Mario Balotelli Hikayesi | “BİTMEYEN ARAYIŞ”
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=eh4h-0-75J4.
Çocuklar rutinden hoşlanırlar. Eğer küçük çocuğunuz, kardeşiniz ya da bu yaşlara yakın bir akrabanız varsa bunu daha iyi gözlemleme fırsatınız olmuştur. Çocuklar rutini severler. Örneğin her hafta sonu oyun parkına gitmek, köşedeki hamburgerci de yemek yemek ya da her akşam önünden geçtiği pastaneden bir kurabiye almak. Bu tip ufak tefek ritüeller onları mutlu etmeye yeter. Fakat alıştıkları rutinden çıktıkları zaman, hayatlarında büyük değişiklikler olduğu zaman huysuzluk eder, ağlar, agresifleşirler. Hayatlarının bu döneminde keskin değişiklikler yaşayan çocuklar geriye kalan hayatlarını kendi rutinlerini arayarak geçirir. Mario Balotelli Barua 12 Ağustos 1990 Palermo, İtalya doğumlu. Ganalı yoksul bir ailenin 4 çocuğundan biri. Mario’nun hayat mücadelesi henüz 3 yaşında başlamıştı. Bağırsaklarında oluşan bir çeşit enfeksiyon sebebiyle hayatı tehlike altındaydı. Biyolojik ailesi olan Thomas ve Rose çifti tedavi masraflarını karşılayacak güce sahip değillerdi. Bu yüzden 3 yaşındaki oğullarını, Silvia ve Francesco Balotelli çiftine evlatlık vermekten başka çare bulamadılar. Baştaki niyetleri bir süre sonra maddi durumlarını düzeltip oğullarını geri almaktı. Fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. İşte Mario’nun arayışı o gün başlamıştı. Hafta sonları gerçek ailesiyle vakit geçiriyor, sonra Balotelli’lerin evine dönüyor, bir yandan da hastalığıyla mücadele ediyordu. Kısa sürede sağlığına kavuştu fakat bu gidiş gelişler onun kendini bir yere ait hissetmesine fırsat vermiyordu. Bir süre sonra biyolojik ailesi onun ihtiyaçlarını ne maddi ne de manevi olarak karşılayamaz hale geldi. Annesi, babası ve 3 kardeşi artık tamamen hayatından çıkmışlardı. Futbola 11 yaşında Lumezzane genç takımına girerek başladı. Yeteneği ve yaşına göre hayli gelişmiş olan fiziği sayesinde 4 yıl aradan sonra sadece 15 yaşında A takıma yükselmişti. Bu dönemde Barcelona skatlarının dikkatini çeken Mario, Katalan kulübünde deneme idmanlarına çıktı fakat beğenilmedi. 2006’da İtalya’nın köklü kulüplerinden Inter ile sözleşme imzalayarak profesyonel kariyerine başlangıç yaptı.
Burası oradan oraya savrularak geçecek olan kariyerinin ilk durağıydı. Teknik direktörü Roberto Mancini 10’daki cevheri hemen fark etmişti. 189 boyunda yumuşacık ayak bileklerine sahip hızlı, kuvvetli ve hücum bölgesinin her yerinde oynayabilen eşsiz bir yetenek. Mancini 17 yaşındaki Mario’ya ufak tefek süre vermeye başlamış ve o da çıktığı 11 maçta attığı 3 golle o sezon kazandıkları şampiyonluğa katkıda bulunmuştu. Ertesi yıl Jose Mourinho’nun gelişiyle Mario’nun süreleri de artmaya başladı. Kasım 2008’de Anortosis de Plasman’ında attığı golle o dönem için Şampiyonlar liginde gol atan en genç oyuncu oldu. Mario fiziksel olarak ne kadar erken olgunlaştıysa mental olarak bir o kadar çocuk kalmıştı. Kalbinden geçeni söylemek konusunda hiçbir sakınca görmüyordu. Öyle ki Inter forması giymesine rağmen küçüklüğünden beri kalbinde AC Milan olduğunu açıklamıştı. Alacağı tepkileri hiç umursamadan.
G코tones Çözem Orinyo onunla ilgili bir anısını şöyle anlatıyor.
Ben seni değiştireceğim. Ben benzer bir atla atamıyorum. Birisiyle hiç birini touchma yapma. Sadece bal ile oynayın. Bal kaybetirken tepki vermiyor. Birisi seni provokat edebilirse tepki vermiyor. Refrigin yanlışlıkla tepki vermiyor. Mario, tepki vermiyor. 46 dakika. Nerede? Kırmızı kart.
H WITH.
Mario gibi bir yeteneği klübede bulundurmak elini çok rahatlatan bir şeydi. Çoğunluğu görev oyuncularından oluşan kadrosunda Mario gibi sürprizlerle dolu bir oyuncunun bulunması elini rahatlatıyordu ve ona hemen hemen her maç süre vermeye çalışıyordu. Mario takımın düzeninden bağımsız olarak kendi işini kendi görüyordu ve oynadığı süreye oranla attığı gol ortalamasının oldukça etkileyiciydi. Takımının üst üste iki kez daha şampiyon olmasına yardımcı oldu. 2010 yılında 20 yaşında şampiyonlar ligi kupası kazandı. Mario bu klip için bir efsane olabilirdi ama olmadı. İtalya’da zaman zaman rakip takım taraftarlarınca uğradığı ırkçı saldırılar sebebiyle her gün kendisini biraz daha yalnız hissetmeye başlamıştı. Zaten kendini bir yere ait hissetmekte çocukluğundan beri sorun yaşayan biri olarak gitgide daha da umutsuzluğa kapılıyordu. İşin ilginç tarafı Mario tüm bu yaşadıklarına rağmen bir insanın gerçek anlamda ırkçı olabileceğine inanmayacak kadar naif bir adam. Anlıyorum diyor. Rakip takım taraftarlarının beni sevgiyle karşılamasını hiçbir zaman beklemedim zaten. İstedikleri her türlü kötü tezahüratı yapmakta özgürler ama bunu bu yolla yapmaları beni kahrediyor. Irkçı tezahüratı yapanlara ne gibi bir ceza verilmesi sorusuna ise şöyle cevap veriyor Mario. Ceza mı? Bilmem ki. Bence herkes ikinci bir şansa hak eder. Ben bunu yapanların gerçekten ırkçı olduğunu ya da bunun ne demek olduğunu bildiklerini sanmıyorum. Bence cezadan çok ırkçılıkla ilgili bilinçlerini arttırmak lazım. Bununla ancak toplumsal olarak mücadele edebilirsiniz. Fakat Mario’nun bu kötü muameleyi tahmin edecek hali kalmamıştı. Sadece internetten ayrılmak istemiyordu. Ülkeyi terk etmek istiyordu. Tek sebep bu da değildi üstelik. İdmanlara sürekli geç kalıyor. Yeterince çalışmadığı için jozeyi çileden çıkartıyor ve sık sık kalır ulaşı kalıyordu. Mourinho’nun için şöyle demişti. Eğer Javier Zanetti’nin yarısı kadar çalışsa dünyanın en iyi oyuncusu olabilir. Milan formasıyla görüntülendiği için zaten artık taraftarla da arasında bir bağ kalmamıştı. Üstüne iç sahada kazandıkları bir maç sonrasında formasını yere atıp tribünlere parmak işareti yaparak soyum odasına gitmiş ve koridorda kaplanma terrazi tarafından hırpalanmıştı. Bütün bu yaşananlar bardağa taşırmıştı artık. Mario gemileri yakmıştı. Onu yakından tanıyan ve yeteneğine inanan Roberto Mancini’nin yeni takımı Manchester City
2010 yazında Mario’yu tam 30 milyon euro karşılığında renklerine bağladı. İtalya’da geçirdiği 3 sezonda 73 resmi maçta 22 gol atan Mario 3 kez Serie A ve 1 kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak Inter’e veda etti. İngiltere günleri fena başlamamıştı Mario’nun. Tevez, Adebayor, Roque Santacruz, Edin, Jacko ve Joe gibi kalabalık bir 4-vet rotasyonu olmasına rağmen
maçını ona mümkün mertebe süre vermeye özen gösteriyor hatta kendini iyi hissetmesi için penaltıları bile Balotelli’ye attırıyordu. Ertesi yıl Sergio Aguero’nun gelişiyle forma rekabeti dağda kızıştı ama Mario için hala bu takımda bir yer vardı. O sezon Manchester’ın mavi takımının 44 yıllık şampiyonlu kasvetine son verdiler. Aguero’nun o son dakikada attığı epik golle. Mario 32 maçta 17 gol atarak hem kariyerini daha yukarı taşımış hem de şampiyonlukta önemli bir rol oynamıştı. Her şey yolunda gözüküyordu. Fakat size Balotelli’nin kariyerinde şimdiye kadarki son kupasını o gün kazandığını söylesem herhalde işlerin ne derece ters gittiğini tahmin edebilirsiniz. Yeni bir ülke, yeni bir takım, yeni bir şehir ve ona öz veriyle yaklaşan bir teknik adam. Ama Mario bunların hiçbirinin kıymetini hiçbir zaman bilemedi. Çünkü gerçekten anlamıyordu. Hemen her hafta absürt bir sağ dışı konuyla gündeme geliyor sağ içinde de bu oyunun ciddiyetini asla kavrayamadığını gösterecek şeyler yaparak maçini çıldırtıyordu. Zaten bugüne kadar kaç teknik adamla çalıştıysa hemen hepsini çıldırtmıştır. Ama yine de öyle doğal bir yeteneğe sahipti ki çoğu da ondan kolay kolay vazgeçemiyordu. İngiliz basında peşine özel muhabir takıyordu çünkü Balotelli demek haber demekti. Her zaman onlara ilgi çekici bir malzeme sunacağını biliyorlardı. Örneğin 2010’da kardeşiyle birlikte kadın mahkumların tutulduğu bir cezaevine girmeye çalışırken yakalandı. Bunun neden yaptığını sorduklarında merak ettim diye cevap verdi. 2011’de aracını durduran bir trafik polisi ön koltukta 20 bin liraya çıkmıştı.
O trafik polisi ön koltukta 25 bin dolar kadar nakit para olduğunu fark etti ve ona neden bu kadar nakit para taşıdığını sordu. Mario ise şöyle cevap verdi. Çünkü çok param var. Manchester’da park kurallarını çiğnediği için toplamda 10 bin dolar park cezası yedi ve aracı tam 27 kez çekildi. Aynı yıl 4 arkadaşıyla evin içinde hava ifşek ateşlemeye çalışırken evini yaktı. Bir keresinde maça 48 saat kala, gecenin ikisinde bir strip diss kulübüne gittiği için Manchester City kulübe ona 400 bin dolara yakın bir ceza kesti.
Bir milli maç esnasında yede kulübesinde otururken canı sıkılıp tabletini kurcalamaya başladı için onu oyuna almak üzere olan teknik direktörünü bu kararından vazgeçirdi. Ukrayna’da x6 derecede Kiev ile oynadıkları bir şampiyonlar ligi maçında Sunic’ime alerjim var diyerek oyundan alınmayı talep etti. Ancak daha sonra sadece üşüdüğü için böyle yaptığı ortaya çıktı. City genç takım oyuncularını dart tahtası olarak kullanıp onlara dart fırlattığı için bu kez 100 bin pahantılık bir cezayedi. Bunu neden yaptığını sorduklarında ise canım sıkıldı diye cevap verdi.
Sağ dışındaki bu yaramazlıkları kadar oldukça yardımsever ve renkli bir karakterdi Mario. Örneğin bir Noel zamanı Manchester sokaklarında Noel baba kılığında dolaşıp insanlara para dağıtmıştı. Eğlenmek için genellikle kumar oynardı. Eğer o gün kazanırsa parasını sokaktaki evsiz insanlara dağıtırdı. Bir Noel gecesi 24 evsiz için bir otelde rezervasyon yaptırmış ve bir parti düzenlemişti. Başka bir gün rastgele bir üniversiteye dalıp öğrencilerin kütüphane borçlarını ödemiş, aracına yakıt alırken o anda orada bulunan herkesin deposunu full etmiş,
girdiği publarda orada bulunan herkese bira ısmarlamıştı. Şöhretin çok umurumlu olduğunu sanmıyorum ama Mario parayı gerçekten seviyordu. Belki paraya kıymet verdiğinden değil de zengin olmak hoşuna gidiyordu besbelli. Fakat bu durum onu futboldan da git gide uzaklaştırıyordu. Sanki ona bunca parayı kazandıran işin futbol olduğunu unutmuş gibiydi. Euro 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda final oynayan İtalya Milli Takımı ile birlikte
turnuvaya damgasını vuran oyunculardan biri olmuştu. Onun milli formaya giymesi konusunda İtalyan halkı ikiye bölünmüş gibiydi. Tarihi boyunca bu formaya giyen siyahi oyuncuların sayısı oldukça azdır. Bazıları kendilerince şöyle düşünüyordu. Bir siyahın bu formaya giyebilmesi için çok çok iyi bir oyuncu olması lazım. Bolotelli konusunda hiç emin değillerdi. Yine de bu Mario’nun pek umurunda değildi. Mario kendisi için oradaydı. Bütün mental problemlerine rağmen odaklandığında ve hırsını sahaya yansıttığı zaman kazanmak için her şeyi yapıyor, kimse önünde duramıyordu.
Yarı finalde Almanya karşısında oynadığı futbol ve attığı iki muhteşem golle herkesin çenesini kapatmayı başardı. İtalya finalde İspanya’ya 4-0 yenile kurpayı kaybetmişti ancak Mario buradan istediğini almıştı. 22 yaşındaydı ve üst düzey bir uluslararası turnuvada kendini kanıtlamıştı işte. Yine de finalde uğradıkları hezime sonrasında gözyaşlarını tutamamıştı. Fakat Mario’nun futbola odaklanışı uzun sürmedi. 2012-2013 sezonunun başında mançini artık yarattığı sorunlar sebebiyle ona katlanamaz hale gelmişti. Ligin ilk yarısında 14 maçta sadece 595 dakika süre bulabildi ve tek gol attı. Devre arası geldiğinde klüp ondan vazgeçme noktasındaydı. Ona iyi bir yatırım yapmışlardı ama hala gençken onu elden çıkarıp yatırımlarının bir kısmını geri almak niyetindeydiler. Mario da sık sık İtalya’yı özlediğini ve İngiltere’den sıkıldığını söylüyordu. Ayrılık vakti gelmişti artık. Ocak 2013’te 20 milyon euroya Milan’a transfer oldu. Bu klübe küçüklüğünden beri ilgi duyduğunu daha önce de söylemişti zaten. Ama Milan formasıyla yarım sezonda öyle işler yaptı ki oyuna konsantre olduğunda yeteneğiyle
ne kadar büyük bir fark yaratabileceğini bir kez daha kanıtlamıştı. 13 maça çıktı 12 kez gol sevinci yaşadı. Bir sonraki sezon 41 maçta attığı 18 golle 1.5 sezonluk Milan döneminde kariyerinin en istikrarlı dönemini yaşadı. Fakat hem Milan sezonu 8. sırada tamamlamış ve hedeflerinden uzakta kalmıştı hem de ırkçılık belası İtalya’da Mario’nun yakasını bırakmıyordu. Bir Napoli maçında uğradığı çirkin saldırılar sebebiyle oyundan çıktıktan sonra gözyaşlarına boğuldu. Sezon sonu geldiğinde bir kez daha ayrılık rüzgarları esmeye başlamıştı.
Luis Suarez’in ayrılışıyla 1. sınıf bir santrafora ihtiyaç duyan Liverpool Mario’nun doğru isim olduğunu düşündü ve ocak 2014’te onu 20 milyon euro karşılığında renklerine bağladı. Mario’nun mutluluk arayışı devam ediyordu. 24 yaşında 4. kez kulüp değiştirmiş toplamda 13’in 70 milyon euro bonservis bedel ödenmişti. Hiçbir zaman bunu anlayamamış olsa da dünya futbol tarihine geçebilecek seviyedeki yeteneğine güvenen belki de son kulüp Liverpool oldu. Bu onu kendine tekrar kalıplamak için son şansıydı. Normal şartlarda onun gibi bir oyuncu için çok daha büyük paralar trafüz edilmeliydi fakat transferiyle ilgili belki de en doğru tespiti Harry Rednap yapmıştı. Eğer bir süpermarkete girdiğinizde bazı ürünlerde %50 indirim varsa bunun bir sebebi vardır. Ne o Liverpool’da aradığını bulabildi ne de Liverpool ondan istediğini alabildi. Kırmızıların da en iyi dönemi sayılmazdı. Ligi 6. sırada tamamlayabilmiş, Avrupa’ya erkenden veda etmişlerdi. FA Cup ya da Lig kupasında bile final göremediler.
Balotelli gibi sorunlu oyuncular için ancak kendilerine uygun bir yerde steril bir ortamda başarılı olabileceklerini oynadığı takıma aidet hissedebileceklerini düşünmüşümdür. Fakat gerçek şu ki mayo için ideal ortam diye bir şey yoktu. Basitçe anlatmak gerekirse onunki hiç bitmeyecek olan bir arayıştı. Hiç bitmeyecek olan bir kavgası vardı. Bazen teknik direktörüyle, bazen takım arkadaşlarıyla, bazen rakiple, bazen topla, hatta bazen ilmanda giydiği yelekle ama çoğunlukla da kendisiyle. Kavgası bitmeyen bir adam karşıdan hep bir darbe beklediği için yumruğunu hep hazır tutar ve gereken gerekmeyen her durumda kullanır. Bazen kendini savunmak için atar, bazense kendisiyle konuşmaya, iletişim kurmaya çalışan birini susturmak için. Burada bahsettiğim şey fiziksel şiddet değil. Eğer karşınızdakini anlamak için değil de ona bir cevap vermek için dinlerseniz
ya herkesi yanlış anlarsınız ya da kimsenin sizi anlamadığını düşünürsünüz. Mario için de durum böyleydi. Kişisel olarak yarattığı sorunlar ve disiplinsizliği bir yana kariyerinin en kötü sezonunu Liverpool’da geçirdi ve 28 resmi maçta sadece 4 gol atabildi. Sezon sonuna doğru yine kadro dışı kalmıştı. Yeni sezonda kiralık olarak tekrar Milan’a döndü ama orada bıraktığı iyi hatıraların da kredisini çabucak tüketti. Kendi mesleğinde dünyanın en iyilerinden biri olan menajer Mino Rayola bile artık onu 1. sınıf bir klübe transfer ettirecek bir veriye sahip değildi.
Fransız klübün Nice ona sadece 1 yıllık bir kontrat teklif etmişti ve masadaki en iyi anlaşma da buydu. Mario 2016-2017 sezonunda bu kez Nice forması giyecekti. Anlaşması 1 yıllık olmasına rağmen gösterdiği performansla kontratı bittikten sonra 1.5 yıl daha kaldı Nice’de. 2.5 yılda 76 maçta forma giyip 43 gole imza attı. Fakat yine de bu performansının Mario için bir yeniden doğuş hikayesi olduğunu söylemek çok güç. Sevenleri onun için hep bir noktada olgunlaşacağını tabiri caizse adam olup sadece topuna oynamaya çalışacağını bekleyip durdular. Ama o hiç değişmedi ve netice olarak herkes onu bu şekilde kabullenmek zorunda kaldı. Nice’de gösterdiği iyi performansa rağmen istikrarsızlığı sık sık kırmızı kart görmesi ve disiplinsizliği sebebiyle kimse Mario riskini almak istemiyordu. Kariyeri sanki belli bir noktaya düğümlenmiş gibiydi. Onun sahaya getirdiklerini ve götürdüklerini teraziye koyunca sanki dengede kalıyor gibiydi. Ve bu da demek oluyordu ki Mario ile ne uzar ne kısalırsınız. Bu dönemde sık sık Türk klübleriyle adı geçen Mario için bizim klüplerimiz bile bu riski almadıysa varın siz düşünün.
2018-2019 sezonda devre arasında bu kez olimpik marsilyaya geçiş yaptı. Fransa’da geçirdiği son dönemde 15 maçta 8 gol atan Mario artık eve dönme vaktinin geldiğini düşünüyordu. Doğduğu yere geri döndü ve seriaya yeni yükselen Brescia ile anlaştı. Kendisi bu tercihinin sebebini Brescia’da geçirdiği mutlu çocukluk anıları olarak açıklıyor ve futbolda burada bırakmak gibi bir arzusu var. Buradan da anlaşılacağı üzere Mario’nun mutluluk arayışı hala devam ediyor. Mario Balotelli artık 30 yaşında ve hala bildiğiniz gibi. Bundan sonra her ne yaparsa yapsın kimsenin çok fazla şaşırmayacağı, uslanmaz, buzur bir çocuk. Muhtemelen kafasının içinde olup bitenleri hiçbir zaman anlayamayacağız. Ve yine muhtemelen bu Mario’nun da pek umrunda değil. Benim fikrim bu durum çocukluğundan beri yaşadığı gidiş girişlerin oradan oraya savrulmasının bir sonucu. Mesleği futbolculuk dışında bir şey olsaydı da Mario tüm konsantrasyonunu o işe vermekte zorlanırdı diye tahmin ediyorum. Elbette bu onun hayatı ve git gide dibe vuran kariyeri de, Soul Kupası’nı 2012’de kaldırmış olması da pek umrumda değil gibi gözüküyor. Buna rağmen dünyanın dört bir yanında milyonlarca sosyal medya takipçisi olan global bir futbol figürü. Fakat bunu sadece futbol oynayarak yapmadığı da bir gerçek. Onu böyle kabul ettik, böyle sevdik.
Yine de kendi hikayenizde neden başaramadığınızı değil nasıl başardığınızı hangi engellere rağmen başarı olduğunuzu anlatmak çok daha güzel olsa gerek. Mario’nun aykırı karakteri ve onunla ilgili anlatıla gelen hikayeler, Futbol dünyasında onu apayrı bir yere koymuş durumda. Ve sırf futbol severleri kendisini bu şekilde kabul ettirmiş hatta bir kısmına sevdirilmiş olması bile kendisi açısından büyük bir başarı. Eğer bir kitap yazsaydı, çok daha fazlasını yapabilecek yeteneklere sahip olmasına rağmen, onun hayatındaki başarı hikayesi de sadece bununla sınırlı olurdu.
Geriye kalan bölümlerde neden yapamadığını, ne sebeple başarısız olduğunu anlatırdı. Kitabın ismi de büyük olasılıklar neden her zaman ben olurdu. Hayatın her alanında olduğu gibi futbolda sadece başar hikayelerine yer yok. Ve Mario Valtelli şüphesiz bu oyunun içindeki en güzel renklerden biri. Belki ilham alabileceğiniz türden birisi değil.
Ama sizi epey elendirebilecek ve gülümsemenize sebep olabilecek biri.