Mahya Işıkları 13. Gün | Ahmet Vefik Paşa
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=SgAu_kuRELw.
İNTRO Merhaba! Mahya Işıkları’na hoş geldiniz. Yeni bir Mahya Işıkları’nda sizlerle birlikteyiz. Ve ben ne zaman yurtdışında… Yani yurtdışında bir kentte, yolda yürürken
şöyle bir bahçe içinde bir direğe asılı ay yıldızlı bayrağı görsem Ahmet Vefik Paşa yanımsadım, biliyor musunuz? Ahmet Vefik Paşa. 1834 yılında Mustafa Reşit Paşa, Paris elçisiyken onun çevirmeni Ruhiddin Efendi de yanındaydı. Ruhiddin Efendi’nin oğlu da bu yüzden Paris’te okumuştur. Ahmet Vefik Paşa.
Ahmet Vefik Paşa’nın Paris’te öğrencilik yaptığı yıllarda arkadaşlarından biri Alexander Dumas’nın oğluydu. Hani o ünlü üç silah şölleri yazan Fransız yazar Alexander Dumas. Onun oğluyla arkadaşlık yapıyor Ahmet Vefik Paşa. Çocukluk yıllarında Paris’te. Ve ülkesine geri geliyor. Londra elçiliğinde görevlendiriliyor 1840 yılında. Ve o görevden sonra ülkesine döndüğünde 1851’de Encümeni Daniş’in kuruluşunda bulunuyor. Encümeni Daniş, aydınlanma tarihimizin en önemli kuruluşlarından biridir. Pek çok eser çevirmiştir. Pek çok entelektüel, münevvel insan bir araya gelmiştir. Nasıl toplumu bilgilendiririz? Bilgiyi nasıl topluma yayarız kaygısıyla? 1851. Ve hemen o yıl Tahran elçiliğine atanıyor. Tahran elçisidir Ahmet Vefik Paşa. Ve tarihte ilk kez bir elçilik binasının bahçesine direkt dikip bayrağı asıyor. Evet… O güzel ay yıldızlı bayramızın dünyanın dört bir yanında elçilik binalarında dalgalandığını biliyoruz ya, bunu ilk yapan Ahmet Vefik Paşa’mızdır. Böylesine büyük bir vatan severdir Ahmet Vefik Paşa. Geri döndükten sonra, efkaf nazırlığı yapıyor. O yıllarda Süleymaniye Camihara Perişan onu unartıyor. Ve ikinci derece Osmanlı nişanıyla ödüllendiriliyor. Ahmet Vefik Paşa bu başarılarından sonra Anadolu Sağkol Müfettişliğine görevlendiriliyor. Anadolu Sağkol Müfettişi. Çok önemlidir bu görev. Nedir bu Anadolu Sağkolu? Efendim, bu yol Üsküdar’dan başlar. Eskişehir’i geçin Konya’yı, Adana’yı, Antakya’yı, Halep’i, Şam’ı kadar içini alan bir yoldur. Bu yolun bütün onarımını yapıyor. Ağaçlar diktiriyor. Su sistemini tamir ettiriyor. Hastaneler açtırıyor. Ve eşkıyadan temizliyor. Çok önemli. Eşkıyadan temizliyor. O yoldan gidenler güvenlik içinde yolculuk yapsınlar diye. Bu yol hac yoludur.
Evet. Hacca giden insanlar, o yolu kullananlar sağlık, sıhhat ve güvenlik içinde seyahat etsinler diye o yoldaki bütün sorunları ortadan kaldırıyor. Çok şey borçludur bu tarih, bu millet Ahmet Bifik Paşa’ya. Sonra Milletin Bakanlığı da yapıyor. Hatta meclis açıldığında, Meclis 18 Mart 1877 ilk meclis başkanımızdır.
Bizim meclis tarihimizdeki ilk başkanımız Ahmet Bifik Paşa’dır. Ve derken onu Bursa Valiliği görevinde görüyoruz. Burası çok önemli. Yaptığı her iş çok önemli. Her yerde çok başarılı. Ama Bursa çok farklı benim için. Ne yapıyor biliyor musunuz? Bakıyor ki gemlikten İstanbul’a vapur seferi Rusların elinde. Neden diyor? Biz kendi ülkemizde kendi vapurlarımızı işletemeyecek miyiz?
Ve tutuyor, yerli sefer düzenliyor gemlikten İstanbul’a. Kendi seferimiz, kendi vapurumuz, kendi işletmemizi kuruyor. Sonra tabi Bursa denilince aklımıza ipek üretimi geliyor. İpek üretimini canlandırıyor. Bursa’yı onarıyor. Ve bir gün bir tiyatro geliyor Bursa’ya. Tabi Ahmet Bifik Paşa tiyatroya çok meraklıdır. Bu arada bütün bu vazifelerin içinde Volyeri çeviriyor, Volkeri çeviriyor.
Kısa Osmanlı Tarihi kitabını yazıyor. Sözlükler hazırlıyor. Aynı zamanda bir yazar. Bursa valisi iken, Fasülye Cihan turniye çıkmış Bursa’ya geliyor. Hemen en önde oyunu seyrediyor. Çok seviyor ve diyor ki Fasülye Cihan’a gitmeyin, sakın İstanbul’a dönmeyin. Burada kalın, burada kalın. Size bina yaparım. Gösteriler yapın. Ama bir şartım var. Belli tarihlerde yaptığınız gösterileri, bilet ücretini valiliğe vereceksiniz. Ve o parayla da hastane yaptırtıyor Bursa’ya. Üç yıl kalıyor Fasülye Cihan, üç yıl Bursa’da. Bazı zamanlar olur ya, çok seyirci gelmiyor, zarar ediyor, oyuncular ücretlerini alamıyor. Ahmet İfikbaş’a kendi cebinden ödüyor. Oyuncuların telifini, alın terini. Hayatı boyunca yoksuzluklara, rüşvetlere karşı çıkmıştır. Ve bu güzeller güzel insan, ne yazık ki hayatının son döneminde borç ve harç içindedir, yoksulluk içindedir. Öyle ki, Boğaz’daki Rumeleshar’ındaki kendi yalısını, o arsayı satmak zorunda kalıyor. Evi sökülüyor, akşam olan evinin tahtaları odun olarak pazarlarda satılıyor. Daha da acısı, on beş bin kitaplık bir kütüphanesi vardır. Kütüphanesi bile satılıyor. Hayatı boyunca doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayan bu güzel insan, acılar içinde veriyor son nefesini. Bu arada, Paris elçiliği de yapmıştır Ahmet İfikbaş’a.
Paris’te elçiyken, duyuyor ki, Hz. Muhammed’in hayatının tasvir edileceği anlatılacağı bir oyun oynanacak. Kâğıtta sorulana tıklım tıklım, oyunun başlama saati geldi. Seyirciler bir bakıyorlar, sahnede Ahmet İfikbaş’a sahneye çıkıyor. Ve bu yapılanın yanlış olduğunu anlatıyor. Bizim inancımızda, bizim kültürümüzde, Peygamberimiz tasvir edilemez. Bu saygısızlıktır diyor. Ve oyunu oynatmıyor.
Ha derler ki, efendim, Eyüp’e gömülmek istemiştir de, 2. Abdülhamid izin vermemiş. Gitsin kendi arsasında yatsın da, çan sesleri duysun. Hayır, bakın bu her şeyden önce 2. Abdülhamid’e saygısızlık. Çünkü 2. Abdülhamid, Ahmet İfikbaş’a canazesine yavrini göndermiştir. Yıllarca ülkesine, devletine hizmet eden bir insan için böyle bir ses söylenir mi? Mümkün müdür? Kendi isteğiyle, bugünkü aşağın mezarlığına deknediliyor. Çünkü büyük babası ve ağabey de orada yatmaktaydı. Ahmet İfikbaş için çok şey söylendi. Fuat Paşa, onun hakkında belki söylenecek en güzel sözü söylemiştir diyor ki, Ahmet İfikbaş’a bine taşı büyüklüğünde bir pırlantaydı. Ne yüzüye takılabilir, ne de sokakta bırakılabilir. Dedim ya, ben ne zaman bir elçilik binaımızda, yurtdışında Ay Yıldızı bayramızı görsem hep duygulanırım. Aklıma tarihimizin bu en güzel insanlarından biri olan Ahmet İfikbaş’a gelirdi. Bu Ramazan akşamında onu andık. Ve ülkemiz adına bütün yurtdışında çalışan, görev yapan, bu esnada ne yazık ki terör,
terör illetiyle şehit düşen bütün hariciyecilerimizin çalışanlarımız da ruhu şahit olsun. Onları da yad edelim, analım. Bu aşamlık da bu kadar. Yarın yeniden aynı saatte burada birlikte olalım.
Sürçülisan ettiysek affola.