Sonsuz ve temiz enerji mümkün mü? | Teke Tek Bilim – 14 Şubat 2022

Sonsuz ve temiz enerji mümkün mü? | Teke Tek Bilim – 14 Şubat 2022 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rGkhlYKwQps. her faturatisi yapmaya çalıştığımız gibi. Bu akşam ne konuşacağız? Bu akşamki mevzumuz aslında dünyanın uzun zamandır konuştuğu bir şey. Temiz enerji mümkün mü? Nükleer olmayacak, atı olmayacak, karbon ayak izi olmayacak. Ama çok…

Sonsuz ve temiz enerji mümkün mü? | Teke Tek Bilim – 14 Şubat 2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rGkhlYKwQps.

her faturatisi yapmaya çalıştığımız gibi. Bu akşam ne konuşacağız? Bu akşamki mevzumuz aslında dünyanın uzun zamandır konuştuğu bir şey. Temiz enerji mümkün mü? Nükleer olmayacak, atı olmayacak, karbon ayak izi olmayacak. Ama çok da verimli bir enerji kaynağı olacak. Bu mümkün mü? Epey zor bir şey istendiğinin farkındayız ama her şey mümkün olduğu gibi bu da mümkün diye uğraşıyor bilim insanları. Bilim insanları her şeyle uğraştıkları gibi bununla da uğraşıyorlar.
Mümkün olmayan pek çok şeyi mümkün hale getirdikleri gibi bunu da bir gün mümkün hale getireceklerini umuyoruz. Özel olarak bu konuyu konuşmak üzere topladık ama bu konu zaten iki saat sürecek bir konu değil. Bu on dakikada derd etsederiz bu işi. Olur mu, olmaz mı anlatırlar. Miter eve gideriz değil. Sonrasında da füzyon ne? Hisyon ne? Soğuk füzyon ne? Sıcak füzyon ne? Güneş enerjisini nasıl alıyor? Radyoaktif olmayan hidrojen gibi en basit elementlerin birinden birincisinden nasıl enerji çıkıyor? Bunları konuşacağız. Bunu niye biz yapamıyoruz dünyada? Bu kadar mı zor bu işi yapmak? Bundan bahsedeceğiz ve alternatif enerji kaynaklarını daha sonra konuşacağız. Yenilir bir enerji nedir? Bu diğer enerjinin yerini alabilir mi? Türkiye nükleerde ne durumda? Doğru iş mi yapılıyor, yanlış mı yapılıyor? Bütün bunları konuşacağız.
Bu konuklarım bu konuyu Türkiye’de konuşabilecek pek çok kişi var ama onların en önemlileri diyebiliriz. Ankara’da doçent doktor Şule Ergün var. Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi. İstanbul’da profesör doktor Serhat Yeşilyurt var. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi. Ve doktor Sevan Karabetoğlu. O da İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi. Hocam hoş geldiniz. Şule hocam siz de hoş geldiniz. Şule hocam Ankara’da yalnızsınız. Çok sıkılmayın değil. Siz de başlayacağız. Her ne kadar programın akışına siz de başlamak çok uygun değilse bile ben kibarlığımdan siz de başlayacağım. Şimdi, İngiltere’de bir deneyle başladı. Aslında bu deney ilk deney değil. Daha önce de benzer deneyler yapılmıştı. Ama İngiltere’de bir deneyle başladı. Konu tekrar gündeme geldi. Millete de bir heyecan oluştu. A bir dakika ucuz enerji, çok temiz enerji, kolay üretilebilir enerji, risk yaratmayan enerji gibi.
Neydi İngiltere’de yapılan deney? Füzyon nedir? Fisyon nedir? Kısaca bize bunu bir anlatır mısınız? Biliyor musunuz? Uzmanlık alnınız Fisyon ama bu ikisi nelerdir, farkları nedir bize bir özetler misiniz? Tabii ki ben de herkesin sevgililer ve nukutlarım ve sıkılmamam için önce beni yayına aldığınız için de teşekkür ederim. Gerçi program çok heyecanlı. Hocalarımı dinlemek de çok keyifli olacak ama ilk sözü bana verdiğiniz için teşekkür ederim. Aslında füzyon da nükleer enerji. Burada enerjinin kaynağı atom çekirdeği. Geleneksel olarak ticari olarak kullanılan nükleer santrallerde gerçekleşen nükleer reaksiyonu fisyon dediğimiz, ağır çekirdeklerin bölünmesine dayalı, ağır çekirdekler bölündükten sonra kütlenin enerjiye dönüşmesiyle açığa çıkan enerji, füzyon enerjisi.
Füzyon ise bu hafif çekirdeklerin birleşmesiyle açığa çıkan enerji. Tam tersi düşünüyorum. Burada dönüşüm, kütleden enerjiye dönüşüm. Evet tam tersi. Fisyonda ağır çekirdekler bölünürken füzyonda hafif çekirdekler birleşiyorlar.
Ve gerçekleşme bu şekilde oluyor ama şu anda ticari olan bilinen ve yönetilebilen nispeten nükleer enerji füzyona dayalı. Füzyonda ise çok heyecanlı çalışmalar oluyor. İngiltere’deki deneyden bahsettiniz bizim için çok önemli. Füzyon enerjisiyle yani çekirdek bölünmesiyle elektrik erdetmenin kimi sorunlarının olmadığı ve çok yüksek enerjilere çıkabildiğiniz.
Bahsettiğimiz ciddi anlamda büyük bir enerji isterseniz karşılaştırmalar ve rakamları da verebiliriz. Dolayısıyla bu yüzden önemli bir heyecan yarattı. Bu tip büyük bir enerjinin açığa çıkmasında oluşturacağınız teknolojik sistemde sadece çekirdekleri birleştirdiğiniz mekanizma değil. Burada bu yüksek sıcaklıklara ya da yüksek enerjiye dayanacak malzemenin üretilmesi, enerjinin elde edilmesi, dönüştürülebilir hale getirilmesi gibi önemli başarılar da var.
Yani deneylere bu kadar heyecanlandığımızın sebebi bu ve tabii ki belki çok kısa zamanda değil, belki hemen yarın değil ama önemli bir alternatif de oluşturacağı bekleniyor füzyon enerjisinin. O yüzden böyle heyecanlandık, yüksek bir enerjiye çıkıldı, kontrol edildi, buna dayanıklı malzemeler üretildi ve bu bir uluslararası bir destekli proje ile bunun bir parçası olarak gerçekleşti. Birçok açıdan çok heyecanlı aslında. Hocam şimdi benim bildiğim kadarıyla bilim aslında çok küçük adımlarla ilerler. Yani herkes böyle bilimin zıtberaketini zannediyor ama işte öyle değildir. Tam aksine emeklemenin de daha ağırıdır. Binlerce bilim insanı minik minik minik şeyler yaparlar, onlar yıllar boyunca üstü toplanır toplanır ve bilimde ilerlemek genellikle böyle olur. Tabi arada müthiş insanlar çıkar ve bunlar bir anda Isaac Newton gibi ya da işte Einstein gibi burada resmini gördüğümüz bu arkadaşlar gibi bir takım ekstrem adamlar çıkarlar ve zıplatırlar ama genellikle minik adımlardır. Bu yönden baktığımızda İngiltere’de yapılan deney önemli bir minik adım mıdır yoksa bir büyük adım mıdır?
Şimdi aslında fotoğrafınızı, fotoğrafını gösterdiğiniz değerli bilim insanları minik minik adımları birlikte atmışlar ve bu büyük bir adıma dönüşmüş. Ve füzyon için konuştuğumuz adımlar ya da füzyon için konuştuğumuz adımlar aslında teknolojinin güvenliği için, güvenli kullanım için minik minik atılmadı ama adımların sıklıkları ve giderek etkileri daha büyük olmaya başlıyor.
Dolayısıyla ilk adımlar, işte sık atılan adımlar ve daha sonrasında büyüyecek adımlara yol açar aslında. Olabileceğini görmek çok heyecanlı. Şimdi bilimle işte fantastik kurguyu ayırmak lazım ama birileri gerçekten bunu kurgulamıştı. Güneşteki enerji olur mu acaba sonsuz ya da insan yaşantısı içerisinde sonsuz sayılabilir mi bu süreç?
Dolayısıyla aslında bakarsanız belki minik bir adım ileride atılacak adımlar içinde ama büyük adımlara ulaştırabilecek bir adım. Teknoloji merdiven tırmanmak gibi aslında bir basamak atlanmış oldu. Bu güzel bir haberdi kim ne derse desin. Peki şeyden bahsediniz malzeme bilim açısından ve sıcaklıklar açısından bu sıcaklığa dayanacak malzeme üretilmesi açısından önemliydi bu deneyler dediniz. Şeyi merak ediyorum ben füzyondaki ortaya çıkan ısıyla fisyon da ortaya çıkan ısı arasında hangisi mesela fisyon da hangi sıcaklığa açıklıyor füzyonda hangi sıcaklığa açıklıyor? Aslında açıklanan sıcaklık değil de Fatih Bey. Açığa çıkan enerjiden bahsetmek gerekir. Çok küçük miktarda kütlelerden füzyonda tabi çok daha büyük bir enerji açığa çıkıyor. Düşünün füzyondan çok büyük çıkıyor diyoruz mesela füzyondan da işte mesela 6 gramlık bir yakıttan işte tonlarca kömüre denk enerji açığa çıkıyor. Yani iş o tomun çekirdeğine gittikçe ve bu çekirdeğe küçüldükçe bahsettiğimiz açığa çıkan enerji miktarları artıyor. Dediğim gibi bir de harcadığınız kütleye karşılık ne kadar enerji aldığınız söz konusu. Dolayısıyla ciddi anlamda büyük enerjilerden bahsettiğimizi söyleyebiliriz burada.
Füzyondan çok daha büyük tabi ki füzyondan elde edilen. Şunu düşünün ya kaç derece ısrıya dayanıklı bir kap üretmek gerekiyor göbeği saklamak için ya da bu enerji ortaya çıktığında onu başka bir şekle çevirmek için diye ama konuşacağız bunlardan hepsini. Sevan Hoca hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nasılsınız iyi misiniz? Teşekkürler size olmalı. Genç bilim adamları arlamak için çok mutlu oluyorum. Niye? Yurt dışına hala kaçmadıkları için.
Size teşekkür ediyoruz yurt dışına kaçmadığınız için bütün hocalarıma çünkü ne yazık ki pırıl pırıl beyinlerimiz Türkiye’yi terk edip biliyorlar peş peşe. Sizlere gerçekten çok şey borçluyuz hala memleketinize kaldığınız için derim ağlarım o yüzden uzatmayacağım. Nedir? Bu deney nedir? Siz tam da bu işi bilen kişisiniz. İngiltere’de yapılan deney nedir? Sevinelim mi?
Nükleer enerjini kurtuluyoruz, kömürden de kurtuluyoruz, çocuklar da yırttı, dünyayı da kirletmeyeceğiz artık karbon ayak izimiz kalmayacak gibi sevinçli olmamızı geçecek bir şey mi yoksa? Bir bakalım. Tamam şöyle öncelikle sonradan söyleyeceğimi başta söyleyeyim bu sevinç niğdaları atmamızın henüz çok erken.
Dolayısıyla temiz sonsuz sıfır karbon salınımlı bir enerji kaynağı ve bunu sürülülebilir hale getirilen bir teknoloji henüz emekleme aşamasında. Bu da onun ilk emekleyen bir bebeğin işte bir ağlama sesleri diyebiliriz. Dolayısıyla aslında karnım aç ve benimle ilgili daha çok çalışın ve beni büyütün diyen bir niğda bu. Peki hocam özür dilerim lafını kestim abi. Tabii ki. Madem buradan girdiniz ben çok sevindim.
Gayet iyi bir durum ki bu benim yaşam süremi içerisinde büyük ihtimalle sona erecek bir şey değil ama fizikle şöyle bir şey olur. Bir şeyin küçüğü oluyorsa büyüğü de olabilir. Kesinlikle. Bir jüldü üretiyorsanız bir milyon jülde üretebilirsiniz, bir trilyon jüldü üretebilirsiniz diye düşünüyorum. Haksız mıyım? Doğrudur yani bir şeyin teyrik olan bir şeyin pratiğe dökülmesi ve bunu deneyse deneyle gözlemlememiz zaten çığır açıcı bir adım bilim dünyası açısından. Ama bunun… Kullanılır hale gelmesi.
Evet kullanılır hale gelmesi, rekabet edici bir teknoloji olması yani bilimden çıkıp teknolojiyi hattına geçirmesi. O bambaşka. Orası bambaşka ama bilim camiası açısından nasıl Sörn deneyinde aslında temel parçacıkların haritasını çıkarmak ve bunu doğrulamak ki işte kendi ortaya koyduğu teyrik parçacı Higgs kendi yaşamın sırasında gözlemledi. Doğru.
Dolayısıyla bu da benzer bir şekilde zaten var olan geçmişte de 30 yıl 40 yıl belki 60 yıldır teorisi ve sonrasında da yapılan fonlarla bunun deneyi yapılan. 97’de yapılmış. Evet 97’de ondan önce de deneyler var ama 97’de işte bir gene bir step adılıyor sonra bundan önceki yani bu deneyden iki deney daha var aslında. Belli kademelerde daha uzun vadede yüksek enerjiye çıkılan bu deney en uzun süren ve en yüksek enerji seviyesine çıkarılan deney. O çıkan enerji işte megajul 59 megajul dediğimiz işte 22 megajul dediğimiz kavram. Nedir 59 megajul ve 59 megajul bu telefonu çalıştırır mı? Bu bilgisayar çalışır mı? Şu ampulu yakar mı? Güzel. Jul aslında enerji birimi olarak çok küçük bir ölçek. O yüzden megajul örneğinde yani 10 yüze altı 1 milyon jülden bahsediyoruz işte yaklaşık 60 milyon jülden bahsediyoruz. Ama enerji aslında günümüzde normalde güç ve enerji temel iki kavram ve bunlar çok kafa karıştırıcı. Soğukta ki vatandaş için yani fizikle uğraşmayan, bilimle uğraşmayan insan için sorun değil ama mühendisler dahil hatta ne yazık ki enerji uzmanı diyen insanlar dahil bu kelimeleri yanlış kullanmaya devam ediyor. Dolayısıyla burada aslında üretilen enerjinin ne kadar sürede üretildiği, ne kadar süre hayatta kaldığı önemli. Dolayısıyla bu burada 59 megajul kelimesi kullanılıyor ama bunun ömrü de aslında 5 saniye sürdü. 5 saniye. Dolayısıyla bilim zamandaki enerji bizim için kapasite dediğimiz herhangi bir santralin, termik, nükleer vesaire bir santralin ya da güneş santralinin gücüyle orantılı bir şey konuşmamız lazım. Bu bilim zamanda yap, çıkarabildiği enerjiyle ilgili çünkü. Dolayısıyla 59 megajul aslında kilowat saat cinsinden konuşalım çünkü elektrik faturalarında biz kilowat saat üzerine konuşuyoruz. Kilovaat saat veriyoruz daha kulağımıza haşin alıyoruz. Evet yani biz şu anda 1 liraya yakın bir enerjiye bedel ödüyoruz faturalarımızda.
Bu 59 megajul de aslında 16 kilowat saat dediğimiz günlük ya da iki günlük bir evin ihtiyacını karşılayabilecek bir mertebe. Ama bunun 5 saniye içinde açığa çıkmış olması, dolayısıyla bilim zamana böldüğün zaman yani buna 5’e böldüğün zaman yaklaşık işte 16 megawattlık bir TRT kamil ediyor. 16 megawatt kendi başında çok büyük. Yani 16 megawattlık bir santral 5 saniyede 59 kilojul.
Evet o yüzden de o pik bir değer aslında 5 saniye boyunca bütün bu kaynağı aydınlattığımızı düşünelim ama bunu 5 saniye sonra buradan ortadan kaldığını düşünelim. O yüzden de 59 megajul bütün enerji ihtiyacının karşıladığı ya da 16 megawatt her şeyi karşıladığı diyemeyiz. 16 megawattı bir yıl yani 8760 saat boyunca sağlasaydı o zaman her şeyi çöp atalıydık güneş enerjisi dahil. O bunu sağlayabilir santral dünyada yok zaten. Yok evet. Şu anda işte bir nükleer reaktörün yani ticari bir nükleer reaktörün kapasitesi. 8000 saat çöp var.
Ve bunun da kapasitesi 1000 megawatt civarında 1 gigawatt ya da 1200 megawatt civarında. Ama bu da dolayısıyla sürülebilir bir enerji hale geliyor çünkü bu hocamın da bahsettiği gibi fisyon dediğimiz parçalanma üzerine açığa çıkan enerji sürekli olarak bu ısı enerjisini bildiğimiz standart. Bu niye çıkamıyor peki? Nasıl? Bu niye füzyon niye çıkamıyor? Çıkamıyor çünkü aslında şöyle basitçe belki yakın çekimde olabilir. Bu farkı biraz daha halk dilinde anlatmak için. Oh ya ocaklar gelmiş yani. Keksek hastalığı ya da aşkı diyelim. Aslında iki tür görseller dedi birazdan belki anlatırız. İki tür hidrojen izotopu kullanıyoruz. Toplamda iki farklı izotopu ki aynı hidrojen. İkisi de H1. İkisinde de proton var ama nötron sayıları farklı. Birinde daha fazla nötron var. Birinde birinde iki tane. Bunları kaynaştırıp aslında tam olarak daha yoğun ve daha büyük kütleli bir tanecik hale getirmeye çalışıyoruz. O kâplıçmanın çıkardığı enerji. Şu an bunu füzyonla birleştirerek daha büyük bir kütle hale getirdim. Ama bunu yaparken şu kadarlık bir ölçeği aslında gerçekte kütle olarak enerji ediliyor. Şöyle işte karşısında yanımızda da fotoğrafı var. Bu enerjiyi aslında alıp kütleyi enerjiye çeviriyoruz. Dolayısıyla bu enerji o kadar yüksek ki bunu tek filan fonda yapmak için. Dolayısıyla bu aslında şu anda bütün dünyanın enerji kaynağı, yaşamın kaynağı olan güneşin çalışma prensibi. Güneş aslında temel olarak bir nükleer füzyon reaktörü. Çünkü sadece hidrojen olur. Hidrojen ve hergümden ibaret. Dolayısıyla bunlar kaynaştıkça daha büyük atom, daha büyük kütleliği, çekirdeklere dönüşüyorlar. Ve sonra bizim dünyada gördüğümüzde de yapıp koşuyorlar. Evet aynen öyle. Dolayısıyla ama burada şu hareketle ben iki parça ayırabiliyorum. Dolayısıyla burada harcadığım enerji çok daha az. Bu da aslında açığa çıkan enerjin çok daha zorlu. O da anlamı geliyor. O işte o füzyon enerjisi. Evet, ama bunu birleştirip, evet, şunu parçaladım.
Bomlarla parçalandı gerçekten atomlar. Bunlar daha yoğun kütleli atomlarda, uranyum gibi. Ve bunlar parçalanınca çok az enerjiyle, yani görece fisyona göre daha az enerjiyle tabii ki. Dolayısıyla ayrılıyorlar ve ayrılırken de daha küçük atomaltı parçacıklar, alfa parçacıkları, nötronlar vesaireler yayınlıyorlar. Özellikle nötron aslında atma oluyor, emisyon oluyor. Bu nötronlar da gidip diğer çekirdekleri uyarıp parçalamaya çalışıyorlar. Çünkü aslında bir uranyumu parçalanan için tek bir nötron kurşunu diyentirmek için de yeterli. Bu kararsızlıkdan dolayı açığa çıkan çekirdeklerde, ortaya çıkan yeni nesil nötronlarda diğer çekirdekler oraya, bir zincir reaksiyonu dediğimiz şeyi sağlıyor. Burada önemli faktör var. Yani yıldız patlamasında oluşan şeyi biz burada ters ilişkilerle birlikte çalışıyoruz. Evet, burada önemli bir faktör var. Özellikle reaktör dediğimiz kavram aslında bir kapalı kutu. Dolayısıyla kapalı kutu içinde, İngilizcesi confined yani tutuklanmış bir durum içinde aslında biz bunu kontrol etmeye çalışıyoruz.
Ama bir atom bombası, bir hidrojen bombası, işte Rusların yaptığı Tsar, dünyanın en büyük patlamaya sahip bombası, aslında bu enerjiyi açığa çıkaran ve buna hiçbir yerde hapsolmayan durum. Ve burada da bir Q faktör dediğimiz bir büyüklük var. Bunun işte birden büyük olduğu duruma karşı geliyor. Ama biz bunu bir yere sıkıştırarak yapmaya çalıştığımızda bu Q faktör birin altına düşüyor. Bütün amaç burada füzyon reaktöründe, bire seviyesinde kritik olarak o bir veya üstüne çıkabilecek bir teknoloji yaratmak. Ama şu anki deney, 59 megajul dediğimiz işte bütün sorun çözdü dediğimiz deneyin Q faktörü 0.33 diye açıklandı. Dolayısıyla aslında yeterli değil. Tabii burada da onu niye yapamıyoruz? Onun bire yaklaşması lazım. Evet, onun bire yaklaşması lazım. Bunun da yapamaması sebebi şu, aslında ıslak sabun gibi ya da bir köpük gibi düşünebilirsiniz. Yapılan şey, birkaç tür reaktör var aslında, hocam birazdan daha detaylı anlatır belki. Burada en kolay olan manyetik alanla bu plazma dediğimiz,
çekirdek yani yonların da elektronla koparılmış çekirdeklerin bir yerde tutuklanması ve bunları sıkıştırarak aslında yüksek sıcaklıkla kaynaştırmaya çalışmak. Güneşin avantajı basınç. Basınç var. Sıcaklık ve basınçtan dolayı daha düşük sıcaklıklarla bunu yapılıyor. 10 milyon derece gibi. Ama biz basıncı olmadığı için… Sıcaklık da artırmak gerekiyor. Evet, bunu da 150 milyon kelvinlere çıkarmamız gerekiyor. Bunu yapmamız için de gerçekten sıkıştırmamız gerekiyor. Bu avucumla yaptığım şey mayantik alan yapıyor, elektro mayantik alan yapıyor.
Bunu da 4 farklı mayantik alanla bir o çemberin içinde, odanın içinde yapıyoruz. Bu da işte yüksek sıcaklıkta bu atomları kaynaştırmaya çalışıyoruz. Peki bir şey soracağım. Şimdi bu dediğiniz yani bunu bir enerji alan içerisinde hapsediyoruz ve yüksek sıcaklık yaratıyoruz. Evet, yaratıyoruz. 59 kilojul enerji elde… Megajul. Megajul enerji elde etmek için harcadığımız enerji ne kadar? İşte o yüzden Q faktörünü tanımlıyor neredeyse. Öyle bir verim tanımlayabilirsiniz.
Böylece harcadığımız elektro mayantik alan yaratmak için elektrik enerjisi açığa çıkan enerjinin aslında çok daha yüksek olduğu. Üstelik de sürekli bunu besliyoruz. Yani fişe taktığınız mikrodalgayla bir şey ısıttığınızı düşünün. 4 dakikada yemeği ya da 3 dakikada yemeği ısıttınız ama onun karşısında bir mikrodalga yarattınız. Elektronik dalda orada da bir tokamak var aslında, bir elektro mayantik kaynak var. Onun için elektrik harcadınız ama mini fırına göre, normal standart dizistanslı fırına göre daha az elektrik harcadınız.
Bunun da çalışmasının kolaylaşması, içindeki hidrojen ve suyu moleküller arasındaki bağların tütreşmesi. Ama ısıtmada böyle bir şansınız yok, her şeyi ısıtıyorsunuz. Dolayısıyla burada harcan enerji çok yüksek olduğu için bize net iş lazım ve bunu işe çevirmek lazım. Dolayısıyla bu olmadığı için de açığa çıkan enerjiyi şimdi bombada açığa her şey çıkıyor, mekanik etkiyle de ısı etkiyle de görüyoruz. Bütün binalar hiçbir şey kalmıyor ortada. Ama confinalden bir yerde hiçbir etkisi yok.
Ama ısıtma etkiye çevirmek gerekiyor ki şu anki fisyon reaktörleri gibi yani nükleer reaktör gibi o suyu buhar hale, kızgın buhar hale getirelim, türbinde genişletelim ve elektrik üretelim. En azından biz bugün fisyon enerjide bir enerjide odun yerine veya kömür yerine nükleer yakıtı kullanıyoruz. Yani fosil yakıt kazanını çıkartıyoruz, onun yerine nükleer bir yakıt çekirdeği koyuyoruz ve bunu ağır su içinde barındırdığı için de bunun buhar hale getirilmesini ve buharını da türbinde genişleterek elektrik üretmekten başka bir şey değil.
Bütün termik santreler aynı prensette çalışıyor. İster nükleer olsun, ister kömür, ister güneş ne olursa olsun termik santreler. Önemli olan kızgın buharı bir şekilde yaratmanız. Çok karamsardır hocam değil mi? Yani o kadar da değil aslında. Şule hocam da anlattı. Umut verici bir şey.
Yani hocam çok güzel toparladı. Beni bekleyeceğim şey aslında bu İngiltere’deki deneylerde onun daha büyük bir versiyonu şu an Fransa’da yapılıyor, İTER reaktörü. O reaktörde hocamın anlattığı o Q faktör yani verdiğiniz enerjinin kaç katını alıyorsunuz?
Orada hedeflenen Q faktör 10 ve 50 MW kadar enerji verip bu manyetik alanı oluşturup akımlar yaratmak için için de 500 MW’lık enerji almayı planlıyorlar. Bu jet reaktörü İngiltere’deki adı o. O İTER için aslında aynı tip reaktörler bunlar. Tokamak reaktörleri.
Tokamak Rusça’da manyetik makina gibi bir ismi var. Bu manyetik simit şeklinde bir makina ismi var. Bu her iki reaktörde de. Fotoğraf var mı hocam bu reaktörde? Var. Aslında… Sizinki de olur, benimki de olur. Sizinki biraz daha kesildi. Dört numaralı belki benim slaytlarım. Şuan hocam dört numarası arkadaşlar.
Bu aslında bir açma şeklinde diyeyim. Simit kadar ince değil birazcık daha tonlu bir simit şekli veya donat. Çocuklar daha çok sevdiği için onu biliyorlar. Biz açma bildikçe çocuklar donatmıyor. Çok güzel arkadaşlar dördü getirmek geldi. Bu makinenin, bu cihazın, bu reaktör yapılmasını… Bu İngiltere’deki deneyin yapıldığı cihaz. Evet. Doğrudur.
Evet. Bu bir büyüğünün küçük modeli. Bu daha önce yapılmıştı ve oraya aslında hazırlık yapılıyor. İTER yaklaşık 20 milyar dolarlık bir yatırımla yapılan büyük bir konsorsiyumun ürünü. Ve dediğim gibi gerçekten orada 2035 yılında ilk kez verilen enerjinin 10 katı alması hedefleniyor. Ve bu güç verilmeyecek. Bu da bir deneysel reaktör. Eğer bu başarılabilirse 2035’ten sonra siz düşünün artık bir 10 yıl, 15 yıl içerisinde de bunun ticari versiyonları üretilebilir. Ama ilk amaç ben gerçekten verdiğim enerjinin 10 katını alabiliyor muyum? Bunu becerebilmek için de bu Plasma hocam anlattığı gibi gayet güzel. Güneşte çok yüksek bir yoğunluk var güneşin merkezinde. Korkunç bir basınç var. Basınç da çok, parçacık yoğunluğu da çok. Çok fazla parçacık var. O büyük bir yerçekliğimin etkisiyle. Onu yeryüzünde yapmamızın olanağı yok. Ve bu Plasma’da da, Plasma dediğimiz bu maddenin dördüncü hali, bütün elektronlar ve protonlar, çekirdeğin içi bir iyon bulutu halinde bir aşamada. Aslında bu floresan lambalarımızda, şimşeklerde gördüğümüz şey, Plasma’yla… Ark lambalarında. Aynen. Burada ise bunu daha yüksek sıcaklıklara çıkarmamız gerekiyor. 100 milyon dereceye kadar. Bunu becerebilmek için, bu Plasma yüklü bir bulut olduğu için, manyetik alanla kontrol edebiliyoruz. Amaç o. Bu jetleri ilk kez bir Plasma oluşturuldu ve hatırı sayılır bir enerji elde edildi. Bu iTER, iTER’in 1’e 10 vermesine bir çeşit bunun olabileceği ispatlar. Bu 1’e kaç verdi? Bu 0.33 verdi. Yani 1’e 1 verdiğiniz, 3’te 1’i aldınız. 3 kat verdik evet. 180 megajul kadar verip 60 megajul alındı burada. Türk işi olmuş. Evet. Ama bilim böyle ilerliyor. Evet.
Burada tabii amaç şuydu, birkaç çıktısı var aslında bilimsel anlamında. Bir kere bu yüksek sıcaklığa dayanım değeri. Yani bu yüksek sıcaklığa engelleyen şey duvalle olan etkileşim Plasma’nın. Bunun azaltılması için malzeme değiştirildi. Perilüm katkılı bir paletlerle bunları sağlamlaştırıldı. Daha doğrusu termalize bu sıcaklığı düşürerek. Tabii 10 milyon ya da 100 milyon Kelvin’lerden bahsediyoruz. Yani burada akıl almaz bir sıcaklık var tabii ki. 100 milyon Kelvin kaç saatlik atıyor karşılık gelir? Hiç anlamı yok çünkü bile bir dönüştürmeniz yeterli. Çünkü 273 eklemeniz lazım. 1 milyon 270 eklemenin de bir anlamı yok. Doğrusu orada ama bir kere… Yani 10 milyon derece gibi. Evet aslında 16 milyon derecelik bir sıcaklık yeterli bu fizyon birleşmesi için. Ama biz bunu çok yoğun bir şekilde yapmak istiyoruz basınç olmadığı için. O yüzden 150 milyon’a çalışıyorlar. Bu da ne zaman soğuyor bu 150 milyon yani ne zaman çıkamıyor? Bu mayantik alan, tutuklanmış mayantik alan, Plasma daha doğrusu. Metalle veya işte o duvarla etkileştiği zaman. Bunun etkileşmemesi için mayantik alanın çok iyi hazırlanması lazım. Yani aslında biz bir küçük güneş oluşturup bu güneşin etrafını yakmadan bir yerde durup ısı üretmesini bekliyoruz. Hatta işte Twitter’da o kamera görüntüleri de yani onun içinde kamerayı nasıl çekler dediklerimiz de… İşte içinde vakum ortamlı katmanlı bir camın arkasına duran tabii ki kamera. Kamera orada olsa hiç öyle kamera değil bir şey kalmazdı. Tamamen vakum ortamında çalışıyor ve Plasma’nın o 100 milyon derece diyoruz. Aslında bu elektronların enerjisi yaklaşık 20 kilo elektron volt gibi bir enerjiden bahsediyoruz. Ona sıcaklık adı veriliyor. Ama bu Plasma bulutunun enerjisi oraya kadar çıkmak zorunda ki o zaman ancak bu çekirdekler birbirlerine yeterince yaklaşıp birleşebilsinler. Çünkü çekirdeklerin birleşmesi aşaması yani normal ortamda çekirdekler titreştiği için onlar birbirlerini görmüyorlar bile. Ama elektronlardan ayrıldıktan sonra bu çekirdekler eğer çok hızlı hareket etmeye başlarlarsa birbirlerine yaklaşabiliyorlar. Ve birbirlerine yaklaştıkları anda aslında bu güçlü kuvvetler dediğimiz kuvvetler devreye girip bu iki çekirdeği birleştiriyor. Ve o sırada da bir kütle açığa çıkıyor. Ve bu hidrojen izotoplarının birleşip helyum yapması sırasında açığa çıkan enerji de oldukça yüksek. Diğer çekirdeklerin oluşumundan da yüksek.
O sırada çok büyük bir enerji açığa çıkıyor. Birbirlerini yakaladıkları için, daha kararlı bir ortama geldikleri için, daha kararlı bir çekirdek oluşturdukları için. Buradaki şey o. Nitekim şöyle bir şey var. İşte bir gram uranyum munfisyonundan biz 2000 litre benzine eşliğer enerji çıkartabiliyoruz. Yani bunu düşündüğünüz zaman çok insanın aklını alan bir şey.
Yani arabalarda biliyoruz bir gram bir mercimek tanesi kadar ben uranyumu motora atsam ve 2000 litreyle, ki o bana yaklaşık ne verir, 20 bin kilometre falan veriyor. 10 yaksa bile araba. 20 bin kilometre gezebilmek bir gramla acayip bir şey. Füzyon sırasında bir gram malzemeden 9000 litre eşliyere, 9000 litre benzine eşliyere enerji çıkıyor. Yani dört buçuk katı. Evet. Dört buçuk katı çok daha yüksek bir enerji. Kütle başına. Reaksiyon başına giren atomlar cinsinden baktığımızda biraz daha az gözüküyor ama çok küçük atomlar birleşip muazzam bir enerji açacak. Üstelik de doğada en çok bulunan maddeden. Evet. Ama dünyada o kadar kolay elde edilemiyor. Hidrojen. Hidrojen evet en yüksek orana sahip evrende ama saf hidrojen elde etmek için de onun da bir maliyeti var. Hay maliyeti.
İşte hidrojenden sonra konuşacaksak hidrojen enerji taşısı olan hidrojenin yenilebilir ve temiz enerjiye katkısıyla ilişkiliyor. Füzyonlerden bahsedeceğiz yani. O da sonra geçerler. Evet şimdi bir parım tızaştırarak. Füzyonlar o birazcık farklı bir. O kimyasal kullanılır. Füzyonlar o kimyasal bir şey. Bu tamamen nükleer nükleer nöbeti. Bunun çekirdek nerekesi yok. Füzyonlar nükleer enerji üretmiyorlar. Yok yok yok. Kesinlikle öyle. Onu hemen söyleyeyim hiç öyle bir şey yok.
O bambaşka bir yöntem. Aslında çok basit bir yöntem. Çok daha risksiz bir yöntem. Sadece maliyeti yüksek bir yöntem bildiğim kadarıyla şimdilik o da. Ama bu ne gibi otomobiller piyasada mesela. Peki. Bu ne kadar? Bunun şeyi yerine alması mümkün müdür peki? Füzyon enerjisinin yerine alması mümkün müdür? Yani alter edip enerji olarak ne zamana böyle bir şey, bu adım böyle ilerlemeye devam ederse ne zaman böyle bir şeyle biz karşılaşırız yoksa? Yani şu anda mesela evime bir cihaz koyacağım ve bir oksijen düğümü alacağım ona. Aydınlatacak, ısıtacak, soğutacak. Ne zaman böyle bir şey olur? Şöyle aslında hiç… 50 sene, 100 sene, 5 sene? Onu görmek mümkün değil. Çünkü teknoloji geliştirme aşaması bambaşka dediğimiz bir tanem.
Bilimsel olarak evet, yöntemi biliyoruz nasıl açığa çıkaracağımızı gördük, deneyle gözlemledik ama bunu ticalleştirme bambaşka bir katmanlı bir çalışma ihtiyaç var. Ama muhtemelen öyle evinize takabileceğiniz bir şey olmayacak. Ya da işte geleceğe dönüş filmdeki bir reaktörü, arabanıza takacağınız bir reaktör olmayacak bu. Ama eğer amacımız elektrik üretimi ve ısınmaysa ve bunu dışarıdan merkezi olarak karşılayacaksa bunu merkezi olarak üretmek daha ekonomik hale gelecektir.
Fisyon ve yani şu anki ticari olan nükleer reaktörler, 60’lardan beri aktif olan reaktörler, fisyon reaktörlerinin maliyetleri, ömürleri vesaireleri göz önüne bulundurduğunda rekabetçi. Çünkü enerji yoğunlukları çok yüksek. Yani çok küçük bir alanda çok yüksek enerji üretebiliyorsunuz. Tabii bu mertebeleri karşılaştırmak için bir örnek vereyim. En üstünüzde bir reklam kampanyası için özel bir şekerleme firmasıyla ilgili bir enerji şey yapılmıştı. Üretilen enerjiye bisikletlerden üretilen enerjiyle reklam filmi çekilmişti. Sonra biz bir hesap yaptık. Bu elektrik enerjisini Türkiye’de bebekten en yaşına kadar bütün nüfus 365 gün 24 saat boyunca bisikletle çevirerek bir batarya şarj etse,
bu ne kadarlık bir enerjiye tekamle edildiğimizde bir fisyon reaktörünün bir günlük enerjisine karşılık geliyor. 365 günde? Evet. 365 gün 24 saat bir yıl boyunca bütün nüfus bisikletle elektrik üretse, bir günlük uranyumla çalışan fisyon reaktörünün verdiği enerjiye eşler. Bir bisikletin dinamosu ile müreşim? Evet, bir dinamosu ile. Yani ekstra bir ekipman koymuyoruz. Hayır, direkt mekanik enerjiyi elektriğe çeviriyoruz, depoluyoruz kimyasalara.
Bundan açığa çıkan enerjiyi elektriğe döndürdüğümüzde o net toplam enerji bir günlük reaktörün enerjisi. Dolayısıyla reaktörler, nükleer reaktörler, fisyon reaktörler. Hala en verimli enerjiler. Evet, teknolojiyi ilerletmek isteyen, sanayisini ilerletmek isteyenler için vazgeçilmez enerji olmaya devam edecek. Konvansiyonel enerjilerin içinde. Ama temiz enerji olması da yenilenebilir değil ama temiz enerji olması da önlüğün açığı. Farkı nedir temizle yenilenebilirin? Yenilenebilirin bir tanımı var. Genelde çok kullanılıyor ama o tanım aslında tanımlanmıyor.
Bir insan ömrü boyunca o kaynağın tekrar yerine koymasına yenilenebilir diyoruz. O yüzden kömür bir insan ömrü boyunca, yakınlığından sonra tekrar ulaşması zor. 300 milyar ilazı mı? Evet, o karbon döksü saldıktan sonra tekrar 30 bin yıl süren bir prosese sokmak gerekir. Dolayısıyla o olmadığı için yenilenebilir değil fosil yakıtlar. Ama hidrolik santraller, suyun tekrar su döngüsünde bir insan ömrü boyunca defalarca gelmesi ve işte güneş enerjisinin sürekli gelmesi,
rüzgarın güneş kaynaklı, güneşten ortaya çıkan rüzgarın dalganın bunların hep periodik bir döngüsü var ve bu period insan ömrünü çok daha hızlı. Öyle baktığınız zaman karbon fosil yakıtlar da güneş enerjisi değil mi? Evet, hepsi yoğunlaşmış enerjisi. Dünyadaki bütün kullanılım enerji aslında güneş enerjisi. Bütün enerji kaynağı aslında füzyon enerjisi diyebiliriz. Füzyon enerjisi. Fosil enerjisi, güneş enerjisi yıllarca biriktirip toprak altında saklanmış. Evet, kesinlikle ona dönüştürmesi. Güneş olmasa hiçbir enerjimiz yok.
Yüzyılda, yüzyılda çok hızlı bir şekilde o karbon fosili tekrar saldık ama bütün suç da insanda değil. Doğan’ın kendi bir döngüsü var. Okyanus’taki durum da karbon yoksa salınım içinde yine etkili. Dünyayı sadece insan kirletmiyor. Evet, evet ama hızlandırdığı bir açık. Evet, sanayi dönüşü son derece hızlandırdığı açık. Peki buradan nereye geçelim? Yani füzyona biraz daha devam edebiliriz. Ne olur ederim, ben merak ediyorum çünkü.
Yani füzyonda bu yapılan çalışmalar aslında şöyle şu tarafından bahsedeyim ben. Bu son yıllarda füzyon enerjisine ilgi aslında arttı. Bu işte iklim krizinin de önemi var. Hatta bu geçen yıl içerisinde geçen bir yıl, bir iki yıl içerisinde de ciddi bir artış var. Bunda da pandeminin de etkisinden bahsediliyor.
Çünkü pandemi çıktıktan birkaç ay içerisinde teknolojiyi, bilimi kullanarak aşı üretilebildi. Ve çok ciddi bir virüsün üstesinden gelinebildi. Bu bir nevi insanların bilime olan ilgisini biraz artırdı. Güvenini hatta.
Füzyonda bu nedenle böyle bir iklim krizimiz var ve böyle bir nihayi çözüme yakın bir çözüm olanağımız var. O yüzden bu gerçekten belki daha fazla araştırma için yatırımı hak ediyor dendi. Son yıllarda çıkan pek çok şirket var. Ufak şirketler, bunlar özel şirketler hatta. Bir tanesini geçen Ekim ayında 2 milyar dolarlık, işte aralarında Bill Gates, George Soros’un da olduğu bir yatırımcı grubundan 2 milyar dolarlık yatırım aldığını söyledi. Şimdi bu şirketler özellikle de özel sektör de işin içine girince hatta buna hani füzyona hücum gibi bir şey başladı deniyor.
Onun sebebi de bunu bir koyup aslında 10 almak istiyoruz iteride ama şimdi bu teknolojiye geçerse ve bu 2050’lere doğru becerilirse bayağı ciddi bir bu yatırımların karşılığı alınabilecek. Yani çok büyük umut verici bir şey.
Bir gün işte ne diyoruz 2050’ye kadar karbon sıfır alalım ondan sonra da dünyayı belki bu yüzyılın sonuna kadar 1,5 derece ile iklim değişimini kontrol altına alalım. Eğer 2050’lerden sonra füzyon reaktörleri girecekse bu çok kolaylaşıyor. Ciddi ciddi kolaylaşıyor yani kurtarabiliyoruz. Hatta bir yandan ucuz olduğu için temizliğe de başlamıyoruz yani. Evet. Bu mesela güneş enerjisi mi daha önce devreye girer füzyon mu veya aradığı için verimlilik farkı nedir? Güneş enerjisi elbette çok daha yani şu anda kullanıyoruz güneş enerjisini. Onu elektriğe döndürüyoruz da güneşin 1 metre karıya düşen o enerji yolundan bahsettiği hocam çok çok düşürür. Yani 1 metre karadan 100 watt ancak alınıyor. 1 gigavatlık bir güneş santrali 50-60 kilometre kare yer alıyor. Bizim bahsettiğimiz bu füzyon enerjisinde örneğin Lockheed Martin’in bir yaklaşımı var.
100 megavatlık bir füzyon reaktörü yapmak istiyorlar ve bir kamyona yüklenebilir bir reaktör yapmak istiyorlar. O boyutlar bu kadar yani. Evet. Bu kamyona yüklenebilir konsept haliyle hem istediğimiz yere götüreceğiz bunu ihtiyacı olan… Taşıma bayatından kurtulacağız taşıma kayıplarından kurtulacağız. Uçağa koymayı düşünüyor. Böylece bu hani karbon ondan da sonra konuşuruz. Karbon sıfıra giderken her şeyi sıfırlasak bile uçaklarda hala çok yakıt alternatifimiz yok.
Bir drojenden bahsediliyor ama o da hani… Orada bir yakıt falan konuşuluyor. Evet. Ama geride onun da bir kamyona ilgisi var sonuçta bir yakıtında. Aynen ondan bahsederiz. Özellikle bu uçaklarda falan hatta uzay için. Uçağa füzyon enerjisi uçulacak. Uçak. Daha çok muhar ufışkıracak uçak. Her şey fışkırtır o plazmayla. İtki olarak kullanılacak mı o daha başka bir problem. Evet onun üzerinde çalışan şirketler var. Plazma jetleri yani bu roketlerde düşünüldüğü şekilde.
Plazmanın kendisini atmayacak ama plazmadan çıkardığı enerjide büyük bir motor çalıştırabilir ve havayı gayet ciddi itebilir. Hatta uzayda da itki için düşünülüyor. Yani bu füzyona bir hücum başladı gibi görünüyor. Devletler de yatırıyor. Demek ki umut vereceği bir şey aslında. Evet. O yüzden bu füzyon deneylerinden de biz daha sık duymaya başladık. İşte bunu duyduk birkaç ay önce de Ağustos ayında da Amerika’da başka bir füzyon yaklaşımı var. Onların 0.7 dediğimiz yani 1 verip 0.7 aldığı bir deney var. Evet o da çok önemli bir deney. Şimdi bu deneyler geçiyor. O da kaç mil yürütüldü? Kaç megajul? Megajul çok az. 7 tane 9 voltlu batarya eşdeğer enerji deniyor. Onların yaklaşımı birazcık daha farklı. Ondan da bahsederiz. Şimdi şeyi tamamlayalım. Hocam bahsederiz de bir unutuyoruz sonra. Demek istediğim bu gerek özel şirketler, gerekse de bu füzyon için araştırma fonu alan bu organizasyonlar sonuçlarını yayınlamaya başladılar. Birkaç ay içerisinde Almanlardan da bir haber bekliyoruz.
Japonlar var mı bu işin çarşısında? Japonlar var, Çinliler var, Hindistan var. Türkler var mı? Ne yazık ki. İter dediğimiz yapı zaten bu bildikteliğin nihayi projesi. Ve SÖR’ün çok daha yüksek bütçeli bir proje. En yüksek, dünyadaki en yüksek. Kaç milyar dediniz? 20 milyar dolar. O da ünlüler şu anda artabilir oda. Bayağı devasa bir reaktör yapılıyor orada. Yani devasa buna göre devasa çünkü 500 megavat üretilecek. Küçük versiyonları da var. Bu küçük versiyonları da özellikle… 500 megavat ne kadar süreyle? Sürekli. Sürekli mi? Bunlar darbeli modda çalışıyorlar genelde. Ama onun bir sürekliliği sağlamıyor. Çünkü ısıya dönüştürdükleri için o ısının… Yani o peş peşe binlerce üretecek saniye saniye. Bir tanesi. O ısıya dönüştüğü için o ısının ataletiyle.
Şimendifer mantığına geri gidiyoruz ya orada o ısının şeyi var. Onun o ataleti koruyor. Bir dakika galiba süreli üretip durup tekrar bir dakika üretmiş. Ama o bir dakika boyunca ısı kendini koruduğu için sürekli ötmüş gibi olacak. Hocam sizin bu şeydeki görüntü nedir? Üç numaralı görselim. Bu ekibi çeyit ama ne oldu anlamadım. Üç numaralı evet benim üç numaralı görselim. Sers hocam üç numaralı görselim.
Bu Amerikalıların yaklaşımı. Tam ekran benim çocuğum. Çok acayip bir şey bu. Anlamadım bunun ne olduğunu. Burning Man’den bir şey sandım önce. Bu Amerika’da NIF denen Ulusal Ateşleme Tesisi. Bu büyük bir küre. Bunlar plazmayla çalıştığı için içinin vakum olması gerekiyor. Çok düşük vakumlar. 10 üzeri eksi 6 yani 1 mikropaskallar seviyesinde vakumdan bahsediyoruz. Buradaki yaklaşım güneşteki mantık. 192 tane çok güçlü lazere. 3 milimetrelik bir bu hidrojenin izotoplarının bulunduğu bir küreciye yoğunlaştırıp onu patlatıyorlar. Yani aslında yani küçük bir bomba. O deneyin belgesini izlemiştim. Evet. İşte bunlar Ağustos ayında ilk kez plazma oluşturup 0.7 katı enerji aldıklarını iddia ettiler. İdia ettiler mi? Kanıtladılar mı? Kanıtladılar. Ağustos ayında iddia ettiler. Geçen ayda onun bu gayet saygıdeğer bilimsel bir makale olan Nature’da hani hakem değerlendirmesinden geçerek yayını da yapılmış. Türk ovak gibi değil yani. Orası. Siz bir şey demeyin. Ben diyorum. Evet. Bu onun görüntüsü. Şimdi sonuçta demek istediğim füzyona bir atak var. Çok değişik yöntemlerden.
Arada sırada füzyoncuların hatta birbirine işte o çalışmaz zaten bu yüzden, bu çalışmaz bu yüzden. Yani aslında hiçbiri kağıt üstünde çalışmıyor doğruduruz. Ama çalıştırmak için özellikle bu son yıllardaki bütün bilimsel gelişmeleri kullanıyoruz. Bilgisayarlardaki gelişmeler, daha güzel modeller yapılıyor. Hatta makine öğrenmesi, yapay zeka her şeyi kullanmaya başlıyor. Eldine varsa buçuk un alıyor. Evet. Modelleme ilerledi ve…
Çünkü en önemli şeyi bulacaklar. Aynen öyle. Ve pek çok yönden de bunu çalıştırmaya çalışıyorlar. Deneyler yapıyorlar sürekli. Örneğin o Lakid’in deneyi çok ilginç. Lakid’in iddiası biz büyük itheri yapmak işte 10-15 sene sürüyor. Onunla uğraşacağımızda küçük çaplı füzyonla uğraşalım. Daha sık deney yapalım. Çünkü bunu modellemeyle öğrenemiyoruz. Deneysel olarak öğrenebiliyoruz yani felsefe yaklaşımı olarak.
Ve adamlar işte buna 2014’lerde başladılar galiba. 2010’larda başladılar da ciddi deneylerine. Şu an 5. reaktörlerini test ediyorlar. Arada 5 tane reaktör kurdular. Küçük reaktörler. Küçük reaktörler. Ama her defasında bir şeyler öğrenmiş oluyorlar, ilerletmiş oluyorlar. Ve daha düşük maliyette yapıyorlar belki. Bir tane büyük yapıyorsun, orada sıkıntı varsa büyük daha yapacaksın. Halbuki o küçük sıkıntı var, çözemeye devam et. Daha iyi sistemmiş.
O da bahsettiğim gibi mühendislik bir yolculuk. Zaten bilim mühendisliği de beraber gelişiyor. Bilim mühendisliği yutuyor. Mühendislik bilimi imkan sağlıyor. Çok acayip bir şeymiş ki orada. Şöyle özettebiliriz. Bilim insanı doğru soruyu sorar. Mühendisliğe doğru cevabı verir. Çok acayip bir şey. Mühendislere, size önde de mesela, akıl dışı mühendislik, akıl dışı malzemeli var orada. Evet. Peki hemen tekrar Ankara’ya gidelim. Şöyle hocam.
Evet hocam. Gelelim fisyona. Fisyona. Nedir fisyon? Fisyona ne gibi gelişmeler var? Daha güvenli fisyon mümkün mü? Nükleer, kullandığımız nükleer malzemenin atıklarıyla ilgili sorunlar ne denli çözüme hazır? Recycle edilebilen, geri dönüştürebilen nükleer yakıtlarda bir aşama kaydedildi mi? Rusların böyle iddiası var. 180° oranada geri dönüş yapabiliyoruz diye. Fisyon nereye gidiyor? Fisyon, yani füzyonun ilerlemeye çalışmıyoruz ama fisyon da herhalde boş durmuyor. O da daha güvenli, daha verimli adımlar atmaya çalışıyor. Nükleer, genel olarak insanlık üzerine baktığın zaman Nagazaki, Hiroshima’dan başlayan, Çernobil’e devam eden şimdi burnumuzun dibinde, Ermenistan’da deprem sonrası herkesin yüreğini ağzına getiren bir sürü küçük küçük hikaye var. En güvenlisini yaptığını düşündüğümüz Japonlarda bile Fukushima rezaleti yaşandı. Nedir son durum fisyon enerjisinde?
Daha güvenli olmaya doğru gidiyor mu yoksa fisyon güvenliğine gelmeden yerini füzyona mı bırakacak? Açıkçası baya geniş olduğu sorularınız. Hocam ben de genişlik çok nasıl olsa bir şey bilmediğim için rahat rahat soruyorum siz bilgiyle. Estağfurullah. Etrafını çizersiniz. İltifat olsun diye söylemiyorum. Kapsamı çok güzel belirlediniz ama biraz zaman alabilir. Açıklama veriminden geleni yapayım. Fisyon aslında 1900 atom bombası ile beraber sizin dediğiniz gibi Hiroshima’ın Gazer Keydeki gibi 30’lardan 40’lardan itibaren bildiğimiz bir enerji kaynağı çekirdek bölünmesi. Daha sonra 1950’lerin ikinci yarısında hem pluton yumurt etme yarışı hem de belki bir vicdan azabıyla bir büyük enerjiyi barışçılamaklarla kullanma çabasıyla beraber de hızla ticareleşmiş. Özellikle 1970’lerde birçok nükleer santral devreye girmiş. Bu teknolojiyi geliştirmekte üç önemli ayak var. Üç önemli ülke Amerika Birleşik Devletleri Fransa ve Rusya bağımsız diyebileceğimiz bir teknolojik gelişim içerisinde girmişler. Birbirine benzeyen teknolojiler kullanarak elektrik üretimini gerçekleştirmişler.
Şimdi burada aslında az evvel konuştuğumuz bebek adımlarına karşılık bebek adımlarını getirdiği büyük adımları da yaşamış fizyon enerjisi ile elektrik üretmek. Bunu fizyonda da umuyoruz. İşte gerçekten bir anda sayıları yılda 10 tane nükleer santralin devreye girdiği bir çağ yaşanıyor.
Burada aslında orada da tabi son derece iyi niyetler var. İnsanlar için barışçılar enerji üretmek kolay elde edilebilir olması, işte yere bağlı bir kaynak olmaması, nispeten çokça bulunması dünya üzerinde gibi niyetlerle başladıktan sonra tabi ticareleşme söz konusu olmuş. Ve sizin söylediğini sıraladığınız aslında 1979 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir kaza arkasından Çernobil daha sonra da Fukuşima’da çıkarılan derslerle daha güvenli hale getirilmiş. İki yöne evrildi aslında fizyonda gelişme. Bir, nükleer santrali, nükleer güç santrallerinin daha güvenli daha güvenlik sistemleri kendinden devreye giren büyük miktarda elektrik üreten yapılar. İşte akkuydaki gibi 1200 megavat bir üniteden üretiyorsunuz. Dolayısıyla buna evrildi. Bir de elektrik şebekesini kolaylıkla bağlayabileceğiniz hatta belki de itki için kullanabileceğiniz küçük reaktörlere evrildi. Dolayısıyla çekirdek bölünmesi aynı mantık fakat üretilen elektrik kullanılan amaçlar için farklılaştırıldı.
Mesela Rusların mamla diyebileceğimiz bir yapında taşıyabildikleri ve ihtiyaç olan yere götürebildikleri reaktörleri söz konusu bu devreye alındı. Şimdi neye odaklanıyor nükleer enerji fizyon tarafında teknoloji? Bu iki şeye işte. Çok elektriğe ihtiyacınız varsa güvenlik sistemleri geliştirilmiş.
İnsan makina arayüzü daha etkin hale getirilmiş. İnsan hatasını en azza indirmeye çalışan daha uzun dayanıklı malzemeleri ve daha uzun süreli yakıt kullanımına dayanan daha etkin, ısıl etkinliği diyeyim daha iyi olan sentrelere ulaşmaya çalışıyoruz. Bu işte üçüncü ve üç artı nesil dediğimiz ve daha düşük güçte. Aktinit dediğimiz uzun yere ömürlü izotopların da yakılabildiği ve nükleer silah yapımına dirençli daha sürdürülebilir dediğimiz yapıların oluşması. Bu dördüncü nesil dediğimiz ya da paralelinde küçük modüler reaktörler dediğimiz yere evrildi aslında fizyon enerjisi. Burada nükleer enerjiyle ilgili en önemli nokta karbon dioksit salımı söz konusu olduğunda.
Buradan küresel ısınma yürüsek, ben iklim bilimci değilim ama karbon dioksit salımını azaltmak için alternatiflerden bir tanesi olarak görülmeye başlandı. Ve son zamanlarda Avrupa’da yakın zamanda birkaç gün önce Fransa’da alınan yenilikler sentre yapılması kararlarını görmüşsünüzdür. Bunun motivasyonunda bahsettiğim salım oldu.
Burada tabii ki her teknolojinin bir olumsuz çıktısı oluyor, hep konuşuluyor radyoaktif atıklar. Radyoaktif atıkları ikiye ayırmak gerekiyor aslında. Fizyon reaktörleri söz konusu olduğunda bir işlemlerden dolayı, farklı farklı işlemlerden dolayı çıkanlar bir de kullanılmış nükleer yakıt.
Aslında atık söz konusu olduğunda karşı çıkılan kavram kullanılmış nükleer yakıt. Çünkü içinde çok uzun yarı ömürlü izotoplar üretiyor, miktarları az bile olsa. Ve bunların çevrede bulunması ve uzun süreli kontrolünün gerekmesi tabii ki gelecek nesiller için bizim yarattığımız büyük olarak görünüyor.
Fakat bununla ilgili teknolojik bazı gelişmeler var. Bunları çevirmek gibi, dönüştürmek gibi bu uzun yarı ömürlü izotopları. Ya da dediğim gibi dördünün esir reaktörlerle bunların da tüketildiği bir şekilde reaktörü işletebilmek gibi. Dolayısıyla ve kullanılan izotoplarla farklı yakıt çevrimleriyle daha silah sızlanmayı destekleyecek tasarımları elde etmek gibi. Dolayısıyla atık miktarını da düşürmek mümkün. Sizin bahsettiğiniz reyseykling aslında reprocessing dediğimiz bir şey. Yeniden işleme kullanılmış nükleer yakıtın içerisinden işte o %80 kütle miktarla da denk gelebilir. Yeniden kullanabilir, işe yararabilir izotopları ayırıp işe yarayamayacak daha yüksek radyoaktivitisli ya da uzun ömrü olan miktarın hacmini küçültmek.
Şimdi hacmini küçültmek dediğinizde 20 cm 20 cm bir yakıt demeti düşünün. İçinde işte yaklaşık 300 tane yakıt çubuğu var. 4 metre uzunluğunda dediğim gibi bir kare olarak düşünürseniz yakıtlar yan yana dizilmiş. 4 metre uzunluğunda bunu bir topi top haline getirecek kadar yani miktarı topi top haline getirecek kadar küçültücek bir şey var teknoloji.
Ama bu yani hacmin küçük olması ya da şimdiki diğer teknolojilerle karşılaştırıldığında atığın miktarını küçük olması tehlikeli olduğuna elbette anlamına gelmiyor. Fakat gerçekten karşılaştırdığınızda miktarın küçük olması da biraz nükleer enerjinin yani hani avantajlarını düşündüğünüzde karşımıza bu şekilde çıkıyor. Tonlarca küllere karşılaştırdığınızda.
Dediğim gibi sorun ortadan kalkıyor değil ama en azından hacmen kontrol edilebilecek bir hale gelmiş oluyor. Atık sorunu aslında bakarsanız teknolojik olarak çözülebilir bir sorun. Nihai kararı farklı şeylere bağlı işte mesela sizin bahsettiğiniz gibi yeniden işleme yapılacak mı? Yeniden işleme yapıldıktan sonra bu bahsettiğimiz küçük hacim mi dönüştürülmüş parçalar nerede saklanacak? Yer altında mı, yer üstünde mi? Nasıl değerlendirilecek bunlar?
Hatta bir kısmından nükleer piller yapılması söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla Atık aslında bir nihai kararı bekliyor. Nükleer santraller işletilirken söküm maliyetleri ve Atık’ın bu yaptığınız bütün bu işlemlerin maliyeti elektriğin birim üretim kilowatt saatinde eklenir aslında maliyet olarak. Dolayısıyla bir fonda bir paranızın da hazır olması mümkün olabilir. Yani bununla ilgili harcayacağınız paranın da hazır olması mümkün olabilir.
Dolayısıyla aslında dediğim gibi bir nihai kararı atın şöyle yapalım kararı bekleniyor açıkçası. Nükleer güvenlik söz konusu olduğunda da aslında bakarsanız yani hani Metsamur ayrıca konuşabiliriz isterseniz Ermenistan’daki nükleer santraller ama bu sıraladığımız kazalar işte Amerika’da Trivail Island,
Çernobil kazası arkasından kuşamada içi aslında bize çok pahalı deneyler oldu. Çok pahalı sonuçları olsa da önemli sonuçları oldu. Özellikle güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi ve sadece mühendislik olarak değil bunları işlettiğiniz yapının geliştirilmesi de yani düzenlemeleriniz, kurallarınız nasıl denetleyeceğiniz, nesnisliklik de denetleyeceğiniz, nelere bakacağınız ve güvenlik analizleri gibi. Öğretici tarafları oldu. Elektriği artan talep güvenlik sistemleri için harcayacağınız parayı açıkçası hani bunun yatırım maliyetini göze alır kıldı, göze alınır kıldı. Dolayısıyla daha güvenli, daha güvenli işletilen ve daha öğrenme eğrisinin bir noktaya geldi. Bir şeylerin öğrenildiği bir aşamaya geldi. Japonya üzerinde size şunu söylemeliyim. Tasarım Amerikan tasarımıydı hukukuşamada içi. Orada tabii santralin tasarlandığı şeyi de yaptığını söylemem gerekiyor.
Ne için tasarlandıysa santral aslında onu yaptı açıkçası ama hata aslında biraz kuralların, yok Amerikanların değil aslında. Yani teknolojinin değil onu söyleyeyim. Yani tek başına makinenin ya da teknoloji ya da santralin değil hata biraz da onu nasıl işlettiğinizin, onun detaylarını indirerseniz.
Peki hocam bir şey merak ediyorum ben şimdi bu nükleer atıklardan başlıyor. Yer altına mı gömülsek, su altına mı gömülsek falan diye. Niye bunları uzaya atmıyoruz? Uzay zaten yeterince nükleer bir ortam yani uzadaki radyasyon zaten hiçbir yerde yok. Hani sizin atacağınız oraya bir radyoaktif maddenin uzayı daha radyoaktif hale getirir misiniz? Mümkün değil zaten daha daha radyoaktif. Niye bunları bir uzay gemisiyle uzay boşluğuna hatta belki ayağı yollamıyoruz da dünyada olmaz mı?
Yok bu konuşulmuş bir alternatif. Bu konuşulmuş bir alternatif yani evet uzaya gönderilmesi atıkların düşünülmüş bir şey. Burada tabii uzayı ne kadar kirletebileceğiz bu bir sorun. Tabii bir de bunun maliyeti sorun. Bir taraftan da Fatih Bey her zaman için nükleer konuşurken acaba bu güvenli miyi konuşmak gerekiyor.
İşte kalkışta oluşabilecek kazalardan dolayı oluşabilecek radyoaktif serpilere maliyeti dışında biraz şeyi geriye atıyor yani bu fikri geriye atıyor ama konuşulmuştur. Yani benim öğrenciliğim zamanında tartışılan bir konuydu bu. Erdoğan’ın yapmayı bir şey keşfetti. Sevim vardı öyle boşu boşuna. Güneşe atıp orada füzyon yapmak istedik. Güneşe atalım hocam vallahi bak güneşte. O da öyle. O da öyle. Dediğim gibi. Kalkışın güvenliği yaptığınız sürece. Güneşin çekilene doğru hızlı ilerler zaten.
Peki hocam bir reklam arası vereceğiz. Zahmetçiler çok sağ olun.
Sevim Hocam siz Yenilirbir Enerji uzmanısınız ve ondan yanasınız biliyor ama yine de Yenilirbir Enerji’nin yanı sıra Türkiye’de ne yazık ki Yenilirbir Enerji’nin toplam dönemindeki payı son iki yıl içerisinde artacağına azalıyor. Yani biz burada bir gelişme beklerken tam aksine negatif bir gidiş oldu. Buna bakar bir Türkiye’nin nükleer santralini yapma çabası içerisinde kör topal da olsa ilerliyor. Yok betonun çatladı, yok o oldu, yok bu oldu falan filan derken gidiyor. Akku’yu. Teknolojilerle baktığımız zaman iyi bir teknoloji görülmekle beraber bir, ne kadar güvenilir.
İki, nükleer enerjiye hala dünya muhtaç mı? Çünkü Türkiye’de bu çok eleştiriliyor. Yapılsın mı yapılmasın mı diye iki eleştiri var. Bir maliyeti ki gerçekten yüksek ve ilk başta ilk 15 sene çok pahalı bir enerji olarak gözle çarpıyor. Sonrasında ucuzlayacak olsa da ama yapılmalı ama işte.
Diyor ki Almanya nükleer yatırımları kesilir. Ama tekrar başlama kararı almış benim bildiğim duyduğum kadarıyla. Nükleerin geleceğine Türkiye’de ve dünyada nükleer bir ucuz ve güvenli temiz enerji midir? Öncelikle temiz enerji dediği çok net söyleyebiliriz. Çünkü sıfır karbon nöksit emisyonu var çalışma sırasında. Sonrasında da doğa esila aslında bütün termik santrler aynı şekilde çalışır. Amacımız kızgın buhar elde etmek.
Bunu elde etmek için eğer fosil yakıtı yakarak kimyasal reaksiyon sonucunda bu ısa enerjisini suya veriyorsunuz ve buhar elde edip bunu türbinden elektrileçebiliyorsunuz. Bunu kazanın yerine kaldırıp bir nükleer santral koyduğunuzda da uranyum çekirdek tepkimesi fisyon tepkisi sonucunda açığa çıkan ısıyı tekrar suya aktararak aynı prosisi devam ettiriyorsunuz. Ama bizim özellikle Fransa’da karayollarına giderken devasa hiperbolik soğutma kulelerinde çıkan o buhar.
Her gözüne nükleer santral dediği zaman aslında suyun soğutulduğu yerdir. Yani su buharının başka hiçbir şey değil çünkü o hiperbolik kulenin içi bomboş aslında. Üstten bakarsanız. Onun duvarında su soğuyor. Evet kesinlikle soğumaya. Çünkü bir soğutma çevreye ihtiyaç var. Çünkü bir sirkülasyon yani buharın tekrar kondens olması, yoğuşması ve kazana basılması gerekiyor. Dolayısıyla aslında nükleer reaktörler teknoloji iletmek ve sanayisini geliştirmek ülkeler için kaçınılmaz.
Bu hala şu anda da devam edecek. Bir 50 yıl, 100 yıl neyse devam edecek. Uranium yakıtları tükenme veya işte bir madenden çıkararak başka bir şey bulunacak. Ama uranyumun çok daha uzun bir yar ömrü olduğu için de şu an uranyum peletleriyle çok rahat bir şekilde bu talebi karşılayabiliyoruz. Hem enerji yoğunluğu anlamında, 1-2 metrekareye çıkardığı enerji anlamında hem de bu karbondi yoksus salınımın olmadığı sıfır olduğu bir durum anlamında.
Tek buradaki İngilizcesi konflikt ve işte bu tedirginlik, ver taraf yani yakıtın, tüketilmiş yakıtın ver taraf edilmesi. Ve kaza olasılığı. Ve kaza olasılığı. Ama kaza olasılığı o kadar düşük ki aslında ve bütün bu kömür santralleri ve fosil yakıtı santrallerinin şu ana kadar dünyaya verdiği zararın karşılığında… Ya da onların öldürdüğü insan sayısının… İnsan doğaya verdiği çevre kirliliği karşısında aslında minor bir etkisi var.
Dolayısıyla güvenilirlik kısmı oldukça işte özellikle hocamla belirtti dördüncü nesil işte beşinci nesil bu safety ve security dediğimiz hem güvenlik hem de diğer konular. Peki hocam bu arada bir araya gireceğim bir şey hocam. Şimdi mesela bu şeyde fosil yakıt yakan santrallerde, kömür santrallerinde akışkan yatak teknolojisi bir teknoloji vermiyorsunuz. Doğru. Bu da bu santrallere bir temizlik getirmedi bir ölçüde. Evet doğru yani en azından salınım anlamında biraz daha verimi düştü yanma verimini azalttırdığı için dolayısıyla bu salınımları görece azalttı.
Filtrelerin daha sık değil de daha siyerek değiştirmesine olanak sağladı. Bir de sülfür çıkışını engelliyor. Sülfürü kirece çeviriyor. Yine İzlanda’da bir karbon capture santralleri dediğimiz havadan ortaya çıkan karbon öküzü tekrar capture yaparak bunları zaten J-Terminal kaynaklı suyu aşağı incekte ederken bu suyla beraber bu karbon öküzü toprağın altında göndermeyle birleştirdiler. Bu da yine güvenilir teknolojilerin başına geliyor. Özellikle bu tür karbon bazlı fosil yakıtlı santrallerle bir temizlik biraz daha masum hale getirme çalışmaları açısından önemli. Ama nükleerin hiç buna ihtiyacı yok. Tamamen sıfır karbondöksit üretimi sırasında her şeyin karbon öküz salınım var. Yani bir cihazın bir gıdanın her şeyinin karbon öküz salınımı var. Su tüketimi var.
Dolayısıyla bunları aslında bertaraf etmek gerekiyor. Bir de bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Yani biz nüfus arttıralım, enerji talebimizi arttıralım. Bunun karşısında da teknoloji üretelim. Aslında bunu ters çevirsek yani tüketimi azaltsak, tasarrufa yönelik bir bakış etse olsa ki Avrupa’nın, Kuzey Avrupa’nın özellikle yaptığı bu. O zaman tüketimciye yeni teknoloji üretmeye füziyon mu bulalım, soğuk füziyon bulalım, ne bulalım derdine düşmeyeceğiz. Çünkü talebimizi aslında yüksek miktara tutarak nüfusluk beslemek için buna ihtiyaç doğuyoruz doğal olarak. Ama aslında enerji sorunumuz yok. Aslında bizim 50 yıl sonra su sorunumuz olacak. Temiz suyu bulma sorunumuz olacak. Gıdayı üretme sorunumuz olacak. O yüzden bütün dert bu. Ama nüfus evet şu anda büyüyecek. Örneğin şu anda %2 ortalama bir büyüme oranımız var. Bu sabit kalsa 35 yılda dünya nüfusu ikiye katlanıyor. Yani bir insan ömrü şu anki yaşayanlar görecek bunu ama doğa buna izin vermeyecek. Çünkü temiz suyu ulaşamayacağız. O yüzden de temiz suyu tuzlaştır, tuzdan arındırma teknolojileri vesaire gibi şeyler var.
Bu konuştuğumuz teknolojilerin hepsi enerjiye bağımlı. Enerji üretmenin sürece hiçbir şeyi yapamıyoruz. O yüzden enerjiyi bir şekilde temiz… Reverse osmoz dediğiniz şey. Evet, ters osmoz başka teknolojiler ama şu anda en şey olan… En kolay ve kolay olan olan. Ama maliyetleri düşürme yönünde bir çalışmalar var. Ama taleb o kadar çok ki yani bir gıdayı, eti özellikle kırmızı eti üretmek için gerekli su miktarları aklaayla gelecek seviyelerde değil. Filo başına 40 ton galiba.
Evet, yani aslında biz şunu yapıyoruz. Musluğu açtığınız zaman su akıyor, fişe taktığınız zaman elektrik geliyor. Dolayısıyla her şey post osmoz etmek. Şu anda iddia ediyorum elektrik kesilse bütün Türkiye ortalamasında telefon açıp elektrik idarelerine elektrik ne zaman geleceği sorma süresi 30 saniyen altındadır. Çünkü elektriksizlik, susuzluk olduğu anda kriz başlayacak. Yani şu anda PBX’de artık çok talebe karşılasınlar diye elektrik idareisi işte 3 saat sonra gelecek diye otomatik mesaj veriyor. Eğer bu mesaj 30 gün sonra gelecek dese ilk sabah çıkar. E dolayısıyla burada önemli olan bu tüketimi nasıl dengeleyebiliriz? Sanayi, transport, aydınlatma, bunlar tamamında. İlk işimiz aslında tasarruf olmalı. Kesinlikle önce tasarruf. Nüfus artışını belli bir noktada tutup harcamaları da gerekli tarihleri azaltmak. Enerji temizliğinin en önemli yolu bu. Evet, en önemli yenilebilir enerji ya da en güvenilir kaynak aslında tüketmemektir, tasarruftur. Yani bir su, işte bir kahve içeceksiniz, ketalı 1 litreyi doldurup ısıtıp kaynatıp sonra bir bardağı içip geri kalan %90’ını soğutup tekrar ısıtmaya harcamak işte anlamlı değil. Çünkü o bisiklete binen elektriği üreten kişi olsaydınız o zaman hayatınız boyunca hiç o bardağı full doldurup ketalı üretmezdiniz. Çünkü gerçekten çok zor üretildiğini anca o zaman anlıyorsunuz. Ama fişe taktığınızda anlamıyorsunuz. Ama dükteğer temizdir diyorsunuz.
Yenilebilir enerjinin içinden gelmeme, bunu savunmama rağmen kesinlikle nükleer mendatör edileştirdir yani. Öyle diyebilirim. Yani onsuz şu anda teknoloji başka alternatifimiz yok. Füzyon arkadan geliyor emekleyerek ama onun büyük abisi 60’lardan beri gelen bir büyük abisi var. Evet belki önüne geçecek ama bu çok daha uzunca yıllar sonra. Ne diyorsunuz ne girelim? Katılıyorum biraz daha açayım Sevan hocam güzel toparladı.
Şimdi yenilebilir enerji kaynakları bu özellikle temiz enerji kaynakları diyelim. Rüzgar ve güneş dediğimiz zaman bunların iki tane temel problemi var. Birincisi enerji yoğunlukları çok az. İşte 1000 megavat elde etmek için kilometre kararca alan kullanmamız gerekiyor. Bir sürü malzeme kullanmamız gerekiyor. Ucuz doğru. İkincisi de bunlar hava koşullarına bağlı yani güneş güneş akşam olunca bitiyor.
Bunlar az önce bahsettiniz bir yılda 8600 saat var değil mi? 8760 saat var. 8700 saat var. 8100 saat içerisinde bu rüzgar ve güneş enerjisi santralileri ancak 3300-3500 saatler civarda verimi çalışabiliyor. Yanlış mı diyorum hocam? Doğrudur. Bunlar kapasite faktörü denen bir kat sayı var. Yani siz 1000 megavat diye kurdunuz ama aslında 300 megavat çalışıyorsunuz ortalama da. Bir de iklimsel olarak değişiyor. Bu arada ben nükleer mühendisim ama yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarında da çalışıyorum. O yüzden onlar kesinlikle gerekli. Ama uzun soluklu düşündüğümüz zaman hani bu bir portfolio gibi enerji portfolyosu olarak baktığımız zaman bize sürekli enerji sağlayacak santrallere de ihtiyaç olduğu kesin. Ve nükleer bunun başında geliyor temiz enerji kaynağı olarak.
Ve işte bakıldığı zaman istatistiklere işte kazalar, ölümler, hastalıklar her şeyi bir araya getirdiğimiz zaman güneş, rüzgar, kömür her şeyi koyduğumuz zaman zaten kömürün çok pis olduğunu biliyoruz. Ve kömür yavaş yavaş işte terk ediliyor. Ondan da bahsedebiliriz biraz daha. Ondan sonra geliriz. Diğer kaynaklarla karşılaştırıldığı zaman bile nükleer hala en az, en güvenli enerji üretim yöntemimiz.
Elbette ki algı olarak, toplumsal algı olarak nükleere karşı çok büyük kaygılar var. Yani dünyada da var. Dünyada da var, bizde de var. Yani biz böyle konuşuyoruz ama klasik soru arka bahçenizde nükleer reaktörü ister misiniz? Ona herkes hayır der. Ama öte yandan bu nükleer reaktörleri kurulabilecek yerler var, kullanılabilecek yerler var, çok illa her ihtimale karşı kamudan uzak yerlere kurulabiliyor. Ve sonuçta da… Bana Fransa’da şeyleri dibinde var. Aynen. Sonuçta da diyeceğim şey bazı nükleer reaktörler Amerika’da %110 kapasite faktörü ile kullanılabiliyor. Çünkü durdurmanıza gerek yok. Bakıp, yıllık bakıp… Design şeyini de koymuşlar zamanında, bin megavat demişler. Aslında mühendislik olarak tasarlanırken, üretilirken o bir faktör var orada. Aslında bu reaktör 1200 megavat üretebilir. Onu tekrar lisanslamaya sokup bir ekstra da alınabiliyor. Bu kadar güvenilir ve sürekli bir enerji kaynağının bu portfolyada bulunması gerekiyor. Evet bazı ülkeler, hani tuzu kuru ülkeler diyeceğim bunlar, onlar vazgeçebilirler. Ama Çin şu anda, Şule hocam daha iyi bilir, 30 tane kadar nükleer reaktör yapıyor. Güney Kore, Gıpta ile baktığımız Güney Kore’nin kalkınmasında nükleer reaktörlerin payı çok büyük. Güney Kore nükleer reaktör yapmayı 70’lerde öğrenip 80’lerde kurduktan sonra bu sanayi hamlesini gerçekleştirmiş durumda.
O yüzden nükleersiz bir portfolyo düşünmek çok mantıklı değil. Özellikle hani aklımızın arka tarafında duran bu karbon sıfıra geçmek için, bu 100 yılın sonuna kadar artık iklim değişimini durdurabilmek için bu kesinlikle şart görünüyor. Şule hocam siz ne diyorsunuz bunda ilgili?
Hocalarım gayet güzel açıkladılar, onlara katılıyorum, çok da teşekkür ediyorum. Sizi daha önce konuştuğumda bahsettiğim… Özür dilerim, arayıp gidip bir şey soracağım o zaman. Şimdi ben bunda birkaç değil daha uzun, epey bir sene önce Amerika’da bir şeye katılmıştım, Sevimler gibi bir şeye. Orada şundan bahsediyordu, her evin veya her sitenin ya da her mahallenin bir kendi reaktörü olacak gibi.
Yani bir tane elma büyüklüğünde bir nükleer şeyi getireceksiniz, yakını koyacaksınız, o mahalleyi bir ay, bir sene neyse veya o evi uzun süre aydınlatacak, soğutacak, ısıtacak gibi. Bu yönde bir gelişmesi var mı nükleer teknolojisinin yoksa bu o zaman bahsedip geçen bir hayal miydi yani? Hatta o zaman şey demiştim, Microsoft’ın bu iş alanında yatırımları var, şu şirketin yatırımları var, bu şirketin yatırımları var. Doğru muydu bu yoksa? Bu, palavra bir şey mi?
Yoksa hâlâ bunun üzerinde yani küçük kullanabilir nükleer santraller düşünüyor mu? Böyle bir imkan üzerinde çalışılıyor mu? Hemen bahsedeyim Fatih Bey. Şey, bu arada 1970’lerdeki o rekor sayıda inşaat sayıları, işte rekor sayıda devreye girmeler aslında birkaç yıl önce de gerçekleşti.
Dolayısıyla hocaların bahsettiği gibi nükleer santraller çok vazgeçirebilen alternatifler değiller. Sizin bahsettiğiniz konuya gelince hani en başta konuşmuştuk ya, bilim ve bilim kurgu. Aslında bu bahsettiğiniz şey kurgu olmanın ötesinde mikro reaktörler şu anda çok önemli bir miktarda çalışılıyor. Çok da aslında değerlendirilmiş kararmalar, küçük modülerler demiştik. Bunlar güçleri şimdiki ticaret reaktörlerden küçük olanlar, bunlardan çok daha küçükleri mikro dediğimiz. Özellikle kurulumunun kolay olması, işte eğer başlarsanız bunları yapmaya tedarik zincirinin rahatlıkla kurulabilecek olması bunları hani gerçek hale getirebilir. Tabii ki bir radyasyondan korunma burada bir güvenlik ile ilgili konulara dikkat edilmesi gerekiyor.
Fakat kurgudan öte ihtiyaçların şekillendirebileceği dediğiniz gibi sitelere de kurgulanabilecek reaktörler söz konusu olabiliyor. Ben henüz bölümümüzde ben de nükleer mühendisli, mikroenerji mühendisli bölümünde öğretimi yesiyim. Öğrenci değilken belki Serhat Hocam hatırlar kampüsümüz için Almanların böyle bir reaktör önerisi olmuş. Bahsettiğim geçen yüzyıl ve şöyle kapatıyorsunuz tamamen hatta Almanya’da bu itfaiyeyi işletebileceği bir reaktör olarak kurgulanmış, tasarımlanmış. Ama hep karşısında nükleerin maliyet sorunu çıkmış. Yani bunun maliyetini kim karşılayacak, bunun parasını kim ödeyecek açıkçası ve hangi kaynakla ödenilecek.
Bahsettiğiniz şey bizim kampüsümüz için, Beytapı kampüsü için vakti zamanında düşünülmüş hatta dediğim gibi parada tıklanacak bir hale gelmiş. Mümkün, tasarramak mümkün, tedarik zincirini sağlamak mümkün, yetkilendirmek mümkün. Bunlar için dediğim gibi halkın sağlığını ve çevreyi koruyacak önlemleri almak, bunlarla ilgili düzenlemeleri yapmak mümkün. Sadece şu çok değişik, ben de bunu yaşadım, şimdiki çocuklar internetin içine doğdular ya internetsiz bir dünya düşünemiyorlar. Ben de aslında fosil yakıtların her yerde olduğu, dünyanın tamamen fosil yakıt sistemi üzerine kurulduğu bir dünyaya doğdum. Yani alternatifli bir anda değiştirme kafanızda.
Doğal gaz mesela çok kolay ulaşıldı, çok kolay kuruldu doğal gaz santralleri. Bu hızlı adaptasyonu ve kolay sağlayabileceğiniz şeylerden bir değişikliğe dönmek. İşte belki tasarrufu Kuzey Avrupa ülkeleri yapar ama bugün nüfusumuzun neredeyse iki katı olup da kurulu gücü bizimkinin üçte biri olan Nigeria’dan nasıl tasarruf isteyeceksiniz?
Yani bunu adil sağlamak dolayısıyla kolay yöntemler her ne kadar temiz belli bir bakış açısıyla temiz değilse de hep çözümü sundukları için tercih edildiler. Sizin bahsettiğiniz mikro reaktörlerin gibi mikro reaktörlerinde gelişmemesinin sebebi bu. Yani teknoloji aslında o kadar gerisinde kalmış değil.
Bill Gates’in Microsoft’un yatırımı çok heyecan verici o anlamda. Yani aslında çok da zekice bir tasarım ve çok da etkili olabilecek bir tasarım zaten kurulması ile ilgili de gerçekleştirmesi ile ilgili de adımları atıyor. Bunun yanı sıra alternatif yakıtlar alternatif yakıt çevrimleri alternatifleri konuşuluyor. Gene temiz ve güvenli olacak şekilde bu da dördünes reaktörlerine daha önce bahsettiğim gibi ortaya çıkıyor. Sevan hocam, Sevan hocam, Yillere birine enerji. Siz az önce gayet güzel özetlediniz ne olduğunu. Bir insan ölü içerisinde kendini tekrar ortaya koyarak aynı miktarda enerjiyi tekrar üretmenize sağlayan imkan bile çok olan kaynak demek. Aynen kesinlikle bu.
Şimdi bunun çok Türkiye’nin bu alanda zengin olup olmadığı yıllarda bir tartışma gözü. Biz çocukken bizde Türkiye’ye su zengini dendi. Üyünce öğrendik ki Türkiye su zengini falan değil tamamen yalanmış. Türkiye tabaksine su fakiri bir ülke. Ama Allah tarafından eski Türkiye’de akıllı insanlar varmış ki işte bu GAP projesi gibi şey üretmişler. Aynı sudan 30 tane baraj yapmışlar peş peşe ve oradan işte geri dönüştürebilir, yenilene bir enerjiden ciddi bir pay almaya çalışıyoruz.
Türkiye’de toplam bildiğim kadar enerjinin %12’si geri dönüştürebilen enerji. Şu anda %42 pay var bunun %25’i de aslında 7. Evet ama verimli karşısından baktığınız zaman verimli rakama geliyor. Potansiyel olarak var ama kullanabiliyorsunuz. Çünkü ya var şu var bu var komşulara verilen sözler var bir sürü şey var neyse.
Yenilene bir enerjide dünya ne durumda? Bir bu güneş şeyleri giderek daha verimli hale geliyor ama ne kadar verimli hale gelecek ve bunun için nereler kullanılabilir? Ben görüyorum mesela bazı yerlerde gölilerin yüzünü kapatıyorlar. Çift taraflı avantaj göldeki buharlaşma yengelliyor. Ve böylelikle kentin içime suyunun korunmasını sağlıyor. Boş bir alanı değerlendiriyor ve bu da enerji üretiyor.
Okyanusları kullanıyorlar. Kezai rüzgar erişi santrali diriçin Kuzey denizinde, Almanya’nın olsun, o denizde bulunan bütün ülkelerin olsun. Buradan esen yoğun rüzgarı kullanma ve kara alanlarını feda etmek gibi denizin içerisinde yaptığı inşaatlar var. Daha neler var neler geliyor biz burada neredeyiz sormayacağım merak etmeyin. Çünkü kötü olmayan bir yerdeyiz. Türkiye’ye nerede neredeki burada nerede olsun sorusuna baktığımız zaman orada da fena değiliz. Ben o kanaatiyim ama süper miyiz değiliz ama kötü de değiliz bir şeyler yapıyoruz. Dünya nereye gidiyor burada neler yapılıyor ve buradaki özellikle önemli olan sorun bu enerjin depolanma sorunu. Bu depolama konusunda neredeyiz Çin’in büyük yatırımlı olduğunu biliyoruz. Bütün dünyanın Çin’i takip ettiğini de biliyoruz. Nereye gidiyoruz burada? Yenilebilir deyince ilk aklı aslında rüzgar ve güneş geliyor aslında yenilebilirin domine eden biraz önce verdiğim sayıda dünyada da pallerlik gösteriyor. %40’ı yenilebilir enerjinin hidrolik yani su kaynağının yani potansiyel enerjinin gerçekten bir yerden bir yere aktığında bunu bir türbinle besleyerek mekanik enerjide elektrik üretmek. Dolayısıyla bu %39,5 %40’larda dünya genelinde 2020 verileri. Önümde açık şu an oradan kopya çekiyorum. Hocam orada varken aklı tutmaya gerek yok artık.
Doğrudur. Geri kalanında yine solar fotovoltaik %24 civarlarında ve biraz önce bahsettiğiniz gibi offshore dediğimiz kıyıda yani Karadaylı’da kıyıdaki rüzgar türbinleri. Devasa megavat mertebesinde çok büyük kanat açıklıklarına sahip rüzgar türbinleri. Bunlardan beslenen de yaklaşık aynı. Rüzgar ve güneş eş paya sahip %24 diyebiliriz.
Yine storage yani depolamayla ilgili olacak şekilde yine hidrolik kaynağını kullandığımız pump storage dediğimiz bir teknoloji var. Aslında şu an bütün storage teknolojilerin içinde %95’lik bir payı var. En büyük bu. Pump storage nedir? Burada da aslında suyu basışlandırarak bir tank içinde bu basıncı mekanik enerjiyle tekrar salarak ve havayı sıkıştırarak, sıkışmış havanın basıncını tekrar kullanarak yine bir enerji üretimi yapmak.
Ama bu storage teknolojisinin payı da %4. O yüzden aslında hidroliğe göre, standart bir hidro elektrik santrali göre çok büyük bir fark şey yok. Geri kalanlar işte biyokütle. Onun haricinde de işte biyokütle. Yani organik atıkların ve bunların tekrar kazanılması yakarak veya başka proseslerle.
Storage evet bir kısım öyle. Solar’ın aslında daha ileride yıllarda ortaya çıkacağı, maliyetleri biraz daha düşersek belki artık PV teknolojisi de yetişemeyecek yani o arkadan gelip onu geçti maliyet anlamında ama. PV ne? Photovoltaic dediğimiz o Türkçesi İngilizcesiyle. Güneş termal sistemler. Bu güneş ısılma sistemler. Güneş termal sistemler güneş ışığının belli bir yere odaklanarak orada yüksek ısı elde edilerek.
Evet, yüksek ısı elde edilerek. Bunun yine buhar hale getirilmesi. Nihayet amacımız buhar çünkü ama bunu artık yeni nesil çocuklar muhtemelen yapmaz ama büyüteşte bir kağıda ısıtmak gibi düşünebilirsiniz. Bunun işte kule tipi var ticalleşmiş. Bir tane Amerika’da var bundan. Bir tanesi de parabolik oluk dediğimiz yine parabolik şekildeki aynaların bir kanala odaklayarak bir line bir çizgi boyunca odaklayarak o suyu buhar hale getirmesi ve türbünde basması. Dolayısıyla buralarda da teknoloji ilerliyor ama maliyetler göreceği yüksek FotoVolta’ya göre çünkü doğrudan enerji dönüşüm teknolojisi değil bunlar. Kademeli enerji dönüşü teknolojisi. Bu kademeyi arttırdığın sürece kayıtlar artıyor. O yüzden de maliyetler, komponent maliyetleri, bakım onların maliyetleri, işletme maliyetleri, bunlar hep girdi olarak karşıda çıkıyor. Bu da amortisman sürelerini uzatıyor, yatırımcı da geri çekiliyor.
FotoVolta’yla ise durum silikon tabanlı veya ince film dediğimiz bir sürü teknoloji var. Şimdi ayaklanan, Perauskid dediğimiz bir malzeme kaplama malzemesiyle verimler yüzde 42’lere kadar çıktı. Ki zaten şu anda ticari olarak bir FotoVolta panelinin yüzde 14-18 arasında dolaştığını söylersek, yüzde 42 çok büyük bir atılım. Yani füzyon atılımından çok daha öte bir şey. Ama laboratuvar ölçeyi, sonrasında sanayi ticareleşmediği ürün için pek bir anlamı yok bizim için. Ama FotoVolta’yık ve rüzgar özellikle en önemli sorunu bunların intermittent dediğimiz kesikliliği. Yani güneş yoksa gece olduğu zaman ne yapacağız, rüzgar esminde zaman ne yapacağız. O yüzden depolama teknolojisi arkasından geliyor.
Ada sistem dediğimiz elektrom kimyasal süreçlerle bunu depolamak, bataryalarda sonra da o pillerden tekrar ihtiyaç olduğu zaman yapmak veya termal storage, termal depolama, ısıl depolama veya diğer farklı tür mekanik depolama gibi flywheel dediğimiz bir mekanik enerjide depolama gibi süreçler.
Onun haricinde doğrudan enerjide, rüzgâr, spektronocide termo elektrik dediğimiz bir malzeme var. Isıyı direkt elektriğe çeviren malzemeler. Bunlar ama küçük ölçekli verimleri yine %8, %10’larda dolaştığı için anca mobil, işte bir organ bağışı çantasında koyabileceğiniz bir yapılar. Yoksa bir odayı ısıtmak için kullanışlı şeyler değiller. Araçlarda geri kazanım, atık ısı geri kazanım yine bir sektör. Özellikle ulaşımda, transportta.
Ama özünde sanayi ve evsel tüketim diye ayırırsanız, bunlar neredeyse yarı yarıya, sanayinin birazını alıp onu transporta ve aydınlatmaya, diye konuşalım. Ama %50’sini biz şu an kamuda ve evsel tüketimi olarak kullanıyoruz. %40’ını sanayi kullanıyor, %10’u da işte bu aydınlatma ve transport kullanıyor. O yüzden atık ısı geri kazanımı gibi şeyler özümde lokal şeylerde yararlı ama sanayi için de çok önemli atık ısı geri kazanımı. Çünkü biz örneğin biraz önce Q faktöründen bahsettik %33. Aslında %33 bir termik santralin gerçekçi verimidir. Yani biz 100 birim enerji elde ediyoruz yakarak kömürü veya doğal gazı. Bunun 30 birimini elektriğe çeviriyoruz, 70’ini dışarı atıyoruz. Aynı otomobilde de öyle aslında. Evet, evde de aynı şey yapıyoruz. Kombiyle biz doğal gazı yakıyoruz, pencerelerimizde yalıtımı düzgün yapmıyoruz, bina yalıtımını yapmıyoruz. %40’ından fazlasını dışarı atıyoruz. Sonra da faturalara niye şişti diye yakınıyoruz.
Dolayısıyla burada doğal gaz gibi işte bu konvansiyonel sistemlerde elektrik üretimi önemli, elektriğin maliyetinin düşmesi önemli. Burada da yenileyebilirin katkısı önem kazanacak. Ama sırtımızı dayayacağımız, birazcık konuştuğumuz nükleer sürekli bir kaynak. Ama onun dışında kesikliliği olsa da talebi karşılamak için özellikle hidroelektrik ve fotovoltaik, rüzgar, güneş kaynaklı bütün bu teknolojilerinde hep beraber o spektrumda bulunması lazım.
Paletimizde yani o enerji paletimizde, renk paletimiz gibi enerji paletimizde bulunması lazım. Enerji sepetinde? Sepetinde bulunması lazım. Öbür türlü şu anki şey nüfus, talep bunu başka türlü karşıladınınca gözükmüyor. Ama eğer füzisyon bir seçenek olsaydı sevinebilirdik ama evet o yüzden… Herkes onun peşinde olurdu. Peki hocam ben mesela hep şunu düşünmüşüm. Ama neyi düşündüğün denecek bir şey değil. Herkes düşünmüş ya salak olmayan da. Bizim elimizde iki tane şahane kaynak var. İstanbul Boğazı ve Çınakkırı Boğazı. İkisinde de çok yüksek demir var.
Mesela bütün dünya adamlar bir tane füzisyon bilmenin yapmak için 20 milyar dolar ayırmışlar. Bilmem neyi… Mesela biz övünürüz böyle. Borumuz var. Bor’dan ne halt edeceğimizi bilmeyin. Mesela bor aslında bir tuzdur yani. Hani bor da enerji. Bor da enerji ve enerji ötülmez kardeşim. Başka bir şeyde enerji ötürürken boru orada kataliz olarak belki kullanabilirsin ama bor da enerji ötemezsin. Bor da enerji ötülürsen zaten sana 28 tane Nobel verirler. Tuz da enerji öteye ilginç insan olduğun için veya ilk millet olduğun için.
Ama mesela bor da deniz denizde borla ilgili bir araştırmamız yoktur mesela. Sadece borumuz var deniz ama o bor boru olarak bize girirse fakire bile varmayız. Benzer şekilde şimdi iki tane boğazımız var. İkisinde de güçlü bir demir var. Biz ama mesela İstanbul’u aydınlatmak için buradan faydalanmak mümkün değil midir? Zor mudur mesela? Niye bununla ilgili bir araştırma yapılmaz? Ya da yapılır da ben bir duymam. Şöyle boğaz kısmı yani akıntı yani nehir gibi bir şey olsaydı sorun yoktu ama boğaz olunca bir kere deniz trafiği var. Yerin altında olan bir işte marmaray gibi daha devasa bir yapıyı inşa etmek ve onu kontrol etmek özünde aslında mümkün. Aslında şu anda hibrit türbinler dediğimiz offshore türbinler var. Dışarıda rüzgar türbini altta da akıntı türbin var. Her ikisini beraber basıyor. Bu ölçeği biz şu anda herhangi bir karayolundan işte güne indiğinizde sürekli gördüğünüz rüzgar türbinleri kıyılarda, tepelerde, İskenderun, Hatay’da vesaire de, Ege’de gördüğünüz rüzgar türbinleri gibi o şeridi boğazın altında akıntının olduğu yere. Çünkü marmara inşa edilirken en büyük problemlerden biri Japonlar’ı karşılaştı. Ani akıntı değişimleriydi. Çünkü onlar modüler yapılardı. Onları birleştirirken kafa kafaya gelmesi lazım o civataların. Onlar bir türlü gelmedi. Çok büyük kriz çıktı ama çözdüler.
Dolayısıyla bu tür maintenance dediğimiz yani bakım onarım veya işte bir sorun çıktığı zaman ona müdahale kısmı oldukça maliyetti. Bunun için ek maliyetleri kurtaracak başka yatırımlar gerekiyor. O işte atılan taş değiyor mu problemine geliyor iş. Değmiyor mu? Aslında değmiyor. Şu anki şeyle yatırım güçlükleriyle diyelim. Çünkü suya, yani akan bir suya karşı içinde işlem yapmak kolay değil.
Yani bir türbini dışarıda yapıp Karadeniz’de olduğu gibi tak önüne koymanız sorun değil. Ama akan bir şeyin içinde o arada onu yapmak, onu montajlamak, onu birleştirmek yine bir türbini oraya koymak gibi düşünün. Ama onun bağlantısını kurmak, kablolarını çekmek oldukça güç bir problem. Çünkü yine orada da intermittent dediğimiz kesiklikler var. Akıntı random yani rastlantısal. Sürekli belli bir yönde değil. Özel türbinler yapmanız lazım ki çift yönlü akışta da elektrik üretsin. Tek yönle dönerse anlamı kalmıyor.
O kesikliliği vermeniz lazım, onu kontrol etmeniz lazım, depolamanız lazım bir sürü parametrisi var. Hocam tam bir Türk gibi davrandınız ha. Yani olmaz bu işte değil mi? Yani bunları mesela füzyon enerjisi de büyük ihtimalle daha büyük sorunlar vardır. Bunları çözmeye uğraşıyorlar. Yani şöyle yetmez. Talebimiz o kadar yüksek ki buradan gelecek katkı işte. Yüzde dörtlerden beşlerden bahsederim. Yani böyle sinneğin yağını çıkarmak gibi bir şey oluyor. Lüfere zararı olur diye düşünmüştüm.
O ayrı. Çevre zararı ayrı bir şey. Mesela 300 metre derinliği yapılırsa veya 200 metre derinliği yapılırsa böyle bir zararı vermez. Petrolü niye alamıyoruz? Çünkü petrol o kadar derindeki var rezerv ama çıkarmak o kadar mal etkili olmuyor. Yani Karadeniz’e bulduk ya da borumuz var madem var ama işlememiz imkanlı değil. Nerede kullanacağız? Var mı? Evet yok. Mesela ben size söyleyeyim Türkiye’de en zengin ne var biliyor musun Türkiye’deki? Nedir? Türkiye’de 700 trilyon dolarlık mucır var. Mucır değil mi budur? Ama talebi ve fiyatı önemli yani. Evet kullan. Torosları eleyin eleyin mucır yapın. Bütün koca dağlar mucır. Milyarlarca trilyonlarca ton. Kaynak ve teknoloji. Bunların katma değer olması lazım. Katma değeri olmadan hiçbir anlamı yok dediğiniz gibi. Ama tabii ki olacak. Mesela jeatermal, Ege’de çok potansiyeli yüksek ve yatırımların olduğu. Türkiye’de jeatermal üretiminin İzlanda ile birebir aynı olduğu mitralar doğru mudur? Doğrudur. Ama tabii ki nüfus ve kapasite anlamında aynı ama nüfus o kadar az ki 300 bin 360 binden bahsediyoruz.
Bir şişli nüfusu. Doğrusu o kadar fazla ki oradaki yeterli ki ve o kadar fazla ki üretilen sıcak su direkt okyanusa dökülüyor şu anda. 3 ay önce orada bulunduğum için yerinde gördüm yani. O sülfürlü ağır koku da etrafa yayılıyor bu sırada. Ama onların sorunu kış ortamında ısıtmak. O yüzden de merkez ısıtma sistemleri var. Bir haptan bütün evlere dağılıyor. Kombi diye bir şey yok.
Elektrik üretiminin tamamı jeatermalden, sıcak suyun tamamı jeatermalden hiçbir şeye para ödeme yok. Dışa bağımlılık sıfır. Sadece koyundan yün üreterek çorap satıyorlar. Balıktan da işte somon üreterek dışarı satıyorlar ve 360 kişi çok rahat geçiyor. O da beraber veriler var. Veriler de şahane. Çoraplarından daha iyi. Ama hala akri bir tarafı da satan mağazalar var. Biri işte 100 euro diğeri 200 euro. Tabii ki paranız varsa koyun gününde alıyorsunuz.
Peki hocam Türkiye hangi enerji türünde sizce yoluna devam etmeli? Yani nükleer mi, kömür mü? Çünkü bir yandan da şu var. Sen kömürle yatırıp yatacaksanız kredi bulamıyorsunuz. Yani nükleere veya işte geri dönüşlere birey yüzde bir kredi veriyorlarsa, nükleere ikiyle veriyorlarsa, kömürle olana dörtle veriyorlar gibi. Böyle bir dünyada da farklı enerjilerde daha temiz enerjiye bir yönelim var.
Türkiye burada ne yapmalı? Dünya nereye gidiyor, Türkiye nereye gidiyor? Türkiye de doğru yönde gidiyor. Yani bir temiz enerji şeyini artırmaya çalışıyor. İlk olarak onu yapabilmeliyiz. Yani yapabildiğimiz kadar rüzgar, güneş. Onu yapmalıyız. O kesin. Kömürden uzak durmalıyız. Çünkü kömür bu özellikle bu yeşil mutabakat,
bu İskoçya’daki KAP26’dan sonra yavaş yavaş hani bitirilmesi gereken şey. Herkes ona mutabuk durumda. Kömüre çok bağlı ülkeler bir tek. Hani biz kömürü bırakırsak ne yaparız? Çin, Almanya, Amerika hala büyük olan da kömür kullanıveriyor. Kapasite çok. Bizim bırakmamız enayi değil mi şu anda şu aşamada? Hindistan’ın söylediğinizde zaten oydu KAP26’un sonunda.
Yani siz geliştiniz, duayı karbonatörsünü bastınız. Ondan sonra benden bırakmamı istiyorsunuz. Ama tabii ki bu aynı gemideyiz hepimiz. Belki daha önce yanlış yapmıştık, bilmiyorduk ama artık o da bir şekilde dönülmesi lazım. O işin başka bir boyutu. Ben sorunuza döneyim. Ondan sonra döneriz ne yapmak lazım dünyada diye. Türkiye’de aslında temiz enerji yerli ve milli enerji. Hiç bir dışa bağımlılığımız yok rüzgar ve güneşte. O yüzden onu mümkün olduğunca arttırmamız lazım. Rüzgar da aslında var bayağı potansiyelimiz. Var mı? Yükseklikler de var. 100 metreye çıktığımız zaman var. Kıyı ötesine daha başlamadık bile. Kıyı ötesinde daha büyük santraller gündemde muhtemelen işte İngiltere’de başladı. Pek çok yerde Hollanda’da var. Özellikle Kuzey Denizi’nde komşu ülkeler bol miktarda rüzgar aldıkları için. Kıyı ötesi onlar için peynir ekmek gibi bir şey.
Bizde de var tabii ki. Onları kullanmamız lazım. Kömür aslında daha ilginç bir probleme getiriyor. Oraya da ben bir parantez açıp hafif o tarafa geçeyim. Şu an dünyada konuşulan zaten biz hani iklim iklim diyoruz da kömürün ilginç bir öteki yüzü var. Çok fazla kömür madencisi var. Yani bugün Avrupa Yeşil Mutabakat dediğin zaman
Polonya haklı olarak bunca kömür işçim var benim. Bunları ne yapacağız diyor. Veya Amerika’da işte Virjinyada ki kömür işçileri var. Bizde de Soma’da. Yani kömürü bırakacağız. Soma’da Afşinay, Ebes’ten de. Aynen öyle. Kömürü bırakmak şu anda Avrupa’nın konuştuğu bu dairesel ekonomi denen konsepte baktığımız zaman orada bir çözüm getirirken o çözümü topyekün getirmekte fayda var. Oradaki o sektörde çalışan işçileri de şimdiden düşünmekte. Onlara gerekirse eğitmek, onu o çabanın bir parçası haline getirmek gerekiyor. Yoksa hani biz bunu yapalım doğayı kurtarıyoruz ne güzel kömür işçileri başının çaresine baksın şeyi de pek çok insan buna karşı çıkıyor. O nedenle hani kömürden işte at diyorum güneş enerjisinde rüzgar enerjisinde geçiş yapacaksak Soma’da bir tane de fotovoltaik fabrikası kuralım, işçilere de orada eğitelim, orada çalışsınlar gibi bir çözüm şeyi çıkıyor ortaya. Nükleer Türkiye için tabi 1970’lerden beri gereken bir şeydi. Zaten karar o zaman alınmış hatırlarsınız. Karar o yıllarda alındı yani Akkuyu o zaman rezervet etti. Evet Akkuyu’nun yeri çok önceden belirlenmişti. Ben öğrenciyken hatırlıyorum işte pek çok alternatif reaktör tipleri düşünüldü. Kanada reaktörü en doğal reaktörlerden biriydi ama hani fiyatını ödeyemediğimiz için yap işlet devlet modeline uyumlu ona yanaşacak çok fazla da şirket yoktu. O nedenle buna girdik. Bu reaktör de aslında kağıt üstünde kötü bir reaktör değil. Tasarım olarak gayet yani dördüncü nesil reaktörlerden biri. Bizim dediğimiz bu… Dünyada beşinci nesil var mı ki şu anda? Yok da işte bu küçük reaktörler falan daha yapılması kolay. Çünkü aslında şeye dönülüyor Akkuyu’da da biz onu görüyoruz bu büyüklerin inşaatı zor. Pek çok yeni nükleer reaktör yatırımcısı ya bunu küçük yapalım daha kolay yapalım prefabrika yapalım götürüp koyalım da uğraşmayalım bu inşaat işiyle diyor. Yani bu şeylere açık olmalıyız. Türkiye açısından bizim en eksik kaldığımız nokta aslında bilimsel tarafında. Yani bugün işte İTER diyorsunuz otuz beş tane ülke var Türkiye yok. İTER nedir? Bu İTER Fransa’da kurulan füzyon reaktörü. Konumuzun başında. Orada bahsettiğimiz. İki bin otuz beşte şeye başlayacak olan Çin’i var Avrupa’sı var Amerikası var Kanada’sı var Hindistan’ı var. Hindistan’ı var mı? Var. Biz yokuz mu içerisinde? Biz yokuz. Ne zaman kuruldu bu İTER? İki bin on beşteler onlar o zamandır. Yani otuz senlik bir şey değil. Yok yok yeni bir konser. Maliyeti o kadar fazlaydı ki anca o zaman devreye sallayabildi. Evet. Mesela buraya katılımcılar kaç para aidat ediyorlar? Kaç parayla gerildi bu işi? Yarısını Avrupa ve Amerika karşılıyor. Diğer yarısını öbürleri aralarında bölüşüyorlar. Ujet dediğimiz Joint European Torch Rus. O Avrupa kısmında. Ama bütün dünya onun desteğiyle. Herkesin bir payı vardı herkes payı ödüldü.
Evet. Hindistan var. Kimler var başka? Güney Kore, Çin, Kanada. Şu anda enerji devi dediğimiz listeyi alın oraya yapıştırın. Türkiye bunu ıskalıyor iki bin on beş yılında. Evet. Sadece İTER hani füzyonda neymiş ki şimdi uğraşamıyor, uğraşılır mı denmesini. Bu konuda bir faaliyet de yok.
Yani pek umurunda değil, bir destekleme söz konusu da değil. Bazı şeyleri kaçırmamak için önceden yatırım yapmak gerekiyor. Daha bilimsel aşamasındayken bunun içinde olmak gerekiyor ki o bilimsel dalga yakalanabilsin. İşte dediğimiz o füzyon, füzyona hücum dalgası başlamış durumda ve biz bakıyoruz işte. Aramızda konuşuyoruz burada.
Önce bilgi üretimi, ondan sonra teknoloji üretimi yani asıl kritik. Hocam programımızı tek seferde deneyelim. Bilgi üretimine birazcık insanlara teşekkür edelim. Aynen öyle bir. Gençleri çekelim. Bu arada gençler bir şey söyleyeyim. Sevgili gençler, siz de yalan söylüyorlar. Sakın inanmayın. Diyorlar ya Batı’nın medeniyeti falan yoktur, moktur diye. Batı’nın medeniyeti ne vardır kardeşim? Bu bahsettiğimiz her şey Batı medeniyetinden gelmiştir. Batı’dan Batı’nın medeniyeti yoktur. Batı’nın ahlaksızlığı vardır diyenlere sakın inanmayın.
Bunu söyleyenler sizi yalan söylüyorlar, sizi kandırıyorlar, sizi Batı’ya köle etmek istiyorlar. Partisi olmaz engellemeye çalışıyorlar. Medeniyet neredeyse oradadır. İter’de yoksan bütün dünyanın olduğu enerjilerinin olduğu yerde yoksundur kardeşim. Doğru söylüyor. Vallahi aslan buzlu. Toparlayalım o zaman. Toparlayalım hocam. Türkiye açısından evet. Rüzgarımız, 50 gigavatımız var yanılmıyorsam toplam. 50 gigavat rüzgar potansiyelimiz var. Rüzgar artı kurulu gücümüz var. Buna devam da ediyoruz. Politik tarafına girmeyelim. Toplam kurulu güç şu anda kaç gigavat? 100. Evet. 100 gibi. Akılda öyle kaldığı da biliriz şu an. Her şey toplam. Her şey dahil. Nükleer? Nükleer yok. Nükleer yok daha. Kurulu güç olmadığı için daha saymıyoruz onu. Ama şu anki var olan rüzgar, güneş, bütün termik santraller, hidroelektrik santraller. Bunun yarısı rüzgar mı şu anda? Rüzgar artı güneş. Rüzgar artı güneş yarısı. İyimiş fena değil mi? Ama işte bu kapasite faktörü hikayesinden 100’e. Şu anda o %12. Bu ütüme kalkmış %12. Evet. Neredeyse öyle. Evet. Oralarda 10 civarında. Evet. Kömüre eti olarak kömürden başladık. Aslında doğal gaz var. Doğal gaz ilginç bir alternatif. Bu hani yeşil mutabakat olsun, bu COP26 olsun artık dünya nereye gidiyor, bu kömürü bırakalım. Doğal gazcılar çok ısrarla şeye girdiler. Geçenlerde duymuşsunuzdur Avrupa’da doğal gazda temiz enerji sayılacak. Yatırımlar açısından diye bir karar alındı. O karar nasıl uygulanacak belli değil. Çünkü birkaç ülke onu protesto ediyor. Böyle şey olmaz diye. Ama o doğal gaz yatırımcılar açısından önemli ve bu bayağı bir politikaya doğru oradan gidiyor.
Amerika bunu çok istemiyor. Çünkü Avrupa’nın Rusya’ya bağımlı artıyor. Rusya, Ukrayna’ya kadar giden bir konu o. Derin bir konu. Ne? Temiz fosil yakıt. En temiz fosil yakıt diye öğreniyor. Evet. Ama o doğru bir açıda. Yani kömür yerine doğal gaz kullanmakta kesinlikle fayda var. Daha çevrecek. Ama bizim açımızdan kömür de İtal kömür oranı da çok yüksek. Doğal gaz da İtal. Yani bunlar İtal olduğu için yerli olması gerekiyor. Yerli olunca işte bu temiz enerjiler var. Kullanabileceğimiz kadar hidroelektrik var.
Yani kömürde de bizim sülüfür oramız çok yüksek. Çok yüksek. Enerji oranı çok düşük. 90’yuk altısıl derdiğimiz var. Yani topraktan halice bir kömürümüz var yani. Linyetimiz çok fazla ama en kalitesiz dünyadaki linyet neredeyse. 800 kalori linyetimiz var. Kilo kalori evet. Kilogram başlı. Toprakta 400 kalori zaten. Yani işte. O yüzden. Evet. O yüzden aslında yenilenebilir. Yani temiz enerji bizim için potansiyelimiz de yüksek. Özellikle güneş potansiyeli çok yüksek. Avrupa’nın üç katı. Üç katı Avrupa’nın üç katı yani. Almanya falan karşı.
Almanya ile aynıyız. Bu özellikle Akdeniz bölgesinde yüksekliklere doğru çıkıldığı zaman yani o Toros’ların aldığı güneş miktarı hiçbir kimsede yok. Yani şu hesap basitse işte Konya havzasına fotovolta’yı döşeyelim elektriklerimizi karşılayalım diye midalar var ya işte Greenpeace’çiler vesaireler. Evet hesap yaparsanız doğru ama maliyet gerçekçilik orada işte şey sekteye uğruyor. Orada aynen öyle.
Hem maliyet ucuz olsa da asıl süreklilik sorunu hala çözülür. Yani ben %100 güneşe geçtiğim an çok ciddi bir depolamaya geçmem lazım. Ya da gece de un oturacağız. Yani depolamaya için örneği vereyim bu biraz önce konuştuğumuz reklam filminin depolamış enerji ile çekilme sırasında arkadaşlar da bilir. Lise kalsın 30 kere çekiliyor. 31. Denemekten diyor ki tamam şaliteli kapatın aküya geçiyoruz.
Oyunculuk’un sadece 31. kezi anca batarya ile öğretebildik. 60 kişi günde 5 saat günde 6 saat 5 gün boyunca elektrikli hamster gibi elektrik üretti bisiklet çevirdi. Bisiklet, profesyonel bisikletçiler bunu çevirdi haltta değil. Ve bunu anca sadece o toplamda sabah 10’da başladı gece 2’de bitti. Bunun belki 2 saat süren çekimin enerjisini anca bu batarya bankasından sağlayabildik. Bütün de batarya enerjilerin en azından daha pahalı bir şey. Evet kimyasal.
Batarya aslında buradan da oraya geçebiliriz yavaş yavaş herhalde. Hem elektrik olarak hem de hidrojen olarak bu elektriğin yeni temiz enerji kaynaklarının ürettiği elektriğin depolanması söz konusu. Yani dünyanın şu anda baktığı şey o. Ben rüzgar üretiyorum rüzgar geldiği zaman ama eğer o sırada talep yoksa onu ne yapacağım? Hidrojen üretip depolayabilirim. Aynı şekilde güneş. Çok fazla güneş kapasitesi kurup.
Son bölümde bu hidrojene geçmek istemedim. Ona doğru yani ya elektrik bataryası olacak ya hidrojen elektrik bataryaları halen çok pahalı. Onun değişik problemleri var oraya da değinebiliriz. Ama hidrojen ilginç bir alternatif olarak orada. Ona geleceğiz. Hidrojeni isterseniz önce şöyle hocamla 2 dakika bir konuşayım sonra lektem için bir duracağım. Sonra İstanbul’a devam ederiz. Şöyle hocam şimdi hidrojen deyince bununla ilgili çok da soru geldiği için sormak da gerekiyor.
Hidrojen diyeceklerden ilk gelen hidrojen bombası. Yani atom bombası, ha plütonyum bombası, ha hidrojen bombası. İkisi de aynı şey değil mi? O zaman niye hidrojenden fisyon enerjisi çıkarmıyoruz diye çok soru geliyor. Hidrojenden fisyon enerjisi mümkün mü? Hidrojen bombası olduğuna göre hidrojen reaktörü de olabilir mi?
Hidrojenden çekirdek bölünmesi sorumu mu? Sorunun ne olduğunu ben de çok bilmiyorum. Herkesin sorduğu şu. Hidrojen bombası var mı? Atom bombası benzeri bir hidrojen bombası var mı? Var. Buradan büyük miktarda enerji açığa çıkıyor mu? Hatta plütonyum bombasından daha yüksek miktarda enerji çıkıyor mu? Çıkıyor. Demek ki hidrojen reaktörü kurulursa aynen…
Gerçi plütonyum yakmıyor o reaktörleri ama sonuç olarak nükleer yakıt kullanıyor. Ne kullanıyordu? Standartlar mı? Uranium, kilosu 5 kiloluk galiba değil mi? Plütonyumu da kullanıyor. Plütonyumu. Zenginleştirilmiş olan. Zenginleşmiş, uranyum kuldan üretildiği gibi hidrojenden de üretilebilir mi enerji diye sorarlar. Aslında Serhat hocam başta bahsetmişti.
Hidrojenle yapabileceğiniz şey çekirdekleri birleştirmek, bölmek değil. Hidrojen çok… Bölebileceğiniz bir çekirdek değil. Evet, füzyon mümkün. Orada da işte biraz daha olasılığı düşük aslında bunu yapabilmenin yine en yüksek olasılık tritium’a ait. Evet, hidrojen bombası varsa hidrojenden füzyon reaktörleri olabilir. Sadece yapılabilirliği deteryumla tritium daha mümkün. Bu yüzden bu şekilde yapılıyor. Ama plutonyumla uranyumda oluşan mekanizma ile hidrojenle oluşturduğunuz mekanizma birbirinden farklı. Hali hazırdaki çekirdek bölünmesine dayanılığı teknolojilerde hidrojeni bölme diye bir yapı yok. Ama çekirdeklerin birleşmesi dediğim gibi yapılabilir ama en uygunu bunun için yine tritium gibi, tritium deteryum gibi görünüyor. Yapılabilirliği açısından. Serhat hocam o zaman hidrojen bombası bir füzyon bombası mıdır? Evet.
Yani istiyorsanız 2NO’lu şeyi gösterelim. 2NO arkadaşlar. Benim sunumlardaki 2NO’lu. 2NO arkadaşlar böyle. Bravo. Bu sol tarafta görülen aslında bu hidrojen tritium deteryum yakıt karışımının en son nihai olarak erlyuma dönüşmesi. Yani güneşliolar reaksiyon aslında bu kadar basit kaynaşma reaksiyonunu gözdenlenmiş şey bu. Dolayısıyla hafif çektikleri birleştirerek ağır çekirdek hale getirmek bu birleşme sonucunda da
kaynaşmanın sonucunda da açığa çıkan hem farklı bir çekirdek elde ediyorsunuz hem de yüksek miktarda enerji elde ediyorsunuz. Dolayısıyla bu SAR işte Rusya’nın yaptığı denediği o zaman daha büyüğünü yapalım diye aslında fizikçilerin yapabiliriz ama deney yapacak yer bulamayabiliriz dünyada. Yani depreme sebep olur şeklinde. Dolayısıyla işte 100 megatonluk bir bomba dizaynı yapıp ama içine 50 megatonluk bir dizaynla yola çıkılı ve denendi. Ama bir kere denendi 60’larda sonra bir daha denemedi. Çünkü bu Q faktörü sonuza yaklaşıyor demek bomba yaptığınız zaman. Yani konfine etmiyorsunuz bir yer tutuklamıyorsunuz. Dolayısıyla dışarı salıyorsunuz. Ama bir şey değil reaktör adı altında kontrollilebilir enerji diye konuştuğumuzda işte o zaman füzyonda bir sınır var. Kontrol çubuğu dediğimiz yapı da zaten bu reaktör zincir reaksiyonu. Yani o zaman bu hidrojinin füzyonunu kontrolsüz yapmak kolay da kontrolü yapmak zorunda.
Bombayı bir yere… bombası… Bombayı yavaş yavaş patlayacak şekilde enerjisi kontrol edecek şekilde dizayn etmek zor. Ama bir seferde patlacaksan… Hiç sorun yok işte. O zaman da Q faktör fırlıyor bir veriyorsunuz işte 500… Binler çıkıyor. Evet o yüzden de anlamı olmuyor ama reaktör öyle değil füzyonun reaktörlerinin avantajı… Oradaki sorun bunu kontrollü patlatmak. Ama enişte de füzyon reaktörünün kontrolü edilmesi sorunu çözülmüş. O yüzden de sürekli biz sürekli olarak Emrahama’da 24 saat enerji sağlıyor. Ama füzyon reaktörünün kontrol sorunu çözülemedi. Evet. O çok büyük bir asıl o şey. Bomba yapılabilir ama reaktör yapılamaz. Yapılma aşamasında bilinmiyoruz. Uğraşılıyor ama yıllar alacak. Nükleer’de bu fisyonda kaç sene de bulundu bu? 15 sene değil mi? Fermin’in yaptığı ilk reaktörde buldular. Evet o kadar. TKM’de gitti. 1950’lerde galiba ikinci dünyanın savaşından sonra. 10 sene sonra bulundu. Evet kritik reaktörü kritiğe alınması da işte bir beş, 15 sene sonra. Çünkü onun o kararlı bir reaktör aslında. Yani füzyon miktarıyla çünkü nükleer reaksiyon sırasında açığa netron çıkıyor. Netron önemli olan bir parça. Füzyonun devamını sağlayan o. Halinli netronları kontrol ettiğiniz zaman füzyonu kontrol edebiliyorsunuz.
Birebir tıkır tıkır çalışıyor. Füzyonda plazma işin içinde olduğu için hani güneşteki gibi o hani başında konuşmuştuk. O yoğunluğa ulaşamıyoruz. O yüzden daha düşük yoğunlukta ama o plazmayı da sızmayacak bir şekilde kaçırtmadan yani kaçmadan bu manyetik şişelemen yöntemi o. Güneşte yoğunluktan dolayı kaçamıyor. Kaçamıyor. Kış tekemininden dolayı kaçamıyor. Aynen öyle. Ama dünyada bir vakum ortamında.
Jüpiter’de olsaydık daha kolaydı belki. Jüpiter’in merkezinde belki. Daha merkezinde. Jüpiter’de oturacak yer yok. Jüpiter’in gerçekliği de bunu Ersin hocamı çağırmak lazım. Jüpiter’inki de yetmiyor herhalde. Yetmez tabii. Güneş. Yeterken Jüpiter kendisi güneşi. Aynen öyle aslında. Yıldız statüsünü alışırdı ama gezegen statüsünü almış. Yıldız olmaya doğru gitmiyor. Ersin hocanın konularına giriyoruz. Bu binarist yıldızlar deniyor. İki yıldızlar. Arada kalmış.
Jüpiter yıldız olamamış. Büyük bir gezegen olarak kalmış. Olsamış olsa dual olacakmış. Güneş ve güneşler beraber olacaklarmış. Dünyadaki de bu plazmayı vakum ortamında manyetik alanda sıkıştırarak tutuyoruz. Yani bir manyetik şişeyle tutmaya çalışıyoruz. O manyetik şişenin çok kararsız bir şişe. Her hakkında. Ne diye öğrenmemiz gerekiyor. Ya oradan kaçıyor ya buradan kaçıyor. Kısa süredir tutabiliyoruz. Pırtlıyor bir yerden. Sosis balonu getirmiştim ama şiştirmedim.
Buradaki sosist balonun şiştiğini düşünün. Sonra size sürekli bir sıkıştırarak aslında bunu confine edip bir binding ve birleştirmeye sağlıyorsunuz. Ama bunun balon olduğunu düşün. Nereden sıksam parmak aralarında çıkacak dışarı. Bu da işte o plazmayı kontrol etmek o kadar zor. O yüzden dört farklı konfigasyonda bir elektronlukla… Hocam niye şişirmiyorsunuz balonu? Çünkü şey lazım buna. Buna nefes değil. Ben bir rekte balonu alayım. Bu arada şişirmeye çalışıyorum elbirliğine. Kompesör lazım. Buna ciğer yetmez.
Şimdi olduğu için. Selvam hocam hidrojene geçeceğiz de. Özellikle bu fluyel ser ve hidrojeni öğretecek diğer yakıt, diğer enerji türlerini konuştum ama……şunu çok merak ediyorum. Sizin beş numaralı görsel nedir? Görelim.
Ben de ki slide’den bahsediyorsak. Aslında evet bu plazma birazcık konuştuk. İşte plazmayı manyetik alanına tutuklama ve bundan bir füzyon yaratma. Burada fiziklik bir şey yok değil mi? Yani bir el ile tutulur bir şey yok. Bu manyetik alan. Bir vakum ortam var şu anda. Aslında fişe efekle kamera öyle gösteriyor. Aslında bir de üç ne oluyor bir gösterelim. Sonra kardeşe gelelim. Yani bu boyutları hakkında fikir vermiş için işte orada bir operatörlüğün boyutunu görüyorsunuz.
Dolayısıyla üç metrelik yüksekliğinde bir chamber, bir oda aslında bu. Torus. Torus şekli tam olarak simit şekli ama biraz daha böyle pofuduk. Dolayısıyla bu duvarın yani merkezindeki duvarın etrafında küçük küçük paletler görüyorsunuz. Bunlar da aslında iyi güçlendirilmiş ve bu sıcaklığa dayanımı kolaylaştır, dayanımı sağlayacak. Özel önce karbonla başladı. Sonraki bu deneyde de işte belirli katkılı malzeme kullanıldı ki bu soğurulma olmasın diye. Ve bu Torus’un etrafında işte bu tam olarak plazma önce injekte ediliyor, yüksek şaklar çıkartılıyor ve tekrar konfine edilerek sıkıştırılarak magnetik alan içinde bir füzyon yaratılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla beşine tekrar geri dönersek. Ne kadar yük kütleden bahsediyoruz? İnjeksiyon kısmından mı? Birkaç gram. Gram bile değil. Kilo larca değil. Dolayısıyla beşinci nolduya baktığımız zaman bu bir ilüstrasyon muhtemelen.
Dolayısıyla burada da tutuklanmış o magnetik alanı görüyorsunuz. Bir video vardı. Twitter’da da yayınlanmıştı kamera görüntüsü. O füzyonun kaotik davranışı, plazma akısının kaotik davranışını görüyoruz. Beş saniye süren. Evet, o beş saniye süren. O sırada işte bir impuls veriliyor. O impus da zaten o beş saniye enerji bandına çıkılıyor. Sonra sönümlenerek tekrar düşüyor. O oradaki en büyük değer. Peki o pulsu tekrar tekrar verebilirseniz tekrar tekrar enerji ölecek mi o? Evet. Ama işte şeyi yok ki kaotik bir plazma, o magnetik alanı yaratmanızın o işte ıslak sabun gibi nereden tutsanız bir yere kayıyor. Evet kaçıyor. Sizin balon gibi. Evet, o duvara çarpması sırasında da enerji kaybediyor. Dolayısıyla bizim sıcaklık diye konuştuğumuz aslında elektrovolt cinsinden bir enerji formatı aslında. Fizikçiler genelde enerjiyi kullanırlar. Biz mühendisler sıcaklığı kullanırız. Ama atomik düzeyde konuşunca sıcaklık bir istassel büyüklük. O yüzden sıcaklık demek çok doğru değil. Enerji terimi daha doğru.
O yüzden bu 5.slide de onun ilüstratif halini o oluşan plazmayı görüyorsunuz. Peki hemen döndüm. Hidrojen. Hidrojen bir enerji kaynağı mıdır? Tamam hemen. Ne kadar enerji kaynağıdır? Fuel cell bir hidrojenden enerji üretme yöntem midir? Ne kadar geçerli bir yöntemdir? Ben kendi adama konuşayım. Bir şey bildiğinden değil okuduklarımdan yola çıkarak söylüyorum.
Sanki fuel cell teknolojisi pil teknolojisini oranla daha ilerlemeye müsaitmiş gibi duruyor. Ne dersiniz? Bir kere ilk cümleye hemen düzelterim. Hidrojen bir enerji kaynağı değildir. Hidrojen bir enerji taşıyıcısıdır. Çünkü hidrojen işte füzyonda da gördüğümüz gibi aslında bir proton ve elektrondan ibaret. Öyleyse sahip olduğu yanında sırtla taşıdığı bir elektron var. Bizim akım dediğimiz şeyde elektrik fişe taktığımız zaman bir devrede kullandığımız şeyde elektron akışından ibaret.
Bu elektronu siz çok sayıda elektronu bir kesitten geçirdiğiniz zaman, bir yük, dirençsel bir yükten geçirdiğiniz zaman elektrik üretiyoruz, işte lamba yakıyoruz. Dolayısıyla elektron sayısını artırmanın yolu da bu hidrojenin taşıdığı sırtındaki elektronu alıp başka bir devreden geçirmek. Fuel cell teknolojisi de, yakıt hücresi dediğimiz Türkçesi de teknolojisi de bunu otomatik olarak yapan bir mebran aslında yapısı. Bu mebran ve elektrotlardan ibaret bir durum. Hidrojenin sırtındaki elektronu çıkartıp sen bunu vergi olarak bana ver, borç olarak bana ver. Hidrojen bu mebrandan bizim bu otoban geçiş yerinden paralı otoban geçidi gibi oradan geç. Elektronu da tekrar al sana aldığım borcu tekrar iade ediyorum dediğimiz bir yapı. Ama bunu da yaparken bir yandan da oksijenle birleştirerek, çünkü aslında hidrojen kaynağını en kolay sudan elde edebilirsiniz. Ama aslında o kadar kolay değil. Çünkü kimyasal artık sürece konuşmuş oluyoruz.
Biraz önce çekirdek bölünmesi ve birleşmesinden bahsediyoruz. Şimdi artık elektronun paylaşımı alımının verilmesinden alışverişinden bahsediyoruz. Elektron alışverişine kimyasal reaksiyon, çekirdek alışverişine ise çekirdek tepkimesi diyoruz. Dolayısıyla hidrojen, yakıt hücrelerindeki tam olarak temel amaç, hidrojenin elektronu borç alıp tekrar devreden dolaştırıp hidrojene geri vermek. Eğer bunu da oksijenle birleştirirseniz da… O devreden dolaşırken ne oluyor? Nasıl? Devreden dolaşırken enerji büyütüyor. Elektrik akımı geçiyor işte devrende.
Fotovoltaik nasıl elektrik üretiyor? Yine fotonlar elektronlarla hole ve deşik ve elektron çiftlerini uyararak bu elektronları arasındaki şeyi açıyor. Yani deşikleri ve elektronları birine ayırıyor. Onların kavuşması lazım. Birilerine bağlılar. Kavuşmayı da dışarıdan bir terle dolaştırarak yapıyoruz. Onu bir yükten bir dirençten geçirdiğimiz zaman da elektrik üretiyoruz. Oysa fuyusel de aynı dilence bağlanması gerekiyor. O yüzden sel, bir hücre, bir pil. Ama yakıt olarak hidrojeni kısa fitrojen kullanması gerekiyor. Ama hidrojeni nasıl elde ettiğiniz önemli. Burada devre işte hidrojenin üretilmesi ve depolanması gerekiyor. Ünitek maleti ve depolan maleti. Evet. Dolayısıyla ama asıl fuyuseli yakıt maletini kendi selim maletini arttıransa, membrane teknolojisi. Bu da genel kimyasal proses. Bunu domine eden birkaç şirket var. Ve bununla ilgili olarak da saf hidrojen almayayım, metil alkolden bunu basayım, hidrojen o çeksin, onu da ayrıştırmasına yapsın denilen yakıt ücreler var. Yüksek sıcakta çalışan daha verimli fuyuseller var.
Onun da spektrumu çok geniş. Tek bir photovolta ekibi değil. Ki fotovolta da aslında üç parçadan var. İşte bu bir Japon markasının fuyusel otomobilleri var. Satıyorlar şu anda Avrupa’da 50 bin euro civarında satıyorlar. Orada kullanılan teknoloji hangisi biliyor musunuz? PEM dediğimiz, proton exchange membrane dediğimiz hidrojenin borç alarak, elektronun borç alarak. Ve sıvı hidrojen çalışıyor. Evet, sıvı hidrojen. Çünkü depolaması daha ekonomik ve güvenli hale geliyor. Hocam sıvı değil. Pardon, şeydeki sıvı değil. 700 bardağı gaz. Evet, 500 bardağı gaz. Yüksek basınçlı. Metal hidrojür tüpleri dediğimiz tüplerde de bunu depolayabilirsiniz. Çok yüksek miktarda hidrojeni. Yani bir metal malzemenin içinde saklı duruyor. Sonra bunu release ettiğiniz zaman, açtığınız zaman yüksek miktarda gaza dönüşüp o debide besleyebiliyorsunuz. Tekenlik kap çok yüksek saflık gerekiyor. %99.999 saflık gerekiyor. 99.975’e düştüğü anda membrane iş defsali geliyor. O yüzden de havadan veya elektrolyzden elde ettiğiniz hidrojen suyu çözün, yani elektrik akımıyla suyu ayrıştırdınız. Ama suyun içinde azot, havadaki azot çözündüğü için o azotu membrane bastığınız zaman hidrojür tüpleri çöpe gidiyor. Yani çok hassas bir sistem. Evet, o yüzden çok laboratuvar koşullarında uygun ama aslında senelerdir de İTÜD’e de işte hidrojen… Ama bu otobüsler İngiltere’de, Avrupa yolları gidiyor. Şu an belediye otobüsleri çok üzerinde geniş bir depolamayla hidrojen çalışıyor. Dolayısıyla saflık verildiği için üzerinde bir teknolojik bir aparatlar olduğu için tabii ki.
Türkiye’de ne yazık ki yok ama hiç. Proto tipler var, çalışma var ama yani… Biz çalışıyoruz Sabancı’da. Öyle mi? Evet. Üretiyor musunuz? Deneysel olarak evet. Ama malzemelerin bazılarını almak zorundayız tabii de tasarımını yapıp hani bazı deneyleri gerçekleştirmek için Sabancı Üniversitesi’nde keşfetiyoruz. Peki hangi sektör için yapılıyor bu üretim? Şimdi biz deniyoruz, bu Sevan Hocam güzel anlattı. Biz bu fuel cell aslında yakıt hücresi, Türkçe’ye birebir çevrimi ama
Türkçe’de alternatif çevrimi de var yakıt pili diye. Evet. O da daha doğru. Çünkü aslında bu pil ama pil gibi elektrikle şarj edilip boşaltılmıyor. Yakıt kullanılıyor. Yakıt olarak da hidrojen aslında enerji yoğunluğu, kimyasal enerji yoğunluğu en yüksek molekül. Hidrojen molekülü o yüzden ideal bu konuda. Hidrojeni hani normalde yakabilirsiniz diğer yakıtlarda olduğu gibi.
Burada ise elektro kimyasal yani tıpkı pillerdeki, bataryalardaki prosesten geçip elektrik üretiminde kullanılıyor. Bu yakıt pillerinde asıl problem özellikle bu düşük sıcaklıkta ki PEM yakıt pili dediğimiz katalizör. Bu memranın üzerindeki katalizör malzeme platinden yapılıyor. Ve o bahsettiğiniz arabalardaki platin miktarı 20-30 gramlar. Yakıt pilinin maliyetine en yüksek girdi orada. Haliyle biz bunu nasıl düşürebiliriz, nasıl daha ucuza mal edebiliriz şeklinde çalışmalar devam ediyor bizim üniversitemizde. Platin yine başka şey kullanılamıyor mu? En beli yani belki ama… Deneniyor işte yok içine kobalt koyalım, üstünü platin kaplayalım, nikel koyalım, platin kaplayalım. Daha küçük yapalım, daha güzel yayalım, grafenin üstüne koyalım. Envai çeşit o bir taraftan… Neydi hocam, hidrojenin geçirgelmeyinden ötürü mü? Neden molekül sayısı da böyle? Düşük sıcaklıkta, Sevan hocamın anlattığı gibi protonlar geçti. Şimdi elimde benim hidrojen çekirdeği var, elektronlar devreden geliyor. İşte çevirilmiş motoru falan. Onu oksijenle birleştirirken düşük sıcaklık olduğu için, yanma yapmadığım için bir katalizör kullanmam gerekiyor.
Yoksa bıraksam yüksek sıcaklıkta yansa gayet mutlular. Ama düşük sıcaklıkta olduğu için bunlara katalitik reaksiyonlar olması gerekiyor. Bu sıcaklıkta da platinden daha iyi çalışan… Bu da katalitik konvertör mantı ne mi çalışıyor? Yok öyle değil. Katalizör burada reaksiyonun enerjisi düşürerek hızlı bir sürece bağlı getiren bir malzeme. Çünkü sıcaklığın çok düşük. 100 derecenin altında yapıyoruz bu reaksiyonu hem de. Birincisi o, platini nasıl… Peki o zaman araya bir şey soracağım, üzeri lafı. Yakıt, burada yana bir şey var mı? Hidrojen aslında. Oksitleniyor. Oksitleniyor mu? Oksitleniyor. Su oluyor. Ha doğru su oluyor. En basit yanma reaksiyonu. Evet. Yani bir oksitlenme de düşük sıcaklıkta yanma olmadan elektro kimyasal olarak yaptığımız için. Verim çok yüksek, saf su açığa çıkıyor. Sıfır karbon yok. Sıfır karbon, egzoz, nasıl çıkıyor bir tek? Ama hidrojeni nasıl elde edeceğiz? Sıkıntımız bu.
Oraya geleceğiz. Fuel celli bitireyim isterseniz. Bu katalizör bir de dayanıklılık. Yani arabalardaki kullanımında bu aç kapalar. Yani bin kadar aç kapa bunun ömrü. Bin kadar aç kapa da… Bin var. İşte onu uzatıyorlar, on yıl boyunca yapıyorlar tam yarı çalıştırma falan. Haline elektrik bataryasıyla birlikte çalışması açısından evet ikisi birbirini tamamlıyorlar.
Yani ne batarya tek başına avantajlı ne de fuel cell. İkisinin de avantajları, dezavantajları var. Ama ikisini bir arada çalıştırabilirsek yakıt hücresiyle batarya çok avantajlı hale geliyor. Orada bırakayım. Hidrojen dediğim gibi en kolay yolu elektroliz. Ama elektroliz ne demek? Elektrik akımıyla hidrojeni, oksijeni ayırtmak demek. Ayrı bak. Elektrik akımı nereden geldi? Nerede enerji? Nereden gelsin o zaman arada da dönüşüm olduğu için kaybınız var ve esnaf sağlam olacak. Bu şey gibi iki ventilatörü karşılık koydunuz birini açtınız. Ömrünü çeviriyor. Çevirerek elektrik üretmek gibi anlamsız bir süreci geliyor. Ama o yüzden de hidrojeni başka bir kaynakla özellikle yenilenebilir temiz enerji kaynağıyla üretmek. Güneş termal veya photovoltaik başka bir teknoloji. Buna para harcamayacağınız, emek harcamayacağınız bir teknolojiyle başka bir şeyi yakmadan elde etmek. Bu hidrojeni de pembe veya diğer fuel celllerde kullanmak.
Yüksek sıcaklık yine bir avantaj bunun için ama onun başka hendikapları var. Ama hidrojeni bir de yakıt olarak gerçekten organik yakıtları yakmakta hızlandırmak ve verimi arttırmak için de özel bildiğimiz konvansiyonel termik sanatörlerde kazana beslemek yani yakıt yanma ödesine beslemek. Sadece hidrojen çalışan türbin şu an çalışıyor belli firmalar. Bu baba firmalardan bazıları.
Veya işte karışım yaratarak yanma odası dizaynını çevirmeye çalışıyorlar ki daha az yakıtla hidrojen katkılığı daha az yakıtla daha efektif yanma ve bu haricinde daha az. Peki mesela bunu otomobiller ve uçaklar gibi patlamadan otomobili için düşünmek mümkün mü? Mümkün ama güvenlik işte orada. Güvenlik. Yani hidrojenin güvenliği ve… Güvenlik bir de hidrojen aslında çok hafif bir… Evet. Yani bir kilogram hidrojen yani bir metre kubu hidrojen bu atmosferde 100 gram.
100 gram. 10 metre kubu hidrojeni bayağı bir yüksek basınca çıkartmak gerekiyor veya sıvı hidrojen haline getirmek gerekiyor ki o da eksi 260 derece falan. Yani uçakta yakmak için çok sevimli değil. Bu fuel celli yani yakıt hücresiyle deyim pardon birlikte kullanmak en doğrudan direkt çevrim olduğu için çok avantajlı. Uçaklarda da elektrik motorlu istenmiyor. O nedenle başka bir alternatif var.
Uçaklarda sentetik yakıtlar gündeme geliyor. Eğer ben hidrojen kaynağım varsa bir de atık karbonum varsa işte organik atıklardan ortaya çıkan karbon bu ikisini birleştirip havacılıkta yakıt olarak kullanabiliyorum. Nitekim bu yakıtlar üretiliyor. Şu an çok pahalı. Normal yakıtın 2-3 katı yanılmıyorsa. Ama Türk Hava Yolları bile buna talip haftada bir seferini bir gün bir seferini bu dönüştürülmüş yakıtlar yapıyor. Adı onların saf deniyor İngilizcesi. Bu yakıtlar kullanılabiliyor. Peki hocam tadını doyamadığım vakit doldu galiba. Karşınızı şahit ediyoruz. Bir gün bir kez daha inşallah buluşuruz konuşuruz. Eğlenceli ve güzel konular. Bana diyorlar ki Türkiye’ye yabancı bunlar niye bunları konuşuyorsunuz diye. Türkiye’ye yabancı olmadığını burada konuşanlardan anlıyorsunuz. Türkiye’de bunlar konuşuluyor. Siyasetçi’nin bundan konuşmuyor olması veya siyasetçilerin medeniyeti kötülüyor olması medeniyetin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Batı medeniyetin kötü olduğu anlamına hiç gelmiyor değerli seyirciler. Özellikle siz gençler. O yüzden siyasetçilerle kulak açmayın. Bilimden gönlünüzü başka yere çevirmeyin. Kurtuluş akılda ve bilimde. Saçmalıklarda de gitelim.
Hoşça kalın.