Mahya Işıkları 22. Gün | Metal Çiçek
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=bHBCdlu1wTo.
MAHYA IŞIKLARI Merhabalar. Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Yeniden birlikteyiz. Ne güzel. Bu Ramazan akşamındaki öykümüz 1 Temmuz 1927 günü başlasın. Boğazın kıyısındayız. Donobacı Sarayı’ndayız. Önemli bir gün. Neden? Çünkü Atatürk
8 yıl sonra ilk kez İstanbul’a dönmüştür. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuruyla ayrılmış ve 8 yıl aradan sonra yine Deniz Yolu’yla, Ertuğrul yatıyla ama bu sefer Kuzey Rotası’ndan değil, Boğazın Marmara girişinden İstanbul’a gelmiş ve Donobacı Sarayı’na konuk olmuştur. O gün çok önemli. O gün Gazi Mustafa Kemal Atatürk Sarayın duvarlarındaki resimleri inceliyor
ve bir tablonun karşısında öylece kalakalıyor. İtalyan ressam Zonaro’nun bir tablosudur bu. Zonaro, 2. Abdülhamid döneminde Saray’ın başreslamıydı. Çok iyi bir ressamdı Zonaro. Atatürk öylece bakıyor tabloya. Tablonun adı Hücum. Gördüğü nedir? Adı üstünde. Bizim askerler süngüyle hücum ediyorlar. Yerde şöyle yere yatmış ölü Yunan askerleri. Öylece bakıyor ve diyor ki
tabloya zarar vermeyecek bir şekilde şu yerdeki insanların üstünü kapatın. Neden? Efendim dediklerinde şu karşılığı veriyor. Ben burada Yunan halkının ölü çocuklarıyla mı bir arada yaşayacağım? Ve tablonun üstünü kapattırıyor. Dolobacı Sarayı’ndan son çıkışı ise elbette ki son yolculuğu için oluyor. Tarih 19 Kasım 1938. Atatürk’ün naaşı ayıltı zıdlı bayramıza sarılı bir top arabasının üstünde 10 tane siyah at çekiyor ve Atatürk son yolculuğuna uğurlanıyor Dolobacı Sarayı’ndan. Her taraf insan. O kadar çok insan ki evleri bütün pencerelerinde, çatılarında bütün sokakların en tepesine kadar insanlarla dolu, salkım saçak her yer. Sarayburnu’na gidecek oradan bir muhribe konacak naaşı Zafer Muhribi’dir. Ve Haydar Paşa önlerine demirli olan Yavuz Isı onu son yolculuğuna çıkaracak. İzmit’e gidecek Yavuz oradan trene konulacak naaş ve Ankara. Güzelgâh bu. 3,5 saatte alıyor bu yolu Atatürk’ün naaşı. Dolobacı’dan Sarayburnu’nun arasına 3,5 saatte ulaşabiliyor. Bu arada
geçen zamanda her 5 dakikada bir Yavuz, o şanlı Yavuz, şiirlere, türkülere girmiş olan Yavuz adlı gemimiz top atış yapıyor her 5 dakikada bir. Sarayburnu’na varıyor ve bayrağız sarılır naaşı indiriliyor. Zafer Muhribi’ne konuluyor. Zafer de onu alıyor, Yavuz’a götürüyor. Hep diyorum ya,
hayatımızın zenginli hisse senetleri değil, hissi senetlerdedir. Yavuz’da görev yapan bir denizcimiz, Abdülkadir Almaç. Atatürk’ü karşılayanlardan biri. Atatürk’ün naaşı Yavuz’a konuluyor. Ve Yavuz top atışlarıyla İstanbul’dan ayrılıyor. Kıyıda herkes, bütün İstanbul gözyaşlar içinde. Onu bir daha görmeyecekler.
Ve görevini yapıyor Yavuz’umuz. İzmit’e geliyor. İzmit’te Atatürk’ün naaşı Yavuz’dan indiriliyor. İşte o an, Abdülkadir Almaç adlı denizcimiz yerde bir şey fark ediyor. Atatürk’ün naaşının üstüne konulan şöyle metalden yapılma bir çelenk vardı. Ondan bir çiçek düşmüş Yavuz’a. Onu alıyor denizcimiz Abdülkadir Almaç
ve onu hayatı boyunca saklıyor. Atatürk’ün son yolculuğundan kalan belki de tek parça. Ne mutlu bana ki! Benim bir cümlet müzesi kurma hayalini, benim o hayalimi duyan Sayın Abdülkadir Almaç’ın güzel ailesi diyor ki Sunay Bey, bunun yeri elbette ki o müze olacaktı. Yıllarca bizim evimizin duvarında asılı kaldı. Babamın Yavuz’dan aldığı o metal çiçek. Atatürk’ün son yolculuğunda naaşının üstünde duran çelenkten kopan metal bir çiçek. Ama ben ne diyorum biliyor musunuz? Yani böylesine kopmadı. Yani o taşınma esnasında kazara kopmadı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bilerek bu çiçeği Yavuz’a verdi.
Abdülkadir Almaç’ın eşi Afife Hanım öyle güzel bir iş yaptı ki, bunu ben bile bilmiyordum. Müthiş bir şey. Bir gelinik, denicilerimizin geliniği. Kocası Yavuz’da görev yapan Afife Almaç, eşinin, hani o denicilerin o güzel bembeyaz şapkaları vardır ya, o şapkanın üst kısmını
işleyerek bir sehpa örtüsüne dönüştürmüş. Bu, denicilerimiz arasında bir gelenekti bir zamanlar. Yani öyle eskin şapkaları atmak yoktu. Yıllarca nice seferlere çıkan, görev yapan, denicilerimizin başının üstünde taşıdığı şapka eskince atılmaz, bir hatıra olarak işlenir ve masaların üstünde konulurdu. Evet, haklıyım değil mi? Hayatın zenginliği hisse senetlerinde değil, hissi senetlerdedir. Bir Mahya Işıkları’nın daha sonuna geldik. Yarın yeniden aynı saatte bu masanın etrafında, bu güzel sokakta birlikte olmak dileğiyle.
optionsudur.