Ufuk Alkım Güven – Anadolu’nun Vatan Haline Gelmesi – CS Özel (4)

Ufuk Alkım Güven – Anadolu’nun Vatan Haline Gelmesi – CS Özel (4) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=JLqVVK1mRsg. Manasgirt’ten sonra nasıl bir vetireye doğru gitmiştir ve Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesi hakkında ne söyleyebiliriz? Hani o meşhur söz de vardır ya, tabii Anadolu’nun kapıları açıldı sözü bu şekilde boşa çıkıyor ama Türk yurdu…

Ufuk Alkım Güven – Anadolu’nun Vatan Haline Gelmesi – CS Özel (4)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=JLqVVK1mRsg.

Manasgirt’ten sonra nasıl bir vetireye doğru gitmiştir ve Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesi hakkında ne söyleyebiliriz? Hani o meşhur söz de vardır ya, tabii Anadolu’nun kapıları açıldı sözü bu şekilde boşa çıkıyor ama Türk yurdu olması bir vatan haline gelmesinde Manasgirt’in önemi nedir? Şimdi şöyle söyleyeyim, bu kapı denilince benim aklıma hep şey gelir. Bu Amerikan kovboy filmlerinde adam ayağını vurur da girer ya böyle kelebekli kapıları vardır ya, tarih boyunca Anadolu’nun kapıları hep öyle olmuştur. Böyle bir benzetme yapayım. Niye? Dedim yani, yani çok önemli bir bölge orası ya. Bütün dünyanın ortasında gibi bir şey yok. Tabii o günün bilinen dünyasının ortasında gibi bir durum arz ediyor. Birçok kavim, birçok dinden, milletten, topluluk insan burayı hep ele geçirmek istemiş. İşte hatta Mezhe Potamyole’de sınır olduğu için ilk uygarlıkları tabii bu ne kadar kabul edebilir bir şey bilmiyorum ama hep bu şekilde söylenir. Dolayısıyla çok giyiş çıkış olmuş bir yer artık bir kapı falan da kalmamış, bir kelebek kapıya dönüşmüş. Bu arada antiparantez hep Anadolu kelimesini kullanıyoruz ama yani devrinde acaba Anadolu deniyor muydu, ne deniyordu? Türkiye hibaresi acaba geçer mi? Bu konuda ne demek istiyorsun?
Bir de söyleyeyim, Türkiye hibaresinin geçmeye başlaması 1. Mesud’dan sonradır. 1116-1155 yıllar arasında büyük Selçuklar, düzeltiyorum, Türkiye Selçukları hükümdarı olan 1. Mesud döneminden ilgileniyor. Bu konuştuğumuz devirde hala yok. Tabii ne diyor? Araplar diyor Yunan, hatta Beyazıt’a kadar Rum hatta değil mi? Yani sultanı iklimi Rum diyorlar. Araplar Rum diyorlar. Niye? Çünkü Rumlar orada hani Romalılardan, olum hem Rumlar orada yaşıyorlar.
Türkler Türk ifadesini kullananlar şeyler, Batılılar. Hacıklar kullanıyor, Batılılar kullanıyor, Bizans kullanıyor. Biz kendimiz koymuyoruz yani. Türci Adliye ifade ediliyor. Hatta Ermeniler de Türkistan diyorlar. Dolayısıyla biz vermiyoruz. Bir de şimdi şöyle bir şey var işte. Bir kesim var devamlı Türkiye Selçukları diyor. Bir kesim var devamlı Anadolu Selçukları var diyor. Ben de şimdi yeni bir kesimle karşılaştım. Şey diyor Rum Selçukları diyor mesela. Tabii o kesime de karşılaştım.
Fark etmez bana. İster Rum diye, ister Anadolu diye, ister Türkiye’de. Ama hepsi doğru benim nazarımda. Kimseyi yargılamamak lazım. Çünkü Türkiye’de denilmiş, 1. Mesut’tan itibaren, bin yüzlü yıllardan bahsediyoruz. Anadolu denilmiş, Rum da denilmiş. Araplar Rum demiş. Bir de Araplar bunu diyor yani özellikle. Müslüman kardeşlerimiz bunu söylüyor. Bunu başka biri söylemiyor. Onu da burada ifade etmiş olayım. Göç vakasını konuşuyorduk. Şimdi dediğim gibi Anadolu’nun kapıları kelebek kapı olduğu için gelen geçen belli değil.
Dersli hocamız şey derdi. O kadar topluluk gelmiş gitmişti. Hala adını buraya bugüne kadar verebilmiş başka bir topluluk olmamıştır derdi. Yani Türkiye. Burada bir ırkçılık, bir ulusalcılık yaptığım asla anlaşılmasın. Böyle bir niyetim yok. Ben bir vakadan bahsediyorum. Onu da belirtmiş olayım. Dolayısıyla burası çok önemli olduğu için. Sarsanilerle Bizanslılar, Sarsanilerle Araplar bu bölge üzerinde hep mücadele etmişler. Dolayısıyla bu coğrafya devamlı insanlara gidip geldiği bir yer olması ve devamlı savaşların, muharebelerin olduğu bir coğrafya olma sebebiyle ciddi sıkıntılar yaşamış. Ciddi problemlerle karşılaşmış. Kıtlık olmuş, ticaret durmuş, tekrardan bir yönetim anlayışı inşa etmiş. Bizans sonra muvaffak olamamış. Böyle bir coğrafyadan bahsediyoruz.
Bizans’ın Grekleştirme ve Ortodokslaştırma politikası var. Giliyorsun onlar Grek ve Ortodoks mezhebine mensuplar Hristiyanlar. Süryanileri Ortodokslaştırmaya çalışıyorlar. Ermenileri Ortodokslaştırmaya ve Grekleştirmeye çalışıyorlar. Çok baskıcı bir şekilde yapıyorlar. Bak aradaki fark görüyorsun. Selçuklular ne yaptı? Olan olduğu gibi kabullendi. Devleti tasarlut etmediği müddetçe ona yaşam hakkı verdi. Yaşam hakkını da onun istediği şekilde verdi. Nasıl istiyorsa karşısında köyde verdi. Bizans ne yaptı? Devamlı onlara zulmetti. Hattâ Ermenilere çok güvenmiyor. Ermenileri doğu bölgesinden Anadolu’ya doğru getiriyor. Türklerle Tampon bölgesiydi aslında o. Ermeniler vardı arada. Türklerin Anadolu’ya çok rahat gidebilmelisinin sebeplerinden bir tanesi de budur. Bunu da belirtmiş olayım. Dolayısıyla bölge Bizans’tan inanılmaz şekilde rahatsız. Bizans nazarından baktığımız zaman, Bizans’ta durum bu.
Bir tat kavgaları var. Az önce ifade ettiğim gibi Balkanlar’da başka topluluklarla, toplumlarla, milletlerle, dinlerle mücadele halindeler. Çok fazla da meşgul olamıyorlar Anadolu’yla zaman zaman. Böyle bir durum var. Peki Türkler Müslümanlar nazarından baktığımız zaman neler söyleyebiliriz? Evvela şunu söyleyelim. Göç zorunluluktur Türkler için. Keyfi bir şey değildir. Zorunluluktur. Özellikle de Kıpçak boy birliğinin dağılmasıyla iki kat daha bir zorunluluktur. Dolayısıyla Türkler Anadolu’ya zorunlu olarak gelmişlerdir. Bunu evvela ortaya koymak lazım. Yani şimdi biz Anadolu’da yaşadığımız için şöyle düşünebiliriz. Çoğu insan bunun farkında değildir de. Zihinimiz maalesef böyle çalışıyor. İşte derin devlet vardı. Derin devlet Anadolu’ya doğru yönlendi. Devamlı. Dolayısıyla Anadolu, bizim son noktamızdı artık. Anadolu’ya da geldik, muvaffak olduk. Yok öyle değildi işte durum. Sen Kadim coğrafyasında yaşıyordun. Orada bir problem oldu. Zorunluluk göç ettin. Tam alışık insanlar ama en nihayetinde çok da kolay bir şey değil göç. Onu da ifade etmek gerekiyor. Zorunlu. Peki başka? Topyekun bir göçtür. Ne demek topyekun? Sadece istilacılar, askerler, kumandanlar yok. Çoluk çocuk, erzak sırtlarına alabildikleri çadırları, hayvanları her şeyleriyle gidiyorlar. Bu ne anlama gelir? Ben oraya sahip olacağım anlamına gelir değil mi? Ve geri dönmemek üzere bir yol. Tam ona geleceğim işte. Yani git, geri dönmemek üzere. Gidebildiğin yere kadar git diyorum ya Balkanlar birazcık daha fırsat bulsak illerde. Biz İngiltere’den çıkardık. Belki oraya kadar gidemezdik. Arada deniz var. Yani bizimkiler yine bir şekilde geçerdi yani denizi. Böyle bir durum. Başka? Çok kalabalık. Çok ciddi anlamda kalabalık ve sürekli. Yani
devamlı geliyorlar. Dedim yani. Yani 1167’den çek 1157’lere, 1250’lere belki 1300’lere kadar devamlı bir göç var. Ki Moğollar biliyorsun 1200’lü yılların ortalarından itibaren orada bir göç hareketi daha başlatıyorlar ve tekrardan buraya büyük göçler oluyor. Tabii 1200’lü yılların ortalarından itibaren yapılan göçün başka bir mahiyeti var. Ne o? Mahiyeti var. Ne o?
Çünkü entelektüeller de gelmiş. Alimler de gelmiş o dönem. Moğolların o zulmünden kaçmak için, kurtulmak için değil. Dolayısıyla bunlar Anadolu’nun bir Türk yoldu olmasında ciddi anlamda tesirli olan hususlar. Başka? Haç Seferleri çıkmış 1096’tan sonra. Haçlı Seferleri Anadolu’da bir öteki kimliği oluşturmuş. Yani
Türk kimliği, Müslüman kimliği, Hristiyan kimliği, işte Alman, İngiliz neyse artık. Kimler geldiyse. Daha sonra Türkler burada o siyasi anlamda hürriyetlerini tam manasıyla elde ettikten ve geliştikten, genişledikten sonra ticari faaliyetlere başlamışlar. İlmi faaliyetlere başlamışlar. Mimari faaliyetlere başlamışlar. Dolayısıyla bu da artık buranın Türkiye olarak isimlendirilmesini intihac etmiş, neticelendirmiş. Artık biz buraya Türkiye diyoruz. Allah’ın izniyle de
bir 950 sene daha kıyamet kopmazsa buradayız. İnşallah. Aslında çok da güzel oldu. Güzel de bir kapanış yaptın. Ben bunu bağlayabilmek için işte Anadolu’nun vatan haline gelmesi mevzunda tarihte hep şeye alışığızdır. İlla bir sabit nokta bulma arzumuz vardır. Burada Malazgirt’i önemli bir eşik olarak ifade edebiliyoruz. Ama şunu sormak istiyorum. Şu dönem veyahut da şu tarih tabii bu bir süreç. Bir vatan haline getirme ve yurt haline getirme süreci. Ama artık şu tarihten sonra burası geri dönülmeyecek üzere Türklerin tapusunu eline aldığı bir coğrafya olmuştur diyebiliyor musunuz? Ya şöyle genelde 1176 yılında Mirio Keferlon savaşı vardır. 2. Kılıç Arslan’la zannediyorum
Manuel Komnenos arasında olan bir savaş. Tamam hatırlayamayacağım şimdi Bizans İmparatoru’nda ama Komnenos aynısından olduğunu biliyorum. 1176 yılında bu tabi bu savaş nerede oluyor? Denizli-Isparta arasında bir yerde oluyor yani Ege’de yani. Bu muharebeden sonra artık Bizans’ın o eski gücü kalmıyor. Zaten 1204 yılında 4. Aşist Seferi ile Latinler İstanbul’la istila ediyorlar. Mahvoluyor artık yani tamamen. 1200 Hatta şöyle söyleyeyim. Zannediyorum Klod kayn olması lazım. Bunu 1171’e kadar çekiyor. Diyor ki 1171’den sonra Bizans artık hiçbir şey yapamaz oldu. 1453’i hazırladı diyor mesela. Ya bu tabi şey hani zorlama geliyor. Yani ne derler? Vigis derler herhalde buna değil mi? Yani vigis bir bakış açısı bu. Bu pek mümkün değil ama şöyle de bir hakikati var ama kırdı yani gücünü. 1176 için de bunu söylerler. Tabi milliyetinde bunu Sakarya falan da söylerler. Sakarya meydan muharebesi. Hatta işte aynı tarihte başlamış falan derler. Ben gittim gördüm orayı. Orada zaten Eylül’de savaş yapılmaz. Yani ben Eylül’de gittim. Kafamdaki şapka uçtu. Ben devrildim. Daha da kiloluydu o dönem. Ağustos zaten savaş yapılır yani o coğrafya da Afyon’da. Sakarya taraflarında. Çok soğuk bölgeler. Dolayısıyla öyle çok bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Yani Alparslan işte Malazgirt’i 26 Ağustos 1071’de yaptı. Ben de 26 Ağustos’la 27 Ağustos’da yapayım gibi durum söz konusu
ben açıkçası düşünmüyorum. Buradan açıkça ifade et. Bu biraz Cumhuriyet. Benim de alanım değil. Benim haddim de değil.
Sempatizanlarının aymazlığı denilebilir buna herhalde.