İzmir (Bergama) – Bir Kasaba Hikayesi 35.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qlcFrGvrWk4.
ボロッコ Yeni sohbet Biliris Çeviriustur Film When Malettin
Güneş bir kızıl ufkun içinden doğar.
Rüzgar gülleri geçmişi, şimdiyi ve geleceği fısıldar izleyicilerine. Antik şehirden ovaya doğru medeniyetin beşiği bir şehirden, Türkiye’nin en batısında yer alan İzmirimiz’in Bergama ilçesinden bakıyoruz, Güneş’in ısıttığı vakitlere. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı eserleriyle tarihin içinde yolculuğa başlıyoruz.
Bergama Ulu Camii veya Yıldırım Camii, Sultan Yıldırım Bayezid tarafından 1398-1399 yılları arasında yaptırılmıştır. Bergama’nın ayakta kalan en büyük ve en eski Türk dönemi camisidir. Selçuklu sanatından etkilenen mihrap, zengin bir şekilde mermerle süslenmiştir.
Camii avlusundaki taş çadırvan üzerindeki hat, Bergamalı şair Aşki Efendi’ye aittir. Antik Selinos Nehri üzerindeki köprüler, suyun üzerinde bir gerdanlık gibi duruyor. Roma döneminde inşa edilen köprülerin, Osmanlı döneminde tamiratları yapılmış ve günümüze kadar kullanımı böylece devam etmiştir. Parşemenin antik dönemden beri sahibi olan Bergama, yazı serüveninin ve uygarlığın en önemli merkezlerinden biri olmayı başarmış bir yerleşim yeridir. Çınarları, çam ağaçları, tarihi mahalle evleri, cami, kilise ve hamamlarıyla
bize dair nice güzelliklerin içinde olduğumuzu hissediyoruz. Merhaba ben Selim Yaşar.
Bergama doğumluyum. Kale mahallesinde Domuzalan’ın denilen yerde doğdum. Orası eski bir yerleşim merkezi zaten. Kalenin eteklerinde olan bir yer. Çok senelerdir bu işi yapıyorum. Aşağı yukarı 30 senenin üzerinde bu halı ve kilim işi yapıyorum. Pazarlamasında, üretiminde her türlü bu işin kök boya imalatında da bulundum.
Her türlü bilgi vermek isterim. Genellikle halı ve kilim dediğiniz zaman herkesin aklına gelen tek şey kültür. Bu bizim kültürümüz ve Bergama’da bu kültür içinde çok değerli bir yer. Bergama’nın 118 tane köyü var etrafında.
Şu anda olmasa bile bundan 10-15 sene öncesine kadar her köyde dokunan ürünler vardı. Kilim, halı, cicim tarzı dokunan ürünler vardı. Ama son zamanlarda insanların ekonomik şartları yüzünden biraz daha farklı şeylere yönelmeye başladılar. Çocuklar üniversiteleri gitti, arkalarından gittiler.
Köylerde bu işi yapacak fazla kimse kalmadı. Ama biz elimizden geleni yapıyoruz. İnsanlara bir şeyler dokunmaya çalışıyoruz. Bunların ilk başında kilim geliyor zaten. Kilim düz dokumadır. Şu makette olduğu gibi, buraya gelen müşterilerime genelde bunu anlatmak için, kilimin sadece düz dokuma olduğunu anlatıyorum şu maketten.
Görüyorsunuz havı yok, sadece düz dokuma. Şu gördüğünüz iskeleti zaten çözgü diyoruz. Bu da atkısı. Bu atkısını sadece şu alttan ve üstten çevirerek gidiyor bayan. Ve ondan sonra şu kirtit denilen şeyle üstüne vuruluyor. Ve bir sıra bittiği zaman diğer sıraya başlanıyor.
Bu kilim, bunu göstermek, bitik olanı gösterelim. Şu şekilde bakın mesela bu bitmiş bir kilim. Özellikle bu kilimlerin üzerinde geometrik desenler vardır. Geometrik, niye geometrik desenler? Çünkü insanlar 2000 senenin üzerinde bir işçilik bu. Bu iş yörük işi, yörüklerin zamanında hayvanlarıyla dağdan dağa gezerlerken veya göç ederlerken hayvanlarınla beraber ilk defa keçi kılığından yapmışlar bu ürünleri. Sonra, sonradan kuzu yönünden, koyu yönünden neyse yapmaya başlamışlar. Ama ilk yapılan ürünler keçi kılıdır. Niye keçi kılı?
Keçi kılı çok enerjik bir ürün ve genellikle obalarını hep keçi kılığından yapmışlar. Haşarat girmediği için, keçi kılığında olan yoğunluk, yün yoğunluğu fazla olduğu için
haşarat içinde kaldıkları yerlere, çadırlarının falan hepsini keçi kılığından yaptıkları için haşarat girmesin diye. Ve keçi kılı kan dolaşımına çok iyi gelen bir ürün. Vucut ağırlarını, süzgürlerini alan bir ürün. O şekilde yapmışlar ama zamanla kuzu yönünden, koyu yönünden de yapmaya başlamışlar. Keometrik desenler hakim genelde, keometrik desenlerle kilim yapmışlar. Ama bergamanın özellikle cicim tarzı ürünleri var. Bakın mesela şunu gösterebilirim. Ayrıyeten kilimin tezgahtayken, şu tezgahtayken ayrıyeten aralarına işlemeler yapılıyor. Ayrıyeten buna da cicim deniyor.
Cicim tarzı bergamaya aittir, ilk defa bergamada yapılmıştır. Türkiye genelinde de her yerde yapılıyor ama tabii ilk defa bergamada yapıldığı için çok da soran var, cicim tarzı bergamaya ait bir üründür. Mesela şu. Bir de şu var mı? Şunu da göstermek istiyorum size. Özellikle renklidir bergamanın cicimleri. Şu renkler hakimdir genelde. Genellikle kilim halının babasıdır. Çünkü ilk defa kilimler yapılmış. Kilimlerden sonra halılara geçilmiş. Halılar da ilk defa çok kaba. Onlar da yine keçikalından yapılmış ama ilk defa onları yatak olarak yapmışlar. Üzerinde yatmak için çok kaba yapılmış, üzerinde yatılması için yapılmış.
Ondan sonra bu yörükler bir yerlerde kendilerine bir yerleşim merkezi kurmuşlar, köyler kurmuşlar. Yerleştikleri yerde ondan sonra bu yörük yataklarını halıya çevirmişler ve evlerini güzelleştirmeye başlamışlar. Ve zaten en önemlisi bu nereden yapıldıysa ilk defa halı o yörenin her ayrı yörenin
ayrı motifi, ayrı renkleri var, birbirinden farklı olsun diye yapmışlar ve hala aynı isimle 2000 sene önce çıkmış motifler, halılar aynı o isimle devam ediyor ve aynı renkleriyle devam ediyor.
Bergamakropolu, Helenistik dönemin görkemli bir merkezi olarak tapınaklar, birçok anıtsal eserin bulunduğu sosyal ve ticari meydanlara ev sahipliği yapmıştır. Athena Tapınağı, Zeus Sun’a, Pergamon Kütüphanesi, Kral Sarayları, Tiyatro ve Arsenalleriyle
yüzyılların serüvenini anlatır. Yığma Tepe tümülüsü Bergama’da keşfedilen en büyük anıt mezardır ve Bergama Krallığı döneminden kaldığı sanılmaktadır. Mezar hüyükleri kale tepesindeki Athena kutsal alanıyla görüş hattındadır. Dünya mirasının yedi antik mezarından biridir.
Ben 30 doğumluyum 14 yaşında girdim buraya. Burası benim dedemden kalma. 120 senelik halen devam ettiriyorum işte. 14 yaşında girdiğime göre kaç sene olmuş 78 sene.
Şimdi bu günlerde 7 de açıyorum daha yazın altı da açıyorduk. 8 de kapatıyorduk şimdi 7 de açıyorum şimdi de kapatayım. Evvela sütü ateşe koyarım, manzaralarım şeyleri öyle manlar geliyor arkadan böyle devam ediyorlar. Eskiden manda kaymakları vardı onlar şimdi bulunmuyor. İnek kaymağı bunlar mandıradan geliyor kaymak.
Bal balcılar ne alıyoruz beğendiğimiz balı alıyoruz her balı almıyoruz. Şimdiden köylerde yapılıyordu deriye basıyorlardı bergamot olma diye oradan meşhur oldu bu. Mandıralar da pek yapılmazdı. Bal kaymak veriyoruz peynir, zeytin, yumurta bu kadar. 5-6 çıksın. Evvela sütü yanlış süt kahvaltı veriyordum süt.
Bardak taşı, sanak taşı. Sonra tereyağı, leşe yapıp şimdi bal kaymak. Modern tıbın ve eczacılığın merkezi, antik çağın en büyük sağlık merkezi olan Asclepion ölümün yasaklandığı, vasiyetnamelerin açılmadığı yer olarak ünlenmiş bir tedavi yeridir.
Burada ilaçla şifalı bitkilerle, müzik ve su sesiyle tedavilerin yapıldığı bilinmektedir. Telkin ve rüya tabirine dayalı psikoterapi, çamur ve güneş banyoları gibi tedavi yöntemlerinin uygulandığı Bergama Asclepionu birçok eseriyle günümüzde de ziyaretçilerini ağırlamaktadır.
Ben İlhan Salepçioğlu, Salepçioğlu Helvacı’nın üçüncü kurumlu üyesiyim. 1956 yılından beri bu işin içindeyim. 16 yılında bu arkadaşlara yanıma aldım.
Beraber yetiştik, yetiştirdim onları. Aynı kalitede aynı şeyde helvamızı çıkartıyoruz. Ben babamdan aldım. Babam da dayısından almış. Ben dayıyı görmedim tabii. Ben babamdan aldım. Babam bana bu işi öğretti. Tabii o zamanlar daha elle yapılıyordu.
Bu makine düzeni 65 yılında başladı burada. Ben askerden gelmiştim 65 yılında. Bu makine düzenine geçtik. Daha önceden elli kürekle karıştırılıyordu her şey. Benden sonra bu arkadaşlar Necmi İncazlı oğlu bu işi devam ettirecekler. İki yıldan beri, hatta üç yıl oldu beraber çalışıyoruz. Aynı kalitede aynı şeyde devam ettiriyoruz. Şimdi okumak iste, gönderdiler okuyayım diye olmadı. Şey yapamadık. İki yıl ortaokula gittim. Ondan sonra dükkana geldik. O zamanlar imalat dükkanda oluyordu. Elle çalışıldığı zaman dükkanda yapılıyordu. Daha basit şartlarda tabii. Babam 1910 doğumluydur. Ben işe girinceye kadar babam yürütüyordu. Ben şey yaptıktan sonra babam bıraktı. Sadece gelip gidiyordu. Ya şimdi şartlar daha kolay, daha şey kaliteli çıkarmaya daha ele verişli. O zaman insan gücünde kürekle karıştırıyordu. Böyle beyaz şeyle olmuyordu helvalar. Daha sarı renkli oluyordu. Şimdi makine çevirdiği için daha güzel oluyor. Onun için şimdi daha iyi oluyor tabii. Ama babam da iyi yapardı. Ben de askere giderken usta oldum. Yani kaç yaşında? 20 yaşında usta oldum. Bu yormayı şimdi 20 yaşında yapmaya başladım. Yok helva üzerine biz daha çok şey yaptık. Eskiden kakaoluydur, fıstıklıydı falan yoktu. Normal sadece helva yapılıyordu. Şimdi tabii bunlar çıkmaya başladı. Daha değişik şekilde de yapılıyor. Evet, Tahir helvasının yapılış şekli. Şeker suda eritiliyor, kaynatılıyor.
Ondan sonra şu çırpıcı makineye atılıyor. Orada 1 saat kadar pişiyor. Çöhen de atılıyor. Çine beyaz rengi veren çöhen. Ondan sonra tepin gördünüz. Tahirin içine piştikten sonra konuyor. Karıştırılıyor, helva alıyor.
Bu helva, onu ben söyleyeyim, dünyada İsrail, Yunanistan, Yugazlavia. Bunlarda ortada ülkelerinde de yapılıyor. Beyrut’ta falan yapılıyor ama pek şey değil. Ben Amerika’da marketlerde görüyorum Lütfü’nün helvası ama güzel değil yani. Yenecek şekilde değil. Meşhurdur.
Yani bizim bayağı şeyimiz vardır. Market olma üzerinde bizim hemen hemen %70 müşteri dışarıdan geliyor. Lokum var, tahin. Bir de Ramazan’da yapılan bir esas Ramazan helvası. Şimdi dükkana gidince onun resmini göreceksiniz. Cevizli sucuk var. Eskiden %100’ünü biz bu mıntıkadan temin ediyorduk. Maalesef şimdi çıkmıyor. Yani susam ekilmiyor. Afrika ülkelerinden geliyor. Biz en iyisi Etopya, Yumara dediğimiz bir cins susam.
Yani bizim susama yakın bir susam. Bizim susamın yağ oranı daha yüksek değil mi? Bu Afrika’daki susamların daha düşük bir ağır oranı. Şimdi ilk daha susam yeni çıktı zaman şimdi bundan sonra bir ay içinde yeni susam çıkmaya başlar Türkiye’de.
Ama az tabi bir miktar alıyoruz. Ona göre kullanıyoruz.
Selçuklu minaresi Osmanlı arasta ve evleriyle şehrin Türk İslam eserleriyle bezenerek korunduğunu görmek mümkün. Selçuklu minaresinin kareplanlı kürsüsü mermer, ana gövdesi kesme taş ve tuğladan yapılmıştır.
Gövdenin alt kısmında geometrik baklava motifleri, üst kısmındaysa patlıcan, firuze ve yeşile çalan sarı renkli sırlığı ve sırsız tuğlalardan yapılmış dekoratif bir süsleme görülür. Minarenin ait olduğu cami yıkılmış ve burayla ilgili şu ana kadar herhangi bir kitabe bulunamamıştır.
Hamamlar, camiler, bedesten ve çarşılar, şehrin içinde tarihten süzülen bir an yaşamamızı sağlıyor. Kozak yaylası, doğanın ve tarihin güzellikleri içinde nefes aldıran bir başka noktadır. Geçmişin izlerini taşıyan kaplıcalarının yanında, verimli çam fıstıklarıyla antik dönemden günümüze sosyal bir alan olarak misafirlerini ağırlayan yayla da geçmişin ve şimdiki zamanın kıymetini anlıyoruz.
Dedem kurucusu olduğu Kayalar Sütürünleri 1962 yılında Mahmudiyye köyünde ufak bir peynir atölyesi olarak kurdu.
Daha sonra 1970 yıllarında şehrin içinde normal o günün şartlarına göre, o günün teknolojisine göre imalathanede başladı. Daha sonra 90’lı yıllarda da büyük işletme olarak devam etti. Ben üçüncü kuşağım bu işte peynir işinde. Meşhur olan bergamot turumu bu dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz.
Burası mesela ilçe olduğu için önce köylerde yapılan bergamot turumu daha sonra İzmir ilinde İzmir turumu olarak isim değiştiriyor. Yani esas bergamot turumu olarak yapılıyor. Buranın peynirin aroması bu arada ki hayvanın yediği otlar ve mevsimine göre koyun keçi sütleri kullanıldığı için o yüzden bergamot turumu ün kazanıyor. Aroması her yerde bulunmuyor çünkü buradaki ot bitki örtüsü değişiklik gösteriyor. O yüzden böyle bir ün kazanmış. Biz de bunu hala devam ettirmekteyiz.
Şimdi eskiden bergamot turumu deri içerisine koyunun derisi ters çevrilerek derileri kırkılarak deriye basılıp bir şekilde yapılıyor. Sonra daha sonra teneke turumu olarak dönüşüyor. Şu anda biz teneke turumu olarak yapılıyoruz. Fermente olma süresi en az 6 ay. 6 ayda müşterimizle buluşuyor.
Elimizdeki peynirler daha çok 1,5-2 senelik peynirler.
Daha aromatik olduğu için müşteriye sunuyoruz bu ürünleri.
Mesela bu bizim Yaci Bedir Berge Mahalımız. Şu ufak boyu Yaci Bedir Berge Mahalısı. Bu da büyük boyu Yaci Bedir Berge Mahalısı. Aşağı yukarı 2,5 metre karı. Bakın bunlarda da yine çok değişik renkler hakim. Yani değişik renkler ve motifler demek istediği.
Ama dünyanın neresine giderseniz gidin. Bu hep bir berge mahalsidir. Değişmez. Renkleri, motifleri değişmez. Çünkü bunlar hep böyle bu renklerde yapılmış. 2000 sene önce yapılmış ürünler hala da berge mahallesi diye her yerde tanınıyor. Berge mahallesi bu yönden çok tanınmış bir yer.
Ve biz de elimizden geldiği kadar insanlara, müşterilerimize, gelen insanlara bergama da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Tabii bunun yanında da ürünlerimizi pazarlamaya çalışıyoruz. Şimdi genelde bizim halılarımızın özelliği çok sağlam oluşudur. Sağlam olduğu için ne demek istiyorum? Sağlam illa bunu üstüne basarak söylüyorum. Türk halılarımız bizim çok sağlamdır.
Niye çok sağlam? Çünkü düğümlerimiz bergama’ya ait düğümlerimiz şu şekil. Tezgah da şu şekil çift düğümdür. Çift düğüm olarak dokunur. Buna da gördes düğümü derler. Yani büyük iskenderin kestiği gördes düğümü. Gördes düğümü derler. Tarihi bergama evleri yaşamın içinde komşuluğun kıymetlendirildiği zamanlara götürüyor bizleri. Müziğin ve mimariinin taştığı bergama da insanların birlik ve beraberlik içinde yaşadığı bu evlerin hikayesini düşünüyoruz. Hoş sohbete eşlik ediyor çay bardakları. Gülümsemeler, geçmişe dalıp gitmeler, küçük çocukların oyunları. Hikayesiyle insanın kıymetli olduğu anlar yaşıyoruz. Vakit akşama vuruyor, akreple yel kovanı ayırarak. Minareler dolduruyor gökleri asrın çağrısıyla. Hızlı adımlar varıyor kubbenin altına. Vakit sonrası tebessüme eşlik ediyor şehrin ışıkları.
Veda kalıyor hatıratımızda. Hikayemize tarihin içinde insanlarımız kalıyor bergamada.
Bir daha görüşmek temennisiyle sağlık, huzur, mutluluk duasıyla elveda.
Altyazı M.K.