Mardin (Artuklu) – Bir Kasaba Hikayesi 36.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UI70IEb5pnY.
палえて cuarto keptir��� with者
Anadolu baştan başa tarihin yoğurduğu topraklara sahip, zamanın durduğu bir şehirde hissiyatla doluyor içimiz. Hiss dediğimiz tarih, sanat, insandan nasibimize kalan. Bir şiirin mısralları gibi gönlüne işleniyor insanın bu topraklar. Mardinimizin Artuklu ilçesine bakarken, Kudüs’ten haberler duymak mümkün rüzgardan. Bizans’tan, Acem’den, Selçuklu’dan ve toprayla mutlu nice insandan, hatıralar saklı duvarlarında. Artuklu dönemi mimari örneklerinden, dilimli kubbesi ve büyük minaresiyle Mardinin sembolü olan Mardin Ulu Cami, kayıtlara göre iki minareli inşa edilmiştir.
Cami’nin bugün mevcut olan tek minaresinin, kare kaidesindeki yazıt, yapım tarihini 1176 olarak vermektedir.
Fakat bugünkü minare, 1888-1889 yıllarında yeni ve elektrik bir üslubla yapılmıştır.
Latifiye Cami, Cumhuriyet alanının güneyindedir. Taçkapı yazıtından 1371’de, Artuklu Sultanlarından Melik Salih ve Melik Muzaffer zamanında görev almış, Abdüllatif bin Abdullah tarafından, minaresi Mısır valisi Muhammed Ziyat Ayyar Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.
Günümüzdeki minare ise 1845’te, Musul valisi Gürcü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mardin’deki son Artuklu eserlerinden olan, Eninedik Dörtgen Planlı ve Mihrab Önü Kubbeli yapının portalı iyi korunmuştur.
Ben Sufi Hindiyerli, Aslan Mardiniyim. Dedem de bu merkezde yaşadı, babam da yaşadı. Dedem dokunmacıydı, babam basmacıydı, ben de kuyumcu oldum.
Kuyumculuk mesleği şöyle bir şey, ilkokula gitmeden önce başlamıştım. Abimde gaz lambasının üzerinde gündüz okul, gece çalışma öyle devam ettik. Ondan sonra çıralık devri başladı, sonra kalpalık başladı, sonra ustalık başladı.
Sonra şöyle bir şey usta yetiştirdim, 6 tane usta yetiştirdim Mardin’e. Şimdi El-Kari’nin tarihini anlatayım, şöyle bir şey. Arapça da değildir, Türkçe de değildir, Kari Farça’dan gelen bir kelime. Ondan sonra tarihine gelince şöyle bir şey, bende kitabı var, elime geçti.
Milad’dan 3.000 yıl önce Mezopotanya bölgesinde yapılıyordu. Milad 2000, 5.000 yıllık el sanatı. O tarihlerde kullanılan gümüş ayarı, bir gün aynı ayarı kullanıyorum. Yumuşak, saf gümüş. Yani yarım kilo gümüş eritiyoruz, iki gram bakır koymuyoruz.
Bakır koyduğunuz zaman sertleşir olmuyor. Ondan sonra ben icat etmedim bunları. Kitablar, araştırmacılar bunu yaptılar. Sonra büyüdük, askere gittim geldim. Yalnız Tel-Kari şöyle bir şey. Gümüşü yapmadım, altını da yaptım. 14 ayak, gül küpe başta bir de yıldızlı küpe vardı, incili. Değişik, o zamanın modelleri öyleydi anlatabildim mi? Altını da yaptım. Sonra baktım ki göç başladı Mardin’de. 74’te terk ettim. Mardin’i İstanbul’a gittim.
Tabii memleketimiz de Tel-Kari ile büyüdük, Tel-Kari ile nefes aldık. Yani ne bileyim anlatamam. Dedik ki ya boşver İstanbulluların kalsın. Ben memleketime gideyim. Temiz bir havasını çekersem burnuma bana benden başka mutlusu olamaz. Şeyh Çabuk Camii yapım tarihi belli olmamakla birlikte
bugünkü şeklini 15. yüzyılda kazanmış olduğu düşünülmektedir. Mardin Camii ve mescitlerinin genel özelliği olan, enine yayılan bir plana sahiptir. Şehidiyye Medresesi Camii, 13. yüzyılın başlarında Artuklu Sultanı Melik Nasreddin Artuk Aslan tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
Güney tarafında iki nefli mescidin yer aldığı revaklı avlulu ve eyvanlı bir medresedir. Medresede onarım ve eklemelerle birçok değişiklik yapıldığından, medresenin orjinal durumundan pek az şey kalmıştır. Mezopotamya’nın nazlı nazlı salınışını izlerken, camilerin, manastırların, medreselerin birbirine kardeş, birbirine dayanak olduğunu anlıyorsunuz. Sokaklarında bir tarihe şahit olduğunuzu bilerek yürüyün. Yorulduğunuz yerde abbara altında bir soluklanacak vaktiniz elbet olacaktır. Kasimiye Medresesi kaç yüzyılın birikimiyle kucaklıyor insanı. Suyun sesi, kuşların gökyüzüne dansı, bir sanat gösterisi gibi alıp götürüyor hayal diyarlarına. Rüzgâr ve güneş birlikte ne oyunlar oynuyor yıllardır.
Mardin’in güneybatısındaki tepelerin altında yer alan, Kasimiye Medresesi’nin yapımına, Artuklu döneminde başlanmış ve Akkoyunlu hükümdarı, Cihangiroğlu Kasım Padişah döneminde 1457-1502 yıllarında tamamlanmıştır. Günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta kalabilen, iki katlı, kubbeli, tek ve açık avlulu medresenin inşasında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Plan özellikleri, taş işçiliği ve süsleme motifleri bakımından ilgi çeken yapı, Camii ve Türbe ile birlikte külliye içerisinde yer almaktadır. Hoş geldiniz. Adım Mehmet, soyadım Dede. Babamın adı Abdülkadir, dedemin adı da Mehmet’ti. Yani yüzyılı aşkındır bu bizim işimiz. Babadan oğula gelen bir meslek, yani ürettiklerimiz de dünyada çok beğenilmiş, birçok üniversitede araştırma konusu olmuş sabunlar. Çünkü biz boya, parfüm ve kimyasalları bilmiyoruz. Yani 300 sene önce nasıl sabun üretiliyorsa bugün de aynı şartlarda üretiyoruz. Günümüzde birçok kimyasal madde ile meydana geliyor. Biz genelde palamut külünden faydalanıyoruz ve bu üniversitedeki hocaların araştırma yaptıkları için diyorlar ki bu çevre dostu. Yani bunların suyu doğaya zarar vermez. Artı birçok ünlü sanatçı, devlet adamı, profesör, hoca bunların çok beyazını kazanmış. Ya bizde fabrika yok. Şu an öyle bir durumdayız ki 50 ton olsa müşterisi hazır. Çünkü sabun maşa katlı bir iş. Bir günde yetişmiyor. Üretiyoruz 5 hafta, 7 hafta bekliyoruz ki olgunlaşın ki satabilelim. Ve Anadolu’da birçok baharatçı babamdan beri bu sabunları ilaç niyetiyle satıyorlar. Durum bundan ibaret. Dedem 1883 doğumlu. Yani o günden beri asnaftır ama biz bu sabunu bir aşktır, çok maşa katlı olmasına rağmen biz bunu savarak üretiyoruz. Artı o kadar zamandır, şimdi ne kadar 1947’di desek de o resmi olarak şirketin tazcilidir. Ama esas bu 1900’lardan öncesine dayanın ve ürettiklerimiz şu an tamamen natural ve hiçbir kimyasal madde içermiyor. Bugünümüze kadar ben 4. kuşak olarak üretiyoruz. Oğlum da üniversite bitirmiş, askerlik yapmış, o da şu an 5. kuşak olarak yardım ediyor bana. Ve bunu getirebildiğimiz kadar götüreceğiz. Valilinin desteğiyle Temel Koçaklar zamanında unutulmuş bir kültürü biz canlandırdık. Artı yine valilik desteğiyle biz hizmet veriyoruz.
Artı okulu üniversitesinde mesleki yüksek okulda yeni gençlere eski yöntem unutulmasın diye onlara da bir üretiyoruz. Katkımız olursa ne mutlu bize. Ya ben şimdi bütün aile akademisi yap. Ben ilk okulu bitirir bitirmez babamın yanına geçtim. O gün bugündür bu esnaflık işi devam ediyor. Orta liseye gitmedim ama üniversitede hocayım. Bir de hocam dediklerinden böyle kilo alıyorum. Evet ama bütün kardeşler okumuş, belli yerlere gelmiş. Ben bu babamın mesleğini sürdürmek için orta yöntem liseye gitmedim. Babamın mesleğini yani bayrağı devraldım devam ediyor. Şöyle bir şey yani Allah yürü ya kulum demiş ben koşuyorum. Yani bu an yine geri dönsem yine aynı mesleği yaparım. Çünkü babamdan aldığım için mutluyum. Aynazından onun hatırasını, onun emeğini devam ettiriyorum. Ve bazı çok kişinin mesela örneğin öyle bir sabunumuz var ki ben anlatırım size. O ardış katralı, mucize bir şey. Hastalık büyük böyle ağır deri hastalıklar cilt hastalıklarına iyi gelir. Hani ilaçla geçmeyen o cilt, sedaf, aczema, mantar gibi lekeler gibi hastalığa iyi geldiği için biz hem satıyoruz hem kazanıyoruz. Hem milletin de hayır duasını kazanıyoruz. Yani o yüzden çok mutluyuz.
Şimdi bu sabunlar mesela bazı firmalar yazmış 120 çeşit sabun. Nar, bal, salyangoz, karınca, yılan hepsi hikaye. Bizim babadan, atadan kalan 5 çeşit 7 çeşit sabun. Onlarda her zaman bazen var bazen yok çünkü fabrika yok bizde. Bunları da üretiyoruz. En başta bu ardış katralı yani şifa veren sabun.
Kokusu ağır, rengi siyah ama onu böyle cilde uygulandığı zaman böyle maske gibi örnek anlatayım. O sabunu köpürtürsün, yoğurt gibi olur. Böyle yüzüne maske gibi sür. 3-4 dakika bırak, yıka. Yani ille ciltten leke sülce olması şer değil. Yara bile varsa yaran üstüne de sür. Bunu akşam uygulatsa bak bak cildin ipet gibi. Lekenin değil, izi kalmaz ve kalıcı bir şifa verir. Diğer ürünümüz butum sabunu. O da ince kirli zayıf saçlar için. Olan saçları olduğu gibi korur. Menengiç var, hani kahvesi içtiğimiz. O menengiç de hem cildi parlattır hem kefeyi temizler. Badem özlü var, onu acı bademlerden yapıyor. Hani badem yağı diyorlar, yok. Yağı yok. Bademin kendisi mavcudur. Onu un gibi yapıyoruz. Sabunluğ yağını içine koyuyoruz. O pişiriyoruz. Dolayısıyla badem özlü sabun oluyor. O da genelde cildi kuru olanlar tercih eder. Onu kullanıyorlar. Artı pirinç kattığımız inci tozu sabunu var. O da böyle tonu açıyor. Yüzü yıkadığın zaman içindeki menek şayağından dolayı kokusu da akşama kadar gitmez. Bir de nergis var. O da nergis nemlendiricidir. O da dünyanın en güzel kokusu. Sabun sektöründe her yerde zetin yağvaya defne. Bu saydıkların bu yöreye hastır.
Gerçi bir ara seyrdede üretilirdi. Seyrdede şimdi o bitum ağaçlarına fıstık açıladılar. Orada bitum kalmadı. Şu an bir tek burada bitum ağaçları var. En yeni ağaç da 150 yıllık. Biz o ağaçların meyvesinden bu bitum sabunlarını üretiyoruz. Ve bunları kendimiz ürettiğimiz için de yani şöyle eminiz. Elimle imal ettiğim için doğallığını kesinlikle buna şey etmem yani.
Bittim şöyle taze iken açık yeşildir. Sonra bu 10 günlük sabun. Söyle limon sarısı olur. 3 ay sonra böyle turuncu olur. Bunlarda işte boya yok, kimyasal yok, parfüm yok. Her gün renk değiştiriyor. Kurudukça daha bu turuncular 5-6 ay sonra kahverengi olur. Dogallık bu. Kalenin hemen altındaki Zincirye Medresesi ise 1385 yılında Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırılmıştır. Timur ve ordusuyla mücadele etmiş olan Melik İsa bir süre bu medresede hapsedildiğinden Sultan İsa Medresesi adıyla da tanınır.
Açık avlulu ve iki katlı medresenin giriş kapısının taş işlemeleri ve dilimli kubbeleriyle ihtişamı görülmeye değerdir. Hatuniye Medresesi Gül Mahallesindedir. Kutbeddin İlgazi’nin annesi Sıddî-i Radvîye hatun tarafından 1184-1185 yıllarında yaptırılmıştır.
Medrese iki eyvanlıdır, avlusu revaklıdır ve iki katlı bir yapıdır. Vakit hep iç ısıtan bir tebessüm sunuyor. Çocuklar Mardin’den haber eyliyor meraklı ziyaretçilere. Gök kubbenin altında insanlık birçok merhaleden geçmiş. Şükürle, vicdanla ve yaratılmışlığın verdiği ilhamla birbirine güzellik, birbirine hoşluk sunmayı bilmiş.
Şehrin merkezinde Şar Mahallesi’nde yer alan Kırklar Kilisesi, 569 yılında, Süryani azizlerinden Mor Behnam ve kız kardeşi Saru adına inşa edilmiştir. Uzun bir avlunun doğu tarafındaki dikdörtgen planlı kilise, 12 kalın sütünle taşınan kemerlerle bölümlere ayrılmıştır.
Adı Metin Bakay, soysum Bakay, Doğma büyüme Buralıyız, Mardiniyiz. Bu mesleği dededen kalmadır bize. Daha önce dedelerimiz yapıyordu, deden yapıyordu, sonra da babam. Bundan sonra biz yapıyoruz. Şimdilik öyle. Bizim çocuklarımız orijinaldir.
Şire üzümünden yapıyoruz. Bu Mardin’e has bir üzümdür bu. Çocuklar yapıyoruz, piyasaya satıyoruz, her tarafa satıyoruz. Kargoyla isteyen gönderiyoruz. Türkiye’nin her tarafına gönderiyoruz. Bu mesleği 15 yaşından beni hemen hemen yapıyoruz, babamla beraber yapıyordu. Benim yaşım 58. 10 tane çocuğum var. Bu işi biz severek yapıyoruz. Bu işte bir sonbahar ayında başlıyor. 2-3 aylık bir iştir. Başka zamanlarda başka işler yapıyoruz. Biz bak bahçemiz var, onunla uğraşıyoruz. Emekliyim. Bir an gelirimiz oluyor işte Allah’a şükür. Bütün bakdan topluyoruz, getiriyoruz. Bizim burada gördüğünüz gibi şeyimiz var. Basıyoruz, eziyoruz.
Sıkma makinesi var, ondan sonra sıkma makinesine koyuyoruz, sıkılıyor. Gazana döküyoruz. Gazanda bir toprağı var. O toprak olmadan olmaz zaten. Onun mayası gibi bir şey. O toprağı atıyoruz içine, ısıtıyoruz. Üzerindeki bütün pisliği topluyoruz. Hani köpük mühbük oluyor üzerinde hepsini topluyoruz. Ondan sonra 3-4 saat bekletiyoruz.
3-4 saat bekletildikten sonra yine süzüp onu süzüyoruz. Başka kovalar, gazana süzüyoruz. Tekrardan ısıtmaya başlıyoruz. Isıttıktan sonra hamurumuzu yoğuruyoruz, hamurumuzu içine atıyoruz. Döküyoruz yerine, karıştırıyoruz. Bizimki has üzümdür. Mazonya üzümü, Mardin’e özel bir üzümdür. Yani bu üzüm başka yerde yok. Sadece Mardin’de yetişiyor.
Maraş’tan bazen alıyoruz, Antep’ten alıyoruz. Yabancı ceviz geliyor mesela dış dıştan geliyor Amerikalı, Şili. Cevizi geliyor, onu kullanıyoruz. Maraş cevizini kullanıyoruz. Tabii her şeyin kendisine göre bir fiyatı vardır. Ona göre işliyoruz işte. Sabah azaniyle beraber kalkıyoruz. Namazımızı kılıyoruz. Namazımızı kıldıktan sonra başlıyoruz artık çalışmaya.
Çoğu günler günde 4 saat yatıyoruz, bilozoyete yatamıyoruz. Bu arada pekmezle yapıyoruz bu üzümden. Pekmezle yapıyoruz. Bizim işimiz böyledir. Bu iki üç ay içinde başka uğraştığımız bir şey yoktur. Çoğu günler oluyor, 4 saat yatamıyoruz. Sabah 5’te namaza kalkıyoruz.
Akşama kadar işte uğraşıyoruz bugün.
Mardin’in 5 km doğusunda bulunan, 1932’ye kadar 640 yıl boyunca Süryani ortodoks patriklerine nikamet yeri olan ve 3 kattan oluşan Deir Uzz-Zafaran Manastırı, 5. yüzyıldan başlayarak, farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18. yüzyılda kavuşmuştur. Birçok medeniyeti bağrında büyüten artıklu lezzetli yemekleri,
tarihi yapıları, insanlarıyla bir medeniyet eseri olarak var olmuş. Sevmekten gayrı özlemek var bu toprakları. Hikayesini dinlediğimiz her insanda, kendi memleketinden bir ses duyuyormuş hissine kapılıyorsun. Her inancın, her bakışın, her sesin birbirine bu kadar yakın, birbirine bu kadar benzer olup, farklılığını koruyabilmesine hayranlık duyuyorsun.
Artıklu, insanın hikayesini veriyor her adımda. Elimizde avucumuzda yüzyıllar birikiyor her baktığımız yerde. 1947 yılından beri hizmet veren Mardin Müzesi, bünyesinde bulunan eserlerin çeşitliliğiyle oldukça dikkat çekicidir. Şırnak, Batman ve sihir dillerimizde müze bulunmadığından, buradaki eserlerin korunup sergilenmesi için de çalışmalar sürdüren müzede, paleolitik çağdan, millattan sonra 19. yüzyıla kadar olan dönemleri kapsayan buluntular sergilenmektedir. Eski PTT binası 1890 yılında, Shatana ailesi tarafından Ermeni mimarı Lole’ye yaptırılan ve Mardin sivil mimari isinin en güzel örneklerinden biridir.
Yakın zamana kadar PTT binası olarak kullanılmıştır. Şimdi şöyle bir şey, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Geneleksel El Sanatları’nın sanatçılarıya ödül verdiyle. Amerika’ya gittim, İkisi Chicago, bir Kaliforniya, bir de Saudi Arabistan’a gittim. Bu kimin tarafından?
Kültür ve Turizm Bakanı Genel Müdürü yönlendirdi. Ben 5 dolar harcamadım. Saudi Arabistan’a gittiğimde, Arapça bildiğim için sıkıntı çekmedik. Arkadaşlara yardımcı oluyordu.
Ne diye katıldım Saudi Arabistan’a? Saudi Arabistan Türk Kültür Haftası münasebetiyle Mardin’i gittim, temsil ettim orada. Amerika’ya gittiğimde Chicago’ya inanmadılar. Amerika’da bunlar elde yapıldığını. Ben bunu, Avrupalıları sanatta çok önem veriyorlar.
El işine korkunç sevgisi vardır. Chicago’ya gittiğimde şöyle bir şey, Teli götürdüm, kaynağı götürdüm. Ne gerekiyorsa takım taklava götürdüm. Bak burada körük var. Şimdi uçakta tüp yasaktır. Bunu götürdüm orada bezin dolu.
Hemen depoyu orada. Depoyu doldurdum, kaynattım, maynattım. Hemen teli tuttum, kalıba vurdum. Bir menekşeye, bir yıldız çıktı meydana. Oh my god dedi, nasıl yapıyorsun? Dur bir dakika dedi. Bu telkari yapıldığı yerler, Mezopotamya bölgesinde yapılıyordu. Dünya Amerika nerede olduğunu kimse bilmiyor. Beş bin yıl. Beş bin yıl ne demek? Ondan sonra artık memleketimize geldik. Abimden öğrendim. Büyüdüm, işi öğrendim, yolları öğrendim. Anlatabilir miyim? Bir güne kadar geldik.
Şükür Allah’a. Allah Türkiye Cumhuriyeti’ne zaval vermesin. O kadar para harcadı ki. Anlatamam. Takip ediyorum. Herkes işini takip edecek. Başarılı olur. Takip ediyorum. Korkunç paralar harcadılar. Ama neticeyi alamadılar. Her ilde sanat okulu vardı. Şimdi adını değiştirdiler. Endotel meslek oldu.
İki ustayı yakından tanıyorum. Çarşıdaydılar. O sanat okulunda mezun olanlar diplomasını aldı. Vurdu kafasını, devlet kapısına yat aşağıya osmak. Zor iş. Ama ben mecburum. Mecburum bu sanatı yapmaya mecburum. İllere götürmeye mecburum. Modeliyle, işçiliğiyle, her şeye. Çünkü başka seçeneğim yok.
Ondan sonra şükür Allah’a. Sayın Cumhurbaşkanı Külyede verdi. UNESCO’nun ödülü. Hatta şöyle bir şey. Onon beş kişiydi. Yok olmaya bu yazıyı yazıyor. Yaşayan insan hazinesini. Şükür Allah’a. Şikayetçi değiliz. İyi kötü geçiniyoruz.
Mardin’in kentle özdeşleşen evleri, gerek plansal özellikleri, gerekse malzeme ve bezemeleriyle Anadolu konut mimarisinde ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Ovaya doğru alçalan terastar üzerinde yoğun ve sıkışık şekilde adeta birbirinin üzerine yığılmış gibi biçimlenen konutların oluşturduğu böyle bir manzarayı Anadolu’nun başka bir şehrinde görmek mümkün değildir. Eski Mardin’in labirent benzeri sokakları birbirine yer yer binaların altından geçen Abbar’a adlı geçitlerle bağlanır. Kelime anlamı Arapça’da kapalı yer olan Abbaralar Mardin’in en önemli mimari özelliklerinden biridir.
Dara antik kenti yukarı Mezopotamya’nın en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Günümüze ulaşan belgeler Dara şehrinin M.Ö. 3. Yüzyılın 2. yarısında partlar tarafından kurulduğunu göstermektedir. Vakti duyuyor Fırat ve Dicle. Ufukta bir titreyişle asrın en güzel çağrısına doğru gidiyoruz.
Şu omuzlar ki birbirine değdikçe keder yok. Şu dizler ki yere çarptıkça müreffeh bir yaşam bakiyemiz. Şarkın ve garbın afakında tarihin, insanlığın ve yaşamın en güzel göründüğü topraklarda selamdan elvedaya biriken anılarımız oluyor. Bir acı kahvenin 40 yıl hatrının olduğunu bildiğimiz sohbetlerimiz
gülüşmelerle eski miyen anıların tekrar edilmesiyle sürer. İçimizde bir gözyaşı saklıdır. Onu da paylaşmaktan çekinmeyeceğimiz, kuruyucağını bildiğimiz topraklardayız. Dostların selamını taşımak ve dostlara veda ile hikayemizin peşinde olmak vazifemiz.
Artıkludan selam getirdik, hayır getirdik, şiir gibi bir tarih getirdik huzura.
Daim olsun, daim olsun, daim olsun.
Altyazı M.K.