Retorik ve Yunan — Homeros İlyada 9. Kitap
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FxJ4mtd9aM8.
Merhabalar kardeşler. Hemen sohbeti ayrı pencerede aç. Nasılsınız, keyifler nasıl? Evet, başlıyorum ağırdan. Bugünkü iş biraz uzun olabilir. Dokuzuncu kitap İlyada’nın ciddi düzeyde önemli kitaplarından birisi. Konuşulacak çok konu var.
Yunan’ı çok biçimlendiren retorik konusuna gireceğiz. Bunu sık duyuyorsunuz, retorik yapma falan diye herkes birbirine diyor ya. Neymiş bu retorik üzerine de kendi kanaatlerimden biraz bahsedeceğim. Bak kardeşim. Şimdi ben önce kendi retorikle ilgili kanaatimi atayım. Retorikle neyi kast ediyor? Konuşmanın üslubuyla kişiyi, muhatabı, ikna etme sanatı gibi ele alabiliriz.
Kadracım düzgün mü diye. Şöyle bakayım dedim kahvem görünüyormuş. White chocolate kopalı kap içini o. Evet. Şimdi önce ben retorikle ilgili kanaatimi anlatayım. Ben şöyle bakıyorum mevzuya. Retoriyi tamamen biçimle ilgili bir mevzu olarak ele alıyorum. Hani kim nasıl almıştır onu da çok bilmiyorum. İnsanlar ne düşünüyor retorik konusunda ama.
Bişim olarak ele alıyorum sözün içeriği değil. Düşünceyle neyi hedefliyoruz biz? Hakikate ulaşmak veya doğruya ulaşmak falan. Bişimin bununla hiç alakası olmadığını düşünüyorum. Retorik benim kanaatim sadece şu. Bir şey düşünüyorsun bu düşündüğüne karşı ikna etmek. Düşündüğün şey iyi olabilir kötü olabilir vs. Retorik sadece ikna etmek gibi. Ben böyle düşünüyorum yani. İnsanlarında nasıl ele aldığını tam bilmiyorum herkesin ne biçim verdiğini.
Böyle şey yapınca retorik şöyle oluyor. Yani fikrin kötü de olsa eğer ikna edebiliyorsan retorin güçlü ve doğru olmuş oluyor. Yani retorinin amacı sadece muhatapla ilişkili bir şey. Hakikatin kendisiyle alakalı değil. O yüzden mesela retorik yapma falan sözü de çok anlamlı gelmiyor. Herkes bir mesela retorik yapma diyor ya. Retorik bence kötü bir şey değil yani. Hani düşüncen kötüysen retorik kötü. Düşüncen iyi ise retorinin de iyi olması iyi bir şey. Yani muhatabında ikna edebiliyorsun demektir. O yüzden retorik sanki böyle full kınanan bir şeymiş gibi ele alınıyor bugün. Ben öyle ele almıyorum. Yani sözünü karşıya geçiremiyorsan görüşünün çok iyi olması. Yani görüşünün çok iyi olması tabii ki daha önemli. Hakikati bulman daha önemli. Doğruyu bulman daha önemli. Ama bunu ifade edebilmen de önemli. İfade edebilmek her zaman bir güç sonuçta. O yüzden retoriyi direkt kötü bağlamda ele almıyorum ben. Mesela işte retorik yapma filan. İşte retorik yapıyor falan diyorlar. Mesela ben herkesin retorik yaptığını düşünüyorum.
Yani retoriyi bütün halinde konuşma biçimi olarak ele alıyorum. Ve genelde retorik yapma diyen aslında kötü retorik uygulamış oluyor. Yani o da bir retorik. Ben hepsine retorik olarak bakıyorum. Konuşma biçimi filan şeklinde ele aldığım için. İlyadanın 9. kitabı komple bir retorik üzerine. Yani biliyorsun 8 kitap boyunca ne olmuştu? Akilius 1. kitapta küsmüştü. Ondan sonra Tethys’e söylemişti. Akalar kazanamasınlar. Perişan olsunlar ve tekrar dizlerime kapansınlar.
Kazanmak için. Yani kendi beraberinde gittiği ordunun yenilmesini istemişti ki gelip kendisinden ricacı olsunlar. Agamemnon ondan özür dilesin diye. Tethys gidip Zevusa dizlerine yapıp dua etmişti. Zevusa başıyla işman ederek bunu onaylamıştı. 8 kitap boyunca da sürekli savaş bir o tarafa bir bu tarafa gitti. Ama bir türlü sonuç alınamadı. 8. kitabın sonunda Troyalılar Akı gemilerinin önüne kadar geldiler. Ve Akı ordusunu mahvetmek üzere bir hale yaklaştılar.
Yani sıkıştı sıkıştı sıkıştı ve tekrar Achillus sahneye girdi. Aslında bizim okuduğumuz bu destan Achillus’un destanı. Ama 8 kitap boyunca 7 kitap boyunca hiç Achillus ile alakası bir şekilde devam ettik ki 9. kitaba gelsin diye. 9. kitap bir hedef kitap aslında. Diğer önceki okuduğumuz kitaplardaki olay yakış açısından söylüyorum. Sıkışmanın anlatıldığı ve Achillus’a konunun geldiği kitap. Burada Achillus kızgın bir şekildeyken Agamemnon elçiler gönderecek ve bu elçilerin Achillus’u ikna etmeye çalışacaklar. Retorik dediğimiz konu buradan geliyor. Farklı ikna metodları kullanacaklar. Burada uygulanan metodlar daha sonra Yunan filozofları tarafından sistemleştirilecek. Yani Homeros’da uygulanan bu retorik tipi Aristo tarafından sistemleştirilecek. Buna biz felsefe diyeceğiz. Dinle felsefenin bağıntısız olduğunu falan konuşuyoruz ya. Ne kadar bağıntılı olduğunu anlayın diye söylüyorum. Bu retorik Yunan retörini biçimlendirecek ve daha sonra da filozoflarıyla sistemleştirip kaydeler haline getirecek. Biliyorsunuz olayların veya soyut düşüncenin nesnalleşmesi yani bir şey halinde ortaya konulması, bir döküman halinde ortaya konulması uygulanmasından sonradır. Yani mantık kaydeleri Aristo’dan önce uygulanıyordu. Sonra Aristo geldi bunu bir şablon haline oturttu ve önümüze sundu. İşte yoksa mantığı bulan Aristo değildir tabi ki. Bunu sistematik bir şekilde yazan kişidir Aristo.
Aynısı bizim fıkıh usulünde geçerlidir. Fıkıh usulünü bulan İmam Şafi değildir. Fıkıh usulünü şablonlayan ilk fıkıh usule eseri yazan İmam Şafi’dir. Yoksa fıkıh yapan herkes belli bir usul yaklaşıp kullanıyordu. Retorik vesaire felsefenin diğer branşları da çoğunlukla bunun gibi zaten. Evet sorularınıza böyle ara ara bakacağım. Direkt girmeyeyim daha bir şey konuşmadık çünkü. Bu kitap biraz uzun sürebilir inşallah. Tek seferde bitirebilirim diye düşünüyorum. Evet en son Hector, Ako gemilerinin yanına kadar gelmişti. Ve onları sıkışık bir vaziyetteyken geceliyelim filan demişlerdi 8. kitabın sonunda. Troyalılar böylece girdiler nöbete. Akalarsa tanrısal bir korku içindeydi. Yani şiddetli bir şekilde korku içindelerdi. Bu ara Atreus oğlu acıyla yana yana habercileri her yanda aradı durdu. Buyurdu toplantıya çağırılmasını her biri yedim.
Yani Akakonseyi toplanıyor. Göz yaşı döküyordu Agamemnon durmadan. Şöyle dedi Argoslulara çeke çeke içini. Ağlaya ağlaya konuşuyor yani sahneyi hayal ettiğinizde aslında bizim kahraman tipimize çok uygun değil. Bizde kahramanlar ağlamazlar. Acaba bu şey hangi toplumlarda var? Bunu böyle çalışmadım da merak da ediyorum yani. Hani erkek adam ağlamaz falan şey var ya. Bu Yunan’da geçerli. Akilius’un da ilk kitapta ağladığını biliyoruz. Odysseus’un ağladığını biliyoruz. Ayas’ı yanılmıyorsam Sophocles’in kitabında ağlıyordu.
Burada Agamendon’u alıyor ve bu Yunan’da kınanan bir şey değil yani. Hıçkıra hıçkıra konuşuyor falan. Şöyle diyor. Kronos oğlu Zeus kara belalar saldı başıma. Zalim tanrı bana söz vermişti. İşmar etmişti. Ilyon’u yerle bir edip yurduma döneceğimi. Şimdi ise aldatıyor beni pis bir düzenle. Şimdi Yunan tipi sofuluk ya da dindarlık açısından düşündüğünüzde
demek ki muhtemelen Zeus hakkında zalim tanrı denilmesi, pis işler denilmesi onların sofuluğunu rahatsız etmiyordu. Muhtemelen bunu anlayabiliriz. Bu Medne-i Şölenlerde vesairede okunduğunu, şenliklerde okunduğunu düşündüğümüzde. Burada mesela geçen şeyde de konuşmuştuk. Yani kötülük problemi işte dinleri çürütür falan. Sanki bunu çürütmez ya adamlar için bu bir dert değil yani. O yüzden söylüyorum büyük yani böyle geniş din gibi bir şeyi böyle bir tenkitle iki tenkitle çürütemezsiniz yani. 10 bin çeşidi varsa bir tenkitle diyelim ki 5 binini çürüttüm ben diyebilirsin en fazla. Hepsini çürütemezsin. Hatta bir dinin içindeki görüşler içinde bu geçerlidir. Evet sayfa 25. dizede şöyle diyor. Ne çare üstün bir gücü var onun yani Zeus’u kast ediyor Agamemnon. Haydi hepimiz bu dediğime uyalım. Gemilere bize binelim. Sevgili baba toprağına kaçalım.
Troy’ı almak artık bize hayal oldu. Agamemnon burada gerçekten dönmeyi düşünüyor. Daha önce bir kere daha yapmıştı bunu ama orada biraz daha savaşanların ordunun niyetini anlamak için yapmıştı. Hatta Odysseus sizi sınıyor filan demişti. Diomedes karşı çıkmıştı dönmeye. Burada gerçekten dönme niyetinde. Yani vazgeçiyor kazanamayacaklarını düşünüyor. Burada bu esnada Diomedes sözü alıyor. Burada ilginç bir şey var. Diomedes’in bu konuşmasında birazdan açayım biraz daha. Şöyle diyor Diomedes. Önce sana çatacağı Matreus oğlu. Ey kral darılmaca yok. Darılmaca filan yok. Toplantıda bize verilen hak bu. Yani biz burdan şunu anlayabiliyoruz. Mycann toplumunu tasvir etmeye çalışıyor. Demiştik Homeros. Orada hani işte eşitler arasında en üstünü kral oluyor. Ama eşitler. Yani bizim anladığımız bir kral tipi değil bu. Bizim anladığımız anlamda bir kral pozisyonu. Böyle konuşamazsınız kralla.
Divan toplantısında falan işte mesela. Çünkü orada ağır söz söyleme hakkı var. Orada herkes bir kral demiştik Agamemnon onların başı ama ağır konuşma hakkı var. Bize verilen bir haktır bu diyor. Danoğalar önünde. Önce sen yerdin beni. Korkak dedin gücü kuru dedin bana. Neye atif yapıyor bunu? İkinci kitap ya da üçüncü kitap olması lazım.
Agamemnon ordusuna savaş emri veriyordu ve savaşa henüz çıkmamış olanların yanına gidip onları paylıyordu. Orada çok ilginç bir sahne vardı. Diomedes’i de paylıyordu. Ağır konuşuyordu. Değil mi işte. Yunan şeyindeki ağır üsluplardan birini kullanıyordu. Ve Diomedes kendisini hiç savunmuyordu. Diomedes’in yanındaki kişi. Diomedes’i savunmaya başladığında da Diomedes hayır o kraldır. Bizim ona söylediğini yapmamız gerekir. Biz orada krala itaatin teşvik edildiğini falan bunlardan bahsetmiştik. Burada çok ilginç bir şey var. Yani oradaki itaati düşündüğünüzde burada Tideus Oğlu diyeceğim şey gibi. Diomedes çok şiddetli bir şekilde karşı çıkıyor. Sebebi ne? Çok ilginç bir kurgu bence burası. Şöyle diyorum. Sana Kronos Oğlu bir değnek verdi eline. Yüceltti onurunu. Yani Zeus sana bir değnek verdi. Onurunu yüceltti. Asa verdi yani değnek değil de. Yönetme hakkını timsah eden bir asa verdi. Senin onurunu yüceltti diyor Diomedes. Ama vermedi saldırma gücünü. Asıl şeyi. Burada bu yani sen saldıramıyorsun savaşmıyorsun falan diye. Aslında Achilles’in ilk kitapta yaptığı Agamemnon’a tenkitin aynısını yapıyor. Sen savaşmıyorsun diyor. Diomedes’le aynı tenkiti yaparak. Akavullarını sen öyle pısırık ödlek sanma budala. Yani ağır üsluplar mesela.
Bunlar bizim normalde bildiğimiz krallık tipinde kullanılabilecek üsluplar değil. Yüreğinde sıla özlemi varsa bas git haydi. Biz Gürt saçlı akalar kalacağız burada. Troy’i yıkıp yok edinceye dek. Getirinceye dek Ilyon’un sonunu. Biz Tanrı buyruğuyla geldik buraya. Şimdi burada önemli bir şey oluyor. Normalde ikinci ya da üçüncü kitapta o Diomedes’i payladığında Agamemnon.
Direkt Diomedes’in şahsına saldırıyor. Ve Diomedes, arkadaş kendisi savunmasına rağmen diyor ki o bizim yöneticimizdir ve itaat etmemiz gerekir. Burada bir yöneticiye itaat olgusu vardı. Buradaysa Agamemnon Diomedes’e özel bir şeyle saldırmıyor. Geri dönmek istiyor sadece. Fakat Diomedes bunu Tanrı buyruğuna muhalif görüyor ve Agamemnon’a çok sert bir şekilde çıkıyor. O zaman burada tabi ki bir Yunan tipi dindarlık açısından Tanrı buyruğuyla yönetici buyruğu çatıştığında tercih edilecek yön belli olmuş oluyor. Değil mi?
Diomedes burada daha önce de söyledim bunu. İdeal kahraman tipini bence Akili Ustağ’ın da diğerlerinden de daha fazla veriyor. Yunan’daki ideal kahraman tipini. Bu Metin’in sonunda da bunu göreceğiz. Tavırları üzerine o yüzden ben daha konsantre oluyorum yani Yunan tipi dindarlığı anlama açısından. Bir de tabi burada şey var başka bir husus olarak.
Şurada 19. dizede zalim Tanrı bana söz vermişti diyor Agamemnon Zeus için. Basiyle işmar etmişti. Yani Zeus’un iradesini Agamemnon görmüş yani Basi ile işaret etti. Vereceğim sana ilgün dedi. Burada Diomedes biz Tanrı buyruğuyla geldik buraya diyor. O da anlıyor Tanrı’nın iradesini.
Ya bu Tanrısal iradenin sürekli nasıl anlaşılıyor olması hep bizim yani mesela bir Müslüman için hep zor yani biz bunları anlayamadık yani nasıl anladıklarını anlayamıyoruz daha doğrusu. Yani hep kehanet üzerinden miydi bu başka bir şekilde mi Tanrı buyruğunu anladıklarını düşünüyordu ama farkındaysanız herkes Tanrı’nın kendisinden ne istediğini biliyor. Böyle bir durum var. Böyle dedi o. Şimdi bu Diomedes’in konuşması Homer tarafından teyit ediliyor mu? Evet. Böyle dedi o. Beğendiler. Akavulları tekmili yani. Homer Diomedes’in konuşmasının yanına tik atıyor. Doğru konuşma. İleride zaten şurada Nestor da onu anlayacak. Yine de iyi şeyler söyledin krallara söylediğin yolunca şeyler. 59. Zide de Nestor da tik attığı için biz anlıyoruz ki bu Homer’in teyit ettiği bir dindarlık tipi. Ve Nestor ayağa kalkıyor. Diomedes böyle konuştuktan sonra.
Diyor ki övünürüm çok yaşlı olduğum için senden kimse hor göremez ben ne desem. Hor göremez kral Agamemnon bile. Yani yaşlı olmak sözünün hor görülmemesi anlamını taşıyor bir ve bir övgü şeyde sağlıyor. Bu yaşlılar meclisi filan denen şey de yaklaşık biraz buralardan köken oluyor yani.
Agamemnon’a biraz kızıyor. Saygısızlık eder soyuna, düzene, ocağına. Sen de Atreus oğlu baş ol bize. Diomedes’e birkaç nasihat de. Bundan sonra diyor ki sen de Atreus oğlu baş ol bize. Sensin kralların kralı. Haydi yemek yedir yaşlılara. Bilhassa yakışsa yakışsa sana yakışır. Herkese bir şölen düzenleniyor yani o esnada. Ordu ya yakalacak ya kurtulacak bu gece diyor. Nestor sözünü kapatırken.
Önce yiyip içiyorlar yani Nestor fikrim de söylemiyor daha şu an sözünü söylemiş değil. Nestor araya giriyor diyor ki bir şeyler kestir yedir bir şölen gibi bir şey yapıyorlar yani her zaman zaten şölen yapıyorlar. Bir şeyler kesiliyor yeniliyor ondan sonra Nestor söze girecek. Şöyle diyor yenilip içilince doyasıya yaşlı Nestor dokumaya başladı kafasındakileri. Dokumaya başlama daha öncesi yapmıştık söz ip gibi dokunan bir şey. Girişi gelişmesi sonucu olan löpstiği ortaya atılmayan bir şey.
Dokumaya başladığı kafasındakileri. Bir de Odysseus’un konuşması böyle genelde. Yani böyle çok dokunmalı hatta buradaki diğer retörik örneklerin tamamı da öyle. Üstün görünürdü onun fikri herkesinkinden Nestor’unki. Ve diyor ki Agamemnon’a buyruğunda bir yığın halk var. Değneyi yasaları verdi Zeus senin eline yönetesin çekip çeviresin diye halkı. Ya biz buradan bakıyoruz sürekli bu metinin içinde şunu artık tekrar etmeyeceğim sürekli. Agamemnon’un yönetme hakkı tanrı tarafından kendisine verilen bir hakkı. Nasıl söylemen gerekirse dinlemen de gerek diyor Agamemnon’a. Yürekten bir öğüt verirse sana biri. En önce sen getirmelisin onu yerine. Sonunda senin malın olacak o öğüt nasıl olsa. Yani ben sana öğüt vereceğim. Şimdi burada Nestor’unki de bir retörik örneği olarak sunuluyor. Onu da söylemeyin. Dokumaya başladı falan filan ve sözü çok üstündü derken bu tabi ki Yunan tipi retoriğe bir örnek kabiliğinde. Nasıl başlıyor retoriği? Önce övüyor. Bir yığın halk var sende yönetme hakkı var vesair. Bir övgüyle şey yapıyor yani pozisyonu şey yapıyor. Gönlünü hoş ediyor yani. Ondan sonra ikinci kademede benim nasihatimi dinlemen gerek. Nasihat sana fayda verir dinlersen kazanırsın falan. Yani dikkatini biraz arttırmaya çalışıyor Agamemnon’un. Ve sonra şöyle diyor. Birisi ise sen gururuna boyun eğip eğdin aldın. Horladın tanrıların bile üstün saydı adamın. Haydi vakit varken gel güzel armağanlar tatlı sözlerle alalım gönlünü. Yani birisi ise sen şeyden aldın Akili Usta’n ve bu hataydı. Şimdi seni övdüm beni iyi dinle dedim. Yani ben senin hatanı söyleyeceğim birazdan ama bu hatanı söylemem seni tahkir ettiğim için değil. Birincisi seni övmem zaten başta bu ihtimalle şey yapıyor dışarı çıkarıyor. İkincisi senin kötülüğüne değil.
Nasihat ediyorum dinlersen fayda görürsün. Üçüncüsü sen hatalıydın hatandan dön. Aslında Nestor’un retörü’nün özeti bu. Bu mesela çok kullanılan bir şeydir onu söyleyeyim. Yani bir toplulukla ilgili mesela tenkitte bulunurken filan. Özellikle daha şeyde mesela İstanbul’da filan çok yapıyorlar ben çok dikkatli bir şekilde. Ya doğru söylüyorsun abi filan deyip hani mesela çok haklısın filan diyor. Adam sonra söylediğini tam zıttığını söylüyor. Sinirlenmeyesin diye. Ya o da doğru da filan deyip zıttığını söyleme gibi bir metod aslında. Karşı tarafına bir ünsiyet kuruyorsun başta konuşmanın başında. Şöyle diyor Erler’in başbuğu Agamemnon karşılık verdi dedi ki dediklerin yalan değil ihtiyar kusurum var. Agamemnon hatasını kabul ediyor. Nestor’un retörü’yi sonrası. Yani retörü işe yarıyor. Tanrı da çıktı ondan yana akalar etti darmadağın. Tanrı da çıktı ondan yana. Bu neydi işte Achilles ağlıya ağlıya gidiyordu.
Tetis’in annesinin dizinden kapanıyordu. Diyordu ki kazanamazsınlar Tetis gitti Zeus’a ve bu olay bu şekilde bağlandı. Tanrı da çıktı ondan yana akalar etti darmadağın. Ondan sonra şöyle diyor çok ünlü armağanlar vereceğim ona. Bu armağan listesi önemli. Ne açıdan önemli? Yunanlarda ne değerliydi kıymetli olan neydi? Sayıyor işte ateşe değmemiş 7 tane 3 ayak. Bu böyle sehpa gibi bir şey. 10 külçe altın.
Şurası çok ilginç 20 tane pırıl pırıl leğen. Şimdi anakronik biz mesela şey diyorum anakronik okumayacaksın. Metin’e anakronik okuyorlar anakronik yaklaşıyorlar filan. Aslında mesela bu şöyle düşünün yani bir anlık böyle bir halüsinasyon kurun kafanızı. Bir 20 saniye. Bu bir Kur’an ayeti olsaydı. Tamam mı? Bir şey anlatıyor olsaydı. 20 tane leğen ne? Saçma sapan bir şey. 20 leğen ne koca kral başka bir krala hediye gönderirken onu ikna etmeye çalışırken 20 tane leğenden bahseder mi? Anakronik okumak budur.
Tamam yani. Bu çağa geldiğinizde sanayi devrimi öncesinde bunları üretmek kolay değildi. Bunların hepsi bugün çok ucuz şeyler altın hariç. Ama ne kadar büyük bir anlam ifade ettiğini anlayın. Çünkü bu saydığı liste Armağan listesi Agamemnon’un saydığı Armağan listesi cidden çok büyük bir liste. Armağan Hoca şeyle kıyaslamış güzel. Priam’ın mesela Priamos geliyor Hector’ın cenazesini almak için Achilles’a şeyde bulunuyor. Armağan bahadinde bulunuyor mesela. Orada iki tane üç ayak şey yapıyor.
Orada üç üç ayak var. Pardon yedi tane üç ayak var. Orada bir tane kazan var. Burada on iki tane leğen var. Yani Priam’ın bütün servetini döktüğünde bile olandan daha fazla kat kat fazlasını veriyor burada. Bu önemli bir liste yani. Bir de adamlardan ne değerli ne az bulunuyor ne zor bulunuyor. Onu anlamak açısından da kıymetli. Sonra diyor ki ödül kazanmış sağlam ayaklı on iki at. Yani sıradan at da değil. Her biri ödül kazanmış. Bu şeyde olan fakir ve altından yoksul sayılmayacak. Yani ganimetsiz kalmayacak.
Çünkü ganimetle ilgili de bir tartışmaydı biliyorsunuz. Agamemnon birisi Akelius’un payı olmasına rağmen almak istediği için küsmüştü. Ganimetsiz kalmaz artık bundan sonra. Ondan sonra Yedirlesposlu kadın vereceğim. Elleri her işe yatan. Tabi burada kadın iki şeyden yunanlar için kıymetli oluyor. İki özelliği kıymetli oluyor. Zaten burada kimi anlatırken şey yapıyordu.
Ama şurada yunanda kadının fazileti gibi bir… Yani hangi tip kadının… Aslında her çağda da aynı. Çok büyük bir fark yok da. Hangisinden bahsederken… Evet. Mesela 389. dizede Akelius bu kadın şenire ederken diyor ki… Atreus oğlu Agamemnon’un kızını almam. Güzellikle altın Afrodite’yi geçse el işlerinde gök gözlü Athena’ya benk olsa.
Yani iki tane önemli… Yunanın için kadını da önemsedikleri iki tane özellik var. Birincisi Afrodite timsal ettiği güzellik. Diğeri Athena’nın timsal ettiği örgü işleri, ev işleri ve benzeri işler. O yüzden burada Lesboslu’larda elleri her işe yatan, yatkın… Yani gibi bir vurgu var. Ondan sonra devam ediyor Agamemnon. Burada da bırakmıyor. Biriseyiz kız da olacak içlerinde. Bir büyük ant içeceğim üstüne ki çıkmadım yatağına. O kızın olmadığı kadınla erkek arasında bir birleşme.
Yani biriseyiz ile bir ilişki de yaşamadım diyor. Geride iade edeceğim onu. Üstüne işte yedi Lesboslu kadın ve diğer şeyler paralar vs. atlar filan. Priam’ın büyük ilini yağma edersek yani İlyon’u yağma edersek… Doldursun gemilerini altınla Tunç’la. Argoslu Helena’den hemen sonraki en güzel 20 Troyalı kadını alsın kendisine. Dönersek bir gün yeryüzünün memesi olan Argos’a… Damadım olsun benim o. Orestes’e denk sayacağım onu.
Yani kendi öz oğlum gibi sayacağım. Orestes biliyorsunuz Agamemnon döndüğünde öldürülüyor karısı tarafından. Orestes de onun intikamını alıyor. O oğlu onunla denk sayacağım diyor döndüğü zaman. Üç tane kızım var sarayında ağırlık vermeden alsın istediğini. Yani hiçbir başlık vermeden üç kızımdan birini alacak. Hangisini istiyorsa damadım olacak yani. Üstüne Çeyiz vereceğim yani Drahoma vereceğim. Bu da bunlar büyük miktarlar onu söyleyeyim yani. Muhtemelen de bu başlık parasıyla Drahoma yani Çeyiz birbirini karşılayacak miktarlardır diye tahmin ediyorum.
Yunan’da böyle hediyeleşmede denk mukabil olma şeyi gözetiliyor. Yedi tane de bakımlı il vereyim. Şehir. Şu şeyde vardı ya. Ulaa unuttum şeyi. Neyse o vereceği illerde de koyunu sığırı bol insanlar oturur orada. Yani zengin insanlar oturur. Demek ki iller bu şekilde verilebiliyordu. Ya bu senin olsun falan diye. İnsanlar da kabul ediyordu teba.
Şeydeki gibi yani bizim bu filmlerde satarım köyü falan gibi yani. Hop. Böyle de tuttum ki. Buyruğu altında bol vergi ödeyecekler. Şimdi baya bir şey saydı. Mal saydı, at. İşte kadınlar bir de şu ilginç mesela. Kızıyla evlendirmeyi düşünüyor. Ama aynı adama tam 28 tane şey. Cahriye şey yapıyor. Kendisi ayarlıyor yani. Demek ki böyle bir şeyleri de olmuyordu adamları.
Yani bunu garipsemiyorlardı. Yani kendi kızıyla evlendirecek adamı 28 tane cariye veriyor kendisi. Ondan sonra şehirler veriyor 7 tane falan. Atlar vesaire. Her şeyi veriyor yani. Öküz gibi armağan. Hayvan gibi bir şey yapıyorsunuz. Bir hades var dünyada tek. Yola gelmeyen inadı inat. İnsanlarca en kötü tanrıdır o. Yani hadesin inadı inattır. Ve insanlar bu yüzden onu sevmezler.
Hadesinin inat olması ne? Oraya giden geri dönemiyor. O manadır muhtemelen. Şurada Haydi başeyisin akilius dinlesin beni. Hem ondan üstün bir kralım hem yaşlıyım. Şimdi burası son kısım. Burayı Odysseus naklederken elçi olarak gittiğinde. Yani şu an elçilere konuşuyor. Bu şekilde bu mesajı iletin gibisinden. Odysseus gittiğinde bu iki satırı söylemiyor. Haydi başeyisin akilius dinlesin.
Geri kalan tamamını aynı şekilde naklediyor. Bu ikisini nakletmiyor. Çünkü burası muhtemelen akilius’u sinirlendirirdi. Odysseus bunu nakletmediği için. Yoksa bence burası çok da sinirlendirilmiş gibi gelmiyor bana. Başeymek yani. Çok mu gıdıklardı? Hani Agamemnon’un asası zaten akilius’un asasından daha üstün. Ve yöneticilik hakkı var. Bu gıdıklar mıydı akilius’u bilmiyorum. Ama Odysseus nakletmediği için bu anlam çok zayıf değil. Odysseus nakletseydi ben hiç şey yapmazdım burada.
Düşünmezdim yani. Kimler gidiyor? Üç tane elçi gidiyor. Akilius’u bunlarla ikna etmeye. Phoenix, Ayas ve Odysseus. Buraya kadar söyleyeceğiniz bir şey var mı? Bu öğrendiklerimiz günlük hayatta ne işimiz verecek? Ve üç tane elçi gidecek. Bu üç elçiyi retorin farklı yönlerini, farklı şekillerini kullanacaklar. Ve konuşmaları da önemli. Nestor öğüt verdi hepsini diyor bu elçiler çıkmadan önce.
Odysseus’u kışkırttı en başta. Ne yapın ne edin, Pelos oğlunu yani akilius’u kandırın dedi. Kandırın burada çevirdeki kelimen tam ne olur bilmiyorum ama. Retorikle ilgili girişte söylediğim şeylere baya bir işaret ediyor. Gaye bu yani ikna etmek. Doğru veya yanlış. Doğru veya yanlış olması çok önemli değil. Artık savunduğun şeyin doğru mu yanlış olduğunu teyit edecek şeyin dışındasın. İkna etmeye geçtin pratiğe döktüğün işin yani. Evet, Mimidonların barakalarına, gemilerine buldular orada akilius’u.
Çalgısını çalıyor inceden inceye. Akilius bir çalgı çalarken geldi yanlarına. Şurası şey yani Yunanlı tasvirleri. Patroclus oturmuş karşısında ses çıkarmadan bekliyordu bitirsin diye türküsünü. Burada vazo tasvirleri falan genelde patroclusun işte biraz daha kadınsı filan yattığı şeyinde. Biliyorsunuz şeyde Atina’da şey konuşuluyor.
Yani patroclus ile akilius arasında homoseksüel bir ilişkinin varlığı konuşuluyor Atina’da. Hatta bu genelde böyle de yorumlanıyor. Ama bu Homer’de böyle mi yoksa sonraki Atina toplumunda bu ilişkinin onaylanmasından dolayı mı böyle yorumlanıyor? Şimdi ben bunu mesela şeyde ilk bu metni ikinci kere okuduğumda birkaç sene önce Erman Hoca’ya mail atmıştım o zaman.
Yani dedim bir de metin içinde şeyler var bazı muallak noktalar var. Şimdi mesela biz buna Erastes ve Eromenos deniyor. Yani bir erişkin erkek ve bir nasıl diyeyim ergenlik çağında bir çocuk. Genelde yani Yunan tipi homoseksüellik eşit yaştaki insanlar arasında olan bir şey değil. Erişkin bir erkek ve ergen bir çocuk. Oğlancı filan diye zaten Spartalılar aşağılarken bu yüzden aşağılıyorlar. Çünkü bu ergen yaştaki çocuk sakalları çıktığında artık bu ilişki kınanır bir halde oluyor. Bir diğer yönü gene çok yanlış bilinen noktası bunlar arasındaki temas toplum tarafından onaylanıyor değil. Bunlar arasındaki ilişki nasıl diyeyim bir böyle aşk şeklinde filan el alınıyor ama buradaki aşk da bizim tam el aldığımız bizim bildiğimiz aşk manasında cinsellik yüklü bir manada değil. Ama şey de değil yani böyle tamamen alakasız hani yetiştiriyorum filan tarzı bir şey de değil. Mesela burada temas çok genç erkek açısından çok kınanan bir şey. Onu aşağılayan bir şey olarak algılanıyor. Yani temas oluyor mudur bilmiyorum ama genelde kınanıyor. Vazo tasvirlerinde filan var ama ne derece sık onu kestirmek zor.
Bu tarz bir ilişkinin Akilius ile Patroklos arasında olduğunu Atinalılar düşünüyorlar. Burada bir kaç problem var. Yaşı büyük olan Erovenos burada daha şey durumda hakim durumda bu ilişki tipinde. Buradaysa Akilius’un yaşı şeyden küçük Patroklos’tan küçük. Bunu bir kaç şeyden anlayabiliyoruz yani bir kaç yönden anlayabiliyoruz nereden anlayabiliyoruz.
Birincisi Patroklos sakalları çıkmayacak kadar küçük bir yaşta değil. Çünkü buraya gelmeden önce bir cinayet işlemiş cinayet işlediği için o bölgeden kaçmak zorunda kalmış filan filan. Ve sonra Turva’ya gelmiş. Turva’da 10. senedeyiz. Belli ki yaşı büyük yani bundan öncesinde bir cinayet işlediğine göre. O zaman da belli bir yaşı vardır. Ve Patroklos’un yaşının küçük olmadığını biliyoruz. Yani buradaki Erastes pozisyonunda o işte ergenlik çağındaki çocuk pozisyonunda olmasın pek mümkün değil.
Görüntü öyle. Bir diğer yön Akilius’un yaşı küçük duruyor. Yaşının küçük olduğunu nereden anlıyoruz? Gene aynı metrin içinde Phonix seslenirken şeyde. Nerede? Ya birazdan geleceğim zaten oraya da niye bu kadar şey yapmış. Ha şöyle diyor 437. dizede. Peleus gönderirken seni Pitya’dan Agamemnon’a yanında gönderdiydi beni de.
Yani Akilius’un babası Agamemnon’a gönderirken Troia Savaşı için yanında beni de göndermişti diyor. Bakıcısı bu. Konuşan Phonix. Ufaktın bilmiyordun insanlara kıyan savaşı. Katılmamıştın ün veren toplantılara. Onun için yolladığı yanında beni, yanında da beni. Bütün bunları sana öğreteyim diye. Yani Lala’sı çok küçük olduğunu Troia Savaşı’na gelmeden önce ve Troia Savaşı esnasında muhtemelen büyüdüğünü anlıyoruz. O zaman buradan Erastes pozisyonundaki şey oluyor.
Akilius oluyor. Patroklos şey oluyor. Yunan vazo tasvirlerinde de Akilius’a bunu yakıştıramadıkları için yani oradaki biliyorsunuz feminen rol kınanır şeyde Yunan’da. Kadın gibi olmak bir tahkirdir. Yakıştıramadıkları için Patroklos’u genelde öyle tasvir etmişler. Ama orada da bu sefer Homeric, Metin’in içinde uyumsuz oluyor. Yani Metin’le uyumsuz oluyor.
Bu ilişki acaba yani bu ilişki tipleri Yunan’da daha sonradan ortaya çıktı da bunu geriye doğru bir okumayla Homer’e mi yaslamaya çalıştılar bilmiyorum. Çünkü burada bir de şöyle bir yön var. Tabii bu direkt Homer’deki, şey direkt Yunan’daki Erastes Eremenos ilişkisini dışlamaz. Ama Akilius’la Patroklos’la aynı yerde yatarken yanlarında kadınlar var. Kadınlarla yatıyorlar.
Yani Homer’de bu olmayabilir ve daha sonra Yunan toplumuna yerleşmiş olabilir. Bu Yunan tipi eşcinsellik konusunu müstakil bir video ile de inceleyebiliriz daha detaylı bir şekilde. Onu orada tekrar konuşabiliriz. Ama buradaki Metin’den böyle tasvirler yapılıyor. Onu bilmek gerekiyor yani. Evet. Elçileri görünce şaşırdı Akilius. Fırladı yerinden, elinde çalgı kalktı ayağa. Hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Bu geliş dostça herhal. Büyük bir derdiniz mi var ki? Öfkeliyim ama çok severim sizi. Elçileri güzel karşılayan Akilius. Patroklos’a dedi ki, şarabı koyu kar. En sevdiğim adamlardır çatımın altına gelenler. Mesela bakın buradaki ifadeler de biraz değişik. Mesela yaş şeyinden baktığınızda aslında bu ilişkide yaşı küçük olan büyük olana hizmet eder. Yani onun hizmetini de görür. Burada Patroklos işi hizmeti görüyor. Bu da biraz tersini aslında o şeyle. Şarabı koyu kar ifadesi demek ki bu şarabın kalitesini belirleyen bir şey biraz daha sulandırıyorlardı falan anlaşılan. İki tas getir. En sevdiğim adamlardır çadırımın altına gelenler. Patroklos da dinledi onu. Ondan sonra burada etleri tuttu. Akilius kesti. Güzelce doğradı ve şişlere geçirdi. Akilius kendisi hizmet ediyor ev sahibi olarak. Burada misafir bakın. Konuşmadan önce bir ağırlama yemek yedirme falan durumu var.
Bu mesela şeyde de var. İbrahim aleyhisselam mesela melekler geldiğinde misafir şeklinde geliyorlar. Tam ayetteki ifade femalebite olması lazım. Vakit geçmeden hemen bir buzağa getirdi İbrahim aleyhisselam. Sonra o elçiler yemiyor falan. İbrahim aleyhisselam yememelerinden kuş kullanıyor falan. Bu bir şey yani adap antik toplumlarda. Önce karnı doyursun ondan sonra derdini anlatsın.
Yenilip içilince doyasıya Ayas işaret etti Foynix’e tanrısal Odysseus bunu gördü doldurdu tasını kaldırdı ve Akilius’a yani. Onlar demek ki bardağı kaldırıp konuşma gibi bir şey böyle bir adet varmış. Burada şimdi Odysseus’un retoriyi başlayacak. Buraya kadar bir şey var mı? Şöyle diyor Odysseus. Sağ olasın Akilius. Şölen’den herkes aldı payını. İkna bağlamında okuduğumuzu unutmayın. Şölenler herkes aldı payını. Ne Atreus oğlu Agamemnon’un barakasında ne de burada şimdi yoksun kalmadı hiç kimse. Yani bir giriş yapıyor hem elçilik yaptığını şuan ifade etmiş oldu. Yani biz buraya geldik ama Agamemnon’un yanından geliyoruz haberin olsun demiş oldu. Hem de Agamemnon’la Akilius arasında bir benzerlik özdeşlik kurmaya çalıştı ilk şeyde.
Ve sonra bir büyük bela var karşımızda. Ödümüz kopuyor gel kurtar bizi ben atlı atlı okuyorum. Vurgulu olan yerleri 228 ile 235 arası şu an okudum yerler. Gel kurtar bizi taşkın canlı Troyalılar bize saldırdılar vesaire bütün gücüyle şişinen hektor kudurmuş gibi birkaç tane şey kullandı burada. Bir bizim sana ihtiyacımız var yardım et. Duygularını kamçılayacak ya şey Akilius’un. Bizim sana ihtiyacımız var gel kurtar bizi. Hani sen çok güçlü bir adamsın falan bunu şeyler yapar kadınlar retorik olarak çok yaparlar erkekleri değil mi? Yani sen işte beni kurtarır mısın filan zayıf olduğun zaman o şey kabarır ya his kabarır ya içinde ona bir şey yapıyor. İki taşkın canlı Troyalılar bir düşmanımız var ve büyük gücüyle şişinen hektor o düşmanımız şişiniyor kabarıyor. Orada da bir şeyin Akilius’un tepkisel nefretini celbetmeye çalışıyor. O duygusunu kamçılamaya çalışıyor.
Ondan sonra tekrar kendini acındırıyor 245. Ya kaderimizde ölmek varsa şu Troyada at besleyen Argos’tan uzak yorgun akaları düşünüyorsan birazcık. Yani burada ölürsek uzakta çok kötü değil mi bizim için falan. Ve bir metot olarak daha 250’de Peleus yani babasının konuşmasını canlandırarak yani üçüncü kişi olarak şey yapıyor.
Gene Akilius’un o duygusunu bu sefer yani babasına itaat babasına olan sevgisini filan kullanıyor. Bu çok güçlü bir retöriktir ben onu da söyleyeyim yani üçüncü bir kişiyi seslendiriyorsunuz ve o üçüncü kişi hitap ettiğiniz kişi için bir anlam ifade ediyorsa orada tabi duyguyu kamçılamak daha kolay oluyor. Şöyle diyor baban seni Pittiye’den Agomenon’a gönderdiğinde dostum sana neler söylemişti oğlum demişti. Bak şimdi oğlum demişti. Atene ile here isterlerse versinler sana gücünü ama sen ulu yüreğini göğsünde gemle yumuşak ol demişti tatlı ol. Acılar kaynağı kavgadan uzak dur. Argos’luların delikanlıları yaşlıları sayarlar seni ihtiyar böyle öğüt verdiydi sana. Yani bu şimdi muhtemelen kendi dilinde okuduğunuzda çok güçlü bir retorik olduğunu tahmin ediyorum. Tercümesi bile güçlü sayılır yani. Ama Yunan retorinin yani tamamen şekillendirdiğini düşünüyorum ben. Güçlü bir şekilde şekillendirmiş olmalı çünkü Metin güçlü zaten tercümesi bile güçlü yani. Ondan sonra işte şeyin armağan listesini söylüyor o desiyorsa şunları şunları şunları verecek sana ve orada sondaki şeyin Agomenon’un artistlik yaptığı kısmı söylemiyor. Yeter ki sen bastırasın öfken diye bunları verecek. 300. dizedeyiz. Atreus oğluna armağanlarına yine de artarsa öfken hiç olmazsa bitkin düşen akalara acı sayacaklar seni bir tanrı gibi. Bu sefer de başka bir hissini oynuyor. Seni bir tanrı gibi sayacaklar. Büyük bir ün sağlayacaksın onlara. Aslında ne için gelmişti buraya? Ün için gelmişti değil mi Achillius?
Yani Thetis ilk savaşa gitmeden önce Achillius’a bir tercih sunmuştu. Ya gideceksin ve öleceksin büyük şan sahibi olacaksın. Hiç unutulmayacaksın ya da gitmeyeceksin mutlu bir şekilde sonsuza kadar yaşayacaksın. Ama ünün olmayacak. Achillius ünü tercih etmişti ve savaşa gelmişti öleceğini bile bile.
Burada o vadi veriyor zaten. Hatta Achillius yine ünü yüksek olsun diye bizim ordumuz yenilsin anne diye dua ettirmişti Zeus’a. Mevzu aslında hep ün.
Bunu da vaat ediyor şey yani Odysseus. O duyguya da bir kamça atıyor. Sayacaklar seni bir tanrı gibi büyük ün sağlayacaksın onlara. Hector’u ele geçirmenin işte tam sırası gözleri dönmüş onun kudurmuşçasına. Danoğalar içinde diyor. Yok bana denk bir yiğit. Baya bir duygu karmaşası yapıyor aslında. Hector işte diyor ki hiç kimse yok. Danoğalar içinde falan seni de katmış oluyor içine. Hacı falan diye. O duyguyu da kamçılıyor. Aslında son şeyde 299 ile 306 arasında yaklaşık iki sayfa boyunca yaptığı retörin bütün unsurlarını tekrar ediyor. Peleus’un konuşması hariç hepsini tekrar ediyor. Bizi acı ün kazanacaksın. Tanrılar gibi olacaksın yani çok büyük olacaksın. Hector, Ragıcıkkap bunların hepsini aslında bir harman son özet gibi geçiyor.
Achilles’un konuşması daha değişik. Achilles farklı bir profil. Şöyle diyor. Her birinin girişinde retörine cevap verirken Achilles şöyle karşılık veriyor. Çok akıllı Odysseus tanrısallı ertesi oldu. Yani tamam güzel hani övüyorsun sen iyi bir adamsın hoş bir adamsın.
Bin dereden su getirip şişirmeyin kafamı. Direkt bodozlama bu. Bu içeradalı insanı. Tamam güzel. Sivaslı, Kırşehirli, Konyalı böyle konuşuyor. Direkt bodozlama. Bin dereden su getirip şişirmeyin kafamı. Ne yapmak istediğimi ne yapacağımı söyleyeyim size dobra dobra. Hades kapılarından tiksindiğim gibi tiksinirim. Yüreği başka sözü başka adamda.
Bu ifadenin Odysseus’a tenkit olma ihtimali. Yani Odysseus aslında böyle bir profil değil mi? Hileli bir adam. Genelde fikirleriyle sözleri arasında tam bir korrelasyon olmayan bir tip.
Achilles farklı bir profil. Odysseus farklı bir profil. Achilles aslında birazda Sparta tipi kahramanı sanki temsil ediyor. İşte hani bileğiyle iş yapan. Odysseus birazda Athena tipi konuşkan falan. Diplomat yani. Ve baya bambam konuşuyor.
Ben doğruyu söyleyeceğim size. İçimden gelenim. Agamemnon kandıramaz bundan böyle hiç kimseyi. Değeri bilinmiyor canla başla dövüşenin. Ben çok dövüştüm diyor yani. Geride kalanla savaşan aynı şeyi aldı. Ondan sonra şurası biraz şey. 326’ta El’in karıları için dövüştüm durdum. Yani Helena için dövüşmeye geldim ben buraya diyor.
Bereketli Troyanın çevresinde yıktığım 11 ili. Onlardan neler neler aldım. Hepsini Atreus oğlu Agamemnon’a armağan ettim. Geride gemileri yanında beklerdi o. Azını dağıtır, çoğunu alıkordu kendine. Yani Agamemnon savaşmadığı halde o şey getirdim armağanları Agamemnon’a verirdim. O da çoğunu kendine alır azını bırakırdı. Elini sürmedi hiçbirine. Aldı yalnız benimkini. Yani benim payımı aldı. Birisahis’i aldı. Aldı gönlümün sevdiği kadını elimden.
Aslında birisahis sıradan bir cariye tipi bir şey değil. Belli ki Achillus ona karşı bir sevgi besliyor yani özel bir sevgi besliyor. Gönlümün sevdiği kadını aldı elimden diyor. Güzel saçla Helena uğruna değil mi? Biz buraya neden geldik koca bir ordu? Helena için gelmedi mi diyor. Bir Atreus oğulları mı sever karlarını? Yani siz beni buraya Helena’yı kurtarmak için getirdiniz kendi karınız için. Bir tek siz mi seviyorsunuz karınızı? Benim birisahis’i aldınız elimden falan.
Sever korur karısını duygulu akıllı her adam. Burada Yunan içinde kadınla ilgili ilk defa olumlu bir şey okuduğumu söyleyebilirim uzun zaman sonra. Sever korur karısını duygulu akıllı her adam. Kazanmıştım ben onu kendi kargımla diyor.
Ondan sonra diyor ki hadi Odysseus o seninle öbür krallarla gemilerden uzaklaştırmaya baksın kızgın ateşi. Bak burada Odysseus da kattı işin içine biraz aşağılıyor Achillus değil mi? Seninle öbür krallarla gemilerden uzaklaştırmaya başlasın kızgın ateşi. Hadi hem senle hem de diğerleriyle becersin bakalım ben olmadan.
Aslında bütün 8 kitap Achillus’a şunu söyletmek içindi. Sabah tan beri 32 gündür konuşuyoruz bu kitabı. Bütün konuştuğumuz şey bunun içinde Achillus bunu söyleyebilirsin diyeydi. Bensiz de birçok işler becermiş o. Bir duvar yapmış derin bir hendek kazmış önüne. Kazıklar çakmış kenarına hendekin. Ama durduramıyormuş adam öldüren Hector’un gücünü.
Yani oraya bir sur yapıyorlar ya. Onunla dal geçiyor. Böyle böyle şeyler yapmış ama Hector’un gücünü durduramıyormuş. Ben varken Hector çıkamadı surlardan dışarı. Gelemedi batı kapılarına, meşe ağacına kadar bile. Bir gün orada beni beklemişti. Tek başıma saldırmıştım ona. Güç hal ile kurtulmuştu elimden. Tanrısal Hector’la bir daha dövüşmek istemem. Yarın kurbanlar keseceğim Zeus’a, bütün Tanrılara. Gemilerimi iyice yükleyip denize indireceğim. Sabah olsun da onları bir gör. Canla başla kürek çeken ellerimi bir gör. Bu dediklerimi git, yani ben döneceğim diyor yarın sabah olduğunda. Bu dediklerimi git bir bir ona söyle. Herkesin içinde söylesin de içerlesin akalar. Bilmezsin o ne utanmaz arlanmaz adamdır. Bilmezsin ne it oğlu ittir o.
Ne ama bunu diyor ki. Bu it oğlu ittiri de nakletmiyor Odysseus. Agamenin ona gidip sözleri naklettiğinde burayı da nakletmiyor. Ya mesela bu nakletmiyor kısmını dikkat etmezseniz, Metin geçiyor mesela ama nakletmemesi huzusuna dikkat etmezseniz aslında Odysseus profili kafanıza böyle canlanıyor biraz.
Armağanlarının değeri yok gözümde kıl kadar. Elindeki malın ileride kazanacaklarının verse 10 katını 20 katını verse her evi hazinelerle dolu her kapısından atlı arabalı 200 er geçen 100 kapılı mısır ilini. Bana mısırı bile verse. Bırak şeyi verdiği şeyleri. Armağanlar verse kum taneleri gibi çok. Aslında şeyin Akilius’un retoriyi daha güçlü değil mi diğerlerinden? İlginç bir şekilde direkt söylediği için herhalde kalbindekini söylüyor olduğu için daha güçlü herhalde. Ödemeden bana ettiklerini yani Armağanlar verse kum tanesi gibi çok ödemeden bana ettiklerini. Bu ne? Bir, Akilius’un şanını düşürdü ve bu şan sadece Armağan’la kazanılabilir bir şey değil. İki, bunu Ermen Hoca söylemiş hoşuma gitti. Dizine kapanmasını ve özür dilemesini isteyecek. Tethys’in dizine kapandı çünkü. Tethys gitti Zeus’un dizine kapandı. O da Akilius’un aynısını yapmasını isteyecek. Ödemeden bana ettiklerini. Atreus’u oğlu Agamemnon’un kızını da almam. Güzellikte altın Afroli teyi geçse, el işlerinde gök gözlü Athene’ye denk olsa yine de almam onu.
Ve şurası da güzel. Canın yerini hiçbir şey tutamaz dünyada. Yani savaşacağım ölebilirim. Ne Armağan ne iş anlam ifade eder ki. Ama ne savaşla geri gelir ne parayla can. 408. dizeleyiz. Dişlerin arasından bir çıktı mı canın? Dişlerin arasından canın çıkmasın.
Yunanda o psikolojik ruh, nefes, son nefes. Aset bununla ilişkili. Ağızdan çıkan bir şey can. Ve nefes ruh ilişkisi genelde buralardan geliyor. Hatta bu bütün dinlerde kurulan bir bağıntı güçlü bir şey yani antik toplumda.
Evet. Ve annesinin ona sunduğu o şeyi söylüyor. İkilemi.
Anam, güçlü, gümüş ayaklı Tetis bana demiştir ki iki ayaklı kader götürecek beni ölüme. Burada kalır savaşırsam, Troya’nın çevresinde tükenmez bir ün var, dönüş yok. Dönersem yurduma sevgili baba toprağına, ünüm olmasa da çok yaşayacağım, ölüm öyle kolay veya ölüm öyle çabucak gelip çatmayacak.
Şimdi Akaların başlarına götürün şu haberi. Habercilerin en büyük görevi bu. Kurtarmak için gemilerini, Akavurdusunu düşünüp bulsunlar bir başka yol. Boşa gitti son çare de nasıl olsa. Ben burada onlardan uzak, öfkemliyim. Phoenix isterse burada kalır, yanımda yatar. Phoenix babası şey olduğu için, lalası olduğu için yanında kalır. Siz gidin diyor. Bunu haber verin Akalar’a. Evet şimdi Phoenix’in şeyi başlayacak hitabı. Buraya kadar söyleyeceğiniz bir şey var mı diye bakalım. Buradaki elçi mantığını da bir kurcalar alırsa herkes elçi olamıyor. Elçi olan genelde bazı özellikleri sahip. Buradaki elçiler şey, Odysseus doğal elçi yani adam direkt elçi olmak için var. Phoenix yakınlığından dolayı. Lalası ve bir ünsiyeti var. Ayas da Achillus’dan bir sonraki en büyük kahraman olduğu için muhtemelen tercih ediliyor. Aynen. Achillus değil mi bütün argümanlar içinde tutmuş kustu hepsini. Bu tamamen olur.
Elin karıları derken Helena’yı kastediyor. Bir dakika çoğulma acaba Fil. Bakalım tekil olması sadece Helena olsaydı şey olmazdı diye ama.
Yani Helena’yı kastediyor gibi ama Fil çoğulsa o zaman başka şeyler düşünürsün. Fil çoğulsa ganimet olan esir kadınları falan kastediyor olma ihtimali. Onları veriyor ya Agamemnon’a falan. Onu kastediyor olabilir. Fil’in şeyine göre değişir muhtemelen. Achillus da çok kinder adammış. Ay ay.
Böyle dedi. Ses çıkaramadı hiç kimse. Hepsine dokunmuştu onun böyle sert konuşması. Yani biraz ağırlarına da gitti elçilerin. At sürücüsü Phoenix aldı. Söz aldı ağlaya ağlaya. Aka gemileri için baya ödü kopuyordu.
Phoenix onun şeyi lalası yani onu büyüten adam. Diyor ki 435. dizede.
Gemileri ateşten korumak istemiyorsan burada nasıl kalırım yavrucuğum sensiz tek başıma. Peleus gönderirken seni Pitya’dan Agamemnon’a yanında gönderdiydi beni de. Ufaktın bilmiyordun insanlara kıyan savaşı. Katılmamıştın ün veren toplantılara. Onun için yolladığıydı yanında beni. Bütün bunları sana ben öğreteyim diye.
Yani sen ufacıktın buraya geldiğimizde bunları bilmiyordun bunları sana ben öğrettim. Burada Phoenix neyi işaret ediyor retorik bağlamında. Benim senin üzerinde emeğim çok acı. Dinle beni filan. Kırma beni. Çok emeğim var sana. Ve kendi şeyini anlatıyor kendi hikayesini anlatıyor. Çok bizimle alakalı mı bu hikaye. Gene şey yapalım okuyalım. O gün babamla kavga etmiş kaçıyordum diyor. Güzel saçlı kapatması yüzünden kızmıştı bana. Onu seviyor insandan saymıyordu asıl karısını yani annesini. Bu Phoenix’in hikayesi. Babası bir cariye çok düşkülmüş. Bundan dolayı ailesini kırıyormuş. Ve kendi annesini saymıyormuş. Anamsa dizlerime kapanır yalvarırdı bir teviye. Ne olursun derdi yato karıyla yani cariyeyi kastediyor.
Yaşlı baban, yaşlı babandan iğrensin soğusun. Öyle yaptım ama babam anladı işi. Yani annesi diyor ki babanın cariyesiyle yat. Bundan dolayı iğrensinler. Yaptım bunu diyor babam anladı bunu. Lanetledi beni. Yalvardı uğursuz erin hislere. İntikam şeylerine yani. Ne olur dedi vermeyin kucağıma torunumu. Yani muhtemelen o cariye gebe kaldı kucağıma torunumu vermeyin diye dua etti.
Babası. Yani ilendi Anadolu tabirini. Ve babanın şeyi tutar biliyorsunuz lanet tutar. Tanrılar getirdi adığını yerine. Demek ki arada bir süreç var yani bir şey olmuş. Ve Phoenix diyor ki Sivritunç’la babamı öldüreyim dedim. Ama bir tanrı yatıştırdı öfkemi. Sonra adım çıkacaktı. Olacaktım baba katili. Ama öfkeli bir babanın yanında yaşamak çok sıkıyordu göğsümde yüreğimi. Bütün akrabaları demiş ki ne olur kal. Bu da atlamış kaçmış oradan. Ve Peleus’un yanına gelmiş. Yani aslında Achilles’un babasının yanına geliş öyküsü bu. Peleus da ona çok iyi davranıyor falan. Oğlunu seven bir baba gibi baktı bana. Tanrıya benzer Achilles. Seni ben getirdim bu hale. Canım gibi sevdim yetiştirdim seni. Oturturdum seni dizlerimin üstüne. Etini keser ağzına verir dudaklarını uzatırdım şarabı.
Göğsümde gönleğimi ıslatırdım boyuna. Yani şarap dökülüyor olabilir ya da hidrani yapılıyor bir Achilles. Yani çok küçüklüğünden bahsediyor Achilles’un. Ve bir ünsiyet ve sözün dinlenmesi için o tesiri arttırmaya çalışıyor. Sen şu kadar çıktın. Ben elimde büyüdüm falan. Arsızlık eder. Şarabı püskürtürdün ağzından. Dedim tanrılar çocuğum olsun istemezler. Aldım oğul edindim seni kendime. Dedim bir gün gelir belalardan korur beni.
Yani bütün bunları büyütürken bir gün gelir belalardan korur beni dedim. Bak şimdi bugün o gün belalardan koru bizi de demeye getiriyor alt şeyden. Taş yürekli olmak yakışmaz sana. Tanrıların bile yumuşadığı saat var. Oysa güçte, erdemde, ünnde senden üstündürler. Gün olur yanılır suç işler insanlar. Güzel adaklar sunularla yalvarırlar. Kurban yağlarıyla yumuşatırlar tanrıları.
Burada Yunan’da şöyle bir ahlaki form var. Yunan’daki ahlaki şey sıradan olmak değildir. Sıradan olmak iyi bir şey değildir yani. Hep o sıradanlığı aşmaya çalışır Yunan’da insanlar. Yani normal insan sınırını zorlamaya ve tanrısal olana yaklaşmaya çalışırlar. Ama tanrısal olana yaklaştıklarında, hibris denen, bizim kibir diye falan ile aldığımız, kendini tanrı gibi adetme gibi bir insanlara kötülük ede ede dolaşır yeryüzünü. Yalvarırlarsa yetişir, kötülüğü düzeltmeye kalkışırlar. Kulak asmayan olursa yalvarırlar Zeus’a. Kulak asmayan olursa yalvarırlar Zeus’a. Yani bir suç olur, yalvarırlar onun peşinden gider ve düzeltmeye çalışırlar. Şu anda böyle bir şey oldu. Bir suç ortaya çıktı. Agamemnon sana karşı bir suç işledi.
Şimdi neydi? Yalvarırlar suçun peşinden geliyor diyor. Agamemnon bir suç işledi. Yalvarırlar peşinden gelecek. Kulak asmayan olursa yalvarırlar Zeus’a. Artık seni Zeus’a şikayet ederler. Haberin olsun. Yani burada geldi, gelindi, senden gerekli şey istenildi. O suçun bedeli ödeniyor şu an. Uzatma. Bundan dolayı Zeus kızar sana falan gibi. Bir şeye de dönüyor alt metinde. Dindarca bir tenkite de dönüyor aslında.
Bir sürü şey veriyor bak işte. Soylu adamlar gönderdi yalvarsınlar diye sana. Onların yolculuğunu, dileğini boşa çıkarma. Bugüne dek öfkeli durmanı kınamadı hiç kimse. Yiğitlik üstüne nice masallar dinledikti. Taşkın öfkeye kapılan yiğitler varmış eskiden. Armağanlarla, tatlı sözlerle yumuşarlarmış. Şimdi bir V.C.E. daha dönüyor bir sefer. Retorin başka bir önüne geçiyor. Birincisi tanrılarla kıyasladı.
Sonra dedi ki bak şimdi eski kahramanlar var bir sürü. Ve bundan affediyorlardı. Yani aslında kıssadan hisse. Örnek alınacak profilin hikayesini anlatarak sen de onun gibi ol. Retorin bir başka veçesi.
Aytollar şöyle. Burayı çok uzun uzun şey yapmayacağım. Bir şey esnasında kale savunması esnasında. Melagros isminde bir kahraman var. Orada bir şeye sinirleniyor, öfkeleniyor ve asla savunmuyor şehri. Herkes geliyor yalvarıyor. Melagros hiç aldırmıyor bu durumu.
En sonunda şehrin ta kapısına kadar geliyor. Yani şehri fethediyorlar. Ve vereceklerdi koca İlyat Ateş’e. Güzel Kemerli karısı yalvarmaya başladı.
Bütün erkekler öldürüldü. Yangın kenti kasıp kavurdu. Çocukları alır götürürdü Elinoğlu. Melagros bunu duydu içi cız etti. Kalktı pırıl pırıl silahlarını kuşandı. Melagros dinledi yüreğinden gelen sesi. Savdı Aytollardan kara günü.
Sana değerli armağanlar veririz dediler. O da hiçbir karşılık istememişti. Yine de kovdu belayı başlarından. Sakın beklemesen bıçak dayansın kemiği ediyor.
Melagros da bekledi bekledi. Sonra şehir kuşatıldı. Bir sürü şey harap oldu. Sonra karısının nasihatini dinleyerek Melagros çıktı. Yine de yumuşatı yaptı. En azından onun kadar oldu. Ya da onun gibi de çok geç kalma. Armağanlar da gitmişti. Bir sürü armağan verildi. Bunları kabul etmenin zaman tekrar savaşa girmek zorunda kalabilirsin. Armağanlar da boşu boşuna gider.
İlginç bir şey çok ilginç. Bunu Ermen Hoca şey yapmış. Karısının adı Kleopatra. Kleopatra, patroklos ile aynı anlamda. Yani babanın şanı demek. Birbirinin ters formu. Kleos’tan geliyor muhtemelen. Kleos, patroklosun patrası da aynı.
Burada aslında Kleopatra konuştuğu zaman Melagros savaşa giriyor. Orada da patroklos öldüğü zaman Achilles savaşa girecek. Buna da sanki böyle ince bir işaret var gibi. Sakın beklemesen bıçak dayansın kemiğe. Aslında böyle giriyor Achilles savaşa. Armağanları da kaybediyor. Aynen Fenyx’in uyardığı gibi.
Acı olur gemiler yanarken yardıma koşmak. Armağanlara boş verme dinle beni. Akalar seni bir tanrı gibi sayacak. Armağanları almaz da sonunda girersen savaşa başımızdan belayı atsan bile göremezsin o büyük saygıyı.
Achilles şöyle karşılık veriyor bu retoriye de. Fenyx Zeus’un beslediği benim yaşlı babam gene Odysseus gibi överek giriyor. Böyle saygı eksik olsun daha iyi. Gene çok net bir giriş veriyor. Aynı Odysseus’a yaptığı gibi retorinin sahibini de paylar şekilde giriyor. Şöyle şunu da diyeyim kafana koy iyice. Girmek için Atreus oğlunun gözüne böyle inleyip durma. Altı üst etme yüreğimi. Doğru değil onu adam yerine koyman.
Şimdi ağlıyordu ya konuşurken poeniks başında. Atreus oğlunun gözüne girmek için böyle inleyip durma. Bayağı da bir paylıyor aslında. Odysseus da bayağı bir paylamıştı. Ben sevmem içi dışı biri olmayan adamı falan diye onu şey yapmıştı. Burada da paylıyor. Yani överek girse de paylıyor bayağı. Doğru değil onu adam yerine koyman. İğrenirim bir daha sevemem seni. Bana kafa tutana karşı koymak yakışır sanım.
Öyle şey yapma aracı olmaya çalışma. Sen benden taraf olacaksan sana bu yakışır diyor. Kal burada yumuşak bir döşekte yat sabah ola hayrola. Ya burada kalır ya döneriz yurdumuza. Yani kal burada seni ağırlarım. Odysseus ile Ayas gitsin. Oldukça kısa kesiyor aslında cevabı. Söyleyeceğin hepsini çünkü Odysseus’un şeyinde kusmuştu. Ondan sonra Ayas söz alıyor. Ayas böyle çok daha kaba saba bir adam.
Hani kahramanlığıyla daha ön planda. Savaş gücüyle daha ön planda. Bir de iri bir adam. Ama bence buradaki de bir retorik yani sadece kabalığından kaynaklanan bir şey değil. Bu da bir retorik çeşidi bence. Ne? Odysseus’a seslendi. Hiç Achilles’e hitap bile etmiyor. Çok akıllı Odysseus. Tanrısal la ertes oğlu. Haydi kalk. Bu yolculuktan bize iş yok. Achilles’in göğsünde kudurmuş yüreği. Taş gibi kaskatı o. Ne saygıyı aldırdığı var ne dostluğa. İnsan kardeşini öldürenden şöyle dursun. Oğlunun kanına girenlerden bile karşılık alır. Alır da yumuşatır kızgın yüreğini.
Tanrılar kötü bir yürek koymuşlar senin göğsüne. Bunun retorik olduğunu neden söylüyorum? Ayas burada sinirlenip bunları söyleyip hani bundan bir şey çıkmayacak filan da demiş olabilirdi. Ama son bağlantı. Danavalar adına işte çatana gelmişiz. Evinde konukluğumuzu say yumuşa. En sevdiğini saydığın bizdik hani. Asıl retorinin bir yönü ne? İşine geliyorsa. Bu da esnaf retoriğidir. Abi gez sıkıntı yok filan anladın mı? Tersleyerek şey. Retorik gibi. Daha ucuzunu bulamazsın zaten. Gez istiyorsan falan hani. O tarz bir retoriğe benzettim ben bunu. Hani işine geliyorsa gibi bir şey. Bunu da deniyor aslında. Serti de deniyor yani. Sert retoriğide deniyor. Bu da çok karşılık bulunuyor. Şöyle diyor. Telemenoğlu Ayas. Erlerin başbuğu. Gönlününce söylediğim bütün bu sözleri neyleyim ki? Öfkeden sığmıyor içim içime. Ayas’ı mesela terslemiyor.
Odysseus’la şey paylamıştı. Ayas’a bir şey demiyor. Biraz daha içten buldu herhalde onun konuşmasını. Argoslar içinde küçük düşürdü Atreus oğlu beni. Kodu her şeyden yoksun bir yabancı yerine. Yabancı yeri yurdu olmayan böyle.
Ve şöyle diyor. Haydi götürün ona şu haberi. Tanrısal Hector, akıllı Pryaman oğlu. Mirmidonların barakalarına gemilerine varmadıkça. Yani Mirmidonlar Achilles’in ordusu. O müstakil orduların birleşimiydi Atreus’un ordusu. Mirmidonlar Achilles’in birliği. Oraya yaklaşmadıkça Hector, Argos’ları öldürüp gemilerine ateşe vermedikçe.
Kanlı savaşa girmek için yormam kafamı. Ama benim barak ama. Gemime bir yaklaştı mı vazgeçecek. Savaştan taş çatlasın. Böyle dedi. Onlar da aldılar iki kulplu taslarını tanrılara sunup gittiler gemiler boyunca. Foinix’e bir kalın yatak serindedi. İhtiyar da uzandı yatağa bekledi tanrısal şafağa. Achilles uyudu bir kadın uzanmıştı yanına. Patroplos da yatıyordu. Öbür dipte güzel kemerli Ipis vardı yanında. Achilles vermişti ona o kadını.
İşte o parçadaki konunun şeyi burada. Agamemnon’a dönüyorlar. Odysseus’a soruyor ne oldu diye falan. Hala öfkeli mi yüreği diye aynı şeyleri aktarıyor. Tabi o hakaretlerin çoğunu nakletmiyor Odysseus. Bağlar komple ipler kopmasın diye. Adam diplomat yani.
Bundan sonra Diomedes söz alıyor. Diomedes’in sözlerini biliyorsunuz ben önemsiyorum. Yunan şeyinde daha şey olduğunu düşünüyorum. Diyor ki Diomedes, Erlerin başbuğu Agamemnon, İnnatrius oğlu, Sen böyle yalvarmayacaktın Pelius oğluna, Bunca armağanları sayıp dökmeyecektin, Aslında onun burnu çok büyük, Şimdi daha da artırdın cakasını, Kendi bilir, ister kalır ister gider, Ya göğsünde yüreği onu iter, Ya da bir tanrı hay gider yürü, Bakarsın kalkar bir gün savaşa döner. Yani bu kadar zorlamaya gerek yok, Bir şey olur kendi kendine girer hani, Mevzuyu sıkıştırma filan demeye getiriyor, Ve yatalım, uyuyalım filan diyorlar, Herkes beğendi Diomedes’in sözünü ve yatıp uyudular. Evet buraya kadar bir şeyler var mı? Yoksa konuyu kapatıp saklanbeç oynamaya gideceğim. Haydi kardeşler bundan sonraki bir sonraki yayın, Saklanbeç usulü olabilir.
Haydi görüşürüz. Kendinize iyi bakın.
İlk Yorumu Siz Yapın