"Enter"a basıp içeriğe geçin

1919’DAKİ O YOLCULUK ANADOLU’YU TÜRK’TEN ARINDIRMA PLANINA DARBEYDİ, O PLAN GÜNÜMÜZDE TEKRARLANIYOR!

1919’DAKİ O YOLCULUK ANADOLU’YU TÜRK’TEN ARINDIRMA PLANINA DARBEYDİ, O PLAN GÜNÜMÜZDE TEKRARLANIYOR!

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_w6RyyDCQGE.

Efendim herkese merhaba. Bir on dokuz Mayıs günü biraradayız. Türk tarihi için çok önemli bir günü idrak ediyoruz. Resmi adı Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramı ama on dokuz Mayıs bin dokuz yüz on dokuzu iyi anlayamadan ne yirminci yüzyılın tarihini ne bugünün yirmi birinci yüzyılının
gelişmelerini anlamamız mümkün değildir. Evet bazı insanlar Kuvaimiliyenin yazmış olduğu efsane eee zaferlerden belki de rahatsızlıkla tarihin yeniden yazılmasını istiyorlar. Bence de tarih yeniden yazılmadı ama bu yeniden yazılan gerçek tarih Kuvaimiliyenin ve onun efsane lideri daimi lideri Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’ün bin dokuz yüz on dokuz bin dokuz yüz yirmi iki arasında gerçekleştirdiği şanlı zaferin ve savaşın günümüzde yeniden yapılandırılan bakın tekrar altını çiziyorum. Günümüzde yeniden yapılandırılan bir küresel kumpası nasıl yok ettiğini ve tarihi yüz yıl öteye doğru nasıl adeta itelediğini anlamamız lazım. Size kimsenin anlatmayacağı bir yönden anlatacağım on dokuz Mayıs bin dokuz on dokuzu. Tarih bin sekiz yüz kırklardan başlayan bir süreç. Efendim bin sekiz yüz kırklarda İngiliz ziyonist federasyona doğru dönüşen esasında ilk dini mülhemini yine İngiltere’nin yedinci yüzyıldaki inanç hakimiyetinden alan İngiliz Hristiyan ziyonist hareketini çok iyi bilmeden İzmir’e çıkmış Yunan ordusunu Anadolu’yu kuşatmış ve parçalamış batılıları ve Anadolu’yu Türklerden arındırma politikasını anlamak mümkün değildir. İngiliz Hristiyan ziyonist hareketi bin sekiz yüz kırklardan başlayarak birinci dünya harbinin baş
langıcı ve devamında Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulması için yürütülen ve Theodor Herzl dinlen eee şahsın liderliğinde İsviçre’den nemalanarak yükselen dünya Yahudi Kongresi çerçevesinde Osmanlıyı parçalama ve bu parçalamanın devamında da Filistin topraklarında bir Yahudi yargıçım ve devleti kurma hedefindeydi. Niçin? Evanjelik Hristiyan anlayışa göre ki bunu kutsal kitapları İncil’deki bir takım eee ayetlere göre
dayandırıyorlar. İsa Mesih’in yeniden dünyaya dönmesi ve bütün dünyanın bütün dünyanın Yahudiler başta olmak üzere bütün dünyanın Hristiyan olması için Kudüs’ün ve Filistin topraklarını topluca bir Yahudi kontrolüne Yahudi egemenliğine
geçmesi gerektiğine inanıyorlar. Bu bir armageddon kavgası yaratıyor. Yani eee bizim Cehun’da Mete mi yazmıştı? Yanlış hatırlıyorsam şey yapın Tanrı’yı kıyamete zorlama düşünceleri falan bunlar. Evanjelizm. Günümüzde aynen varlığını koruyan özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir siyasi güce dönüşmüş olan evanjelizmden bahsediyoruz. Donald Trump döneminin açık örneğidir. Işte bin dokuz on altı itibariyle savaş kabinesi olarak adlandırılan İngiliz hükümetinin başbakanı ve Downing Street ten number’ın ikamet unsuru Lloyd George başbakan bir Hristiyan Siyonist’i Ayrıca Theodor Herzl’in hem yasal danışmanı hem de çok yakın arkadaşıydı. Ve İngiltere başbakanı olduğunda bir numaralı hedefi Fransa’yla beraber yürüteceği o savaş sonucunda
Hicaz ve Bütta ve Filistin başta olmak üzere Mısır’da başta olmak üzere bütün bir Ortadoğu’dan Türklerin ve Osmanlı idaresinin yok edilmesi ve orada işbirlikçi Arap kabilelerinin şefleriyle beraber kurulacak bir sistemde İsrail’in yapılandırılması vardı. İsrail’in
yapılandırılması planı bin dokuz yüz on yedi yılında Lloyd George’un Dışişleri Bakanı Balfour’un yaptığı bir deklarasyonla zaten ilan edilmişti. Balfour deklarasyonu bin dokuz yüz on yedi. Ve bu deklarasyon açıkça ve net olarak İngiliz hükümetinin Filistin’de bir İsrail devleti kurulması
için gereken bütün zemini oluşturacağını dünyaya duyuruyordu. Bu deklarasyon bin dokuz yüz on sekiz yılında Fransa ve dönemin İtalyan hükümetleri tarafından onaylandı. Yedi Ekim bin dokuz yüz on sekiz günü de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Thomas Woodrow Wilson tarafından kabul edildi. Yani bin dokuz yüz on sekiz yılının Ekim ayına geldiğimizde dönemin İngiltere Başbakanı Balfour tarafından ilan edilmiş olan İsrail’in kurulması ve yapılandırılmasına ilişkin deklarasyon dönemin diğer sömürgeci güçleri tarafından da onaylanmış bulunuyordu. Zaten ikinci dünya harbinde Nazia Almanya’sının Yahudilere karşı gerçekleştirmiş olduğu Holocaust’u bahane ederek hemen akabinde savaşın bin dokuz yüz kırk sekiz yılında İsrail’i Filistin topraklarında yapılandıran görüş bu görüştür. Ve o yapılandırmayı yapanlar bugün de İsrail devletini en yakın müttefiklora olarak her zaman karşımıza çıkıyorlar.
Özellikle Amerika Birleşik Devletleri bayrağı bayağı da İngiltere’den almış gözüküyor. Şimdi bütün bunların bin dokuz yüz on dokuz on dokuz Mayıs’ıyla ne alakası var? Çok büyük bir alakası var. Yedi Mayıs bin dokuz yüz on dokuz. Yedi Mayıs bin dokuz yüz on dokuz Paris. Amerika Birleşik
Devletleri Başkanı Wilson, İngiliz Hristiyan Siyonist Başbakan Lloyd George ve Fransız Clemenceau Fransız Başbakan bir toplantı yaptılar. Ve esasında bu toplantı sonuçları itibariyle çok böyle bu şekliyle ilan edilmemiş olsa da Anadolu coğrafyasındaki Müslüman Türk varlığının kademeli ve sistematik bir biçimde ortadan kaldırılmasını öngören bir planı gösteriyordu. Zaten Sevr anlaşmasıyla Türklere çok küçük bir bölge bırakılmıştı. Ve yedi Mayıs bin dokuz yüz on dokuz günü o bölgeye de Türklerin değil Amerikan manda yönetiminin manda yönetimi mandeyti yani bağımlı yönetim demektir. Amerikan manda yönetiminin eee hakim olması böylece Türklerin zaten İstanbul işgalatında padişah yok olmuş. Bir de Türklere bırakılmış olan o küçücük orta Anadolu bölgesinin de Türklerin hakimiyetinde fiilen olmaması Anadolu’nun da o bölgesinin Amerika mandasında olması ve bu bölgede de bir Pontus Ermeni Cumhuriyeti de dahil yeni cumhuriyetler yeni Hristiyan devletlerin oluşturulması öngörülüyordu. Açık ve net söylüyorum. Veni Seriös’te yapılan bütün anlaşmalarda, bütün görüşmelerde İngiliz Hristiyan Siyonistlerin yaptığı tek şart İzmir’e çıkacaksınız. Küçük Asya’yı kontrol altına alacaksınız ve Yunanistan şimdi sıkı durum kurulacak olan İsrail’in bir numaralı güvenlik garantörü olacaktı. Yani İngiliz kabinesi ve Lloyd George Yunanlılara ki bin sekiz yüz yirmi birden beri Yunanistan’ın bağımsızlığını falan
İngiltere destekliyordu zaten Fransa’yla beraber ama o işte İzmir’e çıkma izni İzmir’e çıkma yetkisi verdiklerinde Yunanlılara öngördükleri tek şart kurulacak olan İsrail’e garantörlüktü. Bunun devamı Anadolu’nun doğusunda bir ııı Ermeni devleti kurmak, Trabzon ve Karadeniz hattında da bir Pontus Cumhuriyeti oluşturmaktı. Bütün bunlar diğer bölgelerdeki işgallerle de buluşturulduğunda kurulması planlanan İsrail devletinin güçlü bir Müslüman nüfus tarafından tehdit edilmesini önlemek amacıyla Anadolu’nun
belki de elli altmış yıla varan bir süreç içinde bin dokuz yüz on sekizden sonra tamamen Türk süzleştirilmesi veyahut bu coğrafyada yaşayan Müslüman Türk kültürünün ortadan kaldırılması öngörülüyordu veya insanlarıyla beraber. Işte on dokuz Mayıs bin dokuz on dokuz günü bandırma vapuruna binip eski ve hakikaten bakımsız bu gemiyle kızgın ve fırtınalı bir Karadeniz yolculuğuna çıkan üç gün üç gece boyunca sürekli çalkalanan sinoptada durmayıp Samsun’a kadar devam eden o mavi gözlü paşa bin dokuz yüz on dokuz bin dokuz yüz yirmi iki arasında gerçekleştirdiği dünya tarihinin bırakın Türk tarihini, dünya tarihinin en büyük savaşını gerçekleştirerek bu planı bozdu. O yüzden hiçbir zaman Mustafa Kemal’i sevmediler. Hiçbir zaman Kuvvayı Milliye ruhunu sevmediler. Çünkü yüz yıl önce yapacakları şey bin dokuz
yüz kırk sekizlere kaldı. Bin dokuz yüz kırk sekizlerden sonra yaptıkları da hiçbir zaman Türklerin buradaki varlığı nedeniyle yerli yerine oturamadı. Bugün Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ana mücadele kaynağının tam
bağımsız bir cumhuriyet olduğu özellikle Sivas Kongresinde Amerikan mandajlarını nasıl yer ile yeksan ettiğini anlamadan cumhuriyet tarihini anlamak mümkün değildir. O dönemde daha sonradan rejimin iki numarada adamı olarak ilan edilen İsmet’in önünü Kazım Karabekir’e yazdığı bir mektupta Anadolu coğrafyasının ve İstanbul’un nasıl büyük bir çaresizlik içinde olduğunu anlamak mümkündür. Bakın Fahri Hrıfkı Atay’ın Çankaya Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar İstanbul baskı bin dokuz yüz altmış dokuz yıllı kitabı sayfa yüz doksan üç yüz doksan dörtte İsmet Paşa’nın Kazım Karabekir’e yazdığı o mektubun iki paragrafını okuyorum. Eğer
Anadolu’da halkın Amerikanlara herkesi tercih ettikleri zemininde Amerika milletine müracaat edilse pek ziyade faydası olacaktır deniyor ki ben de tamamıyla bu kanaatliyim. Bütün memleketi parçalamadan Amerikan’ın yönetimine murakabesini tevdi etmek, vermek, yaşayabilmek için yegane ehven çare gibidir. Mustafa Kemal bu mektup bu tür
bir düşünceyi Erzurum Sivas’ta yıkıp Ankara’da meclisi kurarak dağıtan adamdır. O sadece bu tür bir düşünceyi dağıtmadı. O aynı zamanda Hristiyan Siyonizmin bugün de karşımıza Donald Trump’ın Rahip Branson hikayesiyle karşımıza çıkan evanjelizmin yüz yıl önceki büyük öyküsünü, büyük planını yer ile yeksan etti. Dokuz Eylül bin dokuz yüz yirmi iki İzmir’e giren Kuva İmilya ordusu esasında İngiltere’nin ve bağlantısında Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İtalyanların fazla da ııı günahını almayalım on iki adalar hariç büyük bir planını yıkıyor ve Siyonizmin bugün
sergilemekte olduğu görüntüyü ertelenmesine neden oluyordu. Bunu yani bütün tarihçiler açısından baktığınızda işte Çöl Kirkisi, Diyas, Laurens, işte onun ortağı Suudi Arabistan’ın korucu ııı Kralı Faysal, ııı Hicaz Emir’i deydi Şerif Hüseyin. Bütün bunlar bu planın birer parçasıydı. Eğer Osmanlı’ya ihanet eden Arap şefleri bugün her biri devlet başkanı olarak karşımıza çıkıyor. Sözüm Katar’dan hariç. Iıı o ihaneti yapmasalardı, Siyonizmle ortak olmasalardı, Orta Doğu kan ve gözyaşıyla yaşanmış bu yüz yılı yaşamayacaktı. Işte Mustafa Kemal’in on dokuz Mayıs
bin dokuz on dokuz yolculuğu budur. Ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle bin dokuz yüz yetmiş dört Kıbrıs harekatından sonra kademeli olarak her şart altında olumlu olumsuz bütün faktörleri bir kenara bırakarak iyi kötü güçlenmesinin karşısında gördüğümüz manzara bin dokuz yüz on yedi on dokuz hattının aynısıdır. İzmir’e çıkmış Yunan ordusunun yerini bugün kendisini İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin uydusu haline getirmiş günümüzün Yunan ordusu o günlerin Filistin’ine dönük mücadelesinin insanlarının yerini Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve ııı
İsrail ittifakını kurup arkasında kapı gibi duran Amerika Birleşik Devletleri içermektedir. Herkes Pontus soykırımından falan bahsediyor öyle mi? Peki ben size onu da söyleyeyim. Bin dokuz yüz on sekiz hattında Amerika Birleşik Devletleri’nin arkadaşlar Boğazlar Karadeniz hattını tutmuş tam yirmi dokuz savaş gemisi vardı. Ve bu
gemiler İngiliz ve Yunan donanmalarıyla birlikte Anadolu coğrafyasının kuşatması için kullanılıyordu. Özellikle dönemin Sovyetler Birliği lideri Lini Mustafa Kemal’e o silahları ııı İnebolu üzerinden ve Karadeniz’in diğer bölgelerinden büyük zorluklarla yetiştirebiliyordu. Çünkü kuşatmanın temelinde Anadolu’nun silahsız bıraktırılması ve Türk milletinin bu coğrafyadan
atılıp gönderilmesi vardı. Aynı dönemde Türk milleti Pontus’culara karşı bölgedeki Ermeni ve Rum çetelerine karşı büyük bir savaş yaşanıyordu ve bin dokuz yüz yirmi ikiye geldiğimizde Kuva’y Milliye bu savaşı kazanmak üzereydi. Ne yaptılar? Ne yaptılar? Söyleyeyim. Yedi Haziran bin
dokuz yüz yirmi iki USS Macfarnat geminin adı. Savaş gemisi. USS Sands USS Sturtervant. Üç tane Amerikan gemisi on Yunan savaş gemisiyle birleşti ve oradaki çetecileri korumak için yedi Haziran bin dokuz yüz yirmi iki günü Samsunlular, Trabzonlular bu tarihleri unutmayın. Sizin şehirlerinizi bombaladılar. Amerikan gemileri bombaladı. Yunanlılarla beraber. Bugün Doğu Akdeniz’de Ege’de Konstantin Kriakos Mitsotakis’in son ziyareti çerçevesinde üç dakika ayakta alkışlanmış değil mi Mitsotakis? Amerikan konu daha da çok alkışlasınlar. Biz bu tarihi gelmiş Gazi Mustafa Kemal’in liderliğinde bütün bu yaptıklarının hesabını o gün almış, Lozan’da hepsinin kafasını masaya değdirmiş bir milletin çocuklarıyız. Kimse falavratmasın. Hikaye budur. Ve bin dokuz yüz yirmilerde karşımıza çıkmış kim varsa kim varsa onlar tekrar karşımıza
çıkmaktadır. Kuvailliğinliğe mücadele demektir. Uzlaşma değil. Bin dokuz yüz yirmilerde bu Anadolu coğrafyasını Türk’ten arındırmaya kalkmış ne kadar güç varsa onlarla mücadele demektir. Sonsuza kadar uzlaştığınızda sizi esir
alırlar. Uzlaştığınızda yok olursunuz. Kalın sağlıcakla.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir