Peygamberine ve Anne-Babasına Saygılı Müminler – Ayetlerde İnsan Tipleri 26.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ZaQuKBkxjPo.
Bu cüzde saygı, isyan ve itaat üzerinde durulur, bunların ne zaman doğru ve ne zaman yanlış olduğu anlatılır,
aile fertlerinin karşılıklı hak ve görevleri belirtilir. İnsanların yapıp ettikleri ile derecesi arasındaki paralellik aktarılır. Bu konuda üç örnek verilir. İnsanın Allah’a karşı görev ve sorumlulukları olduğu gibi, Allah’ın yarattıklarına karşı da görev ve sorumlulukları vardır. Allah’ın bu yarattıkları içerisinde insana en çok yakın olan ve onun üzerinde en çok hakkı bulunan anne ve babadır. Çünkü Allah Teala anne babayı insanın var olması için sebep kılmıştır. Bunun içindir ki Rabbimiz kendisine ibadetten sonra ikinci derecede anne babaya iyilik yapılmasını emreder.
Anne babaya iyilik konusunda bu cüzde şöyle bir ayet geçer. İnsana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmete katlanarak taşıdı ve zorluk çekerek doğurdu. Karnında taşıması ve sütten kesmesinin süresi 30 aydır. Nihayet çocuk olgunluğa ulaşıp 40 yaşına girince şöyle yakarır.
Rabbim bana ve anne babama lütfettiğin nimete şükretmeye, razı olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Benden gelecek nesli hayırlı eyle. Dönüp kapına başvurdum ve ben şüphesiz sana boyun eğenlerdenim. Bu konuda sevgili Peygamberimizden bir hadis zikredelim. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatır. Bir gün Peygamberimize Allah’ın en sevdiği amel hangisidir diye sordum.
Peygamberimiz vaktinde kılınan namaz buyurdu. Sonra hangisi dedim? Peygamberimiz anneye babaya iyilik etmek buyurdu. Ben sonra hangisi dedim? Peygamberimiz Allah yolunda savaştır buyurdu. Rabbimiz anne babaya asi olmayı, saygıda kusur etmeyi, hatta onlara öf bile demeyi men eder. Hele hele dinder olup da kendisine doğruluğu ve dürüstlüğü anlatan,
öldükten sonra Allah’ın insanları hesaba çekeceğini hatırlatan bir anne babaya sadece nefsani arzuları sebebiyle isyan etmek büyük bir hatadır. Anne ve babaların çocuk eğitimi, çocuğun kimlik ve kişilik kazanması konusunda önemli rolleri ve etkileri vardır. İstisnaları bulunmakla beraber ebeveynler çocuklarının da kendileri gibi inanmalarını ister. Bunun için çaba gösterirler.
İşte bu cüzde Kur’an bu genel çerçevi içinde inanan ebeveynle inkar eden bir evlat arasındaki tartışmayı tasvir eder. Hz.Ebu Bekir radiyallahu anh’ın oğlu Abdurrahman önce inanmazken sonra inanmış ve iyi bir insan olmuştur. Önemli olan anne babalarının çocuklarını sabırla, şefkatle ve asla pes etmeden doğru yola çağırmaya devam etmesidir.
Günümüzde de sosyal medya ve çevre sebebiyle çocuklar bazen hata yapmakta ve günah işlemektedir. Çocuklarının yanlış yolda olduğunu gören anne ve babaların, çocuklarına bu yolun hatalı olduğunu ve öldükten sonra hesabının sorulacağını hatırlatan sözleri çok önemlidir. Burada üslu ve yöntem de önemlidir. Doğruyu söylerken karşısındakinin inat etmeyeceği bir şekilde onu direkt suçlamaksızın anlatmak ve konuşmak gerekir.
Kabul edilsin veya edilmesin, doğrunun bu olduğu ve bir daha düşünülmesi gerektiği hatırlatılmalıdır. Bu şekilde yumuşak anlatım sebebiyle o çocuk şimdi olmasa bile bir müddet sonra doğruyu bulacaktır. Anne ve babasına itaat eden, ikram ve ihsanda bulunana ne mutlu. Allah onların ömrünü arttırsın.
Anne babasına, yeter be benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni yeniden dirilip çıkmakla mı tehdit ediyorsunuz diyen kimseye, anne babası, Allah’tan yardım dileyerek, yazıklar olsun sana, inadı bırak da imana gel, kuşkusuz Allah’ın vâdi gerçektir demekteler. Oysa bu eskilerin masallarından başka bir şey değil cevabını vermektedir.
İşte kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplulukları ile birlikte, bunlar hakkında Allah’ın azap sözü gerçekleşmiştir. Onlar gerçekten kaybedenlerden olmuşlardır. Bu ayeti kerimede Cenab-ı Hak anne baba ve evlatlarından bahsetmektedir.
Ayeti kerimenin muhtevasına göre anne baba mümin, evlatları inkârcı ve münkâr konumundadır. Anne baba evlatlarını korumak ve kurtarmak için telkin ederek, yavrucuğum evladım iman et kendini ve bütün ebedi hayatını harap etme diyerek, evladını İslam’a kazandırmaya çalışırken, evlat ise anne babasına karşı inkâr ederek şirkde ve o eski inancında inat etmeye devam etmektedir. Hatta İslam’a, Kur’an’a eskilerin masalları demek suretiyle küçümsediğini ve aşağıladığını ifade etmektedir ayeti kerimedeki ifadeler.
Anne baba evladında iman etmesini açısından ısrara devam etmekte, imana gel, inadını bırak diye telkinlerde bulunurken, evladın ise inkârına ve inadına devam ettiği ısrarla işlenir. Burada tabii anne baba ve evlat terbiyesi genel itibariyle vurgulanır. Kur’an’ı Kerim’in diğer surelerinde, aslında evlatların anne babaya itaatle emrolunduğu ifade edilir. Hatta anne babaya itaat, tevhid inancından sonra, Allah’ın birliğinden sonra ikinci sırada sayılır ve zikredilir. İsra suresinde, Lokman suresinde, anne baba evladını ancak şirke zorlarsa, inkara zorlarsa evladın ona itaat etmeyeceğini fakat, dünya işlerinde de anne babasına saygıda kusur etmeden onlarla iyi geçinmesi gerektiği vurgulanır. Bu ayette ise bunun tam tersi bir uygulama söz konusu.
Evlat, anne babanın mümin olmasına rağmen o inkârında, inadında, ısrarla, hatta aşağılamak ve küçümsemek suretiyle dine, Kur’an’a, Kur’an’ın muhtevasına, orada yer alan kıssalara, eskilerin masalları demek suretiyle küçümse dini ve aşağıladığını ifade edilmektedir. Daha öncelerinde nicelerinin gelip geçtiğini, nice topluluklarında benzer durumlarda aynı şeyleri ileri sürdüklerini ifade etmektedir. Ama Cenab-ı Hak burada inkâr edip inat edenlerin sonuçta ilahi vaade, düçar olacaklarını ve cezaya maruz kalacaklarını vurgulamaktadır. Anne baba tebliğ yapmak suretiyle, evlatlarını İslam’a kazandırmak için ellerinden gelen gayreti göstermek suretiyle sorumluluktan kurtulmuşlardır. Nitekim Tahrim suresinde Cenab-ı Hak, ey iman edenler kendinizi ve ailenizi, aile efradınızı ateşten koruyunuz diye vurgulamıştır.
Ancak hiç kimse başka bir insanı zorla inandıramaz. Kimse kimsenin ruhuna, vicdanına, aklına, iradesine ipotek koyamaz. Sadece doğruyu, hakikati anlatmakla yetinmek durumundadır. Nitekim peygamberler için de bu geçerlidir. Cenab-ı Hak, ey peygamber, sen öğüt verir, sadece öğüt vericisin.
Yani senin görevin tebliğ aşamasında biter. Sen insanları zorla hidayete getiremezsin diye buyurmaktadır. Burada da yine anne baba evladına sevgisi, canı, ciğer parası olmasına rağmen kurtulması için çırpınmakta fakat evlat son kertede kendi kararını kendisi verdiği için inkarı ve inadı tercih etmekte, dine karşı geldiğini ifade etmektedir.
Fakat dine karşı gelmek anne baba içi yansa da, canı acısa da, evladı için üzülseler de onu ilahi azaptan, ilahi cezadan kurtaramayacaklardır. Çünkü vâdi ilahi Cenab-ı Hak, peygamber oğlu olsa da kimsenin kurtulamayacağını vurgulamıştır.
Zitekîm Hazreti Nuh Aleyhisselam da kendi evladına gel iman et, gemiye bin demesine rağmen oğlu hayır ben yükseklere, dağlara çıkar su ve işte bu tufandan yükselen sulardan kurtulurum diyerek kurtulacağını iddia etmiştir.
Ve aralarına dalga girmek suretiyle Cenab-ı Hakk’ın Kuran-ı Kerim bir ifade ettiği üzere oğlu gark olarak boğulmuştur ve sular da boğularak ölmüştür. Peygamber bile kendi oğlunu kurtaramamıştır. Dolayısıyla bu ayette de anne baba çocuğunu kurtarmak için elinden geleni yapmış fakat çocuk inat ve inkârında devam ettiği için ilahi cezaya dükkâr olmuştur.
Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine’de hicretin beşinci yılında bir rüya görür. Bu rüyasında Mekke’ye girip tavaf eder ve sonra ihramdan çıkmak için tıraş olur.
Peygamberlerin rüyası vahiy olup mesaj verdiği için Hazreti Peygamber 1500 sahabesiyle birlikte ihrama girip umre için Mekke’ye doğru yola çıkar. Bunu haber alan Mekkeli müşrikler Mekke’nin 17 kilometre batısındaki Hudeybiye denilen yerde Hazreti Peygamber ve sahabenin yolunu keserler ve Mekke’ye giremeyeceklerini söylerler.
Bunun üzerine Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve sahabe-i kiram ısrar etmez ancak geride dönmezler ve Hudeybiye’de konaklarlar. Peygamberimiz Aleyhisselam Kureyş kabilesiyle akrabalığı ve onların yanındaki saygınlığı sebebiyle Hazreti Osman Radiyallahu anhı elçi olarak gönderir. Hazreti Osman’ın geri dönmesi çok gecikip aradan 3 gün geçince onun öldürüldüğü veya hapsedildiğinden şüphenindir. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem orada bulunan bir ağaç altında sahabenin hepsinden gerektiği takdirde Allah yolunda var güçleriyle mücadele edeceklerine dair biat alır.
Çünkü yanlarında savaş aletleri bulunmamakta sadece savunma amaçlı küçük kılıçlar bulunmaktadır. İşte o gün Allah Resulüne biat eden ve ölümden korkmayan bu sahabeler yakın bir fetihle müjdelenir ve şöyle övülür.
O ağacın altında sana bağlılık sözü verdikleri sırada o müminlerden Allah razı olmuştur, gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle de kendilerini ödüllendirmiştir. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Bu nedenle söz konusu biata rıdvan biatı yani Allah’ın rızasını kazandırıcı biat denilmiştir. Hz. Peygamber’in bu kararlılığı Mekke’de duyulunca Hz. Osman r.a. serbest bırakırlar. Hz. Osman gelir ve müşriklerin Mekke’ye umre içinde olsa girişlerine izin vermediklerini söyler. Ancak Hz. Peygamber kararlıdır ve oradan ayrılmaz. Mekkeli müşrikler Müslümanların ayrılmadıklarını görünce Peygamberimizle bir anlaşma yapmak zorunda kalırlar. Kudeybiye anlaşması olarak bilinen bu anlaşmaya göre Müslümanlar bu sene değil de gelecek sene umre yapabileceklerdir. Allah bu olay sebebiyle Peygamberi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi ve onun etrafındaki cesur sahabesini över, bizim de onlar gibi cesur olmamız ve İslam davasını maddi ve manevi olarak desteklememiz istenir.
O Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kafirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları Allah’ın lütuf ve rızasına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün. Secdenin tesiri de yüzlerine simaları oturmuştur. Tevrat da onlar için yapılan benzetme budur. İncildeki misaller ise bir ekindir. Çiftçileri sevindirmek üzere filiz verir, onu güçlendirir, kalınlaşır ve kendi sapları üzerinde durur. Onlar müminler yüzünden kafirler öfkeden kahrolsunlar diye böyle olmuştur. Onlar arasında iman edip dünya ve ahirete yararlı işler yapanlara Allah bir bağışlama ve büyük bir ödül vaat etmektedir.
Fetih Suresinin son ayeti, oldukça uzun bir ayet, sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın adıyla başlar. Muhammed’ün Rasûlullah, Muhammed Allah’ın elçisidir. Kur’an-ı Kerim’de dört defa Muhammed ifadesi geçer, bir tanesi burada. Burada Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz’in elçiliğinin hemen akabinde onunla birlikte olanlardan
ve onların özelliklerinden söz eder Allah-u Teala. Hazreti Peygamber Aleyhisselatü Vesselam’ın yanında, onun sohbetinde yetişen, onunla birlikte hicret eden, onu Medine’de karşılayan müminler kastedilir belki ama kıyamete kadar Hazreti Peygamberin yolunu benimseyen herkes aslında onunla beraberdir. Bu belki fiziksel bir birliktelik değildir ama gerçekte olan onun yolunda olmaktır.
Ve bu insanların özellikleri, yani Hazreti Peygamber’e tabi olan, onun yolundan giden insanların özellikleri bu ayetin temel hedefidir ve şöyle açıklar. İlginç olan bir şey daha var, Tevrat’ta ve İncil’de geçen özellikleri olduğunu da ifade eder ayet. Yani müminlerin daha kendileri gelmeden önce Peygamber Aleyhisselatü Vesselam müjdelenirken bu özelliklerinin Tevrat’ta ve İncil’de yer almış oluşu güzel bir müjdedir inanan kimseler için. Peki Allah-u Teala hangi özelliklerinden bahsediyor müminlerin? Biraz da ona bakalım. İnkarcılara karşı tavırlarının net olduğundan bahsediyor. Ne demek net tavır? Yani taviz vermezler.
Dinlerine karşı herhangi bir saldırı ile yüz yüze kalırlarsa dinlerinin daimi savunucusudurlar. Peki müminler kendi aralarında nasıldırlar? Onlar birbirlerine karşı merhametlidirler. Çünkü din kardeşliğinin gerçek kardeşlik olduğunu bilirler.
Bu kardeşliğin gereği de birbirlerine karşı sevgi, anlayış ve hoşgörü göstermektir. Müminlerin bir başka özelliği çok rükû ve çok secde etmeleridir. Bu tabi namazdan kaynaklı bir ifade yani namazı çağrıştırması yönünden rükû ve secde zikredilmiştir burada. Ama tabi mübalağ ifade eder yani çok rükû ve çok secde müminlerin temel özellikleridir.
Cenab-ı Hak onların yüzlerinde bu işareti, imanın işaretini, secdenin izini taşıdıklarını haber verir bu ayette bize. Çok güzel yani sadece iman etmekle kalmayıp bunu davranışlarına dökenlerin hallerinde çok rahat hissedildiğini karşıdan bakıldığı zaman bu mümindir denecek izlerin bedeninde, yüzünde özellikle taşındığını göstermektedir ayet bize. Ve bunu yaparken asla gösteriş hedeflemezler. Tek arzuları Rablerinin rızasına, onun lütfuna kavuşmaktır. Bu onların Tevrat’ta anlatılan özellikleridir ayet böyle ifade ediyor. Peki İncil’de nasıl bahsediliyor inananlardan?
İncil’deki temsili müminlerin bir buğday başağıdır. Buğday başağının tam da böyle artık ürün vermeye başladığı, açtığı, güzelleştiği dönemi ifade eder. Dimdik ayakta durduğu dönemi bir örnek temsil eder müminler için. Ve o müminler için kullanılan buğday başağı aslında bereketin sembolüdür.
Aslında sımsıkı durmanın, omuz omuza durmanın sembolüdür. Ve insanın ihtiyacını karşılayacak her türlü özelliğe sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İncil’de böyle anlatılan müminlere Allah’ın vadi nedir peki? Tabii ki Yüce Allah müminleri mağfiretiyle ve onlara vereceği büyük bir karşılıkla müjdelemektedir.
Mağfiret, bağışlanmak, her türlü hatadan ve kusurdan Allah tarafından gelen bir merhametle affedilmek, kendisine vaat edilen büyük ecir ise elbette cennettir. Allah bizi mağfiretine ve ecrine ulaşan gerçek müminlerden eylesin. Kur’an bir hayat kitabıdır ve hayatın her aşamasında bizimledir, bizimle olmalıdır. Müslüman oturmasında, kalkmasında, yemesi içmesinde, ticaretinde, toplumla ilişkilerinde ve yalnızken de hep Kur’an’ın rehberliğinde bir hayat sürmelidir. Bunun için Rabbimiz sonsuz merhametiyle hem Kur’an’ı indirmiş hem de onu anlamak, hayatımıza uygulamak noktasında bize örneklik teşkil edecek alemlere rahmet sevgili Peygamberimizi göndermiştir.
O ki Allah’ın elçisidir. Onun ahlakı Kur’an ahlakıdır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanlara doğruluğu, dürüstlüğü anlatırken, Kur’an’la yoğrulmuş bir ömür sürmenin gerekliliği ve güzelliğinden bahsederken, anlattığı ve ümmetinden yapmasını istediği her şeyi önce kendi hayatında uygulamıştır. Bu cüzde öyle saygın bir konumda olan Allah Resulüne karşı çölden gelen bedevilerin sert, sorumsuz ve bilinçsiz hareketleri aktarılır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem odasındayken ona yüksek sesle seslenip onu rahatsız edenler uyarılmış, onlara Peygamber yanlarına çıkıncaya kadar sabredip beklemeleri tavsiye edilmiştir.
Hazreti Peygamber çok temiz ve ahlaklı bir insan olduğu için onlara bir şey diyemez, sabreder. Allah Teala işte bu konuda insanları uyarmaktadır. Onun güzel ahlakının istismar edilmemesi, onun yanında sesin çok fazla yükseltilmemesi ve gereksiz yere rahatsız edilmemesini istemektedir. Kur’an böyle bir tavır takınanlara şöyle seslenir. Ey iman edenler! Allah ve Resulünün önüne geçmeyin! Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin! Birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın! Sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.
Bir de Allah’ın Resulü yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar da övülmüş, takvah sınavını geçmiş, büyük bir bağışlanma ve ödülle müjdelenmiştir. Elbette bu ayetler günümüz insan ilişkilerinde ahlaklı ve nezaketli bir yol tutmada bize çok şey söyler.
Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de, sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmış biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın. Ayet-i Kerime’de Yüce Allah bilmeden birilerine zarar verip de pişmanlık duymayınız diye, şayet size biri haber getirirse bunu araştırmaksızın kabul etmeyin buyurmaktadır.
Esasen bu bütün toplumlarda en fazla yaygın olan hastalıklardan biridir. Gerek dedikodu yoluyla, gerek iftira, çekiştirme ya da başka yöntemlerle, bazı olumsuz birtakım ahlaki hasletlerle insanlar bunu yapabilmektedirler.
Yani fitne ve fesat çıkaracak tarzda davranabilmektedirler. Nitekim aile içinde bile kimi zaman aile fertlerini birbirine düşüren söz ve davranışlara rastlamaktayız.
İşte Yüce Allah bizlere uyarıda bulunarak herhangi bir haber aldığınızda biriyle ilgili size bir söz getirildiğinde sakın bunu hemen alarak o sözün gereğine göre, o sözün anlamına göre davranmayın buyurmaktadır. Çünkü sonunda pişman olabilirsiniz buyurmaktadır.
Elbette ki yoldan çıkmış insanların daha çok bu tür olumsuz davranışları sergileyeceği de burada beyan edilmektedir.
Allah’a iman edenler, Allah’tan korkan kişiler Allah’ın emir ve yasaklarını tatbik edip her an onun gözetimi altında olduğunun bilincinde olanlar asla Allah’ın Kur’an’da yasakladığı, Rasulünün bizlere yasakladığı amel ve davranışları yapmayacaklardır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim bize başkalarıyla alay etmeyi, onların gıybetini yapmayı, arkasından konuşmayı, çekiştirmeyi ve fitne çıkarmayı kesinlikle yasak kılmaktadır.
Bazen gündelik hayatımızda bir komşumuz, bir başka komşu hakkında yahut okuldaki bir arkadaşımız, başka bir arkadaşımız hakkında bir söz söyleyebilmekte ve bunun sonucunda son derece olumsuz bir takım davranışlar içine girilebilmektedir.
Rahmetli Yunus Emre’nin söylediği gibi, söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz demiştir. İşte insan sözünün nereye gideceğini hesap etmek zorundadır. Konuştuklarımızı hesap etmeden konuşmamak gerekir.
Nitekim sevgili Peygamberimiz bir hadisi şerifinde,
Aynı şekilde sevgili Peygamberimiz de bizlere, başkalarıyla ilişkilerimizde kibar ve nazik olmamızı, onlara karşı iyilikle mukabelede bulunmamızı, kötülük görsek bile buna karşı sabır göstermemizi emretmiştir.
Müslümanlar olarak birbirimizin aramızdaki sevgi, saygı ve benzeri hasletlerin yayılabilmesi için açığını arayan insanlar olmamamız gerekir. Birbirimize karşı açığını ve ayıbını örten birbirimizin açığını kapatan insanlar olmamız gerekir.
Ve mutlaka bize gelen haberlerin kaynağını sorgulayarak bu kaynağın doğruluğundan emin olmamız ve bununla ilgili bir adım atacaksak, onu da yine Allah’ın ve Rasulünün emirleri ve örnekliği doğrultusunda atmamız ve problemi çözmemiz gerekmektedir.
Altyazı M.K.