Mevlanadan Öğütler – Doç. Dr. Emin Işık [20.03.2018]

Mevlanadan Öğütler – Doç. Dr. Emin Işık [20.03.2018] videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3SUnt3X9Vok. Etba Rasulün din millet memleket vatan ilim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş. Bütün büyüklerimizin, geçmişlerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın bir cümle piran ayzamın dervişan-ı kiramın mevlana celaleddin-i rumi pederi alileri sultanül ulema Bahauddin Veled, Burhaneddin Muhakkik ve Tirmizi,…

Mevlanadan Öğütler – Doç. Dr. Emin Işık [20.03.2018]

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3SUnt3X9Vok.

Etba Rasulün din millet memleket vatan ilim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş. Bütün büyüklerimizin, geçmişlerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın bir cümle piran ayzamın dervişan-ı kiramın mevlana celaleddin-i rumi pederi alileri sultanül
ulema Bahauddin Veled, Burhaneddin Muhakkik ve Tirmizi, Şemsi Tebrizi, Salahaddi, Rizarkut, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled, Ulu Arif Çelebi ve Bilcim’le Çelebiya’nın, Khamuşa’nın, dervişanın, Mesnevi şarehlerinden Ankara’nın hazretlerinin, Bosna’yı hazretlerinin, Bursa’yı hazretlerinin,
Abidin Taşanın, Kemal Rufai Bey’in, Ahmet Avni Konuk Bey’in, Şefik Can hocamızın, Mithat Bahari Bey’in, Selman Dedenin, Tahirul Mevlevi hazretlerinin ve bu yola emek vermiş diğer büyüklerimizin, geçmişlerimizin, diğer hocalarımızdan, üstadlarımızdan, üzerimizde hakkı bulunan ümmeti Muhammed’den bize bir harf
öğretmiş de gitmiş olan öğretmenlerimizden, ana baba, akraba itaallükatımızdan, sevdiklerimizden, ahirete gidenlerin kafesinin ruhları için. Allah rızası için el Fatiha. Bismillahirrahmanirrahim.
Mâni r-Rahimî mârikiyâv middini yâkanâ. Sırâta alladîne en’amte aleyhim, gayrîl mağdûbi aleyhim, vele dâlin. Amin. Tabii ayde bir olduğu için bu dersler, biraz geçmişi hatırlatmak, bağlantıyı kurmak gerekiyor.
Unutuluyor çünkü böyle bir papağan hikayesi vardı. Bir işte güzel konuşan, şakalaşan, gelene gidene hoş geldin diyen, öğretildiği kadar o kuşlar bir şeyler söyler. Bir kaç kelime öğreniyorlar ve konuşuyorlar. O papağan bir gün
dükkan sahibinin olmadığı bir de şey, itriyatçı dükkanı diyor. Yani bu işte esas kolonya falan satan, şimdiki parfümeri falan gibi. Bir kedi giriyor dükkana. Kedi tabii kuşu görünce papağanı ona saldırıyor. Papağanda kediden kaçmak için raflara falan dolaşıyor. O şişeler dökülüyor, kırılıyor, her taraf
gülyağı oluyor. Bakıyor ki efendisi gelmiş, kedi tabii çekmiş gitmiş. Sen diyor bu şişeleri kırdın, iyice tüy dütüsünü yoluyor, kafasına vuruyor. Akıllan biraz diye kuşun. Kuş da bu sefer konuşmuyor. Kapıda beklemeyin, orada ayakta duruyorsunuz. Gelin burada bak içeride yerler var. Müsaade edin gelin bak. Bak önden o teyze bak oraya
otur. Birbirinize yardım edin. Tefessahü fil mecalisi. Ayet var. Biraz sıkışın diyor. Size yukarıdan gelenlere yol verin ki şey olsun diyor. Bak. Gel buraya bak. Burada yer var. Ön sıralarda, orta sıralarda epeyce daha. Bu kadar adam alır. Girenler arkadan
görmüyorlar tabii boş şeylerin. Evet. Eskiden yazlık sinemalar olurdu öyle. Ha biraz bakın. Gelin
gelin gelin bak orada durmayın ha. Kuş konuşmuyor, susuyor bu sefer. Adam pişman oluyor. Dua ediyor, adaka diyor bu kuş tekrar yeniden konuşsun, dillensin diye. Böyle günlerce konuşmuyor. Bir gün dükkanın önünden bir cevlak ediyor. Cevleki kalender şeyle de kalenderilerin bir koludur. Kalenderi bir tarikattır. Kalender meşrep falan diyoruz işte biz şimdi. Giye bak uşağı hiçbir şeye ehemmiyet vermezler hatta güzel görünmeyi derli toplu olmayı da sevmezler onlar. Saçlarını sıfıra vurdururlar. Hatta kaşlarını da
bıyıklarını da sakallarını da keserler. Böyle bir şey anlayış eskiden. Şimdi de öyleleri var ya şimdi de saç modası var. Koca koca adamlar profesör bakım arkadan saç bırakmış. Yahu koca ayıp artık bu yaştan sonra. Şöyle şeylerle söylüyor. Olmaz yani. Her şeyin kendine göre yaşı var. O bakımdan. Neyse saçta sakallarla uğraşmıyoruz.
Sahiplerine. Bir Cevleki görüyor. Cevleki dedikleri işte o kalender meşreplerden kalenderilerin bir kolu. Kuş Müsefer diyor ki ey Cevleki. Sen de mi kolonya şey Esans şişelerini döktün diyor. Etriyaj şişelerini döktün. Seni de mi efendim diyor böyle kel etti falan diye. Konuşmaya başlıyor. Şimdi Hazreti Mevlana bu hikayeyi anlatıyor.
Arkasından tabii söyleyecekleri var. Sen diyor kuş aklı ile bakarsan kuş gözüyle görürsen yani her şeyi kendin gibi zannedersin diyor. Peygamberleri de sıradan insan zannedersin diyor. Halbuki Allah onları manevi mucizelerle donatmış Cebrail’i göndermiş, vahiy ilham etmiş. Hiç kimsenin bilmediği, bilemeyeceği ilahi bilgileri onlara aktarmış ve görevlendirmiş. Onlara da buyurmuş ki ben size ne bildirdiysen bunları tebrik edin. Kullarıma bunları bildirin. Işte Hazreti Mevlana diyor ki bütün taşlar çakıl taşı değildir. O çaylardan derelerden toplanan çakıl taşlarını kaldırma düşerler. Onlarla kaldırım yapılır. Ama o taşların içinde öyle zümrüt gibi işte pırlanta gibi vesaire
birlem akık gibi kıymetli taşlar vardır. Işte o diyor peygamberler çakıl taşı değildir. Senin benim gibi insanlardan sıradan insan değiller. Onu anlatmak için Hazreti Mevlana böyle bir şey, bir hikaye aktarıyor. Onun üzerinden bir fikir. Bu da akılda kalsın diyedir. Evet. Şeyi yapmak empati yapmak iyidir. Yani empati dediğimiz, Ij al nefseke fi nefse ahike diyor. Sen kendini kardeşinin yerine koy. Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın? Adam
bakıyorsun ki işte bir şeyler yapıyor. Acaba ben onun gibi olsaydım onun durumunda olsaydım ne yapardım? Daha mı iyi olurdu daha mı kötü olurdu? Bir kötüyü görünce onu kötülemeyin. Onu ötelemeyin. O da insandır. Işte bizim şey vardı eski müftü Allah uzun ömür versin Selahattin Kaya. Çok iyi çok salih bir insan. Takva sahibi bir insan. Böyle bazen
konuşurdu. Ya acaba biz onların yerinde olsaydık. Daha mı iyi olurduk? Allah’a şükredeceksin. Eğer Allah seni kötü yoldan koruyorsa, kötülüklerden uzak tutuyorsa onun için dairece şükredeceksin. Anası babası ölmüş. Amcasının yanında yetim büyümüş. Sonra evden kaçmış. Gitmiş başka yerlere düşmüş. Kötü insanların arkadaşlığına düşmüş. Bir takım şey işte
tinerciler alışmış, kötü alışkanlıklara şey olmuş. Bütün bunlar bizim çocuklarımız. Belki anası babası olsaydı, belki iyi muhafaza edilseydi, iyi bir kimsenin yanında olsaydı, iyi insan olacaktı. Zaten bir kısmı dönüyor. Kırk yaşından sonra dönen var, elli yaşından sonra dönen var. Hocam diyor boşa geçirmişiz ömrümüzü. Bu dünya bizim anladığımız gibi değilmiş. Başka iyilikler de varmış. Işte şeyler derler ya eskiden şeyin sirkenin iyisi şaraptan olur diye. En en keskin sirke en keskin şaraftan olmuş. Şarap sirkeleşir. Içine biraz şeker koyarsın, bekletirsin, o mayalanır. Şarap olmaktan çıkar, sirke olur. Öyle işte yani kötü yola düşmüş. Kötülüğün kötü olduğunu, çirkin olduğunu, o pisliklerin pisliği olduğunu
öğrenince o daha çabuk şey oluyor, kendine geliyor. Adam yetmiş yaşına otuz defa hacca gitmiş gelmiş hala gözü kovardalıkta. Doymamış. Öleleri de var maalesef. Çünkü gençliğinde yapmamış. Hasret hala o şeylere öyle şeylere hasret. Öylesi de var, öylesi de var. Valla çok duydum,
kocam dedi, bırak dedi ya bu dünyada dedi çekilmez dedi, pislik dedi, bırak şimdi. Hepsini terk ettim dedi, sigarayı da terk ettim dedi. Içkiyi terk etmiş, kumarı terk etmiş, sigarayı da terk etmiş. Üç aylarda oruç tutmaya başlamış. Bizim diyor günahımız çok ancak affettiririz kendimizi. Pişman olarak işlediğin tevbe geçerlidir, merak etmeyin. Bir daha yapmayacağım. Ben bu
pisliği bir daha uğraşmayacağım. Ondan uzak duracağım deyip de, tevbe-i nasuh dediğimiz budur. Bizi zaten o kurtarır, başka bir şey kurtarmaz. Tevbe-i nasuh, nimete şükür, günaha tevbe. Fırsat varken onu yapacağız. Allah bize ömür veriyor. Seksen yedi yaşındaydı bizim bir İhsan Bey vardı. Allah rahmet eylesin. Hocam dedi,
çocuklarına ip oynayacak kadar sağlığım var dedi. Hiç ne romatizman var, ne kalbim var falan dedi böyle. Kalktı böyle tık tık tık böyle şey dedi. Allah bana bu dedi, seksen yedi yaşındayım, bu sağlığı, bu sahteyi niye verdi? Onu da bilmiyorum dedi. Veriyor işte Allah. Öteki de de bilmem on beş yaşında felç veriyor. Bilmiyoruz. Sabredeceğiz. Bizi
adam etmektir. Hepsi Allah’ın bütün gayesi bizi kendi yoluna çekmektir. Hazreti Mevlana diyor ki Allah sana bütün kapıları kapatır. Yalnız kendisine gelen kapıyı açık tutar. Sen oraya gidersin giremezsin, oraya gidersin giremezsin, oraya bakarsın, bakarsın ki bütün kapılar kapalı, mecbur kalırsın. Ey Allah’ım senin kapından başka
kapı yok. Derya Hema Beste Ent İlla Deritu diyor. Bütün kapılar kapanır, yalnız senin kapın açık kalır diyor. Işte diyoruz. Ulan ağabeyin meyhanesi sabaha kadar açıktı Allah’ın kapısı kapalı mı Tevbe kapısı? Orası da açık. Orası da açık. Sen tercihini kendin yapacaksın. Ona göre Allah iyilikten ayırmasın. Bak bugünler güzel günler. Işte üç aylara girdik. Recep önümüzde kandiller var. Işte ayın yirmi yedisinde bu ayın. Miraç kandili var ondan sonra. Berat kandili var ondan sonra. Ramazan Ramazan’da mübarek günler geliyor. Adam olmak için buraya yazdım. Yine Hazreti Mevlana’dan merak etmeyin. Yabancı yerden bir şey yok. İman bize irade gücü kazandırmak içindir. Imanı olmayanın iradesi olmaz. Neye inanırsa inansın? İrandığına sıtkıyla, sadakatle bağlı olanın iradesi olur. Imanı olmayan irade sahibi değildir. Onun ne yemininin şeyi var, ne ahdinin, ne sözünün hiçbir şeyinin değeri yoktur. Cahar çünkü. Kaypaktı. Bir şey sabit bağlı olduğu bir şey yoktur ki. Kutsalı yoktur. Eski putperestlerin kutsalları
vardı. Putatapiyorlardı ama kutsal biliyorlardı. Kendi kutsalları vardı. O put üzerine yemin ettiği zaman onun ondan vazgeçmiyordu. Ki bizim dinimiz Allah bizde kutsaldır. Kuddu söylen Allah’tır. Allah adına verilen her söz yerine getirilecektir. Adak adıyorsun. Getireceksin kardeşim. Allah’a söz vermektir adak adama. Oğlum askerden gelirse diyor işte
kurban keserim. Yok arkadaşlarıyla beraber iki sofrası kurup işte araba alırsam ıslattırırız abi diyor boğaza gideriz bir şey yaparız falan filan. Bu bu şey değil. Kulluk değil. Iki tane şeyimiz var yolumuz. Birisi şeytanın yolu bizi cehenneme götürür. Birisi de Rahman’ın yolu o da cennete götürür. Başka yol yok. Iki tane yol var. Iyilik ve
kötülük. Hayır ve şer. Hayır yolundan gidersen düzgün yoldan gidersen zaten iki nokta arasındaki en kısa mesafe doğru doğru. Ihtina sıra atan müstakim diyoruz. Niye ihtina sıra atan müstakim diyoruz? Ey Allah’ım bizi sen doğru yoldan ayırma, doğru yoldan yürüt. O yolda hidayet et diyoruz. Çünkü o yolun öbür başında Allah var. Inne Rabbi ala sıra ati müstakim diyor. Benim Rabbim de sıra ati müstakim özredir. O doğru yolu emreden, o doğru yolda gitmemizi bize emreden, doğru yolu yaratan, bizi de yaratan. Onun için. Allah doğruluktan, dürüstlükten ayırmasın. Bir üç şeyle adam oluruz biz. Bir ibadet. O kulluk borcumuzdur. Allah’a
inanıyorsan inandığın Allah’a ibadet edin. Onun dediğini yapacaksın. Ibadet nedir diyor? Allah’ın razı olacağı emirlerini yapmaktır. Allah’ın razı olacağı emirlerini yapmaktır. Zaten Allah razı olmadığı şeyi emretmez. Razı olmayacağı şeyi yasaklar.
Peki, ubudiyet nedir diyor? Kulluk nedir? Allah’tan gelene razı olmaktır. Ibadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmaktır. Ubudiyet, kulluk da Allah’tan gelene razı olmaktır. Bu kadar. Bu yol, bu ibadet. Bu bizim kulluk borcumuzdur. Buradan fazla bir şey beklemeyeceğiz. Asli
görevimiz çünkü. Bundan sonra esasen diyor cennete hizmetle gidilir diyor. Allah’ın kullarına yaptığın iyiliklerle gidersin. Cennet onun orayla gidilir. Kimse yaptığı ibadetten dolayı böbürlenmesin. O zaten vazifemiz, yapmamız gereken iştir. Öz işimizdir. Ben işte diyor akşam diyor kalktım diyor işte teravihye gittik diyor falan camiye bilmem ne falan. Ya söyleme kardeşim. Herkesin yapması gereken o bir o bir seni farklı hale getirmez. Nafile ibadetler de söylenilmez, laf edilmez. Mesela gece kalktık, teheccüd kıldık diyor. Niye söylüyorsun? Gitti. Bak, pişman, günah işleyip de pişman oldun, keşke yapmasaydım dediğin bütün günahlar
silinir. Yaptığın iyiliklerle de keşke yapmasaydım o iyiliği dediğin zaman onun da sevabı silinir. Yaptığın iyilikten pişman oluyorsun eğer. Onun da o da siliniyor. Ikisi de siliniyor. Allah onu da yok sayıyor, sıfırlıyor, onu da yok sayıyor. Bu kadar. Müslümanlık öyle şey. Müslüman oldum demekle bitmiyor iş. Çok işimiz var. Birincisi ibadet.
Ikincisi çile, sabır. Çile dediğimiz şey işte stres. Geçim derdi, dünya meşakkatı, hastalıklar, dertler, bir nemişte depremler, afetler, musibetler, hastalıklar, bütün bunlar çiledir. Biz bu dünyaya pişmeye geldik. Bunlar bizi pişirmek içindir. Çiğ kalmayacaksın. Birisi bana dedi artistlerden, hocam dedi bu insanlar niye bu kadar kötü
dedi. Ne oldu dedim? Ya çok kıskançlar dedi. Her şeyi söylüyorlar, her şeyi değiller, şeyler. O biraz da gazetecilerden şikayet ediyor tabii. Yalan yanlış yazıyorlar, iftira ediyorlar dedi. Insanı dedi, çileden çıkarıyorlar. Ben de ona dedim ki peki hep alkışlanmak el bebek gül bebek büyümek mi daha iyidir? Böyle hep pof poflanma hadi aferin sen bir tanesin falan değil. Zaten baştan
çıkarsın. Baştan çıkarsın. Dayanamazsın. Fakirlik zenginlikten daha kolaydır. Iyi ki milletimiz fakir bir millettir. Allah’a şükrediyorum. Ne kadar Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş, sonradan zengin olmuş tanıdıysam hepsi karıyı boşadı, başka yollara düştü, namazı terk ettiği, bilmem ne oldu falan öyle. Paraya sabretmek, zenginliğe sabretmek, zenginliğe güç yetirmek fakirlik gibi değildir. O yiğit adam ister, irade sahibi insan ister. Böyle paranın üstüne çıkacaksın, onu altına alacaksın. Ona hükmedeceksin. Paraya hükmetmek, yılana hükmetmekten daha zor. Evet. O seni kudurtur. Şaşırtır, yoldan çıkartır. Çünkü sana bir imkan sağlıyor. Tabii iyi ki. Gerçekten bak sadece ben müziğim için söylemiyorum. Bak zengin milletlerin başına petrol o sonradan zengin olmuş Arap şeylerin, şeyhlerinin durumuna bak. Dünya servetlerine sahipler hiçbir dünyada itibarlar yok. Kimse onları adam yerine koymuyor. Çin böyle bu bakımda. Yokluğa sabretmek, sıkıntılara giy,
göğüs germek, irade göstermek, direnmek işte bu çile dediğimiz şey bu bizi adam etmek içindir. Bilmiyoruz. Efendim diyor. Işte onun diyor bir tane evladı vardı. Allah onun şey aldı. Aldı Allah. Acaba niye aldı falan. Allah ne için yaptığını bilmiyoruz. Bildirmiyor bize. Hayır mıdır onun şer midir?
Işte şeyde Kur’an-ı Kerim’de Hızır aleyhisselam ile Hazreti Musa giderken yolda oynayan çocuğun boynunu kesiyor. Hazreti Hızır Musa’da itiraz ediyor. Diyor ki niye çekti bir zamanlı çocuk diyor. Biz suçu yok, bir şey yok falan. Sonra söylerim sana diyor ama bir daha bana bir şey sormayacaksın falan. Öyle işte gemiyi deliyor falan. En sonunda da söylüyor. O çocuk diyor ileride büyüdüğü zaman anası babası çok iyi insanlarda onların başına
bela olacaktı diyor. Onun için diyor Allah’ın emri diyor. Ben bu üç işi de kendi şeyimden isteğimle kendi şeyimle yapmadım diyor. Kendi yanımdan yapmadım diyor. Yani Allah öyle emrettiği için. Işte bir gün oturuyorduk. Fettabı vardı. Gemicloğlu çok enteresan. Mustafa Efendi, Şeyh Mustafa Efendi, şeyh falan değildi. Eski vakıflarumun müdürü şeyden bölge müdürü İstanbul ama Arif bir adam, iyi bir insan. Allah rahmet eylesin hepsine. Bak oğlum Fethi dedi. Ya Hızır aleyhisselam gibi dedi. Keşf-i keramet sahibi bir velisin
dedi. O zaman dedi o anda Allah sana ne emrediyorsa onu yaparsın dedi. Allah’tan gelen emri uygularsın dedi. O anı sana şunu şöyle yaptı. Orada ilahi şey akıt, ilhama açık, keramet sahibi veli. Dedin dedi. Değilse dedi kitaba uyacaksın dedi. Şeriat ne emrettiyse onu yapacaksın
dedi. Ya keşf-i keramet sahibi velisin dedi. O anda Allah ne emrediyorsa onu yapacaksın dedi. Yahut da kitaba uyacaksın dedi. Üçüncü yol yoktur dedi. Üçüncü yol yok. Gelirken konuşuyordunuz. Yusuf’la. Hocam şöyle söylüyor. Kisas diyor. Niye şey? Yahu kisas hayat sizde diyor. Veleküm fil kısası
hayat kısasta kısası uygularsanız siz hayat bulursunuz diyor. Ne demektir bu? Verilen cezaların caydırıcı olması lazım. Sen yedi düvenle savaş yapıyorsun Türkiye için söylüyorum. Idam cezasını kaldırmışsın. Ondan
sonra da uğraştır. Allah diyor ki öldüren öldürülür. Can akıyanın canına kıyılır. Bu bu kadar. Basit yani. Bu herkes birbirini öldürsün de çok ölüm olsun diye değil. Adam öldürmeye cesaret edemezsin önlensin diye bir önlem cezaların caydırıcı olması lazım. Şimdi adam çekiyor.
Güpegündüz market soyuyor. Adam vuruyor, öldürüyor. Ne olacak diyor. Üç sene yatarım diyor. Belki bir af çıkar diyor zaten. Şimdi bir şey sekiz saat üzerinden mesai üzerinden hesap ediliyor cezalar. Bir gün yatıyorsun, üç gün yatmış gibi oluyorsun. O da bir başka rezillik. Kusura bakmasınlar hukukçular. Evet. Mesai üzerinden. Bir gün yatarsın. Zaten bir kısmını da iyi halden dolayı şey ediyorlar. Siliyorlar. Tenzilat yapıyorlar. Yarı yarıya indiriyorlar. Bakıyorsun adam yirmi beş sene yirmi dört sene ceza almış. Dört sene sonra çıkmış. Ya bu nasıl? Ya yarısı şeyden düştü. O bir şey vardı hani adamların bir koyun çobanın bir koyun hesabı vardır işte. Adam yüz sana koyunu varmış da demiş ya ne oldu bu yüz koyun işte diyor. Bir kısmı diyor şeyde yıldırım düştü. Sürünün üstüne onlar gitti. İşte bir
kısmı diyor şeyde suda boğuldu, çayda boğuldu. Geri de diyor işte şu kadar kaldı diyor ben diyor hesabımı tam verdim. Yüzüm ak çıktı diyor falan. Yani böyle böyle enteresan, hiç acayip işe hesaba gelmeyen şeyler. O bakımdan veleküm fil kısası hayat. Hayat, hayat vardır size diyor. Öldüren öleceğini
bildiği zaman öldüremez. O cinayetleri engellemek içindir. Caydırıcı olması içindir. Başka yoksa Allah e la ya’lemümen halak diyor. Yaratan bilmez mi hiç diyor. Seni yaratan Allah senin ne olduğunu bilir. Kullarının kim olduğunu bilir. Ne yapacaklarını da bilir. Onun güçlerini de bilir, niyetlerini de bilir, hesaplarını da hepsini bilir.
Allah’tan gizli bir şey yok ki. Allah koymuş bu kuralı. Sen de onu emrettiğini yapacaksın. Allah’ın emrettiğini yapmak kulluk göre. Namaz kıl namaz kıl kardeşim. Bunu üzerinde uğraşma. Şey etme. Bilhassa ibadet konusunda hiç iştihada falan filana gerek yok. Peygamberimizden beri bin beş yüz senedir bu işler nasıl yürüyorsa öyle yürüteceksin.
Ümmeti Muhammed’in başka çözülecek problemleri var. Sefer meselesi var, tefaiz meselesi var, daha takma dişi, kaplama dişi halledemedik. Abdest caiz midir, kusul caiz midir, kocalar çatır çatır kaplama dişleri söktürüyorlar. Abdestiniz olmuyor, kıskımız olmuyor diye falan. Başka şeyler var. Alışverişle ilgili, muamelatla ilgili, nikahla
ilgili, talakla ilgili, sosyal, ahlakla ilgili yüzlerce problem var. Hiç kimse onların çözümüyle uğraşmıyor. Banka faizi nedir? Şimdi faiz haram tamam mutlak. Tamam faiz haram. Şimdi enflasyonun yüzde on beş olduğu bir memlekette yüzde sekiz faiz veriyor banka. Bu faiz midir? Yüzde yedi daha senden gidiyor. Kim kimi aldatıyor? Bunlar akıl işe hesap işidir. Bunlar dünya işidir. Allah bir yasağı koymuşsa onun hikmeti vardır. El hin tatabil hin tatı vel fazlul riba diyor Peygamber efendimiz. Aynı cinsten buğdayı aynı cinsten buğdayla verirsen başa baş fazla verirsen alırsan faiz olur. Altın geçen sene sekiz yüz liraydı şimdi bin yüz lira. Buyur. Nerede? Hiçbir şey yerinde durmuyor ki. Bunlar bunlar işte bunlar acaba haram yiyor muyuz? Haramı bulaşıyor muyuz? Bulaşmıyor muyuz? Hiç bunlar üzerinde konuşan kimse var mı? Yok. Efendim namazı birlikte mi kılalım? Üç öğün mü kılalım? Iki vakit mi? Yazmışlardı işte. Diyor ki beş vakit namazı üçe indirdin. Topuna bir çare yok mudur kocam diyor. O da öyle alay ediyorlar seninle. Allah korusun. Neyse. Birincisi efendim ibadet. Ibadet bizim kulluk borcumuzdur. Kimsenin kimseye üstünlük sağlamasına gerek yok. Yol gösterirsin, nasihat edersin, tatlı dille, kendi evladına bile. Vazgı yapmayacaksın. Evladım bak Allah bizi yarattı, sağlık verdi, sıhhat verdi, nimet
verdi. Ya bu kadar nimete bu kadar Allah yaratana karşı hiç şükretmeyecek miyiz ya? Hiç teşekkür borcumuz yok mu? İşte bak getirdi buraya su koymuşlar teşekkür ediyorum. Bir çay veriyorlar teşekkür ediyorsun. Böyle. Nimet’e şükür, günaha tevbe. Başka hiçbir yol yok bizi kurtaracak size söyleyeyim yani. Allah akıl fikir versin, hidayet versin. Hidayet bu işte. Kafayı, kalbi birlikte çalıştırmaktır. Yokluğa direnmek yani çile, olumsuz gidişata pes etmemek, sabır ve sebat göstermek çile yani oruç demişim işte. Nedir bizim en büyük ihtiyacımız? Su içmek ve
yemek yemek değil mi? Yaşayamayız bunu. Su içmeden yaşayamaz. Nefes almak. Gel gel gel önde yer var ya. Oruç nedir? Olmazsa olmaza karşı bizim bir
tavrımızı belirlemektir. Su içmeden yemek yemeden yaşayamadık. Hayatın ilk maddesi yemek yemek ve su içmek. Ayak takılmak, yaşamanın. Ha demek ki bunlar bunlar sizde olabiliyor. Buna da mahkum değilmişiz demek ki. Onun da üstüne çıkıyorsun işte. Şimdi en uzun günlerde oruç tutacağız. Mayısın on beşi
Haziran’ın on beşine kadar. Mayısın ortasında. En uzun günler. Yirmi bir Haziran zaten en uzun gün. Işte yarın da şey yirmi bir Mart geceyle gündüzün bir olduğu bir akşam. Nevruz diyoruz işte buna da. Böyle. Yeni gün yani yılbaşı demektir eski tabirle. Senenin ilk günü. Yirmi bir Mart Nevruz geceyle
gündüzün bir olduğu. Eskiden öyleydi. Peki oruçta ne oluyor? En mühim ihtiyan bir numaralı ihtiyacımız. Yemek. Ha onun da üstüne çıkıyorsun. On sekiz saat, yirmi saat. Hatta eğer yiyip de yatmışsan, sahurluya kalkmamışsan yirmi saate yakın
oluyor yani. Buyur. Hiçbir şey olmuyor. Niyet ediyorsun. İnanmıyorum. Hatta ilk iki üç gün üç dört gün öyle vakti gelince o yemek saati gelince şöyle miden biraz burkulur. Vakti ki ümit yok, midede uyur. Innamel ahmalü bin niyat diyor Peygamber efendimiz. Sen niyetini halis yap, beden sana uyuyor. Uyar. Ben her sabah namaza şeyi kurarım şu telefonu saat gibi. Kaçta kalkacağım mesela altıda. Allah sizi inandırsın. Hiçbir zaman bundan daha sonra kalkmış değilim. Ya on kala altıya on kala ya altıya beş kala ben uyanırım. Ben uyandıktan sonra saat çalayım. Çünkü bunu kurarken kendimi de kuruyorum. O saate. Bir uyanıyorum. Beş altı dakika sonra saat çalıyor. Tabii önceden yediye kuruyorlardık çünkü saat güneş sekizde doğuyordu falan oluyordu. Böyle. Hiç şey yok. Insan şu saate kadar yemeyeceğim diyorsun.
Ama ezan, iftar, ezan okunduktan hemen bir dakika sonra miden harekete geçmeye başlıyor. Hani sen ben yiyecektin diyor. Ben buraya kadarım diyor. Öyle. Çok enteresandır. Bu vücut şey bilgisayar makina gibi yani ya ne diyoruz? Elektronik beyin gibi yani. Böyle ayarla. Neye inanırsan, neye odaklanırsan öyle hareket ediyor. Hiç şey
yok. Tereddüt ettiğin zaman seni yenir. Ya yarın işte yola gideceğiz. Oruç tutsak mı? Tutmasak mı acaba? Falan. O acaba var ya. Sabahtan akşama kadar miden kazınır. İşte o acaba yüzündendir. Niyet ettiğin zaman tam niyet edeceksin. Ant verdiği zaman ant vereceksin. Adak yaptığın zaman yerinde duracaksın. Yemin ettiğin zaman da yeminini tutacaksın
arkadaş. Böyle. Adam olmak kolay değildir. Işte ahdinde, sözünde sadık olmak diyor. Vadinde sadık olmak. Ve işte oruç bizi irademizi güçlendirmek içindir. Bizi adam etmek içindir. Her türlü yokluğa karşı oruçla başlıyoruz. Bir numaralı ihtiyacımız yemektir. Gıda. Hayat için şart. Giyim
ondan sonra gelir. Yakıt falan filan ev mesken hepsi ondan sonra. Hayvanlara baksanıza. Kuşlara leylekler gelmiş. O bizim arka pencereden baktım geçen gün. Bizim arkamızda böyle boş bir arsa var. Gelmişler hayvanlar. Hoşuma da gitti. Şükrettim. Ey Allah’ım demek dedim. Bir sene daha sen bize ömür verdin. Bak leylekler yine gelmiş. Orada öyle dolaşıyorlar. Şeyler gidermiş. Önce kırlangıçlar gelir. Giderlermiş Yemen’e. Yemen’den, Sudan’dan işte orta Afrika’dan geliyorlar onlar. Tropikal bölgelerden. Soralmış leylekler. Ne var ne yok oralarda? Oo demişler çayırla çimenler diz boyu oldu. Bunlar da diz boyu oldu diye uçar gelirlermiş tabii leyleğin diz boyuyla. Kırlangıcın diz
boyu aynı değildir. Kırlangıcın diz boyu. Arpa boyu kadar. Öteki yarım metredir altmış santimdir. Böyle aa bakıyorlar ki diz boyunda değil. Şeyle çayırla çimenler. Böyle şakalar yaparlardı. Evet üçüncü yol, üçüncü şey yapacağımız iş. Hizmet bizi hizmetle. Hizmet ehli cennete girecektir diyor.
El Kerim yetkulü cenne velev kâne fâsikan diyor. Velev kâne fâsikan ya Resulallah diyor. Ebüzer. Ebüzer şey tavizsiz böyle enteresan bir şey. Müslüman. Sert kut katı hiç tavizsiz. Rahman ala enfî Ebüzer diyor. Ebüzer’in diyor burnu sürtüsü öyle girecektir. Cömertler cennete girecektir diyor.
Cömertlik sadece fakire fukaraya sadaka vermek değildir. Emeğine cömert olacaksın, hizmete cömert olacaksın, yardımsever olacaksın, fedakâr olacaksın. Her herkese iyilik yapacaksın. Her zaman, her yerde, herkese. Iyilik ve yardım. Esas odur işte. Cömertlik odur. Bir Müslümana bir selam vermek bile
cömertliktir. Adam böyle küs gibi suratını çevirip geçeceksin ya. Ya tanıyorsun işte. Uzaktan yakından neyse. Camiden, cemaattan neredense. Selamünaleyküm hacam diyor falan. Aleyküm selam. Nasılsın, iyi misin ya? Hayırlı işler falan. Adamın sıkıntısı varsa alıyor, alıyorsun işte elinden. Ya Allah Allah diyor. Bak bir defa görüştük diyor adam. Halimi
hatırımı soruyor falan. Işte hasta ziyareti onun için. Ibadettir, ibadet sevap sayıyor. Hastaları ziyaret edin diyor. Sağlığınızın kıymetini anlarsınız. Işte öyle. Venden yaşıt. Daha bir hat belki iki yaş daha küçük. Bir senedir komada yatan tanıdıklar var. Bir senede. Serum da yaşıyor. Makineye bağlamışlar. Makine nefes aldırıp veriyor. Şimdi bu ölü mü diri mi belli değil. Yani makine yardımıyla nefes almak, serumla canlı kalmak fişi çeksen ölecek demek. Buyur. Öyleleri de var. Şimdi sen şükretmeyecekmişsin. Ayaktasın. Yürüyorsun bastonsuz göğlaşıyorsun. Abdesin ağlıyorsun. Namazını kılabiliyorsun. Rukunu, sucudunu, çarşıdan alışveriş yapıyorsun. Attığın her adımın aldığın her nefesin şükrü var. Şükrü. Öyle şey yok. Hayat bedava değildir. Allah bize bunu ihsan olarak, ikram olarak ver. Alın kullarım. Ama biz en çok en hor ve en cömertçe telef ettiğimiz, itlaf ettiğimiz daha doğrusu, boşa harcadığımız ömür dediğimiz o büyük sermayedir. Bu dünyada bir defa Allah demek la ilahe illallah demek bin sene boş yaşamaktan daha değerlidir. Bin senelik boşa giden ömürden bir kere Allah demek. Işte Süleyman Çelebi Mevlüt’te diyor. Bir kez Allah deyse aşkıyla lisan dökülür cümle günah misli kazan diyor. Ben söylemiyorum. Onlardan öğreniyorum işte. Mevlana’dan, Süleyman Çelebi’den, Yunus’tan, büyüklerimizden, imamı Gazali’den daha öyle evvela Allah’la arayı düzelteceğiz. Yaratanımızla, bizi yaratanla. Sonradan ana babamızla, kardeşlerimizle, akrabamızla, akrabanın üzerimizde hakkı var. Içinde
yaşadığımız toplumun da milletinde üzerimizde hakkı var. Bastığın toprakların da üzerinde hakkı var. Orası sana ta Fatih zamanında bilmem şeylerin Ulubatlı Hasanların bilmem bu kadar şehitlerin, gazilerin kılıçları ile alındı, verildi bu toprak bize. Sen de geldin hazıra kondum. Böyle bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanıdığı diyor.
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı şehitlerimizin hakkı var. İşte her gün dua ediyoruz. Her namazdan sonra ben belki bu hafta çok hep Fetih suresi okudum. Namazları da Fetih suresiyle kıldım. Allah’ım onlara yardım et diyerek. Inşallah hiç şehit veye olmuyor ki. Savaş bu. Yine de Allah’a bin şükür en az zayiatla bunun beş katı, on katı.
Daha fazla verebilirdik. Allah razı olsun. Allah tuttuklarını altın, ahiretlerini, dünyalarını mamur eylesin. Allah ne ne muratları varsa ihsan eylesin. Dua ediyoruz gece gündüz. Bunlar bunlar bizim için. Biz burada rahat konuşalım işte. Burada namazımızı rahat kılalım. Çarşımızı, alışverişimizi, işimizi, gücümüzü rahat yapalım diyedir. Gelirken yine sordu Yusuf’la konuşur.
Hevela PKK çıktığı zaman Kürt halkının refahına, Kürt halkının haklarına sahip çıkacağı zannetti. En büyük rızci şeyi zararı Türk halkına yaptı. Mahvetti bütün Güneydoğu’yu. Diyarbakır Kürt devletinin başşehir olacak diye başladılar. Öyle. Diyarbakır’ı harabeye çevirdiler. Bak iki senedir uğraşıyor hala bitmedi.
Kandekler bilmem çukurlar falanlar. Adam aptal mı? Kürt de olsa Türk de fark etmiyor ki. Bakıyor, yapılana bakıyor. Lan sen benim için mi çalışıyorsun? Benim ahbetmek mi için çalışıyorsun? Bütün ortada herkes görüyor. Geçen üç tane Türk şey kadın biri Arap biri Türkmen biri Kürt. Yan yana oturmuşlar. Nasıl? Komşu çünkü aynı köyde oturuyorlar. Bu
Afrin’in ilk günlerinde. O dedi ki ben Arap’ım dedi. Arapça konuşuyor zaten. Şey bizim gazeteci soruyor ona. O kurtarılmış köylerden. O daha onlardan genç olan kırk yaşlarındaki o Kürt kadını dedi ki yahu Arabi Türkü var mı Kürtü var mı dedi. Hepimiz insan değil miyiz dedi. Böyle gözümden içerisiye yaş damladı ya. Kadına bak. Insanız diyor
ya. Bir bir şey görmüştüm. Bir film. Enteresan. Bir zenci şey olduğu için, zenci siyahi olduğu için şey ediliyor, reddediliyor falan. Sonra düşüyor, bir yara alıyor. Siyahinin kanı da kırmızı akıyor. Kırmızı. Yara aldı çünkü. Beyazın kanı da kırmızı, siyahın kanı da kırmızı. Allah
öyle yaratmış. O iklimde öyle oluyor. O da iklimin şeyidir. Ama bu bu gavurlar öyle şeyler soktular ki. Dil farkını soktular, soy farkını soktular, yok şimdi bunu. Biz bin seneden beri beraber yaşıyorduk ya. Yani şeydaydım işte Urfa’daydım. Beraberdik daha çok. Ondu on sene kadar, yedi sekiz sene önce. O terörün en hızlı olduğu zamanlarda. Hoca sen konuş dediler. Işte o Bekirsit, Kerdoganlar falan filan bir hayli kalabalık bir grup gitmiştik. Dedim ya ayıp koca burada. Içimizde şairler var, edikler var, büyük adamlar var. Hayır sen konuşacaksın. Peki. Beni söylediler, konuştuk. Aynı orada söyledim. Başka yerde de söylüyorum. Dedim bak bir
yerde ırk etnik grup olmak için üç tane şart koyuyor. Şart koşuyor. Üç şart. Bu UNESCO’nun koyduğu şart. Dünya şey standartlarıyla ölçü koyuyor. Urfa’da dedim üç dil konuşulur. Kürtçe, Arapça, Türkçe.
Burası üç halkın yaşadığı yer. Peki dedim Urfa’da Kürt Camisi, Türk Camisi, Arap Camisi var mı dedim. Hayır dediler. Üniversitede konuşuyoruz. Liselilerden de gelmişler. Üniversitede halk halktan da gelenler var. Böyle kalabalık bir grup. Peki dedim Türk mezarlığı, Kürt mezarlığı, Arap mezarlığı
var mı dedim. Hayır hep birilerine hayır diyorlar. Bir tane Müslüman mezarlığı var. Hepsi oraya gömülüyor. Peki dedim buradaki Arap, Türk, Kürt bunlar arasında kız alışverişi var mı? Oho dediler. Yüzlerce seneden beri var. Hep işte Türkmen, Ağalar, Kürtler falan. Öyleyse burada bir tane millet var diyor. UNESCO öyle diyor. Eğer bir yerde toplu değişik
gruplardan insanlar gelip bir yerde yaşıyorlarsa onlar aynı mabette ibadet ediyorlarsa ölülerini aynı mezarlığa gömüyorlarsa aralarında da nikah ilişkisi varsa kız alıp vermeyi serbest kabul ediyorlarsa orada bir tane millet var diyor. Bir tane etnik grup var diyor. İstanbul’da bin
dem Urfa’da Adana’da Mersin’de. Ermeni mezarlığı var mı? Var. Kilisesi var mı? Var. Yahudi mezarlığı var mı? Var. Sınav oğlu var mı? Var. Ibadetleri ayrı mı? Ayrı. Mezarlıkları ayrı mı? Ayrı. Peki sen Yahudi kızına oğluna kızını verir misin? Yahudi kızını almasın. Demek ki onlar ayrı bir millet. Yahudiler ayrı bir millet. Ama Müslüman zaten el el İslam’ı
milletin vahidetin diyor. İslam tek millettir. İslam’a giren tek millet olur. Bitti o kadar başka millet yok. Ümmeti Muhammed diyoruz onun adına da. Bu Hintlisi de öyledir, Pakistanlısı da öyledir, siyahisi de öyledir, Sudanlısı da öyledir. Onu Kabe’de görüyoruz zaten. Ümmeti Muhammed’in ne olduğunu Kabe’nin tavafında görüyorsun.
İşte onlar tek millettir. El İslam’ı ümmetun vahidetin diyor. Milletin vahidetin diyor. Evet böyle. Ama biz kendi değerlerimizi bıraktık, gavurun peşinden koştuk. Onların kuyruğuna yapıştık. Iki yüz senedir işte onlar da bizi bu hale getirdiler. Parçalarıp duruyorsun işte. Sanki Araplar birbirleriyle savaşmıyorlar mı? Daha fazla savaşıyorlar. Hep böyle. Herkes millet oldu. Hiç onlar Avrupalılar aşiretken Oymak Han biz millettik. Bizim ordumuz Avrupa’ya, Viyana’ya sefere çıktığı zaman taa Orta Asya’dan bilmem şeyden ııı Khorasan’dan, Afganistan’dan Müslümanlar cihada geliyordu orduya. Yaşlı yaşlı amcalar diyor ki kılıç kullanamaz aske yemek hazırlarım. Onlara su taşırım. Öyle kalkıyor. Cihat şeyine savaş için. Geliyordu. Şeye desteye geliyorlardı. Gönüllü kısımlar, gönüllü. Düğüne gider gibi. Geliyorlardı. Böyle. O zaman tek millettik işte Akif diyor ya. Bir zamanlar bizde millet hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya milliyet nedir? Öğretmişiz diyor. Onlar Avrupa Birliği’ni kurdular. Hristiyan birliği olarak ümmet olmaya gidiyorlar. Biz de parçalanıp İslam öncesi cahiliyet devrine gittik. O tam tersine. Biz vaktiyle millettik. Onlar birbirlerini yiyorlardı. Fransa’da, Belçika’da işte Almanya’da,
Avrupa’da, protestan, katolik savaşlar, mezhep savaşları, ırk savaşları böyle yüzler yüz sene devam eden Fransa savaşı vardır mezhep savaşları. Biz o zaman millettik. Şimdi onlar millet olmaya başladılar. Tek artık şey etmiyorlar. Hristiyan mısın? Tamam. Gel arkadaş. Burgarları da aldılar.
Şeyleri de aldılar. Bu işte Slavları aldılar. Polonyalılar aldılar. Işte Ukrayna’yı da katmaya çalışıyorlar. Avrupa Birliği’ne hatta NATO’ya dahil edecekler şey ya Putin’e karşı. O Putin’den maçları belada onun için. Öyle onlar millet olmaya, ümmet olma yoluna giderken biz dağılıp
aşiret olma yoluna gittik. Cahiliyet devrini yaşıyoruz. Bir İslam öncesi cahiliyet devri var. O işte kan davalarının bilmem aşiret kavgalarının asayişsizlik, yol kesmenin, kızları diri diri gömmenin falan çocukları, bebekleri böyle. Şimdi de efendim size söyleyeyim. Bu da İslam sonrası cahiliyet devri. Müslümanlar İslam’ı devri yaşamıyorlar. Şu
anda Müslümanlar İslam sonrası cahiliyet devrini yaşıyorlar. Çünkü birbirlerini kesiyorlar. Bütün inananlar kardeştir. O ayetin hükmüne girmeyince sen ne ümmet olursun, ne millet olursun, ne adam olursun. Allah bize hidayet ihsan eylesin.
Basiret ihsan eylesin. Bütün bunları işte bir de içeriden dini bozmak için içeriden uğraşanlar var. Dinin sevap yok diyor. Kabir ziyaretinden bir şey çıkmaz. Okuduğun Fatihanın sevabı ölüye gitmez falan. Nereden çıkarıyor yollarsa? Peygamber Efendimiz her cuma sabahı eğer Medine’deyse bir seferde değilse başka bir yerde şey yoksa her cuma sabahı namazdan sonra aşağı yukarı beş kilometredir. Bir saatlik yoldur orası. Dört buçuk beş kilometredir. Uhud şehitliğine geliyor. Başta Hazreti Hamza olmak üzere Uhud şehitliğinde Fatih’e okuyor. Ve selamünaleyküm ya ahlul kubur diyerek onları selamlıyor. Fatih’e okuyor. Dua ediyor. Hiç aksatmıyor. Her cuma sabahı. Bizim köyde de halen benim doğduğum köyde cuma namazından sabah cuma sabah şeyinden cuma günü sabah namazından çıkarlar. Bütün cemaat olduğu gibi camiye gider. Herkes ölülerine Fatih’e okurlar. Mübarek cuma’dır diyerek. Ondan sonra eve gelir kahvaltı yaparlar. Yemeklerini yerler neyse yani. O adeti devam ettiren köyler var. Şeyden bir denizliye gitmiştik. Orada bir
simpozyum vardı. Şeyden geldi. Onun şeylerinden Allah’ım gelir şimdi aklıma. Oradaki kazalardan birisi ya. Aynı şeyi söyledi. Bizim köyde de dedi. Her köyde yok. Çoğu tek Türk bazı köylerde var. Cuma namazı şey sabah namazından çıkılır cuma günü cuma günü
sabah namazından sonra doğru mezarlığa gelir. Tıpkı bayram gibi bayram günü mü? He ama her cuma bu. Yapılır. Fatihalar okunur. Ölülere dua edilir. Allah kabul eylesin. Ondan sonra evlere gidilir. Zaten mezarlık köyün bitişinde. Uzak değil. Ama Peygamber Efendimiz beş kilometrelik yolu yaya gidiyordu.
Sünnettir, adettir. Adetler de vahye dayalıdır diyor. Bir şey bir İngiliz ordu Müslüman olmuş. Diyor ki adetler vahye dayalıdır. Adet deyip geçmeyin. Onun kökü de dini bir şeyden kaynaktan geliyor. Işte kabir ziyareti Peygamberimizden geliyor. Faz değil, sünnet değil, şey değil yani mecburi
değil ama bir sünnet adettir işte. Dini adetler bir dini kaynaktan gelir. Onları yaşatmak lazım. Bir millete adetleriyle, gelenekleriyle millettir. Şimdi düğünler oluyor. Geçen bir yerde düğün oldu. Ya senin müziğin yok mu be ya? Ciyak ciyak bağırıyorlar. Hamd öyle soğuk suya düşmüş
gibi. Vaya vaya falan böyle. Ulan ne ses ne bir şey böyle. Atmışsın sanki soğuk suyalarına. Ne diye? Ciyak ciyak bağırıyorsun. Senin müziğin var ya. Taa meraiden beri müzik bakımından en zengin, en köklü şey sensin ya. Bütün o şeyler o bahlar o muzartlar vesaire hepsi senden aldılar müziği. Ruslar senden aldılar. Çay, kuzkusu, mas kuzkusu. Onlar
ne bilir müziği? Hepsi Türklerin onlara ikramları, ihsanlarıdır. Gittik. İran ki başım ağırdı. Daha üç dört şarkı okudular. Ama nasıl şey vuruyor o batarya? Güm, güm, güm. Cuma ertesi günü orada çocuk sordu. Halil abi dedi. Yarın dedi. Eyüp
sultana gidecek miyim sabah namazında dedi. Ona göre yatacağım dedi. Her sabah onlar Eyüp Sultan’a giderler namaza. Ben de konuşmaya bile şey yok. Öyle eğildim. Kulağına söylüyorsun. Yine duyulmuyor. Gürültüden. Dedim ki bu bu dedim tozu, bu bu günahı, bu gecenin şeyini, pisliğini Eyüp Sultan temizlemez. Ümreye gitmeniz lazım dedi. Ta Mekke’ye gitmek lazım. Halil var ya Halil. Sen tanıyorsun. Geliyor hemen orada şey o şeyle. Halil abi dedi. Yarın o Halil abi onu alıp götürüyor çocuğun. Çocuk sordu. Şunu demek istiyorum. Bir millet evvela adetlerini terk ederek yabancılaşır. Kendi kendine yabancılaşır. Onu anlatmaya çalışıyor. Bayramlar bitti. Ikisi de gitti bayramların size söyleyin. Ramazan bayramı da değil artık kurban bayramı da. Eğer o mezarlığın önünde birkaç tane çiçek satan çingene olmasa bayram olduğunu bilmeyeceksin. Hiç. Tatil işte ölü bir gün. Her günkü o cıvıl cıvıl şehir bayram günü gelince ölüyor. Ya esas o gün canlanması lazım. Çocukluğumuzda öyle biz bayram gelecek diyor. Köyün bayramı ne olacak işte? Iki üç ceviz ağacına salıncak kurardık. Gençler işte tatil yaparlardı. Güzel giyinirlerdi. O kadar köyün bayramı bu. Bir de evlerde açık sofra olur. Gidersin oturursun, yersin, el öpersin teyzelerin, amcaların ellerine falan. Böyle gençler
gezerler, köyü tur yaparlar. Ama biz bunu itle çekerdik. Ne zaman gelecek diye. Şimdi hangi günler kutlanıyor şehirlerde? Yol, şerif. Evet sevgililer günü kutlanıyor. Noel günü kutlanıyor. Hatta bakıyorsun kuruyemiş hacı dayı bile ışıklandırmış dükkanın vitrinini falanını filanını süslemiş. Orada eee torunlar böyle istedi diyor. Eve bakıyorsun çam gelmiş. Çam
girmiş. Eee peki kurban bayramında ne oluyor? Telefon ediyor bana kardeşim. Abi biz işte falan yöre tatile gidiyoruz. Bayramınız mübarek olsun. Ne gelen var, ne giden var, ne ziyaret var, ne hoş geldiniz öyle. Eee kardeşler bile birbirlerini bayramda ziyaret etmiyorlar artık. Eee bitti işte bitti böyle biter. Böyle biter. Sen böyle gavurlaşırsın. Adetleri terk ederek, yavurun adetini alarak o sevgililer günüdür. Yok işte yarın abi şeyler gelecek Nisan’da Mayıs’ta anneler günü, babalar günü vesaire günü o da ekonomik şeye dayalıyor. Manevi bir şey için değildir. Alışveriş olsun da biraz çarşı pazar canlansın diyedir. Yoksa Allah rızası için diyor öyle manevi bir sevap için falan da değildir. Böyle. Çünkü her şey paraya bağlı ekonomi ekonomiyar, maddiyat para para para diyor. Böyle bitti.
Bitersin, tükerirsin. Döneceksin kardeşim. Sünnet olduğu zaman mevlid okutacaksın. Öyle dam vurdum, bur falan şey yok. Bunun adı sünnettir. Burada peygambere selamet getireceksin, tekbir getireceksin, dua edeceksin. Bizim bütün adetlerimiz ibadet şeklindedir. Ibadet şeklindedir. Ziyafetlerimiz, kurbanlarımız, düğünlerimiz hepsi ibadet şeklindedir merak etmeyin. Seymen kurulurdu bizden. Gelin ata bindirilir. Eğer başka köyden geliyorsa bile köye girdiği zaman köyü bir tur dolanır. At üstünde. O bir şeref. Bir paye veriyorsun. Elin kızına. Ata bindiriyorsun, süslüyorsun, büslüyorsun. Davulla, zurna ile seymenle. Iki yerde durulurdu. Bir caminin hizasına geldiği zaman davul, zurna her şeyi keser. Oradan o Seymen başı dediğimiz adam bir fatiha çeker. Bir de mezarlığın yanından geçerken. Bir de orada durur. Rak diye durur Seymen. Yüzlerce kişi at üstünde, gelin erkeği, kadını falan. Böyleydi. Şimdi soruyorum o da gitmiş. Artık o gelin ata binme falan yok. Bindiriyorlar traktöre. Alıp götürüyorlar. Kız kaçırır gibi falan. Yok bitti. Ya bunlar bunlar sen işte sensin böyle. Bunlar yapılmayacak olmayacak şeyler değil. Söyledik kimseye de dinletemedik. Üsküdar’da yaşadım ben. On üç sene, on beş sene. Zaten fakültemiz de orada bağlar başında. Belediye reisine dedik ki ya şu bayram günü şu İskale Camisi var ya o duraklar o çeşme var orada bir tane Üsküdar’da. Şu çeşmenin
yanına iki davulcu, bir zurnacı, iki zurnacı neyse. Buyur ya ikişer yüz, üçer yüz lira verseniz bunlar sabahtan akşama kadar çalarlar. Çok para da değil. Olmadı. Şu vapurdan çıkanlar ya niye çalıyor bu davul ya? Bayram ya işte onun için çalıyor. Desinler dedik dedi. Olmadı. Beyazıt meydanında, evin önünde, belli yerlerde. Bayram günü hiç. Davul çalsın. O gelen geçen de geçsin gitsin. Hiç olmazsa o gün davul çalındığını bayram olduğunu millet duysun ya. Işte öyle. Yani bunları söyleyeceğiz işte mübarek kandil geliyor işte şimdi. Eskiden kandil gecelerinde böyle hava güzel seyir. Eminönü’nden başlardı
ziyaret. Sultan Ahmet ondan sonra Nuru Osmaniye, Beyazıt, Şehzadebaşı, Fatih, Hırkayı Şerif ondan sonra şey Merkez Efendi ve Eyüp Sultan sabaha kadar akın akın millet dolaşırdı. Şimdi televizyon seyrediyoruz, yamaç seyrediyoruz
o gün. Yahutta şey oluyor. Işte radyoda mevlid varsa eğer biraz açıyorsun, biraz mevlid dinliyorsun, o kadar. Her şey değişiyor, bozuluyor, gitti. Onun için. Milletler şunu söyleyeyim. Kendi kültürleriyle kendi adet ve gelenekleriyle millet olurlar. Onları terk ettiğin zaman millet olmaktan
çıkarsın, sürü haline gelirsin. Evet. Bugünkü dersimizde galiba böyle yedik. Ama bunları söylemek istiyordum. Şuradan size teberruken şeyler söyleyeyim mi? Dur, size Hazreti Mevlana’dan başka bir şey okuyacaktım. Akıllı insan bir başka akılla birleşirse aydınlık ikiye katlanır. Akıl sahibi insan bir başkasının tecrübesini de
kullanırsa, aklını kullanırsa akıl diyor ikiye katlanır. Gidilecek yol daha kolay görünür. Nefis bir başka nefisle birleşirse karanlık ikiye katlanır. Bir sefer yol görünmez olur. Şehvet dediğimiz şey işte. Iki kötü. Bir araya gelirse iki kötü düşünce iki zararlı düşünce öyle. Karanlık ikiye katlanır diyor. Nefis attır. Akıl da üstündeki süvaridir. At süvariye yederse yani güderse at üstündeki süvariye götür yederse ahıra gider. Süvari atı yederse ahıra gider. Ahırla ahır arasında cinas yapıyor.
Yani sen nefsine hakim olursan o nefse at gibi biner, kendin götürürsen cennete gidersin. Akiret dediği o, ahir dediği o. Ama sen kendini nefsine teslim edersen nefis seni ahıra götürür. Aynen at gibi. Atı boş bırakırsan doğru ahıra gider. Insanların akılları kuşların kanatları gibidir.
Ancak tavın tavuk Şahin gibi yükseklerde uçamaz. Sen diyor Şahin ol tavuk olma. Şey mürgü kane ııı galü hestü pervaz niz diyor orada. Diyor ev kuşu yani tavuk diyor kanadı var ama uçamaz diyor. Öyle. Günüşü güneşin varlığına yeterince
şahittir. Lakin gölge de güneşin varlığına şahittir. Bir yerde gölge varsa o da diyor güneşin güneşin olmadığı yerde gölge de olmaz. Mal tokumdur. Onu çorak yere ekme sakın. Bereketli yere Allah yoluna harca oradan büyük mahsuller alırsın. Tıpkı şey gibi. Işte bu dünyada diyoruz ki
Allah bile bin sevap verecek. Bize çok geldi. Milyon sevap verecek falan. Sanki şeymiş gibi. E sen bu dünyada görüyorsun onu zaten. Bir erik şekildeyinden bir erik ağaca yakıyorsun. Sana kırk sene gün binlerce meyve veriyor. Milyonlarca say bakalım. Bir zeytin ağacının dikildiği günden iki yüz sene boyunca verdiği tanelere hesap et bakalım. Kaç milyar yapıyor? Allah sana bu dünyada gösteriyor onu. Buradakine akıl ermiyor, ördekini hiç zaten kabul etmiyor. Allah her yerde Allah’tır. Burada da bire binlerce veriyor, milyonlarca veriyor. Ahirette de binlerce milyonlarca verir. Bir çekirdekten incir, bir küçük hatta incir çekirdeği en küçük çekirdeklerden bir tanesi. Koca bir incir ağacı oluyor. Yıllarca sana o her
sene binlerce şey. Portakal öyle, eri göğü öyle, bilmem armuda öyle, elmas öyle. Allah sana bu dünyada gösteriyor. Bire bin nasıl verilir? Evet. Mal tokumdur onu çörek yere etme sakın. Aksi halde yol kesen haydudun eline silah vermiş olursun. Yanlış yere harcarsan malı diyor. Men e âne zaliman sallatallahu aleyh diyor Peygamber Efendimiz. Kim
bir zalime yardım ederse o zalimi onun başına bela eder. Kendisine yardım edene bela eder. Bela olur mu? Şey zalim. Onun için. Dostun yüzü can aynasıdır. Huflayıp puflayıp onu buğulandırma. Sonra ayna seni sana göstermez olur. Dosta öf öf öf denmez. Babaya anaya da denmez. Öf bile
demeyin diyor. Açık söylüyor. O diyor dost yüzü aynası gibidir. Öf dediğin zaman buğulanır. Sen kendini de göremezsin. O zaman. Aynadan. Şey iş görmez hale gelir. Yani şey olmayın yani öfkeli böyle şey kendi de beğen. Toprak dostu olan bahara kavuşunca coşar. Çiçekler açar. Sen topraktan daha aşağı değilsin. Öyleyse nimet kıymeti bil. Bu çok enteresan
dır bunun. Uzundur Mesnevi’de bu bölüm. Diyor ki Hazreti Mevlana toprağın şükrüne bakın diyor. Yağmur yağıyor. Hemen arkasından toprak harekete geçer. Çimenler çayırla, çiçekler açar. Işte o çiçekler diyor toprak şükür bayramı yapıyor. O çiçekler de toprağın giyindiği bayramlıklardır diyor. Allah’a böyle şükreder. Toprak diyor. E sende topraktan yaratıldın ama sen toprak kadar şükretmeyi
bilmiyorsun diyor. Her nimet şükrü gerektirir. Allah bize şükür ehlinden, şükür ehlinden eylesin. Bizleri dualarımızı, dileklerimizi kabul eylesin. Tekrar üç aylarımız mübarek olsun. Yine ayın galiba şeyinde on yedisinde midir? Salı günü. Önümüzdeki ay on yedisinde yine dersimiz var. Görüşmek üzere hayırlı geceler. Dillahil
Fatiha.