Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 4: Kültür ve Medeniyet
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=4wlVNuvbnyc.
Çeşitli hayvan topluluklarında biliyorsun kültürler vardır.
Mesela şempanzelerde var. Mesela kargalarda var. Diyorsun kargalar cenaze töreni yapıyorlar, bilmem ne yapıyorlar falan filan. Bu kültürdür. Medeniyet hiçbir hayvan toplumunda bugüne kadar tespit edilemedi. Sadece insanlara mahsus bir şey var.
Ha şimdi bu ne demek? Medeniyetin tanımı Medine’den gelir kendi dilimizde, Arapça’dan alındığı şekilde. Şehirde yaşayan insanların yaşam şekli diye düşünülür genellikle. Bunun Batı dillerindeki karşılığı olan sivilizasyon da çivitate,
O da yine şehirde yaşayanların yaşam tarzları olarak ele alır. Şehirde yaşayan hayvan yok derseniz onun pek doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü bilmem bir karıncaların oluşturduğu termit yuvalarına baktığınız zaman orada baya bir şehir görüyorsun. Mesela arıların yaptığı şeyi falan. Demek ki bu toplu yaşam, bir şehir içerisinde yaşam, sıf bize ait değil. Peki bizi ayıran ne? Medeniyeti kültürden ayıran ne? Kültür, insanların yaşamları esnasında kendi yaşamlarını kolaylaştırmak için
tesadüfen edindikleri bazı becerilerin toplamına verilen birisim. Dil mesele adımlardan biri mi hocam? Tabii, dil bunlardan biri. Efendime söyleyeyim, ilkel bazı aletlerin yapılması bunlardan biri. Din bunlardan biri. Bunlar insanlığın kendine düşünmeye başladığı andan itibaren
hem çevresini yorumlayabilmek hem daha rahat yaşayabilmek için kullandığı tüm alet, edevat, inanç, düşünce bunların hepsi davranış şekli. Bunlar kültürü oluşturuyor. Yani hocam benim size mesela Celal Hoca demekten vazgeçememem kültürün mü? Kültürünün bir neticesi tabii.
Tabii değil mi? Sen annenden, babandan, çevrenden, arkadaşlarından, kendi öğretmenlerinden edindiklerini o kadar içselleştirmişsin ki kolay kolay vazgeçemiyorsun. Yani bu sizi rahatsız etse bile, sizin tercihiniz olmasa bile. Tabii, yani vazgeçemiyor insanlar bazı şeylerden. Mesela bunu dinlerde görüyoruz.
Çok küçük yaşta çok travmatik tecrübeler sonucu, rahatlatılan, kendisini rahatlatan bir düşünce, bir inançtan ömür boyu kurtulamıyor insanlar. Yani ben bunu çok kaliteli bilim adamlarında gördüm. Yani konuşuyorsun doğa bilimlerinde çok üst düzeylerde yani böyle yok evrimle sorunumorunu hiçbir şekilde olmayan bu adam haftasonu kalkıyor, küliseye gidiyor. Bir meslektaşına İsa’nın göründüğüne inanıyor. Diyorsun ya aynı kafada bu nasıl oluyor?
İşte bu tabi psikiyatristlerin ve sinir bilimcileri yani nörologları ilgilenmesi gereken bir durum. Bu nasıl meydana geliyor? Medeniyet bambaşka bir şey. Medeniyet, seninle benim aynı fikirde olmadığımız halde kavga etmeden, birbirimizi öldürmeden aynı toplumda yaşayabilme becerimizdir. Ve ayrı fikirlerde olduğumuz halde bu ayrı fikirleri kullanarak tartışarak belki daha iyi fikirler icat edebilme becerimizdir. Onun için bilim sadece medeni toplumlarda gelişmiştir.
Bana sık sık denir ki efendim mezopotamiyadaki sümer ve akad bilimini inkar mı ediyorsun Babil’de? Diyorlar astronomi vardı matematik vardı falan bir kere matematik bir dil değil bir mantıktır. Ama mesela Babil’de astronomi yoktur. Astro loji vardır.
Değil mi yani Babil’li bir sürü gözlem yapmıştır yüzyıllar boyunca ve bunu falcılık için kullanmıştır. Ama bunu alıp bu verileri alıp ya bu ne ifade ediyor bize kainat hakkında ne söylüyor?
Gibi soruları sorup buna doğa üstü cevaplar vermeyen doğa içinde çözüm arayan yunanlılarla bu astrologi astronomi haline gelmiştir. Bilim sürekli olarak etrafını açıklamaya çalışıyor. Peki nasıl açıklayacaksın etrafını? Etrafın hakkındaki bütün bilgiler sende yok hipotezler yani varsayımlar yapacaksın.
Ama ondan sonra o varsayımları kontrol edeceksin ya bu doğru mu değil. Genellikle bilim adamları kendi ürettikleri hipotezlere aşık olurlar. Onun için ondan onu kurtarmak için meslektaşları yardımcı olur. Bir bilim adamı kültürü haline gelir mi hocam bir süre sonra? Bir bilim kültürü haline gelir mi bilim adamları kendine aşık olmasın? Tabii tabii bilim kültürü diye bir şey var.
Geçenlerde ben bu konuda bir şey yazdım. Bizde mesela bu bilim kültürü lafını benim hatırlayabildiğim kadarıyla Nüset Dalfes icat etmiştir. Itü de profesör benim belki de yani hayattaki en eski arkadaşlarımdan biri. Nüset bize hep şunu söylemiştir biz burada sadece bilim öğretmiyoruz. Bilim kültürünü de vermeye çalışıyoruz ki çocuk bilimin tamamının farkında olsun. Veya farkında olması gereken bazı şeyler olduğunu bilsin. Dolayısıyla varsayımları bilim acımasızca eleştirir. Ben bir hipotez ortaya atarım sen dersin ki Celal şu gözlemler senin hipotezinle çalışıyor. Dolayısıyla senin dediğin yanlış. Sen bunu bana söylediğin zaman sen aslında benim dostum oluyorsun. Çünkü bana yeni bir şey öğretmiş oluyorsun. Başka hiçbir insan faaliyeti içerisinde sana ya sen çuvalladın diyen adamı dostuna adetmezsin. Halbuki bilimde bu böyledir.
Öyle kültürler var ki şimdi bu söylediğiniz bilim kültürü değil mi? Olması gereken böyle kültürler var ki bu eleştiriyi dostluk değil düşmanlık olarak algılıyor. Buna ne diyoruz hocam? Bunlar ilkel kültürlerdir. Bilimsel olmayan kültürlerdir. Ve bunlar gelişemezler. Bu zaman okuyla da bir alakası yok değil mi hocam? Yani 2020 yılında da bu ilkel kültürler görülecek. Tabii tabii tabii tabii tabii. Yani Amerika’da yakında gördünüz ya. Evet. Yani aynı şey Amerika’da çıktı karşı. Sadece Amerika’da mı hocam? Hayır çeşitli ama yani göya en gelişmiş toplum falan diyorlardı ya hiç de öyle olmadığı çıktı. Değil mi yani ben ta öğrenciliğimden beri savunurum. Yani en gelişmiş toplumlar bugün Avrupa’dadır. Bunlar mükemmel midir tövbe. Çok uzaklar mükemmellikten.
Ama en gelişmiş onlar. Peki hocam kültür bize daha net anlaşılması açısından bugün yeryüzündeki bazı kültürlere örnek verir misiniz? Ondan hemen sonra da bazı medeniyetlere örnek vermenizi rica edeceğim. Tabii tabii. Mesela bugün, efendim yeni güney’e gittiğin zaman orada yaşayan insanların yaşam tarzları kültürleridir. Pek çok Afrika kabilesi için bu geçerlidir. Amazon’da yaşayanlar için geçerlidir. Hatta Amerika Kızılderileri için geçerlidir. Şimdi bu Amerikan Kızılderileri çok ileri bir toplum içinde yaşıyorlar. Ama mesela bir yere bir inşaat yapılacak veya bir yerleşme açılacak. Aa orası bizim ölülerimizin zamanında gömüldüğü, ölülerimizin ruhları rahatsız olur. Diye itiraz ediyorlar ve bunu Amerikan Kongresi kabul ediyor. E şimdi bu kolay kolay anlaşılabilecek bir şey değil 21. yüzyılda. Biliyorsun Amerika’da uçan spagetti canavarı dini icat edildi. Tamam mı? Şimdi bu yani dinleyiciler, seyircilerimiz bunu esprir zannedebilirler. Hayır. Böyle bir şey ortaya atıldı. Bunun kitabı var.
Ve rahipleri falan var. Hatta bunlardan biri benim arkadaşım. Almanya’dan yaşıyor. Bu din Kongre tarafından kabul edildi. Ve onun için bunun tapınakları vergiden falan muvafaa şey ııı variste tutuluyordu. Şimdi bu toplumdaki kültürü gösteriyor.
Yani bunu savunulacak bir tarafı yok. Ama Çin bir kültür müdür hocam? Çin bir kültürdür. İran yani Persler de medeniyet var yalnız. Bir dakika geçmeyelim. Medeniyete geçmeyelim. Biraz daha kültürün anlaşılması için öreklendirmeye çalışıyorum. Çünkü ben Çin’de 10 sene çalıştım. Çin henüz bilim yapmayı öğrenemedi. Hocam peki aşıyı nasıl buldular öğrenemelerden?
Şimdi onu anlatacağım. Geolojide de Çin Japonların eskiden yaptığı gibi şimdi çok hızlı bir şekilde batıyı taklit yoluna girdi. Bu tabii çok hayırlı bir gelişme. Fakat bu batıyı taklit ederken kendi içindeki eleştiri kültürünü tam geliştiremedi.
Mesela sen hükümetle ayrı düşünüyorsan hapı yuttun Çin’de. Ayrı düşünmeyeceksin. Ama bunun yanında enstitütünün başındakiyle de ayrı düşünürsen yine hapı yutuyorsun. Öyle ülkeler var değil mi hocam Çin’in dışında da? Tabii tabii olmaz olur mu ya? Çok yakınımızda da var belki değil mi hocam? Tabii canım bizim ülkemiz öyle. Ben Suriye falan yani onu kastetmiştim. Hayır hayır Türkiye bundan muzdariptir.
Ve Türkiye’de bu Atatürk’ün en önemli amaçlarından biri bunu yıkmaktı. Bilimsel toplum olmamızı istiyordu. Boşuna mı diyor hayatta en hakiki mürşid yani yol gösteren ilimdir fendir diyor. Boşuna söylemedi bunu bu adam. Çünkü bilimin olmadığı yerde medeniyet olmadı.
Bunun en güzel izahını da Ekrem Akurgal hocamız rahmetli o meşhur Orient and Occident isimli kitabında, Doğu ve Batı isimli kitabında çok güzel anlatır. Yani bu kitap İngilizceye çevrildi hem de iki defa hem Amerika da hem İngiltere de. Fransçaya çevrildi İtalyanca’ya çevrildi. Türkçeye henüz çevrilmedi. Adam da bizim adamımız yani değil mi?
Üniversitesi öğretim mevziydi rahmetli Ekrem Bey. Orada Ekrem Bey çok güzel bir şekilde Doğu’da ortaya çıkan bir sanat türünü, nasıl hiç gelişmeden binlerce yıl kaldığını, aynı sanat türü Batı’ya geçtiği zaman Yunanlıların eline geçtiği zaman bir yüzyıl içinde bambaşka bir karakter kazandığını gösteriyor.
Yani şu Yunanlılar arasında insana saygı fikri geliştirilmiş. Ve insana saygıdan da insanın bağımsızlığı özgürlüğü fikri geliştirilmiş. Şimdi sen ustanın çırağısın. Ustana diyorsun ki ya usta bu yaptığın iyi hoş güzeldi ben bu tarafını beğenmedim. Veya bu tarafı çalışmaz. O zaman sen bir şeyler katmış oluyorsun yeni bir şey keşfediyorsun. Ya ustanda seninle beraber haklısın diyor. Veyahut sen ustandan ayrılıp kendi başına bir iş yapıyorsun. Doğu’da bu mümkün değil. Doğu’da ustanı geçmeyeceksin. Ben hiç unutmuyorum. Kazım Çeçen hocayla biz çalışırken o komik bir şey anlattı bana. Biz beraber bir makale yazdık.
Şimdi benim adım unutulmuş yazarlar listede. Ben de telefon ettim dedim ya böyle rezillik olur ya niye unuttunuz bunu falan. Tabi Kazım Hoca’ya da aksetmiş durum. O da demiş böyle olmaz böyle değiştirin bunu diye. Sonra ben Kazım Hoca’yla bir araya gelince Kazım Hoca aaa dedi. Sen büyük hata ettin dedi. Ne oldu hocam dedim.
Eskiden dedi talebe tevazu nedeniyle yazdığına adını koymaz. Hocasının adını koyar. Böyle bir zırvalığı düşünebiliyor musun? Yani hocandan daha iyi olamazsın. Onun için ben bu hoca lafına müthiş kızıyorum. Çünkü hoca din camiasının benimsediği bir terimdir.
Ve hoca ne öğretir? Din öğretir. Kardeşim din de eleştirilemez. Şimdi dolayısıyla medeniyet bundan çok başka bir şey. Medeniyetin temelinde eleştiri vardır. Peki medeniyet örnekleri rica edeyim sizden hocam. Tamam şu an. Yani bütün Avrupa devletlerini alın. Batı medeniyet mi? Batı medeniyet. Batı doğusu yok bunun bir tane medeniyet var. O bir tane medeniyeti icat edenler de Yunanlılar. Yani ben Çin’deyken bana Çinli arkadaşlarım böyle büyük Çin medeniyeti. Çinli sivilizasyon diyorlardı. Yok ağabeyim öyle bir şey. Sizde diyorum baya zengin bir kültür var. Ama daha medeni olamadınız. Hani inşallah olacaksınız ama daha olamadınız. Ama mesela Avustralya’ya gidiyorsun. Avustralya medeni bir yer. Değil mi? İsrail’e gidiyorsun.
İsrail yarıya bölünmüş vaziyette. Batısı medeni doğusu değil. O kadar ilginç ki. Kanada’ya gidiyorsun. Kanada medeni bir yer. Mesela Güney Amerika çok tenkit edilir. İşte bu diktatörlükler vardı, o vardı, bu vardı. Tamam tamam da.
Yani medeniyete, medeniyet bileşeni mesela Afrika’dan, Asya’nın pek çok yerinden daha yüksek olan bir yer. Güney Amerika. E neden? Çünkü İspanyol’un katkısı var. Daha sonra mesela Humboldt’un katkısı var. Aydınlanma’nın katkısı var. Adamların konuştuğu dil İspanyolca ve Portekizce. Bu gelişmeleri izlemelerine imkan veren bir dil.
Dolayısıyla kültür tekrar edelim. Hayvanlarda da olan bir şey. Medeniyet sadece bazı insanlarda olan bir şey. Şimdi bunun sınırını çizmek zor aslında. Yani sen bana diyebilirsin ki ya kardeşim yani Babil’de veya Mısır’da pitagor ilişkisi biliniyordu. Evet. Efendim benzer üçgenler ilişkileri biliniyordu. Evet. E peki bu yani bu bayağı bilim. Aa o değil. Neden? Çünkü bu ilişkiler tesadüfen esneyi kadastroculuk olan kişiler tarafından fark edilmiş. Orada ustadan çırağa ustadan çırağa geçerek kullanılmış bir şey ama. Yahu bunun bu ispat edilebilir mi şey mi? Veya buradan başka çıkarımlar yapılabilir mi? Değil mi mesela pitagor ilişkisi. Yunanlıların geçer geçmez adamlar fark ediyorlar ki hipotenüs yani bir santime bir santim dik açılır. İki çizgi düşün. Bunların uçlarını bağlayan hipotenüs nedir bu? İkinin kara köküdür. İkinin kara kökün irrasyonel bir sayıdır. Yani ölçülemez bir sayıdır. Böyle bir fikir yok. Ne Mısır’da var ne Babil’de var. Çünkü adam kafayı ormuyor ona. Onu eleştirmek istemiyor. Eleştiri çok mühim. Yani Yunanlılara bakıyorsun bir dünya merkezli kainat modelleri var.
Aristarchos çıkıyor. Güneş merkezli kainat modeli uyduruyor. Pitagorcular çıkıyorlar ya diyorlar güneş de aslında bir gezegende o da bir merkezi ateş etrafında dönüyordu. Bu tartışmalara yol açıyor. Mesela Heraklitos diyor bu kainatta diyor. Duran hiçbir şey yok her şey değişiyor. Her şey değişiyor diyor.
Hemen reaksiyon parmenives kainatta hiçbir şey değişmiyor. Bir tartışma çıkıyor orda. Yani seneler yüz yıllar sonra. Popper Einstein’i ziyaret ederken. Princeton’daki odasında Einstein determinist. Onun için quantum fiziğine falan karşı çıkıyor. Diyor ki yaptığımız sohbet esnasında ben Einstein’a parmenives demeye başladım diyor. Çünkü parmenives gibi hiçbir değişiklik yok her şeyde termine olarak düşünüyor Einstein. Bu benim hep savunduğum Yunan medeniyeti bir defa olmuştur insanlık tarihinde. Başka hiçbir toplum bunu tekrar edememiştir.
Peki bir toplumun yeryüzünde varlığını devam ettirebilmesi için medeniyet yeterli bir şart mıdır? Mesela ben geçenlerde bir makale okudum et rüskleri anlatıyordu. Makalenin başlığı kaybolmuş bir medeniyet. Ama bunlar yanlış kullanılıyor. Tabii tabii herkes önüne gelene medeniyet diyorlar. Güney Amerika’daki bulduklarına da medeniyet diyorlar. Bunlar ama dediğim gibi çok ciddi kültürler incelenmesi gereken, öğrenilmesi gereken, onlardan öğreneceğimiz çok şey olabilen kültürler bunlar. Ama medeniyet değiller. Çok kültürlü olan medeni olmayı getirmiyor değil mi hocam? Hayır hayır 150.000 tane kültürün olabilir. Mesela Çin.
Mesela Çin. Çin’in içerisinde ne kültürler var? Hindistan. Bu azam yani Hindistan’daki kültür çeşitliliğini, kültür zenginliğini görsen inanılmaz ya. Yani en güneyde tam illerden başla. Diğer dravidiyenler ondan sonra Aryenlere geçiyorsun yukarıda.
Muazzam yani bir tarafta Hindular bir tarafta Müslümanlar var. Muazzam bir kültür zenginliği var Hindistan’da. Hindistan tabi medeni olmaya daha yakın onun sebebi de İngiliz müstemlekeciliğidir. Yani Ramanujan diye bir adam çıkıyor. Şimdi son derece fakir bir çevreden. Bakıyorlar bu adam matematik dahisi. Anında adamı tutup Cambridge’e götürüyorlar. Anında.
Ve orada Thomas Hardy bakıyor. Ya diyor bu herif benden de iyi matematikçi diyor. Hayata da matematik okumamış. Ama İngiliz kültürü hemen sahip çıkıyor. Neden? Çünkü İngiltere’de medeniyet var. Hemen sahip çıkıyor. Yüz yıllardır millet merak ediyor. Bu boylamı nasıl tespit edeceğiz denizde? Şimdi bu İngiltere’yi ilgilendiren bir şey çünkü dünya çapında bir donanması var. Pasifiğin ortasındaysan hapı yuttun. Yani ne kara gözüküyor ne bir şey. Nerede olduğunu nereden bileceksin? Hemen Royal Society bir yarışma açıyor. Diyor ki bu bir kronometre ile tespit edebilir. Bize denizde taşınabilecek pratik, hassas bir kronometre lazım. Bunu yapana 10.000 £ para vereceğiz ki çok büyük bir para o zaman. Ve biliyorsun John Harrison sonunda yapıyor bunu. Ve James Cook gidiyor Pasifiğin ortasında sextantla güneşin yüksekliğini ölçüyor. Enlemi buluyor. İki saati karşılaştırıyor. Bir tanesi Greenwich’teki saat. Bir tanesi kendi elindeki o zamanın yani öğle vaktini gösteren saat. Oradan da boylamı çiziyor. Noktayı koyuyor. Gimdekilere diyor ki arkadaşlar işte tam buradayız. Bu muazzam bir şey. Hakikaten muazzam bir şey. Şimdi diyeceksin ki kardeşim Polinezyalılar da Hawaii’ye gitmişler. Değil mi? Güneydoğu yani Avustralya çevresinden üf kalkmış gitmiş Hawaii’ye. Peki bunu nasıl yaptı bu?
Ondan sonra İspanyollar Pasifiği geçiyorlar. Fakat mesela ilk defa şimdiki Solomon adaları diye bilinen bir yer vardır. Montaña’nın verdiği bir isimdir o. Solomon adaları da Hazreti Süleyman’dan gelir. Çünkü orada diyorlarmış ki ooo altınlar var zenginlik var Süleyman’ın hazineleri orada. İspanyollar oraya gidiyorlar. Bütün Pasifiği geçiyorlar.
Oraya gidiyorlar. Tabi hiçbir şey bulamıyorlar. Yani ne altın var ne bir şey var. Böyle birisi yarı çıplık dolaşan adamlar var falan. Ama işte Süleyman’ın hazinelerinin peşinde oldukları için Solomon Island aç bugün bak. Atlaslar da hala 2000 deniz mili hata yapmış adamlar. Abicim 2000 deniz mili dediğin zaman 2000’i 2 ile çarp. Kilometreyi bulabilmen için. 4000 kilometre hata yapmış. E bunlar da gittiler buldular adaları. Ama bu büyük hatalarla çok büyük kayıklar verilmiştir bu yüzden. Gemiler kaybolmuştur.
Yani biz böyle keşif gezilerini okuyoruz ya ne müthiş. Adamların çektiklerini okusan bu yolda verilmiş olan kurbanları okusan aklın durur ya hocandaş. Ama boylamı tespit ettin mi bitti. Nerede olduğunu biliyorsun. Bunu yapabilmek için bilim lazım. Bak devreye Royal Society giriyor. Yani İngiltere’nin FEN akademisi devreye giriyor.
Bu almaral değil. Bilim adamları diyorlar ki bu arkadaşlar ciddi bir sorun. Yani bu kadar bir donanması olan bir millet nerede olduğunu bilmeli. Gayet bakımlı sorun. Peki hocam medeniyet geçenlerde bir Türk felsefecisi geçenlerde dedim çok da geçenlerde değil ama çok uzak bir zamanda değil. Uluslararası bir dergide sizin bu söylediğiniz yayımladı. Medeniyet helendir dedi gerçekten.
Helenden sonra yeryüzündeki medeniyetler hangileri oldu? Hayır hayır helenden sonra doğudaki medeniyet durum neydi? Doğuda hiçbir şey yok. Büyük kültürler var. Şimdi heleni kim alıyor? Romalı alıyor. Çok geliştiremiyor kendisi ama yayıyor. E Roma ne oluyor? Roma Avrupa oluyor.
Şimdi bugünkü katolik dininin teşkilatına bak. Roma İmparatorluğu teşkilatının aynısıdır. Terminolojisi dahil. Şimdi katolik kilisesi Avrupa’yı inim inim inletmiştir. Bin sene. Gerizekalıkları yüzünden ama buna rağmen manastırlarda falan yunan eserleri yaşamıştır.
Hatta bazıları hiç anlaşılmadan okuma yazma bilmeyen kopyacılar tarafından sürekli kopya edilerek yaşamıştır. Bunların renesansı da tekrar ortaya çıkartılmasın. Ki bunda hem arapların yani Müslümanların çok ciddi rolleri var. Yani Toledo’da yapılan tercümeler. Sicilya’da yapılan tercümeler. Toledo’da Sicilya’da kim oturuyordu bu tercümeler yapılırken?
Müslüman Araplar oturuyorlardı. Bu Müslüman Araplar arasında müthiş herifler var. Şimdi biz peki Müslümanlar medeni miydi? Evet. Ben her zaman şunu söylüyorum. Müslüman medeniyeti, yunan medeniyetinin devamıdır. Onun bir parçasıdır. Kendileri de söylüyorlar zaten. Mesela Aristo’ya ne diyorlar?
İkinci hoca, en büyük hoca Aristo. Oturup tercüme etmiş adamlar. Tercüme etmekle kalmamış. Mesela Butalemayos’un atlası. Ellerine geçiyor. Bakıyorlar. Bir sürü Arap. Şey diyorlar ki Halife Mahmuna efendim diyorlar bu iyi hoş da yanlış ya. Biz diyorlar biliyoruz ki Hint okyanusu kapalı değil açık.
Hint okyanusuyla Atlantik okyanusu birleşiyor. Bu herifin dediği gibi değil. Onun üzerine Mahmun emir veriyor. Peki diyor bunu düzeltin. Bunlar diyorlar ki galiba diyorlar dünyanın çevresi ölçümü de yanlış burada diyorlar. Çünkü Apollonius’un ölçüsünü almış. Halbuki bunlar diyorlar ki başka ölçüler de var.
Araplar üç değişik yerde. Musul’da, Şam ovasında ve Güney Türkiye’de, Cebeli Akran’da Hatay’da. Üç değişik yerde medeniyet ama medeniyet diyorum Meridian yayının uzunluğunu ölçüyorlar. Ve halifeye geliyorlar diyorlar ki efendim diyorlar bu Butalemayos yanlış. Yani dünya bu arkadaşın zannettiğinden daha büyük ve Eratos denil haklı olduğu çıkıyor. Onun üzerine yeni bir harita yapıyor adamlar. Bu rahmetli Fuat Bey’in önemli keşfi değil. Mahmunik harita çıkıyor ortaya. Ve bugün git Topkapı Sarayı’na. Orada bu haritanın içinde bulunduğu bir eser var. Kimse fark etmemiş bunu Fuat Bey gelene kadar. Kimse bakmamış.
Hatta bu haritanın üzerinde enlen boylen daireleri var. Bir sivri akıllı İngiliz. Efendim bunlar sonradan çizilmiştir. Hayır. Filiz hanım Filiz Çağman hanım o zaman müdiresiydi. Ben rica ettim Filiz hanım dedim. Şu dedim Öl Ömaryenin kitabına bir bakalım dedim. Mesela Ali Kelapşar ve Memali Kelapşar han buna bir bakalım dedim. Tamam dedi. Getirdi kitabı. E Filiz hanım sanat tarihçisi. Yani neneğin üstüne çizilmiş neneğin üstüne boyanmış. Filiz hanım baktığımı anlayan birisi. Beraber baktık. Dedim Filiz hanım yani ben görebildiğim kadarıyla dedim. Buradaki gratikül yani elen boylam çizgileri önce çizilmiş üstüne çizilmiş haritan. Siz ne diyorsunuz? Evet dedik gayet açıktı. Tibet’i denen Salahani yazdığının yanlış olduğunu çıktı abi ortaya.
Yani biz Filiz hanımla bunu yayınladık. Dedik olacak iş değil bu. Araplarda Müslüman Araplar, Müslüman İranlılar, Müslüman Türkler daha sonra Orta Asya’da. Muazzam bir gelişme var. Şimdi hocam tam bitirirken bunu soracaktım.
Şu an bulunduğumuz coğrafyada yani bizim işte bizden önce Osmanlı’dan medeniyetle alakası teması nasıldı? Bizim şu an nasıl istikametimiz nasıldı? Pek yoktu. Yani işte Atatürk bu teması yaratabilmek için çok çalıştı. Yani şunu unutmamak lazım. Ortadoğu’ya gelen Türkler asker adamlardı. Bu işlerle pek ilgilenmeyen adamlardı.
Fakat yani getirdikleri sistem müthiş bir karşılıklı eleştiri gerektiren bir sistemdi. Yani eğer sen sistemini geliştiremiyorsan harp kazanamazsın kardeşim. Yani Cengiz hanım, efendime söyleyeyim, Meten’in falan tarihlerini okursan
Türklerin askerliğe yaptıkları inanılmaz katkılar vardır ki askerlik bir bilimdir. Gerisiyle bu adamlar pek ilgilenmemişler yani. O kadar ilgilenmemişler ki ya biliyorsun Hülagir gelmiş. Baskoca kütüphaneleri girmiş atınlar bunları ne işe yarar bunlar demiş. Derler ki Dicle iki gün siyah aktı. Mürekkeplerden ötürüler. Cengiz han mesela Çinlileri küçümsemek istiyor. Ne diyor onlara?
Bunlar diyor şehirde oturup kitap yazan heriflerdir diyor. Mühim değil. Ama o Çinlilerin kartografını kullanıyor Cengiz hanım. Çünkü biliyor ki harita lazım kendisine. Bu açıdan baktığın zaman Türkler de belirli bir uyanış var.
Fakat ne hikmetse Ortadoğu’ya gelen Türkler bu eleştirel şeyi görüşü İslam’ın içine taşıyamıyorlar. Aslında İslam’ın içinde var bu eleştiren görüş. Ama Türkler geldiği zaman bu çoktan öldürülmüş. Değil mi? Gazai aşarilerin baskın çıkması ne bu çoktan öldürülmüş maalesef. Hatta mesela Ömer Hayyam gibi bir dahi bu dönemde yaşamıştır. Biraz önce yaşamıştır ama Ömer Hayyam ölüp gömülüyor. İsvahan’dan Meşhede giden hacılar Nişabur’a bahusuz uğrarlarmış ki bu kafirin mezarına tükürelim diye. Ömer Hayyam’dan bahsediyoruz. İnsanlığın gördüğü en büyük tehalardan biri. Onun için bugün Türkçe Ömer Hayyam’ın Cebrinin bir tercümesini ben görmedim. Bilmiyorum.
Ama git Fransa’ya Paris’te Blanchard’ın dükkanının vitrininde Ömer Hayyam’ın El Cebrinin Fransça tercümesi duruyor.