Ufuk Alkım Güven – Malazgirt’in Sonrası ve Neticeleri – CS Özel (4)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Lguk9HMu-zE.
Şöyle söyleyeyim, Bizans’ın 150 bin kişilik ordusundan bahsettik ya, elinde zaten çok fazla bir ordu yok. Yani ne vardı ne yok toplamış gelmiş ve ordunun büyük bir kısmı imha olmuş. Artık Türkler Anadolu’ya girdikleri zaman ciddi bir orduyla karşılaşmayacaklar. Bu birinci husus. İkincisi halkı fakirleştirmiş Bizans kendi eliyle. Niye? Çünkü 150-200 bin kişilik orduyu beslemen icap ediyor senin. Ve bunu yapabilmek için de kendi tebaandan ne kadar işte buğdayarpağı o gün artık ne kullanılıyorsa onları toplaman gerekiyor.
Hatta anlaşma kısmında zaten sorarsın diye tahmin ediyorum. Orada yine anlatırız. Şimdi söylemiş olayım, Bizans İmparatoru’ndan esirledildikten sonra fidye isteniyor kurtulması için, esirliğinin son bulabilmesi için. 10 milyon dinarlar falan kadar bir şey var, ifade var. Diyor ki sultana, ya diyor ben halkımda ne var ne yok aldım diyor. O kadar para yok ki diyor bizim kasamızda. Bu gün ki tabirle söyleyeyim.
Yani ciddi yanında kendi halkını sömürmüş. Dolayısıyla Bizans artık bir haçlı seferi beklemek mecburiyetinde. Öyle söyleyeyim. Yani haçlı seferi gelmeden Bizans hiçbir şey yapamaz. Dolayısıyla zaten 1096 yılından itibaren de haçlı seferleri başlayacak. O zaman Türklere karşı mukavemeti baya bir zedelenmiş. Tabii çok ciddi anlamda zedelenmiş.
O zaman Malazgirt’in neticesi olan o anlaşmaya ve esirlediğim imparatorun da akıbetine dair şimdi soruyu soralım. Bir imparatorun akıbeti nedir, ne olmuştur bildiğim kadarıyla geri gitmesi de mevzu bahistir. Bu insanın hakkına farklı sualler tevdi ediyor. Neden esir edilen bir imparator, bir koz olarak kullanılmamış da geri gönderilmiş. Ve nasıl bir anlaşma şerayeti hazırlanmış?
Şimdi tabii savaşın sonuna yaklaşıldığı zaman çok fazla iddialar var burada. Bunları çok teferruat meseleleri. Bunlara çok fazla değinmeye gerek yok.
Saulteigu’nun bir adamı, kölesi, imparatoru esir alıyor. Bu kölenin de çok çelimsiz olduğu hatta Nizam-ı Mülk’ün karşısına çıktığı zaman dalga geçtiği ya belki bu da Bizans Melik’ini de falan işte esir eder deyip onu böyle istihza ile ona bir muamele de bulunduğu falan ifade edilir. Ne kadar doğrudur şüpheli tabi ama. Söyleyen bu yani o esir, imparatoru ne yapıyor? Esir alıyor. Tabi bu Alparslan’a gidince haber inanmıyor ilk başta. Ya öyle şey mi olur diye yani. Bir de Bizans tarihinde ilk defa bir imparator esir edilmiş. Bu da Türkler’e, Müslümanlar’a nasip olmuş.
Dolayısıyla inanmıyor Alparslan. Esirler, diğer Bizans esirlerinden o büyük komutanın kumandanları soruluyor. Bu gerçekten Bizans imparatoru. Hatta bir tane adamı, Bizans imparatorunun onu görünce direkt ayağına kapanıyor. Ha diyorlar tamam. Bu adam demek ki gerçekten imparator. Tabi Bizans kaynakları şöyle söyler. İşte Sultan Alparslan Bizans imparatoruna çok saygı gösterdi. İşte onunla bir esir gibi değil, onunla bir imparator gibi konuştu. İşte onu sofrasında ağırladı şeklinde. Bizim kaynaklar da abartır.
Şöyle dövdü böyle işte kırbaçladı falan filan. Ama şu olabilir. Ben sana anlaşmak için iki defa üç defa adam gönderdim. Sen anlaşmamı kabul etmedin. Ama bak başına ne geldiğini görüyorsun deyip kırbaç vurması ihtimal dahilinde açıkçası yani. O bir nevi pataklama rivayetlerini sen kabul ediyor musun? Yani bir tarihçi gözüyle bakıyor. Şöyle söyleyeyim. Kırbaçlaması çok mümkün. Niye? Çok öfkelendirmiş yani Alparslan’ı. Alparslan ciddi anlamda öfkeli bir adam. Çünkü Nizam-i Mümük de söylüyor.
Beni korkardım diyor yani. Yarın da diyor bugün de size de Alparslan falan diyor Nizam-i Mümük de öyle bir şey yok yani. Sen öyle adıyla falan hitap edemezsin Alparslan’a. Efendim, sultanım yani. Dediğim gibi yani çok öfkeli bir adam. O öfkesini de bir yerden çıkartması icap ediyor.
Dolayısıyla onu kırbaçlaması çok kuvvetli muhtemelen olarak ben görüyorum yani. Tabi herkes kabul etmeyebilir. Kaynaklar da geçiyor. Onu ifade etmiş olayım. Tabi sonra oturuyorlar konuşmaya başlıyorlar.
Anlaşma falan olmadan önce diyor ki sana ne yaparım? Sultan Alparslan imparatora soruyor. Sana ne yaparım? Üç ihtimal var diyor. Ya beni kendi topraklarında teşhir edersin. Ya beni öldürürsün diyor. Üçüncüsünü söylemeye gerek yok zaten yapmazsın diyor.
Yok diyor. Söyle. Israr ediyor. Tabi ısrar edince Roman Osteogenes diyor ki beni diyor ülkeme geri gönderirsin. Ben tahta geçerim. Sana her zaman sadık olurum, tabi olurum. Sana para öderim, yıllık vergilerimi öderim. Sen istediğin zaman sana diyor asker gönderirim diyor. Peki diyor sen bana ne yaparsın falan hani şey Sultan Alparslan diyor ki ya diyor seni öldürürüm diyor ya da seni teşhir ederdim diyor. Mertmişsin diyor doğruyu söyledin diyor. Ama diyor ben sana diyor üçüncü söylediğini yapacağım diyor. Neyse anlaşma şartları konuşuluyor işte Bizans’ın aylık yıllık olarak Selçuklu’ya vergi göndereceği işte filye esaretten kurtarabilmesi için filye ödeyeceği işte Bizans’ın ele geçirdiği bölgelerin tekrardan Selçuklu’ya teslim edileceği şekilde anlaşma maddeleri oluşturuluyor.
Bu şekilde Sultan daha doğrusu imparator Sultan’ın görevlendirmiş vazifelendirmiş olduğu bir ekiple yüz kişilik olduğu ifade edilir bir ekiple İstanbul’a gönderiliyor. Fakat İstanbul’da gözlerine mil çekiliyor çünkü taht çoktan el değiştirmiş durumda. Zaten diyorum Komnenos hanedanı tam hatırlamıyorum şimdi yalan olmasın. Tabii niye yani diyeceksin yani neden. Çünkü mantılken ilk bakışta bir garip durum olarak gözüküyor. Esir edilmiş bir hükümdar daha avantajlı bir biçimde kullanılamaz mıydı diye de insanın aklına bir sual vaki oluyor.
Şimdi şöyle söyleyeyim. Burada mesela çelişkilerden bir tanesi de benim ilk etapta aklıma gelen şey çelişkilerden bir tanesi de şu. Ya o tekrardan gittiği zaman sana nasıl bağlı kalacağını düşünebiliyorsun. Niye bağlı kalsın sana. Yani o gururunun ezilmişliğiyle tekrardan belki 10 senede toplayacak ama ömrü vefa ederse tekrardan üzerine gelebilir gibi benim de aklıma mesela gelen suallerden bir tanesi.
Fakat şöyle görüyorum ben meseleyi. Başka ne yapabilirdi ki yani hani besleyecek de ne işe yarayacak. Hiç bir anlam ifade etmeyecek. Çünkü uzak bir coğrafya oraya gidene kadar öldürülür zaten.
İkinci bir husus Bizans da zaten tahta başkası geçmiş durumda. Bunu tahmin ettiğini bilemiyorum ama bence tahmin etmiş olmalı. Öfkeleniyor hani öldürüldüğünü gözüne mil çekildiğini duyunca ama kaynaklarda bu şekilde geçiyor. Ama yani tahta o kadar boşluk kabul etmez. Mutlaka biri geçer haber gittikten sonra. İmparator çünkü esir edilmiş yani. Onun artık hükmü kalmamış. Meşhuriyet ortadan kalkmış esir bir hükümlerden bahsediyoruz.
Dolayısıyla gönderiyor. Ha şu olur. Oldu ya anlaşma şartları tatbik edilmedi. O zaman der ki anlaşma şartları tatbik edilmemiştir. Ben de o zaman Anadolu İçleri’nde rahat rahat at koşturabilirim. Muhtemelen bunun meşruiyetini bu anlamda. Yani giderse tamam zaten bana tabi gitmezse de ben Anadolu İçleri’nde rahat at koşturabileceğim için bu bir meşruiyet zemin olur benim için.
Bu bir meşruiyet gibi düşünmüş olabilir. Bunlar tabi yorum. Kaynaklarda açık bir şekilde niye böyle yaptığına dair ben bir şey açıkçası görmedim.
İlk Yorumu Siz Yapın