Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 6: Kopernik, Darwin, Freud…
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=PeLP3NALvAo.
Kopernik, Polonyalı, biraz Alman kökenli, Polonyalı bir papaz.
Fakat aynı zamanda astronom. Göklerle ilgilenen bir adam. Kopernik, yapılan hesapla, o zaman elindeki kainat modeli Ptolemaios, yani Batlamyos’un modeli. Merkezde dünya var, etrafında gezegenler dönüyor.
Bunun da sıkıntı yaratması neticesinde, o gezegenlerin yörüngesi üzerinde de küçük küçük üst yörüngecikler var. Bunlara episikiller diyorlar veya epicycler diyorlar. Bu işte falcılar da bugün hala okursun. Efendim, Merkür’ün geriye gidişi başladı. Yani ben burada okuyorum, biz Oya’yla beraber yerlere yatıyoruz gülmekten. Çünkü Merkür geri gidemez kardeşim. Ama Ptolemaios modelinde bu mümkün. Ve bugün astroloji gazetelerimizde falçayfaları var ya, bunları yazan çivre akıllılar hala Ptolemaios’ta kalmış durumdalar. Yani Ptolemaios’u kullanıyorlar. Kopernik’i değil. Kopernik fark ediyor ki, güneşi merkezi alırsa, bazı hesaplar kolaylaşıyor. Ama hala Kopernik eski Yunan düşüncesine sahip işte en mükemmel yol dairedir. Bütün yörüngeleri daire olarak düşünüyor onun için. Ve onun için kendisi Ptolemaios’un bu üst daireciklerini çok azaltmakla beraber tam kurtulamıyor onlardan. Ama güneşi ortaya alıyor. Peki bu Kopernik’in keşfi mi? Hayır. Çünkü Kopernik bizim Sisamlı Aristarchos’u biliyor. Aristarchos, milattan önce 3. yüzyılın adamı. Aristarchos ilk defa o zaman fark etmiş ki, güneşi merkeze koyarsan ve diğer gezegenler de onun etrafında dönerlerse çok daha kolay bir sürü şeyi izah edebiliyor. Ve Aristarchos ilk defa, ya demiş kainat bizim zannettiğimizden çok daha büyük. Bu demiş gördüğünüz bütün yıldızlar, mıldızlar, güneş, bunların hepsi yıldız ve esas sabit olan bunlar. Biz değiliz. Biz dönüyoruz. Kopernik bunu biliyor ve bildiğini söylüyor. Aristarchos’un modelini alıyor ve güneşi merkeze koyunca bir sürü şey kolaylaşıyor. Bunu kendisi yaşarken yayınlayamıyor. Yayınlanıyor. Bu akıllı bir adam. Başa neler geleceğini biliyor. Öldükten sonra bu yayınlanıyor. Pek fazla bir teiz vermiyor.
Klişede de pek dokunmuyor. Ne zamana kadar? Galile, Jüpiter’in aylarını keşfedene kadar. Çünkü Galile diyor ki Kopernik haklı. İspatı da burada. Şimdi bunu dedin mi? Kapı yuttun. Neden? Çünkü hem Zebur’la hem Tevrat’la çelişiyorsun.
Tevrat ne diyor? Gideon ve Ayalon üzerinde, Coşuva, bizim Yuşa yani güneşe ve ayağa dur dedi. Bunlar durdular. İsrailoğulları savaşa kazandılar. Bunlar zaten duruyor değilse Coşuva’nın böyle bir şey, Yuşa’nın böyle bir emir vermesine gerek yok. Bunu yanlış olduğunu söylüyor Kopernik modeli. Zebur da dünyayı öyle bir sağlam yaptı ki hiçbir yere hareket edemez. Şimdi Katolik klişesi diyor ki bir dakika. Burada Allah’ın kelamı var. Bir tek tarafta bu papazın kelamı var. Hatta Luther’ın meşhur lafıdır. Yani Luther Katolik değil, Katolikliğe baş kaldıran bir adam. Ama ne diyor? Zıp çıktı bir papaz çıktı onu mu dinleyeceğiz? Kutsal kitabıma bakacağız diye. Fakat Galile, Jüpiter’in aylarının, Jüpiter’in etrafında döndüklerini gösterince, her şey dünya etrafında dönmüyor fikri ispat kazanıyor.
Galile aslında yakın dostu olan Roberto Bellarmino’ya, Kardinal Bellarmino’ya, ki daha sonra Papa oldu, Bellarmino’ya diyor ki gel bak, teleskoptan gel bak diyor. Bakmam diyor Bellarmino. O teleskopun içinde şeytan vardı. Şimdi Bellarmino bu kadar aptal bir adam değil.
Bellarmino biliyor ki o teleskoptan baktığı an üzerindeki kırmızı cüppenin anlamı kalmıyor. Mecburen diyecek ki evet kardeşim kutsal kitapta yazanlar doğru değil. Bakmam diyor. Şimdi Darwin’e geçelim. Darwin, zengin bir taşla doktorunun oğlu.
Robert Darwin’in oğlu. Babası da istiyor ki bu da kendisi gibi doktor olsun, çok para kazansın, bunlar zengin bir aile. Bunu gönderiyorlar Edinburgh Üniversitesi’ne. Edinburgh Üniversitesi’ne gidiyor, ilk ceset kesme operasyonunu, teşrihleri körünce midesi bulanıyor, çıkıyor, tahammül edemiyor. Hocaları da diyorlar ki oğlum senden doktor olmaz. Bazı şeylere bakamıyorsun, edemiyorsun falan filan. Tabi babası çok üzülüyor. Bu çocuk hayatını nasıl kazanacak? Gid oğlum papaz ol. Papazlık kolay, hiçbir şey yapmıyorsun, havadan para. Cambridge’e gönderiyor. Cambridge’de ilahiyat okuyacak. Neyse ilahiyat fakültesine giriyor fakat Henslau’yla tanışıyor.
Cambridge etrafında böcek, kelebek falan toplamaya başlıyor. Bakıyorlar ki ya bu herif doğa bilimlerine merak. Henslau yardımcı oluyor. Tabi haber babasına ulaşıyor. Babasının vardığı netice bu oğlandan hiçbir haltı olurdu. Yani ilahiyatçı bile olamayacak. Ve baya dertlenmeye başlıyor.
Bu çocuk ileride nasıl geçinecek, ne yapacak, ne edecek falan diye. Bu arada 1830 senesinde İngiliz donanması Güney Amerika kıyılarının adam gibi haritalanmasını istiyor. Orta Klimanlar nerededir, bilmem ne nerededir falan. Şimdi biraz önce söylediğim, bir önceki konuşmamızda söylediğimize dönelim. Yani boylan problemini de İngiliz donanması için çözdüler. İngiliz donanması global bir donanma. Dünya her tarafıyla ilgileniyor. Yani James Cook boşuna Yeni Zelanda’nın haritasını yapıp getirmedi ilk defa. Dolayısıyla Beagle gemisi, bu bir askeri gemi. Beagle gemisi teçhiz atlandırılıyor. Başına Fitzroy konuyor. Diyorlar ki git, buraların haritalarını yap gel. Fitzroy tamam diyor.
Gemiye bir de tabiyyeci veriyorlar. Resmi bir tabiyyeci de var. Fakat Fitzroy, şimdi o zamanki İngiliz donanma geleneklerine göre kaptan, diğer subay ve tayfalarla birlikte yemek yiyemiyor. Yasak. Şey olmasın diye. Yüz göz olmasınlar. Disiplin tutulabilsin diye.
Fitzroy da haklı olarak bu kadar sene gideceğiz Allah’ın unuttuğu yerlerde. Bana diyor, centilmen bir masa arkadaşı lazım. İlan veriyorlar. Böyle birisi lazım. Para bulda vermeyeceğiz diyorlar. Henslau hemen Darwin’in dikkatini çekiyor. Bana bak diyor git buna. Darwin hemen babasına gidiyor. Böyle böyle bir gezi var ben gitmek istiyorum.
Tabi babası küplere biniyor. Böyle saçma sapan şey olmaz diyor. Yani gideceksin ne olacağı belli değil. Bilmediğimiz yerler falan. Onun üzerine zavallı çok üzülüyor. Dayısına gidiyor. Meşhur. Cossaya Wedgwood’a gidiyor ki. Zengin seyircilerimiz varsa onlar arasında Wedgwood porselenleri satın almış olanlar vardır herhalde. Hala yaşayan bir firma bu. Dayısına gidiyor.
Diyor ki dayıcım böyle böyle. Oturuyorlar konuşuyorlar dayısı. Dayı ikna oluyor. Diyor senin gitmen lazım. Oturuyorlar yanılmıyorsam on iki listelik bir Darwin’in niye gitmesini gerektirecek bir izahname yazıyorlar. Ve dayısı bunu babasına götürüyor Darwin’i. Bana bak diyor. Bırak gitsin bu çocuk diyor. Babası ikna oluyor.
Darwin’i alıyorlar. İşte Fitzroy’un şeyi. Gentleman sofra arkadaşı. Fitchroy Darwin’e bir gemiye hoş geldin hediyesi olarak. Charles Lyell’in. Geolojinin ilkeleri daha yeni çıkmış o sene. 1931. cildini al sana diyor. Hediye ediyor. Lyell’in kitabı çok mühim bir kitap. Çünkü Lyell diyor ki geolojide böyle büyük afetler var.
Her şey böyle tek düzede tıkır tıkır tıkır tıkır öyle gelişmiş geçmişte. Yani bugün ne görüyorsak dünyada geçmişte de o olmuyor. Ama tabi o zamanki bütün dini, inançlara ve her şeye aykırı bu. Neyse Fitzroy dinler bir adam. Farkında değil tabi bu kitabın bir anlama geldiğinin Darwin’i hediye ediyor. Gemi ayrılmak üzereyken hocası Henslow Darwin’i hediye ediyor. Henslow Darwin’i yolcu etmeye geliyor. Darwin de gösteriyor bak diyor. Kaptan Fitzroy diyor bana bunu hediye etti. Henslow bakıyor. Unutma Henslow da babası. Henslow bakıyor bana bak diyor. Bunu muhakkak oku diyor. Ama içinde yazılanlara inanma diyor. Yola çıkıyorlar. Geliyorlar Yeşilburun adalarına.
Orada bir kere karaya çıkılıyor. Santiago adasına çıkıyorlar. Santiago adasında Darwin hemen jeoloji yapmaya başlıyor. Öğrendi ya. Llewellyn kitabından. Şimdi Darwin jeoloji yaparken Santiago’da bir volkanik tabaka görüyor. Arkasından bir kireç taşı tabakası görüyor. Arkasından bir volkanik tabaka daha. Bir dakika diyor.
Volkan bir günde, on günde bir ayda oluştu. Kireç taşı. Yıllar sürmesi lazım. Arkadan bir volkan daha. Bunlar da sırf bizim yüzeyde görebildiklerimiz. Hakikaten bu Lyle haklı galiba diyor. Çok uzun bir süre lazım. Jeolojik olayların olabilmesi için. Yani bu kutsal kitaptan da gösterilen 4000 seneyle falan alakası yok bu işin. Onu çok ilgilendiriyor. Neyse bunlar Monte Video’ya geliyorlar Güney Amerika’da. Bir bakıyorlar Darwin’e gelen posta arasında Henslow, Lyle’ın kitabının ikinci cildiri çıkmış. Onu gönderiyor. Orada da Mercan adalarının falan oluşumundan bahsediyor. Hayatın karakterinden bahsediyor. Darwin okuyor.
Fark ediyor ki ciddi bir sorun var. Hatta diyor ki bir felsefecimizin sorunların sorunu dediği türlerin kökeni bu kadar tür nereden çıktı? Onu öğreniyor ama işte Darwin de o zaman herkes gibi işte Allah yarattı bunlar oldu falan filan şeklinde. Bir eğitim görmüş bir adam. Bunun biraz daha bilimseli işte Kübyenin fikirleri falan. Güney Amerika’ya geliyorlar Darwin Güney Amerika’da geminin uzun süre limanda kalmasını kullanmak suretiyle. Patagonya’da baya ciddi bir arazi gezisi yapıyor. Patagonya’da bakıyor aa orada armadillolar yaşıyor. Bir de bunların ataları olan fosilleri buluyor.
Fosiller devasa yani gliptodon mesela değil mi? Armadillo gerçeği ama bugün karmidoluların yüz katı büyüklüğünde. Sonra bakıyor Patagonya’da kuzeyde yaşayan bizim bebek kuşu diyebildiğimiz rayalar aslında güneyde yaşayanlardan farklı. Fakat ortamlarına daha iyi uyumuşlar.
Ne diyoruz? Enteresan galiba diyor bu türler sabit değil diyor. Falan o kafada yer ediyor. Oradan Pasifik Okyanusu’na çıkıyorlar. İşte malum Galapagos’a gidiyorlar. Galapagos’a bir geliyorlar aa Galapagos’ta bir sürü kuş türü yaşıyor. Bir ispinoz var. Şimdi Darwin bakıyorlar her adada başka tür bir ispinoz var. Ama bunların türü olduğunu bilmiyor Darwin. Hepsini topluyor. Hepsinden örnekler topluyor. Hatta hangi adalardan geldiğini yazmayı da himal ediyor. Bu arada bunlar Valparaiso’dayken güneyde büyük bir dekrem olmuş orada. Darwin’e gösteriyorlar böyle kıyı yükselmiş bir buçuk metre. Darwin diyor ki ya bu Lyall’ın dedikleri hakikaten doğru diyor. Bu dağlar bir seferde olmuyor. Böyle yavaş yavaş yavaş yavaş. Bunlar böyle olurken diyor. Dünyanın da çapımı herhalde büyümüyor diyor. Demek başka yerlerin çökmesi lazım. Herhalde diyor Pasifik Okyanusu çöküyor Antlar yükselirken.
Şimdi Lyall’ın kitabında okumuş Mercan Adaları nasıl oluşuyor? Bu Mercan Adalarının oluşması Lyall şeylere bağlıyor. Çökmüş volkanların kraterleri üzerinde oluşmuş atollere bağlıyor. Darwin diyor ki iyi güzel de kardeşim bu atolleri çok azı yuvarlak. Evvai çeşit atol var.
Bu diyor evet çökmeyle olmuş ama ortalıkta ne varsa onun çökmesiyle olmuş. Ve meşhur atol teorisini yayınlıyor hayatında daha tek bir atol görmeden. Sırf Lyall’ın kitabında ve yani gördüğü deprem yükselmesiyle Pasifikteki çökmeyi dengelemeyi düşündüğü için falan. İşte ondan sonra Galapagos’a gidiyorlar. Ondan sonra geliyorlar Hint Okyanusu’nda. Hayatta ilk defa atol görüyor. Darwin. Nihalaya adasına gidiyorlar. Orada da deli bir İngiliz tek başına yaşıyormuş. Onlar da biraz tartışıyorlar. Herif diyor gelin gidin adamdan falan filan diyorlar yapma Allah aşkına. Sakinci bir yer zaten. Fazla kalacak da değiliz. Neyse bunlar geliyorlar, dolanıyorlar, İngiltere’ye dönüyorlar.
Valla bizimki karaya çıkıyor. Hemen bütün almış olduğu örnekler böyle geolojik örnekler var. Hatta ben mesela Falkland adalarından aldığı örneği kendi elimde tuttum. Robin Cox benim sevgili dostum paleontolog Londra Doğa Tarihi imzesinde koleksiyonları yazarken. Bunlar ziyaretçilere kapalı olan yerler. O dolaplardan birini açtı. Benim elime bir kaya parçası verdi.
Ne bu dedi. Baktım bak Kireçtaş. Fosillerine falan biraz bakayım dedim. Çok yok. Robin dedi bu bizim İstanbul’daki Devon’a benziyor. Çevir arkasını dedi. Arkasını bir çevirdim. Falkland adaları Charles Darwin. Darwin’in topladığı örnek. Gerçi çok mutlu oldu. Devonmuş o. Neyse bu geliyor örneklerini dağıtıyor. Ornitolok yani kuş uzmanı arkadaşlar. Diyorlar ki Charles diyorlar bu getirdiğin ispinozların her biri ayrı bir tür.
Yapma ya diyorlar. Evet diyorlar. Her biri ayrı bir tür. Yani ben bunları variyete zannettim sadece diyor. Bunlar işte Güney Amerika’daki bir türe benziyorlar. Orada Darwin’de şimşek çakıyor ki coğrafi izolasyon yani coğrafi sınırlılar bu hayvanların değişik gelişmesine sebep olmuş. Biliyorsun belki yakın zamanda Peter Rosemary Grant’in çalışmaları yayınlandı. Galapagos ispinozları hakkında. Bu türleşme hala devam ediyor orada. O kadar enteresan ki. Darwin birden güne Amerika’da bulduklarım demek diyor doğru. Yani bu türler sabit değil.
Peki nasıl oluyor ya bu? Niye oluyor? Darwin şey toplamaya başlıyor. Güvercin yetiştiricilerinden, inek yetiştiricilerinden, at yetiştiricilerinden falan diyor ki siz zaman içinde çeşitli ırklar üretiyorsunuz. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Köpek ırkları mesela. Yani bir çivavayı düşün şu kadar bir hayvan bir danuvayı düşün senden benden büyük.
Bunlar nasıl oluyor? Bu yetiştiriciler de anlatıyorlar diyorlar ki efendim biz biraz farklılık gösterenleri izole ediyoruz. O farklılığı çoğaltmaya çalışıyoruz. Onun içinden küçük bir farklılık gösterenleri onu da izole ediyoruz falan. O zaman Darwin diyor ki bu izolasyonla oluyor. Yani küçük küçük farklılıklar izole olarak artıyor. Peki izolasyon nasıl yapacağız? Çoğrafi yapabilirsin.
Bunu bir hızlandırmak için ne yapmak lazım? İşte onu bir türlü bulamıyor. Bir gün Malthus’un meşhur ekonomi kitabını okuyormuş. An Essay on Population. Nüfus üzerine bir deneme. Malthus orada gösteriyor ki, yiyecek miktarı arikmetik olarak artıyor. Fakat insan sayısı geometrik olarak artıyor.
Malthus diyor ki bu süldürülebilir mi durum değil. Yani günün birinde öyle bir yere geleceğiz ki diyor. İnsan sayısı mevcut yiyecekle beslenemeyiz. Ne yapacağız? Hatta bunu Alexander Carlisle okumuş İskoçya’da.
Konuşuyorlarmış ekonomiden iktisat bilimi. Ah demiş iç karartıcı bilim. Malthus’un kitabından etrafı. Darwin Malthus’un kitabını okuyunca, bu böyle oluyor. Bizim suni olarak yetiştirdiğimiz ırklar suni bir seçme yapıyor adam. Bu doğada kendiliğinden oluyor. Nasıl oluyor? Biraz küçük bir değişimle yiyeceği daha kolay bulabilen başarılı oluyor. Ötekileri kaybolmasına sebep oluyor. Buna da doğal seçme diyor. Suni seçme işte bu hayvan yetiştiricilerinin kullandığı yöntemler. Aynı yöntemler doğada oluyor, çok daha yavaş oluyor ama oluyor. Bunun üzerine bilgi toplamaya başlıyor. 1844 senesinde de oturuyor. Bu fikirlerini yazıyor. Bir tanesini Lyall’a veriyor. Bu arada Lyall’ın arkadaş olmuşlar. Ötekini de Henselam’a veriyor. Bir de Harvard’daki meşhur bir botanikçi var, Isaac Ray. Ona da mektupta anlatıyor böyle böyle şeyler düşünüyorum diye.
Lyall bana geliyor ki bana bak Charles diyor. Bunu yayınla diyor. Birisinin daha aklına gelecek bu bunca senelik emek geç olacak diyor. Daha benim veri toplamam lazım bilmem neler. Çünkü Darwin biliyor ki bütün bu yaptıkları hele o İngiltere’nin Victoria dönemindeki psikolojisini o kadar ters ki. Bütün millet üstüme çullanacak diyor.
Onun için diyor bunu sıkı bir şekilde ispat etmem lazım. Lyall diyor ki boşver onu sen yayınla bunu diyor. Sonra beni toplama devam edersin diyor. Darwin korkuyor. Yayınla mı? 1857 senesinde kardeşim şak bir mektup çıkıyor. Kandisiyle daha önce mektuplaştığı Alfred Russel Wallace bu tahsili pek olmayan. Ama kendini yetiştirmiş. Hayatını da Güneydoğu Asya’da İngiltere’deki zenginlerin para vereceği hayvan türlerini toplayıp satarak kazanan bir adam. Fakat çok ilginç bir adam. Yani bu gözlüyordu tabiatı. Onun da aklına geldi lan bu çeşitlilik nasıl oluyor diye. Valla tesadüf o da Malthus’un kitabını okuyor. Aynı şey onun aklına geliyor.
Hemen kısa bir makale yazıyor. Daha önce mektuplaştığı Darwin’i hemen gönderiyor. Lütfen buy Darwin buna bakın diyor. Eğer bu tartışma değer bir şeyse. Bunu diyor Sir Charles’a da gösterin. Bir de diyor Joseph Hukura da gösterin. Darwin bir alıyor mektubu. Çökmüş üzüntüden. Layala mektup yazıyor. Dediğin diyor feci bir şekilde gerçekleştiriyor. Birisi daha bunu buldu diyor. Diyor ki Layala şuna bir bak diyor. Yani diyor hoşuna giderse diyor. Adam diyor yazdığı makalede diyor benim bölüm başlıklarım onun paragraf başlıkları diyor. Bu kadar tutuyor diyor.
Ve diyor tabi benim üstüme düşen derhal diyor bunu yayınlatmak. Onun adı altında. Bu da diyor benim bütün orijinalitimin içine etmiş vaziyettedir diyor. Haklıydın diyor. Çok üzgün. Hukura da okuyor. Bu Layala Hukura diyorlar ki bu olmaz. Çünkü Darwin aynı fikirlere son 16 senedir sahip. Yorumlar aynı.
Darwin’de çok daha fazla haberi var. Ama NIL’inden yayınlamadı. Yani biz söyledik yayınladı. Buna rağmen yayınlamadı. Ama diyorlar yani bu adamı da açıkta bırakmamak lazım. Ne yapmak lazım? Lyle Darwin’e diyor ki bana bak diyor. Senin diyor 1842’de yaptığın bir şey vardı. Bir iskelet. Program. Elsa Grey’e yazdığın mektup var.
Bir de 1844’de bize okuttuğun detaylı bir özet var. Bunlara hiçbir ilare yapmadan bize gönderdi. Peki diyor Darwin. Bunlar şeyin mektubunu da alıyorlar. Ne derler? Wallace’ın mektubunu da alıyorlar. Line cemiyeti toplantısından şöyle bir sunum yapıyorlar. Kronolojik sırayla.
Darwin’in 1842 şeyi. Ana hatları. Sonra Elsa Grey’e yazdığı mektubu. Sonra yazdığı detaylı. Expose 1844’te. Ondan sonra da Wallace’ın yayını detaylı olarak. Ve Darwin ve Wallace olarak.
Bu Line cemiyeti toplantısına sunuluyor. Darwin’in büyük şansı. Line cemiyetin eski başkanı vefat etmiş. Onun için normal olarak Haziran’da yapılması gereken toplantıyı temmuz’a almışlar. Dolayısıyla bu şey yetişmiş. Bu tebliğ yetişmiş buraya.
O tebliğin okunduğu gün Darwin’in oğlu Warren Darwin kızıldan ölüyor. Darwin cenazede. Oğlunun cenazesinde. Katılamıyor buna. Bu pek büyük bir etki yapmıyor. Bu işi bilen adamlar tabi anlıyorlar.
Ondan sonra Lyell geliyor, Darwin’e diyor ki bana bak artık diyor. Şu kitabını adam gibi yayınla diyor. Daha fazla bekleme diyor. Peki diyor Darwin. Ve bildiğimiz The Origin of Species çıkıyor. Çıktığının haftasına bitiyor. John Murray hemen yeni baskı yapmak zorunda kalıyor. Muazzam!
Ve bu İngiliz bilim alemini şak diye ikiye bölüyor. Eskiden Darwin’in dostu olan Richard Owen gibi büyük anatomlar huzurvalıktır diyorlar. Kabul etmiyorlar. Thomas Huxley gibi adamlar. Bu diyorlar bizim yıllardır aradığımız izah. Edward Zitt 1901’deki emeklilik konuşmasında Viyana’da diyor ki ben 1857’de Hocalığa başladım. O zaman diyor bütün paleontoloji Kuvye’nin etkisi altındaydı. 1859’da Darwin’in kitabı yayınlandı diyor. Herkesin fikri değişti.
Ve diyor ben Darwin’i ancak Copernic ve Galile ile karşılaştırabilirim. O kadar önemli bir etki yaptı dünya üzerinde. Bu Darwin’in hikayesi. Darwin özetle kutsal kitaplarda söylendiği gibi insanın böyle bir anda yeryüzüne gelmiş bir tür değil.
Bir maymun türünden onun tabiriyle evrimleşerek oluşturulmuş. Ama onu Darwin’den önce söyleyen de çok. Mühim olan Darwin bu sürecin nasıl olduğunu gösteriyor. Ama mesela Darwin, kitabın adı Türlerin Kökeni. Darwin türlerin kökenini bulamıyor. Bir tür oluşur oluşmaz o nasıl korunur? Eskiler nasıl yok olur onu anlatıyor.
Ama be kardeşim bu yenilik nasıl oldu? O yok. Veya yenilik anne ve babadan yavruya nasıl geçiyor? O da yok. Onu daha sonra Mendel’den öğreniyoruz değil mi hocam? Bunu Mendel’den öğreniyoruz. Ama türün ortaya çıkışı daha da sonra onu da Hugo de Fries’den öğreniyoruz. Mütasyon değil mi? Şu anda mütasyonu çok duyuyoruz. Bu Covid nedeniyle.
Efendim mütasyona uğradı, mütasyona uğradı. Hugo de Fries de mezarından gülüyordur herhalde. Peki Sigmund Freud hocam son olarak. Sigmund Freud ilginç bir adam. Sigmund Freud benim görebildiğim kadarıyla ötekiler gibi bir bilim adamı değil. Çünkü Sigmund Freud’un psikanalizi gözlemle tenkit edilemiyor.
Yani sen Sigmund Freud’un şeyine yattığın zaman, sofasına uzandığın zaman ne söylersen söyle. İşte senin bugünkü durumun küçüklükte başına gelmiş bir seksüel olayın etkisidir neticesi çıkıyor. Ne yaparsan yap. E bu bilim değil. Dolayısıyla ötekilerle pek mukayese edilebilir gibi değil ama etkisi çok büyük oluyor. Çünkü her şeye rağmen psikolojiye adam belli bir hipotez getiriyor. Tek sıkıntı bugünkü sicim teorisi gibi. Peki bu hipotezi yanlışlamak için ne lazım? Onu söyleyemiyor. Onun için de bu bilimsel olamıyor bir türlü. Fakat sosyal bilimler, gerek psikoloji olsun bilmem lazım falan filan.
Sosyal bilimlerde bu sorun zaten çok uzun zamandır var. Yani sosyal bilimler içerisinde hakikaten sağlam temele oturan bir tarih vardır. Neden? Tarih belgeyle konuşuyor. Yani ben ilberciyimin sık sık söylediği bir lafı size söyleyeyim. Metin okuyacaksın kardeşim diyor. Doğru. Ki belgelere ulaşasın. Ne olduğunu bilesin. Değil mi? Tabii metinlerin dışında arkeolojik kalıntılar var, bilmem neler var falan. Şimdi mesela iklim geçmişini çok daha rahat okuyabiliyoruz. Olan bazı olayları iklime bağlayabiliyoruz. Yani tarihle doğa bilimleri giderek iç içe girmeye başladılar. Ki bu kaçınılmaz. Çünkü dediğim gibi tarih de belge istiyor. Sağlama dayanıyor yani. Freud’un belki de bir benzerliği diğer iki bilim insanıyla katolik kilisesiyle o da psikanalize ortaya attıktan sonra o da fırnak içinde popoz oluyor. Çünkü Vatikan’ın iddiasının tam tersine insanın bilinç dışının tarafından yönetildiği. Yani çoğu hareketinin bilinçle değil bilinç dışı dinamiklere bağlı olarak yönlendirildiği. Söylüyor ki zaten orada kilise zurnaya zırt nedir diyor. Evet ama Freud’un söylediğini test ettirip adam yani. Freud’un söylediği ile kilisenin söylediği arasında bilimsellik açısından bir fark yok. Yani iki tane din kavgayı ediyor. Ne yapalım? Bu üçlü için dogmanın mezarını kazanlar diyorlar hocam. Hayır hayır. Freud bu sınıfta değil. Öyle mi? Hayır hayır. Yani Copernic Einstein evet. Darwin evet. Ama Freud aynı sınıfta değil. Dogmanın esas mezarını kazan adam 20. yüzyılda Popper’dir. Yani Popper gösteriyor diyor ki ya kardeşim hani bilim bilimse nasıl olacak bilim? Sürekli kontrol etmek suretiyle olacak. Sürekli kritik yani eleştiriyle olacak. Eleştiremediğin zaman bilim bilim olmadan çıkıyor.
Şimdi biliyorsun fizikçiler birbirlerini yiyorlar çünkü Müstigin Teorisi diyorlar. Öngörülebilecek bir test önermiyor bize. E nasıl kontrol edeceğiz? İstediği kadar her şeyi açıklasın. Test edecek bir şey lazım. Onun için yani Copernic ile Darwin, sen Freud ile biraz daha mukayes edersen mezarlarından fırlanır.
Yok tamam hocam.
Hocam teşekkür ediyoruz.