"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mevlanadan Öğütler – Prof. Dr. Emin Işık [24.01.2017]

Mevlanadan Öğütler – Prof. Dr. Emin Işık [24.01.2017]

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=H8RhUtp5lr8.

evladı Resulün, ashabı Resulün, etbaı Resulün, dil, millet, memleket, vatan, ilim yoluna hizmet etmiş. Ve tarihe mal olmuş bütün büyüklerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın. Bir cümle piran-ı izzamın ve dervişan-ı kiramın kha ozzeten Mevlana Celaleddin-i Rumi
pederi alileri Sultan-ı ulema Bahauddin Veled, Burhaneddin Hakkı Gatirmizi, Şemsi Tebrizî, Salaheddin Zerkub, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled, Ulu Arif Çelebi ve bir cümle Çelebiyanın, Khamuşanın, Dervişanın, Mesnevi şarihlerinden Ankaravi Hazretlerinin,
Bosnevi Hazretlerinin, Bursnevi Hazretlerinin, Abidin Paşa’nın, Kenan Rufai Bey’in, Ahmet Avni Kumuk Bey’in, Şefikcan Hocamızın, Mithat Bahari Bey’in, Selman Dedenin ve Tahirul Mevlevi Hazretlerinin. Ve bu yola hizmet etmiş diğer zevatın, hocalarımızdan, üstatlarımızdan, üzerimizde Hakkı bulunan Ümmeti Muhammed’den, ahirete gidenlerin, ana baba akrabayı taallukatımızdan, sevdiklerimizden ahirete gidenlerin, Kavfesinin ruhları için. Bir cümle Ehli İman-ı Rahi için rızan Lillah El Fatiha. A’udhu Billahi minel Fatiha. Bismillahirrahmanirrahim. Rabbil Aleminen Rahmanirrahim.
Aliki Yawmuddiniyya Kanabir. Ehli Nasrata l-Mustakim, Sirahtu l-Ladina. In Gayru l-Maghdubi alayhim ve l-Dallin. Amin. Tu megu mara bedan, Sehbar nist, Ba Keriman karha, Düşvar nist. Huzura varmak için bende taqat yok demem,
büyüklerle iş görmek zor değildir gamiyemi. Büyük Allah, büyükler büyüğü Allah’tır. Biz ne kadar günah işlesek, ne kadar kusurlarımız olsa, hatalarımız olsa, yine de dönüp dolaşıp kapısına gireceğimiz tek merciyi, tek merkez odur. Tek kapı odur, başka kapı yok. Allah’ın kapısında dolanacağız. Ve kendimizin suçumuzu itiraf edeceğiz. Diyceğiz ey Allah, bizim senden başka Rabbimiz yok, senden başka kapımız yok, bizi affet. Hedef yapıp onu daha zevk-ı safa içinde, daha zengince, daha şımarıkça, daha kadarca yaşamak içindir.
Farah’ın şey gibi, rakı derler ya şişede durduğu gibi durmaz, cebinde yılan taşımaktan daha fazladır. Ben çok insan tanıyorum. Anadolu’dan geliyor buraya, iş kuruyor, beş vakit namazlıdır, sonra işler çoğalınca cumadan cumaya gidiyor, sonra bayrama kalıyor. Aklı başındaysa işte o aklı başında olanlar da çok azdır, onu size söyleyeyim yani. Paranın baştan çıkartmadığı, kudurtmadığı ne hacı kalıyor ne koca kalıyor. Bırakın avamı nas dediğimiz sıradan insanları değil, en şeyleri bile baştan çıkarıyor, çok gördük. Allame geçinen birçok insan biraz paraya kavuşunca hemen ikinci karıyı yahut da başka şeyleri düşünüyor yani böyle bu işler. O bakımdan
bu medeniyet insanları bu hale getirdi. İnsanlığı elinden insanlığını aldı. İnsan olmayı unuttular artık. Şimdi bu medeniyet sadece canavar yetiştirir. Kendinden başka kimseyi düşünmeyen, kendinden başka hiçbir şeyin menfaatin peşinde olmayan, sadece kendine yarayacak işler için savaşan, uğraşan, didişen birtakım o ormandaki sırtlanlar
gibi, kaplanlar gibi vahşi canavarlar yetiştirir. Hedefini aldı çünkü insanların kutsali yoktu. Şimdi dini de insanlar diğer şeyler gibi, meslekler gibi insan eliyle icat edilmiş bir şey gibi görüyorlar. Hatta eğlence den sonra geliyor size söyleyeyim ona. Din aşağı yukarı, spordan, eğlence den, müzikten, kültürden falan her şeyden yemekten, içmekten falan
olduğu gibi birçok şeyden sonra geliyor. En baş köşede oturan din ve manevi değerlerimiz şimdi 70. sıraya, 80. sıraya düşmüş gibidir. Bu da insanlığın şeyidir. Çok az. Yani nedir? Çünkü Allah kuddüstür. Kur’an’ı da başka bir kitaplardan biraz biraz farklıca bir kitap. Allah kelamının
kutsal olduğunu düşünmüyor. Çünkü kutsal fikri yok insanlarda. Şunu size söyleyeyim. Eski dinlerde bütün ister kitaplı ister kitapsız, ister putatapsın ister İbrahim dilinden yahut bilmem hadreti İsa’dan şey olsun incileş bağlı olsun. Kur’an’a bağlı olsun. Hiç fark etmez. Bütün dinlerin kendine göre kutsal kuralları vardır. Ve o putperest dediğin insan kutsal değerleri için
ölmeyi göze alıyordu, ölüyordu. Latva, Üzza aşkına ölenler vardır işte. Uhud savaşında gördük. Vedir savaşında gördük onları. Putperest olduğu halde taptığı putlara putları kutsal biliyordu. Mesela biz Cengiz Han’ı çok zalim falan biliriz. Kutsal’a inancı şimdiki yani böyle nasıl diyeyim yani Diyanet İşleri Başkanı’ndan daha fazladır. Müftüleri falan geçiyorum. Öyle bir kutsal inancı var ki, gök tanrı’ya öyle sinek inanıyor ki gece sabaha kadar ayazdan elini açıyor, gök tanrı’dan şey intikam yemini yapıyor. Çünkü dört yüz tane kervanını casus diye öldürmüşler. Yani hiçbir Moğol oğul devirde işte şey diyor şaman dinine bağlı. Yani bir yerde
putperest sayılır tabii yani. Ama gök tanrı’ya inanıyor. Gök tanrıyı kutsal biliyor. Gök tanrının kurallarını kutsal biliyor onlara. Ve yeminini bozmuyor. Yaptığı yemin sonuna kadar devam ediyor. Adam portakal satıyor. Vallahi diyor hocam diyor işte bu şöyle böyle falan. Yahu kardeşim yemin etme bari ya. Yeminlerimiz de ayaklarımız altında paspas yapılmış vaziyettedir. Çünkü hakkıyla kutsala inanmıyoruz. Eski insanların putperestlerin kutsala inandığı derecede biz kendi dinimizin, değerlerimizin kutsallığına inanmıyoruz. Eski Türkler de işte Moğollar da diğer dinlerde. Törek kutsaldır efendim. Oğuz hanın hayatını okuyun bak. Babası kutsal değerler için yinediği diye töreyi çiğnediği diye babasına isyan ediyor. Ve babasını iktidardan alıyor. Metakhanı kendisi yerine geçiyor. Çünkü işte orada bir evlilik hikayesi var. Adam haksız yere bir şey ediyor. Bir evlilik iş yapıyor işte şey gibi yani gerçi bu bu şeyin hristiyanlıktan önce Avrupalıların da kutsal değerleri vardı. Bu kutsal değerler üzerine kurulmuştur. Firavunlarında kutsal değerleri vardı merak etmeyin. Sadece bu çağda
insanın kutsal değeri yoktur. Çağdaş insan dediğim ha dini de sıradan meslek gibi görüyor işte berberlik gibi yahut o işte şey gibi yani hatta kanunlardan falan sonra gelir onu size söyleyeyim yani ya Allah’tan kor. Sen kendin futbol oynuyorsun böyle bir bal oynuyorsun. Kuralı var ya. Sen insan eliyle koymuş kurallara uyarak oynuyorsun onu. Falso diyor, ofsayt diyor. Böyle yaptı, şey yapıyor diyor. Ondan sonra tübbürler alt diyor, yok de bir de ne diyor? Kendine göre kuralları var. Sadece din insan elinde oyuncak. Din. Ha. O öyle de olur, öyle de olur de olur diyor. Ya bu kuraları sen koymadın. Bak bir Kur’an’ı Kerim hakkında Peygamber Efendimiz’den bir hal. Allah kelamının diğer kelamlara, diğer sözlere üstünlüğü Allah’ın mahlukat üzerinde üstünlüğü gibidir. Yaratanın yaratılanlar üzerindeki üstünlüğü gibidir.
Allah kelamı böyle bir kelamdır. Ne hadise benzer ne bilmem ilme benzer ne bilmem üçgenin iç kurallarını bilmem iç açılarını toplamı yüz seksen derece hiçbirine benzemez öyle bir şey yok. Bu insan üstü bir değerdir insan üstü. Ha şimdi bu insan bu üst kutsala inanıyor mu inanmıyor mu? Inanıyorsa niye
yeminini bozuyor? Niye yalan söylüyor? Niye hile yapıyor? Niye adam aldatıyor? Inanmıyor demek ki. Ha inanıyor görünüyor. E hepimiz öyle görünüyoruz. Öyle. Görünmek başka bir şey. Inanmak, bağlanmak başka bir şeydir. Temessük diyoruz ona biz. Temessük. Işte dindarlık olur efendim. Kutsal değerlere sadece
bilmek onları bilmek tanımak değil. Onların yüceliğini aklen kabul etmek değil. Gönülden onlara bağlanmak demektir. Bağlı. Iman o demektir. Bağlılıktır. Allah’ı bilmek değildir iman. Allah’ı sevmektir. Allah’ın emirlerine itaattır, bağlılıktır, sadakattır, samimiyettir, dindarlık odur. Bunu çıkart. Eee işte kainatı yaratan bir
kudret varmış. Eee varmış, varmış. Ne yapalım? Varsa var. Öyle değil iş. Allah vardır. Kainat üzerinde hükümrandır. Insan üzerinde de hükümrandır. Allah’ın kuralları koyduğu emirleri her yerde herkes için geçerlidir. Ve bunun böyle olduğunu bilmek değil. Buna gönülden sevgiyle bağlanmaktır. Itaat ve kabuldür. Bu iman budur. Iman sıradan bir bilgi değildir efendim. Aşk haline gelmez. O sıradan bilgi işte bir yerde coğrafya bilgisi gibi olur. Astronomi bilgisi gibi olur. Işte şeyin böyle kozmos dediğimiz kainatın büyüklüğü şu kadardır. Işte üç o ney diyordu? On üç buçuk
milyar ışık yılı uzaktan halen ışığı gelmeye devam eden galaksiler var falan. Kainatın büyüklüğü bunlar söylerler. Bunlar bir şey değil. Bunlar bilgidir. Iman başka bir şeydir. Işte bunun evvela şu insanların evvela dindarlardan başlamak lazım. Dindarların Allah hakkındaki düşüncelerini, inançlarını bir de tamir etmek lazım. Hepsinin dökülüyor
için. Ondan sonra da dinsizleri nasıl kazanacağız? Dinsizleri kazanmak kolay. Dürüst ol. Hiç kimseye yalan söyleme. Güvenilir insan ol. Bak herkes seni nasıl bağlayacaktır, kabul edecektir. Işte Hazreti Mevlana bunun savaşını veriyor. Efendim mesleli budur. Bu anlattıklarımdır. Kendi devrine bakıyor ki dindar geçinen insanlar da işe yaramaz. Dökülüyor. Kurtlu. Ondan sonra üzülüyor tabii bir dindar olarak. Kalkıyor bu kitabı yazıyor işte şeyde beraber. Hüsamettin Çelebi’yle. Diyor ki efendim yazın. Ben Celal Hoca’ya dedim. Hocam dedim şu ihya-ül ölümü kendisi hayatı boyunca ihya-ül ölüm okuttu. Soğan Ağa Camii’nde ders dışı, cümartesi günleri tatilden ikindi namazından akşam namazına kadar hoca
ders okutur. Ihyâ okutur. Otaki hoca bilmem Fatih’te meslevi okutur. Başka bir hoca efendi Şehzade Camii’nde hadis dersi okutur. Müslüm okutur. Biz hep gördük onları. Mesela müftü efendi. Emin önü müftüsüydü. Şehzade Camii’nde senelerce hadis şerif okutur. Kitap okuturlar kitap. Mesela Abdülkadir-i Geylani’nin mektubatı var. İşte şey Abdülhakim Efendi Necip Fazıl’ın şeyhi, hocası Abdülhakim Efendi Beyazıt Camii’nden hep padişahı tan izinli olarak emirle yani ders olarak benim buraya geldiğim gibi hani işte ayda bir geliyoruz sizinle konuşuyoruz meslevi okuyor böyle görevli diyor ki işte bilmem cuma günü ikindi namazından sonra yahut cuma namazından sonra Beyazıt Camii’nde falan mahferin altında siz hadis-i şerif okutacaksın. Öteki mektubat okutuyor. Öteki ihya okutuyor. Mesela bu şu elimdeki kitap Tahirul Mevlevi bunu Süleymaniye’deki derslerden derleyip kitap haline getirmiş. Evvela ders olarak okutmuş. Buradaki bütün bu açıklamalar notlar hocanın ders notlarıdır. Sonra demişler ki hoca ya bu ders notları defterlerde sağda solda perişan olmasın. Bunu bir kitap haline getirelim. Meslevi şey meslevi şerh olsun. O da peki demiş. Tutmuş o notlar üzerine kuruluyor. Evet. Tahirul Mevlevi Beyazıt şey Süleymaniye Camii’nde evvela sonra da Laleli Camii’nde.
Mehmet Akif Ersoy’da şair Mehmet Akif Ersoy’da onun derslerine devam edermiş. Mehmet Akif’in en sevdiği adamlardan birisidir. Tahirul Mevlevi. Tahirul Mevlevi kendisinden küçük aslında. Belki on yaş küçük. Ama orada meslevi okutuyor, okunuyor diye Akif de gelir orada dinlemiş. Laleli Camii imamı varmış. Emin Efendi çok güzel Kur’an okurmuş. Evvela
ikindi namazını kılarlar. Emin Efendi aşır okur, mihrabiye okur. Ondan sonra Tahirul Mevlevi derse başlar. Böyle. Kapıyı kapatın ses fazla geliyor. Çok ses var. Açılıyor değil mi? Bu insanların evet kutsala bakışını kutsalın ne olduğunu
Allah kelamının diğer kelamlar üzerindeki üstünlüğünü, aradaki farkı, fark diye bir şey yok zaten. Gök ile yerden daha fazla fark vardır. Allah’la kul arasında ne kadar fark varsa Allah kelamıyla kul sözleri arasında da o kadar fark vardır diyor işte. Öyle diyor. Inne fa’dla kelamillahi ala sa’iril kelam ke fa’dlillahi ala khalqi. Arapça
bilenler yazsınlar. Burada bugün sihirle mucizenin aynı şey olmadığını anlatmaya çalışacak Hazreti Mevlana. Ben bunu size hazırlık olarak söyledim. Mucize kutsaldır Allah tarafından ihsan edilir. Rahmani bir güç, rahmani bir kuvvettir. Sihir insanın elindeki maharettir. Biraz da göz bağlamaktır. Şey içine. Şeydir. Aldatmaz. Göz aldanmasıdır. Firaun’dan misal verecek. Daha önce şeyden misal vermişti size. Hatırlayacaksınız. O bir hanı kel vardı. Cevlak geçiyordu. Bir papagan şeyleri gülyağı şişelerini dökmüştü. Sahibi
de onu vurmuş başını kel etmişti. Dövmüştü onu. Sonra papagan küstü. Ötmedi, ötmez oldu, konuşmaz oldu. Ondan sonra bir şey geldi. Bir gün durup dururken dükkanın önünden bir kafası kel bir adam geçti. Ondan sonra dedi ki ey kel, Cevlak’ı. Cevlak dedi kafası. Seni de mi dedi sahibin dedi. Sen de mi gülyağı şişelerini döktün dedi falan. Seni de mi dedi şey etti. Öyle basit bir kıyaslan Hazreti Mevlana şimdi onu şey ediyor. Herkes her şeyi kendisi gibi bilir. Işte Peygamber mahalle muhtarından biraz hallicedir. Avama göre öyledir yani. Biraz üstünce işte. Falan öyle zanneder. E mucize de işte sihirden biraz. Öyle bir şey yok. Arada ayrı ayrı. Fark vardır. Yani şey yok. Yani öyle kıyas yapılacak bir şey değil diyor. Hazreti Mevlana onu anlatıyor. Acı suda, tatlı suda diyor dışarıdan baktığın zaman aynı şekilde görünür. Ama tattığın zaman birisi zehir zıkkımdır. Birisi de tatlı sudur. Şişenin içinde belli olmaz. Tattığın zaman belli olur. Biz diyor suyu tadından tanırız diyor. Bu ne demektir? Sahte şeyhlerle hakiki mürşidleri diyor biz
kelamından sözünden tanırız. Adam iki kelime söylüyor. Tamam diyor. Ben şey ettim yani bir Yahya Efendi vardı. Allah rahmet eylesin. Böyle konuşuyoruz. Sohbetteyiz. Iki arkadaş orada olmayan bir arkadaşından bahsettiler ama iyi bahsetmediler. Efendim o dedi dünyaya daldı dedi. Dünya işlerine kendini verdi dedi. Işte artık bu meclislere gelmez oldu falan gibi. Böyle şikayet onu şikayet eder gibi bir şey konuştu. O
Yahya Efendi Allah rahmet eylesin. Hiç tanımıyorum. İlk defa tanışıyorum. Meclislerine gittik. Hoca buyur gel falan dediler. Bir böyle şey vardı. Böyle bir toplantı vardı. Nişan vardı galiba. Söz kesme miydi? Söz kesmeydi herhalde. Ne oturuyoruz böyle? On beşi yirmi kişi. Yahya Efendi hemen müdahale etti. O arkadaş aramızda yok dedi. Ondan bahsetmeyip gıybet olur dedi. Günaha gireriz. Bizi de günaha sokarsınız dedi. O bahsi kapat. Tamam ben notumu veririm. Bitti. Bir gün. O arkadaş burada yok. Ondan bahsederse gıybet olur, günaha gireriz. Hah. Işte dedim bu adam şeyhtir, bu adam mürşittir, bu adam dindardır, bu adam dini biliyor. Gıybet nedir? Biliyor. Bir Müslümanın arkadan konuşulmasının günahını biliyor. Ve uyardı, ikaz etti. Hiç ilk bu sözler hala rahmetle yad ediyor. Hala. Vefat edeli yirmi sene oldu. Bu dediğim otuz sene oldu belki. Bu bu anlattığım şey ama insan insandır yani şey değil, böyle. Işte onun için eğer sen sahtekar olduğunu, kimin hakiki mürşit olduğunu hemen anlarsın. Yüzünden anlarsın, gözünden anlarsın, bakışından anlarsın, sözünden anlarsın. Ama bir şey bilmiyorsan takılırsın arkasından gidersin. Allah hainlerin ve hilekarların, sahtekarların hilesinden korusun. Eğer beş tane mürşit varsa beş bin tane de sahtekarı vardır. Ha işine söyleyin. Hemen böyle hemen. Atrafıyla topluyor bakıyorsun o bu kim ya bu nedir bu? Bu falanlara bu. Insanları kendine bağlıyor.
Eğer bir mürşit insanları kendine bağlıyorsa bağlamaya çalışıyorsa böyle adam bu mafya demektir. Çete demektir yani bunun başka bir manası yok. Eğer Allah’a bağlıyorsa işte o mürşittir o kadar. İşte o Yahya Efendi benim dediğim. O arkadaş burada yok dedi ondan bahsetmeyin. Gıybete gireriz, günaha gireriz. Bu kadar. Gıybet olurdu. Öyle. Işte bu da böyle. Kıyasla başlıyor. Hazreti Mevlana diyor ki işte o sen bilmiş ol ki tatlı suyda acı suda suyda ikisi de diyor şişede aynı şekilde görünür ama tattığın zaman fark edersin başkasındır. Yani burada hakiki mürşitle Allah ehli dindarla
onun için ama şey biraz bir şey ağzının tadı alması lazım. Onun için. Ağzının tadı bozulmamış olması lazım. Hasta olduğun zaman, ilaç aldığın zaman ağzın acır. Bal yesen zehir gibi gelir sana. Öyle işte şimdi o kinin falan verirlerdi eskiden bizim çocukluğumuzda. Her taraf şey sapsarı olur, her taraf zehir zıkkım olur. Ne yersen hiç
tadını alamazsın. Bir sigara çok içiyordu dedim ya çok içiyorsunuz Allah aşkına şunu dedim biraz azaltın falan dedim. Hocam dedi biz de düşünüyoruz ama dedi o da rahmetli oldu. Zaten rahmetli olanlardan misal veriyorum. Yaşayanlardan misal vermiyorum. Dedim bu sigara neye yarıyor dedi. Hiçbir şeye yaramıyor dedi. Sen dedi zaten adım adım intihar etmektir dedi. Bir de dedi ne yersen tadını
alamazsın hocam dedi. Ağzının tadını bozmaya yarar başka bir şeye yaramaz dedi. Sigarayı öyle tarif etti. Günde üç dört defa sigara içiyordu. Meşhur tir yaki. Eğer ağzının tadı bozulmamışsa kalbin bozulmamışsa zihnin
kafan bozulmamışsa sözünden de bakışından da gözünden de yüzünden de hakikiyle sahteyi ayırt edebilirsin. Evet. Sihri mucizeye benzettiler. Kim? Firavunun adamları. Her ikisinin de aynı şey olduğunu zannettiler. Hukkabazlığı mucizeyle aynı şey zannettiler. Onlar gittiler
Hazreti Musa’nın asası gibi birer asa ellerini aldılar ama hiçbir zaman o asa ejderha olmadı. Sonra geldiler Musa’nın asasını çalmaya kalktılar. Gece Hazreti Musa yatarken gizlice gelip çalmaya kalktılar. İşte Hazreti Mevlana da diyor ki o gafiller bilmiyorlardı ki. Mucize asada değil Musa’daydı diyor. O Musa’nın elinde ejderha oluyordu. Asa asa asadır. O Musa’nın eline geldiği zaman ejderha oluyor. O da Allah’ın izniyle. Bir izniyle diyor. Bir izniyle. Hiç. Ben yaparım ben diyor yok. Ben yok zaten. Tarikatta, dervişlikte, tasavvufta ben diye bir şey yok. Hallac için bile söylediği doğruydu diyor. Ben hakikattım dedi ama enededi diyor. Ben dedi diyor. Hüvel hak deseydi bir şey olmayacaktı diyor. Ben dediği için diyor o başına o belalar geldi diyor. Ben hiç kullanmasaydı o ben ben kelimesini kullanmasaydı hiçbir şey olmayacaktı diyor. Hüvel hak demesi gerekirdi diyor. Doğrudur. Benlik iddiası çok kötü bir şeydir işte. Onu da şey ediyor. Evet o gafiller
bilmiyorlardı ki diyor. O mucize o onları gördükleri o harikul ade şeyler o şeyler sihir değildi. Musa’nın elindeydi o mucize. Bu asayla onların asası arasında derin bir fark vardı. Musa’nın asası elinden mucizeydi. Onların sihir
arasında uzanan bir yol vardı. Şey mucizeyle sihir arasında diyor. Uzun bir yol vardır. Sihir işinin sonunda Allah’ın laneti var. Bu şeyler işte bu medyumlar falan filanlar da yapıyorlar ya büyü büyü diyoruz işte. Büyü. Vemin şerri nefesat fil uqat. Vemin şerri hasidin izah hasad. Şey nefesat fil
uqat. Düğümleyip düğümlere üfleyenler işte o sihirle, büyüyle, falla vesaireyle falan meşgul olanlar. Onlar diyor sihir işinin sonunda Allah’ın laneti mucize işinin sonunda ise Allah’ın rahmeti vardı. Kafirler mücadele ve inat hususunda maymun tabiatlıdırlar. Göğüs içerisindeki tabiat ise bunların şeyi bir afettir. Sohbet tesir eder. Tabiat da gördüğünü ve işittiğini kapan, hemen kapan derler. Yani insanın tabiatında bir mehil vardır ki yasak şeylere de aktığı için bir afet gibi olur. Kötü şeyleri de kabul eder. Şimdi insanlar acımasız oluyor. Sürekli şey
oluyor. Çünkü sürekli gördükleri şey acımasızdır. Büyükleri bile şey ediyor, tahrik ediyor, büyükleri bile tesir ediyor. E peki küçük çocuk bütün hayatı boyunca hep vurdu, kırdı, öldürdü falan kanaktan silah. Bakın televizyonlardaki şeylere, dizilere, filmlere hep kavga, hep silah, hep zaten bu medeniyetin bundan sonraki nesle bırakacağı kandan ve gözyaşından başka bir mirası olmayacak. Onu size söyleyin. Canavar dedim, baştan söyledim. Ve bu eğitim sistemi Allah’sız, ruhsuz, maneviyatsız, dinsiz eğitim sadece insanları canavar yapmaya yarar. Başka bir şeye yaramaz. Biz sırtlan yetiştiriyoruz işte. Kendi menfaati için çalışalım. Sadece kendisi için. Halbuki ta başından başla. Hadret İbrahim’den, milattan önceki şeylerden al. Demin söyledim. İstersen tutperest dinlerden al. Iyilik başta gelir. Aristo diyor ki mutlu olmak istiyorsan başkalarına iyilik yap. Her yapılan iyilik seni mutlu eder. En küçüğü otobüste yerini bir yaşlıya vermektir. En küçüğü budur. Giderken sen yorgunsun. Belki o adam daha senden yeni bilmiştir. Yorgun da değildir. Teyze gel otur diyorsun. Yok evladım diyor. Ben zaten yakın diye. Yok yok teyze gel otur falan diyorsun. Ayağa kalkmıyorsun. Hiç kimse farkında
değil. Sen farkındasın belki bildi o. İçinden bir sevinç çığlığı yükseliyor. Şu otobüste bir tane insan evladı var o da sensin be diyor. Yaş rebe diyor falan. İp tebrik içinden gelir sana. Ve o seni iyi ki kalkmışım diyorsun. İyi ki yapmışım diyorsun. Ve bütün yorgunluğun gidiyor. İçini bir sevinç dalgası katlıyor. Niye? Bir yaşlı bir teyzeye yerini verdin bir şey yok. Yer senin de değil zaten. Babanın malı
değildi o. Böyle diyen şeydir. Otobüsüdür. Yani böyle. En küçük iyilik sana bir hafta yeter. Bunu Aristo söylüyor. Hepimiz öyle söylüyor. Peygamberimizi baktığı zaman zaten bütün hadisler bununla diyor ki başkası kendisi için istediğini iyiliği ve ke başkaları için de istemeyen diyor bizden değildir diyor peygamber efendimiz. Iman sahibi
değildir diyor. Yani mümin değildir diyor. Mümin elinden dilinden belinden şeyinden elinden dilinden başkalarının emin olduğu diyor kimsedir. Güven içinde olacaksın. Güven vereceksin. Dürüst davranacaksın. Yani aldatmayacaksın, hile yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin. Peygamber efendimiz sizi taliyerek Müslüman olanların sayısı Kur’an okuyarak Müslüman olanların sayısından on kat fazladır. Onu size söyleyin. Bir din ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar kutsal olursa olsun eğer onu temsil edenler o dine layık değillersen o din kötü kabul edilir. Temsiller temsilcilerinden şey edilir sorulur iş. Temsil şeyine
bağladık. Partiler de öyledir, dernekler de öyledir, hep söyledir. Derneğin tüzüğü ne kadar iyi olursa olsun hiç önemli değildir. Ama o derneği oradaki hizmet edenler, çalışanlar eğer dürüst doğru işler yapıyorsa onlar şey
ederler, kazanırlar. Ha şey diyorum. Insanın yaptığını maymun da yapar, taklit eder. Taklitten bahsediyor şimdi. Insandan ne görürse onu taklit eder. Maymun ben de insan gibi yaptım sanır. O inatçı hayvan aradaki farkı nereden bilsin? Bilemez diyor. Bu yani mümin-i kamil mahza emre itaat için yapışar. Kendini Allah’a verir, Allah’ın emrine teslim olur. Kafir ve fasık ise mücadele ve gösteriş olsun diye
yapar. Kendi üstünlüğünü kabul ettirmek için yapar. Şey gibi Trump gibi. O gibi inatçı ve taklitçi adamların başına toprak saçlıyor. Yani Allah belalarını versin manası. Femen kene yarcu lika’a rabbihi fel ya’mel amelen salihan ve la yushrik bi ibadeti rabbihi ahada. Femen kene yarcu lika’a rabbihi Allah’ın lütfunu ve rızasını kazanmak dileyen isteyen kimse fel ya’mel amelen salihan. İyi işler yapsın diyor. Bu çok şey yapıyor ya. Fahmüfahmü yapıyor mikrofon. Iyi işler yapmaya çalışsın. Vela yushrik bi ibadeti rabbihi ahada. Kulluğunda da Allah’a şirk koşmasın. Cansız hoca diye birisi vardı. Trabzon’da
gezici vaiz. Çok meşhur bir adam. Iyi bir alim. Aksekili hocanın da eski Diyanet İşleri Başkanı. Ahmet Hamdi Aksekili’nde ders arkadaşı. Imiş. Allah rahmet eylesin. O cansız hoca tabii. Işte işte çok şeyde belediye meclisinde bulunuyor. Gezici vaiz zaten şeyin Doğu Karadeniz,
Samsun’dan Artvin’e kadar bütün o bölgenin gezici vaizi. Sonra emekli oldu. Hatıratında, ifeinde, mezar taşına yazılmak üzere söyle demiş. Allah’ım ben çok günahkarım ama sana hiç şirk koşmadım. O kadar. Çok hoşuma gitti. Allah’ım ben çok
günahkarım. Beni affet. Ama sana hiç şirk koşmadım. Inna Allah la yaghfiru en yushraka bihi ve yaghfiru me du nezalik ayet. Inna Allah muhakkak ki Allah la yaghfiru. Bağışlamayacak. En yushraka bihi kendisine şirk koşanları.
Kendisini inkar edenleri bağışlamayacak. Ama yaghfiru me du nezalik. Onun dışındaki her türlü günahı Allah bağışlar. O manaya. Allah’ım diyor ben çok günah işledim. Beni affet çünkü sana hiç şirk koşmadım. Çok şey böyle işte. Burada da aynı şey ayet. Daha başka ayetler de var bu mealdır. Buradaki de şeydeki
Kev suresindeki Kev suresinin sonundaki ayet en sonda. Femen kâne yarjü liqââ rabbihî fe liya’mel amelen sâlihân. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen Allah’a yakın olmak. Yarjü liqââ Rabbihî mülâqat Allah’la yakın olmak isteyen kimse Allah’a yakın olmak isteyen kimse. Fe liya’mel amelen sâlihân. Ameli salih nedir? Evvela Allah’a ibadet. Allah’a
kulluk borcunu yapmaktır. Sonra anaya babaya itaat sonra bütün insanlara akrabaya hizmet. Kutbelerin sonunda vardır. Rabbin hütmetmiştir. Yalnız kendisine ibadet edilecek. Anaya babaya iyi davranacaksın. Ondan sonra emirler geliyor zaten. Zilkurba diyor. Yakınlara, bu
yakınları da çeşitli yönden tefsir etmişler. Bir kısmı kısım akraba demiş. Bir kısmı da konu komşu demiş. Yakından maksat yakınında oturanlar mağalasındadır. Ikisini de için alır merak etmeyin. Allah o kadar güzel ifade eder ki hem kısım akraba demektir o hem de yakın komşular demektir. Ikisi de yakın dost arkadaş onlara iyilik yapacaksın.
Komşuluk bitmiştir zaten. Benim çocukluğumda vardı. Şimdi bitti. Bu apartman hayatı komşuluğu bitirdi. Yine buralarda belki var çünkü burası biraz gece kondudan geliyor. Yani kenar semtler, Anadolu insanı, hala sohbet var, dostluk var arkadaş, selamlaşma falan var belki çarşıda pazarda. Ama o zengin semtlerde bunların hiçbirisi kalmadı artık. Uluslar, etilerde falan göremezsin böyle bir şey. Herkes kendi dairesinde. Fare deliğine girer çıkar gibi girip çıkıyoruz. Ne komşu var ne arkadaş var ne dost var hiçbir şey yok. Eskiden kalanlar varsa onları da Allah esirgesin,
Allah uzun ömür versin diyoruz. Öyle dua ediyoruz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir