Ricardo Quaresma Hikayesi | Bir Çingenenin Gözyaşları

Ricardo Quaresma Hikayesi | Bir Çingenenin Gözyaşları videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p1EvzwUx8Bg. İNTRO 1983 yılında Lisbon’da dünyaya gelen Ricardo Quarejma, annesi tarafından çingene kökenlidir. Portekiz’deki lakabı giganito yani küçük çingenedir. Ve tıpkı dünya üzerindeki tüm çingeneler gibi eğlenmeyi çok seven, yaptığı işten zevk alıp, mesleğini icra ederken insanları duygusal ve görsel yönden…

Ricardo Quaresma Hikayesi | Bir Çingenenin Gözyaşları

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p1EvzwUx8Bg.

İNTRO 1983 yılında Lisbon’da dünyaya gelen Ricardo Quarejma, annesi tarafından çingene kökenlidir. Portekiz’deki lakabı giganito yani küçük çingenedir. Ve tıpkı dünya üzerindeki tüm çingeneler gibi eğlenmeyi çok seven, yaptığı işten zevk alıp, mesleğini icra ederken insanları duygusal ve görsel yönden kolaylıkla etkileyebilen yaratıcı, sanata yatkın, gösterişli, şaşalı, biraz agresif, biraz fevri ve biraz tembel. Ricardo Quarejma evli, üç çocuk babası. Ancak bazı erkekler için askere gitmek, evlenmek ya da baba olmak büyümek için yeterli olmaz. Sorumluluk duygusundan yoksun oldukları için değil, içlerindeki çocuğu asla öldürmek istemezler.
Onlar için asiruh ve ergenlik ateşi 30 yaşlarına kadar devam eder. Bazı erkekler geç olgunlaşır, ta ki hayatlarının anlamını oluşturan şeyi kaybettikleri ya da kaybetmek üzere oldukları ana kadar. Quarejma hayatının anlamını kaybetmek üzere olduğunu anladığında 30 yaşındaydı. 80 kiloluk şu haliyle Birleşik Arap Emirlikleri’nin al-Ahli takımına imza attığı gün, kendi kendime, böylesi bir yetenek bu kadar erken bitmemeliydi dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Quarejma ve Quarejma Çünkü Quarejma hala 30 yaşındaydı ve bir PR malzemesi olmaktan çok daha fazlasıydı ve hala kanıtlaması gereken çok şey vardı. Hele ki beraber yetiştiği ve o dönem birçok otoritenin Quarejma’nın ham yetenek olarak çok daha yetenekli olduğunu
beyan ettiği Cristiano Ronaldo her sezon kazandığı kupa ve ödüllerle kaleleri inşa ederken. Quarejma ve Quarejma 4 yaşında top oynamaya başlayan Ricardo, 10 yaşında ülkenin hatta belki dünyanın en iyi akademisi olan Sporting Lisbon’un alt yapısına girdi. Yeteneğiyle bir anda tüm dikkatleri üzerine çeken Quarejma, 17 yaşında Porto ile oynanan lig maçında ilk kez A takım formasıyla sahaya çıktı. O dönem Sporting Lisbon’u çalıştıran Lazlo Bollany tarafından sürekli oynatılan Quarejma, aynı dönem aynı alt yapıdan çıktığı Cristiano Ronaldo’yu yedek bırakarak adından daha da fazla söz ettirmeye başladı.
İngiliz medyasında yer alan haberlere göre Manchester United menajeri Alex Ferguson’un listesinde Cristiano Ronaldo’dan önce Quarejma yer alıyordu. Sporting Lisbon’un 2003 yılında Manchester United ile oynadığı hazırlık maçı Quarejma için dönüm noktası oldu. Bu maçta üstün bir performans sergileyen Cristiano Ronaldo, Ferguson’un dikkatini çekmeyi başardı ve İngiltere bileti almaya hak kazandı. Ronaldo’nun ayrılışından sonra Quarejma’da takımda kalmadı.
Barcelona 6 milyon euro karşılığında futbolcuyla anlaştı. İlk sezonunda onu ilk 11 olmak üzere 21 kez forma giydi ve sadece bir gol attı. Sezonun son haftaları geçirdiği sakatlık yüzünden 2004 Avrupa 21 yaş altı futbol şampiyonasına katılamadı. Disiplinsizliği her zaman kariyerindeki en büyük sıkıntı olan Portekizli’nin
”Ricard’ın olduğu yerde ben oynamam” demesinin ardından 2004 yazında Porto, Barcelona’ın dekho için Quarejma artı 15 milyon euroluk teklifini kabul etti ve Quarejma’nın Porto’ya transferi gerçekleşti. Memleketinde olmanın huzuru ve kendisiyle özdeşleşen 7 numaralı formayı sırtına geçirmiş olmanın özgüveniyle kariyerinde yeniden yükselişe geçti ve takımın liderliğine soyundu Quarejma.
Porto’yla çıktığı 112 maçta 32 gol kaydetti, iki kere Portekiz’de Yılın Futbolcusu seçildi. 2005 yılında FIFA tarafından verilen Yılın Golü ödülünü kazandı. Porto’daki performansıyla dikkat çeken Quarejma 2008-2009 sezonunda İtalya’nın dünyaca ünlü kulübü Inter’in radarına girdi.
1 Eylül 2008’de 18.6 milyon euro karşılığında Milano ekibine transfer olan yetenekli futbolcu, İtalya’da Portekiz’in Peles’i sıfatıyla medyaya tanıtıldı. Inter’de ilk sezonunda 77, ikinci sezonunda Luis Figo’nun futbolu bırakması üzerine boşa çıkan 7 numaralı formayı giydi. Fakat Barcelona’da olduğu gibi İtalya’da da işler yolunda gitmedi.
Jose Mourinho Quaresma’nın çok yetenekli bir futbolcu olduğunu ancak taktik disiplinsizliği nedeniyle bu takımda forma giyemeyeceğini açıkladı. Bir sezonda sadece 90 dakika tek bir maçta görev yapan Portekizli futbolcu, Şampiyonlar Ligi listesine alınmayınca Inter defterini kapattı ve kiralık olarak takımlarla görüşmeler başladı. Şubat 2009’da herkes onun topluma gitmesini beklerken, transferin son gününde yeni adresi Chelsea oldu. Ancak kiralık sözleşmesi sona erdiğinde Chelsea tarafından takımda tutulmadı ve Inter’e geri döndü. Jose Mourinho ikinci sezonunda son bir şans verdiği futbolcuya Figo’nun 7 numaralı formasına emanet etti. Fakat yine istenilen olmadı. 2009-2010 sezonunda Inter Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken,
Kuarizma’ya teknik direktörü Jose Mourinho tarafından hiçbir Şampiyonlar Ligi maçında görev verilmedi. Kuarizma buraya seçerken, Beşiktaş’ın tarihini, kulübü ve taraftarı sevdiği için seçti.
Ohan olmuştur. Hep beraber önümüze bakacağız. Kuarizma gibi Yıldızlarla bu sene şampiyonlukları kovalayacağız. Peki şampiyonluk gerçekten de Kuarizma gibi Yıldızlarla kovalanabilecek bir şey miydi? Her şey çok iyi başladı aslında. Tam da Koarajma’nın olmak istediğim yerdeyim diyeceği türden şağa şağa’lı bir karşılama ve imza töreni. UEFA Avrupa Ligi Öneleme Turu’nda, Viktor Pilsen karşısında yaptığı şov ve Türk seyircilerin lugatlarına eklettiği kelime, trivela. Takibinde oynanan Playoff’da ise her iki Helsinki maçında attığı nefis iki gol ve oynadığı büyüleyici futbol. Çoktan tribünlerin sevgilisi olmuştu Q7.
Fakat Koarijma gibi yıldızlarla şampiyonluğu kovalamaya kararlı olan dönemin Beşiktaş başkanı aynı sezon Guti Hernandez, Manuel Fernandez, Sima Sabroza ve Hugo Almeyda gibi oyuncularla takımı yıldızlaştırmaya devam ediyordu. Sanırım o dönem kimse Beşiktaş’ın sol bekinin Ekrem Dağı olduğunun farkında bile değildi. Yeter ki yıldız olsun. En büyük iki rakibi tarafından geçirmenin ayıbını transfer yaparak üstelik har vurup parmağını savurarak kapatmaya çalışan bir yönetim stratejisi idi. Sezon bitmeden Koarijma, Manuel Fernandez, Simao ve Almeyda dörtlüsü Portekiz çetesi lakabını alıyordu. Dünyadaki en itibarlı teknik adamı bile parmağında oynatabilecek bir disiplinsizlik ordusu. Üstelik bu dördü yetmezmiş gibi bir sonraki sezon takıma Bebe, Sidney ve Julio Alves adında üç Portekizli daha katılıyordu. Oldu olacak teknik direktörü de Portekizli yapalım da takım elbise gibi uyumlu bir futbol takımımız olsun diyen yönetim, dünyanın en itibarlı teknik direktörünün bile başa çıkamayacağı bu oyuncu grubunun başına dünyanın en tecrübesiz teknik direktörü Carlos Carvayal’i getiriyordu. Sonrası mı? Sonrasını biliyorsunuz zaten.
Bakın basketbol takımına getirilen ve tonla para verilen Allen Iverson ve Darren Williams’a ya da Matteo Ferrari’ye ödenen tazminatlara veya Rodrigo Tavata’ya hiç değinmedik bile. Ne böyle takım kurulur, ne böyle kurum yönetilir, ne de böyle piyar yapılır.
Bu da bir takım. Bu takımın en çok zararı tabii ki Beşiktaş gördü. Elde bir enkas, kasada milyonlarca dolarlık bir delik. Sadece Beşiktaş değil, Türk futbol tarihinin en kötü başkaları olan bu şahıs, aman neyse canım, biz konumuz olan Koarizma, pardon, Koarajma’ya geri dönelim. Yani demek istediğimiz şu, akıl alan çalımlarıyla, uzaktan şutlarıyla, rabonalarıyla, drivelalarıyla, Q7 iyi de iyi olmasına ama onu yönetenler kötüydü. Hem de çok kötüydü. Koarizma’nın Beşiktaş’taki 3. sezonunda göreve gelen Fikret Orman’ın ilk hamlesi, meşhur Portekiz çetesini temizlemek oldu. Koarizma, 2012 yaz ayından itibaren kadro dışı bırakıldı. Başkan Fikret Orman kendisini Beşiktaş’ta görmek istemediğini net bir biçimde dile getirdi ve ardından 19 Aralık 2012 tarihinde karşılıklı olarak mukavelesi fes edildi.
10 binlerce kişi tarafından karşılanan Koarizma, bir tek Serdar Adalı tarafından uğurlanarak ülkeden ayrıldı. Rüya gibi başlayan ve yarım kalan bir hikaye. Koarizma, Beşiktaş’la sözleşmesini fes ettikten kısa bir süre sonra, 2013’ün ilk günlerinde
Birleşik Arap Emirlikleri’nin al-Ahli takımı ile bir buçuk yıllık sözleşme imzaladı. Hikayemizin başında demiştik, bazı erkekler geç olgunlaşır, ta ki hayatlarının anlamını oluşturan şeyi kaybettikleri ya da kaybetmek üzere oldukları ana kadar. Dubai’de atılan o imzanın bir sene ardından Koarizma kariyerinin bitmek üzere olduğunun farkına vardı. İyi ki de vardı çünkü aksi bir durum Tanrı’nın ona bahşettiği yeteneğe büyük bir saygısızlık olurdu. Koarizma’nın sağ gözünün altında bulunan iki adet gözyaşı damlası. Hikayemize de ilham kaynağı olan normalde Amerikan gangsterlerinin işledikleri cinayetleri temsil etmek için yaptırdıkları bu gözyaşı damlası dövmesi. Koarizma’nın Arap yarımadasında psikolojik olarak geçirdiği zor günleri ve futboldan uzak kaldığı 6 aylık dönemde futbolu bırakma noktasına gelmesi. Portekizli muhabirler kendisine şakayla karışık soruyor. Bu dövmenin anlamı nedir Ricardo bunu neden yaptırdın yoksa bilmediğimiz bir cinayet mi işledin? Koarizma tabi ki kimseyi öldürmedim sadece futboldan ne kadar zevk aldığımı unutmamak için yaptırdım diye cevap veriyordu. Aslında gerçeği gizliyordu Koarizma. O gün gerçekten birini öldürmüştü. O gün aynaya bakmış sosyal ve taktik disiplinsizlikle dolu hayatını analiz etmiş ve içindeki haylaz çocuğu öldürmüştü. İşte Koarizma o gün olgunlaşmıştı tam da sahip olduğu en değerli şeyi kaybetmek üzereyken. Bu kadar da kolay olmadı aslında. Al Ahli’den tekrar Porto’ya gelmek için birçok fedakarlık yapması gerekti. Porto klübünden kendisine son bir şans daha vermesi için deyim yerinde ise 3 ay kapıda bekledi. Porto klübü elbette zor durumda olan eski efsanesine sırtını dönecek değildi.
O şans verildi ve Q7 o şansı öyle iyi kullandı ki Porto takımında 2013-2015 yılları arasında toplam 67 resmi maça çıktı, 20 gol attı, 11 tane asist yaptı. Çeyrek final ilk maçında öyle bir bayan maç oynadı ki adeta benim yerim Ortadoğu’daki bir çöl değil. Ben buraya aitim, benim yerim şampiyonlar ligi diye bağırıyordu. 2015 yazında bilişten boşalan Koltağı, Bursa Spor’dan ayrılan Şenol Güneş’in geçeceğinin kesinleşmesiyle birlikte Beşiktaş Transer kulüsterinde Q7 sesleri fısıldanmaya başladı. Kariyerinde sorumlu oyuncu yönetme konusunda ihtisas yapmış Trabzon Spor’da sergenden 2 kat daha fazla sorumlu, 10 kat daha az yetenekli bir jaj adam bile maestro’a
yaratmış Şenol Güneş, yarım kalan Kuvarajma hikayesinin tamamlanması için en doğru seçim en doğru andı. Zamanla bu fısıldılar bir çığlığa dönüşmüştü, haykırıyordu Beşiktaş’ın meşhur çarşısı. Başkan Fikret Orman taraftarın bu çağrısına daha fazla kayıtsız kalmadı ve Şenol Hoca’nın onayıyla Transer görüşmelerine başlandı. Bu yarım hikayeyi tamamlamayı en az Beşiktaş taraftarı kadar çok istiyordu Kuvarajma.
Böyle ki Beşiktaş 21 Temmuz 2015 tarihinde Ricardo Kuvarajma’nın Transeri için oyuncunun kulübü ve kendisiyle görüşmelere başlandığını kapabildirdi. Bir gün sonrası 22 Temmuz’da imzalar atıldı. Hoca çok tecrübeliydi. Ne formayı hemen verdi ne de ilkleri. Yeri geldi 45’te oyundan aldı, yeri geldi trip attığı için 3 maç yanında oturtup kenardan maç izletti Ricardo’ya.
Sırf içeri girip şut atmasın, bencil oynamasın diye sağ çizgide oynattı. Sıfır insin orta yapsın diye. Ondan takım oyuncusu olmasını istemedi asla ama takım oyununa katkı sağlamasını bekledi. Bireysel yeteneklerini kısıtlamadı. Bireysel yeteneklerini takımın çıkarları uğruna kullanmayı öğretti Kuvarajma’ya. Q7’de eski Q7 değildi. Dedi ki daha olgundu artık. Bu yarım hikaye Kuvarajma’nın ilk Türkiye’ye geldiği 2010 yılında verdiği şampiyonluk sözünü 5 yıl gecikmeli de olsa tutmasıyla son buluyor, sezon bitiminde Portekiz Milli takımının Euro 2016 şampiyonu olmasıyla taçlanıyordu. Üstelik Ricardo kariyeri boyunca kıyaslandığı final maçının henüz 25. dakikasında sakatlanan Ronaldo’nun yerine oyuna dahil oluyordu. Futbol gerçekten de çok güzel bir oyun. Şampiyonlukların da öz güveniyle hem bedenen hem de zihnen çok daha fit, çok daha takım
oyuncusu bir Kuvarajma izledik 2016-2017 sezonunda. 6 gol 16 asiste kariyer zirvesi yaptı. Hele efsane bir Benfica maçı var ki Beşiktaş’ın 3-0 geriye düşüp 3-3 geri döndüğü. Dakika 89 kaldırdı kafayı kendine hasiteliyle öyle bir asist yaptı ki 4-3 olması içten bile değildi zaman yetmedi. Arkadaşı bomboşken 40 metreden şut çeken aynı adamı 3 defa geçmeden topu ayağından
çıkarmayan maçın 15 dakikası oynayıp 75 dakikası saklanan Kuvarajma yoktu artık. Artık trivelalarıyla gol atan çocuk değil rabonalarıyla asist yapan adamdı. Tecrübeli teknik adam Şenol Güneş o sezon itibariyle kariyerinde 3.
ve 4. şampiyonlar ligine katılma hakkı kazanmıştı. Hem 2011 yılında Trabzon Spor ile bir önceki sezonda ise Beşiktaş ile katıldığı bu dünyanın en büyük turnuvasında son 16’a kalma şansını her iki takımla da son maçta yitirmişti. Hele önceki sezon beraber kalsa son 16 turuna yükselecekti Ancak olmadı. Hiçbir Beşiktaş’ı hatırlamak istemeyeceği o gece Ukrayna deplasmanında henüz 9.
Beşiktaş 30’da Andreas back atıldı. İlk devre biterken skor 4-0’dı. 56’da Abubakar kızardı. 9 kişi Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nin son grup maçında Dino Makiyeve 6-0 kaybetti. İki kez ucuna kadar gelmiş ama başaramamıştı. Artık şeytanın bacağını kırma vaktiydi. Kariyerinin sonbaharında bir son 16 görmeyi her şeyden daha çok istiyordu Şenol Hoca.
Eminim Beşiktaş’ta taraftarlarda bunu en az Şenol Hoca kadar çok istiyordu. 2017-2018 sezonu başlarken hem hayata dönen koarajma hem de iki yıldır şampiyon olan Beşiktaş kaldığı yerden devam etmeye oldukça hazır görünüyordu. Gerçek anlamda bir Şampiyonlar Ligi takımı kurdu Beşiktaş. Takıma gerçekten seviye atlatabilecek transerler yaptılar. Gerek koarajma, gerek Beşiktaş harika bir futbol oynadı.
Leipzig, Porto ve Monaco’nun bulunduğu gruptan 14 puan toplayıp namalup ve lider olarak çıktı. Ricardo ise 6 maçın 5’inde ilk 11 çıktı. 5 maçta 4 tane asist yaptı. Oynamadığı tek maç ise gruptan çıkmayı garantileyen Beşiktaş’ın yedek kadro ile sahaya çıktığı son maçtı. İşte burası hem Q7, hem Şenol Hoca, hem Fikret Orman, kısacası tüm Beşiktaş camiası için büyük bir kırılma noktasıydı.
Şampiyonlar Ligi futbolun Everest’i. Büyülü bir yer. Marka değeriyle, logosuyla, müziğiyle içine girildiği andan itibaren insanın ayaklarını yerden kesen ve paydaşı olan herkese tarifsiz duygular yaratan sihirli bir dünya. Şüphesiz bu sihirli dünya tüm Beşiktaş camiasının ayaklarını yerden kesmişti. Bunu yaşamadan o gün itibariyle bunu düşünmek, bu öngörüde bulunmak çok kolay değil. Dün gibi hatırlıyorum, o tüyleri diken diken eden müzik çaldığı süreçte birçok Beşiktaşlı taraftar şu kafadaydı. İki senedir şampiyon oluyoruz zaten. Lig hiç umrumda değil, yeter ki Beşiktaş Bayer Münih’e elesin. Ancak kaçırılan nokta şuydu. Ligimizde bulunan bir takım için o müziğin çalmaya devam etmesinin yegane yolu şampiyon olmaktan geçiyor. Ancak o sezon ne Şenol Hoca, ne takımdaki oyuncular, ne de Beşiktaş taraftarı Ligi pek önemsemiyor gibiydi.
Tarih tekerrürden ibaret derler fakat kimse bunun bu kadar çabuk tekerrür etmesini beklemiyordu. Tıpkı geçtiğimiz yıl kızaran sarışın adam Andreas gibi, bu sezonda başka bir sarışın kızardı, vida oyundan atıldı, yine bir deplasvanda, yine hatırlamak istemediğimiz bir gece yaşadık, maç 5-0 bitti, müzik durdu.
Beşiktaş’ın Ligi 71 puanla 4. sırada tamamlaması, sezon başında Şampiyonlar Ligi kadrosu kuran Beşiktaş’ın ertesi sezon, Şampiyonlar Ligi’nde olamayacağı anlamına geliyordu. Her kulübün karakteristik özellikleri var. Beşiktaş’ın karakterini sahip olduğu renklere çok benzetmişimdir. Beşiktaş’ın şampiyonlar ligi kutusunda olamayacağı anlamına geliyordu.
Her kulübün karakteristik özellikleri var. Beşiktaş’ın karakterini sahip olduğu renklere çok benzetmişimdir. Siyah ve beyaz. Ya siyah ya da beyaz. Ya hep ya hiç. Grisi olmayan, ortası olmayan bir takım Beşiktaş, işler iyi giderken, el üstünde tutulan karakterler bir bir al aşağı edildi. Taraftar bölündü, kimisi Fikret Orman’ı suçladı, kimisi Şenol Güneş’i, kimisi futbolcuları. İlginçtir tam da bu dönemde, Koarajma hikayemizin kurgusuna ilham kaynağı olan gözyaşı dövmesini sildirtti. Böyle huzursuz ortamlar, her futbolcuyu etkiler ancak Ricardo gibileri çok daha fazla etkiler. Nihayetinde 19 yaşındayken, Barcelona gibi bir dünya devinde Frank Ricard gibi saygıdeğer birisine rest çekmiş birisinden bahsediyoruz. Koarajma kariyeri boyunca asi, kural tanımaz, aykırı bir adam olarak tanındı
ve bu süreçte aykırı hareketleri sağ içi disiplinsizliği tavan yaptı. İki kez çekilmiş bir film gibiydi Koarajma, her ikisinde de ağızda çok başka tatlar bırakmış bir ikileme. Filmlerde esası olanlar hep kazanır ancak gerçek hayatta bu her zaman yaşanmaz. Kariyerini Kasımpaşa’da sürdürüyor Ricardo. Çok sevdiği bu sporu belki bir, bilemedin iki sene daha yapıp bırakacak.
Benim şahsi fikrim, yaşanan onca şeye rağmen Koarajma hala milyonlarca Beşiktaş taraftarının sevgilisi. İnanılmaz çalımlarıyla, trivelalarıyla, rabonalarıyla, golleriyle, asistleriyle, Türk futbol severlerin hafızalarında sayısız hatıra bırakmış bir efsane. Muhtemelen Beşiktaş tarihindeki en yetenekli ve en önemli yabancı futbolcu. Bazen dibe vurmak gerekir, ayaklarının tekrar yere değebilmesi için.
Bazen kaybetmenin eşiğine gelmek gerekir, elindekinin kıymetini anlamak için.
Ve bazen birini öldürmek gerekir, tekrar yaşama dönmek için.