Osmanlı borçlanmaya ne zaman başladı? Prof. Dr. Şevket Pamuk yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=1TqFfdiYNXo.
Peki Osmanlı’nın dış borçlanması. Osmanlı ne zaman yani bu meşhurdur işte Cumhuriyet’in neredeyse 1960’lı ayda ödeyemeyiz bir borç var. Osmanlı borçları Lozan’da bizi intikaya ettiğini bildiğimiz. Osmanlı ne zaman borçlanmaya başlıyor? Uluslararası, milletlerarası, devletlerarası borçlanma ne zaman dünyada bilinden uygulanan bir sistem hale geliyor? Evet aslında Avrupa’da borçlanma bin senedir var. Devletler arası? Hayır, devletler arası değil, bankerlerle devletler arası. Yani şöyle diyelim, Ceneviz bankeri İspanyol devletine borç veriyor. İngiltere’ye verir, Belçika’ya verir. Bankerler veriyor. Bankerler veriyor. Mesela meşhur Warburg vardır değil mi Warburg? Birçok banker var. Ceneviz, Venedik, başka, Florensa, buralarda bankerler. Ama Osmanlılar 19. yüzyıla kadar bu ilişkilerin bir parçası değiller. Girmek istemiyorlar, belki öbürleri de Osmanlıya borç vermek istemiyor. Bu Osmanlı bu şeyin parçası değil. Bu Hristiyan dünyanın bir işi bu borç alıp vermek arasında. Artık tam ona bakmak lazım. Neyini bilmiyoruz ama Osmanlılar bu şekilde dış borç almıyorlar. Osmanlılar sıkıştığı zaman işte tahşiş yapıyor.
Bir de içeride bu Galata’da bankerler var, sarraflar var. Yani bunlar finansör. Bunlar aslında bunlara ceneviz değil mi? Gayr-Muslimler. Gayr-Ermeniler, Rumlar, Yahudiler. Dış bahatini de burada. Osmanlılar girmiyor bu işin içine. Banker onlar faizle vermiyor borç. Osmanlı Devleti bu iç bankerlerden borç alıyor. Ne zaman?
Borç gereksinimleri arttıkça 1770’lerden itibaren bu ihtiyaç yükseliyor. Daha önce de teklik alıyor. Fakat İslam Devletleri bu faizle borç almaya hiçbir zaman rahat olmadıkları için daha önceki dönemlerde şöyle olmuştur. Devlet borç aldığı zaman onun karşılığında belirli bir vergi gelirinin toplanmasını
bankere devreder, o zaman şey olmaz yani faizle de olmaz. İşte bir mukatayı devreder, banker onu toplamın gelirini alır. Şimdi 1770’lerden itibaren bu Galata’daki bankerlerden, sarraflardan bir daha giderek artan miktarlarda borç alınıyor. Bir yerden sonra 1840’lara gelinince artık devletin ihtiyaçları bankerlerin kapasitesini aşıyor. Galata Bankerleri’nin kapasitesi aşıyor.
O sırada, efendim, demir yollar için daha gel, daha oraya, demir yollarını ilk başta demir yollarında da kullanmıyor. Sadece savaş ihtiyaçları için. Bu arada tabii şöyle bir şey de var. Batı Avrupa’da bankerler diyorlar ki, ya buna ne gerek var? Gelin biz size borç verelim diyorlar. Bu daha kolay iş olur, olur işler.
Ve ilk borç 1854 Kırım Savaşı. O zaman ilk borcun yani Osmanlının bu suya, yani Rusya ile savaşmak için ilk borcumuzu alıyoruz. Ama o sırada yanımızda da bizim ortağımız İngiltere ve İngiliz Devleti bunu garanti eder. İngiliz Devleti de tabii uyanık, sadece boş bir şekilde garanti etmiyor. İngiliz Devleti şunu ister, Mısır’dan siz vergi alıyorsunuz, bu devli, bu bizim bu borcu, bu istikrazi garanti etmemiz karşılığında siz de Mısır vergisini garanti diye göstereceksiniz. Ve öyle olmuştur. 1800’ü elden ilk borçlanma İngiltere’de yapılıyor.
Mısır vergisi şey gösteriliyor ve yıllık ödemelerinde o tarihten sonra Mısır vergisi direkt olarak. Ne kadardır alınan borç? 10 milyon sterlin diyelim. 10 milyon sterlin gibi. 10 milyon İngiliz altını mı, 10 milyon sterlin mi? Aynı şey. Aynı şey. İngiliz altını, bizim altından biraz daha fazla bir içindeki 1.1 kadardır.
Yani o Türk Osmanlı altın lirasıyla 11 milyon, 10-11 milyon böyle bir şey. 11 milyon altın alın. Bunlar şimdi bu büyük bir miktar. Büyük rakam. Bunu Galata bunu karşılayamaz artık. Ve bir yerde Osmanlı Devleti’ni yaklaşık 100 yıl götüren Galata bankerleri böylece artık bu imtiyazlı yerlerini, Rochild’lere, büyük Avrupa bankalarına, İngiliz’e, İngiliz’e
kaybediyor gibi oluyorlar. Bundan sonra bir 20 yıl Osmanlı direkt borçlanmasını Avrupa borsalarında yapıyor. Şevket Hoca, o tarihlerde hazinenin gelene kadar böyle 18-20 milyon sterlin falan herhalde değil mi? Güzel. Öyle bir şey. Öyle bir rakam değil mi? Öyle bir şey. Yani alınan borcun hazine gelidiyle mukayese açısından geliyor. Yani her 1 yıllık bütçenin yarısı hemen hemen. 1 yıllık gelinin yarısı kadar borçlanır. Evet. Olağanüstü rakam. Yani bugün ne vursak onu ne eder? Bugün varlarsın hesap yapman lazım. 100 milyar doların üzerinde eder yani. Tabii tabii tabii. Tek kalemde 100 milyar doların üzerinde bir borç alır. Tabii tabii. Devletin büyüklüğüne, gelirim büyüklüğüne başvursan yarısı 100 milyar dolar falan gibi, 100 milyar dolar gibi eder ve zaten 1870’lere kadar böyle kontrolden çıkmış
bir okvir ve bir ağırlaşan ve çoğalan borçlanma sürecinin sonunda geldiği yerde Osmanlı devletinin yıllık borç ödemeleri neredeyse yıllık borç ödemeleri işte toplam ihracatı, toplam gelirlerine yakın bir yere geliyor. Ancak borç alarak, borç ödüyor, sonra 1870’lerde bir Batı Avrupa’da bir borsa krizi var.
var. Ondan sonra iflas şey yani ödemeler durduruluyor. Bin sekiz yüz yetmiş beş yetmiş altı. Yani şöyle diyor. Duyunu umumiye giden yok. Zaten bir sekiz yüz yetmiş altı. Evet ödeyemiyor. Ödeyemiyor. Ve ondan sonra seksen bir yılında düğün duyunu umum yaşıyor. Yani Osmanlı’nın çok eskilere giden bir vergi toplayamama sorunu vardır. On dokuzuncu yüzyılda fazla daha fazla vergi toplayabildiği halde bunlar
yetmemiştir. Dış borçlanma olayı büyümüştür ve onu da denetim altında tutamadığı için bin sekiz yüz yetmiş beş yılında o noktaya. Moratoriumun uçağı gelmiş. Deminki konuya dönüyeceğim. Gümüş yeterli olsa tahşişe gerek olur mu? Şimdi gümüş gümüş şöyle. Tahşiş yapmamak için o gümüşün devlet
hazinesine gelir olarak gelmesi lazım. Gel. Eğer o o madenler, o madenler devletin madenleri ise onu gelir olarak oraya. Tabii. Evet. Ama özeliğin elindeyse o da yetmez. Yani tüccarın elindeyse o gümüş bu tüccarın elinde bol miktarda gümüş varsa o yine yeterli değil çünkü devletin onu hazineye sokabilmesi için vergi vermesi lazım. Doğru. Doğru. Yani bir bir gergis sorunu var. Bütçe sıkıntısından maalesef bütçe sıkıntısından parasal dalgalanmaya istikrarsızlığa gidiyorsunuz. Yani burada açmaya çalıştığım hadise şu. Biz de Osmanlı tarihi incelenirken veya yorumlanırken bir genel yanılgı vardır. Ya Osmanlı batmıştır çünkü kötü padişah vardır. Osmanlı batmıştır çünkü batıda bilmem ne olmuştur. Bizim Osmanlı’nın parasal ve fiskal sorunları pek tartışılmaz. Doğru. Doğru. Tamam. Oysa ki Osmanlı’nın temel sorunun parasal ve fiskaldir. Yani Osmanlı kuruluşunun bir yüz yıl sonrasında yani işte ne bileyim bir bin beş yüzlü yıllardan itibaren bu parasal ve fiskal sorunlarını çözseydi bambaşka bir Osmanlı devleti ve imparatorluğu olurdu. Neydi o sorunların? Ama işte o ben tarihçi değilim, tarihçi değilim,
bence zengin bir ekonomi var. Benceki oradaki mesele şu. Vergi toplayabilecek siyasal dengeler, siyasal uzlaşmalar. Peki. Kurulamadı. Hocam şimdi vergi toplayamamanın sonucunda en azından hani devlet güçlü olmasa bile bireylerde bir sermaye birikim olması lazım. Vergi toplayamıyorsanız sermaye akta kalıyor demektir ve ama Osmanlı’da baktığınız zaman özellikle Müslüman tebaada bir vergi bir sermaye birikimi de yok. Hem vergi yok hem sermaye yok. Nasıl oluyor bu? Nereye gidiyor o para? Şöyle ama şöyle bir şey de oluyor. Ekonomi var, ekonomi çalışıyor ama siz o ekonomide güven meselesini de çözmeniz lazım. Yani Osmanlı devleti mesela bizim konuştuğumuz bu bin yedi yüz yetmiş bin sekiz kırk
arasında kendi geliri yetmediği zaman özellikle o devlet memurlarına paraları toplayanlara bastırıp onların servetlerini müsaade ediyor. Yani şunu diyorsun demek istiyorum. Servet var. Ama servetin sermayeye dönüşmesi
başkışlı.