Savaşta Casusluk – Homeros, İlyada 10. Kitap
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=tVjExPTDcyc.
Bakalım Beypazar’ını yenit olacak mı? SPK’dan uyarı aldık Beypazar’ına haksız rekabet sağlıyorsunuz diye. Ama iyi patlamalı bir kapak açılışı varmış beğendim. İnsanlar Beypazar’ına gerçekten reklam yapıyorum sanmasınlar diye başka sodalar içeceğim birkaç şey.
Ben bile kendim komple teorisi ürettiğimde Beypazar’ından bazen sponsorluk aldığımı falan düşünüyorum yani. Başlayalım mı kardeşler? Şimdi İlyadan 9. kitabı dolu bir kitaptı. Yani yoğun bir kitaptı. Akiliyusa filan tekrar dönmüşlerdi. Savaş tekrar başlıyor. En son nerede kalmıştık? Aslında 8. kitaptı orada kalmıştık.
Troyalılar Aka ordusunu sahile kadar konmuşlardı. Gemilerin yanına kadar gelmişlerdi. O esnada 9. kitap sadece konuşmalarla Akiliyusa ikna etme çabasıyla geçmişti. Aslında zaman olarak hiç ilerlememiştik. Ve aynı yerdeyiz. Troyalılar gemilerin yanında, Akalar çok sıkışmış durumdalar. 10. kitap da buradan başlıyor. Akalar’ın ordusunda tekmil yiğitler dalmışlardı yumuşak uykuya. Bir Atreus oğlu Agamemnon vardı uyumayan. Şimdi şeyde 10. kitap bir uyku uyuyamama. 2. kitap da aynı şekilde başlamıştı. Bu döngüselde daha önce bahsetmiştim 1-8 filan diye. 1-8-8’de döngü bittikten sonra 9’dan sonra tekrar aynı döngü başlıyor gibi filan.
Mesela 9. kitap Akilius’un gazabını anlatıyordu. 1. kitap da Akilius’un gazabını anlatıyordu. 10. kitap Agamemnon’un düşüğüyle başlıyor. 2. kitap da Agamemnon’un düşüğüyle başlıyor. Bu bağlamda bir döngüsellikten bahsedilebilir filan diye bunu daha önceki videolarda konuşmuştuk. Agamemnon uyku tutmuyor yani ordu bu kadar sıkışık durumdayken. 9. ve 10. dize de bizim kahraman algımıza biraz garip gelecek bir şey var bundan daha önce de bahsettik.
İşte öyle hıçkırıklar doluyordu Agamemnon’un göğsüne yüreğinden kopup kopup sarsıyordu bağrını. Dönüp bakıyordu akaların gemisine ordusuna, saçlarını yoluyordu tutam tutam sunuyordu yukarıdaki Zeus’a. Ulu yüreği inim inim inliyordu. Yani hıçkırı hıçkırı ağlayan bir kahraman profili. Şimdi bizdeki kahramanlık algısında normalde ağlamaz kahraman veya kahramanla ağladığını herkes görmez. Ordunun ortasında ağlamaz.
Burada gerçi ordunun ortasında mı onu tam bilemiyoruz ama. Acaba Yunan’daki kahramanlık algısında bu ağlama durumu çok garipsenmiyor muydu filan gibi bir soru sorulabilir ki. Bu hem İlyada’da hem Odesya’da çok sık görülen bir şey. Yani İlyada’da mesela Akilius’un ağladığını değil mi ilk kitapta Tethys’in yanındayken ağlayarak benim şanımı düşürdüler filan gibi bir şeyde bulunduğunu görmüştük. İşte Odesya’nın destanında da Odesya’nın ağladığını filan çok sık görüyoruz. O zaman şey yani biz kahramanla ağlaması çok mu normal karşılanıyor Yunan’da? Bunu düşünebilir miyiz? Ya burada aklıma şöyle bir şey geliyor. Şerf düşmek geliyor. Şimdi burada mesela Agamemnon’un ağlayışı nasıl bir sahnenin içinde tasvir ediliyor? Agamemnon ağlıyor gece ve Zeus’a sunak sunuyor.
Yani bu bir dindarlık çeşidi gibi bir ağlama olabilir mi? Bu şekilde ele alınabilir mi? Yani böyle ele alınsa mesela Akilius’un Tethys’in karşısında ağlaması da sonuçta Tethys bir tanrı orada. Bir dindarlık tipi ağlamayı mı kastediyor? Ama Tethys annesi hani bir tanrı gibi de bakıyor mu? Bu ayrı bir soru. Odysseus’un ağladığı pasajlar öbür kitapta inceleriz ama hepsinde bu bağlam kurulabilir mi? Bunlar ayrı sorular. Bende şöyle bir his var. Yani ben şimdi şöyle yaklaşıyorum mevzuya. Diyor ama işte çocuktaki gözlem çok önemlidir falan. Ben mesela kendi kızım da uluslararası insan denen mefuma dair bir şeyler çıkarabileceğimi düşünüyorum. Yani mesela üç yaşında bir çocuk… Mesela ben kızıma bunu sormuştum daha önce. Yani işte babalar ağlamaz ki diyor. Babalar ağlamaz ki falan. Çocuklar ağlar. Babalar ağlamaz ki. Acaba dedim bu şey yani güçlü figürün ağlamaması olgusu uluslararası bir şey mi? Yani öğrenilen bir şey değil mi?
Falan gibi böyle bir düşünce oluşmuştu bende o zaman. Yani sonuçta benim kızıma öğretme ihtimalim düşük. Babalar ağlamazı. Yani Yunan’da bu algının hiç olmadığını varsaymak. Mesela küçük çocuklarda bile olan bir algı varsa bunun her toplumda yaklaşık karşılığını bulmayı beklersiniz. Mesela büyük bir sesten korkmak. Bu mesela bütün toplumlarda karşılığı olan bir şey. Neden? Küçük çocuklarda da aslında görüyorsunuz karşılığını. Ani seslerde. Hiç bilinci yokken çocuğa bir şey anlatamayacağın yaşlarda bile şiddetli sesten korkuyor insan. Böyle bir refleks mi acaba? Falan gibi düşünüyorum. O yüzden Yunan’da bunun karşılığı olmayacağı bana biraz şey geliyor. Tevil etmeye çalışıyorum gibi düşünebilirsiniz. Yani Yunan toplumunda da ben kahramanla ağlamasının normal karşılanması bana garip geliyor yani biraz. Onu söylemeye çalışıyorum sabahtan beri. Neyse Nestor gidip arıyor. Gel diyor dan ağalardan savalım şu belayı. Onunla baş başa verip bir yolunu bulacaktı. Ve aslan postunu sarıyor üstüne. Bu postlar kahramanın çeşidine göredir.
Mesela Agamemnon’la Hector’un aslan postu, Menelaus’la Paris’inki Leopar postu bir tık daha aşağıdadırlar çünkü kahramanlık konusunda onlarla. Onlara göre. Menelaus da titremiş de onun gibi uyku konmamıştı göz kapaklarına. Yani Nestor ile Agamemnon gidiyorlar Menelaus’un yanına bakıyorlar ki o da uyumamış. Daha doğrusu Agamemnon önce Menelaus’un yanına gidiyor sonra Nestor’un yanına gidecek. Agamemnon sevindi kardeşinin gelişine.
Menelaus söz aldı ve dedi ki 36. dizedeyiz şu an. Ne diye silah kuşanıyorsun sevgili kardeşim? Bir yoldaşımızı gözcü mü göndereceksin ki? Korkarım kimse alamaz bu işi üzerine. Çok zorlu bir adam olmak gerek. Düşmanı gözetlemek için tek başına kutsal gecede. Yani düşmana bir nasıl diyeyim casus gibi falan bir şey mi göndermeyi düşünüyorsun diye. Aslında konuyu Menelaus açıyor. Yani Agamemnon’un aklında böyle bir şey var mı yok mu? Onunla ilgili bir emare yok. Bunun için çok zorlu bir adam olmak gerekir. Şurası ilginç. Agamemnon karşılık verdi 45. dize. Baksana Zeus çevirdi gönlünü bizden. Besbelli, Hector’un kurbanları daha değerli. Bizim işte bu tanrısal iradenin müşahade edilmesi, o an görünmesi hususuyla ilgili güzel bir örnek. Hatta bunun daha ileri basamakları için de burada delil var. Baksana Zeus çevirdi gönlünü bizden. Yani biz yeniliyorsak Zeus bizden gönlünü çevirmiş demektir. Bunu anlattım önce kitaplara. Tanrısal irade o an görünebilir bir şeydir.
Yeniliyorsanız Tanrı sizden razı değil. Bu şekilde anlaşılır yani pagan toplumlarda. Ve daha ilginci bunun sebebini de tayin ediyor. Sebeb Besbelli, Hector’un kurbanları daha değerli. Daha değerli kurbanız sunarsanız Tanrı sizi daha çok sever. Ya bu çok başka bir din tipi. Hep bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bu din tipiyle mesela şey anlayamazsak, İslam çok farklı bir din buna göre. Yani kurbanın daha değerli olması mı mesela? Bir Müslümana sorsanız mesela Allah senden razı olmadı. Bunu bildiğini varsayın. Böyle bir şey de bilemezsin İslam’da da yeniliyorsan dahi. Yani bu iradeyi net bir şekilde tayin edemezsin. İkincisi bunun sebebi nedir? Bizim kurban daha değersizli demez mesela. Daha halis niyet, daha işte bilmem ne falan. Değerli kurban, yani daha pahalı, daha gösterişli kurban üzerinden yürümez bu. Yani hem Tanrısal iradenin neyi kastettiğini anlıyorsunuz hem neden öyle kastettiğini anlıyorsunuz. O zaman bu sizin kolay kolay yani kolayca fiile geçmenizi sağlar. Daha değerli kurban kesersiniz.
Çünkü her an müşahede edebiliyorsunuz bu olguyu ve sebebini anlayabiliyorsunuz. Ve devamında şöyle diyorum. Hector’un akalara bir günde çektirdiklerini hiç kimseye çektirmemiştir. Hiç kimse. Oysa bu adam ne Tanrı’dan ne Tanrıçadan doğma. Yani o kadar çok çektirdik bize ama ne Tanrı’dan ne Tanrıçadan doğma. Kolay kolay unutmaz argostular bunu. Şimdi böyle bir övgü var şimdi Hector’un gıyabında.
Yani Hector bize çok şey çektirdi. Oysa ne Tanrı’dan doğma ne Tanrıçadan doğma. Bu övgüyü nasıl anlayacağız? Bana buralar mesela çok ilginç geliyor. Muhtemelen dönem ideolojisiyle de bağıntısı olduğu için. Şimdi Hector 1 vs 1’lerini çok okuduk yani şu ana kadar 2-3 tane okuduk. Kitabın devamında da var bunlardan. Diomedes ile yaptı, Ayas ile yaptı. Bundan hiçbirini kazanamadı.
Kazanır gibi de olmadı Ayas ile dövüşürken de. Diomedes ile dövüşürken de sanki son anda kurtuluyormuş gibi falan oldu. Peki Hector’un bu gücü nereden kaynaklanıyor? Yani mesela Ayas normalde Hector’dan daha güçlü duruyor şu roman. Bu şeyi Destan direk okursanız. Buradaki Hector’un övgüsü ilk kitapta söylemiştim bunu yanılmıyorsam. Hector’u övmek demek aslında biz zor durumdayız. Yani şu an zor durumda akalar. Akalar zor durumda. Burada kim öveceğiz? Hector’u öveceğiz. Başka çünkü kahramanlılar üzerinden savaş anlatısı var bu toplumda.
Ve Hector’u öveceğiz yani. Başka da bilinir, çok böyle bilinir. Mesela herkesin bildiği bir kahraman yok Troy’a safında. Aslında buradaki Hector övgüsü akaların ne kadar sıkıştığını göstermek için bir övgü. Akaların ne kadar sıkıştığını neden anlatmak zorundasın? Çünkü Destan, Achilles’un gazabı üzerine, Achilles’un savaşa girmemesi üzerine. Burada bir sıkışıklığın sürekli doğması gerekiyor ki Achilles bir şekilde savaşa girsin ve savaşın seyrini değiştirmiş olsun.
Evet, Idemoneus Bulgel diyor, Menelausa. Ben de gideyim Nestor’u kaldırayım diyor. Her yerde bağır, uyansın bütün erler. Şurası ilginç 67, 68. dizi. Her yerde bağır, uyansın bütün erler. Çağır herkesi, soyuyla, sopuyla. Çok saygılı ol. Herkese sakın üstün tutma kendini. Şimdi birincisi, şu buradan neyi anlıyoruz biz alt metinden?
Herkesi soyuyla, sopuyla çağırır. Demek ki soyuyla, sopuyla birini çağırmak bir saygı ifadesi gibi anlaşılıyor. Pek çok toplumda da kullanılmış yani yakın döneme kadar hala da dünyada kullanışlar var. İşte Oviçler mesela bilmem ne oğlu işte. İbrahim Oviç, İbrahim Oğlu falan gibi işte. Şeylerde de var. Kuzey ülkelerinde de var. Soy isimlerde oğlu kullanımı, soyla çağırma. Bu çok yaygın demek ki bu o toplumda bir saygı ifadesi. Soyuyla çağırmadığın zaman bir saygısızlık gibi anlaşılıyor muhtemelen.
İsmiyle hitap ettiğinde belki de. Sakın üstün tutma kendini. Yani Menelaus onlardan üstün değil ve üstün tutma kendini. Aslında eşitler arasında birinci demiştik ya yönetim biçimi hakkında. Bu onu gösteren bir örnek. Ve şurası, gene aynı şeyin dizilerinin devamında. Zeus madem doğuştan yükledi bu günleri bize. Payımıza düşen sıkıntı neyse çekmeli. Şimdi burada direkt bir kader atfı var. Yani Homer’de, şimdi şunu bir açayım ben. Bu kader mevzuyla ilgili Homer bir kitabın içinde çok daha uzun konuşmuştuk. Homer’de bunun flu olduğunu, irade gösteren yerler olduğunu, kader vurgusunun çok güçlü olduğu yerler olduğunu söyledik. Şunu biraz şey yapmak lazım. Yani ana örgü neydi peki? Yani bu insanlar ne düşünüyordu?
Normalde insanın iradesinin hiç olmadığı söylemi ancak teorik düzlemde kabul edilebilir bir şey. Aşağı indiğinizde her insan gündeli konuşmasına irade varsa, eğer fiiller işlerken iradeyi varsayar, fiillere muhatap olurken iradeyi varsayar. Bu yüzden biz buradaki flu’luğu acaba Homer’deki flu’luğun içinden şöyle çıkabilir miyiz? Tamam teorik açıdan insanın bir iradesi olmadığına inanıyorlardı.
Ama bizim Homer’de irade varsaydıran pasajlar, bu söylediğimiz zorunluluktan dolayı ortaya çıkan belli başlı defolar gibi mi ele alınmalı? Böyle düşünebilir miyiz yani? Bu düşünce sadece şey olmaz. Yani bizim havadan konuştuğumuz bir şey olmaz. Yani bunu söylesek boş beleş sallamış olmayız. Neden? Çünkü biz şunu söylemiştik,
yani Homer’in okunma tipinde, alt metinde simgesel anlatımın, ezoterik anlatımın, yani sembolik, alegorik anlatımın çok daha şey olduğunu, Yunan dininin açısından belirleyici olduğunu söylemiştik. Bunu belki de en iyi temsil edenin yeni Platinosçu okul olduğunu söylemiştik. Ve Homer şerhlerinin de büyük bir kısmında onların şeyi var. Bu okulun felsefesini geriye doğru yansıtsak, yani şunu varsaysak,
desek ki biz yeni Platinosçu okul gerçekten de eskiden de Homer böyle okunuyordu. Bunu varsayabilir miyiz? Yani varsaymamız önünde bir engelliyo bence. Çünkü tam olarak bilmiyoruz ne kadar geriye yaslanabileceğin o görüşlerin. Burada biraz daha böyle geriye doğru bir seyir işlediğimizde yeni Platinosçu okuldan geri gideceğimizde Platon’a varacağız. Platon’dan bir tık daha geri gittiğimizde Pisagor’a varacağız. Pisagor’dan biraz daha geri gittiğimizde Hint’le karşılaşmış olacağız.
Hint’in karma düşüncesi, kader düşüncesinin vurgusu üzerine bunun Yunan bağlamında etkisini konuşacağız. Yani bir kaderciliğin olduğunu varsayacağız. Aslında südurucu teorilerin çoğunda ki İslam tarihindeki südurucu teorilerde de iradenin olmadığı söylemi olmuştur. Onu söyleyeyim. Yani mesela Spinoza’da ortaya çıkan şey, Spinoza şey diyor işte havaya atılan bir taşa sorsanız, ben konuyu şu an dağıtıyorum neden böyle random konuştum bilmiyorum ama faydalı olduğunu düşünüyorum.
Spinoza’ya işte diyor havaya atılan bir taşa sorsanız iraden var mı yok mu diye var der filan. Hani bir iradesi yoktur aslında. İnsan da böyledir demeye çalışıyor. Spinoza bunu söylerken bağlamsız ve yeryüzünden kopuk söylemiyor bunu. Spinoza bu südurucu okulu temsil ediyor zaten. Dinlerin mahiyetlerini anlamadan felsefeyi anlayamazsınızdan kastımız biraz bu. Mesela Spinoza’nın Yahudi literatürüne tenkitleri var.
Yahudi literatürüne tenkitleri bütün Yahudiliğimi içeriyor. Hayır, geleneksel Ortodoks Yahudiliği kast ediyor bu tenkitlerle. Ve onlardan farklı bir diri anlatısı var ve bu anlatı südurucu. Bizdeki südurucu akımların da aynı şekilde Ortodoksya’ya yönelik tenkitleri var. Ve bu südurucu akımlarda da irade yok çünkü neden? En başta tanrısal olan şeyi koyduğunuzda yukarı aşağı doğru taşma şeklinde bütün varlığın yeryüzüne yayıldığına inandığınızda burada bir nedensellik varsaymış oluyorsunuz. Yani en baştan bu anlayışta tanrının bir iradesi yok bu anlatıda bu bakış tipinde. Tanrının iradesi yok. Yeryüzü tanrıdan taşmayla onun iradesi dışında ortaya çıktığı için bir nedensellik örgüsü içerisinde bütün kainat şekilleniyor bu bakışta. Tanrıdan başlayarak aşağı doğru inen bu nedensellik iradeyi yok ediyor. Full Determinizm halinde yani. Full Determinizm de iradeyi yok ediyor. Bu işte Spinoza’da gördüğünüz, südurucu öğretilerde gördüğünüz, belki Platinos’ta gördüğünüz, Hint’te gördüğünüz şeyin aslında tamamen benzer şeyler bu bakış açısı. O yüzden biz Homer’in böyle yorumlandığını ve aslında böyle anlaşıldığını düşünsek antik toplumda böyle anlaşıldığını düşünsek şu kadercin metni anlamak bizim için zor değildir.
Bunu böyle anlarız. Deriz ki gerçekten iradeyi varsaymıyorlardı. Hakim anlatı böyleyse. Ve irade varsaydıran pasajları şey şeklinde yorumlayabiliriz. Yani tamam bu gündelik kullanımda dil zaten böyle. İrade varsayıyor dil. Falan gibi bir düşünceye kapılabiliriz ve bu kadar mevzunun içinden bir alternatif çıkış oluşabilir. Diğer çıkış fulludur. Net değil böyle bir teoloji henüz oluşmamış vesaire denilebilir. Yani başka birisi şunu diyebilirdi. Sen Homer tamam böyle yorumluyorsun ama o adamlar böyle yorumlamıyorlardı ilk çağlarda. Bu sembolik ezoterik yorum daha sonradan gelişti. Diyebilir birisi aradaki süreci atıf yaparak. O yüzden bunu net bir şekilde kestirmek zor. Nestor’u bulmaya gitti.
Barakasıyla kara gemisinin orada bulduğunu. Uzanmıştı yumuşak bir döşekte silahları pırıl pırıl yani Nestor’un yanına gitti. Silahları pırıl pırıl yanında duruyordu. Bir kalkan bir iki kargı bir parlak tolga ışıl ışıl yaran bir kemer. Tüm bunları neden anlatıyor? Nestor savaşa hazır bekliyor. Yani uykusu esnasında bir baskın olursa hemen silahlarını toplayabilecek şekilde tabi yaşıyla göz önünde bulundurduğunuzda bir kahramanlık anlatısı gibi de oluyor.
Yazdıklarınızı şimdi mi okuyayım yoksa devam ederken mi okuyayım bağlamı çok koparabiliriz diye korkuyorum çünkü. Ağlama sebebi insanların duygusal taraflarına hitap etmek ve empatiği güçlendirmek için olabilir mi? Ya ben bunun bir Yunan’daki kahramanlık algısına tam oturacağını düşünmüyorum. Ya bu bizim için olabilir ama Yunan’daki kahraman figürü için.
Başımıza bir şey geldiyse Tanrı bize kızmıştır. Yenildiysek Tanrı bizden razı değildir. Fikrinin İslam’da bir yeri var mı? Yani bu İslam’da buradaki gibi değil. Buradaki gibi oturmaz. Yani çünkü Mekke döneminde Muhammed Aleyhisselam şeyinde Mekke futbolestlerin en büyük iddiası yani en şiddetle Kur’an’da tekrar tekrar vurguladıkları iddia. Biz güçlüyüz siz zayıfsınız ve Allah dünyada bize ikram ediyor. Ahiret varsa orada da bize ikram edecek. Bu vurgu çok yüksek. Yani Kur’an’da onlardan gelen bu itiraz çok yüksek. Allah tahta bunu defaatle cevaplıyor. Zenginlik ve mal bir şey ifade etmez diye. Burada aslında bakış arasındaki farklığı çok net görüyorsun. Yani onlar zenginlik ve biz dünyada zengin ve güçlüysek bu Allah’ın bizden razı olması sebebiyledir. Siz zayıfsanız bu Allah’ın sizden razı olmaması sebebiyledir diyor Mekkeliler sürekli. Yani buna Homerik bir toplumda Kur’an nazil olsaydı yani Homeros’cu bir toplumda nazil olsaydı muhtemelen biz yine aynı diyalogları duyacaktık. Çünkü güçle başarıyla ilahi rızayı eşdeğer görüyorlar ve Kur’an defaatle buna cevap veriyor. Sürekli cevap veriyor. Bu benim Kur’an’da çok net gördüğüm bir vurgu. O yüzden bu tarz bir algının motomot denk geleceğini ben düşünmüyorum. Yani Kur’an’da da böyle bir şey çıkarılabileceğini düşünmüyorum.
Neden bu Tanrı’dan taşma görüşü çok tutuldu? Yani bu çok uzun bir mevzu. Yani şeyin sudur görüşü bana sorarsanız yani böyle iyi incelemeden reddedilesi bir görüş değil onu da söyleyeyim. Yani layığıyla incelemek de zor. Yani göründüğünden daha şey daha sofistik. Çok hafifletilerek tenkit ediliyor. Yani biraz saman adama maruz kalıyor. Ama mesela 1300’de Bağdat’ta bir sudurcuyla tartışıyor olsaydınız muhtemelen size sağlam tenkitler yapacağını sizi tartışırken sıkıntıya sokabileceğini görürdünüz. O yüzden böyle bir çırpıda reddedilebilecek veya etiketlenebilecek görüşler değil bunlar.
Agamemnon’un Nestor’u uyanmaya gittiğinde Nestor’a şöyle diyor. Yani Nestor’la aralarında kısa bir diyalogdan sonra Atreus oğlu Agamemnon’un ben, Zeus’un insanlar arasından seçtiği. Bunlar trik ifadelerdir. Yani bugün mesela bir kardeş sordu. İşte abi dediğim Mezopotamya’daki yönetici tipiyle Yunan’daki yönetici tipi farklı mı din açısından dini yönden baktığınızda? Yani Mezopotamya’da kralları ilahlar seçti falan gibi bir algı var. Oysa Yunan’da böyle yok işte biz Yunan’da sürekli sadece demokrasiyi görüyormuşuz gibi düşünüyorlar ama bu hatalı yani. Homerik toplum öyle bir toplum değil. Ve Yunan da Atina’dan ibaret değil. Yani Yunan’da belki 1000’e yakın 1000 civarında olması lazım. Şehir devleti var. Atina bunlardan bir tanesi. Ve 200 yıllık, 250-300 yıllık bir önemi var. Onun dışında çok önemli devletlerden birisi de değil Atina. Yani özellikle Yunan deyince bizim esas anlamamız gereken ilk çağlardan evren, mesela Homerik toplumda vesaire de Peloponnesius’tur. Yani Sparta’dır, Korinth’tir vesaire. Yani Atina tecrübesini buralarda görmüyorsun.
Buralardaki yönetici telakkisinin nasıl olduğunu anlamak açısından da bu satırlar önemli. Yani bizdeki basmak alıp ezberlerin biraz törpülenmesi açısından önemli. Atreus oğlu Agamemnon’un ben Zeus’un insanlar arasından seçtiği. Agamemnon seçilmiş bir kişidir yönetici olarak ve onu Zeus seçmiştir. Omuzlarına yüklerin en ağrını yüklediği, soluğumuz kaldıkça dizilerimiz tuttukça bu yükleri taşımak düşer bize. Yani ne demek bu değişebilen bir kral tipi değil. Ölene kadar. Nestor karşılık verdi. Bir şeyler söylüyor Agamemnon, buralar bizim için çok önemli değil. Yani çok önemli değil derken, önemli de yani. Her satırını okuyamayacağımız için önemli değil. Nestor karşılık verdi dedi ki, akıllı Zeus yapmaz Hector’un her dileğini. Bir sürü dert gelir onun başına. Akillus hele atsın içinden öfkesini. Konu hep Akillus’un öfkesi. Birinci kitapta konuştuğumuz gibi. Xümenelaos diyor Nestor, Agamemnon’a kardeşini kesiyor. Xümenelaos’u sayarım saymasına ama bir güzel çıkışmak isterim, tutamam kendimi. Boyuna uyur, zor işleri sana yükler. Yiğitlere yalvarmak ona düşerdi asıl. Bu günlere dayanmak kolay değil öyle. Agamemnon diyor ki, normalde biliyorsun böyledir işte biraz gevşektir, sarsaktır falan ama diyor bu kendi uyanıktı ben gittiğimde yanında falan diyor.
Nestor geri basıyor, bir reğ yapıyor. O kimi çağırırsa uyanır kalkar, onun sözünden çıkamaz hiç kimse. Yani Xümenelaos çağırsa kalkar herkes falan diyor. Sonra diğerlerini uyandırmaya gidiyorlar. Odysseus’u uyandırırken şöyle bir epitet var. Bu ilginç çekici Zeus kadar akıllı Odysseus’u uyandırdı uykudan. Bu tarz şeylerin Yunan tipi dindarlıkta iritevizi olmadığını fark etme açısından bunu okudum.
Yani bugün bizim din algımızda ya da işte Hıristiyanlıkta da bir insan ilahla kıyaslansa bu dindarı rahatsız eder. Ama muhtemelen Yunan tipi dindarlıkta rahatsız etmiyordu. Zeus kadar akıllı Odysseus’u uyandırdı uykudan. Burada bir şerh daha düşeyim mi diye düşünüyorum. Yani az önce anlattık bari tamamını da şey yapalım. Bu tip anlatıda yani bu Hint dinlerindeki gibi işte sudurucu taşmacı bir ilah tasavvurunda ilahla dünya arasındaki temas çok sıcaktır. Şeyden mesela bizde şöyle düşünün yani kelam okulunda özellikle kelam tipi şeyde bakışımızda bizim Allah o kadar aşkındır ki her temas şeydir.
Yani açıklanması gereken bir şeydir. Yani mesela dua ettim Allah duamı kabul etti. Allah duamı kabul ettiyse bir fiil işledi. Fiil işlemek değişmektir. Peki Allah değişmeden nasıl duayı kabul ediyor? Mesela bu sorulmuştur ve tartışılmıştır kelam şeyde literatürde. Ama sudurucu anlayışta bağıntı yeryüzüyle Tanrı’nın bağıntısı direkt taşma şeklinde olduğu için bu bağıntı güçlüdür. Biz mesela o yüzden bu tarz benzetmelerden çok irite oluruz. Yani genel birisinin kendisini Tanrı’yla kıyaslaması bizim için şeydir yani.
Ama Yunan tipi dindarlıkta bunun çok gıdıklayıcı olmadığını tahmin etmek zor değil yani şu açıdan. Zeus kadar akıllı Odysseus. Bu gıdıklamıyordu muhtemelen insanları. Gittiler doğruca Tideus oldu Diomedes’e. Baraka’nın dışında silahlarıyla buldular onu. Çevresinde yoldaşları serilmiş uyuyordu. Dayamıştı hepsi başlarını kalkanlarına. Kargıları toprağa saplıydı dimdik.
Yani bu anlatı neyi anlatıyor? Diomedes’in yanına gittiklerinde silahlarıyla bir kere buldular Baraka’nın dışında. Uyuyordu arkadaşlarıyla. Kalkanların üstüne yatmışlardı. Yani savaşa tam hazır kalkanıyla yatmış. Mızrakları da dimdik yerde duruyordu. Aslında Diomedes hep savaşçılığı daha temsil ettiği için Tunçları baba Zeus’un şimşeyi gibi parlıyordu. Buradaki baba vurgusu, baba Zeus acaba kaç kere mesela Homer’de Zeus baba atıfıyla geçiyor filan.
Onu mesela bakmak isterdim. Yani bu şeylerin tabi şeyde dönüşüp Hristiyanlıkta baba ol kutsal ruha da dönüştüğünü tahmin ettiğimiz için. Kaç kere geçiyor onu insan merak ediyor. Devamında 157. dizede Nestor şeyi uyandıracak Diomedes’i uyandıracak. Böyle biraz şey sempatik bir sahne tasvir etmiş Homer. Nestor durdu yanında topu ile dürtüp uyandırdı. Yani topu ile dürtüyor uyandırıyor Diomedes’i.
Hadi kalk ki Zeus oğlu ne diye horlar durursun bütün gece. Diomedes uyanıverdi. İhtiyar sende de amma yürek var. Diyomedes’i de böyle tatlı şeyli çıkışıyor. Gençten birini gönderip de bizi uyandırtamadın mı kendini geziyorsun bu yaşında filan diye. Nestor diyor ki bütün bunlar doğru. Kusursuz oğullarım bir sürü adamım var akalar için şimdi iki yol kaldı. Ya yok olup gitmek ya yaşamak. Sen daha gençsin üstelik bana acıyorsun da. Yani durum çok sıkışık o yüzden ben geziyorum diyor.
Diomedes de bir aslan postu giyiyor. Nöbetçileri burada kolaçan ediyorlar nöbetçiler uyumuyor. Yani nöbetçiler uyuyor mu diye kontrol ediyorlar. Aslında şöyle mesela size bir şey okuyayım.
Biz mesela Homer’daki benzetmeleri hep atlıyoruz. Edebi bir inceleme yapmadığımız için daha ziyade felsefe dinler tarihi ve bir mukayese oluşsun diye genelde yapıyoruz okumayı. Benim seçtiğim ilgimi çeken konular bunlar oluyor.
Ama edebi açıdan da yapılsa yani farklı bir şeyle karşılaşacağınızı bilin. O yüzden şunu hep söylüyorum. Klasik bir eseri okumakla klasik bir eserin ikinci el yani ikinci el kaynak nedir? Klasik eseri tanıtan eser. Klasik eseri tanıtan video. Bu seri gibi mesela. Bu ikinci el bir eserdir.
Klasik eser Homer’i sizin okumanızdır. Ben klasikleri okuyun derken kastettiğim şey bu. İkinci el eserler önemlidir. Ne açıdan önemlidir? Çok toy bir bakışla klasiğin önüne oturursanız çocukça konuşursunuz. Yani mesela Kuran meali okuyup da Kuran’ı tenkit ediyorum diyen adamlar sebebi ne? Toy. Toy. Toyca yorumluyorlar yani. Homer’in önüne de böyle bir toyca oturuş yapsanız saçmalarsınız genelde. İkinci el eserlerin böyle bir faydası var yani bir bakış verir. Ondan sonra eseri okumanın yerine geçmez bunlar. Neden? Çünkü ben buralara atlıyorum mesela. Ama siz buralardan bir şeyler çıkaracak olabilirsiniz. Çünkü buralar kıymetsiz değil.
Mesela ben benzetmiyor kim nöbetçilerin o an uyanık olmasını tasvir ederken şöyle diyor. Tabi orada durum da sıkışık. Troyalılar yakın nöbetçilerin oradaki paniğini anlatırken. Hani ağılda köpekler vardır koyunların çevresinde dört dönerler. Bir yırtıcı aslan geçmiştir dağdan ormandan. Ortalıkta bir patırtı bir gürültü. İnsanlar bağırışır köpekler havlar. Kaçar gider gözlerden uyku. İşte nöbet bekleyenlerin bu ağır gecede göz kapaklarından tatlı uyku böyle kaçtı. Yani o benim bu benzetmeleri güzeldir genelde yani. Yaşlı Nestor söz aldı dedi ki herkes toplanınca dedi ki yiğit yüreğine güvenen yok mu dostlar gitsin ulu canlı Troyalılar arasına. Düşmanın bir artçısını yakalasın. Artçı ne yani savaştınız geldiniz tabi bir mevziye geri döneceksiniz orada bekleyemezsiniz geldiğiniz yerden. Bir mevziye geri döneceksiniz. Geri dönerken de arkadan bir şeyler unutanlar oldu mu falan diye gelen şey olur. Askerler olur yani toparlamak için. Mesela Hazreti Ayşe’nin ifk hadisesinde o Hazreti Ayşe’yi terkisine alan sahabi artçıydı. Toplamaya geliyordu arka tarafı. Anladınız mı kaybolan biri var mı falan diye. Savaşı düşmanın artçısını yakalasın yani bir casus gönderilen düşmanın artçısını yakalasın. Anlasın onlar da ne var ne yok. Ne düşünürler niyetlerine bu üstünlükle yetinip kente mi dönmek isterler yoksa niyetleri burada gemilerin yanında mı kalmak.
Gökleri çıkar böyle bir adamın ünü tabi bu yani olay çok şanlı onu şanlı çok arttırır böyle bir casusluk şeye girerse. Seçkin bir armağan alır gemilerimizi yöneten her yiğit kara bir koyun sunar ona kuzusuyla.
Kara bir koyun ve kuzusuyla sunmak şimdi bununla ilgili Erman hocanın şeyi hoşuma gitti benim. Şöyle bir şey var bu şeyde kurban ritüelinde eğer yertanrılarına kesim yapıyorsanız koyun kara. Gök tanrılarına kesiyorsanız beyaz. Gök tanrılarına kesiyorsanız başı yukarı doğru. Yertanrılarına kesiyorsanız aşağı doğru. Kesimler hayvanın biçimleri değişiyor. Mesela kuzusuyla olması yaşam faktörünü daha çok arttırmak içinmiş. Yani gebe kesiyorlar gebe koyunu kesiyorlar tabi bu Allah-u Alem İslam’da yasaktır yani gebe kesilmesinin yasak olması. Tabi bir de burada şöyle bir şey var bu incelikli bir iş yani. Yunan tipi kurbanlık şeyde dindarlıkta veya bu tarz bir dindarlıkta kurban kesme işi fazla incelikli bir iş.
Mesela deniz ilaha göre yani tabi ki bizde şey sahteyle burada bir şey dilinde konuşuyorum. Ona göre değişiyor duruma göre değişiyor. Ne istediğinize göre değişiyor. Mesela şurada Atene ile ilgili bir yerde de söylemişti çok orası da ilgimi çekmişti.
Şurada 293. dizede Atene’ye kurban kesiyorlar mesela. Boyundurağa girmemiş başıboş bir düve. Burada boyundurağa girmemiş tabiri Yunancasında şeymiş karşılığı bekar evlenmekte boyundurağa girmek kelimesini karşılıyormuş.
Yani boyundurağa girmemiş bir düve neden kesiliyor? Çünkü Atene’de bekar bir tanrı ve ona bekar bir düve kesiliyor filan. Yani bu kadar incelik düşünülüyor filan. Bu da mesela şeyle kıyasladığımızda İslam’la kıyasladığımızda biraz bana şeyi anımsattı. Bakara suresinde biliyorsunuz Bakara adını almasını sağlayan bir şey anlatılıyor.
Yahudilerle kurban yarasına bir kurban kesmeleri emrediliyor. Onlarda ne çeşit olsun nasıl olsun şöyle mi olsun böyle mi olsun her seferinde tekrar soruyorlar tekrar bir sıfat alarak geri dönüyorlar. Yani sarı olsun alacası olmasın şeye koşulmasın sordukça zorlaşıyor sordukça zorlaşıyor. Hatta en son şey geldi Fef’e alüme tükme run emrolunduğunuzu yapın artık filan diye.
Bu detaya girme aslında burada kınanıyor gibi yani pek çok bütün tefsirlerden neredeyse sormasalar da daha da detaylanmayacaktı mevzu diye. Burada sadelik biraz tercih ediliyor İslam’da. Acaba bu alışkanlığa zıt olsun diye mi ayetteki o anlatı var yani bu bir pagan inanışı yıkmak için miydi bu ayetteki anlatı?
Onu üzerine de düşünmek lazım. Bu tarz şeyler insanın aklına geliyor mu bunları hızlı atlamak da doğru değil. Mesela şu an anlattığımda makul görünüyor.
Mesela burada boyundurağa girmemiş diyor mesela bu boyundurağa girmemiş o Yahudilerin şeyinde sürekli sorduklarında şeyin Kur’an’da onlar emredilen özelliklerden birisi. Aslında hiç sormasalardı bu özellik emredilmeyecekti ama sorduklarında emredilen özelliklerden birisi. Yani direkt böyle bir antagoni karşıtlık çıkarmak her zaman doğru olmayabilir onu söylemeye çalışıyorum.
Evet, Diomedes gönüllü oluyor tabi ki cengaver olarak ama bir adam daha gelmeli benimle diyor Ayaslar gitmek istedi Menelaus gitmek istedi Odysseus gitmek istedi Agamemnon söz al dedi ki Diomedes gözümün bebeği arkadaşını sen kendin beğen.
Senle gitmek isteyen çok adam var beğendiğini sen kendin seç al çok büyük bir kral olmasına da bakma yani istediğini seç diyor. Böyle dedi ödü kopuyordu sarışın Menelaus’u seçecek diye şimdi bu çok insani bir katkı olmuş.
İlginç bir şekilde burasını şey yapmışlar atmışlar buranın uydurma olduğunu düşünmüşler. Bu kitapla ilgili bu kitabın uydurma olduğunu söyleyen şeyler var. Yani sonradan eklenti olduğunu falan söyleyenler var. Yunan tipi kahramanlık algısına uyuşmayan şeylerden dolayı mesela bu onlardan birisi.
Yani Agamemnon koskoca Menelaus ölecek diye korkar mı? Bu çok şey değil sağlıklı değil yani burada oldukça insani bir şeyden bahsediyor bence ki Homer’da bu insani vurgu yüksek. Mesela ben Agamemnon’un tek başına iken ağlamasının absürt olmadığını düşünüyorum insan için de ağlaması absürt.
Bu Homerik anlatıda adamın insan olmasına problem yok ama kahramanın ortalıkta göstermesi gereken bir şey var. Mesela şöyle olsaydı bu Homerik anlatıda absürt olurdu. Menelaus hariç istediğini seç deseydi mesela insanların içinde bu absürt olurdu ama kendi içinde böyle düşünmesinde bence bir problem yok.
Mesela burayı atmışlar, burayı Metin’den atmışlar. Sonradan tekrar ekleniyor falan. O da Odysseus’u seçiyor. Aslında burada biraz da kahraman tiplerinin böyle şeyini görüyorsun. Birleşme yani Dio Medeus kol gücünü temsil ediyor, Odysseus akıl gücünü temsil ediyor falan bir birleşme oluşmuş oluyor.
Bunu şöyle gerekçelendiriyor. Yol yordam bilen bir tek o var ve ikisi yola çıkıyorlar. Şöyle Pallas Athena bir balıkçıl kuş kondurdu sağ yol üstüne. İki yiğit onu karanlıkta göremediler.
Ama duydular kuşun ötüşünü. Yani bu Athenenin simgesi. Athena ile biliyorsunuz Odysseus da tamamen diğer ilgileniyor. Odysseus’u çok destekliyor. Odysseus duydu sevindi, yakardı Athene’yi.
Seni bulurum nerede zor görsem. Hiçbir yerde unutmazsın beni. Sonra Dio Medeus yalvardı. İkisi de dua ediyor yani. Babamı nasıl kor duysam beni de öyle koru falan diye. En son şey kesiliyor. Onun için bir kurban kesiyorlar. Az önce bahsettiğimiz kurban. Böyle yakardılar. Pallas Athena onları duydu.
İki aslan gibi yola çıktılar kara gecede. Ölüler, silahlar kapkara kanlar arasından geçtiler. Tabi o savaşın olduğu yerden geçerek gidiyorlar casus oldukları için. Hector da bırakmadı Troyalılar uyusunlar. Toplantıda konuştu düşüne taşın.
Şimdi Troyalılar karargahına geçtik. Orada Hector konuşuyor. Aynı şeyi söylüyor. Var mı bir casus gidecek falan diye. Orada Dolon denen bir adam vardı diyor. Dolon şöyle tasvir ediliyor. Yani ben hep diyorum işte nerede okunduğu önemli bir esnaf. Dolon’u anlatırken çirkin, kötüleyerek anlatıyor. Aslında başka yerlerde daha güzel anlatıldığı var Dolon’un. Görünüşü çirkindi ama ayakları tezdi. Beş kız kardeş arasında tek erkekti o. Aslında bu tek erkek olması, beş kız kardeş arasında biraz onu feminenlik katmış oluyor ve bu bir tahkir anlamı içeriyor Yunan’da. Yunan’da ne kadar feminenseniz o kadar aşağısınız. Biliyorsunuz kadın gibi olmayı hakaret olarak kullanan bir Yunan toplumu.
Ve şöyle diyor Hector’a. Yiğit yüreğim bak bana ne der Hector diye başlıyor. Sonra şöyle diyor. Haydi Hector kaldır değneğini Antic. Kusursuz Pelozoğlu’nu taşıyan atları bana vereceğine. Yani ben bunu yaparım. Oraya casus olarak giderim ama asanı kaldır Antic. Yani yaparsam Pelozoğlu’nun atlarını ben alırım. Yani Achilles’un atlarını ben alırım. Şimdi burada aslında incigenetlik bir şey var. Yani bunlar hep Troyes safını alttan alta şey yapıyor. Yeriyor. Neden?
Normalde biz bunu mesela Ak’a ordusu safında duysaydık şöyle bir sahne olurdu bu. Agamemnon derdi ki gel savaş her şeyi sana vereceğim şöyle vereceğim böyle vereceğim filan. Hatta mesela okçuyla Agamemnon ok atarken mesela Agamemnon sana şöyle şey vereceğim pay vereceğim filan dedi.
Ya ben zaten işimi yapıyorum Agamemnon işte benim şeyimi kesme filan diyordu mesela. Orada yönetici vaat eder aşağıdaki adam onu umursamaz. Ama Troyes’a yönetici görev teklif ediyor. Direkt para talep ediliyor.
Şimdi bu ne yapıyor? Düşürüyor tabi ki profilini. Yani alt metinde sürekli Troyes’ın kötülendiğini görüyorsunuz şeyde. Troyes’ın ve Troyes’lıların gene onu gösteren bir kusus. Tabi bu Mavi Anadolu’cu işte okuma tipini aslında Homer işte Troyes’i destekliyordu ama işte Pestratos döneminde metne dokundular ve sanki Ak’aları destekliyormuş gibi bir şablona dönüştü filan.
Bunun aleyhi nedir yani metnin tamamında benim tahminim bu metin yani bizim şeyde baskı tipimizde 550 sayfaysa ben burada 1000’in üzerinde şey bulurum yani Troyes’ın kötülendiği inceden inceye 1000’in üzerinde belki daha fazla yer bulabilirim. Bu metni baştan yazmaları gerekirdi. Bütün halde metni Pestratos döneminde tekrar yazmaları gerekirdi. Bunun da mümkün olmadığını ilk şeyde okumuştuk. Adamın adını hatırlayamayacağım şu an. Hemen arkama dönersem hatırlayabilirim. Böyle bir avantajım var. Moses Finlay’dan okumuştuk. Moses Finlay bununla ilgili bir pasaj da şey yapıyordu. Homeros ve Sözlü Kültür diye o videoda anlattım bunu. Yani ben bu şeyi çok sağlıklı bulmuyorum yani mümkün bulmuyorum daha doğrusu. Evet. Ve Odysseus’la Diomedes görüyorlar şeyi Dolon’u iki taraftan da casus gittiği için Dolon’u görüyorlar.
İkisi üstüne yürüdüler Dolon durdu. Arkadaşları geliyor sandı önce Troyes’lardan sonra anladı ki düşman olduğunu ve tabanları kaldırdı. Ötekiler de koştu arkasından. Homer’de birisi kaçıyorsa yine aynı şekilde bu Troyes’lidir.
Homer’de birisi kaçıyorsa, ki ben istisnasını bilmiyorum hatırlamıyorum yani çok fazla Troyes’ın kaçtığı sahne var. Kaçmak zaten çok aşağılayıcı bir şey. Hector da Achilles’le kaçıyor mesela şeyin sonunda kitabın sonunda. Hatta mesela bir sahnede okumuştuk. Diomedes geri çekileceği zaman askerlerin şey diyor ki arkanızı dönerek geri çekilmeyin. Kaçıyor sanmasınlar diye.
O yüzden bu kaçma sahnelerinin hepsini yine Troyes’lıları aşağılama içerdiğini fark etmek lazım. Dolon gemilerin orada nöbetçilere tam kavuşacakken, Athena Tideos’un gücünü tazeledi. Yani tam nöbetçilere, akan nöbetçilere doğru kaçıyor. Bir de karşıda yerde de kurtulma imkanı yok. Nöbetçiler öldürmesin diye Athena Diomedes’e şey yapıyor. Diomedes bir karga atıyor, omzunun üstünden geçiyor. Tehdit etmek için vurmak için atmıyor. Dur diye yoksa vururum diye. Karga yanından düşünce korkup duruyor Dolon.
Dolon durdu. Başladı titremeye. Yani bu yine anlattığım o Troyes’lı aşağılama şeyi. Kekeliyor, dişleri birbirine vuruyordu. Yemyeşil olmuştu yüzü korkudan. Dolon göz yaşı döke döke dedi ki, bana kıymayın, kurtulmalık veririm size. Evde tuncum var, altınım var, işlenmiş demirim var vs. Kurtulmalık veririm, beni bırakın. Ondan sonra onu sorguladılar. Yani ne senin niyetin, öllerimi soymak istiyorsun, şey misin falan diye. Her şeyi anlatıyor Dolon’da. Tek tek dökülüyor yani. Ondan sonra arada bir şey anlatıyor, şurası önemli sadece anlattıkları için.
Yeni gelen Trakyalılar ötede uzaktalar. Kralları da var. Resos. Görmedim onu. Aklıma komik bir şey geldi. Komikli video aklıma geliyor.
Görmedim onun atları gibi güzel iri atlar. Giderler yel gibi kardan beyazdırlar. Yani Resos’u anlattı ve Resos’un atları çok güzel. Bu sadece bizim için bu bilgiler arasında önemli. Anlat yani, döküldü komple her şey Dolon. Ve şöyle dedim, haydi ya gemilerin yanına götürün beni ya da sıkı sıkı bağlayın burada bırakın. Gidin görün, doğru mu söyledim, yalan mı? Dolon onlara böyle hileyle kandırmaya çalışıyor.
Dev yapılı Diomedes yan yan baktı dedi ki, ne o kaçıp kurtulacağını mı sandın? İşimize yaradın ama elimize de düştün bir kere. 452. Dize, haydi elimin altında ezil geber, bir daha bela kesilme ankaların başına diye Dolon’u öldürecek. Sahne çok ikonik tasvir edilmiş. Diomedes böyle dedi, Dolon yalvarmak istedi, iri eliyle onun çenesini tam okşayacaktı. Demiştik ya çeneden merhamet diliyor. Bu Yunan’da önemli bir jest. İri eliyle onun tam çenesini okşayacakken Diomedes kılıcıyla birden fırladı, vurdu boynundan kesti iki veteri. Veter şah damarı yani, iki veteri de kesti. Aldılar başından Sansar derisi Tolgay’ı, kurt postunu, kıvrık yayını, iyi kargısını. Şimdi bu sakala uzanma konusu. Nerede hatırlıyoruz? İlk kitapta Tethys, Zeus hayal alırken sakalını, değil mi? Bir elini dizine koyup bir elinden sakalını tutuyordu. Çok ikonik bir sahne tasviri bu. Bu olduysa, biri sakalınızı tuttuysa onu affetmemeniz bir kahramana yakışmaz, Yunan tipi kahramanlıkta. İki daha önemlisi Zeus’un gazabını çekebilirsiniz. Zeus yalvaranın ve bu ritüeli tamamlayanın bağışlanmasını ister.
Ve gazabı çekersiniz anında üstünüzü. O yüzden bütün bu sahnenin hızı, sam sakalına uzanacakken, onu öldürdü, hareketi tamamlatmadı. Bu da mesela şey görülmüş işte, ahlaki olarak Yunan kahramanı için uygun değil falan filan değil. Sonradan eklendiğini, Pestratos döneminde eklendiğini söyleyenler buralara dayanarak söylüyorlar ama bu bana uyuksuz gelmedi.
Evet ve Rhaestus’un bu atlarını çalmak için oraya gitmek istiyorlar. Gene Rhaestus ortada uzanmış yatıyor, etrafında insanlar var. Tabi burası da mesela, yine aynı şekilde tenkit edilmiş o bağlamda yani kahramana yakışır mı diye bana da anormal gelmedi. Diomedes saldırdı kılıcıyla uyuyanlara, Rhaestus’un etrafındakilere. Bir aslan nasıl rastlarsa çobansız bir süreye, Diomedes de öyle saldırmıştı Trakyalılar’a, öldürmüştü 12 tanesini.
12, sembolik gücü yüksek bir rakamdır. Muhtemelen üzerine sembolik şeyler yazılmıştır diye tahmin ediyorum. 13.sü olarak da Rhaestus’u öldürdü ve bunların hiçbirisi uyanmadan hepsini öldürdü yani.
Burası ilginç. Tideos oğlu varır varmaz kralın yanına, aldı onun tatlı canını. Bu ölenlerin 13.süydü. Korkulu bir düş görmüştü bütün gece. Athena göstermişti ona bu düşü. Oynios’un torunu Diomedes’i görmüştü. Yani rüyasında korkulu düş, Diomedes’in kendisini öldürdüğünü görüyor ve bir süre sonra hemen öldürülüyor.
Tabi burada Rüya’ya atfedilen anlamın pozisyonunun yükseldiğini tahmin etmek zor değil. Rüya doğru bir bilgi kaynağı olarak pozisyon kazanır bu tarz şeylerden ki. Yunan’da bununla ilgili çokça yer okudukta okuyacağız da.
Odysseus atları çözdü. Yani hedefe yönelik zaten. Odysseus sürekli atları çözdü. Atları almak için geldiler. Diomedes durmuş düşünüyordu. Arada kalır ya kahraman. Bu arada kalmaları nerede görmüştükten önce çok görmüştük.
Achilles arada kalıyordu mesela. Agamemnon’u vurup öldürsem öldürmesem evlidir. O esnada Athena geliyordu, saçının arkasından yakalıyordu ve öldürme diye müdahale ediyordu. Bu arada kalma anlarında Diomedes yaşıyordu mesela bunu. Aphrodite’yi yaraladığı sahnede arada kalıyordu falan. Sonra geri dönüyordu bir an. Bu tarz şeyler çok görüyoruz. Taşkınlık şeylerine.
Tam taşkınlık değil de arada kalma anında Tanrı müdahalesiyle olayın belirlenmesi. İçinde kıvılcım silahlar duran arabayı alsın mıydı? Dingilinden tutup çeksin miydi? Kaldırıp taşısın mıydı? Başka Trakyalılar’ın canına kıyısın mıydı? Geldi Athena yanına seslendi. Ulucanlı Tideus oğlu durma. Koca kadını gemilere dönmeye bak. Bir Tanrı gelir uyandırır Troyalılar’ı. Sonra çok kötü olursun onun çok. Çabucak atladı atlara. Apollo’nun da uyumuyordu. Öfkeyle girdi Troyalılar arasına. Kaldırdı Troyalılar’ın danışmanı. Yani Troyalılar’a Apollo’nu uyandırdı. Aynen Athene’nin söylediği gibi. Tez giden atların yerinde yaller esiyordu. Adamlar çırpınıyordu kanlar içinde. Hıçkıra hıçkıra başladı ağlamaya sevgili arkadaşlarını adıyla çağırdı.
Ve geri dönüyorlar. Geri döndüklerinde Athene için bir kurban kesiliyor. 571. dize de hep birden denize girip terlerini aldılar. Bacaklarını sırtlarını karşılarını yudular. Bu bir yorgunluk ve temizlenme mi yoksa bir ritüelimsi bir anlamı var mıydı? Ritüelimsi anlamı daha önce şey yaptığımız gibi kurbanı kesmeden önce biraz daha o temizlikle ilgili. Ben bunu direkt temizlenme ile alakalı yani normal yıkanma gibi olduğunu düşünüyorum. Sonunda şöyle Athene’ye bal gibi tatlı şarap sundular ve bu kitap bitti. Söylediğimiz gibi bu kitabın sonradan eklendiğini söylemişler. Ve şöyle diyorlar mesela bir sebep olarak bu kitabı aradan çıkarsanız hiçbir anlam bozulmuyor. Yani 9’dan 11’e atlasanız 9. kitaptan 11. kitaba atlasanız anlam bütünlüğü bozulmuyor.
10. kitap sonradan eklendiği gibi tenkitlerinde maruz kalmış bir kitap.
İlk Yorumu Siz Yapın