Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 5: Amerika 101
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8gWnMkp5Yvc.
İNTRO Şimdi böyle bir kıtanın mevcut olması gerektiği çok eski zamanlara dayanıyor.
Hatta mesela Bruni’nin Hindistan kitabına bakarsan orada diyor ki ya diyor bu Asya Avrupa falanın ötesinde, okyanusun içinde bir tane daha bir kıta olması lazım diyor. Buna benzer iddialar var fakat Amerika’nın keşfinin ilk adımı Vikingler tarafından atılmıştır. Şimdi biliyorsun şeyde 10. ve 11. yüzyılda Kızıl Erik diye bir adam var. Sefsenin biri. İkide birde milletle kavga ediyor falan en sonunda bunu sürüyorlar İzlanda’ya. Norveç’ten. İzlanda’da da rahat durmuyor orada da bir adamı öldürüyor. Oradan da kaçmak zorunda kalıyor. Gidiyor Greenland’a.
Greenland o zaman şimdi Orta Çağ’dan bahsediyoruz. Henüz küçük buz devri başlamamış ve Greenland’ın batısında, İsova falan çevresinde geniş alanlar var. Buralarda hayvan falan otlatmak mümkün o zaman. Bunlar burada bir yerleşim yeri kuruyorlar. Hatta hala duruyor kiliseleri bilmem neleri falan filan. Burada belli bir koloni oluşuyor.
Burada yaşıyorlar Greenland’da. Kızıl Erik’in oğlu Leif Ericsson babası gibi batıya doğru gidiyor. Batıda ne var ne yok diye. Newfoundland’e geliyorlar. Newfoundland’in böyle uzun parmak gibi bir yarım adası vardır. Ona Long Range Peninsula denir. Onun üzerinde çok güzel ofiyolitler vardır. Ben Deniz onun için orada çalışmışımdır. Onun en kuzeyinde Anzmedeus diye bir yer var. Orada bir viking köyü keşfedildi. Yani adamlar gitmişler yerleşmişler oraya. Çok güzel evler yapmışlar falan böyle şahane. Ondan sonra başka iddialarda var.
İşte bunlar ta Michigan’a kadar geldiler. Anzmedeus’un güneyinde bugünkü Nova Scotia’da falan da varlardı. Bunlar henüz ispat edilemedi. Millet çalışıyor ama. Yani yerleşmeler arıyorlar hatta uzaktan algılamayla bazı yöntemlerle temelleri falan bulabiliyorlar. Onun üzerinde çalışıyorlar. Ama kesin bildiğimiz Anzmedeus’a varan vikingler var.
Yani orada yerleşmişler falan. Bu adamın da adı Leif Erickson. Kızıl Erick’in oğlu. Sayın seyircilerimize söyleyelim. Faik Sabri Duran’ın kitabında yani Kaşifler Alimi adı verilen kitabındaki galiba ilk bölüm bunun hakkındadır. Çok güzel. Hem Kızıl Erick’in hem Leif Erickson’un resimleri falan vardır. Onu çok tavsiye ederim. İlk okulda okumuştum ben bunları. Arapların muhtelif teşebbüsleri olduğu hemen kesin. Yani Arapların en azından batıya gidip bir şeyler aradıkları. O kesin. Neden?
Çünkü Lisbon’da Arap hakimiyeti varken orada bir sokak var. Batıya gidip kaybolanlar diye. Gidmişler de geri dönememişler. Ondan sonra Fuat Hoca’nın dikkatini çeken bir şey var ki o hakikaten çok ilginç. Portekizliler Güneydova’sa’ya gittikleri zaman orada Cava adasında bir atlas ele geçiyor. Bu atlası Albuquerque kopyalattırıyor şeyde. Malazya’da. Bugünkü Malazya’da. Fakat atlasın orijinalini Portekiz’e gönderiyor. Büyük bir talihsizlik. Atlas’ı götüren gemi batıyor. Ama Albuquerque’nin yaptıkmış olduğu şey harita atlas kopya elde.
O kopya üzerinde Brezilya’nın sahilleri var. Şimdi Güneydoğu Asya’nın fethinin başlaması Malakya’nın düşmesi iledir. Portekiz’de yani Alfonso de Albuquerque’nin burayı fethetmesi iledir. Bu ne zaman? Bu 1511.
Yani şeyin ne derler Amerikan’ın, Polak tarafından keşfinin. Ben 11 sene sonra. Fakat ele geçen atlasın tarihi bilinmiyor. Bu atlas Cava’da ele geçmiş. Cava’da yaşayan da bir tonla Müslüman var o zaman. Brezilya’da da adam gibi haritalanmamış durumda. Daha sonra şey tarafından Amerikada Vespucci’yı falan tarafından keşfettiler.
Fahat Hoca’nın iddiası şuydu. Bu atlas diyordu. Müslüman verilerine dayanıyor. Ve diyordu büyük bir ölçüde görülen Müslümanların hangisi olursa Arap. Araplar tabii bunlar çünkü Avrupa’nın batısında oturanlar. Bunlar diyor bir şekilde Brezilya’ya gittiler. Burayı haritaladılar.
Astronomik tespit yaptılar ki Araplar o astronomik tespitleri o zaman rutin olarak zaten yapıyorlar. Falan. İlk defa bana bahsetti bunlar. Ne diyorsun diyor. Rahmetliyle veya yakın Fahat Hoca’yla. Dedim hocam dedim yani bu dedim çok ilginç bir olay. Çünkü elimizde Cava şeyinin tarihi yok atlasınız.
Ama yani Albu Kurke orayı keşfetmeden önce oranın İspanya’yla teması da yok. Ee ne yapacağız? Değil mi? Dedim dediğinizi kontrol edecek başka verilerin bulunması lazım. Ama dedim ben sizin yerinizde olsam bunu yayınlar. Bu dedim çok adamı kızdıracak.
Onun için dedim faydalı bir şey. Çünkü kızan herifler bunun tersini aramağı başlayacaklar. Tersini ararken sizi destekleyecek veriler çıkabilir. Falan. Ve Fahat Hoca onun üzerine yayınladı bu. Tabii bizim memleketimizde bu tamamen yanlış anlaşıldı. Yok efendim Müslümanlar keşfetti de bilmem ne ama onlardan çok önce Vikingliler gitmiş yani Allah aşkına. Değil mi?
Yani Fahat Hoca bu tip zırvalıklardan çok uzak bir adam. Fahat Hoca adam gibi bir bilim adamıydı. Ve yani onunla tartışırken ikimizi de heyecanlandıran bir şeydi bu. Hatta bende Java atlasının kopyalandığı bir kitap var Portekizlilerin çıkarttığı. Yani Hoca bize geldiğinde gösterdi bana bak burası diye falan. Bu söylediğiniz hocam yani Kolomb’tan ne kadar önce? Bu işte tarihini bilmiyoruz ama şeyin yani Alfonso de Urbu Albuquerque’nin Malakayı fethi 1511. Kolomb’tan 19 sene sonra. Ama atlasın tarihi belli değil. O belli değil. O belli çünkü Albuquerque burayı fethetti. Ondan sonra diğer yerler fethediliyor. Bu arada atlas ele geçiyor.
Atlasın kökeni belli değil. Dolayısıyla orada bir muğlaklık var. Ama mühim olan ondan yarım bin yıl önce. Yani bin yıllarında zaten Vikingler gitmişler. Nefundland falan gayet açık. Orada yerleşim yerleri var bilmem ne var falan hepsi gayet açık.
Dolayısıyla Avrupa’nın Amerika’yı keşfi zaten orada başlıyor. Peki Kolomb’a gelelim hocam. Şimdi Kolomb niye bunların hepsinden daha önemli? Dikkat edersen biz bunları tartışıyoruz. Ya oldu mu olmadı mı bilmem ne falan diye. Hani Vikinglerin olduğunu zaten yeni keşfettik kesin olarak. Gerçi onların sagalarında var bu bilgiler. Ama diyorsun ulan bu yani Tevrat gibi.
Yani bu destan, milli bir destan. Bizim Oğuz Kanat destanı gibi. Hani işte gökyüzünden mavi ışık indi ağacın içine girdi. Yok onunla çiftleşti. Yok kurttan çocuk oldu. Saçma sapan şeyler falan. Acaba böyle bir şey mi bu diye hep soruluyordu. Bulunana kadar. Anza Medavuz’daki köy. Kolomb’ın ki çok değişik. Neden? Bir. Kolomb belli bir hedefe yönelik çalışıyor. Neden? Çünkü elinde Ptalemaios’un atlası var. Şimdi Ptalemaios bir hata yapmış. Posidonius’un dünya çevresini doğru kabul etmiş. Eratos denikliğinin yerine. O zaman dünya küçülüyor. Peki bu atlas nasıl gidiyor Avrupa’ya? Yedinci yüzyıldan beri kayıp Avrupa’da. Efendim İstanbul’da Emanuel Chrysoloras diye bir adam var. O adam İstanbul Üniversitesi gramatik profesörü. Ama bu müthiş bir herif hakikaten. Hatta şey İmparator Manuel bunu 1396’da Avrupa’ya elçi olarak gönderiyor. Yardım istemek için yani işte Yıldırım Bayezid bugün yarın İstanbul’u kuşatacak belki fethedecek bize yardım edin diye bunu gönderiyor.
Ama bu çok önemli bir adam. Bu arada bu İtalya’ya gittiğinde oradaki gençlerle tanışıyor. Bu İtalya’da da bir uyanış başlamış. İşte eski Yunan eserlerine ulaşalım falan falan diye. Bir de bakıyorlar ki ya bu adam diyor ki İstanbul’da tonla var yani siz ne aranıyorsunuz burada diyor. Adamın kendisinin ana dili Yunancı falan.
Bunlar diyorlar ki biz seninle gelelim mi İstanbul’a hadi gelin diyor. Bir tanesi Angela de Scarperia ötekisi Roberto Rossi. Şimdi Jacopo, Angela de Scarperi ve Roberto Rossi bunun peşine takılıyorlar geliyorlar İstanbul’a. İstanbul’da bu herifler bir bakıyorlar her köşeden kitap fışkırıyor.
Başlıyorlar satın alma falan iyi satın aldın da nasıl okuyacaksın. En sonunda bunlar krizal orası diyorlar ki bak diyorlar bizim görebildiğimiz kadarıyla diyorlar. Ne yaparsanız yapın bugün yarın Osmanlılar alacak burayı. Yani diyorlar buraları da Müslümanların eline geçti mi senin alışkın olduğun hayat tarzı da sona erecek.
Onun için diyorlar sen şimdiden kalk gel. İkna ediyorlar krizal orası işte kitaplarını falan topluyor. Hitay’a gidiyor. Florensa’ya gidiyor. Götürdüğü kitaplardan bir tanesi Ptolemaios’un atlası. Ve orada hızla biliyorsun ilk defa işte 1500’le falan yayınlanıyor.
Haritasız ondan sonra haritalı 1575 nüsaları çıkıyor. Pardon 1475 nüsaları çıkıyor. Bunlardan biri de tabi Kolomban’a eline geçiyor. Kolombun kardeşi Bartolomea hayatını harita çizip satarak kazanan bir adam. Kolomba orada bakıyor. Aa diyor ne kadar enteresan. Biz diyor demek devamlı batıya gidersek Asya’ya varınız.
Hesap da ediyor kaç günde gidilir. Bu diyor yapılabilecek bir iş çünkü Kolomb kendisi denizci. Yani Fizlanda’ya kadar gitmiş zamanında. Bu yapılabilir bir iş diyor. Önce Portekizliler’e gidiyor. Portekizliler yüz vermiyor bunu. Geliyor İspanya’ya. İspanya’ya geliyor İspanyadakiler de yüz vermiyor. Öyle kral falan aman boş ver ya diyorlar yani. Bucu bucağı açık bir şey fakat Isabella diyor ki
ben seni desteklerim. Kolomb çok memnun oluyor. Üç tane gemi hazırlanıyor. Santa Maria, Pinta ve Niña. Üç tane gemi. Mesela Niña’nın kapalı kamerası dahi yok. Santa Maria’nın boyu sen belki hatırlamazsın. Şeyde eskiden yeni kapıda kum çeken tekneler vardı. Mavnalar. Onun kadar. Onun kadardı boyu. Santa Maria’nın. Ve bu adam gideceğim diyor kimse gelmiyor. Enayi mi millet bucağı beli olmayan bir şey? Hapishaneden adam veriyorlar bunu. İpten kazıktan kurtulmuş herifleri. Diyorlar ister misin? Bunlar gitmek istiyor. Kolomb diyor peki.
Kendi bir iki yakın adam var Mendes falan gibi. Bundan yola çıkıyorlar. Ve o kadar ilginç ki Kolomb akıntıları falan biliyor. İspanya’dan çıkıyorlar Kanarya adalarına geliyorlar. Kanarya adalarından akıntıyı ve alizeleri takiben Karayipler’e geliyorlar ve Guanahani adasına varıyorlar.
Şimdi Guanahani adası hangi adadır hala bilmiyoruz. Yani Kolomb San Salvador demiş adına ama burası hakikaten bugünkü San Salvador mudur değil midir onu bilmiyoruz. Ama o adalara varıyor. Şimdi o adalara varıyor o adalar hakkında bilgi topluyor. O adaların örneklerini topluyor. O adalardan insan topluyor. Bunları İspanya’ya götürüyor. Ve krala takdim ediyor. Diyor ki bak gittik bulduğumuz yerler bunlardır. Şeylerde işte orada yaşayan insanlar bunlardır. Orada bulunan madenler bunlardır. Orada bulunan topraklar bunlardır. Şimdi Candas bu keşiftir. Bazı sivri akıllılar hele Amerika’da bunlar çok küredi şimdi. Efendim Amerika keşfedilmemiştir zaten orada yaşayan insanlar vardı.
İyi güzel de kardeşim kim farkındaydı? Oradakilerin kendileri bile farkındadır. Yani bir Kuzey Amerika ile Güney Amerika’sında hiçbir ilişki yok. Yani Amerika’nın doğusuyla batsı arasında ilişki yok. Yazılı kültür yok. Hani Mayalardan başka hiç kimsenin alfabesi yok. Dolayısıyla dünyaya bildirilmiş bir şey yok.
Ama Kolomb gittiği andan itibaren bütün dünya biliyor. Böyle bir şey var. Hatta o kadar biliyor ki Amerigo Vespucci. Yani yazılanlara bakıyor adam kendi de gidiyor falan. Ya diyor burası Asya Masya değil. Burası yeni bir kıta diyor. Sonra ne oluyor hocam? Krala geliyor Kolomb. İşte kralın buna verdiği sözler var. İşte sen buraların valisi olacaksın. Efendime söyleyeyim okyanus denizi amirali rütbesini alacaksın. Bu rütbe hala geçerli ve Kolomb’un ailesinde. Hala okyanus denizi amirali veraga dükküne ait. Ben bu adamın kız kardeşini tanıdım.
Daha sonra Avrupa’dan kıtaya geçişler nasıl oluyor? Önce bir kere İspanyollar Orta Amerika’yı ele geçiriyorlar. Portekizliler Brezilya’ya ilk defa varıyorlar.
İngilizler Kuzey’den John Cabot işte Newfoundland’ı bilmem neyi falan filan oralara ulaşıyorlar. Jacques Cartier ilk defa St. Lawrence körfezinden aşağıya iniyor. Yani bugün senin kemik felaket herkes Fransız dedi. Yani Cartier ile başlıyor bu iş. O Cartier St. Lawrence’dan aşağıya iniyor. Yeni Fransa’yı kuruyor orada.
Ve ondan sonra İspanyollar hemen yerleşiyorlar. Peki buraya bu akının sebebi ne? Orada ne bulunması oluyor? Buradaki bu akının esas sebebi oranın doğal kaynakları. İşte gümüşte altındı bilmem neydi falan filan.
Hakikaten hele Potosi’deki ve Peru’daki Bolivya’daki gümüş yatakları bulunduğu zaman bir de Almanlar kötü damarlardan bol miktarda gümüş nasıl üretilir onu keşfediyorlar. Baviaradan. Orada yapılan keşif Güney Amerika’da uygulanıyor. Ve tabi muazzam bir gümüş akımı başlıyor Avrupa’ya. Osmanlı ekonomisini çökerten budur. Yani Piri Reis’in kafasını vurdurmak yerine adamı dinleseydi kanuni. Değil mi biz de gideydik oralara. Yani muazzam miktarda gümüş geliyor Avrupa’ya. Onun için bununla başa çıkamıyoruz. Tadize gümüş doğal kaynak mı yoksa aynı zamanda tarım ürünü de var mı?
Tarım onların hepsi var. Mesela bir örnek vereyim sana. Korona adam 1537’de kuzeye gidiyor. Yeni Meksika’daki Kral Naib’i Mendoza git bakalım neler var.
Orada eski 7 şehir vardı altınlar, zenginlikler. Bunlar hepsi hikaye. Onun için Mendoza diyor git keşfet bakalım neler var. Korona’da çıkıyor. Bunlar giderken muazzam harita yapıyorlar. Bugünkü yeni Meksika’ya geliyorlar. Kuygira denen yere. Orada yerlilerle karşılaşıyorlar.
Korona’da yerlilere diyor ki burada ne var ne yok. Şimdi yerlilerin okuması yazması yok. Söylüyor yerliler ne olduğunu. İspanyollar da anlamıyorlar. Kendi dillerinde söylüyor adamlar. Onun üzerine Korona’da diyor ki bunların isimlerini çizin diyor.
İki büyük deriye o bölgede yaşayan bütün hayvan bitki ne varsa adam liste yaptırıyor. Kendi haritalarıyla beraber bunları Mendoza’ya gönderiyor Kral Naib’ine. Bugünkü Meksika City’ye. O da tabii doğrudan Madrid’e gönderiyor bunu. Bu şekilde İspanyollar bilgi toplamaya başlıyorlar.
Mesela Oraya Ana Pizarro’nun adamlarından biri. Antları geçiyor. Antların arkasına geliyor. Bir bakıyorlar. Koca bir nehir var. Şunu inceleyelim diyorlar. Gemi yok. Oturup gemi yapıyorlar. Yaptıkları gemilere biniyorlar. Bir bakıyorlar. Amazon.
Oraya Ana’nın Amazon hakkındaki raporunu aklım durur kardeşim. Ve bu adam kendi yaptığı gemilerle Amazon Nehri’nin ağzından çıkıyor. Karayiplere geri geliyor İspanyol kolonilerine. Gidip raporunu takdim ediyor. Hocam Amerika’nın ikinci dünya savaşı tarihinde bir dönüm noktası.
Bu askeri, endüstri kompleksin oluşması falan. Evet. Onun öncesinde konuşacağız. Onun öncesinde bir şey var. Koloniler sürecini bilmiyoruz. Kuzey-Günay savaş sürecini bilmiyoruz. Çok da o kısmını herkes çok az merak ediyordur eminim. Ama bize bir toparlar mısınız o bölümü de sizi yormayacaksak? Hayır yani orada diğer kolonilerden çok farklı olan. Yani bugünkü Avustralya ve Kanada gibi oradaki kolonilerde.
Büyük ölçüde İngilizler yaşıyor. Ama oraya giden Almanlar var, Fransızlar var falan. Bunlar bir toplum oluşturuyorlar orada. Tabii herifler temelde Avrupalı oldukları ve İngiliz oldukları için kendilerine vergi falan konuyor. Bunlar diyorlar ki güzel deme kardeşim buna Londra’daki parlamento karar veriyor. Biz orada temsil edilmiyoruz. Biz de İngiliz vatandaşıyız falan.
Olur da olmazdı. En sonunda bunlar işte kendilerine koyan çay vergisinden falan ötürü. Boston limanında malum bir kere gelen bütün çayları denize döküyorlar bilmem ne oluyor. Meşhur The Tea Party. Ve hır çıkıyor. Bunlar karar veriyorlar savaşmaya İngilizlerle. Yani çok büyük bir cesaret. Dünyanın en büyük imparatorluğunu karşına alıyorsun.
Bunlar organize oluyorlar. Hemen Paris’e adam gönderiyorlar. Gönderdikleri adam Benjamin Franklin. Gelmiş geçmiş en zeki heriflerden biri. Benjamin Franklin’i gönderiyorlar. Aman diyorlar yardım bul. Tabii Fransızların bekleyip bulamadıkları nimet İngiltere ile papaz olmak için.
Aman diyorlar biz bunlara yardım edelim İngiltere’nin başı belaya girsin. Değil mi Lafayette falan şey gidiyorlar. Amerika’ya gidiyorlar. Amerikan ordularında komutanlık yapıyor. Lafayette falan fakat şey Benjamin Franklin mağazam işler yapıyor. Bir sürü yardım topluyor bilmem ne yapıyor. İşte oradaki Fransız bilim adamlarıyla temas ediyor.
Franklin’dan sonra John Quincy Adams gidiyor. Amerikanın 3. Cumhurbaşkanı. O da çok müthiş bir herif. Fakat Adams Franklin gibi değil. Biraz daha tutucu bir adamcağız. Bir geliyor. Bir bakıyor Franklin. Bütün asilzadelerin büyük hükümet görevlilerini hanımlarıyla yatıyor kalkıyor.
Adams şoke oluyor. Sen nasıl böyle bir halt edersin diyor. Franklin diyor ki bana bak John. O yardımları nasıl aldık zannediyorsun diyor. Kuzey güney savaşlarının sonunda nasıl bir orda yapı oluşuyor hocam? Vallahi Kuzey güney savaşlarının sonunda orda oluşan yapı hala var.
Şimdi Kuzey güney savaşları bittikten sonra bir rekonstruksiyon denen bir dönem başlıyor. Bu Kuzey’in güneye tahakkümü. Bunu Güneyliler hala unutmadılar. Bir de şey anlatır mısın hocam Kuzeyliler dediğimiz kim, Güneyliler dediğimiz kim? Kuzeyliler dediğimiz Amerikalıların Yankeeler dediği şimdi Washington’dan itibaren çizgi çizgi. Aşağı yukarı doğuya doğru git onun üzerinde kalan eyaletler. Güney dediğimiz eyaletler onun güneyi. Mesela Virginia tam sınırda onun için ikiye bölünmüş. West Virginia ve Virginia diye. West Virginia Kula Kuzey’de kalmış öteki güneyde. Ama işte Virginia, Georgia, Florida, Texas, Alabama bütün bunlar güney. Bugün Bible Belt denen yer. Yani çok dindar bir ekip bu.
Ve bu aynı zamanda da Amerika’da Aristokrasiye en yakın gelebilen bir sosyal yapıya sahip. Mesela ben bunu benim çok sevgili arkadaşım, Nur içinde yatsın, Bill Dickinson’da gördüm. Tennessee’liydi Bill. Yani Bill zamanımızın en büyük jöyologlarından biriydi. İşte California’da, Stanford’da profesör yıllarca falan. Ben Bill’i çok yakından tanıdım.
Adam konuştuğu zaman aklına bile gelmez abi bu herifin güneyli olduğunu. Ben Caltech’teyken dedi ki, gel seni bütün bu California’nın jöyolojisiyle tanıştırayım. Yani Pasadena’dan Los Angeles’dan başlayacağız San Francisco’ya kadar. Bill, ben ve karısı üçümüz. Bana aman dedim ne iyi olur. Çıktık yola. Santa Barbara’ya geldik. Bill dedi ki benim kız kardeşim Maxine burada oturuyor. Bu akşam onda kalacağız. Ne kadar iyi falan. Yahu canlaş ben böyle bir şey görmedim abi. Maxine kapıyı açtı. Bill adımını attı. O andan itibaren konuştuğu İngilizce, katkısız güney aksanı. Ulan bu değişim nasıl olur be?
Gittik içeriye oturduk falan. Şimdi etrafıma bakıyorum. Tarihi objeler var. Hatta oturduğum koltuğun kenarında hani böyle metal whisky şişeleri vardır ya. Cem’e konmak için. Veya koyun. Öyle bir şey duruyor. Ama üzerinde bir armalar falan. Maxine bu ne dedim? Aa o dedi. Başkan teftin dedi işte. Bir büyük amcam bilmem ne.
Sonra baktık ev böyle hediyelerle dolu. Bu aile içinden sürekli ya yüksek politikacı ya yüksek hakim falan çıkarmış bir aile. Maxine anlatıyor diyor TNSI’deki bunların eski evleri müze haline getirilmiş. Maxine’i davet etmişler demişler bir konuşma yapmak ister misin? Maxine diyor ki bakındım ne diyeyim diyor. Eve hoş geldiniz dedim diyor. Gelen misafirlere. Müze haline getirilmiş. Burada şunu bitireyim burada ben fark ettim ki Dickinson’ın ailesi Avrupa’daki aristokratlara en çok benzeyen aile. Şimdi Kuzey’de zengin aileler var. Ama bunlar güneydekilere benzemiyor. Güneydekiler toprağa bağlı. Kuzey’dekiler endüstriğe bağlı. Amerika Birleşik Devletleri’nin gerçekten süper güç olmasında Milat 2. Dünya Savaşı mıdır? Evet. Ve sonra ne oluyor orada hocam? Dünya Savaşı değil aslında Milat olmasındaki en önemli neden Hitler’in iktidara gelmesidir Almanya’da. Neden? Hitler iktidara geldi. Yahudiler, homoseksüeller, komünistler hep üniversitelerden kovuldu.
E tabi bu adamlar işsiz kaldı. Bazıları Einstein tehdit altında olduğunu fark etti. Bunların çoğu Amerika’ya gitti. Ve ilk defa Amerika’da Humboldtvari bir üniversite anlayışını götürdüler. Bir de Almanların özellikle Natsilerin Gross Projekt dedikleri büyük projeler. Devlet tarafından destevkilen projeler.
10 mentaliteyi götürdüler. Harpte çıkınca bu büyük projelerin önemi birden bire Amerikalıların gözüne girdi. Hatta mesela atom bombasının yapılması için o Manhattan Projesi. Amerikalıların kolay organize edebilecekleri bir şey değildi. Başında duran adam Robert Oppenheimer zaten Göttingen doktoralı bir Amerikalı. Ama esas orayı çekip çeviren Hans Beete, herif Alman. Bir sürü Alman çalışıyor orada. Hatta atom bombasının yapılması için Amerikadaki Alman Yahudiler, Alman Komünistler falan demişler ki ciddi bir tehlike var Hitler’in bu bombayı yapacak adam var Almanya’da. Heisenberg orada, Otehan orada bilmem ne falan. Max Planck orada demişler ki bu bombanın yapılması lazım. Peki bunu Roosevelt’e kim anlatacak demişler. Roosevelt kimi dinler? Einstein’ı dinler. Gitmişler Einstein’a. Einstein de bunlar gittiği zaman Long Island’da yelçen yapıyor. Onun merakı falan gitmişler demişler Albert. Mektup burada. Albert okumuş işte mektup Almanların Çekoslavakya’dan
oranum ihracını durdurduklarını belirtiyor. Ve ondan sonra da diyor ki bu çok ciddi olarak fisyon temelli bir atom bombasının yapılmak üzere olduğunu gösteriyor. Ve bu Natsilerin elinde olur bizde olmazsa harp biter ve onlar kazanır.
Einstein okuyor mektubu siz atom bombası yapılmasını istiyorsunuz. Evet diyorlar. Ben diyor bu mektubu imzalamam. Leo Szilard götürüyor mektubu Leo Szilard bakmış Einstein’ın niyeti kötü imzalamam diyor. Demiş ki Albert düşün ki demiş biz buraya kaçtık.
Ama demiş arkadaşların yarısı orada. Bu bomba demiş yapılabilir. Sen söyle bana yapılamaz mı demiş yapılır demiş. Hitler’in elinde mi olsun istiyorsun demiş. Einstein düşünmüş getir imzalayayım demiş. Ve Roosevelt’e bu mektup gidiyor. O zaman Amerikalılar uyanıyorlar ki pabuç bağlı. Manhattan projesi başlatılıyor. Orada işte ilk defa atom bombası yapılıyor. Ama atom bombası Natsiler’e değil de Japonlara karşı kullanılıyor. Evet çünkü Avrupa’da savaş çabuk bitiyor. Çünkü Japonlara karşı savaşan bir Amerikalılar var. Bir de Çinliler var ki hesabı etse okunmaz.
Ama Avrupa’da İngiltere, Fransa’nın döküntüleri, koca Rusya, Amerikan Seferi Birliği, İtalya, Balkanlar. Bunların hepsi Almanlara karşı savaşıyorlar. Almanlar da arka arkaya hata yapıyorlar. Mesela Normandiya çıkartmasının başladığını görüyorlar.
Oradaki zırhlı birlikleri kaydırsalar, Koenigsdinger tanklarını durdurabilirler. Hitler uyuyor diye durduramıyorlar. Emir gönderemiyorlar. Yani bu Alman karakterinin aptal tarafı. İkinci Dünya Savaşı bitiyor ve Amerika’nın süper güç olma süreci başlıyor öyle değil mi hocam? Şimdi Avrupa harabeye dönmüş o zirve. Bir şey yapılması mümkün değil uzun süre. Ne oluyor Avrupa’daki bilim adamların hepsi Amerika’ya gidiyor.
Amerika Avrupa’yı biz şey yapacağız, tabir edeceğiz falan, imar edeceğiz bahanesiyle muazzam para kazanıyor. Bütün Amerikan şirketleri sıraya geliyorlar. Ve dolayısıyla Amerika böyle 1950’li yıllarda dünyanın en müreffeh toplumu haline geliyor. Ve bunlar da kendi üstünlükleri zannediyorlar bunu.
Halbuki alakası yok. Avrupalıların onlara bir hediyesi. Ve benim öğrenciliğim bittiği zaman ufak ufak Alman etkisinin azalmaya başladığı, ciddi olarak azalmaya başladığı dönemdi ve onun etkilerini görüyorduk. Sonra ne oluyor hocam? O süper güç, o biraz önce bahsettiğiniz muhteşem adamlarla… Çiftçilerin, cahillerin eline geçiyor. Ne olacak? Diyorsunuz ki Amerika’da eğitim de şu an berbat durumda. Ben oradayken de berbattı. Liseler falan bir felaketti böyle birkaç özel seçilmiş, mesela Albany’a Kermi falan güzel liselerdi. Mesela benim hocam John oğlunu oraya gönderdi. Ama kızı Anne gitmedi. Anne İngiltere’ye döndü. Adam gibi tahsin de devam edebilmek için.
Mesela ben oğlumu hayatımda aklıma gelmedi Amerika’ya göndermek. Oğlumuzu Avrupa’da okuttuk. Mesela İstanbul’da Robert College’e gitsin istemedik ki ben de o yada Robert College mezunuyuz. Anlatabiliyor muyum yani? Asıma yapmak istemediniz mi hocam? Tabii tabii yani onu Alman Lisesi’ne gönderdik. Soranlara da söylüyorum nereye gönderelim çocuğumuzu. Şu anda benim gözümde en iyisi St. Joseph. St. Joseph’e gönderin. Yani benim daha ne zaman St. Joseph’den mezun olmuş, Nuset Müset gibi arkadaşlarım var. Kardeşim herifler o kadar iyi yetişmişler ki. Galatasaray değil mi hocam? Galatasaray öyleydi bir zamanlar. Şimdi değil mi? Hayır çünkü milli eğitim bakanlığına bağlı ya. Canını okumak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama Fatih Altaylı ki sen tanıyorsun. Fatih Galatasaray Galatasarayken yetişmiş olanlarda. Değil mi? Onun için yani ben ona hep diyorum lan diyorum. Gittiğin lise, gittiğin üniversiteden daha iyi. Kesin öyle. Mesela benim hanımımın babası Galatasaraylıdır. Amerika’yı hocam bitirirken dediniz ki eskiye döndü o yüzden Amerika’da. Evet yani ne demek o eski yıllar toplanılığı oldu. Şimdi eskiden mesela Amerika’da yirminci yüzyıl başına kadar doktora yaptıracak üniversite bile yoktu. Şimdi Amerika yavaş yavaş oraya döndü. Çünkü Amerika elitizmi kabul edemiyor. Ve sivrilmiş olanları bastırmak istiyor.
Bunun neticesi toplumsal bir felakettir. Trump’ın seçilmiş olması bu felaketin bir şey. Tabii tabii tabii tabii tabii. Ve yani bunun giderek daha kötü neticiler ürettiğini göreceğiz hep birlikte. Yani ben bunu daha 1980’li yıllarda 80’li yılında başında fark ettim.
Ve işte Chicago bana iş teklif etti. Cornell iş teklif etti dedim. Hayatta kalmam burada. Dedim bu sistemin istikbali yok dedim. Şu anda son olarak şeyle bitirelim Amerika’daki üniversitelerin durumuyla bitirelim. Siz baktığınızda dışarıdan mesela Harvard’ın tıp eğitimini böyle bir istisna tutuyorsunuz hep diyorsunuz. Evet evet tıp ve hukuk. Tıp ve hukuku ayrı tut çünkü onlar hem çok para kazanıyorlar hem çok büyük ihtiyaç var. Ama onun dışı dökülüyor yani hiçbir özelliği yok Harvard. Hani tarihti marihti falan bir felaket yani sonra onu ilbere sor. Yani ben sana jöolojiyi söyleyeyim jöoloji de dökülüyor. Tarihini ilbere sor söylesin sana. Trump’ın gönderilmiş olması bir umut verici bir gelişme midir hocam? Efendim?
Trump’ın yeniden seçilmemiş olması Amerika adına bir umut veren bir gelişme mi yoksa? Hayır hayır hayır. Katıya değil. Ya adam tarihte Alman ikinci en büyük oyu aldı gene. Yani onun için Biden çok ahım şahım bir adam mı?
Yo.