Dr. Vedat Milor: “Ayrıca iklim değişikliği dünya için ciddi bir sorun”
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8Qg7a21s08A.
Fransa Önemi’ne veriyorsun ve işbirliklerinden başlıyorsun ve 2 Niyaha Savaşı’nın hemen sonrası Fransa’da devretin en güçlü olduğu dönem. Diyorsun ki masanın etrafında sivil toplum da yer alıyordu. Fransa Türkiye örneğini karşılaştırdığının için bunu daha rahat söyleyebileceğini düşünüyorum. Türkiye’de sivil toplum yeterince yer alabiliyor mu bu masalarda? Alabildi mi? Giderek güçleneceğine giderek zayıflıyor mu? Niye? Ekonomik bir mesele oluyor.
Ekonomik’in paylaşılığından bir tanesi sindikalar, bir tanesi tüsiyat, bir tanesi… Mesela bizde bunlardan herhangi birisi bir ağzını açtığı zaman tüsiyat ederek, sen işine bak. Şimdi konu ekonomiyse tüsiyat ederek işine bak, ekonomi. Sen işine bak meselesi. Başka yerlerde ne derece geçerli? Biz diyoruz ki devlet çok güçlü, bizde ondan. Devletin güçlü olduğu başka yerlerde var. Oralarda da aynı yapımı senin baktığın dönemde yoksa biz orada da daha mı rahat?
Çok önemli bir soru sordunuz. Yani gerçekten. Ve burada belki de az gelişmişliğimizden yaptığımız en büyük hatanın, hataların şeyi burada. Anahtarı burada. Ve çok ciddi bir kavram kargaçısı var. Güçlü olmak demek devletin katalizör rolü oynayıp,
önemli kararları o kararlardan etkilenecek oyunculara, aktörlere, örgütlere yaptırıp kendi aradan çekilmek. Güçlü devlet bunu yapar. Yani onları bir araya getirip konsensus sağlaması. Sağlık konusunda bir şey yapılacak, plana girecek önemli hedefler saptanıyor.
Sağlık sektörü, özel hastaneler, devlet hastaneleri, çalışanlar, doktorlar bir araya gelir. Onlar yapar, onlar verirler. Hükümet belki genel parametreleri verir devlet. Yani amacımız, hedeflerimizden, anlaşılır. Sonra aradan çekilir. O aradan çekilmeyi bilmek güçsüzlüğün değil güçlüğün ifadesidir. Güçlü devlet bu demek. Mobilize eden, konsensus yaratan devlet. Yani bir yerde neredeyse kendini gereksiz kırıyor. Soft-pubber dediğimiz yumuşak bir şekilde süreci idare ediyor ve sonra uyguluyor. Diğeri ise hükmeden bağıran, çağıran, başkalarına kendini kötü hissettiren, ceberrut dediğimiz o aslında güçsüzlüğün ifadesi ve geri kalmışlığın acizliğin ifadesi oluyor. Çünkü bunun nedenlerine girmek istemiyorum. Kendimi oyuncu olmak istiyor, aşağılık komitesinden dolayı ondan büyük zekme alıyor. Patron beni mi demek istiyor ve günde bir şeyin filminde vardı Jack Nicholson’ın. Özellikle şey gidiyor, Delcha ömrüne her gün en yakışıklı sensin, en güçlü sensin dedirtiyor. Öyle tatlı oluyor. Çünkü hayatta eziliyor. Onun gibi belki bizimkiler de onu mu istiyor yani? Aman efendim en büyük sizsiniz, her şeysiz karar verirsiniz. Hayır.
Bunlar toplumu ilgilendirip için devlet o katizör rolünü oynar. Mobilize ettikçe, o rolü oynadıkça güçlenir aslında. Kurumsallaşır ve saygınlaşır. Bu bence çok önemli bir şey. Çünkü buradaki güçlülük, güçlülük değil işte hükmeden, emreden, korkuttan, yıldıran başkalarına ve sonunda ne oluyor?
Hani bazı insanlar vardır ya kendileri söylerler, kendileri inanırlar yaptıklarını. Onun gibi bir durum oluyor ve şey bir durum oluyor tabii ki yani burada ama kabahatin bir kısmı da sadece devletin dışında bizler de kabahatliyiz. Çünkü bu düşündüklerini söylemiyoruz yani özellikle Türk İş Kesimi gördüğüm kadarıyla, koskoca holdinglerde de gördüm.
Gerek holding başkanlar davranışları, gerek de holding başkanlarının da şey davranışları karar vericiye şeyin çok dışında yani farklı batıda gördüğüm normalinin çok dışında. Çok el etek örtmeye, ondan sonra özel çıkarlar peşinde koşmaya yönelik. Kurumsal olmayınca işte. Kurumsal olmayınca öyle oluyor. Kurumsal değil çünkü özel işte. Aman efendim bizim şu marine işini de halletseniz. Yani marine sektörünün işi değil de bizim marine işi olduğu zaman böyle oluyor.
Böyle oluyor evet marine sektörü olduğu zaman marine sektöründe herkes birleşir. O zaman da açıktan yani o zaman bir de başta dedik ya sosyal güven, ne demektir şey sosyal sermaye güven tazelemesi. O zaman o güvensizlik de olmaz yani falanca filanca yakın olduğu için yeğenin bilmem ne. Yani öyle söylentiler de çıkmaz. Açık masa da tartışılır. İhale yapılacaksa açık bir şekilde yapılır. Sektördeki herkes katılır. Oyunun kuralları saptılır. Ona göre yapılır. Yani bu gizlilik kişiselleşmesi olayların sektördeki tüm oyunculara danışılmaması güçsüz devletin MR’leri aslında. Devletin güçsüz olmasın. O yüzden de zaten hükümet değiştiği zaman her şey yeniden başlıyor bütün şeyler yeniden başlıyor. Bütün bir emek boşa gitmiş oluyor. Bütün bir emek boşa gitmiş oluyor.
Orada güçlü bir devlet yok yani o devametten geleni yok. Tabii biz kişisel olarak da görüyorsunuz mesela bunu. Diyelim bir kuruluş bizim şu anda öyle bir durumumuz var mesela. Bir imza gerekiyor. Bir türlü gelmiyor. Belli bir kuruluştan Adalar Belediyesi’ne görüş bildirmesi lazım. Olmadı. Niye olmamış? İşte başkanı değişmiş. Hadi yeni baştan. Başta bir 8 hafta daha bekle.
Yani bir kişinin değişmesiyle çok ciddi işler aksıyorsa bu orada bir sorun var demektir. Evet. Bir de kitapta ilgimi çeken şeyden bir tane şey oldu. Fransa planlamacı devletçi yapısı güçlü planlama güçlü devlet yapısıyla gelen bir şey. Fakat az önce sizin de söylediğiniz gibi Avrupa Birliği’nin oluşması Avrupa Birliği’nin giriş Avrupa Birliği’nin güçlenmesi önce bir demircilik birliği olarak başlayıp
arkasından bir ekonomik birlik sonrasında da bir siyasal birliği dönüşmesiyle beraber bayağı ciddi bir merkezi otoritelerin ya da yerel hükümetlerin güç kaybı ya da yaptırım kaybı ya da kurallar bütününün değişmesi kural koyuluyor. Mesela ekonomilerine tek başına hakim olan Avrupa Merkez Bankası diye bir şey çıkıyor. Bu büyüyen yapılar nasıl etkiliyor?
Fransa Avrupa Birliği’ne girerek bu planlama geleneğinden vaz mı geçmiş yoksa güçlendirmiş mi Almanya bu öbürünü nasıl büyümek ortak bir pazar ortak bir siyasal yapı hale gelmek nasıl etkiliyor planlamayı? Fatih Bey bu da çok güzel bir soru. Şöyle yaklaşıyorum bu konuya ben. Büyümeyle gelişmeyle hükümranlık aynı şeyler değil.
Mesela Belçika’yı alın çok gelişmiş bir ülke ama kendi ekonomik politikasında hakim değil yani iyice global çarptırın parçası olmuş. Bu dediğiniz anlamda kendi başına çok küçük düzeyde planlama yapabilir ancak belki şey düzeyinde yapabilir çok yöresel düzeyde yapabilir ya da Avrupa Birliği’nden geçmeli yaptığı işler. Buna karşılık tam ters örnek veririm Kore fakat Kuzey Kore.
Güneyde Kuzey Kore tam manasıyla hükümran bir ülke. Bu çok mühim çünkü bugün de ilginç bir şey var. Bu konuda Branko Milanovic vardı dünyanın en kısmından da tanıdığım arkadaşım çok da değerli bir iktisatçı. Putin’i anlamak diye bir şey yazmıştı. Mesela Putin için önemli olan şeyde birçok şeye girdi.
Rusya mesela Avrupa’daki birçok örgüde gelirler devamlı azarlandılar. Hükümranlık o yüzden ekonomide büyüme azalsa bile Rusya’da önümüzdeki üç beş sene onun için o kadar önemli değil. Hükümranlık önemli. O yüzden bazen bu hükümranlıkla gelişme aynı birbiriyle çelişebiliyor. Planlamanın başında hem hükümranlıkla gelişme mümkün oluyordu. Sonra şimdi dönem geldi globalleşme döneminde giderek şey zorlaşmaz. Birinden vazgeçeceksin. Planlama o anlamda da kendi başkasının kurbanı oldu diyorum. Yani geniş bir saldı kendi ama bu son dönemde tekrar daha önce konuştuk. Ortaya çıkıyor. Yani belki eskiye göre şey modelleri gelecek. Yani Belçika’da bile belki yani büyümeden biraz daha vazgeçebiliriz. Planlamayı belki başka amaçlarla da kullanabiliriz hükümranlığı arttırmak için. Başka derken sosyal adalet çünkü şeyden özellikle covid ve şey sonrası bu tedarik zincirlerin kırılması sonrası hayat pahalı var ve giderek bir de covid sırasında daha herkesin fark etmediği eğitim eşitsizliği çok ortaya çıktı. Onun sonuçlarını göreceğiz. Bu çok ciddi bir konuya.
Bu krizi tabi ki yani çok ciddi bir zaman görüyoruz. Evet bu konulara baş etmek için hükümranlığa ihtiyaç olacak.
Çok ilkel ardı.