüyar. Yani dört örnek dünya gibi dört buçuk milyar yaşındaki bir gezegende bile sadece 50 yıllık bir olay aslında. Ayrıca belki onlar arasından bakınca CFC görüyorlarsa,
bana burada akıllı değil aptal yaşam vardı diyebilirler. Yok, bu da akıllı değil deriz yani. Bunu yapabilirmiş. Bu da olabilir doğru. Ama belki CFC gazı da şey ya bilmiyorum işte yani demeye çalıştığım şey böyle bir şey de olabilir. Ama dünyaya baktığımızda genel itibarıyla gördüğümüz gazlar çok sıradan gazlar ve biz bu gazları yaşamla işaret ediyoruz.
Dünyaya uzaktan bakan bir dünyada bir yaşam olduğunu anlamayabilir. O yüzden biz de baktığımız her yerde yaşam olup olmadığını anlamayabiliriz. Yaşam olan bir yere çok dandik bir yer diye geçebiliriz. Bir şey soracağım şimdi bu Hubble’la ilgili. Özür dilerim. Hubble’la ilgili bir şey soracağım sonra James Webb’le ilgili soracağım. Her sene Oscar. Oscar nereden çıktı? Nobel’leri de hatırlıyor.
Hubble, herhangi bir Nobel alana destek oldun yani Hubble’la çalışıp, Hubble’ın öyle çalışıp Nobel olan fiziki var mı? Yani Hubble’ın datasını kullanıp, derisini kullanıp tabii yani işte evrenin imelendiğini örneğin. 2011. Hubble’ın datasını kullanıp alın. Tabii. Yani onunla ilgili de hatta bir şey iki tane ayrı grup, işte evrenin imelenip imelenmediğiyle ilgili bir yarış içindeydi. Permut Ries ve de Schmidt’in grupları var. İki ayrı grup bunda çalışıyor. Onlardan bir tanesiyle ilgili de ilginç bir hikaye var. Onu da anlatmak iyi olabilir. Böyle tam veri alınıyor. Alındıktan sonra onun datasının analizini yapacak.
Tam da o ara şey ya Permut Ries ya de Schmidt belki Umut hatırlar hangisinin olduğunu ama tam o zaman evleniyor ve balayına çıkacaklar. Balayına çıkacak ve bir data geliyor. Onun analizini yapacak. Ama gitmesi de lazım eşiyle. Eşi hadi filan diyor. O da bilgisayarın başında onun analizini yapıyor. Ondan sonra eşine şey diyor ama bu çok önemli diyor. Eşi de galiba bunu çok duyacağım diyor ve o yaptığı o analizle yani o analize Nobel’i alıyor. Yani balayına gitmeyip Nobel’i alıyor. Balayına gitse Nobel yok. Gitse Nobel alamayacaktır belki yani. Hubble’ın data’sı tabi… O zaman herhalde Nobel’i eşine ithaf etmiştir. Yani Hubble’ın data’sı yani özellikle bu imelenme o kadar önemli ki imelenmeden önce kozmoloji de biz imelenme parametresini imelenme değil yavaşlama, deselerasyon parametresi diye tanımlıyorduk. Çünkü emindik şey olduğuna. Yavaşladığına çünkü bütün matematikleri çekiyor. O yüzden o kadar önemli bir gözlem de Hubble tabi çok önemli gözlemler yaptı.
Yani James Webb de bu açıdan çok daha çığır açıcı olacak şüphesiz. Peki bu gözlendirilmesine… Aslında tam tam… Buyurun buyurun bunu mu tokayım? Pardon. Yok yok tam da şeye bakıyordum Hubble uzay teleskopuyla Nobel kazanılmış mı diye bakıyordum. Her şimdi Google’dan ona baktım bir anda. Sürekli şu yazıyor. Edwin Hubble Nobel kazanamadı. Edwin Hubble Nobel kazanamadı. Garip Hanım o kadar evrenin kozmolojiye denilen bir dalı oluşturdu. Ve bugün işte bu fotoğrafları bu adam sayesinde aslında bir nevi… O olmasaydı da olurdu da yani. Başlangıcı o. Garip’im kazanamamış örneğin. Edwin Hubble Nobel ödülü kazanamamış. Hubble uzay teleskopuyla çekilen kazanılan elbette ki Nobeller var. Benzer şey… Harun’u tercih ediyorsunuz ben. Umut Hocam aslında benzer şey şeyle ilgili de var. Sen de biliyorsun tabi. Bu 14.slide açarsak. 14.slide.
Durmuş Hoca biraz bahsetti ama bu hani merceklemeyle ilgili meşhur Zviike. Yani Zviike de Nobel alamadı yani hocam. Zviike tabi tabi. Zviike neleri buldu? Neutron Yıldızını buldu? Süpernovaları buldu? Hatta burada iki tane makale var onları koydum. Bu merceklemeyle ilgili Einstein’ın işte 1936’da yazdığı makale bu. Aslında merceklemenin denklemi de çok basit. Ondan da çok kısa bahsedeceğim ama… Ama Einstein burada şeyden bahsediyor. Bir yıldızın merceklemesinden bahsediyor. Şimdi yıldız burada arkasında bir şey mercekleyecek. Yıldız küçücük bir şey. Ne kadar mercekleyebilir ki? Hatta burada Einstein bunu görmek imkansız gibi bir şey diyor. Burada ilk şeyle başlıyor. Mendel bana, Mendel yanıma gelip işte bu tür bir hesap yapmamı istedi diyor. Ben de oturduğumu yaptım. Yani bir mercekleme olursa ne kadar sapma olur? Onunla ilgili hesap yaptım diye bir şey yollamış. Letter yollamış. Basit bir mektup yollamış. Ama bilimsel mektup. Bu şey değil yani.
Ardından da Zwicky, Einstein’ın bu yeni makalesinin üstüne diyor ki Nebula. Onu Nebula dediği aslında galaksi. Dolayısıyla tamam yıldız değil ama galaksi olursa bunun mercekleme ihtimali var diyor. Dolayısıyla aslında bizim bu mercekleme dediğimiz şeyin ilk orijinal fikri Zwicky’e ait. Zwicky herhalde bilmiyorum tipinden böyle. Yani noveli vermemişlerdi. Bu tipe nove verilmez. Yani bir kere süper noveyi bulalım. Nereydi Zwicky? Şeyle İsviçre.
Karanlık madde düşüncesi de. Karanlık maddesini ilk defa ortaya atan 1924’de yine Zwicky. Süper noveleri bulan Zwicky. Yani inanılmaz bir adam. O yüzden buna benzer şey de var. Vera Rubin. Onu da ne biliyoruz ama. Tabii onu da ne biliyoruz. Hatta şey de var, o da meşhur. Yine karanlık maddeyle ilgili Vera Rubin var. Rubin de işte bu galaktik galaksi, spiral galaksilerde yıldızların etrafında döndüğü zaman hızları normalde azalması bekleniyor ama azalmıyor. Sabit kalıyor. Dolayısıyla biz karanlık maddenin olduğunu aslında ondan biliyoruz.
Mesela ona da haber vermiyorlar. Orada da işte kadın diye verilmedi diye düşünceler de var. Yani bu sadece tek şey değil. Hubble değil, başkaları da mağdurumuz hocam değil mi? Aslında Vera Rubin, evet, Nobel’i alamadı ama yakında onun adına bir teleskop bitiyor. Bitmek üzere. LSSD diye bir teleskop var. Large Synoptic Survey Telescope diye bir şey. Adını Vera Rubin Observatory ismini koydular.
Nobel’i alamadı ama bundan sonra o teleskopla keşfedilen, icat edilen ne varsa onun ismiyle anılacak. Bu da güzel bir şey. Aynı şeyi Hubble ile de geçerdi. Hubble için de geçerdi. Hubble da Nobel’i alamadı ama bugün birçok şeyi artık Hubble ile bir ilişki yendiriyoruz. Ve her şeyin başlangıcı, bir nevi işte her şeyin başlangıcı olarak görüyoruz Hubble’un makalesini. 1929 makalesini. Hocam, sizi bu 15. slide ne anlatıyor?
Orada onlardan bahsetmeden aslında bir 11. slide’den bahsedip çünkü şeyden çok bahsetmedik belki. Ben oraya yine gideyim. Olur, gidin. Yani burada James Webb’in, evet, yani astronomi ile fizikle ilgili çok önemli şeyleri var ama inanılmaz bu mühendislik. Mühendislik mesafesi var.
Birincisi, roketin içine bunu böyle bir, burada şey yazmış hatta, astro-origami. Yani origami şeklinde böyle küçücük parçalardan bunu şey yapıp büküp ardından onun içini yerleştiriyor. Hatta şey, NASA bu açıklamasını şeyde yazdı. Unfolding the universe. Yani every, unfold aslında orada bir kelime oyunu yapıyorlar. Fold, katlamak, unfold, açmak. Dolayısıyla yani şeyi kastediyor. Birincisi buradan bunu açarak bir teleskop oluşturuyor ama
aynı zamanda unfold şey demek İngilizce. Unfolding the universe, evrenin içindeki bilinmezleri ortaya çıkarma gibi. Yani hem onu hem onun için kullanmışlar böyle bir kelime şey. Yani bir kere mühendislik harikası. Yani bu, bu roketin içine bu sığıyor ve açıldıktan sonra bu şekilde çalışıyor. Onun dışında şeyi de çok ilginç. Yani örneğin, şeyle çalıştıkları bu roket şirketinden dolayı bu French Guinnessinden atılıyor. Aslında onun bir avantajı da şey Ekvator’da olduğu için daha hızlı. Yani Ekvator’ın en hızlı döndüğü için bir şekilde ilk bir boost gibi bir şeye sahip oluyor. Bu şeyi de aslında Umut Hoca onları daha iyi anlatır herhalde. Yani bir kere yıldızların şekli de tamamen buradaki aynaların şekliyle ilgili. Yani ona şimdi aslında şeyde gözüküyor. Biz marka planda da gözüküyor. O büyük, 6 tane böyle keskin ışık, bir tane de ortada şey bir çizgi.
Bu 6 tane ışığın olmasının sebebi buradaki 6 gen şeklindeki aynalar. Şuradaki gördüğümüz temel işte ışık geldikten sonra, yansıdıktan sonra kameranın içine gelen şu ayaklarsa o ortadaki düz çizgi oluşturuyor. O yüzden Hubble’daki o meşhur 4 tane o şey çizgi, o şeyse işaretsi, signature’sı, bir imzaysa bunun imzası da 8 tane çizgi.
Hatta bu resimlere iyice yaklaşınca o 8 galaksilerde bile bazen görebiliyorsunuz. Yani bu şeyi de… Umut Hoca. Her şeyi de görürsünüz dedik. Tabii, her şeyi de görebilirsiniz. Eğer netse. Ama mesela bir sürü galaksiye bakıyorsunuz. O derin gözlem dedikleri şeyin içinde baktığınızdan biraz bulanık. Ama orada bile yaklaşınca ona çok yüksek çözümlülük… Yani bu 8 tane uç vermesi, 8’li yıldız olması tamamen aynalarla ilgili.
6 tanesi aynayla ilgili. Şu ayaklarda o şey olan düz olan çizgi oluşturuyor. Yani aynada 6 gen değil de 8 gen olsaydı orada 10 çıkacaktı. 8 gen olsa… Evet 8 tane bir de düz. Yok. Bir de şeyi de… İlginç. Yani mühendislik harikası diyoruz. Öbür aslında diğer slide’ları da arada sürekli geçiyor.
Yani aslında astronomi ve fizikler ziyade bu inanılmaz mühendislik harikası. Neyse, tebrik ederim. O kalamaz yani. Burada aslında şunu söylediniz ya. Ariane 5 ile Avrupa Uzay Jansı’nın roketi ile gittiler. Şimdi, JWST’ye o kadar güzel bir boost ne demek böyle itici güç verdi ki şey.
Bu Ariane 5, ya o kadar güzel bir fırlatma oldu ki normalde işte 5 ile 10 sene arası çalışması bekleniyordu. Ariane 5 çok güzel, çok smooth bir şekilde gitti. Tam yerine yerleştirdi ve yakıtını, kendi yakıtını çok fazla kullanmadan L2 noktasına ulaşma şansını elde etti. L2 noktasında şey gibi düşünmemek de lazım. Yani o nokta olarak düşünmemek lazım. Dünyayı gören bir nokta ama dünyaya böyle bir halo çiziyor. Şu şekilde bir çember çiziyor.
Sadece bu şekilde güneşin çevresinde dolanmıyor. Hem dolanıyor hem de aynı şekilde 1 milyon kilometre genişliğinde böyle bir çapta bir çember de çiziyor. Bu çemberi düzeltebilmen için sizin yakıta ihtiyacınız var. Hadrezin dediğimiz yakıt kullanılıyor. Bu hadrezin zaten bittiği anda JWST bitiyor diyoruz.
Ve bu hadrezenin de çok verimli bir şekilde kullanılmasına sebep olacak şey de Avrupalılar. Avrupalılar Ariane 5 roketinin çok güzel bir şekilde oraya yerleştirmesi. Bu Fransız değil mi hocam? Fransız şirket değil mi? Fransız. Zaten Fransız dinesinde. Yok sadece Fransa demeyelim. Fransız Guiana’sından fırlatılıyor. Yani yer olarak Fransa’nın aslında ama Avrupa’yla aynı.
Ben hatta burada şunu da görüyorum. Şöyle bir şey de var. Avrupalıların yaptığı katkı yatsınamaz. İşte Miri instrument diye bir şey var. Miri bilim enstrümanı falan da Avrupalılar tarafından yapılır ki en baba bilim enstrümanlarından bir tanesi. Bence Avrupalılar kapmasın diye normalde şunu düşünüyorlardı.
12 Temmuz’da bütün resimleri aynı anda yayınlayacaklardı. NASA Avrupa Uzaycası ve Kanada Uzaycası hep beraber aynı anda açıklayalım dediler. Bir gün Falk’la Biden dedi ki yok dedi bir tanesini de ben açıklayacağım. Bilmiyorum niye yaptı bunu. Ama sürprizli biraz kaçırtırmak gibi bir şey çünkü neredeyse 3 hafta önce 12 Temmuz’un ismi verilmişti. Ve Biden gitti bir gün öncesinden açıkladı ve JWST artık bütün dünya tarafından NASA misyonu olarak biliniyor. Sadece NASA değil. Evet biz NASA’dayız ama yani başkalarına katkılarını da yatsımayalım. Yani aynı zamanda Avrupa Uzaycası’nın da Kanada Uzaycası’nın da çok büyük katkıları var. Her ne kadar yani büyük parçası NASA’dan olmuş olsa da. Onun için bütün dünyaya NASA teleskopu olarak göstermek istedi. Peki bu teleskopun şu anda kimin tarafından bu 20 yıl boyunca kimin tarafından ne kadar kullanılacağı belli mi herkes süresini aldı mı yoksa hala bu konuda bir proje getirip süre alma şansı var mı bilim insanlarının?
Tabii tabii şöyle bir şey bu genel amaçlı bir teleskoptu. Şimdi şöyle bir olay var teleskopu yapan ülkeler. Şimdi Amerika yaptı Avrupa’daki ülkeler de katkıda bulundu. Hollanda’sından, Fransa’sından, İtalya’sından, Avarizavarizadır bir sürü ülke buna katkıda bulundu.
Şöyle bir olay vardır. Guaranty Time Observation, GTO diye bir şey vardır. Yani yapılışına hem bilim olarak hem teknolojik olarak katkıda bulunan ülkelere garanti gözlem zamanı verilir. Ve bu garanti gözlem zamanında ilk 3 sene %16’ya tekabül ediyor. Diyorlar ki işte Hollanda’dan örneğin benim kendi doktoru hocam da aynı şekilde o garanti zamanından zaman aldı.
Ne yapıyorsunuz? Ben örneğin Hollanda olarak Miria enstrümanına katkıda bulundum. Diyor ki işte Miria enstrümanında şu kadar maliyeti var, şu kadar insan gücü karcağında vs. vs. onu ona böyle onu ona çarp vs. derken çak şu kadar saat Hollanda’ya garanti zaman veriyoruz. Şu kadar saat Fransa’ya garanti zaman veriyoruz. İşte Amerika’ya işte Kanada’ya zaman veriyoruz. Bu şekilde teker teker garanti zamanlar belirlendi.
Ama bu ilk 3 sene için geçerli. Geri kalan zamanlar normalde şöyle olur. JWSD dediğim gibi genel amaçlı bir teleskop olduğundan dolayı iyi bir astronomsanız iyi olan kazansın derler.
Yazarsınız proje önerinizi. Eğer ki gerçekten çok iyi bir proje öneriniz varsa JWSD’nin işte teleskop time allocation committee’i zaman belirleme komitesi var. O komiteden geçersiniz ve size şu kadar zaman veriyoruz derler.
Bu tamamen sizin projeyle alakalı. Aynen kalitesiyle de alakalı ve şu andan itibaren şu anda bir cycle van diyoruz. Dönem bir, birinci dönemdeyiz şu anda. Birinci sene yani. Şu anda bütün projeler belirlendi, verildi. Çoğu kozmoloji. 4’te 1’i tamamen öte gezegenler örneğin. Başka öte gezegenlerin atmosferlerini incelemek istiyorlar.
Ve bu şekilde gözlemler yapılacak. Tamamen iyi olan kazansın denilen bir olay var burada. Teşekkür ederim. Şimdi başka bir şey diyebilirsiniz. Şimdi bu arkada gördüğünüz büyük fotoğraf var. Hatta bazıları dediler ki işte bu Türkiye’nin Karadeniz sahiline benziyor falan gibi böyle çeşitli zırvalıklar da bize mahsus olmak üzere yapıldı. Arkadaşlar o fotoğrafı arkamdaki şey yansıtırsanız şu büyük şeyle görünen fotoğrafı. Bu görünen duvar gibi şey nedir Türkiye mi? Bu nedir? Bu resmi bize anlatır mısınız? Ben mi anlatayım Umut sen mi anlatırsın? Bu resmi ben anlatabilirim. Umut anlatır. Burası bir yıldoluşun bölgesi. Burası bir yıldoluşun bölgesi. Şöyle ki… Burası kaç milyar ışık yılı uzaklıkta şu görünen yer? Hayır unuttum şu anda. Bu… 8500. Hemen de bakabilirim bu sırada. 8500’müş. 8500 ışık yılı. Şimdi dediğim gibi şimdi bir milyarlarca uzaklara bakıyoruz bir de yakınlara bakıyoruz. 8500 ışık yılı ne demektir? Bizim kendi saman galaksimizin içinde bir bölgedir. Biz yıldızları teker teker böyle görmek istiyorsak yani yıldızların doğumunu görmek istiyorsak kendi galaksimizin içerisine bakarız. Artı bize yakın olan yerlere bakarız. Burası da daha önceden işte binlerce artık yıldızlar patlamış çatlamış bilmem ne atmosferlerini dış atmosferlerini tamamen işte ortama salmış ve bunun gibi devasa bu şekilde bulutlar oluşuyor. Ve bu bulutların içerisinde şu anda yıldızlar oluşuyor. O gördüğünüz böyle iril ufaklı böyle pırıl pırıl şeyler var ya her biri daha yeni yeni oluşan yıldızlar.
Oluşan yıldızlardan kastım da şu bir yıldızın oluştu diyebilmemiz için kendi nükleer tepkimesini gerçekleştirmesi gerekiyor. Şimdi buradaki bulutlar çöküyorlar. Çöktükten sonra yavaş yavaş dönmeye başlıyor içerisine dönmeye başlıyorlar. Döndükçe işte çevresindeki materyalar daha da içine çekiyor daha da içine çekilir.
Düştüren daha da büyüyor vesaire vesaire büyüyor. İşte ateşleniyor işte o fitilin ateşlendiği noktaya biz bu yıldızların parladığı anlar diyoruz. Biz hala cwsd ile bunun içini göremeyiz yani bu tozun içerisinde ne var diye göremeyiz. Bunun için biz biz işte daha önce de Herschel uzay teleskopu diye bir teleskop uzaya gönderilmişti. Bu sefer Avrupa uzayı can sonunda. Ben de hatta doktorumu onunla yaptım. 8 tane o projede çalıştım ve şey Herschel uzay teleskopuyla da biz tozun içini görebiliyoruz. Şu toz var ya işte o tozun içerisinde ne var içerisinde yeni oluşmakta olan bir yıldızları teker teker görebiliyoruz ve orada nasıl bir zaman aldığını görebiliyoruz. Peki Umut hocam o tozun içinde ne var? O toz neden oluşuyor? Hangi maddelerden oluşuyor?
Her maddelerden olabilir ya birçok molekül olabilir içerisinde. Biz gelir itibariyle işte karbon monoksit görüyoruz onu görüyoruz yani her şey olabilir. Mesela orda demir var mıdır orda altın var mıdır orda orda oran yok. Ağır madenlerde var yani. Ağır maddelerde var. Ağır maddeler var ki zaten örneğin bugün bizde işte şu anda dünyamız üzerinde ağır maddelerde var.
Ve bu bunun gibi şey ama işte bu tozun içerisinde görebilen teleskop değil örneğin JWST. JWST’nin sadece o miri denilen bir enstrümanı var mid-infrared dediğimiz. Artık böyle daha uzun dalga boyu daha böyle kırmızının ötesine de yani sadece kızıl ötesi değil kızıl ötesinin de ötesine dediğimiz mid-infrared’e gittiğimiz yer var JWST’de.
Orada biraz böyle içinde o bulutun içerisinde ne var onu görebileceğiz. Onu görebildiğimiz teleskop da öldü. Herschel uzay teleskopuydu. Hubble’dan daha büyüktü 3.5 metre çapında bir teleskoptu. 2009 yılında uzaya göndermişti 2013 yılında öldü.
Niye öyle çok kovuldu? O teleskopla çok onun soğutucusu vardı. Likitelium kullanılıyordu. Likitelium’u artık Likitelium’da işte 3 kelbine kadar işte eksi 270 santigrat dereceye kadar yani mutlak sıfırın sadece 3 derecesi üstüne kadar 2.3 kelbi hatta yani o kadar soğutan bir şey vardı bir soğutucu vardı orada.
Doğal olarak her bir yere çevirdiğinde ısıtıyorsun sonuçta sensörler ısıtıyorsun ısıtıyorsun. İşte 4 tane falan yaşadı ondan sonra öldü. Ya bu teknolojiyi şöyle düşünebiliriz. Biz buna milimetre teknolojisi diyoruz. Milimetre teleskopları diyoruz ya da sub-milimetre teleskopları diyoruz ya da milimetre altı teleskopları diyoruz. Bu teknoloji şöyle bir teknoloji. Özellikle bulutların arkasını ya da tozun arkasını görebilen bir teknoloji. Çünkü yıldız oluşumu tozun arkasında oluyor. Bir tozun bir bulut var işte çöken bir bulut var o tozun arkasında oluyor. Biz bu teknolojiyi işte şeyde kullandık. Yani ilk aslında şey için icad edildi işte tozun arkasını görmek için icad edildi. Bugün örneğin havaalanlarını kullanıyoruz. Hani şu var ya şu hareketi yapıyorsunuz havaalanlarında Türkiye’de var mıydınız bilmiyorum da şu hareketi yaptınız bizim teknoloji işte.
Bizim sub-bilimetre teknolojisi ve biz işte 50 sene önce bu tür bulutların ya da karanlık işte bulutların içerisinde görebilmek için bu teknolojiyi icad etmiştik. Bugün havaalanlarında kullanılıyor. Peki bu toz neden oluşuyor? Bu tozu kim oluşturmuş? O tozun kaynağı ne? Daha önceki yıldızlar oluşturuyor. Patlayan yıldızlar. Patlayan yıldızlardan oluşuyor onlar o şekilde şey yapıyor. Ama şunu da söyleyelim yani şunu da bir kenarda yine de bulunsun. Yani bundan sonra öyle çok fazla yıldız oluşacak diye bir durum da yok. Yıldızların çoğu oluşturdu artık. Evrendeki yıldızların %95’i zaten oluştu. Peki hocam. Son bir şey daha söyleyeyim. Evren örene kadar. Son bir şey daha söyleyeyim. Evrenin ilk döneminde oluşan yıldızlar yani bizim şimdi bu göreceğimiz görmeyi umduğumuz James Webb teleskopuyla oluşan yıldızlar daha mı büyük yıldızlar olacaklar?
Yani daha büyük, daha hızlı yanan ve daha çabuk ömürdük edip patlayan yıldızlar olur mu? Çünkü malzeme bolluğundan daha mı çok daha mı büyüktü o zaman yıldızlar? Mutlaka öyle bir şey olmuş olabilir. Zaten sorulardan bir tanesi bu yani orada bir yıldız göreceğiz ama nasıl göreceğiz? Sorulardan bir tanesi bu. Evet yıldızları büyük ihtimal yani şu anda zaten o yıldızların hepsi ölmüş olacak.
O 200 milyon yıla kadar gidiyoruz dedik ki CWS’de. E göreceğiz ama gördüğümüz o yıldızlar şu anda yoklar. Kesinlikle yoklar. Yani başka işte galaksiler falan olmuş olabilir ama o yıldızların şu anda var olmuş olması imkansız. Artı zaten şeyin başında da programın başında da benzer bir konudan bahsedilmişti. O anda notumda vardı unutmuşum.
Galaksilerin oluşumundan bahsediyorduk. Galaksilerin iki tane oluşum teorisi var. Bir tanesi şu diyoruz ki acaba diyoruz farklı farklı yerlerde yıldızlar oluştu ve bu yıldızlar toplandı galaksiyi mi oluşturdu? Bir tanesi bu. Ya da şöyle bir bulutumsu bir şeyler oluştu. İşte hani fotoğrafta görüldü ya işte şeyde CWS’nin de çektiği fotoğraf.
Böyle kırmızı bulutumsu gibi bir şey. Ufacık bir şey aslında. Acaba böyle bulut oluştu. Yani ve biz buna bugün galaksi diyoruz. Ve bunun içerisinde yıldızlar mı oluştu? İşte top down bottom up metod diyoruz. Ya yukardan aşağı mı oluştu galaksiler aşağıdan yukarı mı oluştu? Bunu da anlamaya çalışacağız. Büyük ihtimalle kafalarda teoriler var işte. Büyük ihtimalle önce yıldızlar oluştu. Sonra yıldızlar birbirlerine yaklaştılar. Ondan sonra galaksileri oluşturdular diye de bir bu şekilde düşünüyoruz.
Ama ters köşe yapıp tam ters de çıkabilir. Peki hocam bir yandan evren birbirine uzaklaşırken niye o yıldızlar yakınlaşıp da galaksi oluşturuyorlar? Evren derken yani çok büyük ölçeklerdi. Evren genişliyor. Onda bir sıkıntı yok. Ama madde yine birbirini çekecek. O da şey yok. Yani bu James Pippen yalnız tek datası bu değil açıkladığı beş tane resim diyorlar ya. O da çok hoş aslında.
Mesela bu bir yıldızın oluşumu şu an. Öbür bir tanesi yıldızın ölümü. Diğer bir tanesi işte egzoplanet. Diğeri çok çok derin şeylerde derin infrarat dedikleri yerde. Her işle ilgili bir fotoğraf sunduğunuz. Bu mesela işte çok derin infrarat dedikleri bu. Mercekleme var işte burada. Şu gördüğünüz çambere benziyen… Benim en ilginç çekilen fotoğraf bu oldu açıkçası. Evet. Çünkü en eski yani evrende en geçmişe baktığımız fotoğraf bu. Bir de şey galaksilerin birbiriyle etkileştiği bir tane fotoğraf var. O da arada böyle geçiyorsunuz. Onlarda da var mesela. Yani beş tane ayrı fotoğraf ve her biri… Ayrı görevlerin fotoğrafları. Onun dışında bir sürü data var. Ama bunlar tam aslında James Pippen işte biz bu tür şeyleri yapacağız. Galaktik dinamik de zaten galaksilerin oluşumu galaktik dinamik. En zor alanlardan bir tanesi. Yani giderek de şeyi artacak. Bunu genelde şeyden anlarsınız. Bu Institute of Advanced Study var Princeton’da. Einstein’ın eskiden olduğu yer. Mesela oraya bir 15-20 yıl önce Zaldarega’yı almışlardı. Zaldarega kozmoloji çalışıyordu. Normal Deporası, Stijim Tövri, Teorik falan öyle şeyler vardı. Zaldarega’nın alınması şu demek aslında. Yani kozmoloji artık önemli olacak. Ondan sonra Zaldarega’dan sonra şeyi aldılar. Tremeini aldılar. Scott Tremein. Umut Tone’u bilir. Galaktik Dinamik diye Binley ve Tremein’in çok meşhur bir kitabı var. Yani bu alanın en şeyi. Yani şey gibi yani bundan sonra galaktik dinamik, galaksi oluşumları çok önemli olacak. O şey gibi bir fener gibi orası. Yani bundan sonra… Neye öne çıkacağıyla ilgili bizi bir oraya doğru aydınlatıyor. Niye böyle bir şey yapıyorlar? Yani şey çünkü nereye gideceğini biliyorlar. Çünkü veri şeyden geliyor artık. İşte mesela James Webb’den geliyor. LIGO’dan, NISA’dan geliyor. Mesela Umut Tone’dan bahsetti. Hani 380.000 yıl öncesine bakamıyoruz dedi ki. O tabii şeyden dolayı. Ondan önce ışık var. Ama kurtulamıyor ışık. Elektronlar da var. Protonlar her şey var. Ama ondan öncesinde ışık sürekli onlarla iç içe olduğu için opak. Ondan öncesini göremiyoruz. Ama mesela orayı gravatasyonal dalgalarla görebiliriz. LIGO’yla göremeyiz. Çünkü LIGO dünyanın içinde ama LIZA’yla görürüz. Uzaya da aynı şekilde bir gravatasyonal dalga gözleme yapacaklar. O mesela o bariyeri aşabilir. Sadece o da değil. Mesela Neutrino gözlemi var. Putolemi diye bir İtalyanların yapmayı planladı. Yani proje ötesinde fonlanacak bir projeler. O mesela şey. Aynen CNB diyoruz ya mikrodalga. Onun gibi CNB. Kozmik Neutrino. Neutrinolar. Yani o bariyeri aşacak. O Neutrinolar çok zayıf etkileştiği için onun ötesine gidebilecek büyük patlamadan……yaklaşık bir saniyesi sonrasına kadar fotoğraf çekebiliyoruz. Mesela o da Neutrinolar’da da onun ötesine gidebiliyoruz.
Dolayısıyla 380.000 yıl evvel ışıklar içinde olan o başka şeylerle oralara bakabiliyoruz. Yani o yüzden şey, bu astrofizm bu alanı, galaksi oluşumu öncesi ve devamı……gelecekte bu veriler geldikçe bize çok önemli bir alan olacak. Princeton’da bunu görüyor. Çünkü veri önceden hatta şeyi söyleyeyim. Ben o çok da ilginç bir hikayedir. Benim mesela kozmanoloji dersi aldığım Jim Fry diye biri vardı. O şeyin öğrencisi.
Peoples’ın öğrencisi. Peoples kim falan diye belki şey olursunuz. Onun sonra söyleyeyim kim olduğunu. Peoples Princeton’da onun doktor öğrencisi. Peoples demiş ki ona……sen kozmanoloji çalışmak istiyorsun ama benim senden bir önceki öğrencim şu an taksi sürüyor. Yani işsiz kaldı demiş doktor yaptıktan sonra ve Princeton’dan sonra. O yüzden emin misin falan demiş. O da ben çok seviyorum yapacağım. Sonra Peoples ne zaman? 2-3 yıl önce galiba novelladı.
Yani o yüzden kozmanoloji 30 yıl önce böyle değildi. İnsanların taksi sürücüsü olmak zorunda kaldığı bir alanda. Neden? Çünkü WMAP, COBE ve PLUNK yoktu. Yani bizim yaptığımız gözlemlerdeki hata payları çok yüksekti. Hata payı çok yüksek olunca özellikle bizim parçacık teoriciler, ben biraz oradan germeyeyim hocam da oradan germeyeyim. Biz böyle astrofizik filan ve hata payı çok yüksek çok ciddi alınmazdı. Kozmanolojinin ciddi alınması deneylerin daha hassası olmadığı başladı.
Atatürk kozmografi ile kitap yazdırmış. Aslında 70’lerden sonra bilimleşti bu gözlemlerde. Ama Atatürk 1934’de kozmografi ile kitap yazdırabiliyorsun. Ben doktoruya başladığımda kozmanoloji ile ilgili bir kitap vardı. Colt ve Turner. Başka hiç kitap yoktu. Atatürk mü yazmış? Yani yazdırtmış. Yazdırtmış. Ben doktoruya başladığım… Ama kozmozordaki evren anlamında. Evet tabi tabi.
Yani ben doktoruya başladıktan sonra… Şu an astrofizik iyice galaktik dinamik daha önemli olmaya başladı. Niye James Webb’den data geliyor daha hassas veriler alıyoruz. Hata payları daha küçük. Kravitasyonal dalgalar geliyor bir taraftan. O yüzden Princeton’da onu görmüş. Yani şu an veriler oradan geliyor. Yeni şeyler oradan öğrenebiliriz. Mesela o şeyi belki 15. Slight Sys sormuştum. Onu göstereyim. Mesela çok 15’te 16’i sırasıyla göstereceğim.
Mesela 15’te karanlık madde dedik ya. Burası mesela karanlık madde olmadığı zamanki çizgi. Bu işte değişik galaksileri işte bu tarafta kütlesi bu tarafta da sigma ile bir grafik çiziyorlar. Şu çizgi üzerindeki galaksilerde karanlık madde yok. Bir önceki slida geçersek ne gece 1052 df2 dediği şey. Sonra df4’de de çıktı bunun. Bir önceki mi bir sonraki mi bakayım? Bir sonraki.
Mesela bir sonrakinde görüyorsunuz. Ne için astronomi? Bu çok daha yeni yayınlandı bu yılın başında. İşte galaksilerin içinde karanlık madde olmayan galaksileri kozmolojik simülasyonlarla şey yapıyor. Onur Çatmabacak kim? Efendim? Onur Çatmabacak. Baktım önceden şeydeymiş galiba. Nerede hatta İstanbul Üniversitesi’nde mi? Buray’la bir şey var. Sen tanıyor musunuz onu? Ben tanımıyorum şahseni mi galiba oradan?
Ama yani şeyde değil. Şu an ETA’ya baktım nerede olduğunu. Emre hocam bir şey sorabilir miyim? Bu karanlık madde bulunmayan galaksilerin gözlediği bir yayın çıkmıştı. Yanlış çıkmıştı nature’daki. Bu doğru. Bu bunun simülasyonu. Bu simülasyon. O gözlem hatalı çıktı biliyorsunuz. Evet yani bu onun simülasyonu. Yani şey var biz bu tarz nature’da yayınlanan karanlık madde olmayan galaksiler olabilir mi? Gözlemsel olarak olabilir mi? James Webb biraz bunlara da bakacak.
Yani sadece bizim gördüğümüz işte egzoplanı çubuğu değil. Onun ötesinde acaba karanlık madde olmayan galaksiler olabilir mi? Veya onun ötesinde mesela durmuş hocam biraz bahsetti. Bu Hubble şeyi çok önemli. Hubble tension’ı Hubble gerginliği o nedir? Bir de ondan bahsetelim isterseniz. Aslında problemlerden birisi o. Mesela o karanlık madde bulunmayan galaksi gözlediği bir yayın yaptılar nature’da. Epey de bir puzzle oldu bu. Bunu anlayamadı insanlar. Sonra şimdi fark edildi ki yeni bir gözlem ekibi yaptı. Mesafeye yanlış ötmüşler oysa. Mesafeyi düzgün yerine koyunca bol bol karanlık madde bulunan bir galaksi olduğu için. James Webb o yüzden çok çok önemli. Yani sadece zaten bizim aslında James Webb’den beklediğimiz şey bizi şaşırtacak şeyler olacak. Yani onlar asıl keşif dediğimiz şey onlar olacak yani. Bir de bir şeyden bahsedecektim en son onu konuşurken aklımdan gitti.
Hubble’dan bahsedeceğim dediğiniz. Hubble tension’ı o çok önemli. Hubble gerginliği çok önemli. Ümit hocam ben şunu söyleyeyim istersen sen de Hubble tension’la ilgili şeyi biliyorsundur. Yani iki tane şey var hocam. Bir tanesi bu işte ilk büyük patlamadan sonra 380.000 yıl sonra ölçtük dedik ya CMB’de. Onu alıp kozmonozik modelleri kullanıp biz şu an günümüzdeki Hubble parametresinin ne olduğunu yeniden inşa edebiliyoruz.
Ve bunu deneylerle yaklaşık 73, 67 cinsin 67 km bölü saniye bölü meka persek diye hatta ata payları da çok küçük olacak şekilde şu an buluyoruz. Ama bunu buna işte biz kozmoloji Hubble parametresi diyoruz. Yani kozmolojideki gözlemlere çok eski verileri eski zamanda gördüğümüz 380.000 yılı evren patladıktan sonra 13 milyar yıllık diyelim.
O gözlem alıp H0’u yani Hubble parametresinin günümüzdeki değerini bulabiliyoruz. Ama öbür taraftan lokal gözlem dediğimiz yani yakın şeylerin, süpernova’ların, onların kızıla kaymaları vs. onları kullanıp yani astronomi kullanıp bir tarafta kozmoloji var. Öbür tarafta astronomi var. Astronomi kullanıp 73 buluyoruz. Orada artı x çok küçük. Birbirleriyle yanlış hatırlamıyorsam en son 7 sigma’ya kadar gitti. 7 sigma ne ediyor hocam? %99.999 kadar olasınlar. Birbirinden ayrılıyorlar. Yani normalde benim bildiğim Sören’de bir şeyi keşif icat etmek için 6 sigma mı istiyorsunuz? 5 sigma. 5 sigma sınır. 6 sigma da çok mutlu olurlar. Yani 5 sigma keşif demek. Yani bunlar bazı şeylere göre 5 bazılarına göre 7 sigma ile birbirlenle ayrıldılar.
O yüzden bu lokal denilen yani astronomik işte bu yakın diyebileceğimiz yıldızları, yıldızların hızlarını kullanıp Hubble parametresini bulmakla, kozmolojiyi kullanıp, o modelleri kullanıp Hubble parametresini bulmak çok önemli ve bunlar birbirine uyuşmuyor şu anda. Yani o yüzden James Webb bize aslında şeyi de söyleyecek. Yani kozmolojimi biraz doğru söylüyor yoksa biraz yanlış mı ölçtük?
O açıdan da hiç beklemediğimiz bir sürü şey ortaya çıkılabilir. Aslında James Webb’den umduğumuz şey de o. Bizi şaşırtacak acaba nereye? Umduğumuz şey, ummadığımız şeyler vermesin. Evet. Sürpriz bir şeyler çıkmasın. Tabii. Muhakkak çıkacaktır. Evren bize hep şaşırtıyor çünkü.
Peki Fatih Bey, demin dediniz ya zamanla ilgili bir şey. Hani gezegendeki zamanımızın ne ilgisi var? Aslında kozmik olarak zamanı biz entropiyle ölçüyoruz. Yağını dağılmayla. Dolayısıyla oradaki zaman daha değişik. Başka bir zaman. Daha başka. Entropi nedir hocam hatun?
Entropi yani ne diyelim düzensizliğin kardeşim. Düzensizlik. Odamızı bırakınca dağılıyor, sonra birisi topluyor, önce düzeliyor. Onu düzeltmek için enerji harcıyoruz entropiyi düşürmek için. Entropi giderek artar. Artar. Hiçbir zaman azalmaz. Yani toplam sistemde. Tabii sistemin belli bir kısmını da azaltabilirsiniz ama o büyük bir enerji harcamanızı gerektiriyor. Öbür tarafta artırıyorsunuz. Değişmiyor. Kurtaramıyorsunuz. Zaten tabiatta ki en güzel, en öz yasalardan birisi termodraminin bu ikinci yasası. Çok temel bir şey. Termodraminin kaç yasası var hocam? Temelde üç yasası var. Bu ikinci yasa özü entropiyle ilgili. Enerjinin korunu mu diğeri işte. Ama entropi özellikle çok, çok, çok bilirleyici.
Osman’ın entropi artmalı sistemde. Einstein bile böyle dermiş. Tabiatta değişik yasalar bulduk, değişik ifadeler bulduk. Bunların bir çoğu yanlış çıkabilir ama termodraminin ikinci yasası sürecek.
O kadar özlü bir yasa ki matematiksel formüle ihtiyaç duymayan şeyler özlü oluyor. Matematiksel formüle ihtiyaç duyup da matematiksel nicelikler cinsinden konuşmaya başladığınızda özlü olamıyor bir miktar artık formülasyon olarak.
Bir şey var yani astrofiziğin giderek matematiğe dönüştüğü ve en saçma şeylerin bile matematiğe denkinin yazılarak çok hatalı yerlere sürüklendiği… Lost in math derler ona. Matematiğin içinde kaybolmak. Çok doğru. Bu yaşandı. Astrofizik değil de bu aslında temelde şeyde oldu. Yüksek enerji fiziği tabir edilen yani serindeki yapılan deneyde bir sonraki adımda ne çıkacak sorusu. Teori deneyin önünde gitti ve ben de o alanda çalışanlardan birisiyim. Ve çalıştığımız konular deneyde doğrulanmadı. Deney öyle bir şey görmedi. Şu andan üç başladı, bu ay başladı. Matematik içinde kaybolmak güzelmiş.
Evet böyle bir kitap yazdı. Alman bir arkadaş var Sabine. Sabine Hossenfelder. Lost in math adı yani matematiğin içinde kaybolmak. Böyle bir şey yaşandı. Fizikte en emin yol galiba yani bilimin genelinde bırakılan fiziği deneye paralel gitmek. Adım adım deneyle beraber gitmek. Herkes Einstein kadar şanslı değil. Einstein iki ilkeyi kullandı bütün bu formülasyonu yaparken. Birisi eşdeğerlik ilkesiydi. Çekim altında herkes aynı şekilde düşer ilkesi. Biri de görcelik ilkesi. Bu iki ilke sözle ifade edilebilen matematik gerektirmeyen ilkeydi. Bu ikisini kullanıp o yüksek zekasıyla öyle bir formülasyon yaptı ki doğru çıkıyor. Hep doğru çıkıyor. Inatla doğru çıkıyor ve korkarım hep doğru çıkacak.
Korkarım diyorum yani bir yenilik gelmeyecek. Adam haklı çıktığı için diyeceğim bir miktar. Niye ama Hubble onu yanıltmadı mı? Yanılttı. Yok. Einstein denkemlerinin uygulamaların hepsini görmedi. Hatta ilk bulduğunda 1924. Einstein sabit evren diyordu. Evet evet. 20’lerde evrenin statik olduğuna inandı. O kozmolojik sabite girdi.
Sonradan Hubble o genişlemeyi bulunca anladı ki evren dinamik bir yapı. Genişliyor. O zaman anlaşıldı olay. Yani Einstein yayılabiliyor yani. Karadelik. Oh hem de ne biçim. Yanlış makaleleri var. Umut Hocam buyurun bir şey dediniz. Karadelik’e bildiği inanmadı yani. Karadelik diye bir şeyi kendi, kendi, genel görevliğin sonuçlarından bir tanesi olarak ortaya çıktı.
Ama yok dedi ya. Doğru an mutlaka buna bir çözüm bulur. Yani böyle bir şey olamaz falan dedi. Ta düşünün 1939’lara kadar yani 1939’daki bir makalelesinde bile hala karadelik diye bir şeyin olamayacağını söylediği bir makalesi var yani. Sonra Pervoz dedi. Matematikçi.
Bayağı bir inatçı. Belli bir yaştan sonra gerçekten böyle buluyor. Gençliğinde buluyor çok güzel bir şey. Ondan sonra bakmıyor yani etrafına. Bak çok daha güzel şeyler çıkacak falan deniyor. Yok Einstein olunca adam kalmış yani. Öyle inan… Karadelik’e inanmadan gitti adam yani. Ne demek yaşlık iyi bir şey diyor. Ama şey de olmasın. Yani Einstein denkleme dediğimiz şey yazdığınız zaman basit gözüküyor da. Yani ikinci dereceden naninler, diferansel denklemler. Yani insanlar bazen şey de oluyor. Yani yanlış bir mesaj da veriyor gibi olmuyorlar. Böyle mesela siz Umut’a da e-mail’ler geliyordur. Durmuş Hoca da bana da. Yani işte evrenin sırrını çözdüm.
İşte şöyle yaparsan filan. Yani en azından belli temel şeyleri bildikten sonra diyoruz biz. Yoksa… Yani mesela ne bileyim bu 14. slideteki şeyi yine geçip böyle biraz matematik şey olacak ama. 14 arkadaşlar. Basit bir akıl yürütmeyle şey yapabiliriz. Matematik o kadar dediğim. Mesela burada Einstein’ın işte Einstein ringi dediğimiz, Einstein yüzünde o yarıçapla ilgili mesela buraya bir formül yazılmış.
Yani çok bu formül belki Durmuş’la ilgili bizim bir adımız var. Durmuş Hoca ilk geldiğinde ilk tanıştığımızda. Onu da birazdan anlatayım hatırlatırsın hocam. Bu açının nasıl böyle olması gerektiğini birim analizi yaparak ve biraz matematik yani çok basit matematik. Bu tam tabi formül değil ama yapabiliriz. Nasıl? Mesela burada M var. M dediğimiz şey kütle. Şimdi bunun kütlesi daha büyükse ne bekleriz?
Işığı daha fazla mercek diyecek. Dolayısıyla daha açılacak. O zaman açı daha fazla olacak. Bu tamam. Mesela burada C var. C ışığın hızı. Şimdi ışık daha hızlı gelirse, çok daha hızlı hareket ederlerse o zaman daha hız bükülür değil mi? O yüzden görüyorsunuz formülde aşağıda. Ters orantılı. Ama ışığınızı sabitli değil mi? Işığınızı orantılı. Farz edelim ki ışığınızı daha fazlaydı. O zaman böyle olurdu. Yukarıda ne var? G var. G ne? Newton sabiti. Newton sabiti neyi anlatır bize? Çekimin gücünü anlatır. Çekimin gücü fazla olsa daha fazla bükülecek, yukarıya gidecek. O yüzden bu denklemlerde veya mesela burada ne var? Dls bölü Ds. Bu dediği şey şu ikisinin oranı. Ben mesela merceye daha yaklaştırırsam bana doğru, o zaman daha yukarı doğru büküdür. O yüzden bu ikisinin oranıyla orantılı olmalı. Hatta şuraya kadar mesela G’nin birimiyle, G’nin biriminin içinde 1 bölü kilogram var. M’de de kilogram var. Bunlar birbirini götürmeli ki hiç kilogram kalmasın. Çünkü burada başka kilogram yok. Sol tarafta açı var. Yani bu tür böyle birim analizlerini kullanıp, yani matematiğin gücünü kullanıp biz daha denklemleri çözmeden bunların nasıl olması gerektiğini söyleyebiliyoruz. Yani o yüzden matematik evet yani tamamen matematiksel bir şey çok şey değil belki ama matematiğin bu tür şeylerde akıl yürütmede bize çok faydası var. Tabii tabii o doğru.
Hatta Durmuş Hocam ile ilgili o şeyi de anlatıp isterseniz şey yapayım. 6.00’da noktadayım. Saat 1.00 oldu. Evet yani ben o zaman Florida derken Durmuş Hoca konuşma yapmaya gelmişti. İlk defa o zaman tanıştık. Bu orada da meşhur Pierre Romand diye birisi var. İşte sicim teori’nin fermiyonik olanlarını mı? Evet onları keşfeden bir adam. Yani çok büyük bir adam sicim teorisinde. Onun yanına geldi galiba. Evet onu davetiyle gitmişti.
Onu davetiyle geldi. Şimdi orada konuşma yapacak. Konuşma yaparken ben de belki biliyorsunuzdur yani Oktay Sinanoğlu uzun süre Florida’da. Florida Üniversitesindeydi. Biz de onunla çok samimiydik yani eşeğe eşimle samimiydi filan. Ben de baktım Durmuş Hoca konuşma verecek. Oktay Hoca hemen adım hocam dedim gel güzel bir tane işte şey geliyor. İşte standart modelin ötesinde bir şeyleri anlatacak durmuş. Biraz da grup teori filan var. O matematiği çok sever. Geldik filan sonra bana dedi ki ama dedi benim geleceğimi söyleme. Onun öyle böyle bir güzel bir şeyi vardı. Tamam dedim hocam gelin. Sonra oturdu. Şimdi Durmuş Hoca o zaman şimdi öyle yapmaz herhalde de durmuşu. S.H. diye yazmış durmuş. Ama yani Amerikalılar… Şey harbini bulamadım. Laptopun da yoktu. Yani ne? Yani bazen öyle yazılır ya Amerikalılar kolay okusun diye. Yoksa şey diye de yazılır yani. Şimdi Oktay Hoca onu görünce sinirlendi birden. Çünkü yani tükçe. Bilimsel yönü Oktay Hoca hiç tartışılmaz ama böyle biraz ona sinirlendi. Ama baya konuşmasını da beğendi. Hatta sonunda konuştuk da. Bilimsel olarak çok beğendi. Yani içeriği simetrileri falan. Ama o S.H. den bana bir taktı. Bir taktı. O kadar. Haklı. Ama benim laptopum Amerika’dan alınmıştı. Şey harbi yok. Yani ben o sırada Amerika’dan yeni Türkiye’ye dönmüştüm. Yeniden ziyarete gitmiştim. Yeni değil de bir iki yıl önce dönmüştüm. Öyle oldu yani. Yani bu Durmuş’la da ilk tanışmamız öyle bir şeydir. Ramon’un da en büyük özelliği şudur.
Mesela ben ondan elektromaytik dersi aldım. Onun sınavında bir soru vardı. Çok çok zordu. Sadece birim analizi yaparak, çok zor bir soruyu, sadece birim analizi yaparak soruyu doğru çözüm olduğunu ispat etmiştim mesela. Ama bana tam puan vermedi tabii. Çünkü bütün ayrıntısını yapmadım. Vakit yoktu ama. Yani böyle matematiğin bu tarz. Aslında çok basit. Biraz önce yürüttüğümüz akıl yürütme değil mi? Yani kütleyle artmalı. Yanında G olacak çünkü 1 bölü kilogram. Onu götürmeli. Bu tür akıl yürütmelerle çok zor olduğunu düşündüğünüz şeyleri, formüllerini bulabiliyorsunuz aslında. O yüzden çok önemli. Bildiğin zaman her şey çok kolay. Tabii. Bilmediğin zaman her şey çok kolay. Çok kolay. Peki hocam teşekkür ediyoruz. Ceyhun Sevin kibritiyle ilgili ilk verilerinin önemini anladık. Muğla hocam sağ olun. Çok teşekkür ederim benden.
İnşallah yakın zamanda yine görüşürüz. Yeni fotoğraflar geldiğinde otur, onları da değerlendiririz. Sağ olun, var olun. Herzliler iki bölüm yaptık bu akşam. Hocam’a teşekkür ediyorum bize vakit ayırdıkları için. Çünkü bize ayırdıkları vakit, Nobel alma şanslarından çıkardıklarını bala hikayesinden öğrendik. Mesela yarın diyebilir ki ben Fatih Altaylı’ya o gün TKTK gitmeseydim, şimdi Nobel almıştım diyebilir. Böyle bir ağırlık da var üstümüzde.
Yani evet, teşekkür ediyoruz bize hakikaten. Anladıklarına yana sıra bir de umut veriyorlar. Türkiye’de böyle işler de yapılanlar, bunlarla da uğraşan vatandaşlarımız var, bunlarla da uğraşan benim insanlarımız var. Hala diye. O açıdan da çok mutlu orijinaları ağırladığımız için siz de bunlarla uğraşabilirsiniz. Çok para kazanmazsınız belki de çok keyif alırsınız diye düşünüyorum.
Yarın görüşmek üzere, hoşça kalın.