Cesur Müminler – Ayetlerde İnsan Tipleri 23.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=F3DBt4erw1g.
Süh, selamun aleykum bima sabartum feniyumu uqbeddar. Cesaret müminlerin üstün hasletlerindendir. Çünkü inanan insan Allah’tan başka kimseden korkmaz ve sürekli doğruyu destekler.
Bu cüzde müminlere örnek olan cesur peygamberlerden ve salih insanlardan bahsedilir. Cesaret onların temel özelliğidir. Çünkü onlar her şeye rağmen tebliğe devam ederler. Bu cüzde yer alan Yasin suresinde Allah’ın gönderdiği iki peygamber ve peygamberlerini yalanlayan şehir halkından bahsedilir.
Allah bu iki peygamberi desteklemek için üçüncü bir peygamber daha göndermiş. Ancak inanmayan o şehir halkının hakaret ve tehditlerle dolu üslubu değişmemiştir. Bu sırada şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişi kavmine güzel nasihatlerde bulunur. Onlara şöyle der.
Ey kavmim! Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun! Onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir. Hem ben ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim? Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz. Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek isterse, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.
O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin beni dinleyin. Allah’ın gönderdiği peygamberlere inanan ve bu müminin ikna edici sözlerle onları peygamberlere tabi olmaya çağırması da fayda etmemiş. Bu kişi de şehir halkınca öldürülmüştür. O zalimlerce şehit edilen, canını imanına şahit gösteren bu cesur mümine cennete gir denilmiştir. Bunun üzerine o kişi şöyle der. Keşke kalbim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi. Kendilerine üç peygamber birden gönderilmesine rağmen inkârcılıkta direnen,
üstelik onlara iman eden kişiyi horlayan ve onu hunharca öldüren, bu yüzden de feci bir ilahi cezaya çarptırılan bir belde halkının durumu, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin peygamberliğini reddetmekte ısrar eden ve ona inananları ağır baskılara maruz bırakan ve kendisini de öldürmeyi düşünen Mekke müşriklerinin gözleri önüne bir ibret levhası olarak konmaktadır.
Bu kıssayla hem Hz. Peygamberin peygamberliğini reddedenlere güçlü bir uyarı hem de ona tabi olanlara manevi destek olunur. Ondan sonra kami üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirmeyiz de cezaları korkunç bir sesten ibaretti, sönü verdiler. Okullara yazıklar olsun, kendilerine bir peygamber gelmeye görsün, onu mutlaka alaya alırlardı. Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi ve onların artık kendilerine dönüp gelmediğini görmezler mi? Elbette onların hepsi toplanıp huzurumuza getirilecek.
Bu ayetlerde Cenab-ı Hak kıssanın sonucunu vurgulamakta. Elçi olarak üç kişiyi bir şehre gönderdiğini Yasin Suresinde vurgulamaktadır. Bu gelen elçilerin önce ikisinin yalanlandığını ardından üçüncü bir desteğin gelerek o topluluğu Allah’a ve din’e davet ettiklerini,
tevhide davet ettiklerini fakat topluluğun onları yalanlaması üzerine onların da destekçisi olarak arkadan daha önce şehre gelmeden önce imanına sebep oldukları, vesile oldukları bir zatın ismi verilmeyen bir kişinin o elçileri desteklemek üzere geldikleri vurgulanır.
Tabi Kur’an-ı Kerim’de şahısların, isimlerin çok fazla adları geçmez, genellikle kıssalar ve o kıssalardan alınacak hisseler vurgulanır. O üç elçiyi desteklemek üzere ve kavmini kendi şehri halkını ikna etmek üzere koşarak gelen ve işte bize ne oluyor ki bizi yaratana kulluk etmeyelim diyerek
kavmini hidayete davet eden insanı, kişiyi bazı tefsirlerde bu kişinin bir marangoz olduğu da vurgulanır. Hatta isim olarak da Habib-i Nacjar diye bir marangoz, Nacjar, Habib diye bir zatın olduğu ifade edilir.
İsim önemli değil burada tabi ki fakat şehrin ahalisinin onu inandığı ve inat ettiği kendilerini mevcut dinlerinden vazgeçirmeye çalıştığı için öldürmek suretiyle, taşramak suretiyle şehit ettikleri vurgulanır.
Bu şehit edildikten sonra ayetin devamında Cenab-ı Hak keşke kavmim onların beni yok edemediğini, benim şehit olmak suretiyle cennete girdiğimi bilselerdi dediğini nakleder. Çünkü şehitler ölmez Allah katında dirilirler ve rızıklanırlar.
Ardından Cenab-ı Hak o elçilere karşı şiddet ve baskıyla muamele eden aynı şekilde kendi kavimlerinden olan mümin kişiyi de öldürmeleri sebebiyle,
bunların üzerine Cenab-ı Hak biz onların üzerine gökten ordular melekler ordusu indirmeye gerek duymadık çünkü Allah’ın ordularını sadece kendisi bilir, sadece korkunç bir ses, korkunç bir sarsıntı ve uğultuyla onların tamamı sönmüş bir ateş külüne döndüler diye ifade edilir.
Dolayısıyla genellikle insanların yerleşik inançlarını terk etmekte zorlandıklarını, eski inançlarında inat ederek ısrar ettiklerini yeni çağrıya, tevhide ve Allah’ın birliğine imana karşı direndiklerini vurgular.
Burada da bunu şiddete döndürdükleri ve o kişiyi şehit ettikleri için de Cenab-ı Hakk’ın onları ilahi bir cezayla bir deprem ve sarsıntı, bir ses ve uğultuyla helak ettiğini beyan etmektedir.
Dolayısıyla Allah’ın gökten melekler ordusunu indirmesine gerek yoktur. Yerine göre Cenab-ı Hak bir deprem ve sarsıntıyla, yerine göre bir doğal felaketle, yerine göre o topluma başka bir takım haşere veya salgın hastalık gibi bir takım farklı istilalarla ilahi cezaya düçar etmek suretiyle cezalarını vermiştir.
Ama istisna olarak iman ettiği için kurtulan kavimler de vardır. Yunus Aleyhisselam’ın kavmi iman ettiği için helaktan kurtulmuşlardır. Ama inkar ettikleri, inatlarına devam ettikleri, peygamberlere eziyet ve işkence etmek suretiyle onları ortadan kaldırmaya çalışan topluluklarında helake ve ilahi cezaya düçar oldukları Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde, ayetinde vurgulanır.
Ad kavmi, Semud kavmi, Medyen halkı, daha başka birçok kavimlerin yine bu surede de ifade edildiği üzere de rivayetlere göre tabi bu şehrin ismi Kur’an-ı Kerim’e geçmiyor ama tefsirlerde farklı isimler vardır. Dediğimiz gibi isim önemli değildir. Asıl mesaj ve asıl kıssanın verdiği hisse önemlidir. Kişi iman edip Allah’ın yoluna döndükten sonra ilahi cezadan kurtulur.
Ama inat eder Allah’a karşı, onun dinine karşı mücadeleye devam ederse bu dünyada cezasını çeker. Bu dünyada çekmese de er ya da geç bir gün ölmek suretiyle Cenab-ı Hakk’ın huzuruna mahkeme-i kübra’ya giderek cezaya düçar olacaktır. Orada cezasını çekecektir.
Hz. İbrahim aleyhisselam, Rabbim bana iyilerden olacak bir evlat ver diye dua eder ve duası kabul olur. Allah Celle celaluhu ona akıllı ve yumuşak huylu bir çocuk verir. Adı İsmail’dir.
Bu cüzde sadakatin peygamberi cesur Hz. İsmail aleyhisselamdan söz edilir. Bir gün Hz. İbrahim rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görür. Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılır. Çocuk babasıyla beraber iş güç tutacak yaşa gelince babası ona yavrucuğum dedi. Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm. Düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin? Dedi ki babacığım sana buyrulanı yap.
İnşallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın. Hz. İbrahim aleyhisselam rüyasında aldığı buyruğu yerine getirmeye karar verip gerçekleştirmek üzereyken bu tutumuyla Allah tarafından tabi tutulduğu büyük teslimiyet sınavını kazanmıştır. Hiç şüphesiz baba ve oğlun ilahi buyruğa teslimi, sabrı ve sükuneti, istediği olmayınca başına türlü musibetler gelince yaygarayı koparan, hatta inkara giden nankör insanlara bir tokat gibi vurur.
Bu kıssanın amacı Hz. İbrahim aleyhisselamın tevhid mücadelesinden alınacak dersleri hatırlatmak, onun çok sevdiği oğlunu bile Allah uğrunda feda etmekten kaçınmayacak kadar ilahi iradeye teslim oluşundan ders almamızı sağlamak, keza oğlunun da yaşının küçüklüğüne rağmen aynı teslimiyet şuuruna sahip olduğunu bir ibret levhası olarak ortaya koymaktır.
Hz. İbrahim aleyhisselam daha önce de yakılmayı göze alacak derecede tehlikelere göğüs gelerek putperestlere karşı mücadele verdiği gibi bu defada evladını kurban etme buyruğuna da tereddütsüz boyun eğmiş, bu imtihandan da başarıyla çıkmıştır.
İşte iyileri biz böyle lütuflandırırız ifadesi bu İbrahim’i duruşa işaret eder ve kendinden sonra gelen bütün kuşaklarda selam ve saygıyla adının anılacağını müjdeler. Selam olsun ilahi mesaja teslim olan İbrahim aleyhisselama ve selam olsun inşallah beni sabredenlerden bulacaksın diyen sadakat peygamberi sabır ehli İsmail aleyhisselama.
Ey İbrahim diye ona seslendik tamam rüyanı gerçekleştirmiş oldun işte iyileri biz böyle ödüllendiririz bu kesinlikle apaçık bir intihandı biz oğlunun canına bedel olarak ona iri bir kurbanlık verdik.
Onun hakkında İbrahim’e selam olsun ifadesini sonradan gelen nesiller arasında devam ettirdik evet iyileri işte böyle ödüllendiririz çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Hz. İbrahim Kur’an-ı Kerim’de en çok ismi geçen peygamberlerdendir, Ülül Azim peygamberlerdendir. Hz. İbrahim aleyhisselam Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiğine göre sadakatiyle, teslimiyetiyle, cesaretiyle, yiğitliyle örnek olmuş ve örnek alınması gereken bir peygamberdir. Çünkü onun bütün hayatına baktığımız zaman gerçekten örnek alınacak o kadar çok güzellikleri var ki Hz. İbrahim’in. O kavmiyle mücadele ederken o kavmiyle mücadelesinde onun kahramanlığını ve cesaretini görüyoruz. Nemrut’la olan mücadelesinde onun kahramanlığını, onun yiğitliğini, onun cesaretini görüyoruz.
Hz. İbrahim aleyhisselam teslimiyette de zirve yapmış bir peygamberdir. Nitekim bu ayet-i kerimede bilindiği gibi Hz. İbrahim aleyhisselam oğlunu rüyasında kurban ettiğini görür. Ve bu rüya birkaç defa tekrarlanınca ve karar verir oğlunu kurban etmeyi.
Ancak bu ayet-i kerimede de ifade edildiği gibi kurban etmeye gittiğinde Hz. İbrahim aleyhisselamın burada teslimiyetini görürüz. Sadakatini görürüz. O rüyasını gerçekleştirmekteki sadakatini ve teslimiyetini görürüz. Bu rüyasını oğluna anlattığı zaman Hz. İbrahim aleyhisselamın oğlunun İsmail aleyhisselamın teslimiyetini orada görürüz.
Ve Cenab-ı Hak ona karşılık kendisine bir kurban vermiştir. Oğluna karşılık bir kurban kesmiş ve imtihanı neticede kazandırmıştır. Ve bu ayet-i kerimede biz iyileri bu şekilde ödüllendiririz ifadesi son derece önemlidir. Çünkü Hz. İbrahim Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği şekliyle o teslimiyetiyle, sadakatıyla, cesaretiyle bize hep örnek olmuş olan bir peygamberdir.
Onun hakkında İbrahim’e selam olsun ifadesi son derece önemlidir. Kendisinden sonra gelen nesiller arasında bunu devam ettirdik ifadesi. Biz bugün bütün namazlarımızda, namazlarımızın bütün rekatlarında Efendimiz aleyhisselatu vesselama salatü selamla birlikte aynı zamanda İbrahim aleyhisselama da salatü selam getirmekteyiz.
Çünkü o örnek olan bir insandır. Hz. İbrahim aleyhisselamın bu ayet-i kerimede ifade edildiği gibi onun Allah’ın emrinin karşısında ne kadar büyük bir sadakat içerisinde olduğunu, onu yerine getirme noktasındaki sadakatı her birimiz için ne kadar güzel bir örnektir.
Hz. İbrahim aleyhisselam aynı zamanda oğluyla beraber oğlu İsmail aleyhisselamla birlikte Mekke-i mükerreme’de Kabe-i muazzamayı da yapmış ve onun o davetine icabet ederek hepimiz bugün hacce gidiyoruz.
Yine onun inşa etmiş olduğu o Kabe’de, Kabe’nin civarında Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem gibi bütün varlık alemine rahmeten lil alemin olarak gönderilen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem doğmuştur.
O yüzden bugün bizlerin de Hz. İbrahim aleyhisselamın Cenab-ı Hakk’a karşı edinmiş olduğu, göstermiş olduğu o sadakatine, Hz. İsmail aleyhisselamın o gösterdiği o teslimiyetine ne kadar çok ihtiyacımız var.
Allah’ın emirlerinin karşısında, yasaklarının karşısında onlar gibi olamak, onlar gibi halil dost olabilmek, onlar gibi Allah’ın rızasını kazanma yolunda gayret edebilmek ne kadar önemlidir.
O yüzden bugün her birimize düşen Hz. İbrahim aleyhisselamdaki o teslimiyeti, o sadakati başta kendimiz olmak üzere bütün topluma yayabilmek son derece önemlidir diye düşünüyorum. Bu cüzde tebliğ sahasını izinsiz terk eden Yunus Peygamber’e de yer verilmiştir.
Allah tarafından elçilik vazifesini üstlenen Yunus Peygamber, doğru yola sevk edilenlerden, alemlere üstün kılınanlar arasında ve salihler içinde sayılmıştır. Yunus Peygamber, kavmini uzun süre, bir rivayete göre 33 sene putperestlikten vazgeçirip tevhid inancını benimsemeye çağırmışsa da,
bunda başarılı olamayınca artık onların ıslah olmayacağını düşünüp, kızgınlıkla ülkesini terk etmiş ve bu sabırsızlığı sebebiyle cezalandırılmıştır. Onun kötü olarak nitelediği ve pişman olduğu davranışı biranlık gaflet ve öfkeden kaynaklanmış, çektikleriyle de bedelini ödemiştir.
Yunus Peygamber, kavmini terk ettikten sonra yüklü bir gemiye biler. Fırtınaya yakalanan geminin batmaması için bütün yükü denize bırakıldığı gibi, bir de çekilen kura sonucu Yunus Peygamber denize atılır ve onu Rabbinin gönderdiği bir balık yutar.
Yunus Aleyhisselamın bu musibet başına gelmezden önce Allah’a karşı kulluk görevlerini titizlikle uygulamış olması sayesinde balık vasıtasıyla kurtarıldığı belirtilir. Nitekim Yunus Aleyhisselam Allah tarafından sıkıntıya uğratılınca yanlışlığının farkına varıp, balığın karnında karanlıklar içerisindeyken senden başka hiçbir ilah yoktur, seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım diyerek Allah’a yakardığı, bunun üzerine duasının kabul edilip Allah’ın nimeti sayesinde içine düştüğü sıkıntı ve kederden kurtarıldığı bildirilmektedir. Daha sonra Yunus Aleyhisselam tekrar kavmine gitmekle görevlendirilir. Kur’an’da kendilerine azap geleceği bildirilince iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan yegane kavmin Yunus Peygamberin kavmi olduğu beyan edilir.
Kur’an’ın amacı, salt tarihi bilgi vermek değil, olayın ibret verici yönünü öne çıkarmak olduğu için Yunus Peygamber hakkında daha fazla ayrıntı vermeye gerek görülmemiştir. Ancak bir Peygamber örnekliğinde, sorumluluğundan kaçan, öfkesine yenilerek, kızgınlıkla hareket eden bir anlık gaflete düşmüş bir insan tablosu çizilmiştir.
Hata etmek, yanılmak, gereksiz yere öfkelenmek ya da sabır gösterememek, gaflete düşmek insani tavırlardır. Ve elbette bu kusurlarını fark edip hemen hatadan dönmek, tövbe etmek de mümine yaraşır insani bir tavırdır. Rabbimiz iyi olanların hatalarından tövbe edenlerin bağışlanacağını müjdeler ve bir Yunus zikri bırakır inanan gönüllere.
Senden başka hiçbir ilah yoktur, seni tenzih ederim, gerçekten ben kötü işler yapmışım. Çünkü o Kur’an alemler için öğütten başka bir şey değildir. Kuşkusuz Yunus da elçilerimizdendi. Vaktiyle o, yüklü bir tekne ile ülkesinden kaçmıştı. Kur’an’a girdi ve kaybedenlerden oldu. Kendisini büyük bir balık yuttu. Doğrusu o bundan önce kınanacak bir iş yapmıştı. Eğer o Allah’ın şanını yüceltenlerden olmasaydı kıyamete kadar balığın karnında kalacaktı.
Ayet-i Kerimede Yüce Allah diğer peygamberler gibi Yunus aleyhisselamın da kavmine peygamber olarak gönderildiğini bildirmektedir.
Yunus aleyhisselam rivayete göre Yüce Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildikten sonra 33 yıl kadar kavmini tevhide çağırmıştır. Fakat kavmi buna aldırış etmemiştir. Onun davetine icabet etmemiştir.
Esasen Kur’an-ı Kerim’de uzun bir zaman olarak belirtilir bu süre.
Ve bu kadar uzun süre kavmine tebliğde bulunduğu, onları tevhide çağırdığı halde onların buna icabet etmemesi neticesinde Yunus aleyhisselam bir gün bir anda kızarak kavmini ve ülkesini terk eder.
O yükü olan bir gemiye binerek ülkesinden uzaklaşmaya başlar.
Fakat gemi denizde bir rüzgara ve fırtınaya yakalanır. Fırtına o kadar sarsıcıdır ki geminin bütün malları, gemi içinde bulunan ne kadar yük varsa hepsi denize boşaltılır.
Fakat hala geminin batma tehlikesi vardır ve Yunus aleyhisselam ne olacağını merakla beklerken Kura çekilmeye karar verilir.
Yolculardan sırayla denize atılacaktır. Böylece gemi kurtarılmaya çalışılacaktır. Kura’da Yunus aleyhisselam çıkar. Sonra Yunus aleyhisselam denize atılır ve yüce Allah’ın gönderdiği bir balık onu yutar.
Sonra Yunus aleyhisselam balığın karnında o meşhur duasını yapar. Kendisinin zalimlerden olduğunu ve yüce Allah’ı tesbih ettiğini itiraf eder, yüce Allah’a bir anlamda tevbe ederek ilticâ eder.
Bunun sonucunda yüce Allah onu balığın karnından kurtarır. Fakat yüce Allah buyurur ki ayet-i kerimede şayet Yunus’un daha önce yapmış olduğu iyi ameller olmasaydı, Yunus Allah’ın salih kullarından olmasaydı, yapmış olduğu bu hataya karşılık kıyamete kadar orada kalacaktı. Yani balığın karnında kalacaktı.
Ancak yüce Allah onu kurtarmıştır ve daha sonra tekrar kavmine giderek yeniden onları tevhide çağırmış, tebliğde bulunmuştur.
Üzerine onları azapla korkuttuğu zaman, inzar ettiği zaman, size azap gelecek şayet iman etmezseniz dediğinde kavmi kabul etmiş ve hidayete ermişlerdir.
Böylece yüce Allah’ın helakinden kurtulmuşlardır. Elbette ki Yunus aleyhisselam ile ilgili anlatılan bu kıssa bize çok şey anlatmaktadır.
Biz Yunus aleyhisselamı örnek alarak, onların rol model olduğunu aklımızdan çıkarmayarak, yüce Allah’ın dinini yaymada, onun emirlerini yerine getirmede, ona itaat etmede, boyun eğmede,
hiçbir zaman tereddüde düşmemeliyiz ve sonuna kadar bu uğurda mücadele göstermeliyiz. Aksi halde yüce Allah’ın gazabına uğramak da mümkündür Allah muhafaza.
Dolayısıyla bu kıssadan bizim çıkaracağımız en önemli hisse hak ve doğruluk yolunda, Allah’ın emirlerini yerine getirme yolunda, ona kulluk etme yolunda, elimizden gelen bütün gayreti sarf edip asla ondan vazgeçmemeliyiz.
Hangi şartlarda olursa olsun biz hep böyle davranmalıyız. Çünkü bu alemde hak ve batıl daimi olarak bir mücadele halindedir.
Ve yüce Allah hakkı ve o hak yolda nasıl yürüneceğini peygamberleri aracılığıyla bizlere hem vahiyle bildirmiş hem de peygamberlerini bize örnek yaparak bunları fiili olarak, somut olarak göstermiştir.
Rabbim inşallah hepimizi bu yolda olanlardan eylesin.