James Webb uzayda yaşam izi bulur mu? | Teke Tek Bilim – 3 Ocak 2022
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=QAgDzFQt8K8.
Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Teşekkür ederim. Tekirdek’le beraberiz. Uzun bir aradan sonra yine sapına kadar, köküne kadar bilim konuşacağımız güzel bir program olacak. James Webb Teleskopu’nu konuşacağız.
Tarihin en pahalı bilimsel projeden bir tanesi. Hubble’la Uzay Teleskopu, CERN, büyük hadron hızlandırıcısı ve şimdi de James Webb Teleskopu. Bunlar bilim tarihinin tek başına en büyük en pahalı 3 projesi. James Webb Teleskopu geçtiğimiz hafta atıldı biliyorsunuz uzaya ve evrenin ilk zamanları için yani yaklaşık 14 milyar yıl öncesini görmek üzere atıldı.
Hubble’dan farklı bir teleskop. Niye farklı? Nesi farklı konuşacağız? Niye gecikli konuşacağız? 24 senelik bir proje bu. Niye 24 sene sürdü? Niye ertelendi sürekli bunları ele alacağız? Belki bir kırıntıda ülkemize kadar birkaç kişiye heveslendiririz diye bunları konuşmaya devam ediyoruz. Konukların kimler derseniz. İstanbul’da Prof. Dr. Tolga Güver, İstanbul Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümü öğretim üyesi. Tolga Hoca sık sık geliyor zaten, tanıyorsunuz. Prof. Dr. Ersin Güyüş, Sabah Üniversitesi
ve aynı zamanda Bilim Akademisi üyesi, onu da tanıyorsunuz. Bu akşam ilk kez katılan bir yeni konuğumuz var. Ankara’dan katılıyor sağ olsunlar. Prof. Dr. İskender Gökalp, OTTİM, OTTİM Makine Mühendisliği bölümü öğretim üyesi ve Fransa’dan bize Skype’la bağlanacak. Çünkü Fransa’da bu işlere ilgili çalışmalarını yürütüyor. İskender Bey iyi akşamlar. İyi akşamlar Fatih Bey. Evet hemen Hubble’la başlayalım. Hubble Teleskopu, pardon Hubble diyorum. James Webb Teleskopu çok uzun bir proje. 24 yıl benim bildiğim, 22 mi 24 mu o konuda tartışmaları var ama ben 24 diye biliyorum. Adını da NASA’nın efsanevi yöneticisi, aslında bir siyasetçi ve bir eski asker olan James Webb’den oluyor. Webb AI görevinin yerine getirmesinde herhalde en önemli kişilerden bir tanesiydi. Onun inadı ve onun bağlantılı olmasa AI’ya herhalde gitmek bu kadar Amerika açısından mümkün olmayacaktı. Amerika’yı uzay savaşında öne taşıyan isimdi ve ona saygı olarak ilk defa böyle bir projeye, bir bilim insanının değil, bir siyasetçinin ya da bir yöneticinin adını verdiler. Bize kısaca bu projenin geçmişini, tarihçesini anlatır mısınız hocam ve bunun Hubble’dan ne farkı var? Bu bir optik bir teleskoptu, bu ise kızıl ötesi bir teleskop. Bu fark ne, neye yarayacak?
Niçin bu kadar uzun sürdü? Teşekkür ederim Fatih Bey. Şimdi aslında bu sorduğunuz soru çok güzel ama bence Tolga ve Ersin Hocalar benden çok daha iyi cevap verirler. Ben başlayayım onlar devam ederler. Biliyorsunuz benim diyelim bizim tarafın katkısı bu James Webb’i oralara götürmek. Evet. Fırlatarak götürmek. Ağır fırlatıcılar dediğimiz ve kullanılan fırlatıcı da Avrupa’nın geliştirdiği Arayan roketi. Arayan 5 roketi şu anda biliyorsunuz Arayan 6 üzerinde çalışılıyor. Bu açıdan çok önemli. Hubble’dan farkını ifade ettiniz. Hubble’ı 565 km’ye koyduk ve o yörüngede dolaşıp duruyor. James Webb ise biliyorsunuz 1.5 milyon
kilometrelik bir yörüngede dolaşacak ve dolayısıyla dünyaya yakınlık veya atmosfer etkilerinden tamamıyla kurtulmuş olacak ve kızıl ötesi ışınları da zaten o şekilde yakalayıp bizlere gönderecek. Hocalarımız bu sinyalle ne yapacağımızı anlatacaklardır. İsterseniz öyle devam edelim arkasından veya önünden nasıl isterseniz. Peki hocam hemen fırlatma meselesine
geleyim. Şimdi fırlatmadan önce ilgimi çeken bir takım olaylar oldu. Öncelikle fırlatma hazırlığında şöyle bir şeyle karşılaştık. Ben sürekli nasadan takip ettiğim için konuyu NASA’nın Uzay Hava Tahmin Merkezi günler öncesinden devreye girdi hatta haftalar öncesinden ve sürekli olarak uzaydaki hava durumunu takip etti. Atmosfer dışındaki yani dünyada ve dünya atmosferinde olanı değil uzayda olan hava durumunu takip etti.
Uzayda hava durumu ne demek ve böyle bir fırlatmayı nasıl etkiliyor ki gerekirse ertleneceği, uzaydaki hava durumuna göre fırlatmanın gününün, saatinin değişebileceği söylendi. Bu ne demek uzaydaki hava durumu? Bu nasıl izleniyor? Şöyle, önemi çok büyük elbette. En ufak bir öngörülerde yanlışlık varsa yörüngeye oturtmakta güçlük çekebiliriz.
Biliyorsunuz yer çekiminden kurtulduktan sonra artık uydular veyahut bu durumda teleskop neredeyse kendi başına yörüngesine doğru gidiyor. Taşıdığı küçük veyahut az güçlü motorlarla yörüngesine hafif değişiklikler yapabiliyoruz. Ama çok önemli bir değişiklik varsa öngörülen uzay hava durumunda diyelim elbette
sorun çıkabilir. Dolayısıyla bu her fırlatmada aslında sadece James Webb teleskopunun fırlatılmasına değil, her fırlatmada iyice incelenen, bakılan olaylardan bir tanesi. Peki hocam bunu gerçekten Ersin Hoca konuşacağız ama hava olmayan bir ortamda, uzayda hava durumu ne demek? Dediğim gibi onu astrofizikçi arkadaşlarımız iyice anlatırlar ama güneşteki patlamalar, dalgalanmalar, ısı değişiklikleri her şey etkiliyor muhakkak. Dolayısıyla onu astrofizikçi arkadaşlarımız anlatsınlar. Peki o zaman Sif Aryan roketi ile ilgili birkaç sorum olacak. Aryan roketi ilginç bir roketti. Çok ağır taşıma kapasite sahip ama yine de baktığın zaman ben bu bildiğim kadarıyla bu uzaya tek parça halinde fırlatılan en büyük
yüklerden bir tanesi. Bu teleskop. Ağırlığı ne kadardı bunun? 7 ton civarı galiba değil mi tek başına? 6 bin 1 ton galiba. Evet 6 bin 800 kilo. Ne için Aryan neden? Amerika’nın elindeki başka füzeler var ve bu füzeler de kullanılabilirdi. Niye Aryan ile yollandı? Avrupa artık roket teknolojisinde Amerika’nın daha mı önünde
işte şeyin Elon Musk’ın Falcon Heavy diye bir roketi vardı ve bu nevi yükleri taşımak için uzak görüngelere ağır yükleri taşımak için planlanmış bir roketti. Niçin Falcon Heavy veyahut da başka bir roket değildi? Niçin Aryan seçildi burada? Aryan’ın farklı özelliği neydi? Tam olarak niçin seçildiğini yani teknik olarak vardır muhakkak nedenleri ama işte
bunu koymanızı isteyecektim. Bu Aryan 5 dediğimiz roket bu hepimiz görüyoruz. Aslında iki tane motoru var. Bir tanesi tam ortada gördüğümüz en altta şu konikimsi Vülken 1. kademe motoru. İki tarafta da gördüğümüz bu katı yakıtlı motorlar. Bunlar gerçekten çok güçlü motorlar. Bir sonraki görsele geçersek orada 1. kademedeki Vülken motorunu görüyorsunuz. Bu sıvı oksijen bu LOX dediğimiz yani liquid oksijen, sıvı oksijen ve sıvı hidrojen yakan bir motor. Şu ortasındaki yerden işte yüzlerce püskürtücülerle bunlar püskürtülüyor. Bayağı karışık olaylarla isterseniz bir sonrakine geçelim. Bir sonraki ayda. Orada da göreceğiz. Şu ortadaki beyaz en sol taraftaki konik beyaz alan sıvı oksijenin gösteriyor. Onun etrafından da hızlı bir şekilde gözükmüyor. Bu şematik bir şey elbette. Hızlı bir şekilde hidrojen geliyor. Ve bu oksijen akışını diyelim damlacıklara bölüyor, parçalıyor. Arkasından da tabi hidrojenle birleşip yanıyor. Gördüğünüz gibi hepsini detaylamayalım ama bir sürü alt olay var burada.
Hepsinin iyi çalışılması, modellenmesi, hesaplanması gerekiyor. Devam edelim. Bu yapılsa bile hatırlarsanız 4 Haziran 1996’da ilk fırlatılmasında hüzünle biten bir sonuç ulaştık. Havada infilak etti. Arkasından devam edildi çalışmalara ve çok da sıklaştırıldı çalışmalar. Avrupa çerçevesinde elbette bilhassa Fransa ve Almanya arasında. Ben de buradaki çalışmalara katıldım. Bu sadece Avrupa’da arayan için olmadı. Bir sonraki görsel görsele bakarsak 15 sene kadar sonra Hindistan’da ağır fırlatıcısı da aynı şekilde patladı. Bunlar gerçekten çok kompleks, karmaşık teknolojiler. Üzerinde bayağı bir çalışılması gerekiyor. Burada duralım mı?
Devam edeyim mi? Devam edin hocam lütfen. Tamam o zaman bir sonraki ne geçelim lütfen. Şimdi nasıl oluyor bu çalışmalar dersek şöyle bir üç etapta oluyor aslında. İlk çalışmalar laboratuvar ortamında oluyor. Mesela bu bahsettiğimiz oksijen damlacıkları nasıl buharlaşılıyor, nasıl etkileniyor bilhassa yüksek basınçtan elbette ülken motorunun yanma odasında basınç 100 bar yani atmosferin 100 katı bayağı önemli değişiklikler getiriyor. Arkasından buz terlerde yani katı yakıtlı motorlarda 50 mikron yani milimetrenin 50 binde biri, 50 defa binde biri diyelim çapında alüminyum parçacıkları yakılıyor. Neden alüminyum diye sorarsanız alüminyum yanınca çok yüksek sıcaklıkla
yanıyor ve dolayısıyla çıkan yanma sonu gazları da büyük hızla çıkıyor ve itkiyi arttırıyor. Bu türden bu benim Fransa’da kurduğum laboratuvarın içindeki önemli teçhizatların bir gösterimi. Gördüğünüz gibi büyük rüzgar tünelleri yani her şey var. Bu türden RG laboratuvarlarını kurmamız gerekiyor bu seviyelere
ulaşabilmek için. Arkasından buradaki araştırma tipinden çalışmalarıyla yapılınca bir sonrakine geçelim. Fransa’dan ha atladık galiba bir de devam edelim. Bu değil bir onerayla ilgili bir görsel olması lazım da İki arkadaş iki geriye bir arada bir görsel olması lazım. Sıralamada ben size numarasını
söyleyeyim. On iki numaraya geçebilirsin. On iki numaraya. Şimdi bu onera gördüğünüz gibi Fransa yazıyor mu anlıyorsunuz yani ulusal uzay ve araştırmaları ve çalışmaları ulusal bir olsada. Aynen bravo. Galatasaraylarınızı gösterdiniz Fatih Bey. Burada mesela bu ne kadar büyük bir alev olduğunuz
ve de renginden de ne kadar sıcak ve hızlı giden bir alev olduğunu görüyorsunuz. Bu türden yerlere geçiliyor. O modellemeler yapıldıktan sonra gerçek koşullara son derece yakın yanma testleri yapılıyor. Bir sonrakine geçelim. 13 olması lazım. Bu da Almanya’daki yani Almanların uzay merkezi. Bu Stuttgart’a 60 kilometre kadar yakınlarda bir yerde Lampol Sauzen denilen bir yörede ve gördüğünüz gibi aslında ormanın ortasında gerçek vürken motorunu burada test edebiliyoruz. Buna P8 test altyapısı deniliyor ve bunun bir sonrakine geçip içerisine bakarsak ne kadar karmaşık bir sistemi olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla laboratuarlığı bu gösterdiğim şekilde ki bu IKAR benim kurduğum laboratuvar kurmak da
yetmiyor. Arkasından bu Onera gibi altyapılara sahip sistemleri kurmamız gerekiyor ve arkasından da gerçekten gerçek sistemi test edebileceğimiz merkezleri kurmamız gerekiyor. Türkiye’de bu konularda başlığı çalışmaya aslında inşallah önümüzdeki senelerde bu yörelerde ilerleyeceğiz. İsterseniz şimdi Hocam ben o zaman bu arada bir soru söyleyeceğim. Biliyoruz ki Türkiye’nin bir her şey olduğu gibi o da 2023 yılında Ay’a bir şekilde insansız sert iniş yapacak bir şey fırlatacağımızı bilmiyorum ama Ay’a bir şey atacağız sonuçta. Bunun içinde bir yerli roket üzerinde yerli roket motoru üzerine çalışılıyor ve bu motor büyük oranda kullanıma hazır testleri yapılıyor. Siz burada iki tür roket motoru alabilirsiniz. Birisi sıvı yakıtlı oksijen ve hidrojen yakan. Diyelim katı yakıtlı
alüminyum alaşımı. İçinde alüminyum da bulunduğu bir tür yakıtı özel bir yakıtı yakan iki motor tipinden bahsettiniz. Türkiye’nin üretmekte olduğu motor ise bildiğim kadarıyla parafin yakacak. Bunun arasındaki teknolojik fark nedir? Parafin yakanının güç meselesinden ötürü mü diğer yakıtlar tercih ediliyor yoksa Türkiye yeni bir teknoloji mi deniyor? Şöyle bu aslında yeni sayılabilir
bir teknoloji Arif Hoca’nın geliştirdiği Delta ve şirketiyle ve Koç Üniversitesiyle aslında buna hibrid roket motoru diyebiliriz. Yani katı ile sıvı arasında ve itme gücü de aslında bu ülkene baya yakın Arif Hoca’ya başarılar diliyorum. Elbette roket veya füze küçükçe olacak. Dediğiniz gibi küçük bir şey göndereceğiz oraya. Belki biliyorsunuzdur 2023’de yapılması planlanan diğer konulardan, olaylardan bir tanesi de söyleyin International Space Station’a bir astronot, Türk astronot göndermek. Uzay ajansımız da Tübitak Uzay ile beraber bu konu üzerine çalışılıyor. Bütün bunlar uzayın öneminin Türkiye’de de anlaşıldığını ve üzerine
anlaşıldığını gösteriyor. Bildiğiniz gibi uzay tek başına sadece uzayla ilgili yenilikler veya çözümler, sonuçlar getirmiyor. Uzaya ulaşmak için geliştirilen teknolojiler bütün hayatımıza yansıyor. Yakıt pili dediğimiz olayı biliyorsunuz. Apollo zamanında geliştirilmiş bir teknoloji. Bugün hidrojeni enerjiye çevirmek için Hidrojeni enerjiye çeviriyor. Aynen aynen. Dolayısıyla uzay gerçekten çok önemli. Buralarda çalışacak insanları yetiştirmemiz gerekiyor. Hepimiz o konuda çalışıyoruz elbette. Belki programın sonuna göre doğru değiniriz. Önemli bir konu var. Beyin göçü çok önemli mertebelere ulaşmış durumda. Bunu durduramazsak bütün bunlar biraz hayal olacak. İnşallah bu konulara da biraz değiniriz Fatih Bey. Sormayın hocam. Bunun ilgili birkaçtır yazıyorum yine. Beyin göçü ne yazık ki Türkiye ile ilgili gençlerin önünü görememesi bir yandan da bu ekonomideki gelişmeler beyin güçünü hızlandırdı. Bazılar da göçmeden Türkiye’de kendisi dışarı için çalışıyor gençlerimizin. Burada acil önlem gerekiyor. Gençlerin ülkeye güvenini yeniden tesis etmek gerekiyor. Tekrar bu konuyu konurcaz. Son bir şey sorayım bu Aryan ve James Webb ile ilgili. Böyle bir yükü uzaya yollamanın
maliyeti ne kadardır? Bir Aryan füzesinin gökyüzüne bu denli ağır bir yükle çıkması kaç paraya mal olan bir iştir? Aryanın fırlatılma maliyeti milyar euro civarında. Ama biliyorsunuz basında da çıkan rakamlar James Webb’in geliştirilmesi için 25 sene boyunca 10 milyar dolardan 10 milyar 900 milyon dolar evet.
Yani bence onu herhalde iki ile üçlendir çarpmak lazımdır. Her şeyi katarsanız için onun içinde ne kattıklarını bilmiyorum ama büyük meblalar büyük paralar elbette. Şimdi Aryanın altı üzerine çalışılıyor. Çalışmalar baya da ileride. Amaçlardan bir tanesi de demin hani niçin Aryan ile gönderdik Amerikan sistemleri ile göndermedik dediniz. Şeyleri düşürmek maliyetini her fırlatmanın
maliyetini düşürmek. Mesela bu Hürken motorunda sıvı, metan ve hidrojen kullanılacak. O da çeşitli yonlardan maliyeti düşüren bir sistem. Pahalı teknolojiler elbette. Orası son derece açık. Peki Esa’nın şeyi yok mu? Bu Tesla’nın patronunun yapmış olduğu space ekspüleleri gibi tekrar kullanabilir.
Göremini tamamladıktan sonra iniş yapabilen ve sağlam olarak geri gelen füze yapmak gibi bir planlaması yok mu Esa’nın? Yoksa bu çok ciddi zorlukla içeren bir iş mi? Yani o çok tartışıldı Eza çerçevesinde. Ve tartışılmaya da devam ediliyor ama benim bildiğim Eza o tarafa gitmeyecek gibi en azından yakın bir dönemde. Onun baya bir karşılaştırmalı analizleri yapıldığı maliyet açısından teknik açısından açılardan
kolay bir iş değil. Gerçekten mask onu becerdi bir şekilde ama bakalım devamında nasıl gelişecek hep beraber izleyeceğiz. Sağ olun hocam tekrar konuşacağız. Biz biraz ceviz rapten bahsedelim. Hemen Ersin Hoca’ma hoş geldiniz. Hoş bulduk. İyi misiniz? Koronayı hasar sattatıyor musunuz? Bugüne kadar kaçtım. Aman vuralım tahtaya mahdiye bir yerlere. Var mı? Çok hocam. Size hoş geldiniz. Hemen başlayalım isterseniz. Bir. Şu noktaya değinmek isterim. Siz defaatle söylediniz. 24 yıllık bir proje. Aslında daha da uzun. Kısacık Amerika’da bu işler nasıl olur ondan basınmak isteyeyim. Amerikan Bilimler Enstitüsü yani Bilim Akademileri
özellikle uzay bilimleri alanında her 10 yılda bir bir durum tespiti ve NASA’ya yol gösterici bir döküman hazırlar. Bunu 1970’lerden beri yapıyor. 80-90 2000 yılının raporunun da ilk sırada desteklenmesi denen proje işte James Bayes’e. Bayes’e. Ama oraya gelmek kolay olmadı. Çünkü 90’ların başında
Hubble dünyanın en büyük fiyaskosu olacakken Düzeltildi. Düzeltildi ve hala bakın 30 yıllık faaliyetinden sonra hala dünyada inşa edilmiş en yüksek çözünürlüklü fotoğraf makinesi. Evet öyle. Ve yürümgede. Dünyadan 500 ülke. Muazzam bir. Aslında çok yüksekte değil. İşte az önce İskender hocamız da bahsetti 450 kilometre. Yani buradan Ankara’ya bir çubuk
bir sopa tutun. Onu yukarıya kaldırın. O kadar. Hemen şurası. Şimdi bu aracın gideceği yer öyle yakın değil. Tamir edilebilecek bir yer değil. Bir kere bozuk giderse bir daha ulaşılamıyor. Bir daha ona dokunamazsınız. İnsan ilgili dokunamazsınız. Evet. İşte 2001’de 2000’de bu rapor yayınlandıktan sonra NASA bunu desteklemeye karar verdi. Ve 2000’li yılların başında işte bu kadar ağır bir roketi, yükü taşıyabilecek roket sayısı azdı. Yani Elon Musk şirketini 2002’de kurdu. O zaman işte Aryen vardı. Şimdi Aryen hocamız bahsetti. Ben yine Aryen daha güvenilir, daha büyük olduğu için ki Falcon evinin henüz daha başarılı bir görevi yok. 2002’de Falcon yok. Falcon zaten yok o zaman da. SpaceX yok ortada. 2002 bildiğim kadarıyla SpaceX’in kuruluşu. Yani böyle
ağır bir yükü yörüngeye taşıyacak güvenilir. Çünkü işte Boeing’in ortak şirketleri var UALA. Onun dışında işte bir Amazon’un da şirketi yok. Yani hiç kimse yok. Amerika’nın Delta roketleri de. Rusların yok mu birkaç? Rusların var da yani o zamanda da Ruslara verilmez böyle bir teknoloji. Hala verilmez. İşte o noktada Aryen
bunu taşıyabilecek bir roket olarak düşünüldü. Ondan sonra maliyetler o kadar arttı ki işte Avrupa Uzay Ajansı bunun bir partnerı oldu. Canada partnerı oldu. Ama Aryen’in de yani bizim için de işte hocam bahsetti ilk Aryen 5 denemesi problemli. Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu bir Aryen ile
havaya uçtu. Ama Aryen yıllar içinde çok muazzam bir yol kat etti. Şu anda başarı oranı %95’lerde. Elon Musk’ın %98 ama o çok fırlatıyor. Çok no-hav var ve çok şey yaptı kısa zamanda. İşte 2007’de fırlatılmak için planlanan şey ertelene ertelene bugüne geldi. Ama
burada en zor kısım fırlatma değil. Fırlatmanın sonrasında birazdan detaylarını konuşuruz. Hocam birazdan yok. Hemen konuşalım. Tamam. Ama önce ben birkaç şeye merak ettiğim şeyleri sorayım mı? Sorun. Hocama sordum bu uzay hava durumu. Uzay hava durumu nedir? Nasıl etkiler ne? Ne yapıyor? Hava olmaya ya da hava durumu ne demek? Hocama şimdi İskender Hoca bütün ekibi, Esa’ya gerçekten çok dünyanın, bilim camiasının ve bütün insanlığın büyük bir teşekkür etmesi lazım. Çünkü muazzam güzel bir fırlatma gerçekleştirdi Esa. Evet. Öyle güzel bir noktadan yoluna fırlattı ki üzerinde hani rezervde tuttuğu yakıtın hiçbir parçasını kullanmadan şimdi yoluna devam ediyor. Eğer orada bir sorun olsa o ilk fırlatma ve sonrasında ayrılmadan sonra manevralarda biraz yakıt kullanırsınız bu ileriki aşamalarda yakıtı kullanmak demek. Ama onların hiçbirini kullanmadan ömrünü kısaltacak sonuçta. Operasyonel ömrünü kısaltacak bir durum olacak. O kadar güzel fırlatıldı ki yerine oturdu ve gidiyor. İşte o koşulların da sağlanabilmesi için güneşin rahat durması lazım. Esas mesele uzaydaki güneş. Güneş aktiviteleri tabii atmosferi açtıktan sonra
yani atmosfer dediğimizde 100-150 km’den ötesi dünyanın artık atmosferinin dış katmanları. Ionosferde ve üst katmanlarda yani güneşten gelen bir etki buna zarar vermesin. Çünkü fırlatıldıktan sonra yani o arayan burnundaki kapsül açıldıktan ve bu uzaya itildikten sonra bugüne kadar temiz oda yani
her türlü mikroptan arındırılmış odada tutulan o muazzam aynalar açıldı. Her şey ortada. Gidiyor şu anda. Açıkta yani aynanın bütün aksamları açıkta. İşte o ortamda… Güneş panelleri açıldı. Aynası galiba henüz açılmamış ya güneş panelleri açılmış okuduğum kadarıyla. Güneş panelleri kusursuz çalışıyormuş. Her şey şu ana kadar işte bir tahta bulalım hani korona kadar bu da artık bizim için, bilim
için önümüzdeki üç hafta hala riskin bittiği nokta değil. Zaten altı ay sonra tam kabulü yapılıp ilk fotoğrafta görev alacak. Altı ay denemeleri var. Tabii önümüzdeki yerin ulaşılmasına kadar sürecek bir buçuk milyon kilometre. Bir ay yaklaşık. Bir ay. Şu anda yolun neredeyse yarısını gitti. Evet. Pardon. Benim dördüncü yansıya
gelebilirsek. Dört arkadaşlar. Ersin Hoca’nın dördüncü yansı. NASA çok güzel bir web sayfası hazırlıyor. Umarım ilgilenenler bir şekilde İngilizce ondalar. Evet. Burada where is web? Web nerede? Nerede şu anda? diye araştırırsanız bugün öğle saatlerinde aldım. İşte dünyadan 800 küsür bin kilometre öteye gitmiş. Yolun neredeyse %40 kalmış. Şu andaki yani bugün öğle saatlerinde hızlı 600 metre bölü saniyeye düşmüştü. Biraz yavaşladı. Ama artık bundan sonra önemli aletsel operasyonlar gerçekleştirecek. Yani açılacak. Bir teleskop haline gelecek. Çünkü o roketin hocamızın gösterdiği Aryan roketinin kargo kısmında
kapalıydı. Şimdi yaklaşık 200 30 tane manevra yaparak bakın bu her birinde çıkabilecek sorun bu teleskopu işlevsiz kılabilir. 230 değişik hareket yapıp bir teleskop haline gelecek. Birinci yansıya bakarsak öyle sıradan bir teleskop da değil. Altında güneş katmanı pembe renkte gördüğümüz güneş rüzgârlarını ve radyasyonunu engelleyen bir katman tabaka. O da çok özel. Onun büyüklüğü bir tenis kortu kadar. Üzerinde de altınla kaplanmış 6,5 metre çatlı teleskop. Bu bir mühendislik harikası. Aslında bu bir radyo teleskop. Bu bir teleskop.
Teleskop dediğimiz şey gelen ışığı toplar bir yere odaklar. Şimdi bu radyo çanak antense radyo dalgalarını toplar. Optik ışığa duyarlıysa ayna kullanılır. Bu neyi toplayacak? Bu da kızıl ötesi ışığı. Optik ile kızıl ötesinin ne farkı var ki optik değil de kızıl ötesi tercih edildi burada.
Optik ışık bizim gördüğümüz ışık. Biz gayet net yani gözümüzde bir bozukluk yoksa benim yakında bir sorun var onun dışında. Sizi gayet net görüyorum. Ama infrared yani termal cisimlerin hani dalga boyu olarak düşünürsek optik ışımadan daha uzun dalga boylarına sahip ışıma o kadar net bir görüntü elde edemeyiz. O kadar net bir görüntü elde edemeyiz.
O kadar net bir görüntü elde edemeyiz. Ama şu içinde bulunduğumuz ortamda bizler dahil hepimiz termal ışıma yapıyoruz. Ortam sıcaklığı işte 22-23 derece onun yaptığı bir ışıma var. Bizim vücut sıcaklığımız 35 derece bizim yaptığımız ışıma var. Aslında bu ortam kızıl ötesi… Mesela şurada duvarda bizim gözümüzün görmediği ama
ısı kaynağı olan bir şey var ise o infrared kamera onu görecek. Onu görecek. İşte bakın size şekilde göstereyim. Şu elimde eskiden vapurlarda vardı bilirdiniz. Bilirsiniz. Şu elimde görmüş olduğunuz bir termal kamera bu tabletin altına monte ettim. Hocam Tablet’in keşke markası görünmeseydi. Kusura bakmayın. Zaten ben ekranını göstereceğim. Şimdi çay soğumamış hala. Şimdi ekran eğer Tablet’e yaklaşabilirse Evet. Şu anda mor renkle ortamın yaydığı ışımayı daha kırmızı ve beyazda da çayın. Mavi, soğuk, kırmızı, sıcak. Kırmızı, sıcak. Hocam başka bir şey gösterir misiniz? Çünkü çay gibi görünüyor. Giderinde mesela hocamı gösterir misiniz? Buyurun Tolga hocayı gösterelim. Tolga hocanın Evet.
Tablete yaklaşır mısınız? Tablete yaklaşır mısınız? Yüzü, yanak kısmı biraz parlak. 34-35 derece. Burnu soğuk. Çünkü oradan hava alıyor. Ventilasyon etkisi. Ama yine de 32-33 Derece. Uzak birini gösterir. Uzak yerde de işte ışığa çevirirsek parlak görünür. Çünkü sıcak. Ortamda 24 dereceymiş ortam sıcaklığı.
Konuklar ışımesin diye paraya kıydık. Bu doğal gazın fiyatında burayı tutuyoruz. Teşekkür ederiz. İşte ortam bu kadar zengin. Yani böyle bir kamera o. Böyle bir kameranın çok iyisi. Peki mesela milyarlarca ışık yılı uzaktaki bir ısı kaynağında görebilecek mi bu? İşte şu anda bence biliminden önce bu işin mühendisliğini çok iyi anlamak lazım. Bu gerçek manada bir mühendisli karakası. Harikası. Bilim insanları bir hayal kuruyor. İşte şu resimdeki insanların çok azı yani büyük fizikçiler büyük bir çoğunluğu uzayı sadece gördüler. Ama uzay çağını yaşamadılar. Şimdi geldiğimiz noktada işte bilim insanları bir hayal kuruyor. Mühendisler de bu hayali gerçeğe çeviriyor. Biz de onların ürünü alıp bilim yapacağız. İşin mühendislik tarafına bakarsak
bunun bakın az önce gösterdim ortam sıcak. Bir şekilde ortamın etkisi kameraya etkiliyor. Peki yerden bir buçuk milyon kilometre öte de bir teleskobun faaliyetini etkileyebilecek bir sıcakçısın var mı ortamda? Var. Güneş. Güneş, güneş Dünya,
Ay Çünkü Kızıl Ötesi için bu ortam, dedektörün olduğu ortam özellikle bir gürültü ortamı. Eğer ortam sıcaksa yani şu kameranın yanına gidip ben nefes versem az önce gördüğümüz görüntüyü görmeyiz. Evet. O yüzden çevresinin sıcaklığına neden değil. O yüzden çevresinin temiz olması lazım. O yüzden bir buçuk milyon kilometre uzakta. Ve o yüzden güneşe sırtı dönük. Bir buçuk milyon kilometre uzakta
güneşe sırtı dönük ve o sırtı dönük kısmın arkasındaki sıcaklık o kaplamanın arkasındaki sıcaklık 85 derece olacak. Teleskop tarafındaki sıcaklık eksi 240 derece olacak. Yani ikisi arasında neredeyse 350 derece fark var. O ikisi arası dediğimde şöyle bir aralık. Yani incecik bir zar tabakası. Beş tane zar tabakası. Ve bu alet bu forma yol giderken açılı açılı gidiyor. Bir lotus çiçeği gibi açılacak ve o forma alacak. O forma alacak. Bu haliyle gerçek yani Uluslararası Uzay İstasyonu gerçek bir mühendislik harikası. James Webb Teleskopu da gerçek bir mühendislik harikası. Bunun emeği geçenlerin hepsine canı gönülden hepinize teşekkür helal. Ne yapacak bu teleskop? Neye bakacak? Ne görecek? Şimdi evrenin ilk haline bakılacak deniyor. Yani ilkel evrene, evrenin oluşum aşamasına, yani yaklaşık 14 milyar ışık yılı öteye bakacak. 14 milyar ışık yılı öden bize gelen ışık evrenin o günkü halini gösterecek. O kadar yol katettiği için evrenin oluşum aşaması. Bu ne demek ve orayı nasıl görecek? O kadar uzağa görebilecek mi?
Şimdi şöyle yani aslında iki şey var. Daha Hubble fırlatıldıktan sonra anlaşıldı ki, tabii evrenin genişlemesi, bu genişlemenin karanlık enerji etkisiyle hızlandığı vesaire de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca bu iş bir optik teleskopla bir yere kadar olacak ama asıl olarak kızın ötesi bir teleskop lazım. Çünkü ta Hubble’dan beri biliyoruz ki evren genişliyor ve genişleyen evren en azından… Hubble derken teleskop Hubble değil. Hubble’ın yaptığı gözlerinden biliyoruz. Doğru, 1926’lardan biliyoruz ki evren genişliyor, genişledikçe cisimler bizden daha uzaklaşıyormuş gibi görünüyor ve bu da onlardan gelen ışığın daha kırmızıya kaymasına sebep oluyor. Doppler etkisi. Doppler etkisi değil aslında evrenin genişlemesindeki olan şey. Ama ona benzer bir olay, aynısı aslında hatta belli bir limite kadar. O yüzden çok birbiriyle karıştırılıyor ama neyse, aramızdaki mesafeler artıyor.
Cisimler uzaklaşmıyor yani. Mesela orada evrenle ilgili olarak. Fakat bu durum tabii bizim kız ötesi teleskoplara ihtiyacımız olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Hubble’ın görevini yapması sırasında böyle bir şeye aslında ihtiyaç olduğu mu anlaşıldı? Öncesinden daha Spitzer’le başlıyor. Spitzer bir astrofizikçi, teorik astrofizikçi hatta. O ilk bu fikri ortaya koyuyor. Zaten daha sonradan uzaya göndermiş asıl bu Hubble’la çok mukayese ediliyor James Webb ama aslında
Spitzer’le karşılaştık. Spitzer teleskopu değil, bir teleskop daha vardı. O 85 santimetre büyüklüğündeydi aynısı mesela. Bunun kaç metre? Bunun 6.5 metre olacak. Yani 85 santim de tabii şey değil. Kızlı ötesinde olduğu için onu mukayese etmek gerekiyordu belki de. Fakat işte ancak James Webb’in mümkün olduğu için. Spitzer’de kız ötesi miydi? Evet kız ötesi bir teleskoptu. Bu kadar uzak görünge de değildi, bu kadar optimize değildi. Şu
üç numaralı slide var. Bir bakabilirsek belki şey olabilir. Burada en üstteki Spitzer iki Hubble, alttaki de James Webb’in aynaları en azından ölçekli olarak fotoğrafı. Spitzer’de James Webb gibi kız ötesi bir teleskop. Çünkü kız ötesi teleskop yani dünyada da yer tabanında da olsa ki o da sadece limitli bir kısım için olabiliyor. Çünkü atmosfer de su buharı var bu su buharı. Işıl ışıl yapıyor atmosferi, pırıl pırıl yapıyor. O yüzden ancak Sofia diye bir Boeing’e konan bir teleskop projesi vardı. Uçak uçuyor, orada havada gökyüzünde gözlem yapılıyordu. Onun için uydu olarak yörüngeye göndermek gerekiyor. Ve bunu yaptıktan sonra da o da yetmiyor. Teleskopları, dedektörleri kendi sıcaklıklarını dahi çok düşük seviyelere, 240 derece, eksi 240 dereceden bahsettiğiniz, aslında Miri diye bir
sebeple bir de medium fread için olan bir alet var. O, eksi 266 dereceye kadar düşmesi gerekiyor. Yanlış hatırlamıyorsam. Bu kadar düşük sıcaklıkları düşürmek gerekiyor. Kendi sıcaklığı. Bunu yaptıktan sonra eğer çok büyük bir aynanız varsa çok uzaktaki cisimleri gözleyebileceğiniz için yani fotonları toplamak anlamında işte o zaman evrenin ilk oluşum zamanındaki oluşan ilk galaksileri görme ihtimaliniz oluyor. En büyük şey bu.
Bir de bir numaralı slide var. Onu bir size zahmet gösterebilirsiniz. Şimdi bu bir numaralı slide’da soldaki Evet. Soldaki Evet. Soldaki görüntü, Hubble’ın çektiği sağdaki infrared yani kız ötesinde gözlenmiş görüntüsü aynı bulutusunun. Çok önemli bir olay var. Yıldızlar arası soğurmadan etkilenmiyor kız ötesi işinin.
O yüzden optikte göremediğiniz şeyleri burada görebiliyorsunuz. Bir de size zahmet iki numaralı slide var. Ona bakabilirsek Bu ikisi bir geri alalım arkadaşlar. Bir geri alalım sonra da öbürüne geçeriz. Bir geri alalım. Bu ikisi aslında aynı şeyi gösteriyor. Aynen aynen. Birisi optik bölgede görünür bölgede. Diğeri buradaki dikkat ederseniz bulut gibi toz gibi. Bulutun içerisinde görünmeyen kaybınan yıldızlar burada bulut görünmediği için görünür hale geliyor. Censeb’in en önemli yapması gereken işlerden birisi. Yaptığı işlerden birisi. Yapacağı işlerden birisi diyelim. Bu bulutların aslında bir nevi arkasını gördüğünüzü. Çünkü bulut su sıcak değil. Onun ışısı düşük olduğu için orada bir iz gibi çıkıyor. Buna mukabele içindeki yıldızlar veya arkasındaki yıldızların ısısı yüksek olduğu için bu şekilde çıkıyor. Aslında şöyle söylemek lazım tam öyle değil de bu işte gökyüzü neden mavidir sorusuyla başlıyor. Yani mavi ışık daha çok saçılıyor. Kırmızı ışık daha az saçılıyor. Daha az saçıldığı için bu tip gaz toz ortamlarından daha rahat geçiyor.
Uzaktaki gözlemciye ulaşabiliyor. Mavi ışık soruluyor deniyoruz biz ona. Ama aslında saçılıyor bu farklı yerlere doğru. Rastgele doğrultular da tekrar yayınlanıyor. O yüzden bir sonraki görüntüye iki numara yatabilirsiniz. Şimdi daha yanlış. Orada en alttan üçüncü grafik kusura bakmayın biraz karışık olmuş. Bu bizim Samanyolu galaksisinin diskinin merkezi bölgesinin çok farklı dalga boylarında alınmış bir poster görüntüsü NASA tarafından. En üst tarafta bu bir poster görüntüsü. Bu bir poster görüntüsü. Bu bir poster görüntüsü. Bu bir poster görüntüsü.
En üstte radyo bölgeler var. Yavaş yavaş dalga boyu kısalıyor. Yavaş yavaş dalga boyu kısalıyor. Aşağı doğru iniyoruz. Şu pırıl pırıl parlayan en alttan dördüncü grafik kızın ötesi bölgesi. Şu pırıl pırıl parlayan en alttan dördüncü grafik kızın ötesi bölgesi. Onun bir altı buradan daha, Bunun bir altı buradan daha, Yani bilmiyorum inşallah televizyonda daha güzel görülüyordur. Siyah bir kuşak gibi görünen optik bölgedeki görüntü. Evet o gözle gördüğümüz. Evet o gözle görebildiğimiz diyelim. Oradaki siyah band gibi olan şey işte disteki gaz ve toz bulutları. Oradaki siyah band gibi olan şey işte disteki gaz ve toz bulutları. Yani samanyolu diskinde. Ama bunların hiçbirisi kızın ötesinde olmuyor. Pırıl pırıl bütün yıldızları diyelim. Orada tabi seçilmiyor ama rahatlıkla görmek mümkün. Kızın ötesinin en önemli avantajı bu. Peki bu bir yandan da bir eşlik değil mi mesela? Peki bu bir yandan da bir eşlik değil mi mesela? Gaz ve toz bulutlarını görmüyor olmak. Mesela erinin ilk oluşum aşamasında çok daha yoğun ve gaz ve toz bulutu olacağını ve o yoğun gaz ve toz bulutunun erinin ilk oluşum aşamasında ilk yıldızların oluşmasında bir etkili faktör olduğunu.
Yok bu ondan yana sıkıntı yok. Bir üstteki grafikte de o dalga boyu değişiyor demiştim ya. Orada bir yerde de tekrar o büyük parlak yerine bir üstünde de onları seçebiliyorsun. Ondan yana sıkıntı yok. Sıkıntı burada yıldız ışığının soğurulmasından kurtulmak. Kozmolojik gözlemlerde böyle galaksimizin merkezine doğru bakmadığımız için o kadar zaten yıldız arası ortamdan çok fazla etkilenmemiş oluyoruz. Ama burada asıl önemli olan yıldız oluşumu gezegenler,
yıldızların etrafındaki onları en azından bir nebze daha iyi görüntüledim ve tabii ilk galaksileri anlayabilmek. Anlayacağı da ne olacak başımız göremeyiz. Şöyle. Bu iş için 11 milyar dolar sadece teleskop için harcanan para var. Buna enflasyonu falan da ekleyin daha da artacaktır. Yan uğraşlar şunlar bunlar koyduğunuz zaman hocamın da söylediği gibi belki de bu dörde beşe katlın 50-60 milyar dolarlık bir şey.
Her ne kadar Merkez Bankası’nın bizim satmış olduğu paranın yanında bunun hesabısı bile okunmasa da yine de böyle bir şey için büyük bir yatırım. Ne olacak bunu göreceğiz de? Şimdi şöyle. Başımız göremeyecek. Bu sorunun iki cevabı var. Birinci cevap bilimsel cevap onu veririz zaten konuşuruz. Ama ikinci cevap az önce hocamın söylediği cevap yani bilim insanları bir şeyleri hayal ediyorlar bir hedef koyuyorlar bir nevi.
Sonra mühendisler bunları zaten hani tanım belki de öyle gibi problemleri çözüyorlar. Bu problemlerle uğraşıyorlar ve bu işte harika. O çocuklar hayatımızda başka başka yerlerde işe yarıyor. Aynen yani bu daha şimdiden bir web sayfası var isteyenler bakabilir. Bu James Sebb’in spin-off firmaları neler işte hangi firma özellikle gözle ilgili falan ben okudum bulabildiklerim mesela. Böyle bir sürü teknoloji olarak geri dönüyor. Yani aynı işi tekrar tekrar yaparak yeni bir şey bulamayız. Kendimize yeni hedefler koyup kendimiz daha çok uzaklara doğru hatta özellikle hedefler oturtup onların peşinden koşmamız lazım ki yeni bir şeyler icat edelim. Çünkü bunların hepsi hani siz bu projeyle uğraşıyorsunuz ama yanında gelen yan etkileriyle bize geri dönüşleri oluyor. Yani bu işte bilinen hikayeleri tekrarlamayın internetin işte wireless’ların radyoteleskoplarla kullanılmasın telefonlarımızdaki kameraların vesaire. Dokunmatik sistemlerin bilmem ne falan filan daha binlerce on binlerce teflon tavaların. Evet evet aynen yani. Gerçi ekonomiye girmeyelim dediniz ama şunu da hatırlatmadım.
Ne bileyim yine döndü dolaştı ekonomiye girdik ama işte Ağustos ayında hepimiz duyduk. Afganistan’a harcanan para 20 yılda 2.3 trilyon dolar. Yani kaç 230 tane şey James Webb yapıyor yani aslında bilime o kadar küçük para harcıyor ki dünya. Yani bizim ülkemizde öyle yani bütün ülkeler öyle ben hani o ülke bu ülke demiyorum. Bilim ve teknolojiye aslında bu dünya normlarında çok küçük bir pay ayrılıyor ve bilim ve teknolojiden büyük şeyler yapmasını bekliyor. İnsanlar yöneticiler ama öte yandan 2.5 trilyon dolar harcamış işte insanlar Amerikan uçağına tutunarak yani o halde bir ülkeye dönüştü.
Orada büyük bir haksızlık var. Bence bilimi işte bu noktada bunun bize kattığı bilim eşi benzeri olmayan bir bilim. Ben işte şu resim karşımda bu resmi çok severim işte izleyiciler de arada görüyorlar. O resmi öyle bir yere koymuş ki arkadaşlar da kameralar öyle ki o resmi biz kimseye gösteremiyoruz.
21. yüzyılın başında 21. yüzyılı düşünsel olarak inşa eden insanlar işte bu insanlar vizyonerler. Bu insanlar kuantum fiziği diye bir şey olsa ne yazar onun için hiçbir kârı yok amaçı yok ama bugün burada oturuyoruz işte onlar sayesinde.
Bu kameralar onların sayesinde bu ışıklar onlar sayesinde her şey her şey yani şurada içtiğimiz su onlar sayesinde. Bütün sağlık cihazları, MR’lar, GPS’ler bunlar hepsi ne var? Bu bilimin vizyonerliği işte bu resimde. Bu tabi küçük bir grup. Yani daha anlaşılmış söylemek gerekirse Batı medeniyetinin bugün daha zengin olmasının ve orada milli gelirin 50, 60, 70, 100 bin dolara seviyesi olmasının sebebi bu adamlar. Bunlar ve bunların 100-200 yıl öncesi yani Newton ile başlayan ama Newton’u da sihirli değnek değil Newton’u da Newton yapan çevresindeki o stimülasyon, etkileşim. 1200-1200 yıllardan başlayan o orta çağın sonunda başlayan. 1200-1300 karanlık çağın o dibe vurmuş bir coğrafyanın artık bizim de bir şeyler yapmamız lazım deyip yola çıkması. Bu umarım bütün toplumlar için bir uyanış olur. Çünkü bilim teknoloji yoksa sonumuz belli yani bunu. Sonumuz Afganistan. Yani ben başka örnekler… Bir şey söyleyeceğim, ben başka bir şey söyleyeceğim şimdi. Biliyoruz ki çok geniş bir uzayın içerisinde bu web teleskobu gidiyor. Ve uzay temiz bir yer değil. Meteorlar, toz parçacıkları, bunlar var ve fındık kadar, fındık ile pirinç tanesinden ufak bir şeyin bu teleskoba çarpması bile bu teleskobu kullanama sahne getirebilir. Evet. Böyle riskli bir ortamda bu yolculuk nasıl güvenli yapılabiliyor, bunu nasıl hesaplıyorlar? Astroid kuşağı var, o var, bu var bir sürü şey var. Aslında o kadar öteye gitmiyoruz. Ben o ekrana geçebilirsem arkadaşlar…
Ve bunun yörüngesi var. Ama bir yörüngede sabit duracak değil mi bu? Evet. Yani dünyaya hep sabit duracak bir güneşe karşı. Şimdi az önce konuştuk, bu teleskobun güneşin yani sıcaklık kaynaklarına doğru bakmaması lazım. Evet. Bunu da yapabileceğiniz… Kaç numara hocam? Beş numaraya bakalım. Ersin Hoca’nın 5 numarası. Yörüngesine çıkınca yörüngenin dünyaya yakın bölgelerde, şurada ayı görüyorsunuz, Ay dünyaya 384.000 km. Çok yakın. Bizim haberleşme uydularımız, CEO’senkron uydular, biraz uzaktalar. Ama onlar da şuralarda bir yerde yani 39.000 km’de. Ay ile dünyanın onda biri. Yere yakın uydular 455.000 km’de. Yani uydu dediğimiz bizim haberleşmede kullandığımız cisimler dünyaya çok yakın. Ay ile dünya arasında ve dünyaya çok yakın. Çok çok yakın. Hatta bazıları çok yakın, az çok görünüyor uyduları. Evet. İşte 300 km’den başlar. Bunun James Webb’in güneşe ters tarafa bakıyor olarak işlem yaptığından bahsettik. Birazdan detaylarına gireceğiz. Ama önce yörüngesine bakalım.
Dünyadan çok uzakta olmayan, nispeten erişebilir uzaklıklarda 5 tane özel noktalar. Bunlara Lagrange noktaları diyoruz. Batı İtalya’da doğmuş, sonra ömrünü Fransa’da tamamlamış bir Fransız. Lagrange’ın gösterdiği 1700’lerin sonunda bize şu.
Bu 5 noktada kütle çekim dengeli. Yani bu nokta mesela L1 noktası dediğimiz güzel bir park pozisyonu. Oraya giderseniz ne güneşe doğru yönelirsiniz ne dünyaya. Orada nispeten kararlı. Nispeten. Bu şey gibi, manyetik kişiler var ya toplar var ya, şimdi moda böyle havada duruyor. Evet, biraz öyle. Şimdi bunlar da statik değil.
Aslında en kararlı yerler L4 ve L5 ama ulaşması biraz zor. L1, L2, L3 kararlıya yakın. Şimdi 7. yansıya gidelim. Bu bir hareketli. Bu noktalar sabit değil. Çünkü dünya güneş çevresinde hareket ediyor. L2 noktası da hep dünyanın güneşle doğrultusunun uzantısında. Yani eğer o noktaya bir yörüngeye bir uydu fırlatırsanız yapacağınız perdelemeyle ortamdaki parlak cesimlere ki güneş, dünya ve ayı hep aynı tarafta tutuyorsunuz. İşte bu uydu, bu cihaz her zaman dünyayı, güneşi ve ayı aynı tarafta verecek. Aynı tarafta görecek. Ve aynı perde bu parlak cesimleri kapatmış olacak. Az önce konuştuk, üzerindeki bir rezerv yakıtı var.
O da oradaki olası kararsızlıkları gidermek için ona yardımcı olacak. Ufak tefek manevralar yapacaklar. İşte bu sayede 20-30 yıl faaliyetini sürdürebileceği düşünüyorum. Gerçi şu anda 10 yıllık bir planlaması var ama çok daha uzun kaldıklarını biliyoruz. Uzun kalabilir. Şimdi 3.ye gidelim. 3. de hareketli.
3. de bu gördüğümüz son şekil bu 1 aylık yolculukta gerçekleşecek. İşte Ariyen’den böyle çıktı. Anne karnından böyle çıktı. Önce güneş paneli açıldı. Enerjisini toplamaya başladı. Sonra haberleşmeyi açtı. Yerle iletişim sağladı. Ondan sonra paneller açmaya başladı. Yani güneş radyasyonunu engelleyici perdenin tabakaları açıldı. Bunlar geçti. 4.günde oldu bunlar. Sonra bu biraz yukarıya kalktı teleskop kaidesi. Arkada momentum dengeleyicisi var. Ondan da bahsederim birazdan. Şimdi perdeler açıldı 5.günde, 6.günde, 7.günde. Bunlar zor manevralar. Ve yerde yıllarca bunlar tekrarlandı. Arkadaşlar bunu tam ekran verelim onu görüntülere lütfen.
Yıllarca bu manevralar tekrarlandı. Çünkü her bir problem bu aletin oracıkta çöp olmasına neden olabilir. İşte bugünlerde de şu işlem gerçekleşti. Bu 5 katlı bant. Bu elektrikçilerin kullandığı ısıya dayanıklı bant. Bu 80 derecelik ısıya önde-250 derecelik olacak. Evet burası cryogenik soğuyor. Öbür taraf engelleme sayesinde sıcaklığı o tarafta tutuyor. Bu arada da ikinci layına yerine gelecek. Önümüzdeki bir kaç gün içinde ve teleskop artık 15-16 gün sonra yerine ulaşacak. Ve kendini oluşturmuş olacak. Sonra da henüz her şeyi güzel diyemiyoruz. Sonra da 5 aylık bir deneme süresi daha var orada. Tabii ki orada bulunduğu ortamda sıcaklıkların gürültü seviyelerinin üzerindeki aletlerin operasyonları test edilecek. Yani önümüzdeki sene bu zamanlar büyük bir ihtimalle büyük bilim sonuçlarıyla biz olacağız. Ama önemli beklentilerimiz var. Onlardan da konuşuruz.
O birinci layına dikkat ettiyseniz parçalı parçalı. Onların kendilerini odağa getirmesi lazım. Katlı bir şekilde fırlatıldığı için, mesela Hubble’ın öyle bir şeye ihtiyacı yoktu. Tek parça bir ayna olduğu için. Kendi sana yabuk çıktı sonra düzeltebilirdi. Neyse. Ama bunu buna servis edilebileceği için mesela o uzun sürecek. En çok uzun sürecek şeylerden birisi o. Yani L2 noktasına ulaştıktan sonra olacak olaylardan birisi o. Orada sorulara bakıyorum. Kusura bakmayın. Hocam reklam mı? Bir reklam arası için durayım. Neden bahsediyorsun? Yok yok. Sonra devam edelim. Vatandaşta ilginç sorular var. Mesela birisi şöyle bir soru sormuş. Diyor ki cahil gibi bir soru ama merak ediyorum. Para her şeye bir yana bu projelerde harcanan ve uzayda kaybedilen örneğin hidrojen ya da işte bu aletlerde kullanılan metaller şunlar bunlar dünyada bir dengesine yolaşmaz mı?
diye bir soru var. Çok daha fazlası dünya atması yönü düzenli olarak giren parçalar var zaten. Uzay çöpü olsun. Evet biz ne yazık ki yani buna harcanan hidrojen onun yanında zerre kadar. Zerre kadar aynen. O yüzden çok önemli değil değerli zircimiz. Sorunuz çok önemli. Çok önemli. Yok yok çok önemli. Önemli değil de ki sorunuz değerli ama giden şey çok önemli değil. Dünya açısından baktığınız zaman. Dünyada risk oluşturacak.
Dengesel olacak dünya da bir şey değil. Çok daha fazlası doğal nedenlerle kayboluyor veya çok çok daha fazlası dünyaya gelebiliyor uzaydan. O yüzden dertli bir reklam arasında yeriz. Sonra devam edeceğiz. Hubble ve uzay teleskopuna ve uzayı konuşmaya. James Webb.
Evet Tolga hocam. Bunun göstereceği şeyler. Birincisi bu.
Ceviz web teleskopunun göstereceği şeyleri biz Türkiye buraya bir katkıda bulunmadık. 15 ülkenin katkısı var ama esas olarak Avrupa Uzay Ajansı, Kanada Uzay Ajansı ve NASA’nın ortak projesi bu değil mi bildiğimiz kadar? Avrupa’da ilgili de bir sürü devlet var içine içerisinde ama Türkiye’nin buna doğrudan bir kontribüsyonu doğrudan bir katkısı yok. Ama biz buradan bilgilerine yararlanabilecek miydiniz? Siz buradan şunu görmek istiyordunuz da yazsanız size esadan bununla ilgili görüntüler gelecek mi?
Bu çok önemli bir soru değil gerçi. Ağzına bakarsanız merak edin bir soruyu. Diğeri biliyoruz ki Hubble Teleskop bize evrenin genç halini göstermişti değil mi hocam? Bu evrenin çocukluğunu gösterecek diye umut ediliyor. Bu çocukluktan ne bekliyoruz? Buradaki muradımız ne? Çünkü bir yandan da başka teleskoplar da var uzaya yollanmış ve bunlar kimisi
ekzok ezegenleri tespit etmek üzere kurulmuş, kimisi yıldızların mevcut hızlı hareketlerini yer değişimini gözlemleyerek onları geriye dönük matematiksel hesaplarla bu yıldızların başlangıç noktasını bulmaya hedefleyen çalışmaları var. Bunun onlardan ne farkı olacak? Bebek evrende ne göreceğiz bakınca? Şimdi şöyle Ersin Hoca da bende az çok kariyerimizi böyle NASA’nın,
ESA’nın yaptığı uydularla, uydu projeleriyle işte buradan gözlem alıp bu gözlemleri analiz edip, arşivleri kullanıp… Herkese eşlik yapıyorsunuz yani. Yapan insan… Yani bilimsel anlamda değil ama mühendislik anlamında öyle oluyor ne yazık ki. Evet doğru ya doğru. O yüzden NASA ezelden beri yani işte bu özellikle işte başka dalga boylarındaki, yüksek enerjizdeki başka uydularıyla beraber bu tip işleri her zaman şu şekilde yapıyor.
Yani bu paneller kuruluyor, bilimsel paneller kuruluyor. Bu paneller çerçevesinde siz projenizi yazıp değerlendiriyorsunuz. Genellikle zor oluyor gözlem projesi almak çünkü hani benim daha yakından bildiğim projelerde 6’da 8’de bir proje ya kabul ediliyor ya edilmiyor. Çünkü sizin gibi tabi ki ne bileyim her yerden değişik insanlar yazabiliyor. James Devin özel durumunda Arpoz Ajanasının %15 yanlış bilmiyorsan bir garanti zamanı var. Yani kendisine bu fırlatma ve diğer bazı konulardaki destek açısından. Ama geri kalan kısımla ilgili bir sıkıntı yok. Bu tip projelerin başında bu 6 ay dediniz ya o süre ve devamında gelen sürelerde değişen oranlarda bir kısım zaman zaten blok alarak bu işi yapan o dedektörü yapan mesela kişilere, ekiplere, gruplara Amerika’da olabilir veya neredeyse onlara bir kısım veriliyor.
Ancak bu zamanla azaltılıyor mesela ilk 1-2 yıl falan. Yani onlar önce aslan peyniri alıyorlar sonra geri kalanında başkaları paylaşmaya başlıyor. Neyse ki şöyle bir durum yani tabi evren inanılmaz bir laboratuvar yani evet bir kaymak durumu oluyor ama sonrasında da yapılabilecek o kadar fazla iş var ki özellikle böyle üstün yeteneklere sahip aletlerle diyelim o bitmiyor.
Yani işte Hubble 31 yıldır hala görevde hala yeni gözlem projesi verseniz büyük ihtimalle kabul edilmez. Çünkü rekabet fazla. O kadar doğru. Evet. Bunu yerdabanlı teleskoplarda da böyle şeylerde de böyle. O yüzden o kısımda hakikaten böyle bir genel olarak bir durum var. Bunun en önemli sebebi de şu onu söyleyeyim konuyu diğer tarafa kaydırmadan.
Bunlar gerçekten siz de söylediğiniz gibi milyarlarca dolara yapılan projeler ve hiç kimse bu teleskopun uzayda boş birkaç kişinin tekerinde çalışmasını istemez. Hatıra fotoğrafı çekmesini istemez. O yüzden burada rekabet en önemli unsur, bilimsel rekabet. O yüzden NASA, ESA bu tip projeler de genelde açıyor. Bilimsel rekabetle tabi arada başka şeyler ufak tepek olabilir ama onun dışında sorun olmuyor. Eğer gerçekten iyi bir proje yazdıysanız…
Peki, bebek evrende ne görmeyi planlıyoruz? Yani şimdi bu teleskopun görmeyi umduğu, görmeyi planladığı en uzak geçmiş ne kadar? Evrenin yaşının 3 aşağı 5 yukarı 15 milyar yıla yakın olduğunu, 14 milyar yıl civarında olduğunu, 13.5-18.000 olduğunu biliyoruz. Mesela bu Big Bang gibi görebilecek mi? Yok, hayır. Zaten şimdi şöyle istiyorsanız mümkünse 10 numaralı slide’i bir açalım. 10. Şimdi tabi evren büyük patlama ilk başta olduktan sonra… Altama ekran verin o da gerçekten görünsün. Tamam. Büyük patlama ilk başta… Arkama da verirseniz, ondan daha iyi olur. Ver sen. Evet. İstiyorsanız göstereyim ben size. Göstereyim oradan size daha iyi olabilir. Bir dakika. Görenler. Big Bang’den sonraki yıllar. Big Bang ilk başta olduktan sonra birkaç 100.000 yıl diyelim 300.000 yıl kadar, 380.000 yıl kadar zaten bir geçmemiz gerekiyor. Çünkü bu sırada evren daha… Plazmalı. Optik change’e değil diyoruz. Fotonların serbest yolu çok kısa. O yüzden bunlar kaçıp uzaklara gidip kurtulamıyorlar. Sürekli çarpışmalarla geçiyor. Ondan sonra bir sıra bu karanlık devreler denen bir zaman var.
Çünkü evrenin soğuması ve tekrardan atomların, moleküllerin bir araya gelip yapıları oluşturması lazım. O da yani 100.000 yıl. Evet, o da birkaç 100.000 yıl sürüyor gibi görünüyor. Öyle düşünüyoruz diyelim. Sonrasında ancak 200-300.000 yıl sonra yavaş yavaş ilk galaksiler, ilk yıldızlar oluşuyor olmalı. Zaten tabii.
Yani o ilk yıldızlar, biz bugün onları işte daha çok gamaşın patlaması olarak vesaire gözlüyoruz, ölümlerini gözlüyoruz diyelim. Ve karadeliğe dönüşüyorlar. Fakat aynı zamanda ilk galaksilerin de oluşuyor olmasını. Hubble’ın gösterdiği kısım bizim için şuralar gibi bir yerde buluyor. O da galaksilerin bir de bir de daha yakın, değil mi? Zaten asıl bilinmeyen konu şu. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?
En büyük karadelikler mi galaksilerin oluşmasına sebep oldu maddeyi çekerek. Bugün karanlık madde bu işin en büyük şeyi gibi görünüyor ama bir arada toplayılısı maddeyi gibi görünüyor ama. Yoksa büyük galaksiler mi karadelikleri oluşturdu veya içlerinde barındırdı? Son tezgah sanki o dönemde önce karadeliklerin oluştuğunu. Çünkü bu denli büyük karadelikler oluşturacak madde oluşmanın patlamasına vakit olmadığını.
Galaksi evrimi olarak bakacak olursanız benim bildiğim asıl iş galaksiler birleşiyor. Küçük küçük bugün için bizim küresel kümeler dediğimiz binlerce yıldız vesaire barındırabilen kümeler var, gruplar var. Bunlar tarzı büyüklükte işte bugün cüce galaksilerin oluştuğu, bunların ama sürekli birbirleriyle birleşerek tekrar tekrar büyük karadelikleri ve büyük galaksileri birbirinde oluşturdukları yönünde. Bununla ilgili ama bilgilerimiz çok kısıtlı. Hubble’ın bir derin alan görüntüsü var. Benim slide’lerden bir tanesindeydi ama kaç numara şimdi hatırlayamayacağım. Ben de 12 numara. Ha 12 tamam 12 varsa tamam. Benim slide’lar arasında 12 numara. Çocuklar Tugay Hoca’nın 9’u da gelebilir. Tamam bu burada da olur. Şimdi burada Hubble’ın derin alanında gördüğümüz ilk galaksiler var.
Bunlar 400-500 milyon yıl olduğu düşünüyor yani evrenin yaşı anlamında. Ama görünen şeyler beklenenden biraz daha büyük, biraz daha olgun diyelim galaksiler yönünde. Ama buradaki sorun şu Hubble’ın durumunda işte optik bölgede çalıştığı için daha küçük bir teleskop olduğu için görece. Ondan sonra bir az önce unuttuk belki dünyanın yörün geçse etrafında dönüyor Hubble.
O yüzden tek bir noktaya sürekli bakıp dalamıyor, uzun pozlar veremiyor, sürekli araya dünya girmek durumunda. Censeb’de o anlamda da avantajımız olacak. Bunlardan birkaç tane gözlemek değil de bunları seri halde gözlemek mümkün olacak. İşte o zaman bunlarla ilgili biraz da bu gözlerimiz tek tük galaksiler mi istişneme olacak?
Şu 6 numarayı da açabilirsek, bunlar mesela bu Hubble’ın derin alan görüntülerinden bir tanesi yine. Bunları sanırım buydu 26 gün poz vermiş, toplam saniye olarak poz süresi.
Bunu biliyorsunuz Hubble’la ilgili bir büyük proje yapalım, nasıl bir proje yapalım diye düşünüyorlar. Yani ne yapabiliriz? En iyisi bomboş bir alana bakalım gökyüzünde, bakalım ne çıkacak diyorlar. Ve bu çıkıyor, binlerce galaksi. Mesela bunların mesafesi biliyor musun? Şunun dünyaya uzaklığının ne olduğu bilmiyor musun? Bir noktanın buradaki veya şunun daha parlaklığının ne olduğunu. Bunların tek tek bir kısmının bilinebilir. Bunlar bazıları yazıyor.
Bir de kırmızıya kaymaları verilmiş burada 8,5-8,6 falan gibi. 10,3 olan işte bildiğimiz en uzak galaksilerden birisi oluyor. Bunlar işte kabaca 400-500 numara. 10,3 ışık yılı mı? Ya bu hayır, şu demek bir galaksinin tayfını alıyorsunuz. Diyelim hidrojenin emisyon çizgileri oluyor tayfında. Çok detaylı. Tamam. Onun kaç kat değişti. Kaç kat kırmızıya kaydını gösteriyor. Yani hastaneye şu polis treninin kaç kat kaydını gösteriyor gibi. Ama 300-500 milyon yıl, kabaca 500 milyon yıl civarında bunun yaşı olduğu düşünüyor. Evenin 500 milyon yılı. Babanın gördüğü en uzak mesafe kaç yılda? İşte bu. Yani bu civarlarda olması lazım.
Benim az önce benim 12.yi tekrar koyarsak orada zoomlanmış olan, 12. Şimdi o zoomlanmış galaksi 13.4 milyar ışık yılı mesafede. Yani evren 400 milyon yıl yaşındayken biz onu görüyoruz Hubble’a. Şimdi bundan daha ötesini görecek mi? Bundan daha ötesini görecek. Daha ötesini göreceğiz ama daha önemlisi.
Daha net göreceğiz. Bunlardan bir tane değil de böyle sürekli görmeye başlayacağız. Yani daha ötede ve ışıması, optik ışıması kızıl ötesine kaymışı göreceğiz. Yani o kadar uzakta ki o Dopplervari kayma kendi lokalinden yaydığı optik artık bu kayma nedeniyle bize infrared, kızıl ötesi görecek. Bunu Hubble göremez. Hubble’ın en önemli avantajı servis edilebiliyordu biliyorsunuz.
Bir süre sonra bir kızıl ötesi dedektör takıldı Hubble’a. Ama bu optimize bir alet olmadığı için ancak bu kadar oldu diyelim. Bu arada 6 ile 7’yi peş peşe bir verebilirsek benim slidelarda belki böyle bir gösterme şansı olur. Bu Hubble’ınkiydi. Bir de 7’ye geçelim size zaten. Biz seninkini göreceğiz. Bu James Robin simüle edilmiş hali. Şimdi ikisi arasında şöyle bir gel git yapabilirsek aradaki zenginliği fark etmek mümkün. İkisini yan yana koyabilirsek arkadaşlar. Yan yana herhalde bilmiyorum nasıl olur ama. Öbürler herhalde. Şeyde var isterseniz. Yan yana koyacak teknolojimiz yokmuş. Ben öyle hazırlamamıştım. Bu Spitzer bir James Robin fark. Bu şeyle buradaki asıl görüntü şey aslında şu Spitzer bir kızıl ötesi teleskoptu demiştim. Bu çok daha neti ama. Bu onun gözüyle görünen alan. Bu da James Hep ile görünmesini beklediğimiz alan.
Bir daha yüksek piksellik bir fotoğraf ingresi gibi. Yani bir yerde öyle tabii. Ama dikkat ederseniz çok daha sönük. Buradaki nokta sayısı galaksiyen sayısı. Bunların her biri galaksi. Her biri bir galaksi mi bunlar? Evet. Tabii tabii bunlar yani yıldız varsa da çıkarılıyor. Çünkü onları hani… İhtiyaç çok görmüyor. Araya giren yıldızları görmüyoruz. Onları elimine etmek mümkün. Bu bir simülasyon olduğu için de zaten hiç koymayamak en kolay.
Yani bu yapacağı şey daha önce aldığımız kızıl ötesi de ki bu görüntüyü çok daha net hale getirmek ve daha önemlisi belki de şu minik noktalar dikkat ederse hepsi en uzaktaki galaksiler oluyor. İşte onların sayısını arttırmak ki sistematik çalışabilir. Peki çok uzağa gördüğü için bu daha az sayıdı mı galaksi görecek? Çünkü başlangıçta galaksi sayısı daha mı azdı yoksa daha mı fazlaydı?
Şimdi şöyle eğer şu anki galaksi birleşme teorisi dediğimiz teori doğruysa sayıca daha fazla olmasını ama tek tek çok sönük çok daha küçük olmasını bekliyoruz. Biz galaksi… çoğu galaksi aslında tek başlarına durmuyor. Galaksi kümeleri dediğimiz büyük yapılar içindeler ve bunların içinde de merkezi noktalarda yine en büyük galaksiler oluyor. Bizim bildiğimiz en büyük galaksiler oluyor.
Bunlar da galaksi kümelerinde birleşerek içerideki yoğun ortamda çok sayıda galaksinin birleşmesiyle oluşuyor. Eğer aynı senaryo evrenin başına itibaren geçerliydi ise bugün gözlediğimiz böyle olmasını bekleriz. Diğer görüntüler neydi hocam? Onları merak edin bazılarını. Aslında aynı şeyler. Şu neydi? 9 numara ve 5 numara. Şu lagrenç noktası için Ersin Hoca gösterdi. 9 numaraya bir bakalım. Tolga Hacı’nın 9 arkadaşlar. Tamam bu da şey yani tam aslında yaşını daha iyi gösteriyormuş. Bu Hubble’ın daha önce yaptığı derin alan görüntüsü o gökyüzdeki boş bir noktaya günlerce bakmakla ulaşılan, kabaca ulaşılabilecek miktarı gösteriyor.
James Webb’in karanlık çağlardan sonra ilk defa maddenin ışınmaya başlaması, iyonize olması, olmaya başlamasıyla ilk olacağı yerleri göstermesi durumunu gösteriyor. Tabii James Webb’in burada bir dezavantajı var bu arada bazı konularda. O da ne? Küçük bir alana ama derin bir şekilde bakabilecek. Tabii biz evreni çalışmak istiyorsak daha büyük alanlara bakmamız lazım. O da başka bir teleskopla yakında.
Öyle projede var mı şu anda yüreği? Var var. Nancy Grace Roman Teleskopu denen bir teleskop var örneğin. O teleskop çok geniş görüş alanlı. O ne zaman çıkacak? Herhalde aynası bitti birinci aynası diye biliyorum. Ben herhalde en az bir 10 yılı falan yani 6-7 yıl falan rahatlar. Bununla birazcık ortak çalışabilirse diye umuluyor James Webb’le. Çünkü o çok geniş alana ama çok daha kısıtlı Hubble kadar aynası.
Yani James Webb ilk yıldızları görecek. Evet yani yıldızları tek tek demeyelim galaksileri diyelim. Çünkü yıldızları tek tek ayırt etmesi çok zor. Onları zor ama ilk galaksileri görecek ve buradan bu tarafa doğru gelmemizi sağlayacak tabii. Yani bir anlamda çünkü bütün teleskoplar artık bunu tekrar etmeyelim burada zaman makinesi gibi geçmişten bize doğru getiriyor. O zaman biz bu galaksiler bugünkü hallerine nasıl evrildiler onu anlayacağız.
Çünkü şu anda bunu açıkçası çok iyi bilmiyoruz. Peki hocam teşekkür ediyoruz. Peki Ersin Hoca bu şeyin James Webb’in fırlatılması niye bu kadar gecikti? Niye 24 sene sürdü? Çünkü ben takip ediyorum. Yıllardan beri takip ediyorum. Her seferinde şu teknolojiyi de ekleyelim, bu teknolojiyi de ekleyelim.
Ben de herhalde bunları yapamıyorlar. İşte onu da ekleyelim, bunu da ekleyelim. Zaman kazanmaya çalıştılar. Galiba burada bir götürme operasyonu var. Yani beş müteahhitler vermişler bu işi. Onlarda işte şunu da koyacağız, bunu da koyacağız falan filan diye. O beş Amerikan savunma müteahidi vardı diye meşhur. Onlara vermişler herhalde falan diye düşünüyordum. Niye bu kadar gecikti hakikaten? Aslında araya çok şey girdi. 2001’den bahsettim. Yani 2000’de bu büyük rapor yayınlandı.
Böyle bir teleskop, böyle bir hedef önemlidir dedi Bilim Akademisi, Bilimler Akademisi Amerikan. NASA da bunu destekledi. Ondan sonra Irak Savaşı çıktı. Yani 11 Eylül olayları, Irak Savaşı. Tabii bunlar olayları biraz garipleştirdi o esnada. Yani büyük ülkelerin öncelikleri arasında bunu yapmak yer almadı.
Ama bilimsel olarak bakarsak gecikmesinin en önemli sebebi 90’ların ortasında yani böyle bir fikir ortaya çıkınca 90’ların ortasında aslında biraz yanlış kestirimde bulunmuşlar. Yani böyle bir teleskopu 1 milyar dolar gibi bir bütçeyle yaparız diye ortaya çıktılar.
Ve şunu gördüler ki 2000’li yılların başında bu teknoloji henüz ortada yok. Hani böyle bir açılma kabiliyetleri olsun. İşte böyle segmented dediğimiz altigen parçaların bir araya gelip toplamda 6.5 metrelik bir ayna oluşturması teknolojisi olsun. Henüz üzerinde uzmanlaşılmamış. Ama bu bir avantaj getirdi. Neden? Çünkü uzayda işler şöyle yürür. Siz uzaya bugünün teknolojisini gönderemezsiniz. 10 sene öncenin teknolojisini 10 sene boyunca çalışırsınız. Test edeceksiniz binlerce kere ki fırlatıldıktan sonra sorun çıkarmasın diye.
Bak iyi bir işlemci çıktı. Gelin şunu koyalım. Yok öyle şey. Teknolojisi 10 sene önceden… Bu nedenle Japon otomobileri dünyada teknolojiyi en geriden takip eden otomobillerdir. Çünkü aynen bu mantıklara giderler. Ama şimdi otomobil işleri ayrı. Uzayda başka yani bu en risksiz yani risk alıyorsunuz zaten yeterince. Bir de oradaki operasyonu için risk almayın.
Zaten fırlatması bir risk. Orada yörüngede kalması başka riskler içeriyor. En azından çalışması risksiz olsun diyerek teknolojisi işte fırlatmadan 10 sene kadar önce ortalama netleşmiş olur.
2000’li yılların başında James Webb yani o zamanki adıyla başka yeni nesil Hubble henüz teknolojisine yani uygulanabilecek teknoloji ortada değilmiş. Konsept olarak ortada ama fabrikasyonu için üzerinde çalışmak gerekiyor. Araya siyasi meseleler girdi yani onun da etkisi olmuştur eminim. Ondan sonra işte 2000’li yılların sonunda bu sefer uzayan proje uzadıkça insanların tedirginlikleri de artar. Neden? Hocam şu arkada görüntüümüz her biri bir parça ayna değil mi? Bunların her biri her bir segment diyoruz. Onların her biri yekpare ayna. Hangi maddeden yapılıyor o aynalar? Genelde bunu tanımlıyorum. Bu belirleyim altın kaplı. Bunun işte birbiriyle kenetlenmesi ki orada bir odak oluşturabilmesi için onun hesaplandığı şekilde yörüngede kendi başına planlandığı şekilde bir araya gelmesi lazım.
İşte bunlar binlerce kere deniliyor. İşte en ufak bir şey çıkınca sistem kürleyen baştan sona tekrar test ediliyor. Ondan sonra işte Hocamızın, İskender Hocamızın işi roket. Roket de hocamız daha iyi açıklar. Biraz sallantılı çıkar yani öyle güzel Japonların hızlı treni gibi böyle güzel hani hissettirmeden kalkıp durmaz.
Muazzam bir cü kuvveti var orada. Kuvvetin içinde çok da ciddi titreşimler var. Oralarda sorun yaşamadan çıkması için testler yapılır. Bunların hepsi risk. Onu İskender Hocaya soralım isterseniz. Hocam şimdi Ersin Hoca dediği gibi muazzam bir sarsıntı ile kalkıyor bu roketler bildiğimiz kadarıyla.
En azından filmlerden öyle biliyoruz. Bunun içine koyulan bu nevi çok hassas, çok kıymetli ve elektronik parçaları ve üstünde optik veya benzer aynak gibi hassas şeyler olan. Bu nasıl bir koruma içerisine alınıyor veya alınıyor mu? Tabii tabii hem koruma için alınıyor hem de yeryüzünde biliyorsunuz testleri yapılıyor. O titreşim testleri, o titreşimlere sadece titreşimlere değil düşünüme dayanma testleri en önemli safalardan bir tanesi. Titreşim ve de bu hani G diyoruz ya yer çekiminin titreşimleri ona G-jitter deniyor.
Bunlar çok önemli ama artık onları öğrendi uzay mühendisleri nasıl test edileceğini ve nasıl korunacağını. Onun için çok büyük bir sorun çıkmazsa onu halletmesini biliyoruz.
Kanıtı da ortada Ersin Hoca’nın dediği gibi bir sorunsuz bir şekilde açıldı ve her parça yerinde anlaşılan duruyor ve birbirine eklenmesi ve açılması da bir sorun şu anda yok ve de olmayacak da muhakkak. Peki hocam şimdi sizin 7, 8 ve 9 numaralı görselleriniz benim kafama takıldı.
Bunlarla ilgili bize ne anlatacaksınız? Lavaziyeden başlayarak. Şeyden ilişkili Fatih Bey aslında açılış konuşmasında çok güzel bir noktaya dayandınız.
Teknoloji üretmemiz ileri teknoloji yüksek teknoloji üretmemiz orada biraz eksikliğimiz var. Biraz değil belki de çok eksikliğimiz var. Efendim? Bunu bir de tabi neden böyle diye de biraz anlamak lazım. Zaman önemli yani ne kadar bu işlere erken başlarsanız elbette o kadar hızlı gidiyorsunuz.
Lavaziyeden bahsetmemiz ne dediğim benim konularımdan bir tanesi hidrojen konusu, hidrojen enerjisi, hidrojen stratejisi konular üzerinde hem kafa patlatıyoruz hem de iş yapıyoruz. Yani buradaki tarihlere bakın. Üstelik de 1789’ın Fransa tarihi açısından önemli ne biliyorsunuz. Yani Lavaziyye bu o zaman için basit değil elbette ama deneyle suyun hidrojen ve oksijenden oluştuğunu ve bunu tekrardan bir kıvılcımla yakarsan tekrardan su elde edildiğini gösteriyorlar. 1789 ne yapıyor? 230 sene öncesi yani bir öncelik var elbette. Bunun daha da öncesi var.
Aslina hocanda söylediği gibi en diktom daha eskisi de var elbette ama en azından bunları bir anlamamız lazım. Ve de bir şekilde kapatmamız lazım. Bu da arada ki benzemeyi görüyorsunuz herhalde. Benim önce Orlayan’da şimdi de otomakinede kurduğum bir yanma, küresel yanma sistemi diyoruz. Bu işte alevlerin bir ilerleme hızı vardır.
Hidrojen ve oksijen alevlerin de aynı şekilde onun ölçülmesini sağlayacak bir sistem yani bir şekilde 230 sene yakalanmaz elbette de bir şekilde hızlandırmamız lazım. Hızlandırmak gerek. Aynen. Peki hocam Lavaziyye’nin nasıl öldüğünü gayet iyi biliyoruz değil mi? Tabii.
Giyotin ile idam edildi ve Giyotin’e giderken, Giyotin’de sırasını beklerken Lavaziyye kitap okuyordu. Ve Giyotin’e hadi gidiyoruz, eğer zaman kitaptaki sayfayı unutmamak için arasına bir kağıt koyar kitabın öyle gider Giyotin’e. Ve biliyorsunuz ki Giyotin sırasında da kafa vurulduğu anda beyin o an duruyor mu durmuyor mu diye bir test yapmak için bir anlaşır arkadaşıyla ve gözümü kırparsan bil ki,
beyin o an durmuyor diye kendi ölümünü de bir deneye çevirir böyle bir yerden buraya geliyor iş. Aynen. Bir de tabii şeyini biliyorsunuzdur muhakkak hani neden Giyotin’den boynunun vurulduğunu. Bu üstelik de benim bulunduğum Orlayan civarında kral adına vergi toplayanlardan bir tanesi. 28 kişi var, bunların hepsinin kafası gidiyor zaten.
Yani nedeni de bu öbür akademisyen arkadaşları da Davut Aze’yi kurtarmak için de çok fazla da çaba sarf etmiyorlar bilinen şeylerden bir tanesi. Hocalar çok güzel anlattılar yani bence çok başarılı bir yayın.
Bir paralel yapmak yani bizim tarafla diyelim işte bu yanma fırlatma taraflarıyla astrofizik diyelim onun adına bir paralel benzerlik kurmak açısından görüntüleme bizler için de çok önemli. Yani astrofizik de bir şekilde bir görüntüleme, sinyali alıp bir görüntüye çevirme ve burada da elbette fizik.
İleri fizik kullanılıyor. Şunu göstereyim bu mesela bir alevin görüntülenmesi. Burada da gerçekten işte bu Rayless Katring dediğimiz hocalarımız bilir. Işığın saçılması tekniği kullanıraktan o alevin bu sizin ocaklarınızda ev mutfak ocaklarınızdaki alevin tak elbisi. Hangisi hocam o? Ya bu aynı alev.
On numara şey alın arkadaşlar şimdi gösterdiğiniz şey değil on numara değil mi? Pardon evet on numara doğrudur. Yani gerçekten bu yani bünsen alevleri diyoruz ya ocağınızda bakarsınız doğal gaz alevine işte böyle bir alevdir o biraz titrer filan. Tam olarak kimyasal reaksiyonlarının nerede olduğunu görebiliyoruz işte o alevin etrafındaki.
Dolayısıyla bu görüntüleme teknikleri ve bu tekniklerin fizikle ilişkisi çok önemli. Aynı şekilde bir sonrasına giderseniz 11’e gelirsek bu da daha hani bizim motorlarda gaz türbinlerinde kullandığımız türbülanslı alev dediğimiz çok daha karmışık görüyorsunuz zaten bir önceki laminer dediğimiz aleve göre farkını. En solda gözle bakarsanız bu aleve böyle bir şey görüyorsunuz işte ortada yine lazerle bu sefer buna miscatering diyoruz veya tomografi tipinden bakarsanız alevin detaylarını görüyorsunuz. Sağda da bunun bir bilgisayarda işlerseniz.
Beyaz kısım ortadan gelen yanmamış soğuk karışım diyelim siyah kısım yanmış kısım ve ikisinin arasındaki şeyde yani interface ile alevin ta kendisi. Dolayısıyla o açılardan da benzerlikler var kullanılan teknikler açısından ve mühendislik mühendislik diyoruz ama bütün bu mühendisin arkasındaki de aslında fizik kimya ve fizik elbette. Dolayısıyla fen bilimlerinin bir öbürü tamamlıyor. Sürekli bir adım o bir adım o bir adım o bir adım o üst üste. Dolayısıyla tüpitan Hasan mandalı hocanın ve bütün tüpitan fen bilimleri üzerinde ısrar etmesi çok yerinde fen bilimlerinin de kuvvetli olmazsanız mühendisliğe gidebiliyorsunuz ama.
Hasan mandalı hocanın tüpitan’a iyi işler yapıyor zaman zaman çok eleştiriyor ama her şey eleştirilir çünkü eleştirilmeden zaten bilim olmaz ama iyi şeyler de yapıyor tüpitan son dönemlerde. Onun hakkını vermek lazım. Dikonoloji konusunda devam etmek isterseniz iki üç şey göstermek istiyorum. Buyurun hocam lütfen. 15’e gidersek. Ben de 14’e gidecek değil mi? Siz 15 dediniz daha iyi. Şimdi diyoruz ya hani teknoloji üretmemiz lazım. Niçin üretemiyoruz şeklinde. Şimdi bu bir gaz türbini. Elektrik üreten bir gaz türbini. Devasa bir şey boyutlarını görüyorsunuz. Bu 400 megavat falan civarındadır. Hatırlamıyorum ya Siemens’tir ya General Electric’tir. Şimdi bunu görünce bu bugünkü hali. Nereden çıktı diyorsunuz? Gökten düşmedi değil mi? Geçmişi var. İşte geçmişi bir son retine gidelim.
16’ı. Bir 80 sene önce bu durumlardı. Yani ikinci dünya savaşının öncesinde hem Almanlar hem İngilizler işte savaş uçaklarına gaz türbiniyle uçurmaya çalışıyorlar. Teknoloji 80 sene önce böyle. Bir sonrasına gidersek de aynısını göreceğiz. 17 arkadaşlar. Evet.
Şimdi bunu bile bakınca bu da nereden çıktı diyebilirsiniz aslında. Onun da çıktığı yeri bir sonraki gösterecek. Bir daha gidelim. 1791 John Barber adlı bir arkadaşa İngiliz bir patent veriliyor ve bu türbin patenti. Bu Crocki üzerinden veriliyor. Elbette o zamanlar bir şey imal edilmemiş ama Crocki’yi incelerseniz bütün elemanların orada olduğunu görüyorsunuz.
Bu önemli olan 1791 yani Lavazia’yla yaşıt diyelim. Geriye doğru salarsanız bu sefer tekrardan yukarıya doğru çıkarsanız. 1791 1891 250 sene. Aynen yani evet. Dolayısıyla bu türden teknolojiler bunlar enerji teknolojileri elbette çok uzun zamanlar oluyor oluşması ve bugünkü mükemmel durumlarına ulaşılması. Yani bizim için hüzünlü olan şey demin siz de biraz söylediniz Türkiye’nin bu sürecin hiçbir yerinde olmaması. Dolayısıyla ne yapıp yapıp bir yerden artık bu sürece dahil olmak lazım. Gerek yok hani çok geç yakalayamayız falan demek yetinmemek lazım. Mesela bugün gaz türbinlerine doğal gazla beraber hidrojen yakılması konusu var. Bu konuya çalışabiliriz ve çalışıyoruz aslında. Dolayısıyla bu teknoloji olayına iyice bir girmemiz lazım. Demindeki söylenildiği gibi.
Peki hocam 15 milyar tonluk soru diye bir sualiniz var sizin. Nedir bu soru? Yani o da buna bağlı en son slide olması lazım. Evet. 22 arkadaşlar. Evet. 22 evet. Şimdi bu dedim ya demin enerji konusunda herkes değil yani. En azından bizim çalıştığımız konulardan önemli konulardan bir tanesi ve üstelik de birkaç gün önce de tekrardan gündeme geldi.
Biliyorsunuz nükleer ve doğal gazı Avrupa’ya geçil, finansal geçil yatırıma kabul edecek gibi gözüküyor. Türkiye’nin enerji bağımlılığını biliyorsunuz. Hem doğal gaza yakıtı satın alıyoruz. Yakıtı satın almakla kalmıyoruz. Demin gösterdiğimiz gaz türbinlerimiz. Öncelikle satın alıyoruz. Satın alıyoruz. Yani katmerli bir bağımlılık.
Dolayısıyla doğal gaza verdiğimiz 40-50 milyar dolar aslında gaz türbinlerinde derseniz da ikide çakılıyordur. Nasıl yaklaşabiliriz bu durumu biraz düzeltmek için? Türkiye’nin elinde olan biliyorsunuz tek fosil yakıt, kömür, bende öte lin yitlerimiz. Bunları yakmak zaten zor. Çünkü kötü kömür bunlar. Fakat gazlaştırma dediğimiz olaya çok uygunlar.
Fakat fosil yakıştırmada yani yakmıyorsunuz. Yakması gereken, yakılması için gereken oksijenden daha azını veriyorsunuz. Ve ortaya bir gaz çıkıyor. Buna sentetik gaz diyoruz. Bu da karbonmonoksit artı hidrojen. Yani bu senelerdir bunun üzerinde çalışıyoruz. TK ile beraber, Avrupa projeleri, şunlar, bunlar. Tekrardan bunu gündeme getirmemiz lazım. Bu şunu demek istiyor. Ya unutacağız bu lin yit rezervlerini? Herhalde şimdi 20 milyar tona ulaşmıştır. Veyahut da bir şekilde kullanacağız. Yani bunu bildiğimiz buralar vasıtası yakmayla kullanamayacağımız artık ortada. Dünyanın yeni kuralları gereği. Aynen. Bunu ancak yeni teknolojilerle gazlaştırarak kullanabiliriz. Karbon dioksit olayını unutsanız bile bunların saldığı partiküller gerçekten sağlığa pek yararlı değil.
Dolayısıyla gaz haline çevirip ve o karbonmonoksit ile karbon dioksit ile çevirip onu da biliyoruz. Tutabilirsek hidrojen üretebiliyoruz. Dolayısıyla bu tam o zaman bankable olabilecek gibi gözüküyor. Avrupa’daki son gelişmelerle de beraber. Bu üzerine gidilmesi gereken teknoloji geliştireceksek, bu alanlardan bir tanesi bu teknolojiyi geliştirebiliriz ki.
Türkiye’nin mümkânı var. Tübit Akmam üzerinde çalıştı, beraber çalıştı, TK’yi çalıştı. Tekrardan bakanlığın da yardımıyla elbette bu konuyu bence bir an önce ele almamız lazım. Hocam, valla Neron gibisiniz. Neron gibisiniz. Yakmakla ilgili konular şahane anlatıyorsunuz. Teşekkürler. Sağ olun. Hiç bilmezdim şu söylediğiniz gazlaştırmayı niyetin.
Bu niyetleri ne yapacağız diye düşürdüm. Bu çok ilginç bir şey. Yarın deyip ben bunu okumaya başlayacağım. Çok ilginç bir şey açtım. Siz tabii ki biliyorsunuz da ben ilk defa duyuyorum. Çok da hoşuma gitti bu. Ben size gönderirim bazı şeyler. Buyurun. Yok gönderirim bazı şeyler dedim. Valla çok sevinirim hocam. Ona mailersiniz bunları. Peki Türkiye’nin Tübit Akm’ın bununla ilgili çalışmaları var mı yoksa şu anda bir şey yapılmıyor mu?
Şöyle yapıldı. Şu anda bir durgunluk var. Yani şu anda derken birkaç senedir bilhassa Marmara Araştırma Merkezi çalıştı. Ve tekrardan dediğim gibi hep beraber tekrardan bu işe başlayacağız. Şahane hocam. Çok teşekkür ediyorum. Tekrar teleskopla şimdi izleyiciler teleskop deyince tabii herkesin kafasında başka bir şey oluşuyor. Ama çoğunlukla oluşan şey şu.
Bu 13 milyar yıl öteyi, 13 milyar ışıklı öteyi çok net görecekse daha yakını süper görür diye bakıyorlar. Böyle midir? Daha yakını süper mi görür? Ekso gezegenleri görebilir mi? Buralarda hayat var mı mesela 13.5 milyar yıl okudelik görüyorsa işte 10 ışıklı öteyi artık cam gibi görür diye düşünüyor insanlar. Ve bir bakacak ki aaa şu güneşin, şu gezegenin, şu yıldızın, şu gezegenin de binalar görüyoruz falan mı diyecek diye soruyorlar.
Çok güzel bir bağlantı. Tabii onları da göreceğiz. 13. yansıya gidersek. 13 arkadaşlar. Hepimizin ilgisini çeken hani ben çok sevmem ama öğrenmek peşinde koşmadan da duramam. Kara delikler. Evet. Kara delikler bir muamma. Muamma. Çünkü görülemiyor, gözlemleremiyor.
Ona her şeyi bağlayabilirsiniz. Ondan paralel evrenlere gidenler mi dersiniz? Bunlar da mümkün. Ama benim ilgilendiğim kara deliklerin çevresi yani ışığın gelebildiği yerler. Ve az önce Tolga hocanın bahsettiği gibi o çevredeki disk yani kara deliğin kütle çekilin… Ola yufkun. Ola yufkunun biraz gerisi.
Orada yığılan madde bizim kızıl ötesinde çok bugüne kadar görmediğimiz şeyleri göreceğimiz bölgeler. Neden? Çünkü biz bugüne kadar aslında oradan toplu bir X ışığını gördük. Artık o disk dediğimiz bölgenin yaydığı kızıl ötesi ışımayı görebileceğiz.
Ondan, onun kadar önemli yani ondan daha önemli değil, onun kadar önemli kara delik boyunca hüzmelenmiş… O jet dediğimiz ışımanın kızıl ötesi dalga boylarındaki etkisini görebileceğiz. Ve bunları… O kara deliğin çevresindeki olay yufkunun içine aldığı maddeleri… Kara deliğin içine yollayamadıklarını dışarı püskürtmesi.
İşte orada az da olsa manyeti kalan netkisiyle hüzmelenmiş oluşmuş bir jet yapı. Ama olay yufkunun dışında tabii. Dışa çıkıyor. Ve bu bizim kendi galaksimizin merkezindeki yay takım yıldızının orta yerindeki büyük kütleli kara delikle rahatlıkla görülebilir. İşte bakılacak önemli hedeflerden bir tanesi bu.
Hocam ama benim sorum o değil. Dalsız izleyicilerin sorusu o değil. Diyorlar ki uzaktakini o kadar gören… Yani mesela ben buradan baktığımda şuradaki duvarı görüyorsam bu bardağın içindeki çay taneleri görüyorum. Demek ki yakın bir egzo gezegende hayat var mı yok mu görebilecek miyim? Tamam. Şimdi ben uzaktan başladım. Uzaktan başladın. Anladım. Yakına gelelim. Amacımız dünyanın eşini bulmak. Ama üzerinde işte Fatih Bey de olsun ben de oturayım böyle karşıdan bakışalım.
Bu teleskopla olacak şey değil. Sorduğum buydu. İnsanı henüz göremeyeceğiz. Medeniyeti göremeyeceğiz. Medeniyeti göremeyeceğiz. Ama 14. yansım bir dersiz. 14 arkadaşlar.
Bunun James Webb’in geri planında olan odaktan alınan ışığı ayrıştırıp inceleyen ve çok yüksek çözünürlükle taifuna yani onun içerdiği… Maddelere… Basit prizma düşünün. Beyaz ışığı, gökkuşağı renklerini ayırmayı,
kızıl ötesi ışıkla çok hassas bir şekilde ayrıştırıp atmosferinde dünyaya nispeten yakın, ne kadar yakın? Dört ışık yılı mesafede. Proxima Centauri bize en yakın, güneşe en yakın yıldızın yörüngesinde bir gezegen var. İşte o gezegene bu cihazla bakıp… Atmosferinde ne var? Hangi maddelerden var?
On bazı elementler var mı? Su buharı var mı? İşte yaşam için olmazsa olmazlar var mı? Bunları bu cihazla çok rahat görebileceğiz. Ama bir şeyi de eklemek isterim bu noktada. Şimdi Amerikan Bilimler Akademisi’nin yaptığı on yıllık çalışmalardan bahsettim. 2000 yılının liste başı James Webb’di.
2010 raporunun liste başı, işte az önce Tolga Hoca’nın bahsettiği, şimdi adına Rubin Teleskobu denen, Roman. Roman Teleskobu denen ve onunla beraber şimdi adına Rubin Teleskobu denen büyük alan tarayacak bir kızıl ötesi ve onun hemen yanındaki optik bir teleskop, büyük bir optik teleskop projesi.
O nerede? 2027 ve 28’de gidiyor. Yani 2020’li ve 30’lı yıllar kızıl ötesi bilimin zirvesi olacak. Ben bir demekine bir parça… Hocam ben bir iki bir şey söyleyebilir miyim izleyicilere? Şimdi çok aynı konuda çok sualde geliyor. Değer izler, diyorsunuz sorulduğunuz şey diyor. Diyorsunuz ki bu teleskop uzayın geçmişine bakacak. Diyorsunuz büyük patlamayı nasıl görecek? Büyük patlamayı görmeyecek.
Büyük patlamadan 200 milyon milyon yıl sonrasını görebilecek en iyi ihtimalle. Büyük patlamayı göremeyecek. Böyle bir şey görmek ne yazık ki mümkün değil. Hele büyük patlamayı görmek zaten mümkün değil. O yüzden bu konudaki sorudan lütfen sormaza gerek yok. Büyük patlamayı göremeyeceğiz. Büyük patlamadan 200 milyon yaklaşık diyorum 200 milyon yıl sonraya görebileceğiz. Yine çok sorduğunuz bir şey. Ya o baktığımız yere yıldızlar yok ise artık.
O baktığımız yere yıldızlar zaten büyük ihtimalle artık yok. 13 milyar yıl önce oluşmuş yıldızların pek büyük bölümü bugün patlamış gitmiş başka bir şeye dönüşmüş. Onları yerine yine yıldızlar almış muhav. Ama baktığımız zaman yani 13.5 milyar yıl önceye bakacağım için o zaman var oldukları için görebileceğiz. Bugün değil. Yani 13.5 milyar yıl sonra dünyada hala birileri var ise ve dünya var ise ki olmayacağını biliyoruz ama diyelim ki var. Bakarlarsa onları göremeyecekler zaten.
Biz bugün 13.5 milyar ziyadeye bakıp görüyoruz. Bugün onların büyük bölümü yok. Doğru mu hocam? Doğru bir ufak şey yapayım. Birincisi deminki soru ile ilgili olsun. Şimdi bir teleskopun en önemli güçlerinden bir tanesi ki biz çoğunlukla onu kullanıyoruz aslında. Işık toplama kabili. Cemsib’in 13 milyar ışık yıl uzaklıktaki galaksileri neyse artık yeni oluşan yıldızları gözleyebilecek olmasının sebebi zaten bu. O yüzden büyük bir aynası var. Büyük bir aynası olması. İkinci nokta öte gezegenlerle ilgili olarak belki söylemek lazım. Yıldızın kendisi yani güneşle dünyayı düşünürseniz parlaklıkları inanılmaz farklı. Milyonlarca kat daha parlak bir yıldız var. O yüzden siz ne kadar iyi bir teleskop ile bakarsanız bakın öncelikle o yıldızın ışığını bloke edip kenarındaki gezegenin ışığını ayırt edemediğiniz sürece bunu yapmanız zor. Bunu yapabilecek bazı ekipmanlar cemsib de mevcut. İşte koronograf diyoruz biz onlara. Ancak hocanın da söylediği gibi oradaki gezegeni tek başına böyle güzelce apartmanları vesaire görmüyoruz. Görmeyeceğiz. Ona hoşlanan maddeleri anlayamayacağız sadece. Yalnız şu kısım önemli. Bir gezegen bugün en çok öte gezegen bulma yöntemlerinden birisi. Yıldızın önünden geçerken yıldız ışığında yaptığı minik değişimler. Bu değişimleri kızın ötesi bölgede gözlediğimiz zaman ilginç bir şey buluyoruz. O da bir pratik yöntem. Hocanın gösterdiği tayfun bir benzeri. Gezegen yıldızın önünden geçerken önce atmosferi geçiyor aslında dikkat ederseniz. Eğer su buharı varsa mesela o atmosferde o zaman biz onunla ilgili dalga boylarında önce bir sönükleşme bekleriz. Yıldızdan gelen ışığın sönükleşmesini sonra gezegenin kendisi geçerken. Bu tip öte gezegenlerde aday zaten belirlenen örneğin kettlerle, test teleskop ile zaten bulunmuş bu tip geçiş yapan öte gezegenlerin için su buharı olma olasılığı olanları ayırt edebilmemizi sağlayacak atmosferinde en azından su bulunması ile ilgili olarak. Onu paranteze açayım. Öbür büyük patlamayla ilgili az önce çok minik söyledim fotonların.
Fotonlar çok hızlı etkileşiyorlar başka parçacıklarla ve o yüzden yollarından çok çabuk sapıyorlar. Saçılıyorlar, soğruluyorlar vesaire. O yüzden zaten 380.000 yıldan daha gençkenki evreni fotonları gözleyerek gözlememiz mümkün değil. Hipotetik olarak eğer çok mükemmel, verimli bir nötrino teleskopumuz olursa daha evrenin ilk aşamalarını gözlememiz mümkün ama ne yazık ki nötrinolar da böyle fazla parçacıklarla etkileşmeyi seven parçacıklar değiller.
O yüzden çok verimli teleskoplar, nötrino teleskopları yapmakta zorlanıyoruz epey. Aslında büyük patlamayı görüyoruz. Onu da söylemeden geçmeyelim. Şimdiki yeni nesil televizyonlarla görmüyoruz ama eskiden o tüplü televizyonlarda görüntü hışırtı ve onun %10’luk kısmı kozmik mikrodalgı fon ışıması. Yani büyük patlamanın kalıntısı. Kalıntılarım. Eğer büyük patlamayı görmek istiyorsanız eskiden bir tüplü televizyonu alın ve oradaki beyaz beyaz green hotlara bakın. Bir kısmı 381 yıl yaşındaki evrenin fotoğrafı aslında. Fotoğrafı. Onun yani en genç evresi o. Onun daha öncesini göremiyoruz. Şu anda mikrodalgada. Yani kızın ötesinden de daha kırmızı. Daha gerekli bir şey. Ben şunu yani gerçi biraz ona şey dediniz yani biz beleşçilik yapıyoruz ama onu birazcık vurgulamak isterim. Büyük uzay ajansları özellikle NASA hocamızın dediği gibi bu büyük yatırımları yaptıktan sonra onun bilimsel olarak en verimli çalışması için bütün dünyaya proje çağrısı. Kendi akıllarına gelmeyen belki başkasının akılına gelir diye. Ve biz bunun kullanıcısıyız. Yani zor da olsa alıyoruz bazen. Bunun da ötesinde diyelim ki alamadınız. NASA ve ESA bu gözlemleri yaptıktan sonra bir yıl için öneren insana veriyor bu beri. Bir yıl boyunca işte bunu sen önerdin al bunları sen değerlendir. Sen bilim camiasına ve dünyaya duyur diyor. O bir yıldan sonra arşive koyuyor yani bugün geldiğimiz noktada işte mühendislik eşittir veri bilimi oldu. Veri birimi önümüzdeki süreçte bizim en önemli paydaşlarımız olacak. Yani biz işin bilimini yapıyoruz. Yapmaya çalışıyoruz. Peki şimdi merak eden şeyden bir tezgah. NASA buradan elde ettiği bilgileri sansürsüz olarak bilim dünyasına paylaşıyor mu?
NASA’nın bu konularda sansür uygulama yeteneği yok. Çünkü veriyi az önce dediğim gibi belli temizlemelerden yani bu temizleme derken kendisi sansürlemedin de. Optik yani görsel temizlik, bilimsel temizlik. Evet yani bilimsel olarak tezgah edip sonra öneren kişiyle paylaşıyor. Ve o süreçte bu veriyi ne kendisi kullanıyor ne de başkaları ile paylaşıyor. İşin hani casus uyduları vardır. Onları tabii bilmiyoruz. Onları bilemeyiz. Ama Cemiz web teleskopunun verileri güvenilir bu şekilde paylaşılacak ilgili taraflarıyla. Bütün uzay teleskoplarının bu tip veya diğer teleskoplar verileri zaten paylaşılıyor, bir şekilde açılıyor. O anlamda çok bir şey yok yani sıkıntı bir durum. Hocam şunu soruyorlar.
O kadar uzakta tamir etmesi imkansız olduğuna göre niçin dünya yörüngesinde bir tur attırıp orada açmayıp yolda açtılar, dünya yörüngesi açılıp sonra gideceği yere gidemez miydi diye soruyor izleyiciler. Yani dünya şöyle hocamız, İskender hocamız daha iyi açıklayabilir ama şimdi gideceği yörüngeye doğru yönelmesi lazım. Yani orada bir manevra yapmayacaksa burada birkaç tur attıktan sonra yerine gitmesi için yakıt harcaması lazım ki o zaten… Bazen kayın çekiminden veya dünya çekiminden hızlanarak giderler ya o yüzden. İşte… İskender hocam ne deriz siz böyle bir olasılık olabilir miydi? Olabilir miydi? Yani belki önce Ersin hocanın dediği gibi önceden düşünülseydi olabilirdi belki ama gerçekten de o şekilde planlanmamış. Yani yakıt açısından ne de yörüngeye ulaşması açısından o şekilde düşünmemiş ama yeryüzünde yapılan deneyler sayesinde epey bir şeyler öğrenildi elbette. Yani nasıl çalışacak, nasıl çalışmayacak. Şöyle bir şey söyleyeyim ya, kurup dünya yörüngesi deyken çalıştırıp sonradan bir daha motoru ateşleyip yörüngeye, L2 noktasına dediğimiz yere gitmesinden mi bahsediyoruz? Öyleyse inanılmaz böyle bir yakıt harcamamız gerekiyor. Çünkü dünya yörüngesine oturttuktan sonra onu farklı bir yörüngeye göndermeniz lazım. O çok herhalde verimli olmaz. Hocam peki… Şunu da söyleyelim, itki geride arada o tabaka var ki aynaya zarar gelmesin. Yani ayna açıkta ve güneşe bakmak istemiyor çünkü çok hassas bir ayna. Şu anda güneşten öteye doğru hareket halinde ve itkinin ürettiği az da olsa…
Dünyanın çevresinde dönmeni yaratacağı risk dünyanın uzaklaşırken açılmasını yaratacağı riskten daha fazlayı da o yüzden buradayacaktı. Hocam bir şey merak ediyor herkes yine. Bu teleskopun baktığı yönün bir önemi var mı? Yani buraya bakarken başka bir evren buraya bakarken, sürekli hareket halinde ya, yoksa nereye bakarsa baksan evrenin merkezini görecek. Şöyle söyleyeyim, uzay teleskopları hangi dalga boyunda olursa olsun biraz ilginç teleskoplar oluyor. Çünkü kendileri zaten sürekli hareket halinde oldukları için bir noktaya bir süre bakmamız gerekiyor yeterince anlamlı ışık toplayabilmek için. O yüzden yörüngesi boyunca mikrofonu gözlemek istiyorsan sürekli mikrofona bakacak şekilde hareket etmesi gerekiyor. Bir proje diyelim, bir çalışma yaparken onu yapıyor. Dünyadaki teleskoplar da dünyanın dönmesini dengelemek için aynı durum yapmak zorunda ama işte mesela Hubble 90 dakikada bir yaklaşık dünyanın etanelini bir tur attığı için,
bunu biraz daha fazla yapmak durumunda kalıyor. Peki, başta sorduğum ve tam olarak net cevap alamadığımız soru, uzay boş bir yer değil ve pek çok maddenin gezdiği bir alan. Tabii ki uzay o kadar büyük ki gezen maddelerin bir şeye denk gelme ihtimali çok düşük ama böyle bir ihtimal var. Bu teleskopu nasıl koruyoruz yoksa tamamen evrenin ne diyeyim, insafına mı bıraktık?
Insafına bıraktık. El-2 bölgesi artık yavaş yavaş kalabalık hale gelen bir bölge ama bir parçanın yani bunu uzay çöplüğe dönüştürdük diyoruz ama aslında yere çok daha yakın, bize yakın havada binlerce uçak her an havada ama hiçbiri çarpışmıyor.
Yani ilerledikçe alan dağları da alan mesafenin karesi şeklinde büyüyor. Tabii astroid kuşağı dediğimiz yerde bile, astroidler dipdip ediyor ama arasından bile geçmek çok kolay. Burada asıl riskli olan Hubble gibi bir yörüngede olabilirdi mesela veya geçenlerde bu Çin bir deneme yaptığı bir şeyi parçaladı sonra uzay istasyonuna çarpma terikesi oluştu vesaire.
Rusya’da, eski bir aracını ateşledi yani tam bir uzay savaşlarını. Bununla ilgili film vardır ya hatta bir tane parçalık, uzaylı ki partiküller bir şey düşürür falan uzay aracına. Ama L2 noktası o anlamda bunlardan çok uzak. Çok uzak. Yine de bir risk var. Ben biraz okuduğum kadarıyla bir denemeler yaptıklarında bazı konular mikro meteorler denen işte iyice ufak meteorler çarparsa ne olur vesaire diye baktıklarını biliyorum ama yani tabii ki mümkün. Yani bu dünyaya da bir şeyin çarpması mümkün olduğu gibi o da mümkün. Derizce James Webb teleskopuna insan müdahalesi olmayacak. Yani Hubble’da yapıldığı gibi bir tamirat söz konusu değil. En azından bugünkü teknolojiyle böyle bir şey söz konusu değil. Bir kere yollandı gittiği yerde çalıştı çalıştı çalışmadı çalışmadı değil mi hocam? Evet. Yani çalıştı diyelim. İnşallah çalıştı diyelim. Onu mu düşünelim? Evet.
Olmamasını dileyelim. Çünkü insanlık adına kıymetli bir şey. Peki bakıyoruz Hubble’la farkında konuştuk. Görünmesinde konuştuk. Bu 6 ay boyunca ne yapacak? 6 ay. Niye 6 ay bunun bir komisyon süresi var? Niye 6 ay denenecek?
Tabii bu enstrümanların, yani bunun üzerinde biz mühendisler dedik işte itkiyi sağladılar, roketten ayrıldı. Ama her bir odak aracının ayrı ayrı birer inşa eden ekipleri var. Onların yeryüzünde inşa ettikleri simüle ettikleri yani nasıl çalışmasını bekledikleri bir beklentileri var. Ama asıl test şimdi yörüngede gerçek ortamda. Bir anormallik var mı diye bakacaklar. Yani sonuçta bilim insanlarına işte buyurun size veriler demeden önce onların doğru bilgiyi sağladıklarından yani aletin gerçekten planlandığı işlemi yaptığından emin olmaları lazım. Kalibrasyon. Kalibre etmeleri lazım.
Bunu da en iyi onlar bilir. Peki gelen verilerin ne kadarı ellenmiş ne kadarı yani gelen veriler ne kadar işlenecek? Çünkü belli bir işlemeden sonra artık o verinin orijinali ve gerçekliği ilgili kafada sorun işareti oluşuyor. Bu kalibrasyon sonrasında bu verilerin alınıp temizlenmesi dediğiniz süreç güvenilir bir süreç midir?
Yani bunu şey düşünmeyin orada çok müdahale ettikleri türden bir şey değil ama bizim hani bilim dediğimiz. Hocam bunları soruyorum ama izleyiciler sorduğu için soruyorum. Tabii tabii. Ben çok doğru. Ben bu soruya çok önemli bulduğum için çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Bizim hayatımız bir standarda dayalı karbon 12 her şeyimizi karbon 12’ye göre yapmışız. Birisi gelip karbon 11.7 dese hayatımız altı üst olacak. İşte öyle bir standart geliştirmişiz. Karbon 12’dir demişiz. Her şeyi ona göre dağıtmışız. Düşünmüşüz. Orada da yapılan bir kalibrasyon yani yerde bunu bu şekilde aldık. Şimdi yörüngede yani gerçek ortamda sıcağı soğuğa maruz kaldığı ortamda nasıl sonuç veriyor? Yani orada beklenmeyen bir şeyler var mı? O düzeltme demeyelim de ona verifikasyon yani test edip onaylama. Yani doğrulama. Detaylarına girmemiş olduk. Çok belki ama mesela öyle aletler var ki içinde işte bir topak saç kalınlığında kapakları olan ve bunlardan yüzlerce olan üzerinden bir manyetik şerit geçerek istediğini açıp kapatabildiği mekanizmaların olduğu bir alet var mesela bir örnek olarak. Şimdi bunun düzgün çalışmadan emin olmadan buyurun size bu yıldızı gözledik veya bu galaksiyi gözledik demeleri anlam değil. Önce bunları test etmeleri gerekiyor. Ve bunları test ederken gelen verileri de bakmaları. Sonuçta hani şunu unutmayalım.
Bir uyduyla bir uydu teleskop desek de gözleme bir desek de bu bir uydu. Dünyadaki yerdeki tabanlı radyo teleskoplara neredeyse bir yerde telemetre ile sinyal gönderecek. O sinyali biz bir şekilde bildiğimiz astronomi veriye dönüştürmemiz gerekiyor öncelikle. İlk etapta bu var zaten. Yoksa biz yani bir astronom olarak ben uydudan gelen telemetre verisiyle çok da ilgilenmiyorum.
Uydunun anlık konumlarını bilmemiz lazım ki tam olarak nereye baktık doğru noktaya baktık ondan emin olalım. Burada onlardan bahsediyoruz yani. Peki önce nereye bakacaklar? İlk, hatırlamıyorum. Büyük bir ihtimalle Hubble’ın büyük benim tahminim yani o tür ilk ışığı hiç kimse bilmez. Yani orada içinde çalışanların en üst karar vericiler dışında kimse bilmez.
Ama benim tahminim Hubble’ın o meşhur yaratılışın sutunları denen aslında gaz ve toz bulutları üç tane böyle. 13 milyar yıllık yere bakacak yani. Oraya büyük bir ihtimalle bir dönecekler. İlk başta güzel bir görüntüyle. Tabii. Merhaba derler herkese. Güzel bir PR yaparlar. Peki hocam evren nereden bakarız bakın aynı görünür diye bir bilgimiz var. Kesinlikle.
Başka başka şeyler görebiliriz. Ama hepsinde gördüğümüz şey nereye bakarsak bakalım galaksiler, gökadalar bizden uzaklaşıyorlar. Biz gök aranın merkezindeyiz. Ama baktığımız o uzak galaksideki bir gözlemci de baksa aynı şey gösterecek. Kendini evrenin merkezinde görecek. Çünkü hepsini geriye sarsak zaten aynı noktadan çıktık. Bambaşka yerlerdeyiz Çin’de.
Burada biz kendi baktığımız noktadan işte o sınırı bir adım daha yaklaşacağız. Peki o bildiğimiz meşhur bir görünen evren fotoğrafı vardır. Böyle bir eliptik bir fotoğraftır. O bütün yıldızda görünen evren denir ona. Bu James Webb teleskopu bu görünen evren fotoğrafımızı değiştirecek mi? Başka fotoğraf mı yapacak? Yoksa onu detaylandıracak mı? Şimdi beklenti onu detaylandıracak.
Ama Hubble’da da gördük ki en büyük bilimsel gelişme beklenmeyen şeylerden çıkıyor. İşte şimdi kestiremediğimiz ama gözünüz varsa görebileceğiniz şeyleri görebileceğiz. O yüzden önümüzdeki 3-4 yıl gerçekten büyük… Peki mesela evrenin her güne doğru aynı hızla genişlemediğini görebilir miyiz mesela bundan? Bu teleskopla biraz zor.
Biraz önce söyledim mi daha dar bir alana detaylı baktığı için asıl bu konudaki bu Nancy Grace Roman teleskopu deden teleskopla biraz daha işte hocanın söylediği VAR Rubin teleskopu var o yer tabanlı bir teleskop orada. Onlarla daha geniş alanları bir kerede görerek bu tip çalışmaları yapmak mı? Verce bazı sorularınız gerçekten beni şöyle diyeyim yani hiç konuya dahil olmamak gerekli mi diyeceğim ama ayıp da etmek istemiyorum size ama gerçekten bak geçmişe bakıyor demek oradan gelişme ışığın bize o kadar sürede gelmesiyle ilgili bir şey bu. Nasıl anlatabiliriz ki bunu bilmiyorum. İşte biz yaşadığımız yeri anlamaya çalışıyoruz. Biz bu evrenin bir zerresiyiz. Bunu daha iyi anlamak için yeni yeni teknolojiler geliştiriyoruz. Bu bize hem bu merakımız yani yaşadığımız yer nasıl bir yer nasıl bu hale gelmiş
o gaz dediğimiz yapı nasıl çöküp yıldız olmuş o süreçte yani yıldız tamam parlak ama gaz sönük işte o gazın etkileşimi kızıl ötesinde görebileceğimiz bir ışıma yayar. Biz var oluşumuzun temeline yani yıldız yıldız çevresinde gezegen bir adım daha yaklaşıyoruz. Bu önemli bir adım. Şöyle özetleyeyim ben isterseniz konuyu bir kez daha anlamayanlar için. Baktığımız yer 13,5 milyar yıl öncesi olacak. Yani evren oluşumundan yaklaşık 200-250 milyon yıl sonrayı görmeye görecek bu teleskop görebilirse eğer her şey umudu gibi giderse ve o gördüğümüz yıldızlar ve galaksilerin büyük bir gün bugün
hakikaten yok olmuş olacaklar çünkü o dönemin genç yıldızları zaten çok yoğun maddede oluştukları için çok hızlı yanıp yok olan yıldızları olduğu için bunlar kimileri 50 milyon yılda kimileri 20 milyon yılda kimileri 500 milyon yılda kendini yakıp bitirmiş beyazları patlamış karadilere dönüş olacaklar. Ama biz o günü göreceğiz. Bu günü görmeyeceğiz. O günü 13,5 milyar yıl önceyi. Bizim bugün gördüğümüz şeyler şimdi artık yani eş zamanlı olarak hani elimizde muazzam bir teknoloji olsa ve ışık hızının bilmem kaç milyon kat hızla oraya gitsek orada onların olmadığını görebiliriz ama öyle bir teknoloji de yok. Biz göreceğiz geçmişte var olanları yani onların ışığının bize geldiği zamanı göreceğiz. Peki hocam burada rektim arası vereceğim birkaç dakika. Bir şey merak ediyorum. İşte gördüğümüz yer şimdi biliyoruz ki evrenin ilk oluşum anındaki fizik kuralları bugünkü fizik kuralları değil. Nasıl? Yani o karanlık bölge var ya aşağıdaki karanlık bölge. Oradaki ne elementler bugünkü elementler ne başka? Fizik kuralları kanunları bildiğimiz çerçevede de aynı. Yani kütleçekim kanunu aynı kütleçekim kanunu olduğunu düşünüyoruz vs. Ama kompozisyon farklı.
Fizik kuralları aynı mı emin misiniz? Mesela şeyin içindeki fizik kuralları biliyor musunuz? Karadel’in içindeki fizik kuralları biliyor musunuz? Hayır evrenin ilk oluştuğu an dediğiniz için söylüyorum. Yani o zamanlarla ilgili. Zaten bildiğimiz fizik kanunları oralardan şey yapıyor ama Karadel’in içi falan farklı bir konu ama demek istediğim evrenin ya buradan cemsepte baktığımız bakabileceğimiz yerde Hayır bence cemsept öncesinden bahsediyoruz. Cezibin göremeyeceği bölgeden bahsediyorum.
Bu arada şunu merak ettiğim şu. Farklı bir fizikle karşılaşabilir miyiz cemsepti gördüğünü? Farklı bir fizikle cemsepte bakarak cemseptle kullanarak çok zannetmiyorum açıkçası. Daha önce de söyledim bugün hani o anlamda bakacaksanız fiziğin problemine karanlık madde ve karanlık enerji sorunları Bu cemseptle ilgili bir meyve yok mu? Onunla ilgili doğrudan direk bütün sonucu değiştirecek çok büyük bir şey yapması beklenmiyor.
Karanlık maddeyle ilgili önemli şeyler yapabilir çünkü çok hassas görüntüler oluşturduğu için karanlık maddenin gözlemlerinin Geniş ölçekli evrende en iyi yönlerinden birisi bu kütleçekimsel mercekleme gözlemleri deniyor. Onlarla yapılan şeyler kütle var kendisini görmüyorsunuz ama kütleçekimsel etkisi bir şey. Yani şunu görebilir miyim mesela daha küçük bir evren o zaman daha dar bir evren daha kısırlı bir evrende daha yoğun bir karanlık madde ve bunun Karanlık maddenin bir ışıması bugün karanlık maddenin bir ışıması olmadığını biliyoruz ama o gün bununla ilgili daha yoğunlukla ilgili bir şey falan çıkabilir mi ortaya? Ya hayır ama işte maddeyi bir arada tutan şey şu anda bizim galaksis mesela güneşin galaksinin etrafında dönmesine sebep olan kuvvetin aslında karanlık maddeden geldiğini biliyoruz. Bunu erken evrene alıp oralarda dön tek tek yıldızları gözleyemeyeceği için onların dönmesini vesaire bulamayacağı için zor.
Ama bu kütleçekimsel mercekleme meselesiyle bu konuda biraz yol kat etmemize yardımcı olabilir. Ama sınırı oraya kadar desek daha iyi olur. İşte bu noktada bir ufacık bir ekleme.
2027’de fırlatılması planlanan geniş açıyı gözleyecek. Hangisidir? Roman teleskopu Rubin ve Roman ikisi karışıyor. Roman teleskobu karanlık enerji konusunda ve karanlık madde konusunda James Webb ile bize çok şey verir. Çok şey verir. Ortak bir şey öğretebilir. Ortak gözlemlerle.
Bir reklam arası vereyim. Sonra bu James Webb’i şimdilik bir kere bakalım. Daha bununla ilgili çok program yaparız. Çünkü daha veriler gelecek, o verileri göreceğiz. Onlarla eğleneceğiz, onlarla öğrenicez. Şu şeyden biraz bahsedelim.
Beyin göçünden hocam çok dikkat çekti. Ben de bir süre sonra bunu gizleden yazıp duruyorum. Bir reklam arası sonra konuşacağız.
Değerli izleyiciler çok ilginç sorular soruyorsun ama şöyle söyleyeyim. Mesela diyorsunuz ki bu teleskop madem bu kadar güçlü geçmiş medeni, evrendeki diğer medeni tespit edebilecek mi? Şunu görecek mi? Bunu görecek mi? Eksuakezegenler’deki, ötek ezegende şunu görecek mi? Her şeyin bir kendine ait amacı var. Bu teleskopun imal amacı bunları gözlemlemek değil.
Basit bir örnek vermek gerekirse, şunun sorusu. Biz diyoruz ki mesela bir tane kamyon yapıldı. 10 bin begir gücünde ve muazzam yük taşıyacak. Siz diyorsun ki bu formüle 1 yarışına katılabilir mi? Biz diyorsun ki katılamaz. Ama katılabilir. 10 bin begir diyorsun, formüle 1 arabası daha az güçlü. Her şeyin bir yapılış amacı var. Bunun da yapılış amacı onları yapmak değil. Yani egzogezegende hayat var mı?
Aa egzogezegende bulduk. Bunun bina var mı falan değil böyle bir şey. Başka başka amaçları var her şey. Doğru mu söylüyorum hocam? Hem doğru hem zaten başka bir gezegendeki binayı falan görmek mayas. Çünkü bu kadar uzağa girdi ki onu daha rahat görür diye bakıyor. Yani normal optik mantıkla düşününce.
Ama aklıma geldiği için söyleyeyim. Hubbell’in bu roman teleskopu da onun aslında şeyi. Hubbell uzay teleskopunu şu anki yörüngesinden dünyaya çevirseniz atmosfer temiz olsa yanlış bilmiyorsam 30 cm falan gibi bir çözünürlük de görebiliyor. Şimdi bunu çok uzaktaki bir yıldızın etrafında dönen bir gezegene aldığınız zaman bu tabii ki 30 cm falan. O yüzden zaten öyle bir şey çok mümkün değil. Ama bazı gezegenleri onun için aslında dünya tabanlı, yer tabanlı ama çok büyük işte bu ELT falan var Avrupa güney gözlerini yaptığı. Ya da uzaya 200 metre aynası olan bir teleskop koymak lazım belki. Yani o kadar gerek yok belki işte bu interferometreyle vesaire değişik şeyler yapılabilir ama o tip şeylerle ve en önemlisi yıldız ışığını blok ederek sadece gezegeni görecek şeyleri bir yansımayı görerek.
Peki, İskender Hoca, bu beyin göçü meselesine gelin programımızda son 8-10 dakikası. Buna dikkat çekiyoruz uzun zamandan beri Türkiye ne yazık ki bu göçü tersine çevirmeyi başarmıştı 2000’lerin başlangıcı ile beraber. Ama 2010-2012’den sonra yeniden dışa doğru bir yönelim başladı.
Bu beyin göçü niye Türkiye’ye değil de öbür tarafa doğru bunu engelemenin yolu nedir? Beyinler ne arıyor? Ya da ne istiyor? Teşekkür ederim. Konu gerçekten önemli.
Şimdi bunun iki yönü var. Yani bir dışarıya bir içeriye doğru. İki tarafı da halletmek lazım. İçeriye doğru beyin göçünü tersine çevirmek demek. Yani dışarıya çıkanları bir şekilde tekrardan geriye getirmek demek. Ve belki Türk olmayanları getirmek. İkisi de doğru. İkisi de yapılabilir. Biliyorsunuz 1930’larda bu yapıldı. Yapıldı. Atadık zamanında yapıldı. Yani biraz hüzünle bitmiş ama neyse o konuya da ciddi bir şekilde bakmak lazım. Neden tam anlamıyla başladı olamadığını. Şimdi TÜBİTAK bunu yapmaya başladı biliyorsunuz. Uluslararası lider araştırmacılar diye bir program başlatıldı 2019 yılında.
Zaten ben de kesin dönüşümü o program sayesinde yaptım. İşte üç kişiyle beraber döndük. Ottu üzerinden. Bu çok önemli bir program. İkinci çağrısı da açıldı. Başvurular oldu. Sonuçlarını bekliyoruz. Bu sadece Türklere de yarabit. Veya Türk kökenlere de yönelik değil. Birinci programda 127 kişi kabul edildi. Bunun 100 kadarı Türk veya Türk kökenli. Diğerleri yabancı. Bu içeriye gidenleri çekmek veya dışarıdakileri çekmek. İkinci tarafta bugün benim daha da bir yerde vahim olarak gördüğüm dışarıya kaçmaya diyelim ona kaçmak diyorum parantez içinde çalışan gençlerimizi bir şekilde tutmak, tutabilmek.
Yani şöyle hocalarda bence hemfikirdir çocuklar pırıl pırıl. Hepsini de bayağı da iyi yetiştiriyoruz. Ve ceplerine de aysanlığı bayağı bir yüklü para koyarak da Tübitak veya bakanlık sayesinde de yurt dışına gönderiyoruz.
Çocuklar niye gidiyorlar şöyle de düşünebilirsiniz. Mesela ben yurt dışına çıkıp da doktora yapamadan dönen pek tanımıyorum. Hepsi de pırıl pırıl doktor olarak yapıyorlar. Çocuklar yetenekli ve demek ki iyi de yetiştiriyoruz. Bir önceden söylediklerimize bağlı bir şekilde yani siz de demin de sordunuz neden gidiyorlar ne arıyorlar diye. Türkiye’deki işte RG sistemini ve onun da ötesindeki yani ekosistemi yurt dışındaki seviyelere getirebilirsek araştırma açısından sorumluluk açısından niye gitsinler? Dolayısıyla yapmamız gereken bu RG sistemimizi sağlamlaştırmak, dünya standartlarına yaklaştırabilmek bunu yaparsak hem gençler kalır hem de gerçekten yurt dışından da insan çekeriz.
Dolayısıyla bu iki konuyu halletmeye çalışılıyor. Dediğim gibi BİDEP 2232 programı diyoruz TÜBİTAN programına. Bu gayet güzel bir başlangıç inşallah devam edecek. Tabii güncel sorunlar da var hani bu şeyin döviz kurunun değişmesi şudur budur. İşsizlik iş bulma problemleri genç işsizliğindeki artış.
Aynen aynen ama bunlar işte yani söylemek görüyoruz neden olduğunu da nasıl bunu halledeceğiz? Buradaki koşulları iyileştirerek her halükarda burada teknolojiden veya bilimden bahsediyoruz. Dolayısıyla genç arkadaşlara yurt dışında yapabilecekleri çalışmalara imkan verecek sistemleri bir an önce kurmamız lazım veya iyileştirmemiz lazım.
Hocam geçtiğimiz günlerde Avrupa’daki yönelme üniversitesinin yönetimindeki kilit noktan birisindeki bir bilim insanıyla, daha doğrusu yöneticiyle konuşurdum. Bilim insanı çok yöneticiyle öptü. Dedi ki Türkiye’den özellikle devlet bursa gelen çok öğrenci vardı ancak bunların pek azı temel bilimleri tercih ediyor. Daha çok sosyal bilimler alanında çok fazla doktora yapan var. Türkiye bence burada yanlış yapıyor, parasını boşa harcıyor diye bilhassa ödeye. Katılır mısınız buna?
Tam olarak istatistikleri bilmiyorum. Bunu öğreniriz Tübitat’tan ama o tüyü düşünün. Mühendislik öğrencilerinin %80’ini %90’ını yurt dışına gitmeye çalışıyor. Dolayısıyla teknik taraftan da gidenler var. Öbür taraflardan da muhakkak vardır.
Yetişmiş insanlar gidiyor, doktorlar gidiyor biliyorsunuz. Mühendisler gidiyor. Asersan’dan onlarca… Beyin göç alanı da onlar. Ben doktora yapanlardan bahsettim. Doktora yapanların çoğunluğundan bahsettim. Aynen, aynen. Yani onu pek bilmiyorum. Onu şey yapabiliriz ama önemli olan, onlar da önemli elbette ama sadece onlar gitmiyor. Onu demek istiyorum. Tüm bilimlerle de mühendislik…
Yani dışarıda iş bulup gidenler genellikle dediğin gibi mühendislik ve temel bilimler alanlarla gidiyorlar. Doktora yapanlar da ağırlık orada demiştim. Oradaki görevli. Onu kontrol ederiz. Mesela birisi diyor ki Tübitak projesinde yüksek lisans önerisiyle çalışıyorum sizin üniversiteden. Tübitak’ın bize uygundurduğu ücret 3000 TL diyor. 3000 TL’de yaklaşık 220 dolar falan ediyor galiba değil mi?
Evet, orada bir sorum var. Tübitak bu konuda çalışıyor. Önümüzdeki aylarda o miktarlar yükseltilecek. Ama yeterli olur mu olmaz mı? O biraz bir konu.
Yalnız şöyle bir şey var. Ben Fransa’yla karşılaştırdığımda yüzlerce doktorala yetiştirdim. Birkaç sene önce verilen doktora bursu 1000-1200 euro civarındaydı. Doğru. Dolayısıyla bu işleri de biraz bir yatırım olarak da almak lazım.
Fransa’ya baktığımız zaman aslında çok iyi bir örnek değil. Yani çok da kötü değil. Evet, çok kötü değil ama ileriden değil yani. Mesela Çin’den Çin’e bakmak lazım. Mesela son zamanlarda onların ürettiği teknoloji ve makale sayısı çok daha yüksek biliyoruz ki. Tabii ki Çin konusu enteresan. Çinliler, Amerika’ya gidenlerin hepsini neredeyse teker teker geri getirdiler. Getirdiler hepsini. Pahalısını geri getirdiler. Yani ya gelirsin ya gelmezsin. Aynen. Yani bazen de belki devlet politikasının da önemli bir rolü var. Peki hocam sağ olun. Ersel hocam kaldı mı söyleyeceğim bir şey. Niye altın kaplama aynalar diye soruyor pek çok kişi. Çünkü kızın ötesini daha iyi yansıtıyor. Daha iyi yansıtıyor. Çok teşekkürler. Habul diyorum böyle Cem Sebebi tekrar konuşuruz. Keşke bizim de uzaya atacağımız teleskoplarda veya şeylerde böyle adını vereceğimiz bu işlere kendini adamış insanlarımız bilimcanımız olsaydı biz böyle bilim insanına baktığımız zaman baya eskiye gidiyoruz. Ben şunu eklemek isterim işte hocam uzun yıllar yurt dışında yaşadı. Ben de doktoramda ve doktora sonrasında şunu gördüm.
Yani yurt dışının bizden farkı şu insanlar birbirine saygılı ve birbiriyle besleniyor. Yani birbirini rakip olarak görmüyorlar. Birbirinin kuyusunu kazmıyorlar yani ameani tabiriyle. İnsanlar birbiriyle yükseklere tırmanmanın peşindeler. Bizde ne yazık ki o sinerji işte biraz oluşuyor sonra sekteyi uğruyor biraz oluşmaya çalışıyor.
Burada önemli olan ülkenin geleceği için bilim teknoloji için birlikte çalışmak lazım. Yani sevin sevmeyin yani oradaki insanlar birbirinin canı ciğeri değil. Bizde bayılmıyorlar. Ama hedef ortaya konduktan sonra amaç belli. Herkes işini yapsın. Ben işin üzerine düşeni yapayım o üzerine düşeni yapsın. İşte bu mentalite ne yazık ki onları baya öteye götürüyor.
Peki hocam teşekkür ediyoruz. Ne yazık ki demeyelim de işte bizim örnek alınmamız gereken durum. Boş verin.
Hoşça kalın.