Zafer Algöz Anlatıyor #5 | Zırtçılar
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RFpxzooiVMU.
İzmir’de Yunan’ı denize döküyor. Kemal Paşa’nın selamı var. Paşam dedim ki sen çok yoruldun ya. Ver biraz da ben denize döküyorum. Doğru diyorsun Haliday. Avralis. İstanbul boğazı komple buz tuttu çocuklar diyor. Dıkı dık, dıkı dık, dıkı dık, dıkı dık. Buz tutmuş denizde. Böyle gidiyorum abi. Adaları sağımı aldım. Dıkı dık, dıkı dık, dıkı dık, dıkı dık. Geldim diyor, sirkeçi diyor diyor.
Trak diye karaya çıktım diyor. Aleyküm selam. Ben kendi ellerime koyuyorum. Dokunma bana. Saygı gösterin mahkemeye biraz. 992’ye 61. Davacı Nebahat Işık. Namusumuz, vicdanımız, insanlığımız ben Osman.
Tabii. Başka ne olacağını sanıyordunuz. İmkansızı yakalama istiyorsan elini kirletmekten kaçınmayacaksın. Evet sevgili Kafa TV izleyenleri. Efendim şimdi size Anadolu’da özellikle bir gelenek olarak devam eden zırtçılık üzerine. Bizzat gidip zaten gördüğüm, tanıdığım insanlardan biri olan Kıyıcı Ünal’ı anlatmak istiyorum. Şimdi bu Anadolu’daki zırtçılık hikayesini ilk defa Uğur Yücel yıllar önce şovunda izlemişti. O zamanki çocukluk yıllarında ta İstanbul’un işte Kandil’li, Mandil’li o bölgelerindeki sıkı palavracılardan edinmiş olduğu bilgileri kendi yapmış olduğu şovda da bizatihi anlatırdı. Benim de ortaokul ve lise yılların Bursa’da geçti. Bursa’da bizim gençliğimizde tarihi yeşil çay bahçesi vardı.
Tarihi yeşil çay bahçesine de zaten gelen müdavimler hep belli işte nargile içenler, kağıt oynayanlar, tavla oynayanlar, okey oynayanlar. Onun dışında da kahverin iki tane müdavim meddahi vardı. Mesela bir tanesi yavruydu ismi. Yavru dediğime bakmayın işte yavru değil öyle 1.92 boyunda falan gardirok gibi bir herif. Müthiş iri, eski futbolculardan George Beste benzer böyle sakallı falan filan. Anadolu kamyonetiyle nakliyet işi yapardı, nakliyecilik yapardı fakat sanki Anadolu kamyoneti değil de Royce Royce’i varmış gibi sürekli de Hacıver takım elbise, kravat hep şık gezerdi. Onun için de lakabı yavruydu. Yavrunun en büyük özelliği kahvede dolduruşa getirmek, dolduruşa getirdikten sonra 150 kişiye tatlı ısmarlatmak, işte Şam tatlı yedirmek, Bursa’nın meşhur tahanlı pidesinden ikram etmek. Bunun için yavruya biraz gaz vereceksin o zaten cami kanat komple satın alırdı ne varsa. Bu kıyıcı Ünal da palavracının kralıydı. Hayatında en sinir olduğu şey birisi buna kıyma artık Ünal, kıydın bize yeter lan dediği zaman ya da arkadan birisi kıyıcı deyince hemen anaavra sin kaf ederdi, acayip kızardı. Yani ben burada bir şey anlatıyorum, beni palavracılıkta itham etmeyin diye.
Biz kıyıcının bu halini bildiğimiz için bir gün Bursa’da arkadaşım Haluk’la arabayla böyle bir çekirge yeşil arasında tur yapıyoruz. Tam yeşil kahveye yaklaşmamıza 500 metre kalan Haluk dedim ki Haluk dedim sağdan bir yanaş dedim şimdi kıyıcıyı gördüm çünkü henardan yürüyordu kahveye doğru geliyor. Arabayla bunun yanından geçerken kıçına bunu bir tokat koydum kıyıcım dedim. Biz gittik görmedi bu zaten kimin vurduğunu. Kahveye geldik oturduk 10 dakika sonra bu da geldi.
Abi ne oldu? Kahveye gelirken başım belaya girdi. Ne oldu abi ya? Ne oldu affedersin iki tane it bana kıyıcı deyip kaçtılar arabayla. Eee bizi anlatıyor. Zannettiler ki arabayla gidince canımızı kurtaracağız. Babacım ben bunları 300 metre sonra trafik ışığında yakaladım mı? O bana kıyıcı denen yavşağı sağa önden böyle kapıdan bir çektim onu bir kafa koydum bana vurmuş anlatıyor. Yapma canım abim dediği yere yıkıldı. Öbürü ne oluyor falan onu da öbür camdan çektim aldım. Bak camdan çekip alıyor bizi. İkisini de kaputun üstüne yıktım kafa kafaya çarpıştırdım. Turist otobüslerini şoförlere elimden zor aldılar. O kadar çok vurdum ki ibnelere parmaklarım kırıldı çocuklar falan diyor. Biz de bakıyoruz vay be abi geçmiş olsun. İtlere bak ya koskoca kıyıcı abi bize bu yapılır mı diye. Kıyıcının en meşhur palabrası buna bayılırdık. Anlat abi anlat abi buna çay kahve. Arada da portakal suyu ya da bir tane tost ikram ettiğin zaman maliyeti düşük. Bir buçuk iki saat milleti yıkar geçirirdi. 1954 senesinde daha sizler ananızın karnında yoktunuz diyor. Bir buz tuttu diyor memleket. İstanbul boğazı komple buz tuttu çocuklar diyor. Deniz ulaşımı durdu kara ulaşımı durdu.
Bursa’dan bir tane tekstilci abimiz var dedi ki. Sultanamamda bir tane musevi bir tüccar abimiz var. Ona ipek kumaş gitmesi lazım saf ipek. Bu ipekleri ona götüreceksin. Sonra da parayı nakintosh alarak alıp geleceksin yapar mısın? Dedim yaparım ama sağlam avantamını alırım tamam mı? E abi nasıl gittin? Biz de sanki ilk defa duyuyormuşuz gibi hep arada gazlıyoruz. E abi e abi. Şimdi bu mitovanların şöyle bir özelliği var.
Hikayelerinde inanılmaz bir devamlılık var abi. Mesela sene 1954 ise 3 gün sonra 55 demiyor. 6 kişiysek 6 kişiydik diyor. Yalova da durdum diyorsa yalova da durdum diyor. Asla o yalandan senaryoya hep sadık kalıyorlar. Büyük bir ihtimalle de evden çıkarken ben bugün ne palavratıyım diye provasını yapıyorlar. Çünkü başköntülü faça verir bir şekilde. E abi bir tane at buldum çocuklar. Atın sana nasıl olma terkisini arkasına kumaşları güzel sardım ipek kumaşları. Yalova’ya kadar geldim Bursa’dan. Karda batı açık. Yalova’da deniz buz tutmuş. Hayvanı yavaş yavaş denizin üstüne indirdim Mahmet. Eee? Dıkı dık dık dıkı dık dık dık dık dık buz tutmuş denizde ben öyle gidiyorum abi. Adaları sağıma aldım.
Bak o kadar doğru ki yani coğrafyayı gözünüzün önüne getirin. Adaları sağıma aldım diyor. Adaları sağıma aldım abi. Zeytinburnu göründü uzaktan diyor. Dimdik yürüdüm kız kulesi sağımda kaldı diyor. Oradan bir tornistan Haliç istikametine doğru geldim diyor. Sirkeci de diyor. Trak diye karaya çıktım diyor. Ya diye diyor kumaşları teslim ettim. Paralıma aldım. Yalvardılar bak kar tipi fırtına. Gel akşam burada kal. Seni misafir ederim. Yok dedim abi.
Benim bekleyenim var. Aynı yoldan geri döndüm. Dıkı dık dıkı dık geliyorum geliyorum. Bu sefer adaları soluma aldım. Abi Yalova Çınarçık istikameti göründü babacım uzaktan geldi. Ulan tam karaya yanaştım. Hayvan bir demire kendini kastı diyor. Neden abi? Hayvan olmasına rağmen hissediyor abi. Çünkü orada buz erimiş kıyya 50-60 metre mesafe var. Deniz var. Hayvan diyor ki bak ısrar etme diyor.
Ünal abi önümüzde su var. Batarız ikimiz de ölürüz. Hayvan kastı kendini diyor. Ulan ne yapayım ne edeyim. Çıkacak başka bir yer de yok. Döndüm tekrar adalar istikametine doğru. Böyle 200-300 metre geriye. Oradan tekrar buna bir tuvalet. Ona bir yol verdim. Tam buzun kırıldığı yerde bunu buradan topuklarım hayvanın karına. Hadi koçum diye bir koydum diye böyle bir havalandık abi. Yalova sahilinde millet kenarda çay ve salep içiyorlardı. Böyle diyor şaşırdılar diyor. Şimdi bu hikayeyi hiçbir bölge anlatsa adam der ki Ünal senden müthiş bir hikayeci olur. Belki de Ünal’ı yanına alır. Müthiş fantastik bir hikaye. E abi sonra sonra Osman Gacı tarafından gitmedim diyor. Deniz tarafı daha yumuşak olur diye Çınarcık üzerinden büyük kumla küçük kumla bursa bak. Yani bunları gerçek olarak daha yumuşatarak anlatıyor. Ünal bir ara ortadan kayboldu. Bir yaz tatili geldik. Ulan kıyıcı Ünal yok ortalıkta. Nerede baba Ünal? Dediler ki abi Libya’ya çalışmaya gitti. Allah Allah. O dönemde galiba 70’li yılların ortalarıydı sanıyorum.
Libya ile Türkiye arasında böyle bir ticari bir yakınlaşma oldu. Kıbrıs barış harekatından sonra. Muhammed el-Kaddafi de Libya’nın imarı için Türkiye’deki inşaat şirketlerine ihaleler verdi ki. Çünkü o zaman Türkiye’ye büyük ambarga uyguluyordu Amerika. Niye 74’te Kıbrıs’a barış harekatı yaptın diye. Muhammed el-Kaddafi de Türkiye’ye finansal anlamda destek olsun diye bütün inşaat işini Türk müteahhitlere vermişti. Biz de biliyoruz ki Ünal abi de işçi olarak çalışmaya gitmiş.
Tam bir sene ortalıkta görünmedi. Bir sene sonra Libya ile papaz olduk. Çünkü bizim oradaki işçilerin paralarını falan vermediler, ödemediler. İşte şantiyelerde işçiler ayaklandı. Ayaklanınca Libya hükümeti devreye girdi. Orada çalışan işçileri ayaklandınız diye içeri attılar falan filan. Sonra devrin başbakanı rahmetli Süleyman Demirel devreye girdi. Muhammed el-Kaddafi ile anlaştılar. Türk hükümeti bütün mağdur olan işçilerin parasını ödemeyi garanti etti. Böylece işi çözdüler. O arada da şey geldi Ünal. Biz Ünal abinin geldiğini biliyoruz fakat nedense cilve yapıyor, pek kahveye çıkmıyor. Yani kendini geldiğini bir göstermiş. Ama hani beni bir arayın sorun hani merak edin diye de bekliyor. Bir vakti geldi bu. Sürekli böyle geziyor yan.
Çünkü normalde hiçbir şey yoktu. Böyle geziyor kahvede. Ne haber çocuklar? Abi hoş geldin falan filan. Hemen tabi etrafına oturduk çay kahve bilmem ne falan. Abi nasıl? Sorma gülüm be. Buralarım buralarım falan nasıl ağır? Abi ne oldu? Oğlum iki tane kaleşnikof tüfeği buraya asıyorum. Bir tane de otomatik. Burada da çift tabanca. Mecburen omurga mı yiyildi dedi.
Ben dedi Libya’da Muhammed el-Kaddafi’nin özel korumasıydım dedi. Sen. Öyle deyince tabi daire biraz daha. Herkes toplandı tiyatro başlıyor. Ee abi nasıl oldu iş? Ya biliyorsunuz ben dedi Libya’ya işçi olarak gittim. Havaalanına geldim herkes patır patır geçiyor. Bana derler ki Ünal gel buraya. Allah Allah. Yanımızda da konsolosluktan biri bizim Türk konsolosluğundan. Ünalcım sen gel. Ne olur? Biz seni işçi olarak buraya alamayız. Niye? Libya hükümetinin sana ihtiyacı var. Muhammed el-Kaddafi’nin özel bir koruma timi oluşturuyoruz. Senin de askerlik sicil belgelerine bakmışlar. 30 metre atış 300 metre atış karanlıkta 300 metre 5000 metre atış yüzdelerin çok yüksek. Tabi oradan kahveden bağırıyorlar. Ünal atış yüzden yüksektir senin. Abi bırak uyuma diyoruz ya. Adam ne güzel hikayeyi köpürtüyor sataşıyorlar oradan. Bana derler ki sen Kaddafi’nin özel koruması olacaksın. Tamam abi olalım dedim. Ben ekmeğime bakarım. Ne kadar para vereceksiniz dedim. 10 bin dolara anlaştım diyor aylık. Güzel. Ee abi ne oldu? Abi diyor bu Kaddafi cins bir herif diyor. Ekşiçek kadar sarayları var. Devamlı kıl çadırda yatıyor. Bu çadırda yatınca biz de yer yataklarında battaniyelerde, tulumlarda uyuyoruz diyor. E peki abi bu adam hani yurt dışına gitmiyor mu gelmiyor mu falan hep açmaz veriyoruz ki anlatsın. Size bir şey söyleyeyim mi dedi. Kaddafi’nin 7 katlı uçan sarayı var. 7 katlı jumbo bir jet var baba diyor. 7 katlı bunu kendine uçan saray olarak inşa etmiş. 1. kat nizamiye gibi diyor askeriye. Gülüyorsun biz 50 kişilik koruma.
2. katta restoran var. Herkes açık. 3. katta spor salonu. 4. katta yüzme havuzu. 5. katta Kaddafi’nin ve kendisinin yakınlarının kurmaylarının kaldığı özel kat. 6. kat ailesinin 7. katta sadece Kaddafi’nin katı. Oraya kimse gidemiyor. Her kata giderken de herkesin özel kartı var. O kartı okutuyorsun. Yoksa giremiyorsun diyor. Allah Allah ee? Abi diyor bir gün niye bir baktım diyor. Restoranda Kaddafi’nin maymunu. Hayvan gelmiş oturmuş insan gibi gitmişler diyor. Gitti diyor tabildoddan yemeğini aldı. Oturdu. Çatalıyla bıçağıyla peçeteyi de buraya taktı diyor. Hayvan diyor yiyor. Allah Allah ben bunu bir takip edeyim. Nasıl geldi buraya? Bu buraya geldiğine göre Kaddafi’nin katındaydı. Demek ki başkan da bununla beraber buralarda geziyor diye kıllandım diyor. Lan diyor baktım diyor. Yok Muhammed ev Kaddafi yok.
Maymun tek başına gelmiş hayvan. Güzel yemeğini yedi abi diyor. Uzaktan seyredin. Sonra diyor aldı peçeteyle böyle ağzını kurladı. Tık atladı. Gitti asansör. Ulan diyorum asansörle bu nasıl çıkacak 7. kata? Çıkış şifresi var ya abi. Tık tık tık böyle bir koydu. Bu şiiiit 7. kata çıktı diyor hayvan. Ki maymun mu falan filan oldu oradan. Arkadan biri sevmez sataş diyor. Yeter ya. Kıyma lan kıyma yeter lan deyince döndü. Ulan dedi Kaddafi’nin maymunu bile senden daha akıldı be. Bak dedi ben burada hikayeyi anlatırken senin oyununu seyrediyorum. Çıkmış taşa yarım saattir dönüyorsun geri zekalı dedi. Ünal abi hayatımızda gerçekten müthiş bir reykti. Geçen sene sanıyorum vefat etti Allah rahmet eylesin. Ama benim yani tanık olduğum hikayelerin içerisinde mesela Anadolu zırtçılar içerisinde bir numaraydı ya. Bir numaraydı. Bir tane de sökeli Ali dayı vardı.
Görürseniz onu da anlatayım hikayemize. Sökeli Ali dayı da büyük palavracı. Diyor ki koy de diyor o Türken ablama haber ettiler diyor. Kemal Paşa’nın selamı var. İzmir’de Yunan’ı denize döküyorum. Ali de yetsin yardıma gelsin diye. Vardım diyor benim diyor Kıratınam diyor. Tıkı tık tık tık diyor. Bornova’nın oradan İzmir’e doğru girdim diyor. Ulan bir baktım müyettirat diyor mahşer yeri diyor kaynıyor diyor böyle.
Asancığa kadar geldim bir baktım diyor Paşa’m almış eline kılıncı. Yunan’ı diyor böyle denize döke döke. Konak istikametine doğru gidiyor. Kalabalığın oradan bağırdım diyor Paşa’m. Paşa’m ben geldim Paşa’m. Hoş geldin Ali dayı diyor. Paşa’m dedim ki sen çok yoruldun ya. Ver biraz da ben denize döküyorum. Doğru diyorsun Ali dayı diyor. Ver bak kılıncı diyor Yunan’ı diyor.
Döke döke ta konağın oraya kadar geldim diyor. En son bir tane Yunan kaldı diyor. Tam kılıncı kaldı konağa yapıştıracağım. Bana dedi ki dur Ali dayı. Yunan da tanıyorum. Dur Ali dayı deyince kaldım diyor. Ali dayı konağın arkasında bir kut altınım var saklı. Onu sana vereyim ben denize dökmem. Anayın avrali süper.
Zırtçılar hikayesi de sonra tekrar devam ediyoruz. Şimdilik bu kadar.
Eyvah.
Şimdilik bu kadar. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler.