Türban Sorunu | 2000

Türban Sorunu | 2000 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-IQljZu_Yw4. İyi akşamlar sevgili seyirciler. 32.güne hoş geldiniz. Nihayet bu akşam sizlere Türban Dostyamızı sonunda izletebileceğiz. Nihayet diyoruz zira son iki haftadır Yugoslavia ve Filistin derken dünyanın acil gündemi 32.güne adeta damgasını vurdu. Biz de yayın akışımızı baştan aşağı değiştirip bu son gelişmeleri önemli…

Türban Sorunu | 2000

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-IQljZu_Yw4.

İyi akşamlar sevgili seyirciler. 32.güne hoş geldiniz. Nihayet bu akşam sizlere Türban Dostyamızı sonunda izletebileceğiz. Nihayet diyoruz zira son iki haftadır Yugoslavia ve Filistin derken dünyanın acil gündemi 32.güne adeta damgasını vurdu. Biz de yayın akışımızı baştan aşağı değiştirip bu son gelişmeleri önemli konuklarla bu iki olayı sizlere yansıttık. Perşembe günlerine bir şeyler oldu galiba.
Bu haftada Amerika Temsilciler Meclisi bu sözde Ermeni soykırımı yasak tasarısını oylayacak. Bu oylamanın yayınımız sırasında sonuçlanması halinde hemen Washington’a bağlanacağız ve bütün sıcak gelişmeleri birlikte izleyeceğiz ama bu defa söz verdiğimiz gibi çok konuşulacağını düşündüğümüz Türban Dostyamızı yayınlıyoruz. Zira Türban yıllardır Türkiye’nin gündeminde kimi zaman toplumsal uzlaşmayı bölen bu fay
hattını ekranlarınızda getiriyoruz. Rıdvan Hakan son iki yılda giderek azalan türban eylemlerini ve inançlarıyla eğitimleri arasında sıkışan kızların yaşadıkları dramatik çelişkiyi araştırdı. Türbanlı genç kızlar son iki yılda yaşadıklarını ağır bir mağlubiyet olarak yorumluyorlar.
İşte ilk defa yaşayanların ağzından türban sorunu. Türkiye yeniden aynı filmi, aynı gerilimi ve aynı gösterileri yaşıyor. Yeniden Türkiye’nin başka başka
yerlerinde türban eylemleri yapılıyor. Eylemler yapılıyor ama geçmiştekileri oranla bir eksiklik var. Bu defa ne alanlar doluyor ne de eski heyecan yaşanıyor. Eylemler kimi zaman çocuksu bir havayla, kimi zaman da
madeta futbol sloganlarıyla devam ediyor. Geçmişteki dolu meydanlar iktidara kızgın sloganlar ve İslami taleplerin yerini sulandırılmış siyaset, tenha meydanlar ve umutsuz eylemler alıyor. Ve bu arkadaşlar hepsi bu konuda inşallah virayetli davranacaklar ve o yorumlar içerisinde başarısı ile ilgili olan yorumlar içerisinde bu yoruma inandıkları için bu yorum daatinde
eğitim öğretim haklarını elde etmek için çalışacaklardır. Türbanlılar iki yıl önceki Ekim ayında zirveye çıkan protestoların ardından bugün artık ağır bir yenilgi duygusu yaşıyorlar. İkinci güne yüzü kapalı konuşan genç kız yirmi üç yaşında bir tıp fakültesi öğrencisi okula türbanını açarak gitmeye başlamış. Kendisini yenik hissediyor. Türkiye’de küçümsenmeyecek bir sahip üniversitedeki başoklu kızlar.
Ama çok kısa sürede çok büyük bir oran okula başladı. Bu tabii ki yasağı uygulayanlara bir başarı gibi göründü. Başarıydı da doğrusu. Yasağı direnen kızlar içinde büyük bir mağlubiyetti. Yanından güçlerini kaybettiler. Havaalanında bir Avrupa ülkesine tıp okumaya giden Satı Çoraoğlu ise uçağına dakikalar kala geride
bıraktı. O duyguyu işte böyle anlatıyor. Gitgide ümidimizde kırılıyordu açıkçası. Yani düzeyen bir şey yoktu hala ama ümidimiz hep korumaya çünkü biliyorduk ki biz ne kadar ümit var oldukça Rabbimiz bize yardım edecek ve bir gün bu yasağa kalkacak. O yüzden ayakta kalmaya, dimdik kalmaya, bunların bu baskılara rağmen psikolojik olarak yenilmeye gayret ettik fakat sonuçta insan yani zayıf bir varlık oluyor. Birçok kırıklıklar düşkırıklıklar yaşandı tabii ki.
Türbanlı genç kızlara yenilgi duygusu yaşatan yasak aslında bir uygulamanın yeniden pratiğe geçirilmesiydi. İlk olarak Milli Selamet Partili yıllarda daha sonra da Özel döneminde denilen layık eğitime geri dönüş projesiydi. Bu Özel döneminde denilen bir yasak vardı. Yani okullar için yine eski haline döndü. Okulların eski haline dönüşü sancılı olduğu türban yasanın ilk durağı İstanbul Üniversitesi olmuştu. Yasak konduğunda yetmiş iki bin öğrencisi bulunan üniversitede bin beş yüz altmış beş türbanlı öğrenci vardı. Bunlardan sadece yüz otuz dokuzu hukuki yolu denedi ve dava açtı. Diğerleri yönetimle inatlaşmadı. Ancak asıl çarpıcı sonuçlar sonraki yıllarda ortaya çıktı. Geçtiğimiz yıl iki yüz türbanlı öğrenci üniversiteye kayıda geldi. Ve bunlardan sadece altısı türbanını açmadı. Bu yıl ise sayı yüz elli sekize düşmüştü. Bu öğrencilerdense sadece beşi okul yerine türbanı tercih etti. Bizde şu anda bir başörtüsü
sorunu yok. Ancak asıl sorun Türkiye’nin bin dokuz yüz doksanlı yıllarda bir buz dahiyle hesaplaşmasıydı. İslamci hareket kitleselleşmiş ve siyasal iktidarın alternatif olduğunu söylemeye başlamıştı. Işte bu dönemde türban İslamci hareketi sokağa döken kimi zaman bir kalkan. Başörtüye usanan ele kırılsın. Başörtüye usanan ele kırılsın. Kimi zamanda siyasal bir bayrak gibi algılandı. Başörtü, başörtü, binli yana. Işte bu koşullarda okullarda türban yasağı başladığında İslamci hareket bütün gücüyle sokağa çıktı. Meydanlar dolunca İslamcilerinde keyifli yerine geldi. Bu güce kimsenin dayanamayacağını düşünüyorlardı. Bu yasağı çocuk gibi karşılamıştık. Işte birileri eylemler yapıyor, bağırıp çağırıyorlar. Yani bu sadece bir oyun gibi gelmişti.
Suleymanı bir edeceğiz. Yıldağ’a halin eğitimler dili. Sizinle bir de oluyor. Kadıncağız. Öğrenciler kovkola. Ancak zor oyunu bozmuştu. Türbanı siyasal bir singe olarak gören layık çevreler tepkilerini ortaya koymuştu. Ve bir oyun gibi başlayan okul
bahçelerinde süren bu protestolar zil çaldığında yavaş yavaş sona erdi. Geride okulların haşarı çocukları kalmıştı. Bunu kabullenmek zor oldu gerçekten. Çünkü umudum bir şeydi. Bu şekilde neticelenmesini hiç umuyordum. Düş kırıklığı gerçekten büyük oldu. Ama zamanla kabullenmeye başladım. Yaşanan düş kırıklığının nedeni türban direnişinin adım adım kırılması ve inançla okul arasında sıkışan öğrencilerin büyük çoğunluğunun okulu tercih etmesiydi. İlk önce kendi aramızda kopmalar oldu. Dediğim gibi altı aydan sonra artık herkes kendi kararını verdi. Yani bizler eee gerçekten Türkiye’nin eee sayılı okullarından okullarından birinde okuyorduk. Hepimizin de tabii ki eee kendine ait görüşü eee kendine ait bir dünyası vardı. Hepimiz kendi kararımızı verdik. Eee o dönemde bölünmeler başladı. Açanlara tepkiler oldu ve aradaki ilişkiler koptu. İlk kez okul yönetimleri inatla kararlı ve ısrarlı bir tablo çiziyordu. Işte bu kararlılık türban direnişinin bitmesi için yedi partmıştı bile. Türbanlarına açmayanlar açanlara kızıyordu. Üniversitelerde sorun çıkması nedeni de işte kapalıların sayısı arttı da artık bu işe bir dur demek gerekir gibi bir düşünceyle olduğunu düşünüyorduk biz. Biz eee açılan arkadaşların arkasından eee açmayan arkadaşlarınız da işte madem açış attınız da niye baştan eee kapalı gelip sayıları fazla gösterdiniz? Gibi bir yargı oluşmuştu. Bu bana geldi yani bu yargı. Bazı kız öğrenciler anladığımız kadarıyla baskı nedeniyle başlarını örtüyorlardı. Şimdi üniversitede başlarını açmak zorunda kalışları baskı gördükleri merciye karşı bir eee tür mazeret teşkil etti. Yani kendilerine başlarını örtmeleri yolunda baskı yapan çevreleri biz başımız açıp okumak zorundayız dediler. Ve sadece başlarını açmakla kalmadılar. Bütün kıyafetlerini değiştirdiler. Bakın bu çok ilginçtir. Baş örtüsünü açan öğrenciler aynı anda yere kadar uzun o pardüslerini de çıkarıyorlar. Biz onlardan böyle bir şey istemiyoruz. Kendiliklerinden çıkarıyorlar bunu. Ve altından gayet modern giyimli genç kızlar çıkıyor. Okul yönetiminden ve arkadaşlarından çekindiği için yüzünü göstermek istemeyen bu öğrenci kızı arkadaşları yargılamıştı. Zira o iki yıllık bir direnişten sonra türbanını açtı. Ve beyaz önlüğünü giydi. Ancak o ilk anı okulda türbanını açtığı o günü hiç unutmadı. Başımı ilk açtığım gün okula kayıda gittiğim gün baş örtüsünü kaydımı yapacak memurun önünde açtım. O an kendim olan bütün güvenimi kaybetmiştim. Yani ismimi yazacak elimdeki forma ismimi yazacak halim kalmamıştı. Hiçbir şey düşünemez olmuştum. Sadece bir an önce bu işin bitmesini istiyorum. Yani okula kaydımı yaptırıp hemen dönüp başımı
kapatmak istiyordum. Etrafımda arkadaşlarım da vardı. Beni hele hele öyle görmelerini hiç istemediğim arkadaşlarım vardı. O an için etrafımı karanlık görmeye başladım. Yani kendimden iki metre ilerisinde kapkaranlık görüyordum. Kız öğrenciler başlarını açtıkları zaman onları izleyen erkek öğrenciler vardı. Kayıt yaptığımız yerlerde camların arkasından
yine onlar da öğrencimiz kızları izliyorlar. Onlar dışarı çıktıkları zaman takip edenler, kovalayanlar, tehdit edenler evlerinde çok rahatsız edildiklerini söyleyen kız öğrencilerimiz oldu. Oysa aynı öğrenci kendisinden daha önce türbanını açan en yakın arkadaşına öylesine kötü davranmıştı ki dostlukları perdelenmişti. Yasak sırasında en çok destek bulduğum yanımdaki arkadaşımdı. O sanki karşı tarafa geçmiş gibi oldu. Onunla yaklaşık bir yıla yakın bu dönem içinde hiçbir irtibatım olmadı. Görmek istemiyordum. Yolumu değiştiriyordum. Onu gördüğüm zaman. O bana ihanet etmiş gibi geliyordu. Ama onda da mahcubiyeti hissediyordum. Yani hep başı öndeydi. Hiç gözlerinin içine bakmak istemiyordu. Aynısını ben açıp okula
başladığım zaman da yaşadım. Ailesinin isteğiyle türbanını açan bu öğrenci de türbanını açmayanlar gibi bir anda değersiz görülmeye başlamıştı. Başörtüsünü çıkaran arkadaşlarıma karşı bir üzüntü ya da bir öfke duymadım. Çünkü zaten kazanılmış ya da bizim yanımızda değilermiş diye düşündüm. Yani herhalde değer vermediğim için pozitif
ya da negatif bir şey hissetmiyorum. Binlerce genç kız türban eylemlerine katılmış ancak rakamlara göre her yüz kızdan seksen beşi türbanını açmıştı. Dahası bunların önemli bir bölümü okul dışında da örtünmemiş ve modern yaşam tarzını tercih etmişti. Türbanını açmayanlar özellikle de onları anlayamıyordu. Benim en yakın arkadaşımcısının arkadaşımdı. O ilk başta başını açma kararı verdi. Ve kendisinden
hiç umuyordum bunu. Çünkü çok farklı bir insandı ve ben o kararı aldığını duyduğumda böyle donak aldım yani. Şu anda onunla ilgili bazı haberler duyuyorum. Iıı makyajlı biçimde dekolte biçimde ııı dışarıda gezgine dair ııı yani tesettüre uymayacak. Allah’ın rızasına bence uymayacak şekilde gezdiğini duyuyorum. Ben görmedim. Görsem dayanamazdım
herhalde. Iıı görmedim ama ııı bana anlatılanlar var ve bu beni çok yıktı. Yani anlamlandıramıyorum. Niçin böyle bir değişim yaşanıyor? Türbanını açmayanlar için iki yol vardı. Ya okulu bırakacaklar ya da onları türbanlarıyla kabul eden yurt dışında başka bir ülkede eğitime devam edeceklerdi. Arzu Burcu Bilgis Okulu bıraktı. Birçok kız öğrenciyi ailesi ikna etmiş ve türbanlarını açmışlardı. Arzu’nun babası din adamıydı. Babası eğitimi değil, türbanı seçmesini istemişti. Kızım başını açabilirsin ama bu senin kararın senin hayatın. Ne ııı yönde karar verirsen arkanda olacağız dediler. Ben bu konuda çok şanslıyım. Gerçekten çok şanslıyım. Iıı babam ııı bir din adamı. Iıı o açıdan da bana ııı yol gösterdi. Senin bir mecbire durumun var açabilirsin şimdi. Ama ııı benim gönlüm aslında açmamandan yana diye de ııı notunu ekledi. Arzu da babasının izinden gitti ve tıp fakültesini bıraktı. Şimdi bir ajansla çalışıyor. Satı Çoroğlu ise eğitimine yurt dışında devam etmek kararı aldı. Muhafazakar bir ailede yetişmişti ve yurt dışına ilk gidişinde başarısız olmuştu. İlk giderken çok korkuyordum. Bir belirsizlikti. Sanki belirsizliğe uçulmuş gibi hissediyordum kendimi. Içimde uçağa bindiğimde hatta keşke uçak inseyle ben çıksam uçaktan. Satı ikinci denemesinde başarılı oldu ve bir Avrupa ülkesine okumaya gitti. Türban eylemlerinde medyadan ilgi odağılan Ruhay Bezer yan sağa okulu bıraktı, evlendi ve çocuk sahibi oldu. Aynı okulda, aynı sıralarda ve aynı inançla başlayan bir yaşam serüveni Türbanlı öğrencileri bambaşka hayatlara savurulmuştu. On sekiz arkadaşım vardı gerçekten ııı samimli oldu üniversite döneminde. Şu üç yıl içinde on sekizide ayrı bir
yaşam stiline kavuştu. Kimileri yurt dışında eğitimine devam ediyor. Kimileri burada aç dokunma devam ettiği okullarını bitirdi. Kimileri çok güzel anne oldular, çocukları oldu. Şimdi Türban dosyasının ikinci bölümüne geçelim. Türban ııı dindar genç kızlara inancın bir gereği gibi sunulmuştu.
Kimileri de Türban’ın siyasi bir sembol gibi kullanmaya çalıştılar. Sonuçta bugün Türbanlı genç kızlar okul ile Türbanları arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Onları destekleyenler zamanında alkışlayanlar ve siyaseten arkalarında olanlar ise ortadan yok oldular. Türbanlı genç kızlar ise parçalanmış bir hayatla ve sorunlarla baş başa kaldılar. Rıdvan Akar’ın bu ilginç dosyasının ikinci
bölümünde işte bu genç kızların sonraki yaşamları ve onları
yalnız bırakanlara dönük eleştirilerini bulacaksınız.
Nuray Bezirgen iki yıl önce medyanın en çok ilgisini çeken protestoculardan biriydi. Eylemlerde gözaltına alındı ve yargılandı. Altı ay hapis cezası aldı. Cezası ertelendi. Nuray Bezirgen’e siyasi görüşünü sorduk. Kendim de bir isim takmak gerekirse mücadeleci bir Müslüman olarak görüyorum. Eee dinimi ve eee fikirlerimi eee özgürce yaşayabileceğim bir ortam için mücadele veriyorum. Nuray’ın uğruna mücadele ettiği Türkiye sanımına bakıldığında pek de mücadeleci Müslüman olmak gerekmiyor. Benim Türkiye hayalim eee algı standartlarında eee en az algı standartlarında bir eee demokratikleşme eee hareketinin başlatılıp tamamlanması yani Yargıtay eee başkanı Sami Selçuk Bey’in eee istediği gibi bir Türkiye. İslami ve devrim projesi yerine tesettürlü yüzünü batıya dönen Nuray yine de politik bir kimliği olduğu vurgusunu yapıyor. Oysa arzu burcu bir geç politikadan hoşlanmıyor. Hatta içinde olduğu sanılan çevrelerin biz ve onlar ayrımını reddediyor. Birileri bana dedi ki sen Müslümansın, sen İslami dünya görüşün sanıyorsun. Birileri dedi ki diğerleri senin karşılığın, senin düşmanın. Bu böyle değil. Onun için de ben onların bana sunduğu eee eee yaftayı bana sunduğu başlığı kabul etmek zorunda hissetmiyorum kendimi.
Ben onların eee dediği eee kamptan olmak durumunda değilim. Ancak bu kamplaşma özellikle İslamcı çevrelerde adeta İslami bir toplum projesinin ilk adımı gibi algılanıyordu. Kız öğrenciler yazılarında üniversiteyi İslam’ı tebliğ etmek amacıyla geldiklerini ifade ediyorlardı. Mesela eee latin alfabesini yani yeni Türk harfleriyle yazı yazmayı
kabul etmeyen eee yeniden Arap alfabesine dönülmesi gerektiğini savunan öğrencilerimiz vardı. Eee çok hukuklu sistemi savunan yani eee İslam hukukuyla şeriatla yaşamak istediğini ifade eden öğrencilerimiz vardı. Aslında Arzu’ya ve diğerlerine bu duyguyu hissettiren yalnızlıkları ve aldatılmışlık duyguları oldu. Türban eylemlerinden siyasi bir çıkaruman siyasetçiler onların düşkırıklıklarını daha da
aktırdı. Baştan beri de güvenmiyordum. Haksız olmadığını da gördüm. Hatta onların birçok yanlış konuşmaları yüzünden bizim böyle sorunlarda karşı karşıya kaldığımızı da düşünüyorum. Bizim adımıza kendileri konuştular. Ta yasaktan önce konuştular. Ve yasağı zemin hazırladılar.
Türkiye’deki siyaset benim için ııı yalandan ibaret, senaryolardan ibaret, rol yapmaktan ibaret. Onun için ııı tamamen onlardan uzak tutuyorum kendimi. Yani onlar geldiler bana karanfiller verdiler, güller verdiler, destek yani yalan yalan değildi yaptıkları. Gönülden yapıyorlardı ama ııı gel gelelim ııı ııı ııı ııı ııı ııı ııı benim aleyhime ellerini kaldırabiliyorlardı. Iıı yani o
insanlara pek güvenmiyorum doğrusu. Onun için de onlardan uzak duruyorum. Bu olayı ben hiç o zaman siyas olarak değerlendirmedim fakat gelip de destek veren gerçekten buna bir haksızlık olduğunu savunan ve bu sayede oy toplayan insanlar oldu. Fakat sonradan bizlere ııı hiçbir desteklerini göremedik. Birçok insan sözlerine durmadı. Onlara çok kırdığım. Sözlerinde durmayan sadece siyasetçiler olmadı. Kim İslami görüşlü iş adamları da çıkarları sarsılabilir korkusuyla türbanlı öğrencileri
yalnız bıraktı. Buray Bezirgan meydanlarda kendisine destek için gelenlerle ilgili işte böylesi bir anıya anlattı. Bir sürü siyasi partilerden ııı kişiler gelmişti. Iıı belediye başkanları falan da dahil. Iıı o arada bize işte çok zor durumda kalırsanız bize uğrayabilirsiniz ııı yani iletişim kurabiliriz tarzında birkaç kart uzatılmıştı. Ve ben bir örnek yaşadım bundan. Iıı gerçekten çok zor durumdaydım ve ııı o kişiye sürekli telefon ediyordum. Işveren konumundaydı kendisi. Fakat ııı hiçbir yanıt alamadım ve ben ııı kendisine iletilmediğini falan düşünerek yanına gittiğimde de benim için bir şeyler yapamamıştı. Ama orada herkesin içinde başınız sıkıştığı zaman falan her zaman yanınızdayız. Gelip orada evet karanfil verip iş vermemek herhalde bu oluyor. Özellikle bin dokuz yüz doksanlı yıllarda palazlanan İslami holdinglerde türbanlılardan uzak durmaya başladı. Hatta bugüne kadar bilinmeyen bir gerçeği Nuray Bezirgen fısıldadı. Başörtüsü yasağının İslami çevreler yenitelendirilen ııı kesimde de başladığını duydum. Yani bir çok işte değişimler yaşanıyor. Başörtülü eleman sayısı azaltılıyor. Mümkünse işten çıkartılıyor. Peki türbanlılara yardım eli uzatmayan hatta işten çıkaran İslami holdingler ne yapıyor? Işte bu sorunun yanıtı yine ilk kez ekranlarda ifade edilen bir gerçeği ortaya koyuyor. İslami holdingler vebalı gibi işe almaktan kaçındıkları türbanlı kızları burs vererek yurt dışında okumalarını sağlıyor. Yurt dışında eğitim için ııı çıkmış arkadaşların sayısını bir üç bin diye duydum. Bütün Anadolu’daki kentlerle birlikte düşünülecek olursa diye ııı oturup ııı tespit etmeye çalıştığımız bir ııı rakamda iki bin sekiz yüz üç bin civarında öğrencinin yurt dışına çıkmayı planladığını, ailelerin bu şekilde planlar yaptığını ııı konuşmuştuk arkadaşlarla. Bu öğrencilerin planlananlığı ardıklı olarak İslami vakıtlar, dernekler ve şirketler sağlıyor. Imam hatip mezunları çeşitli dernekler, kulüpler, sivil toplum örgütleri bu şekilde yardım kampanyaları yapıyorlar. Iıı ve bu çocukların bir şekilde ııı tahsil hayatlarının devam etmesini ııı istiyoruz. Bu şekilde kuruluşlar var. Yani ben de maddi durumum, iyi bir iş adamı olsam aynı şekilde davranırım. Öte yandan türbanı inancının gereği olarak düşünen kız öğrencilerse bambaşka bedeller ödüyor. Yalnızlık ve ihanet duyguları ruhlarını yaralıyor. Başımı açtıktan sonra ibadetlerimden tam anlamıyla zevk alamıyorum. Bu belki utangaçlıktan ııı belki bir yerlerde yanlış yaptığımdan dolayı. Içimden bu duyguya atamıyorum. O yüzden kendimi tam olarak ibadetlerime veremiyorum. Ders kitaplarımı ııı bir kısmı hala eski yerinde duruyor. Yani çalışma masamın üzerinde. Zaman zaman başlarına geçip karıştırıyorum. Ister istemez bir özlem oluyor. Bir kısmını ııı özenle paketledim. Bir gün lazım olacak ümidiyle bir dolaba kaldırdım. Iıı bir kısmını da tamamen attım. Ama ııı hala
bir gün bir okula devam edecekmişim gibi notlarımı paketledim ve bir yerde duruyor. Şimdi okul önlerinde cılız eylemler eskisi kadar ses getirmiyor. Zira siyasetçiler iş dünyası hatta arkadaşları onları terk etti. Türbanı siyasal simge ve bayrak gibi kullananlar bugün ortada yok. Türban inancın gereği mi yoksa siyasi bir sembol mü? Kimileri buna Allah’ın emri yanıtını veriyor. Seyit Kutup gibi İslamci ideologlar türbanın İslam devriminin fitili olduğuna
inanıyor. Layık çevreleri ise türbanın siyasi istismara uğradığını artık siyasi bir sembol olarak algılandığını söylüyor. Bütün bu tartışmalar süre dursun bugün üniversitelerde her yüz öğrenciden doksan beşi türbanını açtı ve okula başladı. Acaba bu doksan beş öğrenci dininden inancından mı vazgeçti yoksa bir ilüzyon mu sona erdi? Işte bu soruya verilecek olan yanıt gelecekte bu tartışmalara açıklık
getirecek gibi görünüyor. Aslında inançla eee gençlik, inançla politika birbirine girdiği zaman böylesini gerçekten iç acıktıracak ve insanı son derece rahatsız edecek sonuçlarla ortaya çıkıyor. Bu zavallı genç kızların aslında birer kurban
oldukları açıkça ortada.