Örnek Mümin Kadınlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 22.Bölüm

Örnek Mümin Kadınlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 22.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=b0l6F0lHDAs. Süh, selamun aleykum bima sabartum feniyumu uqbeddar. Bu cüzde önce mümin kadınlara en güzel örneklik olacak, saliha ve temiz kadınlar olan sevgili Peygamberimizin eşlerine ve kızlarına hitap edilir. Sonra bunu mümin kadınlara genel bir hitap takip eder. Bundan sonra…

Örnek Mümin Kadınlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 22.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=b0l6F0lHDAs.

Süh, selamun aleykum bima sabartum feniyumu uqbeddar. Bu cüzde önce mümin kadınlara en güzel örneklik olacak, saliha ve temiz kadınlar olan sevgili Peygamberimizin eşlerine ve kızlarına hitap edilir.
Sonra bunu mümin kadınlara genel bir hitap takip eder. Bundan sonra da Allah ve Resulüne itaat etmeyen kişilerin helak oluşu anlatılarak mümin kadınlar ve erkekler uyarılır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hanımları müminlerin anneleri gibidir.
Onlara gösterilmesi gereken saygı, annelere gösterilmesi gereken saygının aynısıdır. Onların her birinin kendine özgü faziletleri, üstün meziyetleri vardır. Onlar Peygamber ocağında yaşama bahtiyarlığına ermişler, hayatın her alanında nasıl davranılması gerektiğini bizzat Hz. Peygamber’den öğrenmişlerdir.
Çünkü onlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme en yakın ve müdaim talebeleri, o kutlu hanenin sakinleri olan tertemiz eşlerdir. Ümmetin anneleri Hz. Peygamber aleyhi selatü ve selamdan öğrendikleri bilgilerle en güzel şekilde yaşamayı, müminlere örnek olmayı öğrenmişlerdir.
Mümin hanımların onların hayat hikayelerinden çıkaracakları dersler, alacakları ibretler bulunmaktadır. Onların hayatında fazilet ve meziyetin, ilim ve hikmetin, vefakarlık ve fedakarlığın en güzel örnekleri vardır. Bu örnekleri okuyarak onlar gibi olmaya çalışmak her mümin hanımın görevidir. Hz. Peygamber’in hanımları da büyük bir sorumluluk taşımakta,
bu büyük ve eşsiz insanın eşi olmanın gerektirdiği büyük imtihana tabi bulunmaktadırlar. Başarıları, ödülleri, başarısızlıkları ve cezaları da bu statü ve sorumluluklarıyla uyumlu olacaktır. Nitekim bu konuda Kur’an Peygamber eşlerine şöyle seslenir. Ey Peygamber, eşlerine şöyle de! Dünya hayatını ve güzelliklerini istiyorsanız gelin size bir şeyler vereyim, sonra da güzellikle sizi serbest bırakayım. Yok eğer Allah’ı, Rasulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız şunu bilin ki Allah içinizden güzel davrananlara büyük bir ödül hazırlamıştır. Hz. Peygamber’in örnekliğinden söz edilince onun ailesinin nasıl olması gerektiğine dair açıklamayı bizzat Kur’an yapmıştır. Buna göre Peygamber eşleri diğer kadınlara iyilikte, temiz bir hayat yaşamada örnek olmaları gerekir. Allah böyle ister. Bu nedenle onlar dünya hayatı ve süsüne değil Allah ve Rasulüne bağlı olmalıdırlar.
Bundan dolayı mütevazı ve sade bir hayat yaşamaları gerekir. Ümmetin anneleri günah işlerlerse cezaları iki kattır. Çünkü onlar şuurlu kişilerdir. Peygamber ocağında yetişmişlerdir. Hataya düşerlerse bu kolay kolay affedilmez. Onlar Allah ve Rasulüne itaat eder, salih ameller işler ve ibadete devam ederlerse o zaman da iki kat sevap alırlar. Ayrıca onlar yabancı erkeklerle ihtiyaç halinde konuşurken sözlerine ve ses tonlarına dikkat etmeleri gerekir. Hz. Peygamberin hanımlarının evlerinde olmaları, tesettür konusunda her daim titiz davranmaları, namaz kılmaları ve zekat vererek Allah yolunda infak etmeleri gerekmektedir. Evlerinde Allah’ın ayetlerini okuyup anlamaları ve düşünmeleri, dinin sistematik ve ahlaki yapısını iyi anlamaları gerekir ki hem kendileri yaşasın hem de başkalarına doğru tebliğ edebilsinler. Peygamber hanımlarının taşıdıkları müstesna şeref ve nail olacakları mükafat elbette Allah katında çok büyüktür.
Şüphesiz onların her birinin hayatından alacağımız sayısız örnekler bizim hayatımızda da yepyeni ufuklar açacak, Allah’ın güzel davrananlara ve temiz olanlara verdiği ödüllere kavuşturacaktır. Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, Mümin erkekler, Mümin kadınlar,
İbadet ve itaat eden erkekler, İbadet ve itaat eden kadınlar, Özü sözü doğru erkekler, Özü sözü doğru kadınlar, Sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Gönlünü ibadete vermiş erkekler, Gönlünü ibadete vermiş kadınlar,
Allah için yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar, Oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, İffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar, İşte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.
Ahzap suresinin 35. ayeti, Allah-u Teala’nın model insan kavramını bizlere açıklayan ifadeler içermektedir. Yüce Allah, kadınlar ve erkekler üzerinden Müslüman olmayı, Mümin olmayı,
Hiçbir şekilde şüpheye düşmeden iman etmiş olmayı, ibadet ve itaat eden insanlar olmayı, Ve oruç tutan, sadaka veren, Allah’ı çokça anan insanlar olmayı bizlere öğütlemektedir. Ve bu özelliklere sahip olan kulları için de mağfiretten ve büyük bir ödülden bahsetmektedir.
Büyük bir karşılıktan bahsetmektedir. İfadeler Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, iman eden erkekler ve iman eden kadınlar şeklinde her iki cins üzerinden açıklanınca, Tabi biraz daha dikkat çekici oluyor. Çünkü burada aynı hareketleri, aynı tavır ve davranışları iki cins üzerinden de dile getirmiş oluyor.
Buradan yola çıkarak aslında ayetin veya Allah’ın rızasının ya da iyi bir Mümin olmanın cinsiyetle hiçbir şekilde bağının olmadığını söylememiz mümkündür. Çünkü Yüce Allah kullarının takvasını önemser. Onların yaratılıştan getirmiş oldukları özellikler bir üstünlük, bir değer değildir.
Sonuç itibariyle onlar Allah’ın takdiridir. Hiç kimse milliyetini, cinsiyetini, boyunu, posunu veya göz rengini tercih etmek veya seçmek durumunda bırakılmamıştır. Yaratılışta bunlar Allah’ın dilediği şekilde gerçekleşmiştir. Ama inanan insan olmak, ister kadın ister erkek, ibadet eden, itaat eden kadın ve erkek olmak ya da oruç tutan kadın ve erkek olmak,
insanın tamamen kendi tercihidir. Nisa suresinde benzer bir ayette aslında bu ayetin açıklandığını görebiliyoruz. Orada da her kim güzel işler yaparsa diyor Cenab-ı Hak. Ama o güzel işlerin bir şartı var. Mümin olma şartı. Yani imandan sonra güzel işler yaparsa.
Mümin olmayan kimsenin tavır ve davranışları bir değer ifade etmeyecektir. Çünkü yapılacak iyilikler imandan sonra Allah katında değerlendirilmeye başlar. Nisa suresindeki ayette وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنُونَ şartı getirildikten sonra مِنْ زَكَرِنْ اَوْ اُنْسَاْ قَيْدُ دُشُلُرُ Yani ister erkek olsun, ister kadın olsun.
Buradan yola çıkarak Allah katında her iki cinsin de değerli olduğunu ve ona yakın olma noktasında herkesin eşit fırsatlara sahip olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Ve salih ameli iman ile gerçekleştiren kişi, ister erkek ister kadın olsun Allah katında hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacak zerre kadar bile olsa
yaptığı işlerin karşılığını mutlaka görecektir. Zerre kadar hayır işleyen, zerre kadar kötülük yapan mutlaka karşılığını Allah’tan bulacaktır. Burada ısrarla bahsettiği Cenab-ı Hakk’ın mağfiret kullarını bağışlamasıdır. Yine herhangi bir cinsiyet ayrımı yapmadan ve onlara büyük bir ecir bahşedeceğinden söz etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de her nerede ecr-un azim ifadesi geçerse müfessirler orayı cennet olarak tercüme ederler, cennet olarak açıklarlar. Yani Allah kullarını saydığı şartlar karşılığında iman etmeleri, amel etmeleri, güzel işler yapmaları, Rab’lerini en güzel şekilde anmaları ve bundan hiç şüphe duymamaları karşılığında hem bağışlayacaktır hem de onları inşallah cenneti ile ikramlandıracaktır.
Allah övdüğü kullar arasına girmeyi bizlere de nasip etsin. İslam’da tesettür hem kadın hem de erkek için önemli bir husustur. Rabbimiz daha ilk yaratılış sahnesinde Adem babamız ve Havva annemizin şeytanın vesvesesiyle tesettürlerinden sıyrılıp ayaklarının kaydırıldığı ve cennetten kovuluşları anlatılır. Gerçekten de daha insanlık tarihinin başladığı ilk andan itibaren Rabbimizin önce örtünme olgusuna dikkat çekmesi mühimdir. Elbette ki bu ilahi bir hikmet sebebi nedir? O da muhtemel ki şudur. Kıyamete kadar şeytan insanı bu konuda rahat bırakmayacak ve beden mahremiyetine hürmetsizlik göstermesi için elinden geleni ardına koymayacaktır.
Buradan şu sonucu da çıkarabiliriz. Mahremiyete özen göstermemek insanın ya kazanmasına ya da kaybetmesine sebep olmaktadır. Ya ilahi hoşnutluğa ermesine ya da bundan mahrum olmasına yol açmaktadır. Ya bahtiyar olmasına ya da bedbahlığa düşmesine neden olmaktadır. Örtünme toplumların benimsedikleri değer yargılarına göre farklılaşır.
Mesela batı görüşü, bedeni üzerinde insanın tam yetkili olduğunu savunur. Dolayısıyla bu beden benimdir, dilediğim gibi onu kullanırım düşüncesi hakimdir. Hatta kadının özgür oluşunu bu konuda ona tam bir serbestlik tanımakla eşdeğer tutar. Bu yaklaşım tarzı hayatı anlamsızlaştırmıştır. Onun amacını bedensel arzuların ve hazların tatmin edilmesi seviyesine düşürmüştür. Aydınlanma süreci insanın dini değerlerden kopması kendi kendisini kutsaması sonucunu doğurmuştur. Her alanda özgürlük insana verilen değerin bir yansıması olarak görülür. Dolayısıyla örtünme kadının özgürlüğünün önünde bir engel kabul edilir. Geneliksel uygulamaları terk ettiği ölçüde insanın özgürleşeceği düşünülmüştür. İlahi değerler sistemine gelince burada insan yaratıcıdan bağımsız düşünülemez. Aksine o bizim yaratan ve yaşatanımızdır. Dünya ve ahirette koruyup koruyanımız ve hakiki dostumuzdur. O bizim gerçek sahibimizdir. Bedenimiz de onun bize bir emanetidir. Dolayısıyla ona karşı bir sorumluluğumuz ve şükür borcumuz olmayacak mıdır? Şu halde bedenimiz üzerinde onun tasarruf sahibi olmasından daha tabi ne olabilir? Rabbimiz beden mahremiyetini korumaya büyük önem verir. Kadının da erkeğin de kendini sergilemesini ve teşhir etmesini onaylamaz. Cinsel sapmalara giden yolları kapatır. Cinstler arası ilişkilerde bir takım kurallar koyar. Mesela bakışların haramdan korunması ve tesettüre riayet edilmesi bunlardan bazılarıdır. İffeti koruma amacıyla güzelliklerin kapatılması manasında örtünme emri daha önce Nur suresinin ilgili ayetlerinde geçmiştir. Bu cüzdeki Ahzap suresinde ise eza ve tacizlerin engellenmesi gayesiyle dışarı çıkarken kadınların dış giysi kullanmaları istenmektedir. Demek ki Kur’an’ın dilinde örtü sanıldığı gibi kadını değersiz bir hale getirmez. Aksine ona ayrı bir değer ve güzellik kater. Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir. Yüce Allah insana bir takım ilkeler ve esasları sürekli hatırlatır Kur’an-ı Kerim’de.
Bunlardan bir tanesi de onun iffetli bir ruha ve bakış açısına sahip olmasıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bazen Peygamberimize, bazen müminlere, bazen Peygamberimizin eşlerine, müminlerin kızlarına, müminlerin kadınlarına hitaben
onların giysilerini, özellikle dış giysilerini, dış kıyafetlerini ev dışında üzerlerine almaları telkin edilir. Örtünme olgusu aslında tarih boyunca Hazreti Adem’den, Hazreti Muhammed’e, sevgili Peygamberimize kadar bütün Peygamberlerin tarihinde insanı diğer toplum ve kültürlerden ayırt eden inanmış bireyin temel bileşenlerinden birisi olmuştur. Nitekim insanın cennetten yeryüzüne gönderiliş serüveninin ilk hareketi de örtünme ile ilgilidir. Hazreti Adem ve Hazreti Havva’ya, Yüce Rabbimiz, yaratmanın hemen ardından cennette yaşamalarını ancak yasakladığı bir ağacın meyvesine yaklaşmamalarını telkin etmiş ancak onlar şeytanın kendilerine fısıltılarının bir neticesi olarak nefislerine aldanmışlar ve o ağacın meyvesinden yediklerinde mahremiyet örtüleri bir anda kaybolmuş ve birbirlerinden utanmaya başlamışlar.
Nitekim daha sonraki dönemlerde de örtünme vurgusu bütün kitaplarda Hazreti Adem’den Peygamberimize kadar sıkça tekrarlanan bir temel ilke olmuş. Tabi örtünme kültürlere göre, toplumsal değer yapılarına göre farklılaşan bir olgu hüviyetine sahip.
Nitekim Batı toplumlarına baktığımızda özellikle aydınlanma düşüncesiyle birlikte kadının özgürleştirilmesi, onun mahrem sınırlarından uzaklaştırılmasıyla ilişkilendirilmiş. Ve ne kadar kıyafetinden, örtüsünden arındırılırsa o ölçüde toplumsal baskı kalıplarından uzak olacağı ve özgürleşeceği düşüncesi yaygınlaştırılmaya çalışılmış.
Oysa insanın mahremiyeti, özellikle beden mahremiyeti ve bedenin özgürlüğü onun gizliliğiyle doğru orantılı bir şekilde anlatılıyor Kur’an-ı Kerim’de ve sevgili Peygamberimizin hadisi şeriflerinde.
Nitekim en güzel örtünün takva örtüsü olduğuna ilişkin vurguda da insanın iç ve dış örtüsünün yani hayat uykusunun mahremiyet anlayışının birbirini bütünlemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Ve buna ilişkin hatırlatmalar özellikle Nur Suresinde ve diğer sure-i celilelerde sıkça ifade ediliyor.
Örtünme aynı zamanda erkeğe özgü de bir pratik çünkü Kur’an-ı Kerim’de mümin erkeklere ve mümin kadınlara seslenerek yüce yaratıcımız gözlerini haramdan sakınmalarını emrediyor.
Batı toplumlarında özellikle modernleşme sürecinde kadının örtüsünden arındırılmasıyla ilgili pratiklerde beden benim mülkümdür onu istediğim gibi tasarruf ederim düşüncesi bugün bütün dünyada özellikle popüler kültür kalıpları ile birlikte her geçen gün yaygınlaştırılıyor.
Ve örtünmeme üzerinden yani Kur’an’daki bu temel ilkenin aksine örtünmeme üzerinden bir gündem sürekli dünyanın önemli bir bileşen gündemi halinde varlığını sürdürüyor. Örtünmenin özellikle takva elbisesinin, bedenin dış kıyafetlerle, giysilerle kapatılmasının insanın iç örtüsünü de bütünleştiren bir yönü olduğunu Kur’an-ı Kerim bize özellikle peygamber eşleri, peygamber kızları ve mümin kadınlar örneğinde ifade ediyor.
Biz de bu örtü ve örtünmedeki mahremiyet vurgusunu tekrar hatırlamak ve birbirimizi hatırlatmakla görevliyiz. Allah Celle Celaluhu insanlara akıl vermiş, ona yardımcı olmak üzere peygamberlerle çok değerli bilgi ve ölçüler göndermiştir.
Asıl kullanılacak olan bilgi araçları bunlardır. Bunları bırakıp da din, siyaset, cemiyet, sanat, medya gibi alanlarda meşhur veya karizma sahibi olmuş, otorite kazanmış olan veya öyle sunulan kimseleri taklit edenler, bunların söylediklerini ölçüp bitmeden, tenkide tabi tutmadan kabul edip uygulayanlar ya doğru yoldan uzaklaşırlar veya tesadüfen onun üzerinde bulunsalar bile bunun şuurunda olamazlar. Böyle yapanların derin pişmanlıklarını Kur’an şöyle anlatır. Yüzleri ateşe çevrildiği gün keşke Allah’a itaat etseydik, Rasûlü dinleseydik diyecekler ve ekleyecekler. Rabbimiz, biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, onlar da bizi yoldan saptırdılar.
Doğrusu hiç kimseyi dünyada ve ahirette filan dedi ben de inandım ve yaptım gibi bir mazeret kurtaramaz. İnsana senin aklın ve iraden neredeydi diye sorulur. İşte böyle derin bir sapıklığın içine girenler ve tövbe etmeyenler için ayetin devamı gelecek olan azabı haber verir. Rabbimiz onlara iki kat azap ver ve onları ağır bir şekilde lanetle. İnsanlar senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Bunun bilgisi yalnızca Allah katındadır de. Nereden bileceksin? Belki de kıyamet yakında olacak. Allah inkârcıları lanetlemiş, onlara çok yakıcı bir ateş hazırlamıştır.
Orada hiçbir koruyuçü ve yardımcı bulamadan ebedi olarak kalacaklardır. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Dünyada iyi işler yapanlar, dünyada da mutlu, ahirette de mutlu olurlar.
Yeryüzünü cehenneme çevirenler, ahirette de cehenneme üzün koyun atılacak olanlardır. Allah insanlara akıl vermiştir. Vahyi akla sunmuştur Rabbimiz.
İnsanların vahyin gösterdiği yoldan, o ışıktan, o kandilin gösterdiği yoldan yürüyebilmeler için Rabbimiz akıl ile bu yollardan devam etmelerini insanlardan talep etmiştir.
Rabbimiz insanlara yeryüzü yolculuğunda, bu zahmetli yolculukta, bu imtihan yolculuğunda peygamberleri vahyin taşıyıcısı, vahyin beyan edicisi, vahyin hayata aktaranı olarak göndermiştir.
Peygamberler vesilesi ile çok değerli bilgiler insanlarla buluşmuştur. İnsanlar vahyin gösterdiği yolu, peygamberler vesilesi ile daha iyi anlamışlardır. Peygamberler ümmetlerine liderlik yapmışlar, rehberlik yapmışlar, onların karanlıktan aydınlığa olan yolculuklarına refakat etmişlerdir.
Asıl bu dünyada kullanacak olan bilgi, Rabbimizin insanı yaratırken fıtratına yerleştirdiği, sonra vahiy ile desteklediği, peygamberler ile nasıl yaşaması gerektiğini gösterdiği kıymetli bir bilgidir.
Bunları bırakıp da şu dünyanın süflü emelleri, siyasi, ekonomik, kendine göre insanların icat ettikleri dini inanışları, sanat, medya ve şu dünyevi sahada şöhret bulmuş.
İnsanları etkileme imkanı elde etmiş, sonra da insanlara kötülük yolunda, çirkin işlerde rehberlik etmiş ve insanları yolundan saptırmış olanların peşinden gidenler var ya,
onları taklit edenler var ya, bunların söylediklerini ölçüp bitmeden, akıl süzgecinden geçirmeden, gönülde, kalpte tartmadan, iyi midir kötü midir, faydalı mıdır zararlı mıdır, terahisine koymadan, onların peşinden koşanlar var ya,
işte bu durumda insanlar ya doğru yoldan uzaklaşırlar, yahut da tesadüfen onun üzerinde bulunsalar bile bunun şuurunda olup farkına varamazlar. Ne yaptığını bilmeyen, ne yaptığının şuurunda olmayan insanlar daha sonra derin pişmanlıklarla karşı karşıya kalırlar.
Yüce Rabbimiz Kur’an’da bu insanların pişmanlıklarını şöyle anlatır, yüzleri ateşe çevrildiği gün keşke Allah’a itaat etseydik, Rasûlü dinleseydik derler ve şöyle eklerler, Rabbimiz biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, onlar da bizi yoldan çıkardılar, doğrusu hiç kimseyi dünyada ve ahirette filan dedi,
ben de inandım ve yaptım gibi bir maziret asla kurtaramayacaktır. İnsana senin aklın ve iraden yok mu, bu işler yapılırken senin vicdanın yok muydu diye soracaklardır.
İşte böyle derin bir sapıklıktan içine girenler ve tövbe etmeyenler için, işte böylesine derin bir sapıklığın içine düşen ve bundan bir pişmanlık duymayan, tövbe etmeyen kimseler için ağır bir azap, Rabbimizin yine bir hükmüyle bizlere duyurulmaktadır. Bu liderlerine tabi olanlar, kendilerini doğru yoldan çıkaranlar için, aynı zamanda bir de tabiri caizse bedduada bulunurlar, ”Ya Rabbi” derler ”onlara iki kat azap ver, onları ağır bir şekilde lanete uğrat” derler.
Rabbimiz, insanlar senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar, bunun bilgisi yalnızca Allah’ın katındadır.
Sen bileceksin ki, belki de kıyamet yakında olacak. Allah inkârcıları lanetlemiş, onlara yakıcı bir ateş hazırlamıştır. Orada hiçbir koruyucu, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır. Orası ebedi bir ateş yurdudur.
Altyazı M.K.