Kevin De Bruyne Hikayesi | “OBSESİF”

Kevin De Bruyne Hikayesi | “OBSESİF” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MOIXd7wFdlg. 14 yaşımdayken hayatımı tam anlamıyla değiştiren bir karar verdim. Genkin Futbol Akademisi’ne girmek için bir fırsatım vardı ve yalnız başıma Belçika’nın bir ucundan öbür ucuna taşındım. Akademideki ilk iki yılım muhtemelen hayatımın en yalnız yıllarıydı. Yani niye 14 yaşında böyle bir…

Kevin De Bruyne Hikayesi | “OBSESİF”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MOIXd7wFdlg.

14 yaşımdayken hayatımı tam anlamıyla değiştiren bir karar verdim. Genkin Futbol Akademisi’ne girmek için bir fırsatım vardı ve yalnız başıma Belçika’nın bir ucundan öbür ucuna taşındım. Akademideki ilk iki yılım muhtemelen hayatımın en yalnız yıllarıydı. Yani niye 14 yaşında böyle bir şeye kalkışırsın ki? Size verebileceğim tek cevap futbol oynarken her şey uçup gidiyordu. Her ne sorunum varsa, her ne hissediyorsam hepsi kaybolup giderdi. Buna saplantı demek istiyorsanız evet bu benim saplantım. Basitçe söylemek gerekirse futbol benim hayatım. Kevin De Bruyne maddi durumu hiç de fena olmayan bir ailenin çocuğu. Bırakın futbolu. Hayatta bir şeyler başarabilmek de bununla alakalı değil mi aslında? Çoğu futbolcu yoksulluktan, zorluklardan gelerek bu spora kendini adamış olsa da aslında başarmak ne kadarını göze alabildiğinizle alakalı. Kevin 14 yaşından beri ailesinden maddi olarak bir şey talep etmeyen ve o gün bugündür kendi geçimini kendi sağlayan birisi. 14 yaşında bir çocuk için hem de buna mecbur olmayan bir çocuk için oldukça sıra dışı bir şey bu. Ama onun da dediği gibi basitçe söylemek gerekirse futbol onun hayatı. Kevin De Bruyne 28 Haziran 1991’de Gent, Belçika’da doğdu. Futbolla tanışması henüz 4 yaşında Dron Gent’e yaşarken gerçekleşmişti. Küçük yaşlardan itibaren sıkı çalışması ve kararlılığıyla büyük başarılar kazandı ve küçük çapla lokal bir şöhrete sahip oldu. O dönemde ülke futbolunun bir nebze başarısız olmasından ötürü kendi jenerasyonu için belçika futbolunun geleceği gibi görülmeye başlamıştı. İlginçtir Kevin’ın da bu şahsiyetin sonuna kadar da çok daha çok bir şahsiyetin belçika futbolunun geleceği gibi görülmeye başlamıştı. İlginçtir Kevin’ın da en büyük motivasyonlarından biri o dönem ülkesinin futbolda başarısız olması. Gerçekten sıra dışı bir çocuk. Kevin’a maçlardan önce ya da sonra sık sık mikrofonlar uzatılıyordu ve flashlar patlıyordu. Belçika’daki hemen hemen her kulübün genç akademisi onu istiyordu. 14 yaşındayken en büyük hayalini dünya çapında bir futbolcu olma arzusunu gerçekleştirmek için evinden uzaklaşmayı bile göze aldı. Çünkü bulunduğu yerdeki altyapı imkanları onu tatmin etmiyordu. O yüzden genç kulübünün genç akademisine katıldı ve yeteneklerini geliştirmeye başladı. Kendi cümleleriyle anlattığı bir yazı da o günleri şöyle anlatıyor. Küçük yaşlardan beri epey sessiz ve utangaç bir çocuktum. Fazla arkadaşım yoktu. Sağ dışında oldukça içine kapanık biriydim. Ama futbol benim kendimi ifade etme biçimimdi. Çünkü sahaya çıktığım zaman alev alırdım. Herkes Davidsilbe’ye bırak konuşayım diye bağırdım o videoyu izlerken gülüyor bunu biliyorum. Ama gençlik yıllarımla kıyaslayacak olursak bu oldukça uysal bir halimdi diyebilirim.
Kevin o yaşlarda bile kaybetmekten nefret eden birisiydi. Aynı zamanda da oldukça dik başlıydı. İlk genç takım antrenörü bir gün idman sahasının temizlenmesine yardım etmediği için azar işittiğini ve kale direklerinden birine sarılarak orada dikilmeye başladığını anlatmış. 3 kişi onu oradan ayırmaya çalıştık ama başaramadık diye anlatıyor. Bütün gece orada ayakta durmayı düşünüyor gibiydi. Uzun uğraşlar sonucunda onu ancak ikna edebildim. Antrenörleri onun için diyor ki maçlarda arkadaşlarını sürekli bağırıp çağıran herkese ne yapması gerektiğini söyleyen bir çocuktu Kevin.
Onlara göre takım arkadaşlarına sinirlenmesi çok doğaldı çünkü hiçbiri onun seviyesine yaklaşamıyordu bile. Mahalle maçlarında ya da halı sahada böyle herkesi fırçalayan, herkese ne yapması gerektiğini söyleyen bir tip vardır yani. Ama kimse onun otoritesine karşı gelmek istemez çünkü genellikle o çocuk aynı zamanda takımın en iyisidir. İşte o çocuk Kevin Dabroene.
Muhtemelen hayatımın en zor, en yalnız yıllarıydı diye anlatıyor Kevin. Akademideki ikinci yılında evinden uzakta olduğu için kulüp ona göz kulak olması amacıyla bir koruyucu aileye para ödemeye başlamıştı ve Kevin de onlarla yaşıyordu. Her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum diye anlatıyor Kevin. Çoğunlukla odamda yalnız başıma takılırdım. Derslerim fena değildi. E futbola zaten iyiydim. Kavgaya gürültüye falan da karışmazdım. Yazmadan yalnız başıma takılıyordum. Yalnız başıma takılıyordum.
Derslerim fena değildi. E futbola zaten iyiydim. Kavgaya gürültüye falan da karışmazdım. Yaz sonunda bavullarımı toplayıp tatil için eve dönerken koruyucu ailem önümüzdeki sazon görüşmek üzere diyerek iyi tatiller dileyip beni eve yolladılar. Ama eve vardığımda annemi ağlarken buldum. Sorun nedir diye sordum ve annem bütün hayatımı değiştirecek olan o sözleri söyledi. Koruyucu ailem artık seni istemiyorlar. Neden? Olduğun kişi yüzünden Kevin çok sessizmişsin.
Zor biri olduğunu düşünüyorlar. Hayatımın şokuydu. Yüzüme karşı hiçbir şey söylememişlerdi. İyi de ben onlara hiçbir şey yapmamıştım ki. Hiç sorun çıkarmadım. Kimseyi rahatsız etmedim. Bu futbol kareyerim için de büyük bir sorun anlamına geliyordu. Çünkü kulüp başka bir koruyucu aile için para ödeyemeyeceğini söylemişti. Artık benim sorunlu çocuk olduğunu düşünüyorlardı. Olduğun kişi yüzünden. Bu kelimeler kafamda dönüp duruyordu. Kendi kendime şöyle söylediğimi hatırlıyorum. İki ay içinde. Sadece iki ay içinde A takıma gireceğim.
Ne olursa olsun. Ama her ne olursa olsun. Bir daha evime başarısız biri olarak geri dönmeyeceğim. Sonra her şeyin değişeceği o an geldi. İkinci takımdaydım. Bir cuma akşamı maçıydı. Yedekteydim. İkinci yarıda oyuna girdim. Bir gol. Artık seni istemiyorlar. İki gol. Fazla sessizsin. Üç gol. Çok zorsun. Dört gol. Artık seni istemiyorlar.
Beş gol. Olduğun kişi yüzünden. İşte o geceden sonra iki ay içinde A takıma yükselmiştim. 2008’de Kevin 18 yaşına bastığında sıkı çalışmasının ödülünü nihayet almıştı. O sezon A takımla üç resmi maça çıktı. 2009-2010 sezonuyla birlikte artık takımın önemli bir parçasıydı. 36 resmi müsebakada görev yaparak üç gol kaydetti.
Bir sonraki yıl Gang’le Belçika ligi şampiyonluğu yaşadı ve 20 yaşında ilk kez kupa kaldırdı. Şahsi fikrim büyümek ve olgunlaşmak için gereken tek şey buna karar vermek. Kevin ciddiye alınmak ve saygı görmek istiyordu. Bu yüzden buna mecbur olmadığı halde klüpten kazandığı az miktardaki parayla geçimini sağlıyor, kendi yemeğini bile kendi pişiriyor, başının çaresine bakıyordu. Ve sanki bu karakteri futboluna da yansımış gibiydi. Kevin’ın ilk bakışta dikkat çeken en önemli özelliği yaşından beklenmeyecek derecede olgun bir futbol oynamasıydı. Onu izleyenler sahada 30’luk bir maestro izliyormuş hissiyonuna kapılıyordu. Oyunu öylesine dikde eden tam bir organizatördü. Sahagörüşü ve ölümcül pasları bir yana bu çocuk topa öyle bir vuruyor ki belki plasayla atılan golleri izlemek birçok kişi için daha zevklidir. Ama De Bruyne’ın şutlarını görmeden karar vermeyin derim. Adam sanki topa sadece ayağıyla değil bütün vücuduyla vuruyor. Kusursuz bir teknik. Bu performansıyla gözü her zaman Belçika liginin üzerinde olan premierlik kulüpleri tarafından fark edilmesi de uzun sürmemişti. Chelsea 7 milyon euro karşılığında bon servisini aldı ve pişmesi adına onu bir sezon daha Gang’te kiralık bıraktı. De Bruyne 113 maç 17 gol ve 36 asiste ardında muhteşem bir Belçika kariyeri bıraktığı gibi 19 yaşında Belçika ameliyat takımının formasını da sırtına geçirmişti.
Witzel, Lukaku ve Hazar gibi genç yıldızlarla birlikte büyük bir atılım yapan Belçika futbolunun attığı tohumların ilk ve en lezzetli meyvelerinden birisi olmuştu. 2012-2013 sezonuna Rafa Benitez’le başlayan Chelsea’de onun için takımda hala bir yer yoktu. Onu bir sezonluğuna Bundesliga ekiplerinden Werder Bremen’e kiraladılar.
Kevin buradaki performansıyla da sınıfı geçmeyi başardı. Sezon genelinde 34 maça çıkıp 10 gol 10 asist yaparak takımının kümede kalmasında en büyük faktörlerden biri olmuştu. Ertesi yıl onun için bir şans belirmişti. Tekrar Chelsea’nin başına geçen Jose Mourinho geniş kadroda ona da yer vermişti. Ancak yeterince şans bulamadı. Aslında sadece o değil, o sezon kadroda bulunan Lukaku ve Mo Salah da Jose’nin gözüne girmeyi başaramadı. Lukaku’yu sezon başına sadece süper kupa filminde oynatan Jose ilk başlamadan evvel belçikalı golcüyü Everton’a sattı. Devre arasına kadar genellikle sonradan oyuna sokarak Salah’ı 11, De Bruyne’ye ise sadece 9 maçta kısıtlı süreler veren Mourinho, ara transferde Mısırlı’yı kiralık olarak Fiorentina’ya, Kevin’i ise 20 milyon euro bonservis bedeliyle birlikte Alman ekibi Wolfsburga’ya ulaştı. Sonuç olarak De Bruyne için İngiltere macerası tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ama bir şansı daha olacaktı kuşkusuz. Daha doğru bir deyişle o şansı kendisi yaratacaktı. Tıpkı Salah gibi. Genellikle Jose Mourinho bu konuda suçlanıyor olsa da, futbol kamuoyu Kevin’e haksızlık yapıldığı görüşünde birleşmiş olsa da, onun oldukça farklı bir bakış açısı var. Ona göre Chelsea’nin ayrılması iki taraf içinde kazançlı bir anlaşma olmuştu. İlk başlarda sadece birkaç kez ilk 11 oynadım. İyi de oynadım. Mükemmel değildim ama bayağı iyiydim. Fakat sonra her şey tersine döndü. Kulübeden çıkamaz hale geldim. Ve bana tekrar şans geldiğinde artık hazır değildim. Burada benim de hatam vardı. Aralık ayında Jose ile konuşma şansım oldu. Beni satmalarını tercih edeceğimi söyledi. Jose bunu anlayışla karşıladı. Sonuçta Chelsea beni aldığının iki katına Wolfsburg’a sattı. Ve ben de oynamaya başladım. Sezon arasında geldiği Wolfsburg’ta oldukça iyi bir performans sergileyen De Bruyne, takımının ligi 5. sırada tamamlayıp UEFA Avrupa Ligi’ne katılmasına yardımcı oldu. 2014 Dünya Kupası’nda ise henüz Hayli Toy bir takım olan Belçika Milli takımıyla birlikte çeyrek final gördü. Ama finale yürüyecek olan Mestile Arjantin’e elenmekten kurtulamadı. 2014-2015 sezonu De Bruyne için kariyer yılı olacaktı. Takımı Wolfsburg 69 puanla ligi 2. sırada tamamladı. Ve Bayern Munich’in dominasyonunu belki yıkamadı ama buna ne kadar yaklaşabilirlerse o kadar yaklaştılar. De Bruyne Almanya’da tozu dumana kalkmıştı. Özellikle de ligin 2. yarısında oynanan Bayern Munich maçında iki gol atarak dizızaşan Kevin,
Bayern’ın 4-1 ile Bayern’i dağıttığı maçta birisinin dikkatini çekmeyi de başarmıştı. Almanya Kupası’nda finalde Dortmund’u yenerek şampiyon alan Wolfsburg, UEFA Avrupa Ligi’nde ise çeyrek finale kadar yükseldi ve Napoli’ye takıldı. Sezonu 51 maçta 16 gol ve 28 asistle tamamlayan De Bruyne, bu muhteşem performansıyla Bundesliga’da yılın oyuncusu seçildi. Ve Manchester City kulübünün dikkatini cezbetti. Şampiyonluğu Chelsea’ye kaptıran Manchester şehrinin mavileri, kaç para olan bir De Bruyne diye sormuş olacak ki, 75 milyon euro bonseriz bedelini öderken tereddüt bile etmediler. O sezon her açıdan çok tuhaf bir yıldı İngiliz futbolu için. Son şampiyon Chelsea Ligi 10. sırada tamamlayabilmişti. Mourinho sezon ortasında işini kaybetti.
Liverpool 8. Manchester United 5. sırada kaldı. Leicester City’nin Claudio Ranieri yönetiminde bir peri masalı yaşayarak kazandığı şampiyonluk, İngiltere’de tüm dengeleri değiştirecekti. O sezonu da şampiyonluk para olasıyla başlayan City, 4. sırayı alarak şampiyonlar ligi biletini son anda kaptı. Şampiyonlar Ligi’nde ise yarı finalde real maddete takılan FA Cup’ta Chelsea’den 5 yiyen gök maviler, Lig kupasını kazanmasına rağmen teknik direktör Manuel Pellegrini ile yollarını ayırdı. Tıpkı hayal kırıklığı yaşayan diğer bütün büyük kulüpler gibi.
Chelsea’nin Konte, Manchester United’ın Jose Mourinho, Liverpool’un ise Jurgen Klopp ile anlaşmasından sonra premierlikte artık çıta çok yükselmişti. Bir süre önce Barcelona’da sportif direktör olarak çalıştığı dönemde, teknik direktörlük koltuğu için hayli tecrübesiz biri olmasına rağmen, Josep Guardiola’ya güvenen, Chiqui Begerstein’a futbol konusunda tam bir etki veren Manchester City, Chiqui’nin Guardiola’yı ikna etmesiyle birlikte projeyi artık tamamlamıştı. De Bruyne’nin Almanya’da tozu dumana kattığı sezonda Bayern Munich’i çalıştıran Pep Guardiola, onun bu performansına en yakından tanıtlık edenlerden biriydi. Ve hem Manchester City hem de De Bruyne için şüphesiz en doğru tercihti. 16-17 sezonunun başlamasıyla birlikte Guardiola’nın takımında hücum aksiyonlarını yönlendiren bir numaralı adamdı artık Kevin. Aslında o sezon hem Guardiola hem de City için bir geçiş sezonuydu. Birçok denemede bulundu katalan teknik adam. Belki de onun tıslımı buydu. Pep hiçbir zaman idare etmez, geçici yöntemler aramaz, sorunları bypass etmeye çalışmaz, sürekli arar.
En iyisini en doğrusunu bulana kadar denemeye devam eder. Bir süre için başarısız olmayı daha göze alır bunun için. Nitekim City o sezonda kupasız kapatmıştı. Ligde üçüncü oldukları gibi Şampiyonel Liginde de beklediklerinden çok ama çok erken şekilde son 16 turunda Monaco’ya elendiler. Aslında takımın hücum anlamında pek bir problemi yoktu. City Lig’in en golcü 3 takımından birisiydi ama savunmada aynı başarıyı göstermemişlerdi. De Bruyne ise sezonu 49 maçta 7 gol 20 asiste tamamlayarak takımın hücum merkezi rolünü başarıyla oynamıştı. Biraz daha sabır lazımdı ve elbette Guardiola’ya güvenmek. Onun felsefesi sağda mümkün olduğu kadar fazla yetenekli oyuncu bulunurmak olarak anlatılabilir. Aslında Barça’dayken de bunu yapmıştı. Başka herhangi bir teknik adam, Xavi ve Iniesta gibi iki oyuncuyu aynı anda sahaya süremezdi belki de. Veya bunu yapsa bile aynı derecede iyi sonuç alamayabilirdi. Çünkü önemli olan bu formülü bulabilmekti zaten. İngiltere’de de durum farklı olmayacaktı. Guardiola denedi, yanıldı, kazandı, kaybetti ve sonunda buldu. De Bruyne, David Silva ve Fernandinho’dan oluşan orta sahi kurgusu Manchester City’yi bir canavara dönüştürmüştü. Takım Premier Lig’in gol puan ve galibiyet rekorlarını kırarak kazandı şampiyonluğu. Kevin’i çocukluğundan beri tanıyan herkes, onun sağ dışında ne kadar ağır başlı ve sakin biri olduğunu söylerken, kim sahaya adım attığı andan itibaren bambaşka biri olduğundan devriliyor. Kevin futbol konusunda obsesif bir adam. Çok geçmeden onun takım kaptanlığına yükseleceğini düşünüyorum. Çünkü çok açık sözlü biri hatta belki de biraz fazla açık sözlü.
Hoşuna gitmeyen bir şey olduğu zaman hiçbir takım arkadaşına karşı geri vitesi olmayan biri, hatta takım kaptanına karşı olsa bile. Guardiola ile birlikte tavanına ulaşmasının onun doğal gelişim sürecini tamamlaması ile ilgisi olduğunu ben pek sanmıyorum. Kevin bunu kendisi de söylüyor.
Onunla aynı kafadayız. Açıkça söylemek gerekirse o futbol konusunda benden bile daha saplantılı. Onunla ilk karşılaşmamda bana şunu söylemişti. Kevin, kolaylıkla dünyanın en iyi 5 oyuncusundan birisi olabilirsin. İnan bana, kolaylıkla. Onun gibi biri size böyle bir şey söylediği zaman, onu haksız çıkarmak için değil, haklı çıkarmak için çalışırsınız. Kevin de böyle bir oyuna, böylesine dominant bir sezon geçiren takımının beyni olmayı başardığı gibi, futbolunda inanılması güç bir seviyeye çıkardı. Oyunu okuma konusunda uzman, çok zeki bir oyuncu.
Sağ içindeki ikinci bir teknik direktör gibi. Karar mekanizması o kadar gelişmiş ki neredeyse hiç yanlış kararı yok. Her iki ayağından neredeyse eşit derecede kuvvetli. Uzun ya da kısa mesafe, havadan ya da yerden fark etmeksizin, topu istediği yere, istediği zaman, istediği şiddette atabiliyor. Duran toplar konusunda da takımının en iyilerinden birisi. Sanırım oyuncu kartı olarak herhangi bir eksikliği yok.
Emsellerine göre çok daha çalışkan, bitmek bilmeyen bir enerjiye sahip. Hem sol hem de sağ ayağıyla aynı dereceli serç şutlar atabilen, kusursuz ve ölümcül bir hücum silahı. Kevin tüm kulvarlarda çıktığı 52 maçta ürettiği 12 gol ve 23 asiste rağmen, hatta 2018 Dünya Kupası’nda da Belçika Milli takımı ile Dünya üçüncülüğü kazanmasına rağmen, o sezon Ballon d’Or ödülü için finale kalan 3 adaydan 1 olmayı başaramadı. Sanırım bu ödül için hala yeterince popüler değil.
Ancak şu an ortaya koyduğu performans ve gösterdiği gelişimle dünyanın en iyi 5 golcüsü arasında rahatlıkla gösterilebilir. Şahsi fikrim ileride futbolu bıraktığı zaman De Bruyne’nin çok değerli bir teknik adam olacağı yönünde. 2018-2019 sezonu Kevin De Bruyne için pek iyi geçmedi.
Fulham karşısında neredeyse tüm sezon sahalardan uzak kalmasını sağlayan sakattığı ve ardından yaşadıklarını şöyle anlatıyor.
Kevins’in o sezonu sakattıklar sebebiyle tam 29 maç kaçırdı. Sanırım buraya kadar anlattıklarından bunun onun için ne anlama geldiğini anlamışsınızdır. Oturup takımının maçlarını tribünden takip etmek bu kadarı onun için gerçekten çok fazla. Ama artık eskisinden de daha iyi olmak için bir sebep de bu kadarı çok fazla. Bu sezonun sonunda bu sezonun sonuna kadar çok fazla bir şey olmadı. Bu sezonun sonunda bu sezonun sonuna kadar çok fazla bir şey olmadı.
Bu kadarı onun için gerçekten çok fazla ama artık eskisinden de daha iyi olmak için bir sebebi, bir motivasyonu var. Takımın o olmadan ondan çok az faydalanarak kazandığı ikinci şampiyonluk. İşte bu Kevin gibi biri için gerçekten çok fazla. Manchester City’nin ve Tep Guardiola’nın yıllardır kazanmak için yanıp tutuştuğu o en büyük kupayı hala kazanamamış olmak her ikisi için de çok fazla. Ve bugüne kadar öğrendiklerimiz bize şunu anlatıyor. Başarısız olmak veya başarısızlığı kabul etmek, vazgeçmek Kevin için bir seçenek değil.
Sonunda mutlaka kazanacaklarını tahmin etmek hiç zor değil. Kevin de Brogne futbolu daha güzel yapan adamlardan birisi. Popüler olsun ya da olmasın. Kazanmak için her şeyi yapan ve kimseye sevimli gözükmek için uğraşmayan biri.
Çocukluğundan beri buraları hayal eden, çalışan, çabalayan ve sonunda da başaran sıradışı biri.