Wesley Sneijder Hikayesi | “BÜYÜK MAÇLARIN, BÜYÜK OYUNCUSU”

Wesley Sneijder Hikayesi | “BÜYÜK MAÇLARIN, BÜYÜK OYUNCUSU” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=6VSa8dgmxtI. Bunun bir anlamı var. İsmi cismi ne olursa olsun, onu ilk kez giyen herkesin başlangıçta yarattığı büyük bir heyecan var. Bunun bir ağırlığı var. Taşımak öyle kolay değil. Yarattığı beklenti öyle büyük ki içinde kaybolmamak bir mesele. Bunu giymenin…

Wesley Sneijder Hikayesi | “BÜYÜK MAÇLARIN, BÜYÜK OYUNCUSU”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=6VSa8dgmxtI.

Bunun bir anlamı var. İsmi cismi ne olursa olsun, onu ilk kez giyen herkesin başlangıçta yarattığı büyük bir heyecan var. Bunun bir ağırlığı var. Taşımak öyle kolay değil. Yarattığı beklenti öyle büyük ki içinde kaybolmamak bir mesele. Bunu giymenin bir karşılığı var. Her zaman sağdaki en özel, en büyük oyuncu olduğunu düşündüren bir büyüsü var. Galatasaray’ın 100 yılı aşkın tarihinde onu giyen birçok oyuncu oldu. Onu sırtına geçiren hemen herkes aynı beklentiyi yarattı.
Ama çok azı karşılığını verebildi, ağırlığını çok az kişi taşıyabildi. Bunu başarabilenlerin ardında bıraktığı bir hatıra var. Özlenmelerinin bir sebebi var. Bu kulübün tarihinde onu anlamlı kılan, onun ağırlığını taşıyabilen, karşılığını gerçek anlamda verebilen son adal. Doğal olarak ardında bıraktığı birçok güzel hatıra ve özlenmesinin bir sebebi var. İşte bu hikaye tam olarak bunu anlatıyor. Burada yaşattıkları, hissettirdikleri ve gidişiyle ortaya çıkan büyük bir boşluk. Kapanmamış bir hesap.
Miras’ın son gerçek temsilcisi, Galatasaray tarihinin son gerçek 10 numarası. Vezze Snyder Vezze Benjamin Snyder 9 Haziran 1984, Utre Hullanda doğumlu. 3 çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu. Abisi Jeffrey ve küçük kardeşi Radney de onun gibi futbolcu.
İşte Vezze’nin futbola başlamasını sağlayan da kendisinden iki yaş büyük olan abisi Jeffrey’in izinden gitmiş olması. Vezze futbola 7 yaşında Jeffrey’in de oynadığı Ajax Futbol Akademisi’ne katılarak başladı. Futbola doğuştan yetenekli olduğu belliydi. Fakat göze çarpan iki yeteneği, üst düzey pas becerisi ve skor yapma kabiliyeti idi. Akademide bu özelliklerini keskinleştirce bir 10 yıl geçirdikten sonra 2001’de Ajax’la profesyonel sözleşmeyi imzaladı. 2002-2003 sezonuyla birlikte A takımı yükseldi ve yavaş yavaş süre bulmaya başladı.
Ertesi yıl Zlatan Ibrahimovic, Rafael van der Vard, Maxwell ve Nigel de Jong gibi genç oyunculardan oluşan çekirde ile Ronald Koeman yönetimindeki Ajax Hollanda Ligini şampiyon tamamladı. Vezze bu şampiyon takımın en önemli sorun çözücülerinden birisiydi. Bir ofansif orta sağa oyuncusunda olması gereken tüm meziyetlere sahipti. Durantop kullanma konusundaki özel yeteneği sayesinde arkadaşlarını sık sık golle buluşturabiliyordu. Öte yandan 19 yaşındaki kısa boylu ufak tefek bir çocuk olarak toplara öyle bir vuruyordu ki bu mermi gibi şutların o ufacık vücuttan nasıl çıktığına şaşırmamak elde değildi. Üstelik her iki ayağını da kullanabiliyordu. Sniper lakabını almasının sebebi elbette budur. Nisan 2003’de kariyeri boyunca tam 134 kez giyeceği Hollanda Milli takımının formasını ilk kez sırtına geçirdi. Genç yaşında bile dünya klasında olan şut ve pas yeteneklerini iyice bilemesinin yanı sıra,
oyunun diğer yönünü de gün geçtikçe daha iyi oynamaya başlamış ve komple bir orta sağ öncüsüne dönüşmüştü. 2004’te Portekiz’de düzenlenen Avrupa şampiyonası ve Almanya’daki 2006 Dünya Kupası’nda yer alarak 22 yaşında iki tane üst düzey uluslararası turnuva tecrübesi yaşadı. Vezli Ajax’a 5 tam sezon forma giydi. Bu süreçte şampiyonluk için PSV Aintovl’la kapışan Ajax 2006-2007’de Mutlu Son’a çok çok yaklaştı. Fakat rakibiyle puana eşit olmasına rağmen tek gollük averaj farkıyla kupayı PSV’ye kaptırdı.
Yine de o sezon Vezli için mükemmel geçmişti. 30 maçta ürettiği 18 gol ve 10 asistle artık ben daha büyük bir takımın oyuncusuyum diye bağırıyordu resmen. Ağustos 2007’de 27 milyon euro karşılığında Dünya Devir Real Madrid’e transfer oldu ve Ajax klüp tarihinde o güne dek bir oyuncuya ödenen en yüksek bonservis bedeli rekorunu kırdı. Amsterdam ekibinde 180 resmi maçta attığı 58 gol ve yaptığı 45 asistle veda eden Vezli’yi belki de tahmin ettiğinden çok daha büyük bir meydan okuma bekliyordu. Real Madrid’in 1. Los Galacticos dönemini herkes hatırlar. O dönemde bu projeyi başlatan Florentino Perez 2006’da Colt Romo Caldano’na devretmişti.
2007-2008 sezonunun başında Madrid için büyük bir değişim söz konusuydu. Los Galacticos dönemini temsil eden birçok oyuncu artık takımda değildi. Önce 2005’te Luis Figo ve Michael Owen ayrıldığı takımdan bir sene sonra Fenomen Ronaldo, Zidane futbolu bırakmıştı. Ve Snyder’ın takıma geldiği yıl Roberto Carlos’a Fenerbahçe, David Beckham’a ise Los Angeles yolu gözüktü. Bu oyuncuların herhangi birinin yerini doldurmak tabii ki kolay iş değildi fakat belki de en zoru Vezli’nin işiydi.
Hem Zidane’ın eksildiği bir orta sahayı tamamlamak zorundaydı hem de takımın dünya çapındaki golcularına asist etmekti görevi. Teknik direktör Bernd Schuster Vezli’yi 10 numaradan daha ziyade merkez orta sahada kullanıyordu. Vezli her zaman kaleye yakın olduğunda etkinliği artan bir oyuncu olmuştur. Ama yine de görevini layığıyla yerine getirmeyi başardı. Sezonun henüz ilk maçında ezelirakipleri Atletico’ya attığı mükemmel golle hesabı açtı. Sezonun devamında performansını gitgide yükselterek Real Madrid orta sahasının değişmezlerinden biri oldu.
Hücum organizasyonlarını şekillendiren oyuncu olmakla kalmadı duran toplar burada da ona emanet edildi. Real Madrid o sezon ezelirakiibi Barcelona’ya tam 18 puan fark atarak şampiyonluk ipini göğüslerken Vezli ligde çıktığı 30 maçta 9 gol 7 asist yaparak takımının skor yükünü çeken oyunculardan biri sonuçta. 24 yaşında ülkesinden henüz ayrılmış ve dünyanın en büyük kulüplerinden birine transfer olmuş bu genç Hollandalı için bu macera daha iyi başlayamazdı.
Ardından Euro 2008 Avrupa şampiyonluğuna katılmak için Hollanda milli takımına katıldı Vezli. C grubunda Romanya ile birlikte 2006 Dünya Kupası’nda final oynayan iki ekip Fransa ve İtalya ile tur mücadelesi vereceklerdi. Kelimenin tam anlamıyla ölüm grubuna düşmüşlerdi. Vezli için büyük maçların büyük andanın oyuncusu tabirini hiç çekinmeden kullanabiliriz. Bu gerçeği Euro 2008’de ilk kez gözler önüne serecekti. Grubu 3 maçta 3 galibiyette süpürdü Hollanda. Vezli Fransa’yı 4-1 ile parçaladıkları maçta Arjen Robben’e yaptığı asist.
Ve maçın sonunda attığı muhteşem golle yıldızlaştı. Ardından son dünya şampiyonluğu İtalya karşısında 3-0 kazanırlarken takımının ikinci golünü kaydetti. Rusya karşısında uzatmada kaybettikleri çeyrek final maçında ise Mistal’e ürün attığı tek golün asistini yaptı. 2007-2008 sezonu her anlamda muhteşem geçmişti onun için.
Artık tüm dünyada elite oyuncu kategorisinde gösterilebilecek 15-20 kişilik seçkin bir gruba dahil olmuştu. Real Madrid’de Arjen Robben, Royce Sondrante, Ruth van Nistelrooy ve Vezli’nin yanına Hollanda Milli Takımının arkadaşları olan Rafael van der Vard ve Klaasjan Hunteler’in eklenmesiyle 6 kişilik bir Hollandalı oyuncu gruba oluşmuştu artık. Real Madrid her zaman baskının çok üst düzeyde olduğu bir klüptür. Hem oyuncular hem teknik ekip hem de yönetimler için.
Kazanırken sizi doğru düzgün alkışlayan olmaz. Çünkü zaten yapmanız gerekeni yapmışsınızdır. Fakat durum tersine döndüğü anda burada günleriniz sayılı demektir. Vezli için Real Madrid kariyeri ne kadar iyi başladıysa bir o kadar kötü devam etmişti. Sezon başı hazırlık döneminde Emirates Cup turnuvasına katıldı Real Madrid. Ev sahibi Arsen’la karşı oynarlarken, Diaby’nin Vezli’ye yaptığı gaddarca faul 3 ay boyunca sahalardan uzak kalmasına neden olacaktı. Hazırlık döneminde ve ligin başında takımdan uzak kaldığı için iyileştikten sonra da takıma girmekte zorlanmaya başlamıştı.
Üstelik sezona kötü başlayan sadece o değildi. Takımın üst üste aldığı kötü sonuçların ardından teknik direktör Schuster işini kaybetti ve Juan de Ramos takımının başına geçiyordu. İspanyol teknik adam ilk maçında Barcelona’ya kaybetmiş olmasına karşın takımı çok çabuk toparladı. Takip eden 18 lig maçında 17 galibiyet ve 1 beraberlik alan Real Madrid, ligin 34. haftasında evinde Barcelona’yı konuk edecekti. Ve kazanmaları halinde puan farkını 1’e indirerek şampiyonluk için büyük bir adım atmış olacaklardı. Vezlí kadroda yoktu. Olsaydı da bir şey fark eder miydi bunu bilmek mümkün değil ama Barcelona o akşam Real Madrid’i silindir gibi ezip geçti. Katalanlar son yıllarda Real Madrid’e karşı birçok maç kazanmıştı ama o gece kralın takımı için tam bir utanç gecesiydi. Evinde aldığı bu 6-2 lig yenilgiden sonra Real Madrid’i takip eden 4 maçın tamamını kaybetti. Vezlí ligin son 7 maçının hiçbirinde kadroya bile girememiş Juan de Ramos tarafından resmen üstü çizilmişti. Bu utanç verici sezon felaninin ardından Real Madrid de taşlar yerinden oynadı. Başkan koltuğunu teknik direktör işini kaybetti. Futbolcular arasında ise Fatura Vezlí’nin de içinde bulunduğu portakallar grubuna kesilmişti. Hollandalı çetesi dağıtıldı. Arjan Robben Bayern Münih’e, Klaasjan Huntelaar Milana, Rufan Nistelrooy Hamburga yollandı ve elbette Vezlí Snyder. Hiç sakatlanmamış olsaydı hem onun hem de Real Madrid’in sezonunun hikayesi başka türlü kırılacaktı belki de.
Ama başta söylediğim gibi Real Madrid de kötü geçen bir sezonun özrü yoktur. Çok ciddi bir sakatlık geçirmiş olsanız bile. Vezlí’nin İspanya günleri artık sona ermişti. 2009 yazında 15 milyon euro karşısında yeni bir hikaye yazmak üzere Inter’e katılmak için Milana yollarına düştü. Spot ışıklarından biraz uzaklaşmak Vezlí’ye iyi geldi. Inter’de bundan yıllar sonra bile hatırlanacak olan makine gibi bir takımın parçası olacaktı.
Jose Mourinho yönetiminde rüya bir sezon geçirecek olan takımın omurgasına çabucak yerleşti. Belki de oyunun savunma tarafına bu derecede katkı yapan bir Vezlí Snyder’i ilk kez o takımda izlemiştik. Kalede o dönemin en iyi kalecilerinden birisi Julio Cezar vardı. Savunma tandeminde Lucio ve Samuel gibi kayadan sağlam iki stoper. Bekler de emekler zannetti ve yine o dönemin en iyilerinden Mike On.
Orta sağda Cambiaso ve Thiago Motta ikilisi, hücumda Pandew, Eto ve Milito’dan oluşan yorummak bilmeden koşan çalışan ve aynı zamanda skor üreten muazzam bir üçlü. Ve hemen arkalarında kendini en iyi hissettiği pozisyonda 10 numarada Vezlí Snyder. Rahat hissetmesinin tek sebebi bu değildi. Jose Mourinho ile sadece bir sezon birlikte çalışma şansı bulan Vezlí, onunla arasında ne kadar özel bir bağ olduğundan her fırsatta bahsetmiştir. Kariyeri boyunca antrenman yapmayı çok fazla sevmeyen bir oyuncu olarak Jose ile yaşadığı bir olay onu çok etkilemişti. Jose bana bir keresinde yorgun gözüktüğümü söyledi diyor Vezlí. Aileni de yanına al ve git biraz tatil yap, sıcak bir yerlere git ve güneşlen dedi. Kariyerimde çalıştığım bütün hocalar bana hep şunu söylemişlerdi. İdman, idman ve daha çok idman. Ama Jose beni plaja yollamıştı. Üç gün Ibiza’da ailemle tatil yaptım ve geri döndüğümde onun için ölmeye de hazırdım, öldürmeye de. Inter’in seriada 5. kez üst üste kazandığı şampiyonluk hem çok fazla şaşırtmamış hem de pek kimseyi tatmin etmemişti. Inter’in hedefi artık seriada değildi çünkü. Jose Mourinho’yu getirmelerinin sebebi tam olarak buydu. Gözlerini en büyük kupaya dikmişlerdi. Inter’in en son 45 yıl önce kazandığı Şampiyonlar Ligi kupasına. Vezlí, turnuvanın son 16 turundan itibaren resmen takımı sırtına alıp taşımaya başladı.
Önce Stanford Bridge deplasmanında Samuel Eto’ya yolladığı mükemmel asist, ardından Cescaya çeyrek finalde Rusya’da attığı frikikle takımını yarı finallere kadar taşıdı. Ama maçların ada büyüdükçe bu küçük Hollandalı da büyüyordu sanki. Yarı finalin ilk ayağında İtalya’da Barcelona’yı konuk ettiler. Takımının ilk golünü atan Vezlí, maçı kopartan 3. golde de Milito’ya asist yaparak Camp Nou’ya 3-1’lik avantajla gitmelerini sağladı. Hikayenin gerisini hatırlamayan yoktur zaten. İspanya’da 10 kişiyle kalesini savunan Inter, 2000’li yılların sonuna damga vuran o uzay takımını kupanın dışına iterek final billetini kapmıştı. Finale de Vezlí’nin alışık olduğu bir Stadion Santiago Barnebo karşısında eski bir dost, yeni bir rakip, Arjen Robben vardı. Snyder perdeyi açan golde Milito’ya yine muazzam bir asist yaparak final maçına da imzasını atmayı ihmal etmedi. Bayern karşısında 2-0 kazanan Inter tam 45 yıllık bir aradan sonra Avrupa’nın en büyük kupasının sahibi oldu. Oynadığı her takımla şampiyonluk kazanan Vezlí Snyder eşsiz kupa koleksiyonunun bir eksik parçasını da tamamlamıştı. Sırada kariyerinde ikinci kez katılacağı Dünya Kupası vardı. Güney Afrika’da düzenlenen 2010 Dünya Kupası’nda Japonya, Danimarka ve Cameroon’la aynı grupta yer alan Hollanda 3 maçında kazanarak grup aşamasını file vermeden geçti. Vezlí son 16 turunda Slovakya ve çeyrek finalde Brezilya’larına yolladığı gollerle portakalları da aynı Inter’i taşıdığı gibi yarı finalere kadar taşımıştı. Finalden önce önlerine çıkan son engel Uruguay’dı. Vezlí bu kez de golünü Mouserra’nın koruduğu kaleye atarak Uruguay engellinde 3-2 ile geçti ve finale yükseldiler.
Finalde İspanya karşısında Arjen Robben’in kaçırdığı akıllara zarar iki fırsat ve uzatma dakikalarında sessiz çocuk Iniesta’nın Hollanda ağlarına bıraktığı gol.
120 dakika boyunca sağda kalan terinin son damlasına kadar savaşan Vezlí bu hayal kırıklığının ardından gözyaşlarını tutamamıştı. Aynı yıl içerisinde önce Şampiyonlar Ligi ardından da Dünya Kupası gibi iki büyük uluslararası turnuvada final oynayıp birini kazanan, üstelik her iki turnuvaya da damga vuran oynadığı takımların en önemli 2-3 oyuncusundan biri olan Snyder için kariyerinin zirvesi 2010 senesi olmuştu.
Oyununu yükselttiği seviye artık dünyadaki Elite 15-20 oyuncu sınıfı değildi, çok daha yukarıda bir sınıftı. Tüm bunlara rağmen Vezlí 2010’da Ballon d’Or için finale kalan üç adaydan biri olmayı başaramadı. Önceden gazetecilerin oy verilmeye verilen bu ödülde o sene yine gazetecilerden en yüksek puanı alarak zirveye oturan Vezlí, oylama sistemindeki değişiklik nedeniyle belki biraz da fazla popüler olmayışının dezavantajını yaşamıştı.
Ödül mesyaya gitti, Vezlí, Dünya kupası finalinin üzerine bir büyük hayal kırıklığı daha yaşamak zorunda kaldı. 2010 sonrası Inter’de oldukça istikrarsız bir grafik çizdi Vezlí. Morinho’nun onun için ne kadar önemli bir futbol adamı olduğunu düşünürsek, onun ayrılışından sonra artık eskisi kadar aç bir görüntüsü olmamasını daha iyi anlayabiliriz.
Vezlí gibi rekabetçi oyuncular için oynadıkları takımın bir hedefi olması çok önemli. Rahat hissetmeleri, istikrarlı bir yapıda var olmaları çok çok önemli. Jose gittikten sonra Inter iki buçuk yılı gibi kısa bir süre içerisinde beş kez teknik direktör değiştirmişti. O güne kadar kafasına koyduğu her oyuncuyu getiren, kulüp için sürekli kesenin ağzını açık tutan Başkan Massimo Moratti, takımı olan ilgisini ve hevesini kaybetmiş gibiydi. Inter ekonomik anlamda git gide küçülüyor, maliyetli oyuncularını bir bir elden çıkartıyor ve iddiasını her geçen gün yitiriyordu. Bu süreçte sürekli sakatlıklarla boğuşan Vezlí, hem istikrarını hem de futbolla dair ateşini kaybetmiş gibiydi. İki buçuk sezonda sakatlıklar sebebiyle 50’in üzerinde maç kaçırdı. Fiziksel formunu yitirince, üst düzey tekniğini ve yeteneğini sahaya yaslatmakta da zorlanıyordu. Takımının en yüksek maaşlı oyuncularından biri olarak adı her gün başka bir transfer dedikodusuna karışıyordu.
Bir dönem mençisi United’da anlaşmaya çok ama çok yaklaşmıştı. Sir Alex Ferguson onu Paul Skols’un yerine monte etmeyi düşünüyordu ama bu transfer gerçekleşmedi. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama kariyerinin kalan kısmında Vezlí ile tekrar çalışmamış olsa bile, Mourinho onun her zaman mentörlüğünü yapmış ve kariyeri ile ilgili önemli kararları alacağı zaman hep Jose’ye danışmıştı. United transferinde de Jose’nin oraya gitme seriyada kal diyerek Vezlí’yi vazgeçirdiği şeklinde haberler vardı. Eğer bu haberler doğruysa, Jose bu tavsiye ile onu kariyeri ile mi oynamıştı acaba?
United’a gitseydi orada neler yapabilirdi bunu bilemiyoruz. Fakat 2010’da dünyanın en iyi 5 oyuncusundan biri olarak sayılabilecek olan Vezlí, 2013’ün başında artık istikrarsızlığı, formsuzluğu, sık sık sakatlanması ve yüksek maliyeti sebebiyle Manchester United’ın radarından çıkmıştı. Sadece United değil, bir dönem onunla ilgilenen tüm birinci sınıf kulüpler artık ona daha soğuk bakıyor, büyük bir risk olarak görüyordu. Piyasa değeri hızla düşüyordu ve artık 29 yaşına basmak üzereydi. Çok geçmeden kulübe Inter’de ona kapıyı gösterdi. Yıllık ücretinde indirim yapmayı kabul etmeyince kadro dışı kaldı ve 3.5 ay boyunca tek dakika süre alamadı. Adettendir ne zaman bir dünya yıldızının bir Türk takımı transferi gündeme gelse, transfer süreci noktalanıncaya kadar özellikle de rakip takımın taraftarları dalga geçmeye başlarlar. Falanca takım filanca oyuncuyu alamaz, o adam buraya niye gelsin ki ana fikriyle entreler girilir, tweetler atılır. Eğer oyuncu gelirse o noktadan sonra da yaşı, sakatlıkları ya da para için geldiğine dair sataşmalar devam eder. Ancak Snyder yaşı ve kariyeri itibariyle başlangıçta gerçekten de insanların gözüne biraz imkansız gibi gözüken bir transferdi. O günkü piyasa değeri yaklaşık 20 milyon euro civarındaydı ve yıllık maaşla hiçbir Türk takımını karşılayamayacağı cinstendi. Üstelik transfer süreci gittikçe uzuyor ve uzadıkça daha da imkansız gözükmeye başlıyordu. Fakat Snyder gibi rekabetçi birini ikna etmenin yolu kontratta yazan ücretler kadar proje olarak ona ne vaat ettiğinizle alakalı. O dönemi Galatasaray’ın geçen 10-15 yıldaki en dominant dönemi diye anlatmak sanırım yanlış olmaz. Önceki sezonu şampiyon olarak tamamlayan takım, ligin gol kralı Burak Yılmaz, Nordin Amrabat ve Hamit Altıntop gibi transferlerle kadrosunu oldukça güçlendirmiş ve ligin ilk yarısını da lider tamamlamıştı. Üstelik uzun yıllar sonra Şampiyonlar Ligi grubunu ikinci sırada tamamlayarak son 16 biletini almış ve Schalke ile eşleşmişti.
Bu takıma yapılacak takviyenin artık daha yukarıları oynamayı deneyimlemiş. Takıma uluslararası arenada tecrübesiyle ve kalitesiyle yardımcı olacak oyuncular olması gerekiyordu. Vezge Snyder gibi bir ismin transferinin gündeme gelmesi sadece sensasyon yaratmak ya da yıldız oyuncu almak motivasyonu ile yapılmış bir iş değildi. Galatasaray o günkü durumu itibariyle gerçekten de daha yukarısını hayal eden büyük hedefleri gözüne kestirmiş bir kulüp üyelikindeydi. Ve benim fikrim Snyder’i asıl ikna eden de bu oldu. Galatasaray 21 Ocak 2013 tarihinde Vezge’yi İstanbul’a getirdi.
Ve ertesi gün imza töreni düzenleyerek basına tanıttı. 7.5 milyon euro gibi piyasa değirinin 3’te 1’i kadar bir bond servis bedeli karşılığında takıma kazandırılmış, kendisinden bir hafta sonra açıklanan Didier Drogba transferiyle birlikte sarı kırmızıs camia adeta sevinçten çıldırmıştı. Vezge transferinin gerçekleşmesiyle birlikte gelir mi gelmez mi tartışması ortadan kalkmış ve artık merak edilen şu olmuştu. Buraya neden geldi?
Daha önce sayısız kez örneğini gördüğümüz gibi buraya amihane tabirle yatmaya mı gelmişti yoksa gerçekten top oynamak gibi bir niyeti var mıydı? Transfer sürecinin uzaması, karierinin büyüklüğü ve oynadığı pozisyon itibariyle geldiği günden itibaren ona hep Hacı anlatıldı. Onunla ilgili sorular soruldu. Vezge de bu konuda söyledikleriyle insanları daha da heyecanlandırmıştı. Onun burada başardıklarını ve ne kadar büyük bir efsane olduğunu biliyorum. Ve ben de Galatasaray’da bir gün onun kadar büyük bir efsane olmak istiyorum. Yeni çocuğun ismi her ne olursa olsun Hacı Galatasaray taraftarının hep zayıf karna olmuştur. Vezginin formayı giydiği ilk iç sağ maçında tribünlerde anlamlı bir pankart yer alıyordu. Hem onu yüreklendirmek isteyen hem de ona işinin ne kadar zor olduğunu hatırlatan bir pankart. Burası Galatasaray. Vezge burada efsane olmak için bu işe yüreğini koyman gerekir. Ama bir süre sonra buraya neden geldiği anlaşılacaktı. Yeni bir başlangıca ihtiyacı vardı Vezge’nin.
Kaybettiği futbol oynamı arzusunu geri kazanacağı, içindeki futbol ateşini tekrar harlayabileceği bir yer lazımdı. Belki ona hak ettiği değerini vereceği, el üstünde tutulacağı bir yer. Her şey bir yana yapacaklarıyla ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu tekrar kanıtlayabileceği, tüm futbol dünyasına ben hala buradayım. Ben de hala iş var mesajını verebileceği bir yer. Biziksel formunu geri kazanması için biraz zamana ihtiyacı vardı. Üstelik Galatasaray o gelmeden önce de zaten istim üstündeydi ve onsuz da idare edebiliyordu.
Bu sebepten takıma monte edilmesi kısa bir süreç olmadı. Ancak ihtiyaç duyulan Heran kalitesini sayayan sıcağında gösteriyordu Vezge. Galatasaray’ın 2-0 geriye düştüğü iç sahadaki Ordu spor maçında attığı jeneriklik golle, ilk defa Galatasaray taraftarına gerçek anlamda merhaba dedi ve geri dönüşün ateşini yaktı. Real Madrid karşısında 90 dakika boyunca oynadığı futbol ve attığı golle, Rafael Vara’nın aklını alışıyla mesle etti. Sezon sonunda en yakın takipçisi Fenerbahçe’ye 10 puan fark atarak şampiyonun gibini göğüsledi Galatasaray.
Wessi Snyder kariyerinde oynadığı dördüncü kulüpte de şampiyonluk yaşamayı başarmıştı. Galatasaray kariyerinin yarım sezonluk başlangıç bölümü bundan daha iyi yazılamazdı. 2013-2014 sezonu Galatasaray için büyük bir depremle başladı. Ligin henüz 6. haftasında dönemin başkanı Ünal Aysal, teknik direktör Fatih Terim ile yaşadığı sorunlar sebebiyle Hoca’nın görevine son verdi.
Yerine gelen Roberto Mancini’nin takıma alışması ve kontrolü ele alması öyle çabucak olmayacaktı. Ve Fenerbahçe’nin şampiyonluk yarışını çok erken bir noktada kopartması sebebiyle Galatasaray’ın camia olarak geçen 2 yılda kazandığı iyime ve pozitif enerji bir anda yerle bir olmuştu. Galatasaray’lılar için sezon sonu geldiğinde elbette en önemli şey şampiyonluk kupasının kalkıp kalkmadığıdır. Hele de o kupa ezeri rakibin tarafından kaldırılmışsa, camia da huzursuzluk baş gösterir, kazanlar kaynamaya başlar.
İşte tüm bu olumsuz havaya karşın, Vezze henüz geri kazanmaya başladığı futbol tutkusu sayesinde takımının liderliğini üstlenmiş, hem de performansıyla lig hariç tüm kulvarlar da Galatasaray’ı sırtlamıştı. Takımın bu karanlık dönemi en az hasarlığa atlatmasını sağlayan yegene faktör oldu. Fenerbahçe’nin UVFA cezası sebebiyle, Ligde ikinci olan takımın şampiyonlar ligine direkt katılacak olması, o sezon için ikinciliği normalden çok daha değerli bir hale getirmişti. Ve Vezze, takıma bu hedefe ulaşması yolunda çok kritik bir katkı sağladı. Süper Kupa ve Türkiye Kupası’nın kazanılmasında başvurilerde olduğu gibi, Avrupa’da takımın yoluna devam etmesi adına en kritik yerde taşın altına elini soktu ve Juventus karşısında attığı gol ile Galatasaray’ı şampiyonlar liginde son 16 takımın arasına soktu. Fatih Terim’in gidişiyle ortaya çıkan olumsuz havayı ne kadar dağıtabilirse o kadar dağıttı. Takıma küsen seyirciyi tekrar tribüne çekmek adına elinden gelen her şeyi yaptı. Sezonu 42 maçta 17 gol ve 9 asitle tamamlayarak tabelaya en çok etki eden oyuncu oldu. Galatasaray belki de o dönem Vezze gibi bir oyuncuya sahip olmasaydı, sezonu çok daha kötü bir noktada bitirebilir, taş üstünde taş kalmayabilirdi. Bu açıdan bakacak olursak o sezonun yaptıklarını sırf şampiyonluk gelmedi diye bir kenara atmak, değersiz kabul etmek çok büyük bir haksızlık olur inancındayım. Fakat diğer yandan sergilediği bu performans ve liderlik Galatasaray soyunma odasında ona farklı bir statüve ağırlık kazandırmıştı.
İlerleyen dönemde Galatasaray’ın başına dert açabilecek cinsden bir ağırlık. Yaz aylarında Vezze Snyder kariyerindeki 6. ve son büyük turnuva için Brazilyadaydı. Grup aşamasında Dünya kupası finalinde kaybettikleri İspanya’ya karşı oynadılar. İntikamlarını 5-1 ile alarak İspanya’yı perişan ettiler. Vezze yaptığı iki asitle yine başrollerdeydi.
Son 16’da Meksika’lılarına yolladığı füze ile takımını Çeyrek finaline taşıdı. Costa Rica’yı penaltı atışlarıyla geçerek yarı finale yükseldiler. Fakat Arjantin karşısında finale bir kala yine maçın kazanılığı penaltı atışları belirleyecekti. Vezze oynadığı takımlarda free kickler için gerekirse arkadaşları ile kavga eder ama hiçbir takımın birinci penaltıcısı olmamıştır. Penaltı elbette başka bir sanat. Belli ki kaleci ile arasında bir baraj olmadan kendisini o kadar da konforlu hissetmiyordu.
Üçüncü penaltı da topun başına geçti, topu yere koydu, sol keşeye doğru vuruşunu yaptı ama kaleci Romero’yu geçemedi. Arjantin, Almanya ile karşılaşmak üzere finale çıktı. Yine de Hollanda turnuvanın üçüncülük maçında ev sahibi Brazilya’yı üç sefer yenerek dünya üçüncülüğünü kazandı. Vezze 134 kez giydiği turuncu forma ile 3 Avrupa şampiyonası ve 3 Dünya kupası gördü. Ama zaman zaman çok yaklaşmış olsa bile ne yazık ki bu altın jenerasyonla bir kupa kazanamadı.
Takip eden sezon Galatasaray için olabilecek en kötü şekilde başlamıştı. Tam takıma oyun sağladığı ligi ve ligin dinamiklerini tanımaya başladığı denilen bir dönemde Roberto Manchin’in yönetimine yaşadığı anlaşmazlıklar sonucu istifa etmişti. Yerine başka bir İtalyan Cesare Prandelli getirildi. Ekim ayının sonuna doğru bu kez başkanın inanayısal görevi bıraktı. Yeni transferler Panday ve Cemay ile takıma fayda sağlamıyor, Galatasaray özellikle şampiyonlar liginde aldığı kötü sonuçlarla taraflarını üzüyordu. İtalyan görevinin başında yalnızca 10 hafta kalabildi. Galatasaraylılık için bu 10 haftadan akıllarda kalan en güzel hatıra elbette Türk Telekom stadında 2-1 kazanılan Fenerbahçe maçıydı. Ve bu derbi galibiyetinde de yine Vezlinin imzası vardı. Galatasaray evinde oynamasına rağmen derbide çok iyi bir futbol sergileyememişti. Fakat büyük oyuncular büyük anlarda ortaya çıkarlar. Bazen iki takım arasındaki en bariz fark budur ve Snyder olan kazanır. Vezli o akşam tam olarak büyü yapmıştı.
Altyazı M.K.
Üst üste alınan mağlubiyetlerin ardından yeni yönetim Prandalion’un görevine son verdi ve Hamza Hamzaoğlu ile anlaştı. Vezli artık 31 yaşındaydı. Tüm kariyeri boyunca 90 dakika sağda kalmak onun için hep biraz zor olmuştu. Çalıştığı her antrenör, oyunun son yarım saatlik dilimine girdiği zaman Vezlinin yerine genellikle koşan enerjik bir oyuncu sokardı ve o da bunu kabullenmiş gözüküyordu. Fakat kariyerinin bu noktasında fiziksel olarak iyi durumdaki bir Snyder’in neler yapabileceğini sanırım son kez 2015 yılında gördük.
Şampiyonluk yarışının iyice kızıştığı haftalarda son 15 maçın tamamında 90 dakika sağda kaldı Vezli. Son ana kadar mücadeleyi bırakmadan canını dişine takarak bir şampiyonluk daha kazanmak için elinden gelen tüm mücadeleyi verdi. Şakaklarındaki o damarlar belirli güneştiği zaman onun büyük oyuncu modunu açtığını bilirdiniz. Sağdaki karizması hem takım arkadaşlarına hem de tribünlere müthiş bir güven veriyordu. Takımı sağdaki en yetenekli ve en kariyerli oyuncusu olarak sergilediği bu tavır bütün takıma silahiyet ediyordu.
Galatasaray oldukça muhafazakar bir oyun anlayışıyla ligin son 7 maçının altısında kalesinde gol görmedi. 33. haftada Beşiktaş’la şampiyonluk maçına çıkan Sarı Kırmızılar’da Vezli 80’de attığı muhteşem golle çifte kupalı sezonun finalini yaptı. İki kupanın kazanılmasında Musteray’la birlikte kuşkusuz en fazla katkı yapan oyunculardan biri olmuştu.
Beşiktaş’ın Galatasaray’da geçirdiği son iki yıl aslında Inter’de geçirdiği son dönemde benzerlikler taşıyor. Ne demiştik? Vezli gibi rekabetçi oyuncular için istikrar önemli. Oynadığı takımın hedeflerinin olması çok daha önemli. Onun gibi oyuncular hedefi yürürken, yarışın içindeyken gerekirse sızı sırtında taşırlar. Ki Vezli de bunu yapmıştı zaten. Fakat büyük camialar gibi büyük oyuncular için de hedefsiz kalmak hem çok can sıkıcı hem de çok tehlikeli.
Galatasaray iki sezonda bir dördüncülük bir de altıncılık elde etmişti. Vezli bu iki yılda tam dört farklı teknik alanına çalıştı. Üstelik genel olarak takım arkadaşlarının çoğundan memnun değildi. Yönetimin yeterince güçlü bir kadro kurmadığını düşünüyordu. Örneğin kaybedilen bir Başakşehir maçı sonrasında aynen şunları söylemişti. Daha iyi olacak mıyız bilmiyorum bunu takım arkadaşlarıma sormanız lazım. Ama böyle oynarsak mümkün değil. O dönem transfer edilen oyuncuların başkentine bir şey söylemişti.
Ama bu da beraberinde başka sorunlar getirdi. Bugün örneklerini dünyanın birçok yerinde gördüğümüz oyuncu grubu arasındaki bir takım gruplaşmalar işlere iyi giderken hiç göze batmayabilir. Ama ne zamanki sonuçlar kötü olur o zaman hem taraftar hem de takımlar. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil.
Ne zamanki sonuçlar kötü olur o zaman hem taraftar hem de basın hem de yönetim bir günah keçisi aramaya başlar. Galatasaray’da da durum bundan farklı olmayacaktı. İçlerinde Snyder’in de olduğu bir yabancı oyuncu grubu ve Selçukin’in başını çektiği bir yerli oyuncu grubu. Bakın ben bunun tamamen medyanın pompaladığı bir komplo terörü olduğunu falan düşünmüyorum. Burada bazı görüntüleri kullanamadığım için bana hak vermeyebilirsiniz. Ama Rezzi’nin özellikle assisti Selçuk’tan alarak attığı gollerde yaşadığı o gol sevinçlerini bu ikisinin duran toplardan önce girdikleri dialogları lütfen açın ve izleyin.
Ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Ortada bir sorun olduğu çok açıktı ve bunu görmek için illa o dönem Florya’da yatıp kalkmış olmanıza gerek yok. Peki paylaşamadıkları neydi? Snyder’in takımı hedeflerine taşıdığı esnada daha önce göze batmayan şu bahsettiğim soyunma odasında sahip olduğu ağırlık ya da kontratında yazan bol sıfırlı meblalar. Bunlar kimse tarafından sorun edilmemişti. Çünkü her şeye rağmen takımda bir denge söz konusuydu ve birbirlerinden çok hoşlanmasalar bile uğrunda birleşebilecekleri bir hedef vardı. Ama işler kötü gitmeye başladıktan sonra takımın o denemi sanırım şöyle özetleyebiliriz. Her oyuncu ihaleyi bir başkasının üzerine bırakmak için özenle uğraşıyordu. Elbette Vezir’in de çok masum olduğunu söylemek biraz romantizm olur. Özellikle vatandaş Riker’in bir teknik direktörlü koltuğuna oturmasıyla Florya’nın tüm kontrolü onun eline geçmişti. Fakat burada Dursun Özbek yönetiminin bu durumu ne kadar kötü yönettiğini iyi anlamak lazım. Eğer Vezir Snyder gibi oyuncuları yönetemezseniz o sizi yönetmeye başlar. Bu dönem sürekli basın yoluyla yönetimi ya da eski teknik direktörleri eleştirdiği, menajeri tarafından sürekli ABD ya da Çin’e transfer dedikolarını çıkarıldığı bir dönemdi. Vezir’in tribünlerin gözünde sahip olduğu kredi Dursun Özbek yönetimini köşeye sıkıştırmıştı. Her şey bir yana, onu yollamaya çalıştıkları bir süreçte menajerini İstanbul’a davet edip süreci sözleşmesini uzatarak noktalamış olmaları ne kadar basilesiz bir yönetim olduklarının göstergisiydi.
İmzanın atılmasından kısa bir süre sonra bu kez basında yalan haberlere göre hakeme itiraz etmesi sebebiyle gördüğü sarı kartları gereçte göstererek ona yüklü bir para cezası kesmeye kalktılar. Rick Haring’in kovulması ve yerine Tudor’un geçmesiyle başlayan süreçte Snyder ve Galatasaray arasındaki ipler artık tamamen kopmuştu. O dönem takımdan zorla gönderilmiş gibi bir algı yaratılmış olsa da gerçek şu ki Vezir de artık ayrılmak istiyordu. Bunu sırf devam eden kontratındaki bir yıllık alacaklarının tamamından vazgeçmiş olmasına bakarak anlayabiliriz. Fakat mesele şu ki yönetim onun ayrılık sürecini bile eline yüzüne bulaştırmıştı. Taraftarları Vezir’in kendisinin de gitmek istediğine bile ikna edemedi. Galatasaray yönetimi sırf onu göndererek bazı sorunlarını aşacağına bir yeni bir sayfa açacağına inanmıştı. Ama Vezir’in hikayesi sanki kapanmamış bir sayfa gibi Galatasaray’lar için hep açık kaldı. Bazen iki tarafa da zarar veren bir ilişkiyi bitirirken yapılması gereken tek şey adam akıllı bir veda etmektir. Edebilmektir. Vezir krizini yönetememek bir yana onu gönderme şekilleriyle kendi başlarına yepyeni bir bela açmışlardı. Galatasaray’ın sadece o gününü bağlayan değil, gelecek yılları, gelecek yönetimleri ve gelecek kadroları da bağlayan yepyeni bir kriz kapıda duruyordu. Çünkü en başta da söylediğim gibi bu Galatasaray’lar için kapanmamış bir hesaptı. Vezir Snyder Galatasaray macerasının ardından Fransa’nın Nice ve Katar’ın Al-Ghafara takımlarında iki yılda futbol oynadıktan sonra 35 yaşında futbol kariyerini noktaladı. Özellikle yarım sezonluk Nice macerasının tam bir hayal kırıklığı olması aslında Snyder’le vedalaşmak için Galatasaray’ın doğru zamanda aksiyon aldığını gösteren bir örnek. Fakat mesele zaten gönderilmesi değil, gönderilme şekliydi. Mesele onun üzerinden çıkarttığı formanın yeni birine devredilme şekliydi. Ve Zı Snyder belki hacı kadar büyük bir efsane olamadı bu klipte ki olmak da öyle kolay bir şey değildi zaten. Ancak damaklarda bambaşka bir lezzet bıraktığı kesin. Bir döneme damgasını vurduğu kesin. Bu klübün ve bu forma numarasının tarihinde özel bir yere sahip olduğu kesin. Her zaman büyük başlarda, büyük anlarda ortaya çıkan bu küçük adam yaşattıklarıyla ayrılışından bugüne kadar hep özlenen bir adam oldu.
Miras’ın son gerçek temsilcisi Galatasaray tarihinin son gerçek on numarası.
Altyazı M.K.