Nezarethanede Bir Gece | Zafer Algöz Anlatıyor
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2XybGgrgL6s.
Yetişkinlerin Lego dünyası sunar. Bakış, bakış. Zafir alaygüs. Amirim dedi bu yavşaklar gülüyor devamlı dedi. Konuşma lan. Yat, yat, yat, yat, yat, yat, yat. Sevgili dostlar merhabalar. Efendim Kafa TV’ye göstermiş olduğunuz ilgiden ötürü çok çok teşekkür ediyorum. Kendime göre tatlı, eğlenceyi anıları sizlerle paylaşmak için bir başka hikayeyi de anlatayım diye geldim.
Huzurlarınızdayım efendim. Tabi genel olarak baktığımızda hep elbette seyredenlerin yorumlarına saygımız sonsuz. Bazıları ya keşke küfür olmasaydı. Ya da işte ya bu kumarbazların hikayesini niye anlatıyorsun gibi eleştiriler de geldi. Biz bunların hepsini insanlara ibret olsun diye anlatıyoruz. En azından pozitif anlamda arkasında olduğumuz destek olduğumuz anlamına gelmez.
Şimdi anlatacağım hikaye 1981 senesiyle alakalı. 1974 yılında Türkiye Kıbrıs Parış Harekatı ile birlikte enteresan bir yörüngeye girmişti sevgili izleyiciler. Benim yaş kuşağımda olanlar çok iyi hatırlarlar. 1974 senesinde Başbakan Rahmetli Bülent Ecevit’in Kıbrıs Parış Harekatı ile beraber ülkede gerçekten hep yıllardır
lafını ettiğimiz milletçe birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken o düzlem gerçekten oluşmuştu. Çünkü o zaman o zamanın muhalefet partisi Rahmet Süleyman Demirel Alpartsan Türkeş Türkiye tam manasıyla birlik ve beraberlik içinde olup hükümetin arkasındayız demiştik.
1974 yılındaki Kıbrıs Parış Harekatı’ndan sonra ne olduysa 6 yıllık o zaman dilimi içerisinde Türkiye’de inanılmaz şeyler yaşandı. Benim tevellütüm müsait olduğu için ben çok iyi biliyorum ben 1961 doğumluyum. Öyle oldu ki ülkede bir anda pıtrak gibi fraksiyonlar patlamaya başladı hem sağdan hem soldan. Duvar yazıları değişti, mahalleler bölündü, sokaklar bölündü.
Öyle oldu ki sağcıların mahallesi, solcuların mahallesi hatta bir dönem yaşandı ki gündüz sağcıların daha çok devam ettikleri bir kıraatane tarandı. 4 kişi öldü, akşamüstü solcuların gittiği bir kıraatane tarandı, 5 kişi öldü, 6 kişi yaralandı ve günde en az 20-30 kişinin öldüğü korkunç feci bir döneme girdi Türkiye.
Terör lise çağına kadar indi, bir mahalleden bir başka mahalleye giderken hiç tanımadığınız insanlar size gbt sormaya başladılar. Neredesin kardeşim kimden geliyorsun? Memleketinlere en nihayet terör yükseldi yükseldi. 12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren’in askeri darbe ile idareye el koymasıyla bir günde nasıl olduysa terör kesildi. Her şey bitti. Ondan sonraki yaşanan süreçleri de zaten tarihçilere bırakıyorum merak edenler de okurlar neler oldu neler bitti. Yıllar sonra ortaya çıktı ki sağcıları vuran silahlar akşamüstü başkaları tarafından kullanılıp solcuların öldürülmesinde kullanılıyormuş ve bu büyük provokasyon Türkiye’yi çok karışık bir yere getirmişti.
12 Eylül 1980 senesinde ihtilal olduktan sonra ben Ankara’daydım sabah 5.30 gibi Cemile anne bizi uyandırdı dedi ki yavrum kalkın ihtilal oldu dedi. Aha ne ihtilali falan dedik hemen radyo açıldı televizyon açıldı anladık ki askeri idare idareyi el koymuş güzel. Sabah bakkala ekmek almaya gittik baktık ki mahallenin başında tanklar duruyor tankların üstünde askerler duruyorlar.
Hadi bakalım herkes evine falan dediler ve bir sokağa çıkma yasağı süreci yaşandı. Zannediyorum bu sokağa çıkma yasağı süreci bir iki sene falan devam etti. Ya bir buçuk sene ya da hani bir sene sekiz ay gibi de olabilir tam hatırlamıyorum ama gece 12 ile 05 arası hiç kimse sokağa çıkamazdı sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sonra onu biraz daha gevşettiler gece 1 ile sabah 6 arasında yaptılar.
1981 senesinde biz Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğrenciyiz. Konservatuvarı’da böyle bir tiyatroyunun provasından çıktık. O günde 12 Eylül’ün yıl dönümüymüş bizim hiç haberimiz bile yok hatırlamıyoruz diye ne oluyor ne bitiyor memlekette. Dört kişiyiz ben sınıf arkadaşlarım Deli Ali, Ali Davutoğlu, sevgili Ergun Akvuran ve Cahit Çağran.
Yahu dedik ne yapalım ne edelim provadan sonra Ankara’nın biliyorsunuz Kızılay’da meşhur bir meyhanesi varmış tavukçu meyhanesi. Tavukçunun özelliği oraya devlet memuru da gider bakan da gider milletvekili de gider orası bir buluşma yeri gibidir tavukçu meyhanesi. Ya hadi tavukçuya gidelim hiç olmazsa dört kişi oturalım birbirimizi met edelim dedik. Gittik dört kişi oturduk getir oğlum götür oğlum içiyoruz konuşuyoruz gülüyoruz eğleniyoruz.
Dervişler biraz sonra böyle bir 11.30 12.15 gibi yavaş yavaş millete hadi beyler toparlanın dediler. Bizim de işimiz gücümüz var çünkü evimize barkımıza gideceğiz sokağa çıkma yasağı var çünkü. İyi dedik kalktık Ali dedi ki Deli Ali Anıttepe’de oturduğu için isterseniz gelin dedi şuradan dedi Maltepe’den yürüyün yürüyün gidelim. Anıttepe’de bizim eve gidelim evde oturalım sabaha kadar muhabbet edelim. Bak kalkar gelir okulda provamıza tekrar devam ederiz diye düşündük. Maltepe tarafından Ankara’yı bilenler bilir Kızılay’dan çıktık Maltepe tarafından hızlı hızlı yürüyerek gideceğiz. Oradan Anıttepe’ye doğru devam etmek niyetindeyiz nasıl olsa biraz daha vakit var diye. Bizim Şişkoca ait biraz bok boğazdır abi. Meyhanede dünyayı yediği içti 15 dakika yürüdü diye birden böyle ben acıktım dedi.
Ya şurada dedi bir işkembe çorbacısı var şuradan bir işkembe vuralım da öyle gidelim. Sokağa çıkma yasağını bitmesine 15 dakika kalmış. Ne işkembesi? Yok ben yiyeceğim. İçeriye girdik adamlardan tam dükkanı kapatmak üzereler ama babacım çok işte karnım acıktı. Şöyle hızlı hızlı bir işkembe çorbası vurayım hemen gideceğiz falan deyince adam da iyi hadi dedi. Buna böyle bir kaynar bir çorba koydu önüne bu dili damağı yanarak yaladı yuttu onu bir anda bitirdi.
Çıktık işkembeci de ne yapacağız eve gideceğiz. Cahit dedi ki benim bir fikrim var abi nedir? Tandoğan’da dedi otogar var evet. Otogar’da dedi biraneler var. Sabaha kadar açık dedi 24 saat o zaman Ankara’da otogar Tandoğan’daydı. Eee e buradan dedi zaten 1-1,5 km Maltepe’den Tandoğan. Oraya gidelim dedi iki tane üç tane bira içelim fıstığımızı patatesimizi söyleyelim.
Sabah 5-5.30 gibi zaten sokağa çıkma yasağı bitmiyor mu? Bitiyor. Oradan çıkar taksiyle atlar okulumuza geliriz. Okulda aşağıda soyun modalarının dolaphanelerinin olduğu yerde yataklar, kanepeler var uyuruz. Öğrendi provaya gideriz. Nedense bizi kandırdı tamam dedik bizde. Biz dört kişi yol kenarından böyle şarkılarla türkülerle eğlenerek yürüyoruz. Yürürken Tandoğan’da bir inşaat var. Bir metre genişliğinde şöyle bir duvar yapmışlar ve dev bir tahta perdeleri örmüşler inşaatın etrafını. Ben şişkoca ait duvarın üstünden yürüyoruz. Yanımıza da Delali ile Ergun onlar da sokaktan yanımızdan yürüyorlar ama Ankara daş armudu kıvamındayız anlatabiliyor muyum yani. Öyle içmişiz. Müthiş bir eğlence var.
İnşaat perdesinin tahta perdeyi sıyırarak gittiğimiz için bir şey oldu. Cahit’in birdenbire kolu vuvv diye orada bir levhaya takıldı. Eyvah montum gitti falan filan dedi. Ulan ne oldu moldu bir baktık. Açık mavi bir tane montu vardı. Mont buradan yırtılmış abi böyle bıçak gibi. Tüyler var kas tüyü. Kas tüyleri de oradan çıkmaya başladı içinden.
Ya işte yıllardan beri giydiğim montum Allah kahretsin montum yırtıldı. Montum yırtıldı dedi. Ali de kızdı. Ulan dedi yeter dedi ama montum yırtıldı montum yırtıldı. Ver lan şu montu dedi. Biz de kafamızda iyi bunu montu aldık. 3 kişi parça pinçik ettik orada. Paramparça ettik. Etrafta böyle kuş tüyleri uçuşuyor. Yerlere yatıyoruz gülmekten gözümüzden yaşlar geliyor. O arada ilan yapıştırmak yasaktır yazan şöyle yaklaşık 1 metre karelik bir tane tenek’e bir şey var panoya çakalı. Biz onu görünce ulan dedik bu yırttı Cahit’in kodunu. Evet böyle köşesi kalkmış bir yerden. Sen bizim arkadaşımızın dünya kıymetlisi montunu nasıl yırtarsın yavşak tabeladiye. Biz bir anda duvarın üstüne atladık hepimiz. O 1 metre karelik böyle ilan yapıştırmak yasaktır yazan tabelayı böyle muska böreği gibi atladık abi onu böyle. Uğraşa uğraşa onu böyle katladık bam gün vuruyoruz falan yerlere yatıyoruz gülmekten. 3-4 tane araba böyle Tandoğan’da caddenin üstünde eeeek eeeek eeeek diye frenler yapıp durdular. Kapılar açıldı pam pam pam pam. Adamlar fırladılar otomatik tüfekler makinalı tüfekler Thompsonlar yap yap yap yap yap yap yap. Ben diyorum ki kafam değil ulan herhalde rüya görüyorum diyorum ya. Üstümüze birileri geliyor.
Yat yat yat yat diyorlar. Ben daha ne olduğunu falan demeden adamın biri bana polisin biri bana böyle kapattı abi. Ben böyle avucu atlar gibi atladım. Taşın üstünde bam diye kaldım. Bizim hepimize pataküte girdiler. Neden? Çünkü o gün 12 Eylül’ün yıl dönümüymüş. Ankara’da sıkı yönetim ilan edilmiş. Bazı yerlere bombalı pankartlar asılmış. İşte terör örgütleri bilmem ne yapmış falan filan.
Polisi jandarması kim var kim yok. Müthiş bir sıkı yönetim ilan edilmiş ve inanılmaz bir denetim var. Biz dört tane dallama Tan Doğan’da sokağa çıkma yasasına beş dakika kala tabelayı yatırmışız. Onlarla uğraşıyoruz. Adamlar bize sivre tokat daldılar. Yap yap yap polis polis falan bağladılar. Çünkü bizim bilmeden tabelasını eğdiğimiz inşaat ordu pazar inşaatıymış. Biz nereden bileyim düşüncünün askeri idare var memleket. 12 Eylül 1980’de askeri idare el koymuş. Ve biz ordu pazarı inşaatının tabelasına saldırıyoruz dört kişi. Abi bizi sivre tokat topardılar paşamasvalttan böyle.
Eller meller ters kelepçeler falan kafadan falan şunlar geçerli. Ben hala olayı farkında değilim yani. 5-6 araba var. Öyle bir soktular ki bizi hepimizi başka başka arabalara bindirdiler. Ben en önde ekipler amiri Mevlüt komiserimin arabasına bindim adını hiç unutmadım. Ortaya oturdum yanımda iki tane polis memuru. O zaman eller böyle. Mevlüt komiserim de önde. Arkaya da diğerleri de attılar. Dört araba peş peşe Tamdoğan’da bizi paketlediler abi. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüyorlar. Şimdi yolda konuşuyor diyor ki. Merkez merkez. Tamdoğan meydanı ordu pazar inşaatına saldıran dört şüpheli yakaladı. O zaman uyandım ki ulan bizim tabelasını eğdiğimiz yer ordu pazar inşaatıymış meğer. Abi falan diyorum karışma lan.
Abi geldik Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne kapılar açıldı. Bizi çıkardılar dördümüzde böyle kollar böyle geldik. Emniyet müdürlüğü içeriye girdik yine böyle bakıyoruz. Hala sarhoşuz. Kafamız iyi yani. Mevlüt komiserim bunları dedi on birinci kata getir dedi. On birinci kata herhalde terörle şube falan filan öyle bir şey olsa gerek. On birinci kata getir dedi. Bizim Cahit dedi ki asansör rica edeyim dedi.
Asansör rica ediyor ordu pazar inşaatına saldırmış. Asansör rica ediyor. Bir tane bekçi çağırdı dedi ki bunları dedi al dedi on birinci kata yürüyerek getir dedi. Biz yürüyerek on bir katı çıktık mı abi? Tabii Mevlüt komiser bizden önce çıkmış. Çıktık geldik oraya deysek hanter içindeyiz böyle. Çözdüler ellerimizi falan böyle manga gibi dizildik.
Yan yana duruyoruz. Lan ne olacak diye bekliyoruz hani halimiz. O arada ben görüyorum orada bir camlı bir oda var. Böyle apoletli polis gördüm ilk defa. General gibi. Denizci generali gibi böyle. Mevlüt komiser ayakta ona izah ediyor filan filan bizim kimlikleri filan gösteriyor. Konuşmaları duymuyorum ama büyük bir ihtimalle diyor ki tam doğan meydanında diyor ordu pazarına saldıran şüpheli teröristleri yakaladım amirim diyor herhalde. O da bizim kimliklere falan bakıyor.
Ben çok rahatım çünkü yakalanmışız ama suçumuz öyle kasıtlı bir suç değil yani. Alkollü olmanın ve genç olmanın vermiş olduğu bir azgınlık diyelim hani vergen azgınlığı. Bir de şeye güveniyorum. Cahit’in babası emekli subay. Ali Davutoğlu’nun da babası emekli subay. E devirde asker devri bizi tutup içeri atacak halleri yok ya abi bunların nasıl olsa diye düşünüyorum. Yırtarız diyelim iki dakika sonra falan.
Biz böyle dörtlü mangalinde dizilmişken içeri başka bir tane polis mevuru geliyor. Böyle kahverengi takım elbisesi var ben detaycıyımdır böyle bakarım hep tamam mı? Kahverengi takım elbisesi var beyaz gömleği var. Kravat falan yok geldi bize böyle bir baktı. Bizde de bir yavşaklık hissetti. Alkolün verdiği böyle eheheh eheheh eheheh falan diye böyle bir yavşaklık hissetti.
Gelirken nereden bulduysa bir tane böyle kapı kollarının şey vardı ya erkeği hani böyle şöyle olanı. Ondan bulduğunda böyle çevirerek bize böyle bakıyor. Baktı o şimdi gelince biz biraz daha ciddileştik tabi. Aldı o kapı kolunu Cahit’in kafaya böyle yık diye koydu. Koyunca Cahit böyle yaptı. Bir daha vurdu. Yaptı. Yapınca bizim Ergun çok dalağa düşüktür.
Bir kadeh işte hemen gülmeye başladı. Ihhıhıhıhı yaptı. Ne gülüyorsun lan İbn-i Ede bunu abi dedi. Abi dedi ben gülmüyorum benim dedi duruşum böyle dedi. Duruşum mu böyle nasıl duruşum böyle lan dedi. Biraz dedi ciddi oluyor. Ciddiyim abi diyor. Sen dedi şöyle şöyle bir gelsene dedi benim yanıma dedi. Ergun’u yanına aldı baba. Bana baktı sen de gel bakayım buraya dedi.
Şuna dedi bir tane yapıştır bakayım yine dedi duruşunu koruyacak mı dedi. Hep gülecek mi böyle dedi. Nasıl dedim abi nasıl var mı lan yapıştır dedi şuna bir tane bakayım dedi. Bak arsız arsız gülüyor dedi. Ben de hemen dedim ki delikanlılıktan gideyim ki. Hani abiyi yumuşatayım diye. Dedim amirim dedim ben dedim arkadaşıma vuramam dedim. Ulan bana bak sana şimdi bir tane yapıştırırım görürsün arkadaşıma vur. Vur lan. Ergun’a dedim ki Ergun kusura bakma bir tane yapıştırayım ki sağlam.
Vur kardeşim dedi. Böyle yaradana sığınarak da buna pah diye bir koydum abi. Ergun’un saçlar maçları dağıldı. Tam yerime geçiyordum dedi ki vurup nereye kaçıyorsun kardeş dedi. Gel sen de şimdi buna yapıştır bakayım bir tane. Var mı lan öyle dedi vurup kaçmak. Ergun da bana bir kapattı ben de öyle bir gittim geldim. O arada Mevlüt komiser dedi ki ne yapıyorsun ya orada dedi. Amirim dedi bu yavşaklar gülüyor devamlı dedi. Ben de dövdürüyorum dedi. Oğlum bırak lan bırak dedi tamam sen git işine gücüne bak dedi. Bu gitti. Biz diyor ki bizi nasıl olsa bırakacaklar abi bunlar. Alın bunları götürün falan yine. Telsizler falan filan. Aşağıya indik diyorum gel herhalde bizi kapının önünde salacaklar hadi çocuklar gidelim. Çünkü orada kimlikler var konservatuvar tiyatro bölümü öğrencisi 4 kişi. Nereden geliyorlar? Tandoğan’dan. Meydandan gelmişler içki içmişler alkollü genç bu adamlar diye bırakacaklar diye düşünüyoruz. Adam dedi ki bunların görev bölgesi burası değil başka bir karakol alın bunları oraya götürün dedi. Allah Allah. Bekledik bekledik abi bize bir tane minibüs verdiler. Minibüse de bekçi ve polislerden değişim saati olanları da koydular. Biz arkada oturuyoruz bekçiler meksiler filan böyle hep beraber karakola doğru gidiyoruz. Orada ifademizi alacaklar sonrasına bakacağız hep beraber. Ya yolda önde oturan bir tane bekçi vardı.
Adam öyle espriler yapıyor ki gülmemek mümkün değil. Kendi hayatıyla ilgili anlatıyor arkadaşlarımı güldürüyor filan filan. Döndü bize dedi ki ulan tiyatrocusunuz dedi. Para var şöhret var manitalar var ordu pazar inşaatından ne istiyorsunuz neler dedi. Bak dedi yanındaki arabayı kullanan yok. Kurban olduğum Allah’ın işine bak ya dedi.
Aktörler dedi arkada oturuyor benim gibi şüküranlar da önde diyor. Güldük filan neyse geldik Çankaya karakolu muydu neydi öyle bir yere geldik abi. Karakolda da böyle Hulusi Kentmen gibi babadan biraz daha hani genç Hulusi babadan biraz daha genç bir tane konser. Adam bizi çağırdı gelin dedi çıktık huzuruna ne oldu oğlum anlattım falan nedir mesele dedi. Ben gayet makul anlattım dedim efendim biz devlet konservatuarı tiyatro bölümü öğrencileriyiz. Tavukçu meyanesi de biraz alkolü fazla kaçırdık. Çıktık çıkarken arkadaş Maltepe’de bir çorba içelim dedi. Oradan Tandoğan’a doğru yürüyorduk. Asıl amacımız Tandoğan’da bir biraniye gitmek filan sabaha karşı sokağa çıkma yasanı biliyoruz. Dedi ki ulan adam gibi evinize gitsenize ne işiniz var bir daha Tandoğan’da biraniye. İşte efendim bir hatadır ettik arkadaşın kolu takıldı bilmem ne oldu anlattık falan. Dedi ki evladım ben hikayeye inandım tamam. Ama dedi ben bir şey yapamam.
Bana dediler ki ilk ifadelerini al. Sonra arkadaşlar bir daha emniyet bir gününe gelsinler. Tamam biz herhalde dört kişilik bir nezarethane hani filmlerde gördüğümüz gibi öyle bir yerde oturacağız zannediyorum. Abi bizi bir yere indirdiler. Demir bir kapı var böyle. 7 kere falan ancak açıldı yani. Kapıyı açtılar geçin dediler içeri. İçeride ben diyeyim 150 sende 200 kişi var. O gün sokakta toplanan ne kadar şüpheli adam varsa hepsini oraya doldurmuşlar. Hala da adam geliyor bizden sonra da gelenler oldu. Tavanda bir pencere var böyle. O pencereden güya hava geliyor. Şimdi 140 kişinin 139’u sigara içiyor abi zaten. İçersini hayal et yani böyle ızgara salonu olur ya köftecilerin. Mangalı, tüte öyle bir duman var yani göz gözü görmüyor. Şimdi iki tane odanın da tam karşılığında girişin sağında bir tuvalet var. Fakat tuvaletin kapısı mafısı yok. Yani biri afedersin sıçmaya gitti mi herkes görüyor seni diyen herifi orada. Bir tane de kenara bir odun koymuşlar kalın sıçan olursa. Aşağıya bassın diye. Tövbe tövbe. Biz tabii içeriye girdik ortama alışmaya çalışıyoruz tamam mı? Ulan ne oluyor ne bitiyor falan diye.
İki tane böyle bitirim geldi benim yanıma selamünaleyküm kardeş dedi. Aleyküm selam dedim ben. Hayırdır dedi. Gaz mı adam yaralamam mı ne iş dedi. Belli ki yolmaya geliyor. Hani birader sigara var mı para var mı yolundaydı. Dedim ki biz siyasiyiz kardeş dedim. Afedersin abi. Siyasiyiz deyince vınladı. Orada iki tane arkadaş edindik. Arada da onlarla sohbet ediyoruz. Onların da hikayesi çok güzel. Bir tanesi bizim okulun tam karşısında ismini vermeyim. Çok şöhretli bir bankanın müdürü şube müdürü. Çünkü bakıyorum oraya gelen 150 tane çakalın arasında bir tek eli ayağı düzgün o adam var. Takım üretim sesi var kravatını almışlar kenarını almışlar falan adamın da adam da böyle kenarda duruyor. Artist gibi de yakışıklı da bir adam. Biz de onu kendimize yakın bulduk falan. Merhabalar geçmiş olsun falan sağ olun kardeşim kardeşim. Sizin nedir dedik abi biz konservatuarda tiyatro bölümü öğrencileriyiz böyle bir vukuat yaptık. Bir aptallık yaptık. Bizi aldılar maalzeler. Ben dedi sizin okula yakınım dedi. Öyle mi nerede falan işte bilmem ne bankasını müdürüyüm dedi ben. Abi senin ne işin var dedi. Ya sormayın dedi ya. Ben de dedi akşam dedi kız arkadaşımla dedi yemekten geliyorum dedi gece. İçki miski içtik eğlendik meğlendik. Sonra dedi sokağa çıkma yasağından önce evimize gelelim diye. Bir tane taksiye atladık dedi.
Taksiyle gelirken sokağa çıkmaya sana böyle 5-10 dakika kala. Evi yakınlarında bekçiler meksiller bunu çevirmişler indikten sonra. Kimliğini görelim falan demiş kardeşim ben banka müdürüyüm. Ama kimliği görelim falan kimliği göstermiş. Hanımefendi de kimliği göreyim kimliğe baktı. İkisini diyor karşılaştırdı diyor. Bu karı senin neyin oluyor demiş. Kafamdan aşağı kayınar sular dökül dedi. Arkadaşım demiş. Pusat’ta burada ne işi var?
Sana ne lan demiş bekçiye. Sen demiş bir kere benim yanımda kadına bu karı kim? Bu saatte orada ne işi var? Sen demiş işini asayesi sağlamak. Sen kimsin lan namus bekçiliğim yapıştırıyım. Ya sen koy bak bak. Bunlar yaşanmış. Ben de diyor aldım bekçiyi altıma diyor. Allah ne verdiyse yapıştırıyorum diyor. Ben dedi bunu dövüyorum o da düdük çalıyor dayak ergenleri. Tabii diyor karşı sitedekiler falan da.
Lan ne oluyor diye aşağıya bakıyorlar ki. Sivil bir adam bekçiyi dövüyor. Dayak yiyip düdük çalıyor devamlı. Onlar da emniyeti arıyorlar. Bir anda diyor üç dört tane araba geldi. Thompsonlu tüfekli adamlar. Yap yap yap yap yap. Bizi yaptıkları gibi. Bunu da paketlemiş getirmişler. Ama dedi ben onun anasını ağlatacağım. Yarın elbet savcının karşısında çıkacağız falan filan. Adamla biz arkadaş olduk. Bir tane daha eleman geldi Erkan. Onu daha da unutmuyorum.
Onu da birader sen iki saatliğine nezarete in. Biz senin işini çözeceğiz demişler. 22 gündür orada. Dedim Erkan abi sen nasıl 22 gündür oradasın ya. Dedi ki kardeşim ben dedi matbaada dizgiciyim. Matbaada işçiyim ben dedi. Bana dedi ne verirlerse ben onu basıyorum dedi. Bizim patron dedi düğün davetiyesi de basıyor. Miting davetiyesi de basıyor dedi.
Ben ne bileyim sol örgütün broşürünü basmışız dedi. Ondan sonra iş mahkemelik aşamaya gelince. Matbaanın sahibi bildiriyi verenler kimler. Basanlar kimler dizenler kimler. Bunların hepsini birden komple paketlemiş tutuklamışlar. Adam İstanbul’da bir süre tutuklu kalmış. Mahkemeye çıkmış aynen bize söylediklerini söylemiş. Demiş ki kardeşim ben orada işçiyim. Bana neyi bastırıyorlarsa onu basıyorum. Bunu beraat ettiriyorlar. Fakat bunu beraat ettiğiyle ilgili resmi kağıt gelmemiş. Bir işi olmuş pasaport mu alacak bir şey alacak galiba. Senin mahkemen var sen daha hala devam ediyorsun şu mahkeme için çözülmedi. O kadar iyi imser ki kafayı yemiş etrafı temizlemeye çalışıyor falan hala. Orada 150 kişi var. Abi biraz durduk durduk ortama uyum sağlayalım falan. Şişkoca Ayet dedi ki benim kakam geldi. Hayda Ali dedi ki oğlum sen çocuk musun ya? Lan meyhaneden çıktık 15 dakika sonra acıktım dedi. Başımıza bunlar geldi iki saat sonra tutuklandık nezarete attılar kakam geldi. Burada 150 kişi önünde tuvalete girip altına mı sıçıcan demiş. Ne yapayım altıma sıçayım Ali gitmek zorunda git dedik. Abi herif sanki müebbet yemiş mahkum rahatlığında. Hani yıllarını geçirmiş mahpuslamada o kadar rahat. Geçti oraya çantanın içini gördü. 149 kişi böyle seyrettik abi.
Abi bir türlü saatler geçmiyor. Ya çünkü hani uzanayım falan öyle bir şey yok. Şu vaziyette duvar diplerinde it oturuşuyla tünemiş adamlar var. 2-3 tane masa var masanın üstü altı yana adam dolu böyle başlı kışlı yatıyorlar. Bekliyoruz ki işte gün ışısında savcılığa mavcılığa çıkacağız durum belli olacak diye.
Abi neyse o arada ha kaşar ekmek servisleri yapıldı. Su servisi yapıldı falan filan. Sabah neyse gün ışıdı isimler okunuyor. Kapılar açtılar dediler ki isimleri okunanlar sırayla minibüse gidip mahkemeye gidecek işte. Nöbetçi savcım bu ne var onun yanına gideceğiz. Bizim isimleri okudular. Zafir Ala Göz her zamanki gibi. Ali Davutoğlu, Ergun Ahuran, Cahit Çaren. Geçin lan şuraya sıra olun dediler biz dörtümüz sıra oldu. İşte İbrahim bilmem ne, Mehmet bilmem ne, Taner falan filan. Biz erkek bekliyoruz 4 tane travesti geldi. Çünkü erkek ismi sayıyor. Ulan bir baktık baya kadın geldi dörtte. Merhaba çocuklar ne haber dediler günaydın. Biz de günaydın falan dedik. Onlar da yazık ne yapsınlar ekmek parası derdine sokakta gezerlerken abi. Polisler bunları da almışlar içeriye. Sokağa çıkma yasağını ihlal etmişler çünkü. Minibüse götürdüler bizi. Aynı savcıya gidip ifade vereceğiz. Minibüste yerlere yatırdılar bizi. Neler neler söylüyor. Bir tanesi döndü bana diyor ki, Yakışıklı sen Kızılay’da hangi mekanlara dahiliyorsun dedi. Dedim ben pek fazla Kızılay’a çıkmıyorum dedim. İyi bak yiyorsun dedi.
Baksana canım onlar artistmiş diyor. Öyle mi? Bize başladılar sardırmaya. Biz de onlara cevap veriyoruz falan. Önce kızları çağırdılar. Gelin falan diye. Canım görüşürüz dediler. Tabii canım falan. Gittiler bunlar. 15 dakika sonra çıktılar. Terbiyesiz. Çok tonton bir amca var içeride. Hadi canım sizi de bırakırlar inşallah görüşürüz.
Biz Kızılay’da bilmem ne bardıyız falan deyip. Bunlar gittiler. Biz de girdik içeriye. Hayatımızda ilk defa savcı karşısına çıktık abi. Adam böyle yarım gözlüğü takmış. Bizim dosyalar da böyle önünde bakıyor bakıyor bakıyor. Böyle kafayı kaldırdı. Zafer Alagöz dedi. Ben de Alagöz değil efendim Algöz dedim. Ben de dedi Selçuk Alagöz ile Rana Alagöz diye bir akrabalığım var zannettim dedi.
Yok dedim efendim. Ben eridim. Ondan sonra bir daha çevirdi falan. Ne yaptınız evladım dedi anlatın bakalım dedi. Biz böyle birbirimize baktık ne diyeceğiz diye. Ali dedi ki efendim biz bilmiyorduk dedi. Tanrıdoğan’da ordu pazarı inşaatının tabelası varmış. Tabelaya eğdik dedi geçerken yanlışlıkla. Nasıl bir tabela ne kadar bir tabela dedi. Tabela 1 metre kare falandı. Ali korkudan onu 216 Samsun boyutuna indirdi.
Şu kadar. Şöyle bir şey diyor. Şu kadar efendim dedi. Adam aldı bir şeyler yazıyor. Biz de böyle ne yazıyor tutuklanmaz ona mı. Tamam çocuklar serbestsin. Böyle saçma sapan şey içinde adam mı getirir karşımıza. Hadi gidin işinize gücünüze bakın ama dikkat edin yavrum dedi kendinize. Bir çıktık oh dedi ki ey özgürlük.
Abi nasıl acıkmışız nasıl perişanız biliyor musun? Ankara’da Cebeci’de kebapçı vardı meşhur. Kebap 49 olabilir 10’a gittik bir güzel karnımızı doyurduk. Oğlum dedik sakın okuldakilere bunu anlatmayalım. Nasıl anlatacağız okuldakilere? Ya anlatırız lan ne olacak falan dedik neyse. Geldik millet de yavaş yavaş provaya doğru gelmeye başladı falan. O zaman da hocamız şeydi Ejder Akışık Allah rahmet eylesin o da
Türkiye’nin en kaliteli diksiyon öğretmenlerindendi. Müthiş Türk dilini konuşma sanatını inanılmaz iyi bilen çok bilge bir hocaydı yani. Bir şey oldu Ejder Hoca ile Sadık dayı bizim meşhur. Ne dedim hoca çok kalabalık orası ya diyor. Benim ne işim gücüm var bir de senin faturalarınla mı uğraşacağım falan. Sadık dayı ben yatıramam matıramam diye mırın kırılın edince hocam dedim ver bana dedim ben yatırdım dedim. Hadi ya falan oldu aldım gittim. Nasıl olsa Mapus arkadaşım banka müdürü. Bankaya bir girdim arı kovalı gibi kaynıyor böyle. O zaman şey de yok elektronik sıra alma falan herkes böyle arkadan makbuz uzatma derdinde millet birbirini yiyor. Hemen tık güvenlikçiye dedim ki ben dedim müdür bey’le görüştür müsün dedim. Ne yapacağım müdür bey dedi arkadaşım mı dedim abi. Diyemedim Mapus arkadaşım diye. Gelin falan müdürün odasına kadar gittim ben müdürü orada görüyorum ne yapayım işte kim diyelim falan dedim. Adımı söyleyeyim bekliyorum falan. Vaaay kardeşim gel ne oldu ya falan. Böyle böyle müdürüm sen ne yaptın? Bizim dedi hakim ifademizi aldı bıraktı dedi. Ama ben dedi o terbiyesiz bekçinin peşini bırakmayacağım dedi ona. Ondan dedi şikayetçi oldum avukatımla falan. Siz ne yaptınız dedi biz de bıraktı dedi hakim amca. Biz de okula geldik yemek yedik derse geldi. Şimdi hocanın böyle bir faturası veya fatura kolay ya iyi biliyorsun.
Canım şunu halledin dedi müdür. Ben kahvebe, sigaramı içtim bir daha sohbet. Faturamız geldi okula döndüm Ejder hoca şaşırdı. Aa sen nasıl yatırdın ya hocam o kadar da itibarımız olsun yani falan. Ders bitti şimdi sınıftakiler merak ediyorlar. Oğlum gece ne oldu lan anlatmayacaksın dedim anlatırız haka. Şu ekibi tavukçu meyhanesine götürün bu gece ağırlayın bizi. Yeter ki sokağa çıkma yasağından önce vedalaşalım evimize gidelim. Başımız belaya girmesin. Şimdi bu hikayeyi seçmemdeki esas sebep de şu. 81 döneminde Ankara Devlet Konservatuvarına ben parasız yatılı okudum. Benimle beraber parasız yatılı okuyan 3-4 tane arkadaşım vardı. Biz parasız yatılı olarak hep okulda geçerdi bizim hayatımız. Ailelerimiz dışarıda olduğu için. Gündüzcü olanlarda işte gündüz hep okulla bizde olurlar. Gece yatmaya evlerine giderler. Ya da imtihan zamanı olunca onlar da bizlerle beraber sabahlarlardı. Benim en kadim dostlarımdan bu hikayede onun da bahsi geçti. O da bizle beraber bu anı yaşadı. Sevgili Cahit çağıranı bundan 2 ay önce vefat etti. Benim sevgili kardeşim. Birlikte çok kader birlikteliği yaptık. Yani parasızlıkla yaşadık. Üzüntü de yaşadık birlikte mutluluk da yaşadık.
Ama o 4 senedir Ankara’daki devlet konservatuvarındaki yaşamış dönem içerisinde sevgili Cahit ile biz kardeş gibi hiç ayrılmadık. Hatta yaz tatillerinde bile zaman zaman İzmir’de buluştuk. Onun için de Cahit’in ölümüne ben gerçekten çok üzüldüm. Bundan 2-2.5 ay önce sanıyorum bir kanser sebebiyle hayata veda etti. Bizlere veda etti. Bu hikayede de onu anmak istedim.
Mekanın cennet olsun sevgili Cahit çağıran.
Cahit’in de buraya bir resmini koyarsak en azından ona da bir saygı göstermiş oluruz.