İlk ekonomik kriz ne zaman oldu? Prof. Dr. Hurşit Güneş yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KXXd8nrJPSg.
Karnenin olduğu yerde enflasyon ne kadar doğru ölçülebilir? Karneli veriyorsun. Evet diyorsun ki sen bunun fiyatı 10 lira kardeşim. Günde 3 ekmek veriyorsun. Tarihimi kısıtıyorsun, tarihimi kontraht alıyorsun. Fiyatı belli. Peki enflasyon nasıl alıp başını gidecek? Enflasyon nerede? Şimdi tabi o baya bir şey. Enflasyon ona verdiğim fiyattaki enflasyon mu yoksa diğer piyasadaki enflasyon mu? Eğer ki Karniye rağmen yüksek bir enflasyon varsa o zaman anlayın ki çok yüksek bir enflasyon var. Doğru ama bir savaşta en ileri devletler bile Karnet kullanmıyor. Karnet kullanmayacak kimse yok. İki dünya savaşında Karnetsiz ülke yok Avrupa’da. Tabii. Türkiye’de Karnet’i eleştirenler aslında bir haksızlık yapıyorlar. Çünkü bütün dünyada var Karnet. Ya bilmiyorlar ya yal söylüyorlar.
Bakın İngiltere’de tereyağı ve yumurta 50’li yılların başına kadar Karnelik. Ne kadar? Tereyağı ve yumurta 50’li yılların başına kadar. İngiltere ki tarımı bizimkine ve pek çok gelişen ülkeye göre son derece ileri esnek bir yapılara sahiptir. Orada bile Karnet devam etmiştir.
Karnet bir yerde daha adaletli dağıtımı için savaş koşullarında mecbursunuz. Her malda yapmıyorsunuz zaten. Temel ihtiyaç mallarını yapıyorsunuz. Bir temel ihtiyaç malı olmayan belki şu var sigara var yani şimdi. O da temel alışkanlık malı olduğu için. O da öyle Karnet’e verilmiş. Tabii bizim ülkemizde sigarayı Karnet’e koymak gerekmiyor. Peki Cumhuriyet’in değil ama çok boldudur onun için.
Ama yani Batı da öyle değil. Orada Karnet’e. Muhabbeti girdiniz de bir şey soracağım. Türkiye Cumhuriyeti Genç Cumhuriyet 1929 krizini dünyadaki o büyük depresyonu yaşamadı. Yaşadı ama bütçe açığı vermedi. Bütçe açığı vermedi ve para basmadı. Bir yılda yaşadı diyelim. Ben de baktığım zaman üretim istatistiklerine baktığım zaman fiyatlarda ciddi hareketlenme var. Tarımsal fiyatlar çöküyor. Ama ekonomi üretimi düzeyi olarak baktığınız zaman 30’dan sonra devamlı yükselen bir tren var. Neden? Çünkü ekonomi büyük ölçüde tarımsal bir ekonomi. Yani hizmet sektörü ve sanayi sektörü o kadar gelişmiş olmadığı için. Evet gelişmedik. Devlete ele gelişime çıkan bir sanayi. Evet o kadar büyük darbe yemiyor Batı da yiyenliği gibi. Sonra ikinci dünya savaşı etkisiyle bir enflasyon ve bir yokluk dönemi oluyor. Ama bu bütün dünyada aynı şekilde cereyan ediyor. Türkiye savaşa girmediği halde dünyadaki savaşın etkilerini ülkesinde enflasyon olarak hissediyor. Ardından Türkiye daha farklı bir döneme geçiyor. İlk krizimiz ilk büyük krizimiz ne zaman? İlk dış borçlanmanın iki dünya savaşı sırasında olduğunu söylediniz. Söyledim ama bu ne kadar bir miktardı ve…
Yani benim bildiğim 300-400 milyon sterli veya dolar civarında olduğunu hatırlıyorum. Tam rakam şimdi veremeyeceğim o civarda bir rakam ama büyük ölçüde askeri. Askeri masrafları için. Çünkü savaş hazırlık. Savaş yani silah almıyor vesaire. Sonrasında bu 46… Bu enflasyon ve bu sıkıntı aslında bir anlamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı kaybettiğine sebep olan gelişmine de başlatıyor.
46’da zaten seçim sonuçları malum. Aslında Cumhuriyet Halk Partisi 46’da seçim sonuçlarını gördükten sonra… Hem seçime yaklaşırken hem de seçim sonrasında önemli bir tornistan da yapıyor zaten. Yani orada bir devletçi politikadan aslında Türkiye devletçi politikadan 1950 itibariyle çıkmamıştır. 1946 itibariyle çıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nde de böyle bir dönüşüm var fakat o yetmedi tabii.
Yetmedi tabii. Yetmedi. Çünkü toplumun temelinde… Cumhuriyet Halk Partisi yokluk demek anlamına geldi bir anlattı. Bizi savaşta ezdi yok etti. Musul’un koçanını yedirdi falan fıstık. Bizim elimizdeki balar almıştı devlet bize para vermedi devlet ve o hâlâ sürüyor. Kimseyi ayıralım. Ben de baktığım zaman diyorum ki 30’lardaki durum hiç de fena değil. 30’lardaki dünya bunalımı yumuşak atlatılmıştır.
1939’a kadar artış vardır gelirlerde, sanayileşme vardır. Esas darbe 2. Dünya Savaşı. Orada oldu. Orada oldu. 30’larda değil. Dünya bunalımında değil. Esas darbe savaş yıllarında oldu ve savaş yıllarında kent ekonomisinin ordunun özellikle
buğdayını köylüden alırken işte o jandarma denilen şey sonra efendim öşürü geri getirdiniz. Bunlar hep savaş sırasında kentlerin ve ordunun buğdayını sağlamak için yapılan şeyler. Bunlar tabi siyasi olarak pahalıya patladı mutlaka. CHP bunu ödedi. Ödedi. Aslında kısmen 40 kat ödedi. Hâlâ ödeyelim.
Yani hâlâ onu diyorum bilmiyorum yeni kuşaklarla onu ikna etmek mümkün değil tabi ama. Ama CHP 1946’ta bir dönüş yapmaya çalıştı ama yetmedi. 50 de değişiklik oldu. Ondan sonra 1953 sonrasına iyi bakmak lazım. Neşeyle bakacağız? Çünkü artık orada kamu şeyini kaybetti. Dengelerini kaybetti. Kriz yakmış. Dış ticaret açığı çok büyüdü.
Dış ticaret açımız 50’den itibaren büyümüyor başkanım. 53’ten itibaren aldı başını gitti o zaten. Kamu açığı da büyüdü. Biraz tanım politikasından büyüdü. İşte kamu harcamalarından büyüdü. Bürokrasi olan maaşlardan değil. Temel olarak tarımsal politikadan dolayı büyüdü. Fakat sonradan işte 58’lik seçimleri o zaman Menderes dedi ki 58’e seçime gidersem bunu Cumhuriyet Halk Partisi elimden alacak. 57’ye çekti seçimleri.
Bir uyanıklık yaptı ve kendini kurtardı. Ama 57 seçimlerinin şöyle bir tarafı vardır. 57 seçimlerinde Demokrat Parti çok büyük oy kaybına uğramıştır. Ve Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 40’ları aşıp gitmiştir. Yani hakikaten 58’de yapsaymış seçimi belki Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelecekti.
Tabii 57’de seçimleri yaptıktan sonra Demokrat Parti durumu görüyor ve büyük devalyasyonu yapıyor. Çünkü mecbur yani. İlk büyük devalyasyon o mudur? Evet. 1958. 1958 evet. Bir de 1946’da var. Var 46’da var evet. Çünkü bu savaşta konuştuğumuz büyük enflasyon dış fiyatlarla çok büyük fark. Fark oluyor. Makası aştı. O bir düzeltme enfiyası. Onu şöyle düşünüyor. Kaçınılmaz bir düzeltme.
O önden yapılmış bir yani seçim öncesi yapılmış ve ben büyük bir ithalat talebi olacak. Şeyi alıp başına gidecek. Dış ticaret dengesi bozulacak diye iradi olarak yapılmış. Yani ben işleri düzelteyim diye. Bu dengesi olmasın diye. Öngörülerek yapılmış. O başka bir şey. O savaşın enflasyon dalgasının gerektirdiği bir ayarlama. Ayarlama diyelim ona. Doğrusu ayarlama. Onun için devalyasyon demedim ona. Şimdi biraz önce hatırlarsanız bu taşişte dedim ki yani bir şeye kriz diyebilmek için iradi olarak yaptığınız bir düzeltmeye ben mesela kırk altıya krizlemem ama 57 bir kriz gibi bir şeydir. Çünkü niye? Çünkü sen mecbur kalmışsın yapmaya. Öbürü ben yaparsam bu ekonomi için iyi bir şey olacak diye yapılmış kırk altta. 57 de yapmak zorunda kalıyor. Yapmazsa biz bütün daha kötü olacak. Ama neticesi yine de el vermiyor.
Yani iyi neticilerini o devalyasyondan 58 devalyasyondan alınmadı diye düşünüyorum. Bu büyük ekonomik buralımda arkasından. 1960 darbesinin arkasında hiç kuşku yok ki bu ekonomik sıkıntılar var. Yani bir hiç kuşku yok. Yani şey çok ciddi rahatsız bir toplumsal kesim de var ekonomik olarak.
Özellikle bürokrasi deki sadece asker bürokrasi değil sivil bürokrasinin de ücretleri çok düşük ve rahatsızlar. Yani bir zamanlar bürokratların refahından rahatsız edilen geniş toplum kesimleri varken bu sefer de bürokrasi çok rahatsız ekonomik düzende. O da tabi siyasette önemli bir savrulmaya neden oluyor. O da göz ardı edilemez. Yani sıkıntılar var.
Ya şu da var tabi 1957 ile 1954’ü mukayese ettiğimiz zaman Türkiye’de çiftçi kesiminin tarımda çalışanların rahatsızlığı başlamıştır.
Ama çok büyük rahatsızlık değil.
İlk Yorumu Siz Yapın