Kuruyan göller kurtarılabilir mi? Prof. Dr. Meriç Albay yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-T28TOM2bwc.
Ben hiç hocam, siz ne diyorsunuz? Arkadaşlar gerçekten çok güzel bahsettiler. Şunu ben sormak istiyorum. Şimdi birincisi sadece göller bölgesi veya Burdur havzası veya İç Anadolu, Konya havzası değil, Marmara havzasında da göllerde su kaybı var. Yani Türkiye’nin geneline yansımış bir şey.
Burada tarımın kontrolsüzlüğü mü, tarımın artması mı, işletme hatası mı, nereden kaynaklanıyor bütün bu şey, siz ne anlatacaksınız bize? Fatih Bey, açık yürekli söylemek lazım. Belki de suyu en fazla değersizleştiği ülkelerden bir tanesiyiz. Pazarcı bağırır sudan ucu, sudan ucu, zorla ucuz olduğunu anlatmak için. Pazarın işte, sanki kötü bir şeymiş gibi su akar, Türk bakar. Bakar, bakmakta güzel bir şey var mı?
Noreç’te de su akınca bakıyoruz, hatta gidip fotoğraf çektiriyoruz. Yüz derece insan Noreç’te akan derelere bakıp bakıp keyif alıyorlar. Yani bu dereye bakmak kötü bir şey mi? Sanki bunu kötü bir şeymiş gibi, onu işte bu diyorsunuz. Onlarca yüz derece, estere diktik arka arkaya, iyi bir şey yapmışız gibi. Bunları sonra arayacağız. Belki bu konuları tartışırız bu akşam, bilemiyorum. Vakit olursa. Dediğiniz gibi aslında sorun Türkiye’nin sorunu. Sadece göller bölgesinin değil, Meryem hocamız çok güzel anlattı.
Biz aslında Türkiye’de çalıştık ama Erzurum’dan Diyarbakır’a, Antalya’ya, İzmir Tahtalı Barajı’na kadar ama özellikle Marmara bölgesindeki gölleri daha çok çalışıyoruz. Gördüğümüz şu Fatih Bey, inanılmaz hatalar yapılıyor, inanılmaz yanlışlıklar yapılıyor. Neler yapılıyor, örneğin. Örneğin ben doktora tezimi 1993 senesinde İznik Gölü’nde çalıştım. Hala çalışıyorum. Şimdi doktor öğrencim çalışıyor. Ne çalışıyor? Tarımsal kiliticileri çalışıyor, PAH çalışıyor. Tarımsal kiliticiler de işte biliyorsunuz, zaman zaman domates gönderilir, ruzya, şuraya, buraya geri gelir işte kalıntı bulundu diye işte pes sit bakıyoruz. Biz de balıkta, işte sucanlarında bir şeyler var mı diye. İnanın bana 1970’li yıllarda kullanımı yasaklanmış olan DDT’yi bile tespit ediyoruz. Hala hala. Hala dedede. Şunu söyleyebilirler, yaralanan uzundur bundan dolayı ama merdiven altı yapılmadığı nereden bilelim. Bu bizi şüphelendiriyor gerçekten, bir sürü yasaklanmış kimyasalılar halin buluyoruz. Diğer bir konu ölçülsüzce su çekiliyor gerçekten. Manyaz Gölü’nde zaman zaman şişiriliyor da su. Sadece çekilmiyor. Bentler yapılıyor. Karacaba yuvasını sulamak için. Havuzada ki bütün su taşınıyor ve orada sular şişiriliyor ve kuş cenneti kuş cehennemine dönüyor. Sırcık deresi var. İnanın bana Sırcık deresinde biz 1 mil gram oksijen ölçtük ve yüksek ölçüklüyoruz.
Normalde 5-6 mil gram oksijen ölçmemiz lazım. Bakın neden oluyor bu? Yani şuraya ben çok önemsiyorum. İnsanları bir restore edemedik. Erik mutlaka çok iyi tanır. İsveçli bir bilim insanı vardı. Göl restorasyoncu Sven Bjorg Erik mutlaka bilir. Bana şunu demişti. Biz gölleri restore ederken önce insanı restore ederiz daha sonra suyun içine gireriz. İnsanları restore edemezseniz maalesef gölü restore edemiyorsunuz. Şahiliş’te zaman zaman şu anda sıkıntılar konuşuyor. Çünkü Alibeve Kükağıt Hanedeki insanı restore etmek lazım ki daha fazla kirlilik atmasınlar.
İnyas Gönü’nde de öyle, Sırcıs Gare’sinde de öyle. Ne yapılıyor, ne hataları yapılıyor? Örneğin yağmur yağdığı zaman Anadolu’da rahmet denir Fatih Bey. Fakat Anadolu’da yağmur yağdığında zehir akıyor. Yağmur yağdığı zaman bekletiyorlar kuyularda suları, zehri boşaltıyorlar derelere ve maalesef gölleri zehirliyorlar. Bekletip boşaltmadı demek. Yani o anda genelde kontroller olmaz. Yağmur yağdığı zaman Çehirve Bakanı’nın personelere kontrolleri gelemezler. O anda muhtemelen boşaltıyorlar ve sabah gidersiniz. Kirli suyu boşaltıyorlar.
Yağmur’un kaşıp gidiyor. Oysa ki sulak alanları korumak üzere, şu anda biz 14 tane Ramsar alanımız var. Buraları korumak üzere imza atmışız. Türkiye bir taraf ülke olarak biz burayı dünya miras olarak koruyacağız diye imza atmışız. Şu anda 14’te 14’ün hepsinde zaten korkunç sıkıntı var Fatih Bey. Yani hiçbirini koruyamıyoruz. Hepsi 4. yüzyılın su kalitesinde. Kimisini kurutup kuyacak gölü şu anda Karstaki biliyorsunuz. Tamamen kurumuş durumda. Sultan Sazlı biraz bahsetti Meryem Hoca’mız kötü durumda. Eğirdir, Beşehir Gölü kötü durumda. Mekke Gölü kurudu şu anda biliyorsunuz. Artık gölde dememek lazım. Yani şu anda demek istediğim gerçekten büyük sıkıntılar var. Ama bunu çözmek için de büyük bir çaba görmüyorum ben. Oysa ki kağıt üzerinde. Peki bu göller mesela, kuruyen göller, kurtarılabilir mi? Geri dönüşü var mı bunun? Yoksa artık kuruyen kuruda gerek alanı kurtaracağız.
Çok kolay değil kurtarmak Fatih Bey. Yani bunun doğrusunu konuşmak lazım. Çünkü sinyoloji türesini beklettiğiniz, suyu bilmediğiniz birçok sorun cevabını alamadığınız zaman orayı yeniden habitat oluşturamıyorsunuz. Habitatı kayıplar oldum. Bir daha geriye gelmesi oldukça zor gerçekten. Ama şunu yapabiliriz. Biz şu anda biraz önce Meryem Hoca’mız bahsetti. Eski ataları yapmayabiliriz. Örneğin işte Koyun’a, Kopar havazasında Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde şeker fabrikaları açılmış. Neden?
Çünkü bu ürettiği bir şey üretmesi lazım. Çok haklı. Ama ne yapmışlar? Trenin gittiği yollara şeker fabrikaları yapmışlar. Kolay olsun diye taşımacılığı falan filan. Ama o zaman su sıkıntısı yokmuş. Şimdi bakıyorum şu anda Konya, Kopar adasında şeker pancarı mısırını Allah aşkına hala bitki dizisinin mi konuşacağız? Hala salma suyu mu konuşacağız? Bunlar bize iyi. Peki mesela ne ekicez onun yerine yani pancarı ekmedik? Yani suya… Pancardan geçinen köylü var, bir ikiniz şeker yiyoruz, şeyler neler çekecek? Çok basit. Yani suya da, su suzluğa dayanıklı bitkiler var. Yani bunu yapabiliriz. Yani bunu çeşit insanlar ikne edilebilir. Bu eğitimden geçirilebilir. Ama ısrarla bunu yapmıyoruz. Israrla hatalarımıza devam ediyoruz. Özetle ben Marmara Denizi’nde biliyorsunuz bir müslüman sorunu yaşandı. Ciddi bir şekilde sıkıntı şu anda bir insanla rahatsız etti. Ama ben içme sularının, yüzme sularının daha büyük sıkıntı içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu zaman zaman topta açı atılıyor. Maalesef atılıyor. İşte biliyorsunuz havzalar arasında suyu taşıyarak bunu çözmeye çalışıyoruz.
İşte ama bir tarafta suyu kuruturken bir tarafta beslemeye çalışıyoruz. Ama inanın bana bundan hiçbir çare değil. Hocam sizin bu fotoğraflar ne anlatıyor? Enteresan fotoğraflarınız var. Ya onlar isterseniz onu üzerinden gidelim. Yani bu mesela çok enteresan bir fotoğraf Fatih Bey. Bu Büyük Benderes Neri. Büyük Benderes’i nereden çıkar? Dinar’dan çıkar, Afyon’dan çıkar. Afyon’da suyu bu hale getirmişiz. Daha çıktığı yerde. Daha çıktığı yerden bu hale getirmişiz. Ve inanın bana Büyük Benderes Neri aydından denizliğinde boşalır. Ve akamıyor, gidemiyor.
Yolda kayboluyor. Bir nehir Türkiye’nin en uzun üçüncü ya da dördüncü nehridir. Gidemiyor, kayboluyor. O da bulamıyoruz. Akamıyor yani. Benderes Neri kayboluyor. Kayboluyor. Kayboluyor. Gerçekten öyle kayboluyor. İsterseniz devam edelim resimler üzerinden. Bir sonraki arkadaşım. Yine bu hali görüyorsunuz. İnsanlar elinde ne gelirse. İşte insanların restorasyonu bunun için çok önemseydiğim bir konu Fatih Bey. Yani insanlar elinde ne gelirse atarsa suyu değersizleştirirse bunun gerçekten karşılığı yok. Yani sizin suyunuz çok az. Şu anda bakın işte Hocam mutlaka o konuya girecektir.
Yani kişi başına düşen su miktarı 1300-1300 bin metreküplere düştü. Yani hatta kayıtlı olan insanlara belki daha da az. Yani şu anda yıllardan beri işte 112 milyar metreküplü suyumuz vardı. Yeni hesaplamalarla 108 milyar metreküye düştükleniyor. Yani bu rakam bizi korkutmalı, incitmeli ve ciddi bir şekilde düşündürmeli. Biz daha kaynağında bu suyu bu hale getirirsek yani neyi konuşacağız? Yani insanları hakikaten.
Diğer bir konu artık Avrupa Birliği’nin süreç ve direktifinde belirttiği kriterleri kağıt üzerinde değil. Yani özde değil, sözde değil, özde artık uygulamak lazım. İnsanlar işte fabrikalar, işte belediyeler. Bunun takipçisi olmalı. Bu kurallara uymayanlar cezası neyse ödemeli. Yani ödemediğim sürece, gereğini yapmadığım sürece yarınları göremiyoruz. Devam edelim isterseniz fotoğrafı. Bir sonraki arkadaşlar. Üçüncü, üçünü görsen.
Mesela bu fotoğraf geçen bir sene olmadı daha Küçük Ekmece Gölü’nde çektik. Küçük Ekmece Gölü’nde. Küçük Ekmece Gölü’nde. Bu gördüğünüz Mersin balığı. Küçük Ekmece Gölü’ne Mersin balığı mı? Evet evet Mersin balığı girmiş. Biliyorsun insanların uzun yaşar. Gerçekten en eski bir balık. Çok eski yıllardan beri olan bir balık. Aviyat çıkan balık mı? Aviyat çıkan bir balık. Maalesef öldürdük burayı. Bu balık öldü. Bu şimdi başka bir… Ya bu nereden gelmiş ki? Marma Denizi’nden girmiş.
Zavallıcık baskıdan kaçmış ama burada kirliye dayanamadığı için maalesef ölmüş. Oksijeniz sizlikle o anda ölçtüğümüzde gerçekten düşüktü. Peki bunun sorumlusu kim? Yani yıllardan beri… Küçük Ekmece Gölü’nde girmiş var mı? Küçük Ekmece Gölü. Küçük Ekmece Gölü. Küçük Ekmece Gölü. Yanlış söyledim. Küçük Ekmece. Hiçbir şey söylemiyorum. O yüzden şaşırdım. Hiçbir şey kaynağıdır. Yanlış söyledim. Küçük Ekmece Gölü. Ama peki yıllardan beri biz Küçük Ekmece Gölü ne yapmışız?
Şehrin ortasında fabrika attıklarını, evsel attıklarını elimize ne gelirse attığımız bir göl yapmışız. Atık deposu yapmışız Fatih Bey. Dördüncü sınıf bir atık deposu. Şimdi gerçi oradan şey geçecek biliyorsunuz. Kavro İstanbul geçecek. Bakın 1989 senesinde benim asistantım o zamanki dekanımız dedi ki çekmece de balıklar ölmüş gidin bakın bakalım. Örnek aldık hala balık ölüyor. Yani bu insanlar artık… Burada garip olan balığın ölmesiyle hala orada balık olması. Yani girer çıkar. Çünkü biliyorsun Marmara Denizi’nde şey var, bağlantısı var. Dolayısıyla girip çıkması gayet normal ama yani şehrin ortasında aslında burayı bir
ekolojik bir alan olarak gösterip çocuklara bir su kültürünü yaşatmak, su kültürünü insanlara önemsetmek, su kültürünü halka indirmek gibi bir ödevi olmalı Küçükçekmece Gölü’nü ama biz burada balık öldürüyoruz maalesef hali. Atık yapıp oraların ucunu bağlamışız. Son yıllarda bir atılım var ama ben daha da bu atılımın biraz daha önemsenmesini,
biraz daha artık suyla insanın barışmasını diliyorum.