Ronaldinho Hikayesi | “Futbolu Sevdirmek İçin Gelen Adam”

Ronaldinho Hikayesi | “Futbolu Sevdirmek İçin Gelen Adam” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GgXwtk_wfPM. Birbiriyle iç içe geçen puzzle parçaları düşünün. Onları birbirine taktığınız zaman artık iki ayrı parça yoktur. Tek parça olmuşlardır. İşte onun toplu arasındaki ilişki de bundan ibaret. Futbol topu, onunla nasıl oynayacağını bilen herkese istediğini verir. Ama ona geldiği…

Ronaldinho Hikayesi | “Futbolu Sevdirmek İçin Gelen Adam”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GgXwtk_wfPM.

Birbiriyle iç içe geçen puzzle parçaları düşünün. Onları birbirine taktığınız zaman artık iki ayrı parça yoktur. Tek parça olmuşlardır. İşte onun toplu arasındaki ilişki de bundan ibaret. Futbol topu, onunla nasıl oynayacağını bilen herkese istediğini verir. Ama ona geldiği zaman sadece mutluluk verir. Hem ona hem de izleyen herkese. Çünkü top ona geldiği zaman artık oynanan şey futbol değil, tek kişilik bir şovdur. Sahne onun olur, ışıklar sadece onu aydınlatır, herkes onu izler.
Top zaten onundur, arada başkalarına ödünç verir. Mutluluk bulaşıcıdır derler. Eğer onu en iyi döneminde izleme fırsatına sahip olduysanız bunun doğru olduğunu kabul etmek zorundasınız. Bir futbol topuyla insanları ne kadar mutlu edebilirsin sorusuna işte bu kadar diye cevap verebileceğiniz biri.
HUD 42
Bizim onu tanıdığımız adıyla Ronaldinho gerçek ismiyle Ronaldo de Assis Moreira. 21 Mart 1980 Porto Alegre’de doğdu. Ronaldinho aslında bir takma atı ve güzel de bir hikayesi var. Ama oraya gelmeden önce çocukluk yıllarından başlayalım.
Çoğu brasilyalı ünlü futbolcu gibi o da yoksul bir aileden geliyor. Belki benim gibi siz de merak etmişsinizdir neden çoğu brasilyalı futbolcu yoksul ailelerden geliyor diye. Sebebi brasilianın fakir bir ülke olması değil elbette. Brasilya yıllardır güney amerikanın en büyük ekonomisi. Fakat bu tabi ki her brasilia vatandaşının varlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Çoğu ülkede olduğu gibi orada da yoksul insanların yoğun olarak yaşadığı yerler var. Ronaldinho’nun doğup büyüdüğü liman kent Porto Alegre o yıllarda kendi anlatımı
ile uyuşturucunun ve suç örgütlerinin kol gezdiği yoksul bir yer. Ya da belki en azından kendi yaşadığı balniyodaki mahallesi öyle. Babası joa gençliğinde top oynamışlığı olan tersanede çalışan bir kaynak ustası. Öyle büyük bir futbol tutkusu var ki hafta içi tersanede çalışıp haftası onları şehrin takımı gremio’nun stadında güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Hem yoksullukla mücadele ediyor hem de maçları takip ediyor. İşte ailenin iki çocuğu Roberto ve Ronaldo’ya bu şekilde bulaşıyor futbol sevgisi. Başka bir de işte baba joadan direkt oğullarına geçiyor.
Onları her fırsatta futbolu teşvik eden, destekleyen ve hatta nasıl oynamaları gerektiğini söyleyen bir babaları var. Ağabey Roberto 10 yaş daha büyük ve o sıralar ailenin tek umudu. Roberto 18 yaşına geldiğinde gremio’nun A takımında oynamaya başlamış ve profesyonel bir futbolcu olarak ailesini yoksulluktan kurtarmak gibi büyük bir yük var omuzlarında. Fakat tam o dönemlerde Ronaldinho’nun hayatını değiştirecek bir şey oluyor. Her zaman yaptığı gibi sokakta futbol topu peşinde koşmaktan yorgun düşüp evinin yolunu tuttuğu bir akşam.
7 yaşındaki Ronaldinho eve geldiğinde mutfakta bir kalabalık olduğunu fark ediyor ve abisi Roberto’nun 18. yaş günü partisini kaçırdığını düşünerek üzülüyor. Ancak doğum günü partilerinde herkesin neşe içinde olur. Bu pek öylesi değil. Hep gülerken görmeye alıştığı annesinin gözlerinde yaşlar var. Ağabey Roberto onu kucaklayıp yalnız kalacakları bir yere götürüyor ve ağzından şu sözler dökülüyor. Bir kaza oldu. Babam gitti. Öldü. O yaşta bir çocuğun anlam veremeyeceği bir şeydi bu. Ronaldinho da şöyle düşünmüş. Ne demek gitti? Yani nasıl gitmiş olabilir ki? Peki ne zaman geri dönecek? Onun asla geri gelmeyeceğini idrak etmem birkaç yılımı aldı diyor. Bazı insanlar yaşça geç bazıları ise erkenden olgunlaşır. Bunu yaşadıklarımız değiştirir. Ronaldinho da 10 yaşından biraz büyük bir çocukken hayatının merkezine futbol topunu koyacak kadar olgunlaşmıştı. Bunu sadece eğlence ya da vakit geçirmek için yapmıyordu. Futbol onun için her şeydi. Topu ayağıma her aldığımda babam sanki yanımdaydı diye anlatıyor o günleri.
Top ayağıma geldiğinde özgürdüm. Özgür ve mutlu. Sanki bir müzik sesi duyar gibi ve bu duyguyu hissettiğiniz zaman etrafınızdaki insanları da bulaştırmak istiyorsunuz. Benim düşüncem Ronaldinho’nun sihri buydu işte. Oyundan o kadar büyük keyif alıyordu ki sürekli gülen yüzüyle etrafına neşe saçıyor ve herkesin kendisi kadar keyif almasını sağlıyordu. Ronaldinho oynadığı futbolla sanki bir parti başlatır ve takım arkadaşlarından tribünlere hatta oradan ekran başındakilere kadar herkesi partiye davet ederdi.
Bazı insanlar neden sürekli gülümsediğimi anlamıyor diye açıklamış bu durumu. Gülümsüyorum çünkü futbol eğlencedir. Neden ciddi olmak zorunda olasınız ki? Benim işim bu coşkunun yayılmasını sağlamak. Ronaldinho büyüyordu. Çocukluğunda idol olarak kabul ettiği abisinin izinden giderek gremio genç takımına katıldı.
Midmanlardan arta kalan vakitlerinde arkadaşları ya da abisiyle futbol oynamaya devam ediyordu. Ta ki onlar yorulana kadar. Ancak onlar yorulduğunda da Ronaldinho futbol topunu bırakmıyordu. Köpeğim Bom Bom yorulmak bilmez bir savunmacıydı diyor. Onu yanıma alır ve oynamaya devam ederdim. Brezilya’da köpekler bile futbolla bayılırlar ve Bom Bom üzerinde bütün driplink numaralarımı deneyebileceğim bir arkadaştı. Hatta Elastico’nun ilk mağduruydu diyebilirim. 14 yaşına geldiğinde 94 Dünya Kupası’nı televizyondan izleme fırsatı bulmuştu. Finalde Brezilya’nın penaltı atışlarıyla İtalya’yı yendiği Bajonun penaltı kaçırdığı muhteşem maç. İşte o güne kadar sadece futbolcu olmak gibi bir amacı vardı. Fakat o günden sonra ne için oynayacağını da keşfetmişti. Brezilya’lar için futbolun ne anlama geldiğini o gün daha iyi anladı ve bu oyunun gücünü sıradan insanlara bile nasıl mutluluk getirebildiğini o gün fark etti. Artık bir hedefi vardı Brezilya milli takımı için oynamak. Abisi Roberto için işler iyi gitmemişti.
Yaşadığı ağır bir sakatlık sonucu Grêmio’dan ayrılmak zorunda kalmıştı Roberto. Devamında üst düzey bir futbolcu kariyeri olmadı ama Ronaldinho tabiri caizse gümbür gümbür geliyordu. 94 Dünya Kupası finalinden sadece birkaç ay sonra Grêmio’daki antrenörlerinden birisi onu yanına çağırdı ve Brezilya U17 milli takımından davet aldığını haber verdi. 18 yaşına geldiğinde Grêmio A takımının formasını ilk kez giymişti Ronaldinho. Çocukken abisinin onu elinden tutup getirdiği o tesislerde o soyumu odasında artık bir futbolcu olarak yer alıyordu.
Ve kendi deyimiyle başarmıştı işte. Hayatı bundan daha iyi olamazdı herhalde. Fakat hikaye onun için daha yeni başlıyordu. Ronaldinho 99’un Haziran ayında bir büyük hedefini daha gerçekleştirmişti. Latonya ile oynanan hazırlık maçında Brezilya milli takımının formasını ilk kez giydi ve 3-0 kazandıkları maçta Alex ve Ronaldo’ya yaptığı iki asiste izleyenleri kendine
hayran bıraktı. Gelelim şu takma isim meselesine. Biraz kafa karıştırıcı olabilir ama basitçe anlatmak gerekirse o zamanlar Brezilya milli takımında oynayan tam 3 tane Ronaldo vardı. En büyükleri yani stoper oynayan Ronaldo Rodriguez de Jesus büyük Ronaldo anlamına gelen Ronaldo A o ismiyle çağırılıyordu.
2 numara Ronaldo Nazario De Lima yani name diğer fenomen Ronaldinho yani küçük Ronaldo takma adını almıştı. Ve takıma yeni katılan en küçük Ronaldo. Bizim çocuk küçük Ronaldo adının yanına doğduğu yer olan Rio Grande de Sulay adetinden geldiğini belli eden Gavuccio takma adını alarak Ronaldinho Gavuccio olarak anılmaya başlandı. En büyük Ronaldo’nun emekli olmasıyla birlikte fenomen gerçek ismi olan Ronaldo’ya en küçük Ronaldo ise Gavuccio’yu atarak Ronaldinho üstüne kavuştu.
Futbol dünyasına damga vuracak olan yeni adıyla bu dişlek çocuk artık daha fazlasını istemeye başlamıştı. Kendine yeni hedefler beliriyordu. Çoğu Brezilyalı milli oyuncu gibi o da Avrupa’da kendini kanıtlamak arzusundaydı. Büyük saygı duyduğu ve idol olarak gördüğü Ronaldo’dan Barcelona’da oynamanın nasıl bir şey olduğunu dinliyordu fırsatlılıkça. Onun kazandığı ödülleri ve kupaları gördükçe ne istediğini daha iyi anladı. Ben de bunu yapmalıyım diye düşündü. Tarihin bir parçası olmalı. Grêmio’da geçirdiği 3 sezonda 145 maça çıkmış ve 72 gole imza atmıştı.
2001 yazında 5 milyon euro gibi bugünün piyasasına göre komik sayılabilecek bir rakama Fransız ekibi Paris Saint-Germain’e transferi gerçekleşti ve Avrupa günleri başladı. Hafif uzattığı saçları ve yeni imajıyla Paris’te iki sezon forma giydi Ronaldinho.
O zamanlar henüz bugünkü petrol zengini sahiplerine satılmamış olan Fransız ekibi ligin en güçlü takımı sayılmazdı. Ronaldinho burada herhangi bir şey kazanamamış olsa dahi Avrupa futboluna uyum sağlamayı başarmış ve takımının en önemli parçası haline gelmişti. PSG ile ilk sezonunda 39 maça çıktı ve 13 gol 7 asist üretti. Bu performansı sayesinde Brezilya milli takımından ara ara davet almaya devam etti ancak 2002 Dünya Kupası kadrosunda yer alıp almayacağı belirsizdi.
Hatta sadece o değil sakatlıktan yeni yeni kurtulan fenomen Ronaldo bile şüpheliydi. Malum sambacılar her dönemde sınırsız bir oyuncu havuzuna sahip olurlar. Fakat Ronaldinho milli takım teknik direktörü Luis Felipe Scolari’nin seçtiği 23 kişilik Dünya Kupası kadrosunda yer alan en genç 3 oyuncudan birisi oldu. Üstelik sadece kadroda değil ilk 11’de de kendine yer vurmuştu. Türk milli takımına katıldığı son Dünya Kupası. 2002’deki o turnuva izlemiş olan herkes eminim o Brezilya milli takımının kadrosunu ezbere sayabilir.
Ronaldinho işte o takımın kalbiydi. Arkasında Gilberto Silva ve Clebersohn gibi iki mücadeleci orta sağa, sağında ve solunda muhtemelen tarihin en iyi iki hücümdeki Caffu ve Roberto Carlos. Önünde ise turnuvanın başrol oyuncuları Rivaldo Ronaldo ikilisi. Ben ve akranlarımın Ronaldinho ile tanışması sanırım bu turnuvaya denk gelir ve şahsen benim ilk tepkim şöyle olmuştu. Ronaldo’nun Roberto Carlos’un ve Rivaldo’nun olduğu takımda frikiklerde topun başına geçen bu çocukta ki minnesi.
Ancak çok geçmeden turnuvayı takip eden milyonlarca futbol sever şunu anlamıştı. Bir sonraki büyük şey bu çocuktu işte. Orta sahanın merkezinde başlamasına rağmen bir sağda bir soldaydı. Bütün toplar onunla buluşuyor, herkesin gözleri onu arıyordu. Sağ sola deplası oluyor, sırtı dönük top alıyor, hem pasları hem de ölümcül driplikleri ile sahanın öndeki yarısının neredeyse tamamını oper ediyordu. Hala biraz ham sayılırdı belki. Örneğin çeyrek finalde İngiltere karşısında gördüğü kırmızı kart belki Brezilyaya pahalıya patlayabilirdi. Ama turnuva genelinde oynadığı futbolla başrol oyuncularından birisi oldu. David Simon’a attığı frikikoyu yıllarca jeneriklere süsledi. Turnuva boyunca bırakın kaybetmeyi, tek beraberlik bile almayan Brezilya turnuvayı süpürmüş Ronaldinho’nun piyasa değeri ise tavan yapmıştı. Dünyan kupasındaki övgülerin çoğunu Ronaldo ve Rivaldo kabul etmişti. Ama o yazın devamında Ronaldinho yavaş yavaş futbol dünyasının vitrinindeki en fiyakalı ürünü haline geldi. İyice uzattığı ve at kuyruğu yaptığı saçlarıyla imajını da biraz toparlamış Nike reklamlarında boy göstermeye başlamış, çocukların sokakta top oynarken taklit etmeye çalıştığı anne ve babalarından formasını istediği oyuncu olmuştu. Oynadığı bir reklam filmi YouTube’da 1 milyon izleyici tarafından görüntülenen ilk video olmuş ve resmen viral çağını başlatmıştı. Sırf bu bile ne kadar talep edilen bir futbol ürünü olduğunu anlatıyor. Bu durumda Paris’teki eşyalarını toplaması da uzun sürmeyecekti.
2002-2003 sezonunda 37 maça çıktığı Paris Saint-Germain’de 12 gol ve 10 asiste yıldızlaşarak dünyada evlerini peşine taktı. Barcelona aynı yıl şampiyon Real Madrid’den tam 22 puan fark giyerek son dönemin en kötü performansını sergilemişti. Trümüllerde beyaz mendiller saldanıyordu. Bir değişime ihtiyaç duydukları kesindi. Takımın başına teknik direktörü olarak Franck Rehkart’a getirdiler ve Franck de Bourg, Riquelme gibi isimlerle yollarını ayırdılar.
Transferde Ricardo Cuarezma, Giovanni Van Bronckhorst, Rafael Márquez ve Ruçlu Reşber gibi isimlerle kadroyu güçlendirdiler. Ama bunların hiçbiri yeterli değildi. Bu klubun daha fazla pozitif enerjiye ihtiyacı vardı. İşte tam da bu sebepten Oya’sın asıl bombası oldu Ronaldinho. Barcelona 30 milyon euro karşılığında transfer ettiği Ronaldinho’yla 5 yıllık bir kontrat yaparak basına tanıttı. İmza törenini 30 bin taraftar tribünden canlı izledi. Hatırlamayanlar olabilir ama 2000’li yılların başında Real Madrid İspanya futbolunun
süper gücüydü. Barcelona yalnızca 90’lı yıllarda Johan Cruyff döneminde bir inme yakalamış fakat o da fazla uzun sürmemişti. 2003-2004 sezonu başlarken Real Madrid şampiyonluk sayılarında Barcelona’yı ikiye katlamış durumdaydı. Ronaldinho’nun gelişi tam olarak şampiyonluk beklentisi yarattı demek biraz yanlış olur fakat Barcelona Rehkart’la Cruyff’un total futbol anlayışına geri dönmeyi Ronaldinho’yla göze hitap etmeyi hedeflemişti. O takıma baktığım zaman sadece göze hoş gelen futbol oynamayı hedeflere kurulmuş bir takım görüyorum.
O sezon Barcelona gerçekten de herhangi bir kupa kazanamamıştı fakat ligi şampiyon Valencia’nın arkasında ikinci sırada bitirmelerine rağmen ortaya koyulan futbol ilerisi için herkesi ümitlendiriyordu. Ertesi yıl Barcelona temelini inşa ettiği yapının üzerine tuğlalara koymaya başladı. Değişim devam ediyordu. Koku, Klyward, Reisiger, Overmars ve Luis Enrique ile yollar ayrılarak yılların çekirdek kadrosunu dağıttılar. Samuel Eto, Deco, Ludovic Giulia gibi transferler ve La Masia’dan yetişerek yavaş yavaş
ve hızlanan Victor Valdes, Andres Iniesta, Xavi, Puyol ve Thiago Motta gibi oyuncularla yepyeni bir iskelet oluşturulmuştu. 2004-2005 sezonu Ronaldinho’nun aşırı yetenekli bir oyuncu olmaktan çıkıp dünyanın en iyi futbolcusuna dönüştüğü sürecin başlangıcıydı. Daha önce kaç futbolcu için böyle hissettiniz bilmiyorum ama ben Ronaldo’dan sonra ilk kez onun için tam olarak şöyle düşündüm. 10 artı 1. Futbol elbette bir takım oyunu ama onun sahaya getirdikleri diğer 10 oyuncudan o
kadar başkaydı ki o kadar belirgin birçimde onlardan ayrılıyordu ki Barcelona ile ilgilenmiyor olsanız bile sırf onun için ekran karşısına geçerdiniz. Ronaldinho kariyerinde dünya kupası, lig şampiyonlukları ve balonda ödülü kazanmış biri ama ona göre en çok gurur duyması gereken şey bu. Barcelona’yı kendi tarzıyla değiştirmiş olmak. Küçük çocukların artık Barcelona tarzında oynamanın hayalini kuruyor olması. Barcelona o yıllardan beri hep bol pas adayalı akıcı bir futbol oynamıştır ancak
Ronaldinho bu basit oyun prensiplerine bağlı takımda solo performansıyla öyle sivirliyordu ki önünde durmak imkansızdı. Oyunu zorlamadan, dikte etmeden yalnızca arkadaşlarının topu ona atmasını bekliyor ve o pasa aldığı andan itibaren yaptığı her şeyi öyle doğal yapıyordu ki takımın kimyasını bozmak bir yana bu bireysel yeteneğe dayalı oyun tarzına rağmen takımla müthiş bir oyun gösteriyordu. Sanırım burada biraz da Ray Card’ın hakkını vermek lazım. Oyun planını Ronaldinho’nun yeteneklerini maksimize etmek için özel olarak dizayn etmişti. Stil olarak onun gibisini bir daha görür müyüz bilmiyorum Ronaldinho sanki futbolu sadece ayaklarıyla oynamıyordu. Futbol ve samba’yı bir araya getirip kendince yorumlayan bir sanatçı gibiydi. Ayakları, beli, kalçası, vücudunun her bir yeri topun üzerindeki inanılmaz kontrolüne yardımcı olmak için çalışıyor gibiydi. Ve tabi ki en büyük sihri sağda kul gözükmek için hiç çabarcamadan, yıldız oyuncu triplerine girmeden sadece mutlu olmak ve yine kendi tabiriyle bu mutluluğu bulaştırmak için oynaması.
Eşsiz. Katalon ekibi o sezon Ronaldinho önderliğinde sadece güzel futbol oynamakla kalmadı. Kazanan bir takım kimliğine büründü. Önceki sezona göre tam 14 puan daha fazla toplayarak ciddi bir gelişme gösterdiler. Campo’da oynanan El Clasico’da Real Madrid’te 3-0 ile harcadılar.
Sezon sonu geldiğinde 84 puanla F.Latunbeyazlıların 4 puan önünde şampiyonla ulaştılar. 5 sezonlardan sonra gelen bu şampiyonlar rağmen Devler liginde bu ölçüştükleri Mourinho’nun Chelsea’si onları sonal alta turumda saf dışı bırakmıştı. Ronaldinho özellikle Stanford Bridge’te oynadığı futbol ve Petter Chihir çaresiz bırakan jenerik bir golüyle yine elinden geleni yapmıştı. Ancak İngilizler 2-1 kaybettiği maçın rövanşında İngiltere’de 4-2 kazanarak tur atladı. Ronaldinho sezon bitiminde kariyerinde ilk kez balon doğru ödülüne layık görüldü.
Aynı zamanda FIFA’dan dünyada yılın futbolcusu ödülünü aldı. Ertesi yıl Barcelona Mark van Bommel dışında önemli bir transfer yapmamıştı. Ancak La Masia’dan çıkan 18’lik bir Arjantinli eklendi kadroya. Bu çocukta da tıpkı Ronaldinho’da olduğu gibi özel bir şeyler olduğu her halinden belliydi. Biraz anormaldi sanki. Ancak henüz sahneyi tamamen devralması için vakit çok erkendi. Ronaldinho 2005-2006 sezonunda vitesi 5’e attı.
Önüne çıkan herkesi yenmek, dünyanın en iyisi olduğunu kanıtlamak belki de tartışmasız hale getirmek için oynuyor gibiydi. Ligde çıktığı 29 maçta 17 gol ve 18 asist yaparak kariyer yılını yaşadı. Üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanmakla kalmadı, İspanya’da suyun aktığı yönü değiştirdi. Santiago Barnebio’da 3-0 kazandıkları maçta şov yaparak şu gerçeği Real Madrid’lere bile kabul ettirmişti. Ronaldinho olduğu sürece Barcelona artık daha iyi bir takımdı. Maçın son golünü attığında Madrid tribunleri bile onu ayakta alkışlıyordu. Şampiyonlar liginde ise Son-16 turundaki rakipleri tıpkı önceki yıl olduğu gibi Mourinho’nun çelsiziydi. Barcelona geçen sezonda bu turun favorisi olarak gösterilmiş ancak İngiliz ekibi sürpriz yapmayı başarmıştı. Ronaldinho’nun bu defa sürprize izin vermek gibi bir niyeti yoktu. Mourinho, Barcelona’lı teknik oyuncuların bilhassa Ronaldinho’nun işini zorlaştırmak için Stamford Bridges’in zeminini bilinçli olarak bozdurmuş ve sahayı resmen patates harlasına çevirmişti. Buna rağmen Barcelona deplasmandan iki birlik galibiyette dönerek avantajı cebine koydu. İspanya’daki maç Ronaldinho’nun müthiş golü El Lampardo’nun penaltısıyla bir-bir beraberlikle sonuçlandı ve Barcelona intikamını alarak tur atladı. Çeyrek finalde Benfica ve yarı finalde Milan karşısında 4-90 dakika boyunca gol yiyemeyen Barça
Portekiz temsilcisinin evinde 2-0, Milan’ı ise deplasmanda 1-0 mağlup ederek finalde Arjen’in Arsene’na rakip oldu. Ronaldinho 17. dakikada muhteşem bir arapasıyla Eto’yu kaleciyle karşı karşıya bırakmış ve Lehmann Eto’yu düşürerek oyundan atılmıştı. Ancak topçular 10 kişi kalmasına rağmen 37’de Sol Campbell’la öne geçti. Maçın ikinci yarısı neredeyse Arsene’ın ceza sahası içinde geçmişti. İngiliz ekibinin kalesi önünde sonunda yıkılacaktı ama bu sadece bir zaman meselesiydi. 76’da Eto sahneye çıktı ve ilk kurşunu sıktı. 81’de Belletti sağ koridordan ceza sahasına girerek müjdeyi verdi. Barcelona bu yeni takımın temellerini attıktan 3 yıl sonra La Liga ve Şampiyonlar Ligi kupasıyla duble yaptı. Ronaldinho ise sezon gelinde 43 maçta attığı 26 gol ve yaptığı 24 asistle krallığını ilan etti.
BİR ÖNCEKİ SEZONUN BALONDOR ÖDÜLÜĞÜNÜ SAHİBE OLARAK 2006 Dünya Kupası’nda boy gösterecekti Ronaldinho. La Liga ve Şampiyonlar Ligi’nin ardından aynı sezonda Dünya Kupası’nda kaldırırsa hem eşsiz bir koleksiyonun sahibi olacak hem de ödülü ambargo koyacaktı. İnsanlar şakayla karışık daha adil bir turnuva olması için Ronaldinho’nun Dünya Kupası’nda oynamasının yasaklanması gerektiğini düşünüyordu. Ancak ilk sezonun balondor ödülünü sahibi olan Ronaldinho’nun
BİR ÖNCEKİ SEZONUN BALONDOR ÖDÜLÜĞÜNÜNÜNÜNÜ SAHİBE OLARAK 2006 Dünya Kupası’nda boy gösterecekti Ronaldinho. La Liga ve Şampiyonlar Ligi’nin ardından aynı sezonda Dünya Kupası’nda kaldırırsa hem eşsiz bir koleksiyonun sahibi olacak hem de ödülü ambargo koyacaktı. İnsanlar şakayla karışık daha adil bir turnuva olması için Ronaldinho’nun Dünya Kupası’nda oynamasının yasaklanması gerektiğini düşünüyordu. Ancak 2006 Dünya Kupası Ronaldinho için duramadı ve Ronaldinho’nun dünya kutası için yasaklanması gerektiğini düşünüyordu.
duraklanması gerektiğini düşünüyordu. Ancak 2006 Dünya Kupası Ronaldinho için duraklama döneminin başlangıcı oldu. Brezilya milli takımı elbette 2002 yılındaki kadar formda değildi. Rivaldo artık yoktu. Caffo 36’lık, Roberto Carlos 33’lük olmuştu. Ronaldo yine sakatlık sonrası aşırı kilo aldığı bir dönemden geçiyordu. Ronaldinho’ya gelecek olursak herkes onun bu takımı sırtlayacak adam olmasını bekliyordu. Tıpkı Barcelona’da yaptığı gibi. Ama aynı ideal ortam burada yok gibiydi.
Brezilya sırf kalitesiyle 3 grup maçında kayıpsız geçti. Hatta son 16 turundaki Ghana engellini de öyle. Ancak oynanan futbol kimseyi tatmin etmiyordu. Ronaldinho ise tel tel dökülüyordu. Çeyrek finalde Fransa karşısında her şey ortaya çıkacaktı. Ya yaldızları dökülecek ya da gerçek güçlerini göstereceklerdi.
Fransa maç boyunca anormal fizikli defans ve orta saatliyle Brezilya hücümcülerini resmen boğdu. Diğer yanda Zidane ve Henry ikilisi o gece büyük oynamışlardı. Ne üzücü ki 2006’da oynanan o turnuva o gün 26 yaşında olan Ronaldinho’nun gördüğü son dünya kupası oldu.
Hayal kırıklığıyla biten dünya kupası macerasının ardından tekrar ayağa kalkmak için bir fırsatı vardı. Ve bunu olabilecek en iyi şekilde kullandı Ronaldinho. 21 golle kariyerinde en çok skor yaptığı sezonu geçirdi. Ancak insanlar sizi bir kez dünyanın en iyisi olarak gördüğünde artık beklenti aşağı çıkmıştır. Ve bunu sürdürmek hiç kolay bir şey değildi. Takımın en özel oyuncusu hala oydu belki ama tek özel oyuncusu o değildi. Sezon boyunca Real Madrid ile şampiyonluk için kran kranına yarıştılar. Ancak ligin bitime bir hafta kala katalan derbisinde takıldılar.
Fuanları eşit olmasına rağmen ikili avarajda Real Madrid’in altında kalıp ikinci sırayı almışlardı. Şampiyonlar liginde ise son 16’da Liverpool’a çok erken şekilde elenmeleri doğal olarak dünyanın en iyi oyuncusunu hedef haline getiriyordu. Ronaldinho klubun kendisiyle ilgili planlarından haberdar mıydı orasını bilemiyorum. Ama 2007-2008 sezonu onun buradaki son şansıydı. Bu süreçte yeniden zirveye çıkmak için ne kadar iştahlı olduğu büyük bir soru işareti. Son 4 yılda bir futbolcunun kazanabileceği her şeyi kazanmıştı. Evet daha fazlasını istemediği için onu suçlayabiliriz. Çoğu vatandaşı gibi onu birazcık disiplinsiz, birazcık eğlenceye fazla düşkün olduğu için suçlayabiliriz. Ama sadece bu değildi. Ronaldinho o sezon yaşadığı lif yırtılması sakatlığı sebebiyle 3.5 ay kadar sahalardan uzak kaldı. Son 4 yılda takımı için onun anlamı o kadar büyüktü ki belki sakatlık sorunları olmasaydı onu dışarıda bırakmayı hayal bile edemezlerdi. Ama onun yokluğunda sahneyi bir başka sağladı. Lionel Messi 20 yaşına basmıştı ve artık onun aldığı sürenin artması hem Messi’nin hem de klubun menfaatleri açısından olması gereken şeydi. Ronaldinho sakatlıktan döndüğünde Barcelona artık yarışı havlu atmış haldeydi. Ve son 5 yılın en kötü performansını göstererek şampiyon Real Madrid’ten tam 18 puan fark ediler ve 3. sırayı aldılar. Onun Barcelona dönemi bir rüya gibiydi. Uyandığınızda üzülüp tekrar uyusam rüyam kaldığı yerden devam eder mi diye düşüneceğiniz süreden bir rüya ama hiçbir zaman devam etmezler.
Rüya bitmişti. Ronaldinho Temmuz 2008’de 24 milyon euro karşılığında İtalyan devi Milan’a satıldı. Adres değiştirmek için çok makul bir tercihti burası. Belki dünyanın en büyük klübüne gelmemişti ama tarihi ve gelenekleri olan henüz 2 yıl önce Şampiyonlar Ligi kazanmış bir klübe katılmıştı. Ancelotti gibi tecrübeli bir teknik adamla çalışacaktı.
Yine de Milan kadrosunun bazı büyük problemleri vardı. Tabirimi affedin ama o takımı biraz gazı kaçmış bir takımdı. Kaka hariç geriye kalan tüm oyuncular ya Prime dönemini çoktan geride bırakmış ya da henüz ona ulaşamamışlardı. Elbette Ronaldinho da buna dahil. Eskisi gibi olmadığı ortadaydı. Üstelik hem oynadığı lig eskiye oranla çok daha az ilgi görüyordu hem de futbol dünyasında etkisi altına almış yeni yeni isimler çıkmıştı ortaya. İnsanlar yeni kahramanları her zaman sever ve bu durum onun pabucunu damağı attırmıştı.
Yine de ben 2.5 yıllık Milan kariyerini hiç de başarısız bulmuyorum. Her şeyden önce büyük bir sakatlık atlatmıştı ve artık eski çevikliği eski kıvraklığı yoktu. Üstelik İtalya Ligi onun dribbling numaralarını sergilemesi için en ideal yer sayılmazdı. Fakat Ronaldinho burada oynadığı dönemde Barcelona’da fazla kullanmadığı ya da kullanmaya gerek duymadığı oyun kuruculuk yeteneklerini çıkardı cebinden. Atletik yetenekleri deform olmuştu ve kaleye eskisi kadar çabuk gidemiyordu. Ama sahip olduğu müthiş sağ görüşü ve pas yeteneğiyle daha bir takım oyuncusu daha bir organizatör gibi oynadı. Ama kazanmak için ne onun ya da takım arkadaşlarının çabası yeterli olmayacaktı. Milan kan kaybediyordu. Sezon sonunda Angelotti görevden ayrıldı. Kaka, Real Madrid’in yolunu tuttu. Özellikle onun gidişiyle birlikte Ronaldinho tam anlamıyla direksiyona geçmiş ve Barcelona günlerinden esniteler sunmaya başlamıştı. 2009-2010 sezonunda neredeyse maç sektirmedi. 36 lig müsabakasında 12 gol ve 18 asist üreterek Milan’ı şampiyonel ligi potasında tutmayı başardı ancak yine kupa kazanamamıştı. Üstüne Brezilya milli takımı teknik direktörü Dunga onu 2010 Dünya Kupası kadrosuna davet etmeyince Ronaldinho için film koptu. Artık en üst düzeyle kavetin olduğu yerde futbol oynamı arzusunu kaybetmiş gibiydi. Milan yönetimi bu dönemde hem takımı biraz olsun genişleştirmeyi akıl edebilmiş hem de Rovino ve Zlatan gibi transferler yaparak Ronaldinho’nun ayrılmasını daha az önemseyecek bir hale gelmişti. Haliyle Milan Ronaldinho aşkı da fazla uzun sürmedi. Ocak 2011’de kendisine kulüp aramaya başladı. Henüz sadece 30 yaşında olmasına rağmen 3 milyon euro karşılığında Flamengo’nun yolunu tutarak evine geri dönmüş oldu. Buradan sonrası onu adım adım takip edenler için bile birazcık karanlık. Ronaldinho 2015 yılına kadar aktif futbol yaşantısına devam etti. Brezilya liginde 3 farklı takımda oynadı hatta bir dönem Meksika liginde bile boy gösterdi. Ancak artık sahneden inmişti ve nerede olduğunun bizim açımızdan pek bir önemi yoktu.
Artık sadece bir Türk takımına transfer haberini duyduğumuzda bize eskisi kadar heyecan verir olmuştu. İnişler ve çıkışlar hepimizin hayatında var. Ronaldinho’nun çıkışı çok hızlı oldu ama inişi ona hayranlık duyan herkes için yavaş ve acılı bir süreçti. Çolumuz eskisi kadar iyi olmamayı ona bir türlü yakıştıramadık. O yüzden ben şöyle demeyi tercih ediyorum. Bir kez zirveyi gördükten sonra sıkıldı ve artık o kadar da iyi olmamaya karar verdi sanki. Ronaldinho bu dünyaya gizli bir görev için gönderilmişti. İnsanlara futbolu sevdirmek.
Görevini o kadar iyi yaptı ki onu ne halde görürsek görelim çoğumuz hala sanki o futbolu hiç bırakmamış gibi hissediyoruz ve onu böyle hatırlıyoruz. Kim bilir belki de hala bir yerlerde elastikoyla insanların aklını almaya devam ediyordur. 2017 yılında 8 yaşındaki kendi çocukluğuna bir mektup yazdı Ronaldinho ve futbolun onun için ne anlama geldiğini şöyle ifade etti. Sevgili 8 yaşındaki Ronaldinho. Baban bu dünyadan ayrıldığında ailenin bir video kamera alacak kadar bile parası olmayacak. Bu yüzden onu bir daha göremeyeceksin. Sesini bile duyamayacaksın. Ona dair elindeki tek hatıra bir fotoğraf olacak. Birlikte futbol oynarken çekilmiş bir fotoğraf. Top ayağındayken seni izliyor ve gülümsüyor. Sana verebileceğim tek tavsiye her zaman babanın sana öğrettiği gibi oyna.
Mutlulukla ve özgürce.