James Webb teleskobu evrene dair teorileri değiştirir mi? Prof. Dr. Tolga Güver yanıtladı

James Webb teleskobu evrene dair teorileri değiştirir mi? Prof. Dr. Tolga Güver yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=t8hosBdjE78. Ne yapacak bu teleskop? Neye bakacak? Ne görecek? Şimdi evrenin ilk haline bakılacak deniyor. Yani ilkel evrene, işte evrenin oluşum aşamasına yaklaşık 14 milyar ışık yılı öteye bakacak. 14 milyar ışık yılı’dan bize gelen…

James Webb teleskobu evrene dair teorileri değiştirir mi? Prof. Dr. Tolga Güver yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=t8hosBdjE78.

Ne yapacak bu teleskop? Neye bakacak? Ne görecek? Şimdi evrenin ilk haline bakılacak deniyor. Yani ilkel evrene, işte evrenin oluşum aşamasına yaklaşık 14 milyar ışık yılı öteye bakacak. 14 milyar ışık yılı’dan bize gelen ışık, evrenin o günkü halini gösterecek. O kadar yol kat ettiği için evrenin oluşum aşaması. Bu ne demek ve orayı nasıl görecek? O kadar uzağa görebilecek mi? Şöyle, yani aslında iki şey var. Daha Hubble fırlatıldıktan sonra anlaşıldı ki tabii evrenin genişlemesi, bu genişlemenin karanlık enerji etkisiyle hızlandığı vesaire de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca bu iş bir optik teleskopla bir yere kadar olacak ama asıl olarak kız ötesi bir teleskop lazım. Çünkü ta işte Hubble’dan beri biliyoruz ki evren genişliyor ve genişleyen evren en azından… Hubble derken teleskop Hubble değil. Gerçekten bu da Hubble’dan biliyoruz. Doğru, 1926’lardan biliyoruz ki evren genişliyor, genişledikçe cisimler bizden daha uzaklaşıyormuş gibi görünüyor ve bu da onlardan gelen ışığın daha kırmızıya kaymasına sebep oluyor. Doppler etkisi. Doppler etkisi değil aslında evrenin genişlemesindeki olan şey ama ona benzer bir olay. Aynısı aslında hatta belli bir limite kadar. O yüzden çok birbiriyle karıştırılıyor ama neyse
aramızdaki mesafeler artıyor, cisimler uzaklaşmıyor mesela orada evrenle ilgili olarak. Fakat bu durum tabii bizim kız ötesi teleskoplara ihtiyacımız olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Hubble’ın görevini yapması sırasında böyle bir şeye aslında ihtiyaç olduğu mu anlaşılıyor? Öncesinden daha Spitzer ile başlıyor. Spitzer bir teorik astrofizikçi hatta. O ilk bu fikri ortaya koyuyor. Zaten daha sonradan uzaya göndermiş asıl Hubble ile çok
mukayese ediliyor James Webb ama aslında Spitzer ile karşılaştırılıyor. Spitzer teleskopu diye bir teleskop daha vardı. O 85 santimetre büyüklüğündeydi aynısı mesela. Bunun kaç metre? Bunun 6.5 metre olacak. Yani 85 santimle tabii şey değil. Kızlı ötesinde olduğu için onu mukayese etmek gerekiyordu belki de. Fakat işte ancak Spitzer’de kız ötesi bir teleskoptu. Spitzer’de kız ötesi bir teleskoptu.
Bu kadar uzak görünge de değildi bu kadar optimize değildi. Şu üç numaralı slide var. Bir bakabilirsek belki şey olabilir. Buradaki bir Spitzer, iki Hubble. Aynen alttaki de James Webb’in aynaları en azından ölçekli olarak fotoğrafı. Spitzer’de James Webb gibi kız ötesi bir teleskop. Çünkü kız ötesi teleskop yani dünyada da yer tabanında da olsa ki o da sadece limitli bir kısım için olabiliyor. Çünkü atmosferde su buharı var bu su buharı. Çok ışıl ışıl yapıyor atmosferi, pırıl pırıl yapıyor. O yüzden ancak işte SOFYA diye bir Boeing’e konan bir teleskop projesi vardı. Uçak. Uçak uçuyor orada havada gökyüzünde gözlem yapılıyordu. Onun için uydu olarak yörüngeye göndermek gerekiyor. Ve bunu yaptıktan sonra da o da yetmiyor. Teleskopları, dedektörleri kendi sıcaklıklarını dahi çok düşük seviyelere işte 240 derece,
eksi 240 dereceden bahsettiniz. Aslında Mirri diye bir James Webb’de bir de Midian Fred için olan bir alet var. O eksi 266 dereceye kadar düşmesi gerekiyor. Yanlış hatırlamıyorsam. Bu kadar düşük sıcaklıkları düşürmek gerekiyor kendi sıcaklığı. Bunu yaptıktan sonra eğer çok büyük bir aynanız varsa çok uzaktaki cisimleri gözleyebileceğiniz için, yani fotonları toplamak anlamında, işte o zaman evrenin ilk oluşum zamanındaki oluşan ilk galaksileri görme ihtimaliniz oluyor.
En büyük şey bu. Bir de bir numaralı slide var. Onu size zahmet gösterebilirseniz. Şimdi bu bir numaralı slide’da soldaki… Onu talep kandırayalım mı arkadaşlar? Evet. Soldaki… Evet soldaki görüntü Hubble’ın çektiği, sağdaki şeyin, infrared’in yani kız ötesinde gözlenmiş görüntüsü, aynı bulutsunun. Çok önemli bir olay var.
Yıldızlar arası soğurmadan etkilenmiyor kız ötesi işinin. O yüzden optikte… Göremediğiniz şeyleri burada görebiliyorsunuz. Bir de size zahmet, iki numaralı slide var. Ona bakabilirsek… Bir geri alalım arkadaşlar, bir geri alalım. Sonra da öbürüne geçeriz tekrar. Bir geri alalım. Bu ikisi aslında aynı şeyi gösteriyor. Aynen aynen. İki farklı dalga boyundan görmüştük. Birisi optik bölgede, görünür bölgede. Diğerleri buradaki dikkat ederseniz bulut gibi… Biri de bulutun içerisinde görünmeyen kaybınan yıldızlar, bir de bulut görünür hale geliyor. CENSTEP’in en önemli yapması gereken işlerden birisi, yaptığı işlerden birisi, yapacağı işlerden birisi diyelim. Bu bulutların aslında bir nevi arkasını gördüğünüzü sanmıyorum. Çünkü bulut su sıcak değil, onun ışısı düşük olduğu için orada bir iz gibi çıkıyor. Buna mukabele içindeki yıldızlar veya arkasındaki yıldızların ışısı yüksek olduğu için bu şekilde çıkıyor. Aslında şöyle söylemek lazım, tam öyle değil de… İşte gökyüzü neden mavidir sorusuyla başlıyor. Yani mavi ışık daha çok saçılıyor. Kırmızı ışık daha az saçılıyor.
Daha az saçıldığı için bu tip gaz toz ortamlarından daha rahat geçip uzaktaki gözlemciye ulaşabiliyor. Mavi ışık soruluyor deniyoruz biz ona. Ama aslında saçılıyor bu farklı yerlere doğru. Rastgele doğrultular da tekrar yayınlanıyor. O yüzden bir sonraki görüntüye şu bitki numara geçebilirsiniz. Orada en alttan üçüncü grafik kusuraklığına biraz karışık olmuş. Bu bizim samanyolu galaksisinin, diskinin, merkezi bölgesinin çok farklı dalga boylarında alınmış bir ürün. Çok farklı dalga boylarında alınmış bir poster görüntüsü NASA tarafından. En üstte radyo bölgeler var. Yavaş yavaş dalga boyu kısalıyor. Aşağı doğru iniyoruz. Şu pırıl pırıl parlayan en alttan dördüncü grafik kız dötesi bölgesi. Onun bir altı buradan daha, yani bilmiyorum inşallah televizyona daha güzel görüledir, siyah bir kuşak gibi görülen optik bölgedeki görüntü. O gözle gördüğümü? Evet, o gözle görebildiğimiz diyelim.
Bir kuşak, bant gibi olan şey işte disteki gaz ve toz bulutları. Yani samanyolu diskinde. Ama bunların hiçbirisi kız dötesinde olmuyor. Pırıl pırıl bütün yıldızları diyelim. Orada tabi seçilmiyor ama rahatlıkla görmek mümkün. Kız dötesinin en önemli avantajı bu. Peki bu bir yandan da eşlik değil mi mesela? Gaz ve toz bulutlarını görmüyor olmak. Mesela erinin ilk oluşum aşamasında çok daha yoğun bir gaz ve toz bulutu olacağını ve o yoğun gaz ve toz bulutunun erinin ilk oluşum aşamasında,
yıldızların oluşmasında etkili bir faktör olduğunu? Yok, bu ondan yana sıkıntı yok. Üstteki grafikte de o dalga boyu değişiyor demiştim ya. Orada bir yerde de tekrar o büyük parlak yerine bir üstünde de onları seçebiliyorsun. Ondan yana sıkıntı yok. Sıkıntı burada yıldız ışığının soğurulmasından kurtulmak. Kozmolojik gözlemlerde böyle galaksimizin merkezine doğru bakmadığımız için o kadar zaten yıldızlar ise ortamdan çok fazla etkilenmemiş oluyoruz. Ama burada asıl önemli olan yıldız oluşumu, gezegenler, yıldızların etrafındaki onları en azından bir nebze daha iyi görüntürebilmek ve tabii sizin söylediğiniz gibi ilk galaksileri anlayabilmek. Anlayıcılardan olacak başımız göremeyiz. Şöyle. Bu işin 11 milyar dolar sadece teleskop için harcanan para var. Buna enflasyonu falan da ekleyin daha da artacaktır. Yan uğraşlar, şunlar bunlar koyduğunuz zaman hocamın da söylediği gibi belki de bu 4’te 5’e katlıyor. 50-60 milyar dolarlık bir şey. Her ne kadar Merkez Bankası’nın bizim satmış olduğu paranın yanında bunun hesabısı bile okunmasa da yine de böyle bir şey için büyük bir yatırım. Ne olacak bunu göreceğiz de? Şimdi şöyle. Başımız göremeyecek. Bu sorunun iki cevabı var. Birinci cevap bilimsel cevap. Onu veririz zaten konuşuruz.
Ama ikinci cevap az önce hocamın söylediği cevap. Yani bilim insanları bir şeyleri hayal ediyorlar. Bir hedef koyuyorlar bir nevi. Sonra mühendisler bunları zaten hani tanım belki de öyle gibi problemleri çözüyorlar. Bu problemlerle uğraşıyorlar ve bu işte harika yazıyorlar. O çocuklar hayatımızda başka başka yerlerde işe yarıyor. Aynen. Yani bu daha şimdiden bir web sayfası var isteyenler bakabilir. Bu James Sebb’in spin-off firmaları neler, işte hangi firma özellikle Göz’le ilgili falan ben okudum.
Buna bildikleri mesela. Böyle bir sürü teknoloji olarak geri dönüyor. Yani aynı işi tekrar tekrar yaparak yeni bir şey bulamayız. Kendimize yeni hedefler koyup kendimiz daha çok uzaklara doğru hatta özellikle hedefler oturtup onların peşinden koşmamız lazım ki yeni bir şeyler icat edelim. Çünkü bunların hepsi hani siz bu projeyle uğraşıyorsunuz ama yanında gelen yan etkileriyle bize geri dönüşleri oluyor. Yani bu işte bilinen hikayeleri tekrarlayayım. İnternetin, işte wireless’ların radyoteleskoplarla kullanılmasını, telefonlarımızdaki kameraların vesaire. Dokunmatik sistemlerin bilmemlerin falan filan daha binlerce on binlerce teflon tavaların.
Evet, evet aynen yani.