Akıllı Şehir Projesi nasıl başladı, detayları neler? | Teke Tek Bilim – 22 Kasım 2021
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=hICPg8aMiKA.
TKT İyi akşamlar değerli izleyen TKT Bilim’e hoş geldiniz. Pazarcisini bilim yapacağız bundan sonra demiştik. Pazarları yoruldum ve sıkıldım bıraktım kusura bakmayın.
Benim yanıma Dörtten Hanımefendi’yi izliyorsunuz, izliyorsanız tabii bilemiyorum. Pazarası akşamları. Biz Salı, normal, TKT, Pazarcis-TKT Bilim’le yolumuza devam ediyoruz. Ve bu akşam çok tatlı mevzuumuz var. Ben çok heyecanlıyım bu yüzden şehirciliği konuşacağız. Ama şehircilik derken, modern şehirler nasıl olmalı? Yeni şehircilik anlayışı nedir? Akıllı şehirler nasıl yapılmalı? Bütün bunları ele alacağız. Üstelik de inanamayacaksınız ama Türkiye’de bunun denemesine de yapılmaya başlandı. Ondan dolayı da çok açıkçası duyunca keyif aldım. İki çok değerli konumu var. Doktor İmdat As, TÜBİTAK Uluslararası Lider Araştırmacı ve İstanbul Technolojisi Öğretim Üyesi. Ve Doktor Sinan Küfeoğlu, o da TÜBİTAK Uluslararası Lider Araştırmacı, ITÜ Öğretim Üyesi. Her ikisi de otto mezunu.
Sinan Hoca şimdi aynı zamanda Cambridge’te ders veriyor değil mi? Doğru mu söyledim? Çalışıyorum. Evet, Cambridge’te de görevli. Yani bize güzel şeyler anlatacaklarını umuyorum. Değil mi İmdat Hocam? Evet, tabii. Muhakkak ki. İmdat Hocam biraz heyecanlı ama merak etmeyen heyecanlı biraz atlatacak. Modern şehir nasıl olmalı? Yeni şehirlerde, geleceğin şehirlerinde nasıl değiştirecek? Değerli kuluklarımdan İmdat Hoca ile başlamak istiyorum. Doktor, İmdat Aslan. Siz tersine beğen güçsünüz değil mi İmdat Bey? Evet. Amerika’dan geldiniz. Aynen. Orada hangi üniversitedediniz? Harvard Üniversitesi’nde. Ben aslında şöyle otto mimarlık mezunuyum 2000 yılında. Sonra Amerika’ya gittim 2000 yılında. MIT’de masterımı yaptım, Harvard’da doktorumu yaptım. MIT Master, Harvard Doktora. Aynen. Ve ondan sonra… Biraz anlatsam ben Borgo’nun terk etmeyeceğim. Otto’nun öncesine söyle istersen. İkiniz de Yomra Fenerbahçe mezunuyuz. Yomra Fenerbahçe mezunuyuz? Trabzon. Trabzon. Evet. Karadenizli misiniz? Ben Aksaraylıyım. Ben Baybırk. Sen Yarı Karadenizli. Sayılırım. Fenerbahçe mezununuzun Yomra’da. Arkasından Otto, sonra MIT Sen, sonra Harvard, sonra tersine beğen. Güçü buraya. Evet. Şimdi Sinanibakanlığı’nın Lideri Araştırmacılar programı diye bir program açtılar.
Bence çok güzel bir program yapmışlar. Benimle birlikte işte Sinan ve 100 başka bilim adamı yurt dışından geldiler. Bu yılda ikinci sınav açıyorlar. Bu bizim için çok güzel bir fırsat ve projede çok güzel. SNL’de geleceğin şehirini tasarramak her mimarın rüyası. Sadece hani akademik değil aynı zamanda uygulaması da olduğu için böyle bir güzel tarafı var bu projenin. Bence Amerika’dan herkes gelebilirdi bu.
Böyle bir proje çekildi diyorsun, değerli diyorsun. Böyle bir proje için evet. Sizin de Otto’yu üstü Cambridge. Otto’dan sonra Finlandiya’ya taşındım ben. Master’ım ve doktoramım Finlandiya’daki Altı Üniversitesi’ne yaptım. Eski Helsinki Teknoloji Üniversitesi. Daha sonra üniversite konuşulamına geçtim. Oradan Cambridge Üniversitesi’ne, oradan da Türkiye’ye geldim. Şu an hala Cambridge Üniversitesi’ne bir projede çalışıyorum. Tübitak Lideri Araştırmacılar Projesi’nde enerji sektöründe dijitalleşme yeni iş modelleri konusunda çalışıyorum ben.
Dijital teknolojilerden katma değer nasıl yaratırız? Benim konum bu. Proje bitince de kısmetse döneceğim. Ben tersine tersine beyin göçü yapmayı planlıyorum. Geldin bu işleri yapacaksın, yapacaksın, yapacaksın birkaç sene sonra tekrar. Seneye. Seneye Cambridge’e döneceksin tekrar. Sonra belki tekrar gelirsin. Allah kerim. İnşallah yani. Seni kaybetmek istemeyiz yani. Estağfurullah. Evet. Peki hocam geldiniz ve böyle bir proje. Şimdi City Design, True Design Intelligence.
Bu sizin çalışmanız. Evet öğrencilerim. Ayrıca kitaplar falan filan da var. Bunun adını bile anlamakta zor çekiyorum ben. Bu nedir bu? Routledge Companion to Artificial Intelligence’ın Arhitecteci. Bu aslında Routledge Taylor and Francis’ın bir yayın evi, mimarlık yayınları yapan. Onun Handbook serisinden yapay zekayı mimarlıkta kullanımı üzerine bir antoloji. Yani dünyada yapay zekayı mimarlık üzerine çalışan önemli bilim insanların yazılarını topladığımız bir kitap. Sinan Hocam bu da sizin kitabınız. Evet. Geleceğin Evi. Siz mühendisiniz. Evet. Ama ev tasarlamışsınız. Evin içindeki dijital teknolojileri ve kaynak kullanımı tasarladık. Yani optimizasyon. Buradan çıkış yolumuzda iki kişi su üstünde sürdürülebilir şekilde yaşayabilir mi? Niye su üstünde?
Şundan dolayı deniz seviyesi yükselir de kıyılardaki bazı şehirler mikrolükeler var biliyorsunuz Pasifik’te vesaire. İlk onlar evsiz kalacak. Maldivler gibi, Mipreze gibi. Evet. Bir yüz yıl sonra belki milyonlarca insan evsiz kalabilir. O insanları acaba su üstünde yaşayabilirler mi? Buradan yola çıktık ve bu insanların suyunu, gıdasını, enerjisini kendi kendine üretebilirler mi? Üretemezler mi? Dijital teknolojiler burada nasıl yardımcı olabilir? Onları araştırdık. Mikrolüke ile bir çalışma yaptık. Bir yıl içinde. Biriniz makro, biriniz mikro. Evet ben mikro çalışıyorum. Sen evi çalışıyorsun. O evin koyulacağı kenti çalışıyor. İkiniz beraber önemli bir işe imzatmış oluyorsunuz. Peki İblat Hocam başçılamamanı isterseniz. Benim çok aşina olduğum bir konu değil. Meraklı olduğum ama nasıl olduğunu çok bilmediğim bir konu. O yüzden sizi biraz serbest bırakmayı planlıyorum. Bugün niye serbest bırakmayı planlıyorum? Yanlış bir yere sevk etmeliyim. Ben kendi meraklarıma giderken sizi yanlış bir yere sevdim. Geleceğin şehrinde en önemli unsur ne olacak diye böyle bir havadan bir soru sorarak başlayayım. Tamam. Bence geleceğin şehrindeki en önemli unsur yaşanabilirlik. Yani insan odaklı olması lazım. Herkes söylüyor insan odaklı. İnsan odaklı, sürdürülebilir, vizyonu ve misyonu olan falan inovatif.
Herkes söylüyor. Ama ben bunu aslında altına doldurmak istiyorum. Çünkü şimdiye kadar bizim alışa geldiğimiz şehirler tamamen arabanın hegemonyasının olduğu şehirler. Ve insan odaklı dediğimiz… Mobilite odaklı. Biz de burada eserler de yapmaya çalıştığımız aslında insan odaklı. Gerçekten insana yani yayaları ön plan aldığımız zaman ana arterleri, yayalar kullanacağı arterlere dönüştürdüğümüz… zaman ve araçlarda periferiye ittiğimiz zaman nasıl bir şehir meydana geliyor? Mesela her yer istiklal caddesi gibi düşünün ana arterler. Ve insan… Yani trafiğe kapalı kentler. Trafiğin bütün binalar arasından geçmediği kentler mi? Evet yani yaşanabilirlik aslında onu kastediyoruz biraz. Tabii sürdürülebilir olması lazım. Akıllı olması lazım. Şimdi biz burada eserler veya… Akıllı şehir ne demek? Şimdi Çibidak bu konuda yani bir Çevreşehircilik Bakanlığı’nın akıllı şehirler haritası var. Ve orada geleceğin şehirle ilgili bine yakın akıllı şehir uygulamalar var. Bunlar akıllı mobiliteden, akıllı enerji, akıllı yapı, akıllı sağlık, akıllı güvenlik vesaire başlıklar altında değerlendiriliyor. Buradaki akıllı şehir aslında bu dijital uygulamalarla fiziki yapıyı bir araya nasıl getirebiliriz anlamlı bir biçimde. Çünkü şöyle bir tehlike var. Yani akıllı şehir derken yani teknolojinin kölesi olmamamız lazım. Yani bu biz mimarlar olarak biraz ona… Tabii Sinan mühendis ve mimar. Benim için o biraz yani bize insanlara nasıl hizmet edebilir? Daha ambient, arka planda.
Bu teknolojiler nasıl kullanabilirsiniz? Yani otomobil hegemoniyası kırarken teknoloji hegemoniyası kurmamak gerekiyor. Teknolojinin ön planda değil, arka planda insana hayatı kolaylaştıracak şeyde kullanılması ama organizasyonun teknolojiye göre yapılmaması. Aynen, aynen. Yani teknoloji bunu dedi diye biz yollarımızı, hayatımızı değiştirmemeliyiz. Yani hayatımızı, bize mutluluk getirecek, bizim refahımızı, sağlığımızı, saadimizi, mutluluğumuzu arttıracak ne varsa ona destek verebiliyorsa, augment edebiliyorsa o şekilde teknolojiyi kullanmak. Tabii geleceğin şehirleri… Bize 113 tane slide verdin. Evet. Onları kullanacağız da bir yerde. Evet, evet, slidelere hemen başlayalım. Ben aslında şöyle bir başlangıç yapmak istiyorum. Yani geleceğin şehirine girmeden biz nereden geldik ve bu noktaya nasıl geldik?
Çünkü çok fazla böyle bir tarih dersine dönüşmeden sadece ana hatlarıyla önemli… Kertleşmeyi anlatacaksın. Evet, şimdi sadece önemli noktalarına değinme yani seyirciye de şey yapmadan, sıkmadan birkaç slide ile geçmek istiyorum. Şimdi slide 01’e gelebilirsek… İbn-i Hoca’da 1 numarası slide arkadaşlar. Evet.
Şimdi bu slide’da solda gördüğünüz aslında normal bizim bildiğimiz orta çağda veya yeni kurulan o zamanlarda kurulan şehirlerin kurgusu. Yani ne var? Sen orta çağ öncesine bakmıyorsun yani. Yani insanlar yerleşime başladıktan sonra aslında bu tip yerleşiyorlar. Yani genelde tapınak oluyor, işte bir cami, kilise vesaire ve iki kesişen yolun ortası.
O oraya ana bir meydana yani hem idari bina hem tapınak hem de alışverişin yapıldığı insanların ürünleri. Yani kent merkezinde kentin merkezine ana arterlerden geliyor orta çağdır itibaren. O ana arterlerden gelen kentin merkezinde muhakkak bir tapınak. Tapınağın yakınında bir yerde yine aynı merkezde bir idari merkez, kral mıdır, nalimidir nedirse ve hemen yanında ticaret merkezi var.
Evet ticari merkez ve genelde Avrupa’da, Türkiye’de işte görüyorsunuz sağda da Nasuh Matrakçı’nın. Evet. Kayseri minyatürünü görüyorsunuz. Yine aynı işte surlar var ve ortasına cami var, meydan var ve aslında aynı kurguyu izliyor.
Burada bir de şeye dikkatinizi çekmek istiyorum yani teknik açıdan baktığınız zaman bu minyatürlerde resimler genelde böyle iki boyutludur. Yani perspektif yok daha icat edilmediği için. Gerçekten icat edildiğinden sonra da perspektif orta çağın sonunda başlayan bir şey ama minyatürün 21’si ama.
Aynen yani derinlik verimli ama derinlik yine burada işte üst üste koymayla işte daha büyük göstermeyle vesaire hafif verilmeye çalışılmış ama bunu niye söylüyorum? Çünkü insanlar teknoloji meydana getiriyorlar. Teknolojide aslında insanlara etkisi oluyor veya şehirciliğe etkisi oluyor. Bunu daha sonra perspektifle açıklayacağımız için buna bir dikkat çekmek istedim. Şimdi ikinci slaytaya gireceğiz.
Burada bir Florence’ı görüyorsunuz. Yine aynı işte cepherinde şehir surları var. Ortada işte Duomo kilisesi var, katedrale. Aynı kurgu.
Şimdi burada da yine görüyorsunuz. Burada yine perspektif de hala yok ve derinlik ortografik bir biçimde verilmeye çalışılmış hala. Ama bunu göstermemin sebebi yani Kayseri gibi aslında Florence’ın da yapısı kurgusu birbirine çok benziyor. Sonra üçüncü slayt… Ortasından nehir geçiyor, iki parça var. Bildiğim kadarıyla idari binalar nehrinin bir tarafında diğer tarafta ise üst seviyenin yaşam alanları var galiba. Evet orada Pont de Vec’ye var o nehrde. Şimdi tabi bu surların hepsi gitti. Orası şey… Çevre yolu oldu. Aslında Viana’da da aynısı oldu. Surlar gitti, halka yollarına dönüştü. O surların bazı kapıları duruyor Florence’da. Evet bazı kapıları duruyor. Birkaç kez öğrencilerimi Florence’a götürdüm. Gezirmiştim. Ama şey olarak yani Batı’yla bizim şehir kurgusunun aslında birbirine benzediğini göstermek istiyorum. Bir üçüncü slayda artık bir şey oluyor. Yani çok önemli bir gelişme, perspektif icat ediliyor. Ve burada da üçüncü slayda geçebilirsek, bu Filippo Brunelleschi yine Florence’da. Ünlü deneyi. Vafdishane’deki. Ve burada perspektif icat edildikten sonra şehircilik anlamında daha planlanabilir hale geliyor. Artık objeleri çizimlerin içerisine koyabiliyoruz ve tasarlayabiliyoruz. Ve perspektif sadece görsel olarak bunları göstermemize yaramıyor. Aynı zamanda binaları tasarlamamıza veya şehir kurgulamada da yardım ediyor. Bunu bir sonraki slayda görebiliriz. Dördüncü slayda. Evet bir sonraki slayda. Ayrıca slayların peş peşliğimiz çok mu zor ya? Evet geldi. Dördüncü slayda. Bu işte Palmanova şehri yine İtalya’da. Bu 1500… Bayağı güzel bir şehir. Yıldız şekilde yapmışlar. Burada artık ideal şehirler yani sadece perspektif icat edilmiş. Tabii İstanbul fethedilmiş o arada. Ve Barut’un etkisiyle artık sur yapıları da değişmeye başlamış. Burada görüyorsunuz yıldızlı şehir formlu şehirler başlıyor. Ve tamamen simetrik, ideal şeyler. Bunun gibi aslında bir sürü tasarımlar var. Yani burada sadece hani tekniğin nasıl bir şehrin kurgusuna etkisi olduğunu göstermek açısından. Renösansen sonra bu perspektifin gelişiminden sonraki durumu göstermek için. Şimdi bayağı bir atlayacağım. Beşinci slayda geldiğimizde… Bu Manchester şehri. Sanayi Devrimi ne arkası? Evet, Sanayi Devrimi. Ve görüyorsunuz artık bu şehirler sürdürülemez oldu. Çünkü sanayi ile şehirler iç içe olmaya başlayacak zaman işte hastalıklar vs. derken. Yeni şehir fikirleri ortaya çıktı.
Ve bunların en önemlisi altıncı slayda bakabilirsek. Yani ben hızlıca geçiyorum bunları. Sadece hani etki göstermek için bu Tony Garnier’in endüstriyel şehir utopyası. Ve burada önemli bir şey görmeye başlıyoruz. Yani artık tüm fonksiyonlar şehirde iç içe değil artık ayrılmaya başlıyor. Sanayi ayrı, ticaret ayrı, yaşam ayrı. Aynen. Yani zoning veya burada imar olayları başlamaya başlıyor. İşte endüstriyelere ayrı bölgelere yaşam alanları… Yani kentte yerleşimin nereye nasıl olacağının kontrolü başlıyor. Aynen. Bu endüstri. Bu ne zaman? Hangi yıl? Bu 1917 döneminde. Peki daha önce mesela Paris’te, Osman dönemi falan onlar nedir? Onları atladım hepsi. Yoksa biz tamamen böyle bir şey… Nümayetayla. Evet, ben sadece bu önemli ana noktalara geçmek istedim. Tabii bunu bir sonraki slide’e gelirsek… Bir sonraki arkadaşlar? Slide 7. Bu mu? Evet, slide 7. Bu Le Corbusier’in şehir rütopyası 3 milyon kişi için, Paris için önerdiği… Bu Ataköy’e benziyor istedim. Evet, yani bu fikirler aslında… Ataköy bu yani? Corbusier mi bu? Bu Corbusier… Bunu yapan bir İsviçre değil mi yani?
1922 Fransız asılı İsviçreli. Ama bu şimdi bizim mimalıkta çok önemli bir yere sahip olan bir şahıs. Yani bizim dört büyük isimden yani Le Corbusier var, Mies van der Rohe var, Walter Gropius var, Bauhaus’tan… Bir de… Alvar Aalto var dördüncü. Sinan mezun oldu üniversitede. Bu dört kişi modernizmi şekillendirdiler ve Le Corbusier bunların aslında biraz böyle en önemlisi.
Bunu öneriyor. Bu o zamanlar ütopya ama gerçekleşen ütopyalar bunlar. Ve ne zaman ortaya çıktı, ne zaman gerçekti, ne zaman… Yani o zamanın modern şehri bu. O zaman bu evet, 1927… Geleceğin şehri bu, 1920’lerde. Aynen, esenlere o zaman olsaydı böyle bir şey yapacaktı. Şimdi bir sonraki slide… Ataköy bunun üstüne yapılmış, Ataköy çok benziyor bu o zamanlıkta göre. Evet, yani bu her yerde uygulanmaya başlanan fikirler. Bir sonraki slide burada da Amerika Atlantin ötesinde Frank Lloyd Wright var. Frank Lloyd Wright da Amerika’nın mimar Sinan’ı gibi düşünebilirsiniz. Çok önemli bir fikir. Modernizmin biraz daha yöresel modernizmini yapan bir mimar. Kitabını okudun mu? Fant’ı ne de okudun mu? Bu şey çok güzel bir belgeseli var. Hayatı çok acı. Bunun sevgilisi olan filozof kadın bunun hayatını adını vermeden yazdı. Hayatı kez sonra Fant’ı ne diye okuma ağızdan. Bir manyak mimar nasıl bir mimar? Biliyorsun mevvaku akıtıcı mezun değil. Evet evet, bu Lekorbizia’da öyle. Hiçbiri mimarlık mezun değil. Ama bunun hayatı da gerçekten biraz acıklı. Müşterisinin eşiyle evleniyor. Sonra yanıyor eşiyle çocukları falan.
Yani böyle bir… Ama garip bir hayat var ama çok büyük etkisi var Amerika’daki. Amerika mimarisi’nin babası. Yani New York’taki bütün anıtsal binalar onun neredeyse. Burgenheim Müzesi vs. Ama bu daha evvel bir işte 1932’de yaptığı Broad Acre City Utopiyası. Burada da her yani bu tam Lekorbizia’nın zıttı gibi düşünün.
Yani dikey yoğun büyüme yerine yani dikey olarak yoğun büyüyelem ve açık alanlar bırakalım. Lekorbizia’nın mantığı oydu biraz. Frank Lloyd Wright tam tersi herkesin bir acre… Bahçesi olsun. Bahçesi olsun. Bir acre da 4 bin metre kare falan yani. Dört dönüm. Dört dönüm bir bahçe üzerinde evi olsun ve öyle bir şehir kurguluyor. Bunun tabii iyi olmadığı sonra ortaya gidiyor biliyorsunuz şimdi. Şimdi bu çok tartışılan bir şey.
Şimdi şey örnekleri konuşuluyor hep. Barcelona ve Atlanta. Atlanta biraz böyle çünkü. Çok çevreye zararlı. Halbuki dikey çok daha çevreci. Aynen. Yani tüm Amerika bu aslında. Yani New York, Chicago’yu çıkartınca hepsi böyle. Ve şimdi onları da göstereceğim. Şimdi bir sonraki slide’da, 9. slide’da görüyorsunuz. Bu da bir araba şirketinin utopiyası. Yine aynı dönemlerde yani ikinci Dünya Savaşı öncesi bunlar hepsi.
1939’da Futuro-Maitopiyası. Yani tüm şehirlere bu ana yolları yapalım. İşte her yer yol olsun. Her yer yol olsun. Her yol bir var. Ve bu yol, bunlarda başarılı oldu Amerika’da. Ve Amerika’nın tüm şehirlerinden aslında içinden yollar böyle geçiyor. Hatta Japonya’da da oldu. Evet. Ama şimdi böyle bir dönüşler de var. Onları da göstereceğim. Ama sadece bunları göstereyim nereden geliyor bu fikirler diye.
Şimdi bir sonraki slide’da, 10. slide’da bu 10. slide’da St. Louis’daki konut blokları. Bu meşhur konut blokları. İşte Le Corbusier fikriyle yapılan. 1955’de yapıldı ve 1972’de yıkıldı. Toplam 17 sene hayatta kaldı. Çünkü komünist bloklara benziyorlar. Evet. Paris’e de vardır, Achelem diye benzerliği blokları. Şimdi buradaki tabii Amerika’da kendine has bir kontekst var. 1955’de yapıldığında hala zenkilerle beyazlar ayrı yaşıyorlardı. Sonra beraber o özgürlük yasalara gelince beyazlar şeylere kaçmaya başladılar. Dışarıya doğru kaçmaya başladılar. Ve burada… Çeyreklerinizin siyahları bırakıp onlar bandilere kaçmaya başladı. Aynen. Bu dolu kuran düştü. Çok kötü durumlara… Kendi merkezleri hızla değer kaybetmeye başladı. Sonra toparadı ama. Evet. Şimdi bunlar yıkıldı. Yani bu aslında biraz modernizmin yıkılması. Le Corbusier’in fikirlerinin yıkılması ve postmodern yeni bir dünyanın başlangıcına tekabül ediyor. Biraz da bu mimarı Minaru Yamasaki biraz şanssız birisi. Bu ikiz kuleleri yapan mimar. Yani orada böyle biraz bir bahtsız bir… Japon değil mi? Japon ama Amerikalı siyahatli’den. Şimdi onun yerine yapılan da Çinli yaptı değil mi? Şey Daniel Libeskind yaptı galiba. Öyle mi? Ben peyi yaptı diye biliyorum ama yanlış mıydım? Peyi orayı yapmadı. Daniel Libeskind projeyi kazandı. Fakat galiba SOM bitirdi o binayı. Öyle bir karışıklık durumlar vardı.
Şimdi bir sonraki slide’da. On birinci slide’da. Tamam arkadaşlar. Şimdi bu GM’nin bu Futurama fikri… GM derken General Motors. Evet bu biraz evvel gösterin Futurama Ütopyası 1939’daki. Aslında Boston’da gerçekleşmiş halini yukarıda görüyorsunuz. Sonra vazgeçmişler.
Vazgeçmişler ve 1991’den 2007’ye kadar bir big dig diye… böyle tüm Boston inşaat halindeydi. Ben öğrenciyken de hala devam ediyordu. Ve tüm o yolları yerin altına alıp o tamamen böyle bir yeşil kuşak haline getirdiler Boston’da. Ve 15 milyar veya 20 milyar dolara patladı. Yani bizim Kanal İstanbul’dan daha pahalı bir paraya. Vazgeçmiş oldu. Evet yani çoğu şehir aslında bu tip dönüşümler yaptı.
Çünkü bu arabanın hegemoniyası diye bahsediyorduk başta. Aslında bu Amerikan şehirlerinde bu biraz daha net anlaşılıyor. Türkiye’de ve Avrupa’da biraz daha o kadar güçlü bir etkisi yok Amerika’daki gibi. Şimdi 12.slide bakarsak. 12 arkadaşlar. Şimdi 12’de bu da Frank Lloyd Wright’ın riyasının gerçekleşmesi. O sizin dediğiniz o kentsel yayılma. Evet yani bunları bizim Otdu’daki hocamız Enes Kortan uydu şehirleri değil uyku şehirleri diyordu. Yani çok izolayı ve… Orası neresi? Hangi kent? Bu tamamen şey sıradır yani uydurma. Yani Amerika’nın herhangi bir yeri olabilir.
Ve bu bunun covid öncesi aslında tekrar bu kentsel yayılmadan yani burada yaşayan insanlar aslında kentlere dönmeye başlamış. Dönmeye başlamış. Sizin dediğiniz gibi. Bu aslında baya büyük bir sorun ve bunun üzerine baya kafa yorulmuş. Ve burada önemli bir noktayı bir sonraki slidede göstereceğim. Kırılma noktasını. Çünkü bu şeye vesile oldu işte new urbanism yani yeni kentsel yayılma dediğiniz bir akıma. Burada onun en büyük savunucusu işte Leon Crear. Bunların çok meşhur eskizleri var. En üstte işte geleneksel şehir ediyor. Ondan sonra işte normal Amerikan şehirin büyümesi yani downtown’da dikey büyüyor. Sonra kentsel yayılma ya yatay büyüyor.
Fakat onun önerdiği tamamen devrimsel bir şey yani madem yaşayan diyelim ki bir ortaçağ şehrini alan Kayseri örneğini veya Avrupa’daki ortaçağ. Föderansı örneğini, Benedik örneğini. Ben Benedik örneğini almıyorum çok kusuru. Aynen onu alalım sadece kopya edelim. Yani kopya ede ede ede büyütelim şehirleri diye. Ve bunu da hakikaten bir sonraki slidede görüyorsunuz. Uyguladığı yerlerde var bu. Leon Crear mı uyguladın onlara? Evet.
Yani bu da sadece mobilya tasarlardır. Mobilya da tasarlıyor ama bu tamamen biraz ben mezun olduktan sonra bir University of Notre Dame’de hocalık yaptım. Ve o tamamen klasik stilde mimari eğitimleri yani boza geleneğinden. Ve Leon Crear da öyle yani bu Roma stillerini, Yunan stillerini falan uygulayan birisi.
Yani bu şekilde şehirleri tekrar oluşturmaya büyütmeyi düşünüyor. Bu tabii ki Amerikan kontekstinde çok anlamlı. Yine biz Avrupa’ya dönecek olursak bir sonraki slidede burada daha sürdürebilir şehirciliklere dönülüyor. Ve bu Freiburg’daki Vauven bölgesi tamamen pozitif enerji üreten evlerin, bu silans senin ilgini çeker, pozitif enerji üreten evlerle işte %70 daha az araba kullanımı var.
Yani her şey böyle yani ortak araçlarla işte kamu yani buradaki işte resimde görüyorsunuz. Burası neresi sanki? Bu Freiburg kenti Almanya’ya. Böyle çok ünlü bir proje bu. Yani burada arabalar tamamen hayattan çıkmış. Yani %70 bu evlerde yaşayanların insanların %70’in arabası yok.
Tamamen car sharing yapıyorlar. Ve burada işte araba edinmek de çok pahalı. Aynı Singapur gibi yani böyle bir vergi koymuşlar özellikle. Vergi koymuşlar ve burada aslında önemli olan bu sağ alt köşede gördüğünüz şehir yol örgüsü. Kırmızı ile gördüğünüz toplu taşıma araçlarıyla bağlı ve tüm evler bu toplu taşıma araçlarına yakın.
Evet yani böyle 3-5 dakikada ulaşabilecekleri şekilde yapılmış. O yüzden araba kullanımına çok ihtiyaç duyulmuyor. Bu ama ufak bir örnek yani 5000 kişi falan yaşıyor burada. Şimdi bir sonraki slide’da geçersek.
Bu slide’da sizin daha evvel bahsettiğiniz bu Barcelona örneği buradaki Barcelona bloklarını bir super blok haline getirip yine araba’yı araç yollarının kapatmaları.
Burada sağda gördüğünüz şekilde bu iç yollar yani bir super blokun yani 9 tane blokun bir araya gelmesiyle oluşan bir super blokun aradaki yolları araç trafiğine kapatmaları. Bunlara halka açmaları projesi. Bunun işte burada aşağı yukarı 500 böyle super blok var ve bunun 5’ini falan gerçekleştirdiler. Ve başarılı olduğu için diğerlerini dönüştürmek istiyorlar. Bir alttaki slide’da şey pardon.
Super blok ne demek tam olarak? Yani aslında burada gördüğünüz bloklar kareler var. O kareleri bir blok olarak düşünün. Şimdi 9’u bir araya geldiği zaman bir super blok oluşuyor. Yani blok dilinde aslında bizim Türkçe’de ada diye adlandırdığımız dilimler. 9 ada bir super ada oluyor. Aynen. Ve 390 metreye 390 metrelik bir büyük adaya dönüşüyor. Yani çevresi 1 mil oluyor hemen hemen.
Evet. Neredeyse. Evet. Bir sonraki slide slide 17’ye bakarsak. Aslında buradaki dönüşümü çok güzel görebiliyoruz. Yani bir önceki haliyle. Bu hangi kent? Bu süper bloklar. Barcelona’da. Yani dönüştükten sonra görüyorsunuz işte araç yolu dönüştükten sonra şimdi insanlara açılıyor. Ve insanlar buraları yeşil alanlar olarak kullanıyor. Güvenli çocukların oynayabileceği alanlara dönüşüyor.
Çünkü araçlar artık girmiyor hayata. Şimdi burada aslında biz bıraktık. Yani şöyle bundan sonra perspektif renesans’a ki perspektiften bahsettik. Onun aslında Amerika’da James Ackerman diye bir mimal karışçısına göre.
Dünyaya card’ın girmesi kadar önemli bir teknoloji perspektif. Ve buna benzer aslında bu noktada dünyaya yapay zeka giriyor. Şehirciliğe. Artık şehirciliğe yapay zeka. Geleceğin şehirlerinde en önemli uluslararası bir tanesi yapay zeka olacak. Evet. Kentin yönlendirilmesinde. Yani biz şimdi Barcelona blokuna bıraktım ben.
Bundan sonra işte 2012 yılında özellikle derin öğrenme çok popülerleşti. Yani yapay zekanın bir alkolu. Ve onun etkisi de şehircilikle çok büyük yani çalışmalara vesile oluyor. Evet şu anda dünyadaki bütün büyük metropoliler derin öğrenme üzerine kentin altyapısını değiştiriyorlar. Onu ileride yapay zekale bağıntılı hale getirmek amacıyla zannediyorlar. Yani yapay zeka yani derin öğrenme dediğim gibi yapay zekanın bir kolu. Bir kolu evet.
Bazı şeylerde iyi çalışıyor. Yani bir sonraki slide’a gelirsek slide 18’e. Yani ben çok fazla bu detayına girmeden sadece seyirciler anlaması için aslında yapay derin öğrenme dediğimiz zaman. Deep learning. Evet deep learning. Burada aslında bir beyni taklit ediyor. Bu ortada gördüğünüz daireler aslında neuronlar. Beynindeki neuronlar gibi düşünün. Ve orada değişik katmanlar var. En az 3 katma var ama katmanları artırabiliyorsunuz, eksiltebiliyorsunuz. Ve bu ne yapıyor? O beyni gördüğünüz gibi solda işte bu örnekte böyle başlıyor aslında. Milyonlarca kedi köpek resmi veriyorsunuz. Ve en sonunda bu örgü, neural network bir kedinin bir köpeğin ne olduğunu içselleştiriyor.
Ve altta gördüğünüz gibi siz tarif etmeli bir köpek resmi verdiğiniz zaman bu bir köpek diyebiliyor. Yani aslında bu şekilde başlıyor. Yani çok basit haliyle anlatırsak. Bunun önemi ne? İşte bir sonraki slide’a bakarsak artık image vision’de işte otonom araçta.
Yolda bir şey görürsem o yaya mı, ağaç mı, tabela mı, köpek mi anlayacak? Aynen. Yani bunu anlıyor, bunu real time’da anlıyor. Bu aslında ufak bir video ama çalışmıyorsan önemli değil. Aslında burada bir aracın, özel isim söylemek yasak galiba, o aracın işte birkaç saniyede ne kadar çok objeyi… Tecnolojisi yasak değil mi? Bir Tesla aracının videosu çalışmıyor galiba. Ama önemli değil.
Bu, bu… Tesla aracı yolu böyle görüyor. Evet. Ve otonomisini buna bağlıyor. Evet. Yani otomolarak TOG da aynısını yapıyor büyük ihtimalle başka şirketlerde. Bu şekilde… Sizin TOG’la temasınız var mı? Çünkü TOG’un kentlerle ilgili çok kafasında projeler var. Tabii ki onlar yapmayacaklar bunları ama kentle ilgili beklentileri var.
Kentlerin nasıl gelişeceği, kentlerin araçlara nasıl bütüneceği konusunda çok ideolojik fikirleri var TOG ekibinin. Keşke onlar da bir görüşseniz diye düşünürüm. Evet, evet. Biz şimdi Bilişim Vazisi ile takım oluşturduk. Çok iyi. Ve onlar… Biliyorsunuz TOG Bilişim Vazisi gitti. Bilişim Vazisi’nde 60 kadar kuruluş var kuruluşu vardı. Şu anda 204 olmuş galiba. TOG oraya bir cazile merkezi yaratmış vaziyette. Evet, Orhan Müdürü Serdar Bey var. Onunla çalışıyoruz ve TOG’la da tanışıp bu esenler projesini aslında beraber yani TOYOTA mesela geleceğin şehrini şimdi yapıyor. TOG niye yapmasın? TOG da belki böyle yollara dener, şeyleri yapar. En azından bir karşılıkla önceden zorlayacak. Evet, çok süper oluyor. Yani bunu biz baştan beri hep düşünüyoruz. Hatta bizim görsellerde TOG’u kullanıyoruz bir şekilde sormadan. Ama bu istediğimiz bir ilişki aslında.
Şimdi bir sonraki slide’da. Yani bu slide 20 nolu slide’da. Burada aslında bu derin öğrenmenin kullanım alanlarını görüyorsunuz. Yani her şeyi yapamıyor. Yani derin öğrenme imajlar da çok iyi. Yani etiket diyor işte araba, kedi köpek vesaire diye. Seste çok iyi. Yani o fake şeyler sizin 20 dakikalık sesinizi alıp her şeyi söyletebilir.
Yazda biliyorsunuz Google’da vesaire de her yerde kullanılıyor. Şimdi bir sonraki slide’da gelebilirsek. Slide 21’e. Burada da Fatih Bey şeyi görüyorsunuz. Yani daha evvel bu hani etiketleme olayında bir imaja baktığınız zaman bir bilgisayar, burada köpek mi var, insan kadar iyi bilebilir mi? Şimdi 2015’e kadar insanlar yeniyordu makineyi. Bu grafikte görüyorsunuz yani o çizgi, gri çizgi insan, mavi çizgi de makine. 2015’te insanı geçiyor. Yani siz belki köpek olduğunu anlayamayabilirsiniz resimde ama makine onu görüyor. Ve bunun tabi ondan sonra bu uygulamalar patlıyor. Şimdi bir sonraki slide’da. Peki bunun kentteki faydası ne olacak kente? İşte oralara gidiyoruz.
Yavaş yavaş yani ben öyle bir temellerin biraz… Tamam bize ders sandık gibi anlatıyoruz tamam. Tamam, tamam, tamam. Tamam biz böyle hızlıca geçiyorum. Şimdi burada da yine derin öğrenme ama burada genetive adversarial network dediğimiz, yani gunların kullanı, burada iki tane aslında. İki derin öğrenme var. Biri burada resimde gördüğünüz aslında ünlüler ama hepsi fake. Yani makinenin ürettiği ünlüler. Yani bir derin neural network fake ünlü üretiyor ve onu diğer neural network doğru mu değil mi diye. Böyle bir öğrenci-hoca ilişkisi gibi. Bunlar hepsi fake mi? Bunlar hepsi ürettiği ünlüler. Bunlar hepsi fake, celebrity. Bu Nvidia’nın bir araştırması ve milyonlarca ünlü resmi kullanarak oluşturdu bir çalışma.
Buna benzer bir sonraki slidem. İşte mimarlık da kullanmaya başladılar. Yani biz aslında bina resimleri feed edersek, onla train edersek bu gun, bu iki neural network olan sistem bize yeni tip mimari tasarımlar verebilir mi?
Yani geleceğin Leon kriyeleri bunlar mı olacaklar? Artık kentleri, binaları bunlar mı çizecekler bize? Aslında şöyle benim buna ilgim şuradan başladı. Bunu aslında burada açıklamam güzel olur. Arc Bazaar diye bir crowd sourcing platformu kurdum.
Örneğin diyelim ki sizin bir bina tasarlamak istiyorsunuz veya mutfağınızı yenilemek istiyorsunuz. Orada projenizi anlatıyorsunuz platformda ve dünyanın her bir tarafından mutfağınızı mimarlar çiziyor. Ve siz de ilk üçüne ödül dağıtıyorsunuz. Yani aslında ödülü bize veriyorsunuz, bize ilk üçe dağıtıyoruz. Böylece biz binlerce proje yaptık. Tüm dünya çapında. Bunun sınırı yok yani. İstersen bina, istersen mutfak, istersen şehir. Aynen. Yani biz mesela şu an… Bu bir mimari yarışma platformu. Mimari yarışma platformu. Mesela ben yarın başbakan oldum veya cumhurbaşkanı oldum. Dedim ki bir tane cami yaptıracağım kendim. Dünyadan bana bütün camiler geliyor. Bütün baba mimarlarını çiziyorlar. Ben içinden seçiyorum. Aynen. Süper. Fahattat da şu an Tübirak Felinsesi var Gebze’de. Onun yarışmasını daha yeni bitirdik. Baykar için bir fabrika tasarramı yaptık.
Ama tabi çoğunluk 80-90%’ı Amerika’daki mutfak, banyo… Ufak tefek işler yani. Ufak tefek işler. Çünkü mimaları o işleri yapmıyor zaten. Gittiğiniz zaman. Ama bu platformda böylece binlerce proje topladık. Yapay zekâ ilgin şurada geldi. Biz bir DARPA araştırma fonu kazandık.
Burada da DARPA, Amerikan Savunma Sanayi fonu… Orada bizim bu Arkgazer’de topladığımız bu projeleri nasıl yapay zekâ kullanarak yeni tip projeleri geliştirebiliriz üzerine çalıştık. Yani bu tabii DARPA’nın Amerikan Savunma Sanayi’nin ilgisi binalarda değil. Onlar mesela bir roketle bir tankı aldığımız zaman acaba uçan bir tank yapabilir miyim?
Yani o tip yeni Frankenstein’ler geliştirebilir miyiz üzerine çalışıyoruz. Ama bizim elimizde Arkgazer’daki mimari verileri olduğu için… Veri tabanı kullanıyorlar. Evet, biz o veri tabanını kullanarak yaptık. Ama biz derin öğrenmeyi başka şekilde yaptık. Yani imaj bazı değil, graf bazı yaptık. Onlar tabii daha detaylar ama sizin sorunuza cevap olarak o proje biraz çizimler veya projeler kendi kendine yapılabilir mi? Veya yapay zekâ sistemi yapabilir mi? Benim mimari bir büroya gerek duymadan yapay zekâ vasısıyla kendime projel üretilmeyeceğim bir ortamda oluşuyor. Evet, yani en azından bir konsept tasarımı yapabilir mi? Veya en kötü ihtimalle düşünün bir mimarsınız ve yapay zekâ binlerce başka mimarınız sizin altınızda çalışır mı düşünün? Peki İnoz Hocam şimdi sen bir ara ver sen bir nefes alsan. Tamam. Bir terin soğusam. Bir Sinan Hoca’ya geçsek. Tamam.
Sinancığım hoş geldin. Teşekkürler. Şimdi şehirleşmenin nereden gidip nereye gittiğini ve nereye gitmek üzere olduğuna geldik ama daha nereye gideceğini tam konuşmadık. Şimdi sen ise daha mikro düzeyde bir kenteşmeden bahsediyorsun ve anlattığın şeyinden izlediğim şey seninle daha önceki konuşmalarımızla gördüğüm şey beni heyecanlandırıyor.
Bir insanlara geleceğe ilişkin çok minimalist ama konforlu yaşam alanları sunmaya çalışırken bir yandan da bunun sürdürülebilirliği konusunda müthiş avantajlar sağlıyorsun.
Enerji tüketimi konusunda müthiş bir çevrecilik, doğal kaynakların tüketimi konusunda büyük bir avantaj. Ayrıca bunun dışında kendi gıdasının bir bölümünü üretebilen bir konsept. Anlatır mısın bize bu geleceğin evin nedir nasıl olacak? Onu başlamadan önce şeyden başlayayım. İmdat biraz artistik ve insani yaklaştı mesela. Ben mühendis olduğum için, ruhsuz bir yaklaşımı yapayım. Akıllı şehirlerin çok tanımı var Fatih Bey. Bizim çerçeveden ben yapacak olursam akıllı şehir içinde yaşayan insanların ve diğer bütün unsurların verisini toplayıp, depolayıp, işleyip, işledikten sonra ürün ve hizmet haline getirebilen şehirler.
Akıllı şehirler konsepti aslında çok geniş ve cenerik konseptler oldular. İngiltere’de yeni bir akım başladı belki duymuşsunuzdur. Akıllı şehirler yerine bağlı mekanlar, connected places tabirini kullanmak istiyorlar. Çünkü şöyle düşünün İstanbul bir şehir. İstanbul’un akıllı olduğunu iddia ederseniz eğer mesela Beşiktaş’la Bağcılar’ın pek birbirine benzemiyorlar. Aynı zekâda onlattığını görürsün.
Estağfurullah ama yani yapı olarak, altyapı olarak pek birbirine benzemiyorlar. Onun yerine İngilizler şunu diyor. Akıllı şehir yerine akıllı kampüs, akıllı tershane, akıllı üniversite, akıllı AVM, akıllı bina, akıllı tren istasyonu, akıllı bina, akıllı ev, akıllı akıllı akıllı ve akıllı mobilite, trafik.
Bunları hep hep her biri akıllı olsun, her birinin kendi yapay zekâlı iletişim ve idare sistemleri olsun ve bunlar birbirlerine bağlansınlar. Bağlandığı anda toplam bir akıl yani bir anlamda karınca gibi. Evet. Tek tek küçük akıllıların bir araya girip büyük bir zekâ oluşur. Bir araya girip birbirine iletişim haline gelmeleri. Bir karınca ordusu veya bir arı kuranısı gibi.
Akıllı Şehirler ile benim ilk konsept ile tanışmamı anlatayım. 2012 yılında Londra’da bir program vardı, Avrupa Birliği’nin programı. Meşhur bir Alman teknoloji şirketinin üst düzey bir yöneticisi gelmişti. Orada ilk defa Akıllı Evi tasarladıklarını ben bilmiyordum. O zaman doktora yeni başlamıştım ben. Akıllı Ev’den bahsetti ve şunu söyledi.
Biz firma olarak dedi, biz bunun tasarımını yaptık, demosu hazır. Sizin insan olarak ne yediğinizi, ne içtiğinizi, kimle konuştuğunuzu, günde kaç adım attığınızı, içtiğiniz ilaçları her şeyi takip edebiliriz. Ne izliyorsunuz, ne okuyorsunuz? Tuvalete gittiğinizde size sağlık durumunuz hakkında rapor çıkaracak. Tabii tabii tabii. Her şeyinizi takip edebiliyoruz ve her şeyinizi kayıt altına alabiliyoruz dedi.
Ama şu anda bu ticari olarak karlı olmadığı için üretime geçmedik dedi. 2012 yılında bunu söyledi. Ben orada tabii… 9 yıl önce. Evet. Yani verinin gücünü orada anladım ben. Yani biraz da böyle bir dehşete kaldı çünkü mahremiyet meselesi işin içine giriyor. 2013 yılında Stockholm’da Haziran’da bir konferans vardı. Bu akıllı şehirleri tartışıyorduk. Ben söz alıp şey dedim, mahremiyet ne olacak, veri güvenliği? Oradan henüz daha bu konular pek popüler değildi. Hatta İmperil Koluş’tan bir akademisi ama şey demişti. Her şeyden korkan insanları ne deniyordu? Septik. Yok yok. Fobi. Yani korkak gibi bir şey söyledi. Paranoiak. Hah bravo. Paranoiak arkadaşımızın şeyi sona erdiyse daha… Masaya geçiyordu, o hakim çıkmadı. Evet. Çünkü ben şunu söylemiştim, veri ne olacak? Oradan bir yetkili şey demişti. Ben tatile giderken Facebook’ta diyor fotoğrafını koyuyorum. Hırsız görürse görür diyor. Yani bu kadar basitleştirilmişti mesele. Sonra biliyorsunuz 2017’de KenBeech analitika skandalı patladı. Skandalı patladı. Ve verinin ne kadar değerli olduğu ortaya çıktı. Zükerbek’e şey vermek zorunda kaldı. Seçimlere hileler karıştı falan filan. Fatih Bey şöyle söyleyeyim size. Dünya Bankası’nın yeni bir çalışması var. 2024 yılında dünyada 83 milyar adet nesnelerin interneti uyumlu cihazı olacak. Evet olacak. Ve bu cihazlar sürekli veri toplayacaklar. Yani 3 yıl sonra kişi başına 10 tane cihaz düşecek ve bu cihazlar bizim verilerimizi toplayacaklar. Ama yine Dünya Bankası şunu söylüyor. Bu verin sadece %10’unu işleyebiliyoruz şu anda. Depolamak ayrı bir problem. İşlemek bambaşka yapıyor. Bambaşka bir problem. Zaten burada maharet burada. İşleyip katma değer yaratmamız lazım. Bizim zaten çalışmamızın temel prensibi de budur. İşleyip nasıl katma değer yaratabiliriz?
Felsefesinden bahsedin belki duymuşsunuz 5 de trendi var. Bugün dünyada çok kuvvetli bir trend var. 4 artı 1 de de diyebiliriz. Bunlardan biri dekarbonizasyon. Karbon ayak izini azaltmak. Evet. Yani iklim değişikliği biliyorsunuz çok büyük problem. Bütün sektörlerde karbon ayak izimizi azaltmak zorundayız. Bu birincisi. Şu anda en önemli mesele bu galiba. En önemli. Dünyanın bir numaralı meselesi bu. COVID artık biliyorsunuz. İkinci sıraya düştü. COVID mesele bile değil.
İkinci şu an tekrar iklim değişikliği bir numara da dekarbonizasyon. İkincisi dijitalleşme. Dijital teknolojilerden faydalanmamız lazım. Çünkü nimet cidden verimliliği artırabiliyoruz. Optimizasyon. Bir yandan nimet bir yandan bela böyle bir karışık durum var orada. Ama nimet tarafı daha ağır basıyor. Yani mühendislik açısına bakınca nimet gibi görünüyor. Üçüncüsü dezentralizasyon yani dağıtılmışlık. Şunu kabul ediyoruz. Bir tane 1000 megavatlık santral yerine 100 megavatlık yapalım. Ve yetkiyi, kontrolü, denetimi, üretimi her şeyi dağıtalım. Riskleri yayalım. Çünkü riski yayıyorsunuz. Single point of failure diye bir mesele var. Tek bir merkezden kontrol ettiğiniz zaman her şeyi o tek merkez çöktüğü zaman bütün operasyon çöküyor. Bir diğeri demokratikleşme. Demokratikleşmeden kastımız şu.
Mesela siz çatınıza fotovoltaik koyduğunuz güneş enerjisi üretiyorsunuz. Sizin birey olarak o enerjinizi, fazla enerjinizi istediğiniz kişiye, verebiliyor hakkım olması lazım. İstediğiniz fiyattan satma hakkınız olmalı. Aynı şekilde ihtiyacınız var. İstediğiniz kişiden, istediğiniz fiyatı almanız lazım. Fiyatı alabilme hakkım da olsun. Veya şehirler konseptinde de bir belediye, diyelim yol çalışması yapacak. O yol civarında oturan evler, o yoldan geçen arabalar, arabaların sürücüler, adresleri vesaire. Onların verisini toplayacak saat kaçta geçiyor, hangi mevsimde geçiyor.
Ona göre planlama yapacak. Hem planlama yapacak hem de onlara soru soracak. Benim senaryolarım. Bundan hangisine oy veriyorsunuz? Demokratikleşme. Beşinci de 4 artı 1, o biraz zayıf deregülasyon. Regülasyonları biliyorsunuz, mevzuat yönetmelik. Fazla regulasyon olunca, şimdi artık deregülasyon. Bu oluyor. Bir yandan bu iklim değişikliği sürdürülebilir, bir yandan da ülkeler şey biliyorsunuz, ekonomilerini büyütmeye çalışıyorlar.
İş dünyasının en nefret ettiği husulardan biri de bu yönetmelikler ve mevzuatlar. Bildiğiniz üzere Trump’ın 2016 en büyük seçim vaatlerinden biri de şeydi, Regülasyonları azaltacak. Regülasyonları nasıl azaltacağız? Bu da deregülasyon. Bu da 4 artı 1 de oluyor. Ben iki numaralı slidemi alabilir miyim? Şimdi sizlere şeyi sunacağım. Yaptığımız Tübit Ak’ta uluslararası lider araştırmacılar kapsamında yaptığımız çalışmayı sunacağım.
İki numaralı slide. Tamam. Yakın tarihin mühendislik gelişmeleri. 1712’de James Watt buhar makinesini icat ediyor. 1844’de Samuel Morse telgrafı icat ediyor. Hatta muhtemelen biliyorsunuz ilk tecrübesini İstanbul’da yapıyorlar. Sanırım Beyler Bey sarayından bir yerde yapmışlardı.
1846’da telefon icat ediliyor Graham Bell tarafından. 1903’te Wright Kardeşler ilk uçağı buluyorlar. 1908 yılında Henry Ford model T arabasını yapıyor. Bir diğer slide lütfen. Üç numara.
1910 yılında ilk elektrikli süpürge icat ediliyor ve satışa sunuluyor. 1913’te ilk buzdolabı yapılıyor. 1927’de ilk televizyon icat ediliyor. 1946’da ilk bilgisayar icat ediliyor modern manada. 1969’da da bizim meşhur ARPANET’imiz var ilk ilkel diyelim internetimiz icat ediliyor. Buraya kadar yapılan bu teknik terakkide Fatih Bey iki tane önemli husus var mühendislerin sürekli dikkat ettiği. Birincisi verimlilik. Verimliliği nasıl artırırız? İkincisi de maliyet. Yani bu güne kadar bu yakın zamana kadar gelmiş bütün çalışmalara baktığınız zaman bu iki duvarın arasında çalışılmış. Verimlilik maliyet. Fakat modern zamanlarda iki yeni duvarımız oldu. Üç numara iklim değişikliği yani karbon ayak izini düşürmemiz lazım. Bir diye de sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik ne? Şu herhangi bir ekonomik aktivitede kullandığımız kaynakların gelecek nesillerin aynı kaynakları kullanma hakkını elinden almaması. Şimdi şöyle düşünebiliriz mesela diyelim ki bir arabamız var biz mühendis olarak çok daha verimlisini yaptık karbon ayak izi yarıya düştü. Ama çok iyi araba olduğu için fiyatı da üçte birine düştü.
Bir anda on kere insan bunu satın aldı bu sefer ne oldu karbon emisyonu arttı kaş yapayım derken göz çıkardık. O yüzden artık dört duvar arasında sıkıştı mühendislik bu dört duvar arasında çalışmak zorunda. Biz de böyle bir çalışma yapalım dedik dört numaralı slide’ı gösterebilir miyiz? Teşekkürler. Projemizin adı Açık Dijital İnnovasyon Hubı Merkezi. Çıkış noktamız şuydu. Buna çok benzer bir şeyin Hollanda’da yapıldığını gördüm. Dünya çeşitli yerlerinde deneniyor. Çıkış noktamız şu Fatih Bey deniz seviyesi yükselir de mikro ülkeler deniz kıyısındaki şehirler sular altında kalırsa. Yani bu geleceğin yalıları bunlar. Veya sığınma evleri olabilir. Milyonlarca insan evsiz kalırsa biz bu insanları ev sağlayabilir miyiz? Veya daha basit bir şekilde suyun üstüne hayat mümkün mü? Waterworld. Evet.
İki yetişkin insan bir erkek bir dişi burada yaşayacak. Şart mıdır? Şart değil. Ama hesaplama yapmak için özellikleri öyle kabul ettik. Biraz cinsiyetçi bir yaklaşım olmuş olabilir. Hem çalışma alanı hem yaşam alanı. Yani bu aynı zamanda yeni iş imkanlarının entegre edildiği bir yer. Bunu konuşuruz birazdan. Ekonomi nasıl büyütürüz? Bir yandan geleceğin şehirlerini tasarlayıp bir yandan ekonomi nasıl büyütürüz?
Bu kendi enerjisi kendi mi büyütecek? Onu söyleyelim. Amacımız burada şu. Kendi enerjisi üretsin, kendi suyunu üretsin, kendi gıdasını üretsin, kendi atıklarını dönüştürsün. Her şeyi optimiz etsin. Allah Allah. Bunu yapar. Bunun ne kadarını yapabiliyor şu anda? Şu kadarını yapıyor. Biz bunu şu arkada görüyorsunuz. İstanbul Boğaz Köprüsü görünüyor. Bütün verilerimiz gerçek veriler. İstanbul Boğaz’ın da ki işte güneş verileri, rüzgar verileri, yağmur suyu. Bu şu anda Boğaz’a göre hesaplanmış vazeyse.
Bizim amacımız TÜBİTAK bunun parasını verdi. Buradan TÜBİTAK’a teşekkür ederim. Projenin bütçesi var. Biz bunu İstanbul’a bir modern bir bilim müzesi olarak tasarladık. Bunu İstanbul’a yapacaksınız mı? Yapacağız. Kısmetse yapacağız. Boğaz’a koyacaksınız. Evet. Süper. Amacımız o. Gıdasının yüzde yüzünü bir yıl içinde. Pardon. Gıdasının yüzde yirmisi. Pardon. Gıda zor bir konu. Burada yemek de yapılacak. Yani şeyde bilgiler falan da üretecek.
Hocam göstereceğim. Suyunun yüzde yüzünü enerjisinin yüzde yüzünü üretebiliyor. İki kişi için. İki tane yetişkim için üretebiliyor. Beş numaralı slide’ı gösterelim. Allah Allah. Bu da projemizin krokisi. Bir tane home management system dediğimiz ev idare sistemi bu yapay zeka. Bu evdeki her şeyi kontrol edecek. Siz bu sabah kaçta uyanacaksınız? Kahvaltıda ne yiyeceksiniz? Bugün ne giyineceksiniz?
Kimle saat kaçta konuşacaksınız? Çamaşırınızı ne zaman yıkayacaksınız? Her şeye bu karar verecek. Çok sıkıcı. Bununla alakalı şöyle eleştirme geliyor. İnsanları aptallaştırır diye bir eleştiri geliyor. Yani problem değil. Fazla bir şey kaybetmeyiz herhalde. Ağzımdan aldım. Çoğunluk fazla bir şey kaybetmez. Fazla bir şey kaybetmeyeceğiz. Binadaki bütün cihazlar, nesneleri, interneti uyumlu. Her şeyi kontrol edebiliyoruz.
Çatıda iki tane küçük rüzgar santralimiz var. Çatımız tamamen fotovoltaik kaplı. Yani elektrik enerjisi üreten güneş bir şey. Elektrik üretmek için bunları yapıyoruz. Isıtma ve soğutmayı ısı pompasıyla karşılıyoruz. Yani enerjide harcama daha verimli. Daha verimli. Klimadan daha verimli. Mesela yazmışız oraya. Geleneksel ısıtıcılara göre %80 daha verimli ısı pompalar. Ben evimde 25 sene ısı pompası kullandım. Çok rahat ettim. Çok verimli bir teknoloji. Ters ozmozla deniz suyunu arıtıp içme suyunu çeviriyoruz. Peki ürettiğiniz enerji bu ters ozmozu ve hitpompu ve hepsini çalıştırabilecek düzele bir enerji üretiyor mu? Geleceğiz şimdi. Üretiyor ama aylara göre değişiyor tabii ki. O zaman bir yerde enerji depolayabiliyor olmanız lazım. Havadaki nemden su üretiyoruz. Tamam zebelli ha gibi bir dekildi başıma. Reklam mı? Devam edelim. Bitireyim. 30 saniyesi var.
Havadaki nemden su üretiyoruz. Gerektiği zaman. Akıllı şarjda az önce bahsediyorduk tok akıllı arabalar elektrikli arabalar. Akıllı şarj binanın elektriği fazla olduğu zaman elektrik pahalı. Şebekeye satıyor. Şebeke ucuz olduğu zaman şebeke alıp depoluyor. Karşılıklı alışveriş yapabiliyoruz. Tokun da böyle bir parçası var. Akıllı sayacımız var. Atık yönetimimiz var. Kahverengi atıkları yani tuvalet atıklarınızı alıp. Anayrobik sindirimle bakteryal sindirimle dönüştür. Metan gazını çeviriyoruz. Sonra metan gazını ocakta yakıp yemek pişiriyoruz. Yani biraz iğrenç gelebilir. Hayır hiç gelmiyor süper fikir. Dışkınızdan yemek pişiriyorsunuz ama. Ne olur ki yani? Yani sonuçta petrolde inmem milyar milyon senlik 200 milyon senlik dışki yeri. Evet yani öyle bir teknolojimiz var. Aydınlatmamız enerji verimli. Su depoluyoruz. Su depolarımız var. Dışkının tamamı metana dönüşmüyor. Artanın ne yapıyorsunuz? Artanın da şey olarak gübre olarak tarımda kullanacağız. Dikey tarım, sulu tarım şeylerimiz var. Ünitelerimiz var. Topraksız tarım. Evet topraksız tarım. Su depolarımız var. Yağmur suyunu topluyoruz. Bir damla suyu bile israf etmiyoruz. İstanbul işte 120 metre kare çatısı var. Beşiktaş’ın açıkları diye hesapladık. Ne kadar yağmur düştüğünü vesaire hepsini hesapladık biz bunun. Gri suyu da dönüştürüyoruz. Diğer su atıkları. Enerji depolamak için 3 tane Tesla’nın power wall’ı var. Ev depolama sistemleri. Onları kullanıyoruz. Topraksız tarım ünitemiz var. Burada da önder yolun yaptığı şeyler var. Bu depolama üniteleri var. Tesla’nın kire yakındır herhalde diye düşünüyorum. Yani zaten yerli üretim kullanacağız. Eğer burayı yaparsak. Tesla’nın ürünleri yok. Ne yaparız yapın. Çin’den giriyor piller. Evet zaten litümiyon. Birazdan teknik hesaplarına gireriz. Tok mesele pil üretiminde başlıyor. Belki onlarla da yapılabilir. Böyle şeyler. Farsis ile beraber Türkiye’de pil üreti çekiyorlar. Farsis’in sahiplerinin sizin gibi Çinliyiz çocukları. Amerikalı mühendisler. Evet yazılarınızı okudum. Tok yazılarınızı okudum. Akıllı insanların beni okumasından daha çok hoşuma gelmiyor. Bende bütün programlarım. Sadece şöyle bir problem oluyor. Akıllı insan beni okuyunca kendime aptalca bir şey yazmamışımdır inşallah. Reklamlar değil mi? Reklam.
Evet Sinan Hocam kalmış mıydı bir şey yoksa tamamlamış mıydı? Az kaldı altı numaralısıyla kalabiliriz. Altı numara gelebilirse. Sinan Hoca’nın altı numarası geldi.
Burada suretim sistemlerinin dağılımını görüyoruz aylara göre. Mavi olanlar gri suyun dönüşümü. Dönüştürülmüş su. O sabit. Evet. Yani düzenli miktarda tuvalete gittiğimiz ve suar dönüşünü. Onu sabit kabul ediyoruz. Turuncu olan yağmur suyu görüyorsunuz İstanbul’da yaz aylarında. Yaz ağzı alıyor. Sarı olan deniz suyunu arıtıyoruz. En az ters olmaz.
Havadaki nemden su mor olan en üstte görüyorsunuz. Çok az. Çünkü çok enerji yoğun bir süreç. Onu şeye sarkıyoruz. Niye o enerjisi yapılıyor mu buharlaşma yoluyla? Güneş güneş buharlaşma soluyla. Efendim? Güneşten buharlaşma güneş enerjisiyle buharlaşma. Daha sonra güneş ısı ile buharlaşma öyle yapılamıyor mu? Hayır elektrik kullanıyoruz. Doğrudan elektrik kullanıyor teknoloji. Elektrik ile alakalı yedi numaralıyı gösterelim. Peki ne kadar enerji harcayacağız? Onu göstereyim.
Bu da aylara göre enerji tüketimi. Mavi olan ısıtma ve soğutma. Bizim heat pump’ımızın ısıt pompamızın. Soğutma, ağız ısıtma, soğutma. Yok toplam. Isıtma ve soğutma beraber. Hayır yazın soğutma diye düşündüm. Evet görüyorsunuz. Nisan ve Eylül aylarında minimum. Turuncu olan su üretmek için harcadığımız enerji. Sarı olan gıda üretmek için dikey tarım, topraksız tarımda harcadığımız enerji.
Pardon sarı olan ev cihazları. Evdeki bütün elektronik cihazların harcadığı enerji. Mor da tarımda harcadığımız enerji. En fazla ısıma ve soğumaya harcıyoruz. Evet ısıtma ve soğutma tam bir baş belası. Onu da söyleyeyim Fatih Bey. Şeyle alakalı çok rivayet çıkıyor. Petrolün ömrüne kadar kaldı, doğal gazın ömrüne kadar kaldı diye. Onunla alakalı şunu söyleyeyim. Ben elektrikçiyim. Bilmiyoruz. Petrolün de ömrü bilinmiyor. Doğal gazın ömrü bilinmiyor. Ama şunu biliyoruz doğal gazın ömrü petrolden fazla olacak. Biraz daha fazla olacak.
Bir de ısıtma ve soğutmanın elektrikle yaparsak çok maliyetli oluyor. Ben bunu şey İngiltere için hesaplamıştım. Bir evi İngiltere’de elektrikle ısıtırsak doğal gaz ısıttığımız üç katı daha fazla fatura ödüyoruz. O yüzden doğal gazı daha belki bir 100 yıl belki daha fazla kullanmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Nükleerden etebilirsek. Ona şimdi geleyim. Ona geleceğiz şimdi elektrik konusuna. Enerjiyi nasıl üretiyoruz?
Oyunuz mavi fotovolta ilk güneşten ürettiğimiz enerji. Aylara göre dağılımı. Turuncu rüzgardan ürettiğimiz enerji. Sarıda biyogaz. Yani atıktan dönüştürdüğümüz bakteriyel sindirimle dönüştürdüğümüz enerji. Bayağı öyle demişiz. Aylara göre. Peki karbon emisyonları. Bu da bir başka şey. Yanlış bilinen konu. Mesela İngiltere’de iken sürekli yanınızdan şey geçiyor. Sıfır emisyon otobüs. Elektrikli otobüs. Üstüne kocaman şey yazıyorlar. Peki o elektrikten çıkan emisyon. Bravo.
Bazen daha bile fazla olabilir. Evet sıfır emisyon diye bir şey yok Fatih Bey. Her teknolojim karbon ayak izi var. Şu çizgi gördüğünüz bu bizim binamızı eğer İstanbul’daki mevcut şebeke’den besleseydik. Karbon emisyonumuz çizgi olan. Aylara göre dağılımı. Alttaki de bizim kendimiz. Kendimizin de dağılımı şu. Güneşten dolayı belli bir mavi karbon emisyonumuz var. Güneş enerjisini üretirken karbon salımı yapıyoruz. Biyogazın ki turuncu rüzgarınki biraz daha sarı görünmüyor bile. Yani onu da söyleyelim sıfır emisyon diye bir şey yok. Her teknolojinin muhakkak bir karbonalt yapısı ayak izi oluyor. Gelelim gıdaya. Gıda da bir diğer tartışmalı konu. Ne yiyeceğiz? Geleceğin insanları ne yemeli ne içmeli? Jetgilleri izlemişizdir hepimiz. Kapsül yiyorlar vesaire. Belki kapsül yemeyeceğiz ama daha mantıklı şeyler yememiz lazım.
İlk soru 1 litre su başına hangi gıdadan ne kadar kalori alıyoruz enerji? Gördüğünüz üzere patates. Harcadığımız 1 litre su başına. Evet yani. Evet 1 litre su harcarsak hangi gıda ürününden ne kadar enerji alırız insanı olarak? En verimli patates mi? En verimli patates çıktı. Bu grafik o değil değil mi? Bu, pardon özür diliyorum. 10 numaralı grafiği. 10 arkadaş. 10 numara. Sen grafikleri bilgisayardan bakıyorsan ekranda o grafik olmuyor. 10 numara. Patates. En verimli.
O yüzden Mars’a patates ürettiği yeni adam. Evet. Yani en mantıklı su o. Sonra mısır geliyor, buğday geliyor, pirinç geliyor vesaire aşağı doğru gidiyor. En kötüsü hangisi et mi? Birazdan gelecek en kötüsü. 11 numarayı alalım. 11 numara. Bu da 1000 kilokalori gıda üretmek için ne kadar sere gazı salımı yapıyoruz. Yani çevreye en çok zarar veren gıda hangisi görüyorsunuz kırmızı et açık ara 1 numara. Uzak ara 1 numara. Çevre düşmanı. Sonra domates geliyor, sonra süt geliyor, yumurta geliyor. Gördüğünüz üzere patates yine gayet tercih edilebilir seviyede. O patatese zararı değil mi? Yok. Onun da var. Salımıza. Sağlığa zararı değil mi? Ama kızartmayacağız tamam. Ha. Gıda değeri olarak. 12 numarayı gösterelim. 12 numara. Bir de bu gıda ürünlerini üretmek için ne kadar alanı ihtiyacımız var. Tarım alanları biliyorsunuz problem. Brezilya’nın çok yoğun baskı var. Yağmur ormanlarını artık kesmesinler. Tarımı açmasınlar diye. Kuraklık artıyor. Tarım arazileri küçülüyor. Şehirler büyüyor. Yolun arttıkça. Evet. Burada da 1000 kilokalori gıda üretmek için ne kadar metre kare alana ihtiyacımız var. Gene kırmızı et 1 numaralı baş belası görüyorsun. 120 metre kare lazım. Sadece 1000 kilokalori enerji üretmek için kırmızı etten süt, yumurta, domates, bakla gibi hayvansal gıdalar daha fazla arazi gerektiriyor. Patates yine yani orada prenses gibi duruyor. Ya burada şeyi araştırdık. Neyi seçelim? Yani bütün hesaplama evde ne öğretelim? Evet. Yani modelleme yapmak zorundayız. Hangi evde inek üretmeyeceğiz? Evet. Şu 13 numara bence Fatih Bey çok ilginizi çekebilir. İzleyenlerin de çok ilgisini çekebilir.
Bu bir yılda bir insanı doyurmak için ortalama yaklaşık 1 milyon kilokalori enerji ihtiyaç var. 1 milyon. 944 bin kilokalori. Bir günlük 3000’den. Evet. Yaklaşık öyle geliyor. Biz şunu sorduk, modelledik. Biz bunu klasik tarımla yaparsak ne kadar kaynak tüketiyoruz? Topraksız dikey tarımla yaparsak ne kadar kaynak tüketiyoruz? Pembe olan klasik tarım burada patates üzerinde. Ya bu minimumu.
Yani bu kırmızı et olsa 20’ye 40’la çarpacağız biz bu rakamları. Bir insanı bir yıl boyunca patates… Bunları diye diye beni vejetaryen eteksel anda. Azaltmakta fayda var. Bir insanı bir yıl boyunca patatesle doyursak ortalama bir insanı 74.500 litre su harcıyoruz. Peki tıpkı ben sadece patatesle beslenmek doğru bir şey mi? Bu şey. Şey gibi düşünün. Bu ütopik. Minimumu.
Yani bunun üst limiti de yapılabilir arası. 155 metrekareye yer lazım, alan lazım ve 521 kilowattsahtta enerji lazım. Hadi bunu sulu tarımla yapalım dedik. Su ihtiyacı yarıya düşüyor. İnsanlar şey diyebilir sulu tarımda nasıl su yarıya düşüyor diye suyu sürekli çeviriyoruz, döndürüyoruz.
Alan ihtiyacı 49 metrekareye düşüyor, üçte birine fakat enerji ihtiyacı 40 katına çıkıyor Fatih Bey. Bu şu, gelecekte şehirler büyüdüğü zaman, 20 milyonluk, 50 milyonluk, 100 milyonluk mega şehirler oluştuğu zaman 3 tane soru gelecek. Bu şehirlere suyu nasıl getireceğiz? Bu şehirler nasıl doyuracağız insanları? Bu kadar elektriği enerji nereden bulacağız? Problem bu. Peki bunu düşünmekten senin fısır açlığını sınırlamak daha kolay bir şey değil mi? O şeye aykırı oluyor, demokratikleşmeye aykırı oluyor herhalde. Keşke olsa, keşke olsa ama o hukuki bir mesele ben anlamam o işlerden. Burada şey düşünün mesela İstanbul’da gün gelecek, yakın bir gelecektir. Domatesi Çukurova’dan, Harran’dan getiremeyeceğiz çünkü oralar artık tarıma elverişsiz olacaklar. Bir şey olmayacak. Domatesi biz kendi evimiz üreteceğiz. Ama ben çocuk yaratan öyleydi. İstanbul’un çevresi üretildi İstanbul’un. Ne bileyim Langa’da hıyar üretilirdi. İşte şeyde Yedi Kule’de bostanlar vardı. Bütün sebze mevzu oradan gelirdi. İşte Bayrampaşa’dan bakla gelirdi. Pirinçli’den Bami’ye gelirdi. İstanbul kendi üretimini yapardı. Sonradan değişti her şey şimdi. Her şeyi oldu, oldu taşıyoruz. Şimdi gelecekte şöyle olacak Bahri Bey. Şurada Habertürk Münasyen’in kendi patatesini üreteceksiniz. Haydarpaşa, Trengar’ı pirinç üretecek. İstanbul Havalimanı domates üretecek.
Siz fazla patatesinizi Haydarpaşa’ya satacaksınız. Onlar fazla pirincini İstanbul Havalimanı’na satacaklar. Öyle bağlı mekanlar olacaksınız. Buradaki amaç da bu. Şimdi birazdan sana anlattığım bu güzel şeyleri beyefendiye soracağım. Tamam nasıl yapılabilir? Yapılabilir mi? Düşünüyorlar bunu yapmaya. Son slide’im 14 numara. 14 numara arkadaşlar. Bu da şeyin krokizi. Sağdaki bağlı mekanların olduğu bir akıllı şehir.
İçinde akıllı üniversite var, akıllı Trengar’ı var, akıllı havaalanı var, akıllı okul var, akıllı hastane var. Soldaki de bizim akıllı şehirlerin yapı taşı. O değilimiz kendi enerjisini, kendi suyunu, kendi gıdasını üretebiliyor. Şehirle bağlantı halinde data transferi yapıyor. Aynı zamanda enerji transferi yapıyor. Gelecekte bizim amacımız bu. Legolarla oynamak gibi ben bir tane lego’yu tasarlıyorum. Bu legoları bir araya getirip anlamlı bütün yapması da
mimarlara kalıyor. Bu ana tipleri sizin akıllı kent veya geleceğin kenti konser üniversitede ne kadar yer buluyor, bulabiliyor mu? Yoksa tamamen aynı dilimi konuşuyorsunuz. Tabii, tamamen makro ölçekte aslında Sinan yaptı. Bizim de düşünmemiz lazım. Akıllı enerji, akıllı tarım, dikey tarım var. Bir de şehir içi tarım var.
Sizin dediğiniz şehir içi tarım bir de dikey tarım var. 100 katlı bir binaların içinde 100 kat bostan var. Aynen, bir dönüm alıyorsunuz, 10 dönüm yapıyorsunuz üstüse binerek. İçinde topraksız tarım yapıyorsunuz, havada yaşayan bitkiler. Aynen, bir de kişi özgü besin üretme var. Mesela Singapur’da 3D print ediyorlar, besin değerine göre. Nasıl, domates mi print ediyorlar?
Domates değil tabii, yani besin de patates değil ama şey yani……printer ile çalışabilecek bir besin değer yüksek besinler üretiyorlar. Hap gibi yani. Evet, daha hap gibi ama o günlük ihtiyacınız falan kalmıyor. Yani o tip çalışmalar yapıyor. Ve ben aslında buradan şimdi bu derin öğrenme örnekleri var.
Şehirciler nasıl etkiledi diye sormuştunuz orada birkaç ödül var. En önemli sorunlar bir tanesi kentlerde trafik baktığınız zaman. Artan nüfus, artan araç sayısı, artan gelişmişlik, artan zenginlik……ya da ucuzlayan sistemler baktığınız zaman bir çeşit bir araç getiriyor. Geleceğin kentlerinde araç nasıl olacak? Otorom araçların gereksinin duyulan araç sayısını azaltarak çok ciddi bir çevreye katkı sağlayacağı……elektrikli araçların karbonaryakisinin çok daha düşük olacağı……enerjinin ya nükleer ya da geri dönüştürülebilir enerji türlerinden olacağı……ve güneş enerjisinden daha fazla faydalanacağı, enerjinin de ucuzlayacağı ve üretiminin kolaylaşacağı……üstelik de uzun mesafeler taşımaya gerek kalmadığı için kayıpların da azalacağı yolda tezler var. Modern şehirde bunların hepsi nerede anlam buluyor? Şimdi bizim burada yani mobilite en önemli konu, yani tüm şehir esenlerde de kurguladık.
Siz yine esenleri yapıyorsun değil mi? Bu esenleri bir bölümlü yapıyorsunuz. Evet, evet. Aslında oraya… Bir lavatuvar gibi. Evet, oraya bir gireyim, orada anlatayım. Tamam, orada anlatayım, ben orada sorayım. Ondan sonra belki geri geliriz. Şimdi esenlerde bir kentsel dönüşüm var. Siz bu kentsel dönüşün içerisinde bir parçayı aldınız……ve buraya bir lavatuvar gibi kullanarak yeni bir şehir yapıyoruz. Şehir monsedi geliştiriyoruz. Ben direkt buraya gireyim, ondan sonra birkaç slide var size göstermek istiyorum ama onları sonra gösterebiliriz. Şimdi slide 41’e gelebilir miyiz?
Slide 41. Neyse yaraya yaklaştık. Şimdi bu esenler şeyi görüyoruz yani İstanbul’u bilmeyenler için. Esenler Batı yakasında. Burada kırmızı ile işaretlediğim alanda.
Şimdi kırmızı ile işaretlediğim alanda bir yeşil bir boş alan görüyorsunuz. Her yeri yapılaşmış etrafında. Orada bir yeşil bir üçgen bir alan var. Aslında o alan bizim geleceğin şehrini kurmaya düşündüğümüz alan ve orası bir askeri bölgeymiş. Esenler Belediyesi’nde verilmiş.
Şimdi bir sonraki slide’e gelebiliriz 42’ye. Şimdi bu slide’da sadece ölçek olarak anlayabilmeniz için bu kırmızı ile gösterdiğim Dick Dirtgen New York’daki Central Park alan. Yani baya kocaman bir alan yani düşündüğünüz zaman.
Yani Central Park’ın hemen hemen 5-6 katı gibi bir yer. Evet. Yani üstte de Central Park’ın resmini gördüm yani koydum orada gökdelenenlerden bir ölçek alabilmeniz için. Baya büyük bir alan. Şimdi slide 43’e gelirsek. O alanın tamamında bir kentsel dönüşün var ya oranın tamamı binemez o yalanın tamamı. Yok.
O slide’e geri gelirsek 42’ye. Burada aslında. Şimdi şurada beyaz bir çizgi ile bölündüğünü görüyorsunuz aslında alanın. Şu beyaz çizgi ile bölünen tarafın sağ aslında bizim geleceğin şehri dediğimiz alan. Solu. Normal. Evet orası yeşil olarak kalacak. Tamamdır.
Şimdi bir 43’üncü slide’e gelelim. Siz 4 km² bir yer yapıyorsunuz galiba değil mi toplamda? Toplam 200 hektar. 200 hektar. 2 km². Evet. Evet aynen. Bir sonraki slide 43. Geldi. Şimdi burada Esener şehrinin şeyini görüyorsunuz.
Bu sarı ile gösterilen alanlar aslında bizim geleceğin şehri alanımız yani boş alanlar. Üstteki sarı üçgen alan kuzey rezerv alanı diye geçiyor. Alttaki sarı da güney rezerv alanı diye geçiyor. Turunca alanda bizim şu anki Esener bölgesi şu anki şehrin kendisi ve Türkiye’nin en yoğun bölgelerinin biri. Evet.
Yani kilometre kare başına 70 bin kişi yani bu karşılaşmaları için Mumbai’den iki katı falan. Yapmıyor. Evet Mumbai 30 bin kişi mesela. Tam bir felaket aslında Esener. Aslında bayağı bir felaket o yüzden de zaten proje buraya yapılıyor çünkü yani biz geleceğin şehri çalışıyoruz ama asıl hidden agenda, gizli agenda, film ve açık agenda.
Yani 45 nolu slayda bakarsak. Burada sol da gördüğünüz. İmdat şimdi bence bunları geçelim. Yani bunlar çok detay detay detay hiç bunlara gerek yok yani. Esener BD Başkanlığına aday olsam bunları çalışayım sana da böyle bir niyetim yok yani. Kimseyle Esenlerin detayları bunlar.
Sadece bir şey söyleyeceğim ama şu sağdaki o yeşil alanlar hepsi yıkılacak ve o yeşil bir örgü olacak ve buradaki insanlar geleceğin şehri alanlar taşınacak. Yani bu yeşiller yıkılıp taşınacak yani. Asıl proje bu yani ve biz bunun bir kısmını yapıyoruz şimdi 46 nolu slayda gelirsek. Yeşillerden arsalın mı diyorsun anlamadım. Sen nedir? Yok orada yani yoğunluğu düşünecek. Ben ona alanlar almıştım zaten sana alakalmasın.
Şimdi 46 nolu slayda burada bizim alanı görüyorsunuz yine kuzey rezervanlar ve güney ve güneyde ki bu uydu görüntüsünü görüyorsunuz aslında yapılaşma başlamış. Toki burada binaları yapmaya başladı ve insanlar taşınmaya başladı. Sizin yaptığınız planlamaya göre yapıyor Toki binaları yok sizin planlamaya yaptığınız yer başka yer mi? Bu bizimki başka yer. Ben sadece şu an bağlamı veriyorum. Şimdi 48 nolu slayda gelelim.
Şimdi bizim çalıştığımız alan Fatih Bey bu nar şeklinde gördüğünüz alan yani kuzey rezervanının içinde bir alt alan ve kuzey rezervanının yeri 21 hektar güney 124 hektar toplam 850 hektar ama bizim alan 200 hektarlık bu nar şeklindeki alan ve içinde bir teknoloji gelişme bölgesi var.
Ve bu alan sadece karşılaştırma için 49’a gelirsek. Yani burada Florence ile üst üste getirdim bizim alanı aslında tüm Florence’ı aşağı yukarı için alan büyüklükte bir alan burası. Şimdi sizin sorunuza geleceğim 50 nolu slayda gelirsek.
Şimdi bu burada gördüğünüz bu alanı aslında gridlere bölüyoruz. Yani bunlar 50 metrelik gridler yani bir süper blok yine Barcelona örneğinde olduğu gibi 150 metre 150 metrelik süper bloklar oluşuyoruz. Barcelona 300 metreyi de burada güzel. Orada büyük büyük ölçü çünkü onlar. Bir daha ufak.
Bizimki daha ufak ve o 150 metre 150 metrelik blokta işte 300 hane yaşıyor. 1200 kişi falan yani bir mahalle gibi ve o mahallenin içinde kendi kendine yani her blokta her süper blokta 150 kişi yaşıyor. 350 hane yaşıyor 300 hane ve 1200 kişi ve bu bir mahalle gibi düşün yani içinde tüm işte markette de olacak. Mescidi olacak vesaire ve bunlar mescide ihmal etmeyin.
Hatta birkaç tane büyük cami yaparsınız daha da iyi olur. Yani bir co-working space’ler olacak, gym’ler olacak vesaire. Burada sağda gördüğünüz. Mesela burada yollar araçlar nerede olacak mesela? Evet onu açıklıyorum.
Şimdi bu bu yürüne bilinir bir şehir sağda gördüğünüz gibi dört meydan var ve her dört meydandan tüm binalara ulaşılır. Kahverengiler dört büyük meydan mı? Evet onlar metro hatrına bağlı ve yukarıda da teknoloji gelişme bölgesi var. Şimdi bir sonraki slayda gelirsek. 51’e şimdi burada görüyorsun bu bir süper blok ama bu hani bir master plan gibi düşünün ya. Mimari bir tasarımdan ziyade. Her süper blok içinde 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 tane bina mı olacak? Evet 8 bina var ve ortası bir meydan yani bir boşluk yeşil ala ve tüm mahallenin kullanabileceği. Aslında eski İstanbul’da bütün evlerin arkaları böyle boşluklu ve bir daha da bir bina bakardı yani. Evet ve burada işte o mahalle kültürünü tekrar yaşatmaya çalışıyoruz ama burada ölçek olarak daha büyük ve bu genel olarak tüm insanlara yani tüm şehire açık gördüğünüz gibi.
Yaya yolları, bisiklet yolu ve araç yolları ayrılmış. Bir şey soracağım şimdi bu binaları da daha yüksek yapmak ve daha geniş yeşil alanlara yer bırakmak daha doğru olmaz mıydı? Yani yeni konseptler böyle. Arasında hava sirkülasyonunu engellemeyecek mesafeler bulunan yüksek bloklar ve arasında geniş alanlar, yeni kentleşme modellerinin hep böyle olduğunu görüyorum okuyorum. Burada böyle bir uygulama düşünmediniz mi?
Şimdi burada yani öyle bir yaklaşım var ama bir de yoğunluktan gelen bir fayda da var. Yani bir yoğunluk miktarı gerekiyor bu insanlar hem bir mahalle olabilmesi için bir arada. Mahalle kültürü bu kültürel bir yaklaşım aynı zamanda için. Evet aynı zamanda kültürel bir yaklaşım ama burada gördüğünüz gibi araç yollarını tamamen elektrik araçlar, otonom araçlar periferiye taşıdık.
Ve iç yollarda tamamen yayalara ve bisiklette kullanıcılarına, skutu kullanıcılarına ayrılmış. Şimdi bu ortadaki alan tüm şehir halkına açık ama biz bir de üst yani çatı alanlarında mahalle… O şehir halkına mı açık? Sadece mahalle halkının yani o 8 blon değil herkesin kullanabileceği bir alan mı? Aynen. Yani orada insanlar koşabilir, yürüyor. Bunlardan kaç tane var sizin projede böyle? Bundan 40 tane var. 40 tane böyle süper blok var. Evet ve bunu şöyle düşünün. Her birinde 100 kişi yaşıyor. Demek ki burada 52.000 kişi mi yaşıyor? Evet işte 40-50.000 kişi çünkü hepsi böyle full blok değil. Ama burada çeşitlik anlamında yani her süper blok aslında ayrı mimalar tarafından geliştirilebilir. Ve ayrı diyelim ki bir Türksel birini sponsor eder veya Tesla birini sponsor eder ve onlar kendi önerilerini de getirebilir. Yani burada bizim yaptığımız aslında… Tek tip olması gerekmiyor, tek tip olmasa daha iyi. Aynen, bizim burada aslında yaptığımız alt yapıyı oluşturmak yani yaşanabilir, insan odaklı dediğim gibi böyle bir kurgu yaptıktan sonra… Yani siz bir mimari proje önermiyorsunuz. Siz bir kentsel proje önürsünüz. Aynen. Mimari projeler farklı gösterebilir. Ve crowd sourced olabilir. Mimari projeleri Sinan’ın önerdiği tipler olmak üzere çeşitli farklı şeyler yapılabilir. Aynen. Burası bir expo alanı gibi olabilir. Yani insanlar burayı… Mesela buranın enerji kullanımıyla ilgili bir avantajlı bir şey olacak mı? Mesela kendi enerjisini üretebilecek mi burası? İşte geçenlerde mesela bir şey seyrettim Fransız televizyonda. İşte yolların üstünü elektrik enerjisi üretecek güneş pileri kaplıyorlar. Yolların olduğu kentin enerjisine belli olan da %20-30 katkı sağlıyor. İşte araçların rüzgarından faydalanan rüzgar sistem gibi. Bazıları doğru olabilir, bazıları uçuk olabilir. Ya elektrik şarjları endüksiyon yöntemiyle yoldan yapılıyor ki İsveç’te böyle bazı yollar yapıldı. Elektrik araçlar yolda giderken endüksiyon vasıtasıyla bir anda da şarj oluyorlar. Yani neredeyse Raidan elektrikalarının trenler gibi. Böyle şeyler de olacak mı burada? Aynen. Yani şimdi dediğim gibi diyelim ki Siemens geldi, Microsoft geldi, bir şirket geldi ve onun üzerine çalışmak istiyor. Ha bir yandan da onlar içinde laboratuvar imkanı olacak burası.
Aynen burası aslında bir yaşayan laboratuvar. Yani bakanlığın düşündüğü şeyi burayı bir yaşayan laboratuvar gibi düşünelim. Ve buraya şirketler gelsin, işte TOK gelsin, Yollara Denilsin, Siemens gelsin. Yani siz bunu inşa etmeyin, siz bunun önerisini getiriyorsunuz. Bunu modelliyorsunuz, birisi o model üzerinden bir şey yapsın diye. Evet yani burada gördüğünüz gibi burada yeşil alan bir proje gelebilir ve tamamen solar üzerine olabilir.
Ve bunlar kendi içine de yetebilecek, yani şimdi yine Hollanda’dan bahsettiniz orada mesela 40 konutluk bir birim var. Kendi enerji dağılımlarını yapıyorlar, verileri paylaşıyorlar, optimize ediyorlar vesaire. Bu süperblog aslında onlara da çok uygun. Yani kendi içinde yetişen falan. Kendi için bir demokratik yaklaşımda bulabilirler yani. Evet. Paylaşımını da görebilirler. Evet ve burada şu an slide 53’e gelebilirsek. 53 yarıya geldik. Evet. Şimdi burada yoğunluk yani sizin bu sorunuza tekrar bir cevap olarak yoğunluk 170 kişiye düşüyor hektar başı. Yani şu an esenlerde 700 kişi bu hektar başı. Yani siz 5’te bile düşüyorsunuz hemen. Evet.
Ve ortalama bu 250 ideal. Yani biz ortalamanın da aslında altına düşüyoruz burada ve yeşil alan 22 metre. Bu sadece sizin sorumlu olduğunuz bölge mi? Evet bu sadece bu NAR alanı için geçerli rakamlar. Aslında tüm büyük alan için geçerli çünkü programı biz tüm büyük parçanın bir alt birimi olarak aldığımız için yoğunluk orada da aşağı yukarı aynı. Burada nereden araç trafiği açık, nereden araç trafiği kapalı ya da araç trafiği burada hiç yok mu? Yok burada işte tüm akslarda araç trafiği var. Yani süperblog’un Barcelona örneğinde iki bir periferesinde araç trafiği var. Sadece ana arterde. Arakslar çevresinde geziyor, binalar arasına girmiyor. Aynen yani ana arterler yaya araç. Otoparklar nerede burada mesela otopark nasıl var? Buraya şimdi kurgularken yani burada iki aşamada gidilebilenir. Bir denir ki işte TOK gibi elektrikli araçlar üretilir ve insanlar hala kendi araçlarına sahip olacak. O zaman süperblog’un içinde altında kendi araç parkları olabilir. Ama tamamen yani bir tık ötesine gidip tamamen otonom araçlar diye düşünürsek o zaman aslında süperblogların içinde araç parklarına gerek yok. O zaman bunları diyelim ki bu meydanlarda…
Özür dilerim, lafını kesiyorum ama pardon. Şu sarılar az önce bize gösterdiğin o 8 blokluklar. Bütün binalar öyle değil. Yani 4 tane süperblog var ve onların arasında normal binalar var. Hayır, bu aslında sarılar meydanlar. 4 meydan gibi düşünün. Burada toplu taşıma araçları var. Ne demin gösterdiğiniz fotoğraftakiler, resimdekiler, çizmekiler onlar değil mi? Yok, o süperbloglar o 9 bloktan oluşuyor. Onlar nerede? Hemen yanındakiler.
Yani 9 tane blok giraraya geldiğini düşünün. Bu ana meydanlarda toplu taşıma araçlarıyla dediğim gibi 450-500 metrelik halkalarda yaya olarak da binalarına ulaşabilecekler. Burada diyelim ki full otonom araçlara geçildiği zaman bir tane görselemiz de var. O zaman alt yapısı hazır olacak burada. Evet. Onun için işte bu böyle bir struktur oluşturmaya çalışıyoruz.
Yani biz aslında tepeden bir çözümden ziyade bir struktur oluşturuyoruz. Yani fleksibil olabilecek, esnek olabilecek. Yani şu an işte elektrikli arabalarla çalışılabilecek. Yarın otonom araçlara çalışılabilecek. Evet, onların denilebilceği. Artan veya eksen araç sene göre kendini değiştirebilecek. Evet, yani burası bir laboratuvar ve burada öğrenilen, test edilen sonuçlara göre bu tüm Türkiye’ye yayılacak, katma değerli yaratan işte şirketler çıkabilecek.
O yüzden NAR ismini. Yani yeni bir şehircilik anlayışı öneriyorsunuz siz burada. Evet. Evet, aynen ve denemediği için… Tabii bazı soruları da yanıtsız kalıyorum. Yani yaptığınızda ben anlamıyorum. Yoksa düşündüğünüzde burada bu uygulamaya koymadığınızda mesela ben söylediği gibi atık yönetimi konusunda takip vaziyetteyim. Enerji üretimi ve karbon ayak izi konusunda takip vaziyetteyim. Şimdi buralarda bununla ilgili geleceğe dönük ne yapılıyor? Şimdi burada aslında bunun videosunu hazırladık ama onu şu an göstermiyoruz. Göstermiyoruz. Ama o videoda gösteriyoruz. Aslında bu sadece benim, bizim ekibin burada çalıştığı alanda değil tüm aslında alanda bir galeri sistemi var. Yani yeraltı tünelleriyle bu utility yani gaz, işte su, elektrik vesaire hepsi oradan gidiyor ve bu…
Mesela yağmur suyunu depolama, güneş enerjisinden maksimum faydalanma, tarımsal üretime kendi ölçüler içerisinde katkıda bulunma. Bunlarla ilgili bir şeyler öneriyor musunuz? Evet, yani orada galeri sistemin işte atık yönetimi dediniz ya mesela evin içinden o videoda gösteriyoruz. İnsanlar direkt şu şutlardan işte atıklarını atabilecek. İşte o galerilerden toplanıyor onlar işte recycling alanlarına vesaire götürülüyor.
Yani o tip fikirler var. Ama burada sizin cevabınız için… Anladım Kadir Ere, bu futürist olmaktan çok ayakları yere basan bugüne uygun bir proje. Yani 50 sene sonra düşünmüyor burada, bugün. Hayır, bugün değil. Şimdi slide 56’ya gelirsek onu asla tam sizin sorunuza dönüyoruz.
Bunlar akıllı şehir uygulamaları. Daha önce dediğim Tübit Akk’ın çalıştığı bine yakın akıllı şehir uygulamaları var. Bu sizin dediğiniz şey işte. Atık yönetimi, işte akıllı, burada bu 10 ana başlık altında bunlar toplanılmış. İşte akıllı ulaşma, akıllı yapı, akıllı ekonomi, akıllı çevre, akıllı yönetişim, akıllı enerji, işte alternatif enerji kaynakları, akıllı sokak aydınlatması,
enerji güvenliği, yönetişim, şehir yönetim, bunların aslında 106’sı burada uygulanacak. Ve o bu proje ile paralel, yani biz şu an projenin ortasındayız. Yani bu 106 uygulama eserleri de uygulanacak ve o uygulamalarla birlikte bu hamur biraz daha yoğrulacak ve şekillenecek. Ve bu el ele giden bir süreç. Burada sadece bir kısmını yazdım, gördüğünüz gibi.
Ama bunların hepsinin tek tek fizibilite çalışması yapılıyor. TÜS’ü de aslında burada çok titiz ve her konuda, diyelim ki akıllı binada BIM var, Building Information Modeling, yapı modelleri. Onun üzerine 3-5 kişi çalışıyor, bunun girdisine, çıktısına, geli kostüne, ne zaman amorti ediyor kendisini vesaire. Ve her bir akıllı şehir uygulamasına bu yapılıyor.
Ve bu ondan sonra bizim buradaki iskeletini kurduğumuz şehir ile entegre olacak. Şimdi siz burada bir mimari bir çözüm yok şu an. Mimari bir çözüm yok, teknolojik bir çözüm de yok gördüğüm kadar. Yani mesela şimdi akıllı şehirler deyince, yani diyebilirsiniz ki Fatih sen çok bilim kurgu filmini seyreden uçuk kaçık manyağın tekisin. Biz Ayakları Yere Basan doğru bir şey miyim var, mühendisiniz, biz başka bir şey söylüyoruz. Mesela ben akıllı şehir deyince şunlara mesela geleceği şey diye. Atıyorum mesela bu binanın bu yaptığınız süper bloğun bir kısmı kuzeye bakıyor o binalar, bir kısmı güneye bakıyor. Güneye bakanlara güneş vuruyor. Siz o güneye bakan binaların ön camlarını işte bilmem ne sistemi kurarak orada oluşacak fazla ısıyı kuzeydeki evlerle paylaştırarak böylelikle enerji tüketiminde bir demokratikleşme ve ortaklaşma. Mesela o ev daha az para harcayacağı için ısınmaya haksızlık olmasın diye. Veyahut da işte yağmur sularının depolanması ya da işte atık suların bahçe sulamada kullanılması gibi basit bir çözümden daha detaylı daha ince işlenmiş çözümlere doğru gitmesi gibi. Ne bileyim işte fotoceller bilmem neler falan ya da işte akıllı camlar işte enerji sarfiyatını azaltan veya sıfıra indiren gibi şeyler olmayacak mı? Yok yok kesinlikle olacak ama bu bir master plan.
Bu şehir planı ve bundan sonra burada diyelim ki 50-100 mimar çalışıp o çözümleri önerir. Mimar ve mühendis. Ve buna yönelik programlar da kullanıyoruz. Mesela 27 Noll Slide’ye gelirsek. 27 geri döndük. Geri döndük Eyvah. Biliyorsun Osmanlı’da da son şehzade doğduğunda adını Ertuğrul koymuşlar. Eyvah Demircan başa döndü. Şimdi mesela bu slide’da gördüğünüz bir saniye 27’i. Evet şimdi burada sizin dediğiniz şey mesela bu 6 ana kriterlere göre işte burada dediğiniz gibi rüzgar işte güneş işte enerji korunması manzara bile. Bunlara göre böyle software’lar var.
Bunlar mesela bir parseli alıp ne kadar metrekarelik alana ihtiyacınız var. Bunlara göre milyonlarca değişik konfigürasyon ve daha iyi performans sağlayabilir. Güneşe göre işte burda örneğin noise göze işte sokaktaki güreltü vesaire. Bunları optimize eden programlar. Mesela bu şirket birkaç yıl evvel kuruldu ve şu an 250 milyon dolara falan satıldı. Yani bir yıl evvel.
Yani bu tip yeni teknolojilerde bunları da kullanıyor. Ama biz şu an master planını yapıp struktürünü kuruyoruz. Mimar gelecek yani bir sonraki aşamada o süper bloku alacak. Diyecek ki biz burda ben bu süper bloku şekilde yapıyorum. Ben bu süper bloku bu şekilde yapıyorum. Ben tamamen solar temalı bir çözüm. Öbürü de ben süper blokta tamamen bisiklette dayalı bir çözüm getireceğim veya değişik.
Ama onların hepsinin bir ortak şeyi var. Kurguz var ve o da yaya odaklı olması ve işte o altyapı. Siz bu bu bu kentte birincisi yaptığını gördüğünüz en önemli şey kentin otomobil odaklı olmasını engelliyorsunuz. Aynen. Orası otomobil odaklı değil bir kere. Birincisi en önemli teması bu anım kadarıyla. Evet. Geleceğin şehrinin sizin esenlerde planladığınız modelinde araçlar aşağı planda. Evet. Ve burda dediğim gibi o altyapıyı kurduk. Türkiye’de tutmaz mı söyleyeyim. Herkes arabasını göstermek isteyecek şimdi. Ama şimdi araba şöyle bir şey Fatih bey. Şimdi otonom araçlar geldiği zaman dediğiniz zaman şöyle doğru yani araç bir statüse mi oluyor. Yani artık herkes Uber’ı kullandığı zaman bir Porsche’si olmayacak veya bir Renault’su olmayacak. Yani orada aslında bir toplum olarak. Bu işleri var ise gitti. Yani buradaki toplum da değişmesi gerekiyor. Yani bir paylaşım kültürüne geçiyoruz mesela. Kendi kültürünü değiştirmeye genel geçen kültürü değiştirmeye aslında o slide’lar da var. Yani çünkü kültür olarak da değişti.
Yani bu da değişmemiz gerekiyor şimdi paylaşım ekonomisi diyor araba odalar paylaşılıyor arabalar paylaşılıyor. Çocukların oyuncakları paylaşılıyor. Şimdi bir çocuk artık 3-4 yaşında oyuncakla oynadığı zaman onun oyuncağı olmadığını bilecek. Yani bir hafta oynayacak başka birine götürecek. Böylece yani bu kültürel olarak da sahip olma şeyleri değişecek. Yani bu toplum yani sosyolojik olarak da değişiyoruz. Yani şu anda da değişiyoruz.
Ve daha da çok değiştiğimizi düşüneceğiz. Yani ancak öyle bir utopya. Yani sürdür bilek ancak öyle olacak. Sustainability böyle bu şekilde sağlayacak. Yani bunların aslında şurada yani ekonomik modeller de çok değişiyor. Mesela slide 36’ya gelebilir miyiz? 53’te 36’ya döndük o biraz benim moralimi bozdu. 100’de falan ne var onlara merak ediyorum. Çocuk zaten şöyle Fatih Bey ben 50’den sonrası appendix’i sadece gerektiği zaman. 36’da bu ne mesela Fatih Bey sizce? Burası bir kahve. Kahve değil burası bir banka. Şimdi Amerika’da bir banka Starbucks’ın rakibi olacak diyeyim. Peet’s Coffee’yi satın almış ve tüm Peet’s Coffee şubelerini bankaya çevirmiş. Ya bu tip bina mimari tipolojilerde de çok dönüşümler var. Şimdi banka şubesi gerekmiyor artık. İnsanlar buraya co-working… Gidecek hem çalışacak hem kahvesine gidecek hem yayını yapacak hem de banka işlerini halledecek. Aynen yani tüm mimar… Multi-function. Biz banka diyoruz kahve diyoruz kütüphane diyoruz alışveriş işte Amazon’ın… Hepsi bir yere girecek. Hepsi bir ara gelecek diye bir şey yok ama hepsi dönüşüyor değişiyor.
Mesela 37 Nolus Light’a bakarsak ee 37 Nolus Light. Mesela bu Boston’da kütüphane. Şimdi burada bir radyo istasyonu var bir kafe var kitaplarda var ama kitaplar için insanlar gelmiyor artık kütüphane. Yani kütüphanenin hüviyeti de değişiyor. Okulun hüviyeti değişiyor.
Yani bu tüm geleceğin şehrini biz burada kurgularken diyelim ki bu alan Nara alanı bir okul yapacağız. Nasıl bir okul olacak? Yani milli eğitim verdiği standart bir okul mu olacak? Bir kafe bir işlemese… O noktada bir katkıda bulunmak istiyorum. Kütüphanede söyleyince aklıma geldi. Bizde bir üniversitede böyle bir kampanyası başlamış. Türkiye’nin en büyük kütüphanesini yapalım içine şu kadar milyon kitap koyalım.
İşte X Üniversitesi’nin şu kadar metrekare kütüphanesi var şu kadar milyon kitabı var. Biz şu kadar metrekare kütüphane yapacağız. Şu kadar milyon… Metrekare ve milyon kitap yarıştırma yarışı. Halbuki şu cihazla dünyadaki bütün kitaplara ulaşabilirsiniz eğer isterseniz. Modern kütüphanelerde artık kitap bile koymuyorlar. Oradan maksat oraya gelen… Oradan dünya kötüye gidiyor biliyorsun değil mi? O kutubu ellemedi mi? Olmaz. Olmaz.
Yani şey var insanlar şunu düşünmüyor Fatih Bey bu kadar betonu kim dökecek? Bu binayı nasıl ısıtacağız? Aydınlatması nasıl yapacağız? Güvenlik memur gelecek o memurların maaşını nasıl vereceğiz? Dünyanın en büyük kütüphanesini yapacağım demek ki dünyanın en büyük kitap müzesini yapacağım. Evet doğru bir şey söyleyeyim. En bir israf kapısında olabilir. Yani o yüzden geleceğin çeyreğine düşürürken bu tüm kipolojileri de düşün. Yani sadece ev değil.
Mesela burada şey de bu slide 38. Mesela sizin dediğiniz şey aslında bu Google. Google da bu şeyecilik olayına girdi Sidewalk Labs ile. Ve burada radical mixed use yani radikal karma kullanım. Yani artık eskisi bu Tony Garnier’in gördük ya işte burada industry burada konuk burada. Yok hepsi birer.
Ben burada yaşayacağım çalışacağım. Sizin öderdiğiniz kent modeli de böyle mi? Aynen bu yani bu burada işte o videosunu gösterebilirsem aslında videosunda da yaşama çalışma alanları var. Video’yu niye göstereyim söyleyeyim. Bu video bir resmi üsrumda kullanılacak. Önceden burada gösterir resmi üsrumu katletmek istemiyoruz o yüzden. Evet yani burada bir flexibility var Fatih Bey. Şimdi bu radical mixed use de diyelim ki bir ofise ihtiyacınız var.
Köktenci ortak kullanım diyelim. Evet. Köktenci karışık kullanım kadar. Köktenci radical köktenci oldu aslında radical daha iyi. Şimdi orada diyelim ki bir ofise eve dönüşmek istiyorsunuz. Hepsi modüler yani ıslak alanlar bir model gibi düşünüyorum. İşte mutfağa ekliyorum banyoya ekliyorum bir ev oluyor. Ofise dönüşmek istiyorum ıslak alanlar ayrı. Ne inşaatın böyle bir projesi vardı geçmişte böyle modüler ev diye bir şey vardı.
Sidewalk labs bunu büyük ölçekte yapıyor. Yani bu flexibility’i sağlıyor. Yani artık toplum da değiştiği için işte görüyoruz. Ben 40 metrekare bir ev oluyorum çocuğum olursa bir 20 metrekare daha ekliyorum. Annemler bize kalmaya gelecekse veya işte anne baba da beraber içecekse bir 30 metrekare daha koyayım gibi mi? Evet veya hepsine vazgeçme başka bir yere gittim ofise oldu. Hep ıslak alanlar çıkartılıyor ofise oldu.
Şimdi Türkiye’de biz bu covid ile bunu yaşıyoruz. Evden home office yapılıyor. Ve mesela İstanbul’da bir ev sıkıntısı var. Kimse ev alamıyor kiralayamıyor ama ofis bolluğu var. Çünkü kimse artık ofislere gitmiyor. Ama ofislerde o flexibility olsa işte eve dönüştürelim veya sizin önerdiğiniz. Yani dönüşebilir mekanlar. Bugün ofis yarın ev öbür gün bir daha ofis. Yarı ofis yarı ev gibi çoklu fonksiyonlar.
Özellikle böyle bir laboratuvar ortam yani yaşayan bir laboratuvar dediğimiz bir alanda bunların hepsini test edilmesi denenmesi lazım. Ama toplumda hani değişiyor, binalar değişiyor, binaların kullanım şekilleri değişiyor, tipolojileri değişiyor. Ve dijital ile fiziksel… Hatta belki bu AVMB miydi neydi öyle bir sistem var. Ona uygun konutlar monutlar falan da belki konuşuyorlar.
Yani günlük kiraya verebilir ve günlük kişi özel hayatı bozmadan kullanılmayan bölümleri kiranabilir gibi şeyler de belki düşünmek gerekir. Yani bunlar ilginç ya evet dediğiniz doğru. Mesela Airbnb kendisi bir otel yapsa nasıl yapar? Mesela Amazon tamamen dijital dünyadan fizikliği… Ya da ben evimi Airbnb olarak kullanacağımı da düşünerek inşa etsem ve ona göre satın alsam nasıl bir ev alırım? Evet yani bu kesişme noktaları artık değişiyor.
Amazon dijital dünyayı bırakıp kendi dükkanlarını açıyor. İşte kasasız dükkanları. Apple hiç ihtiyacı olmasına rağmen Apple Store’lar açıyor. Ve bunun gibi dijital dünyadan tekrar… İstanbul’a çok güzel bir tın açmışlar. Yeni galiba karşı tarafa. Görenler çok beğenmiş. Evet yani bunlar çok ilginç. Mesela şöyle düşünün diyelim ki bir foodie veya yemek sepeti diyebilir miyim?
Yani yemek sepeti restoran atsa nasıl açar? Yani bunlar şu an açmıyor öyle bir ihtiyacı yok ama atsa mesela bu yeni bir tipolojim. Yemek sepeti başkalarına restoran açmış. Ne kullanıyor gerek yok ya esneme. Milleti sömürüyor. Yok Amazon da öyle yapıyordu. Hep söylüyor. Hep söylüyor. Tüm kitapçılar öldürdü ondan sonra kendisi kitapçı açmıyor. Var mı? Sen ne oluza batırdın kendisi kitapçı açmıyor. Evet yani bu tip kesişme noktaları çok ilginç ama bunların hepsi incelenmesi araştırma.
Ben bir buçuk yıldır burada ama bunlar çok beni heyecanlandıran ve tam böyle kritikli zaman. Anadolu Kedili şehr planlama anlayışı değişiyor. Bina planlama anlayışı değişiyor. Evet. Enerji planlama anlayışı değişiyor. Kent’lerin bu binaların mühendislik anlayışı değişiyor. Evet. Bir reklam arası vereyim sonra bu konuda sana dönelim. Son bölümde sen bize yeni dönemin mühendislik anlayışını anlatıken.
Evet olur. Süper olur. Evet Sinan’cım bu kentlerin mühendislik altyapıları ile ilgili gelecek öngörüleri neler?
Şöyle basitçe modelleyebiliriz. Az önce 5D’den bahsetmiştim. 5D felsefesini şey gibi düşünebiliriz. Bir doktorun bir hastasına dengeli beslen, egzersiz yap vesaire. İnsanoğlu eğer uzun yıllar dünya’da yaşayacaksa bu 5D’ye 4 artı 1 diyelim yani deregülasyon o kadar da önemli değil, sarılması lazım. İnsan vücudunu insanlık olarak düşünelim. 5D yaşam stili.
Akıllı şehirler bunun omurgası olacak ve omurganın diskleri de o dediğim bağlantılı mekanlar, connected place’ler olacak. Akıllı şehirlerin akıllı yapan veri iletimi demiştim, veri depolanması, verinin işlenmesi. O da sinirsel iletim, insan vücudundaki sinirler. Yani şu elde, şu elin koordinasyonunu sağlayan sinirsel iletim. Şehirlerde bu veri olacak. İnsan vücudundaki kan da enerji olacak, elektrik enerjisi.
Benim tahminim şey olacak, hani kömür, petrol, doğal gaz onu bilemiyoruz ama insanlık var olduğu sürece elektrik enerjisi var olacak. Yani kullanacağız bunu. O belli. Sadece bu elektriği hangi yolda üreteceğimiz biliriz. Üreteceğimiz biraz problemli. Veri konusunda veri eksponensel artıyor neredeyse. Veriyle ilgilenen şirketler çok daha fazla, çok büyüdüler. Ya bizim Kenbriş’teki bir profesör şey demişti, enerji sektöründe bir Google, bir şey çıkmaz. Ne bileyim Microsoft veya Amazon çıkmaz. Çünkü enerji aritmetik artıyor. Yani %5-10 her yıl ihtiyaç öyle. Veri öyle değil. 20 yılda belki bilmiyorum 1 milyar, 1 trilyon kat atmıştır insanın ürettiği veri. Şöyle bir şey okumuştum. 2000 yılına kadar üretilen toplam veri miktarından daha fazlası 2000’den sonraki her 5 yıl üretilmiş.
Bu iş şimdi toplamından daha fazlası her 1 hafta ötüyor galiba. Doğru. O yüzden ben öğrencilere sürekli şey diyorum veri bilimci, veri mühendisi, veri analizcisi olun. Çünkü hacim artıyor, iş artıyor. Bu birinci nokta. İkincisi de enerji. Bu şehirleri enerji nereden getireceğiz? Az önce dedim gıdamızı kendimiz üretelim desek, sulu tarım yapsak sadece 40 katına kutu çıkıyor. Enerji gibi şirseniz mesela şimdi bu veri işleme şirketleri ya da işte bu Google falan filan gibi şirketlerin merkezleri var. Her bir merkezinde 5 MW’lık şeyler kuruyor. Kurandığı bir Türk firması oradan biliyorum. Enerji depolama değil de enerji santral gibi.
Çünkü data depolama merkezleri çok enerji yolu merkezler. Bu tür şirketler de çok böyle nasıl söyleyeyim, kamuoyuna şirin gözükmeye çalışan şirketler olduğu için sürekli yeşilleşiyoruz, karbon ayak izimiz düşürüyoruz dedikleri için kendi elektriklerini kendilerini üretmeye çalışıyorlar. Peki bu şehirlere elektriği nereden getireceğiz? Problem bu. Yani şunu söyleyebilirim, İstanbul’daki her çatıya FotoVolta ek güneş santrali koysak İstanbul’a elektrikleri karşılayabilir. Bugünkü verimlilikle? Yok olmaz yani. Verimlilik artsa bile zaten gece gündüz meselesi var depolama teknolojileri. Depolama teknolojileri çok pahalı. Ucuz olsa bile. Belki bu Tog’un düşündüğü gibi otomobiller depolama da kullanılacak belki bir yandan. Tamam onu kullanalım. Yani otomobillerimizi saatlere göre ayarlayalım kullanalım. Fakat o pilleri üretirken ürettiğin kullandığımız maddelerde bazı bir kısmı dünyada nadir bulunan maddeler. Evet adı üstündeler. Rare Earth Metal. Evet yani dört duvar demiştim ya bu sefer sürdürüle birlik duvarına çarpıyorsunuz. Yani bir şekilde bu dünyayı sürdürüle bir şekilde devam etmemiz lazım. Ya böyle yapacağız ya da buradan taşınacağız başka yerlere gideceğiz. O da mümkün. Ya da belki uzay madencilere başlayacağız. Olabilir. Yani bu konuda çalışmalar da var. Elektrik konusunda şey bir çözüm olabilir. Nükleer enerji bir çözüm olabilir.
Elektrik mühendis olarak nükleeren şöyle söyleyeyim bir nimet insanoğlu için. İlk bu nükleer enerji ilk santral yapılırken Amerikanın atom enerjisi denetleme kurum başkanının meşhur bir sözü var. Bütün şu an dünya ondan dalga geçiyor. Ölçülemeyecek kadar ucuz olacak demiş o zamanki kamuoyuna ikna etmek için. Yani o kadar ucuz elektrik üreteceğiz ki ölçmemize gerek kalmayacağız dağıtacağız diye. Şu anki durum ne yazık ki fiyatlar çok yukarı çıktı. Önce Çerdov biz sonra Fukushima’dan dolayı güvenlik endişeleri, insanların nükleer karşıtı olmaları, mahkemeler, hukuki süreçleri vs. derken fiyatlar çok yukarı çıktı. Düşük maliyette nükleer enerjine sürtebiliriz. Ufuk’ta bir tek şey görünüyor. Bu Microsoft’un yaptığı bir girişim var biliyorsun. Davos Microsoft’un sahibinin yaptığı bir girişim var. Bill Gates’in küçük kent merkezlerine yakın küçük nükleer santrali kuruyorlar. Evet küçük modular nükleer santraller deniyor bunlara. Sadece onlar değil meşhur bir İngiliz şirketi, Amerikan Japon şirketi ortakları da bunları yapıyor. Desentralizasyondan bahsetmiştim. Yani şöyle düşünün. Akkuyu’ya 1600 MW’lık bir santral yapmak yerine İstanbul’un etrafına 16 tane 100 MW’lık santral yapalım. Bu küçük santraller 100 MW oluyorlar ve şehirlere 30 km kadar güvenli bir şekilde yerleştirilebiliyorlar. Yine geliyoruz insan işin için insan görüyor. Diyelim ki İzmir 30 km açığına nükleer santral yapacağım desem herhalde İzmir halkı beni çarşılayacak. Hayat halka tabi ki. Veya Silivri’ye bir tane yapıp Bakırköy’e elektrik vereceğim dese Bakırköy halkı bizi herhalde döver sokağına otursun. Silivri’ler zaten parçalar. Öyle bir şey olur. Elektrik zor ama çok çeşitli yöntemi var. Hallolur. Ben şunu söyleyeceğim. Ben karamsın. Yani geleceğin en önemli meselenin bir tanesi enerji elektrik enerjisi üretimi. İki meseles. Birisi veri. Bu veriyi nerede depolacağız nasıl işleyeceğiz. İkincisi de enerji. Ve bu toplanan veriyi insanın hayatını kayarlamak için hangi yöntemlerle kullanacağız? O iş modellerine ve teknolojinin ticareti dönüşmesine çalışıyor. Bizim şu anda ikinci kitap çalışmamız var. O kitap çalışmasında Fatih Bey biz 34 tane yükselen teknoloji aldık. Bunun içinde cloud computing var, edge computing var, blockchain var, büyük veri var, yapay zeka var, hidrojen var, bio üretim var, ileri maddeler var vesaire. Bunları sürdürülebilir kalkınma için nasıl değere dönüştürebiliriz bunu çalışıyoruz. Yani teknolojiyi alacağız. Peki geleceğin evi yine bugün bildiğimiz evler gibi mi olacak? Sen home of the future demişsin. Yine dört duvar, pencere, cam falan mı? Yoksa mesela görüyoruz bazı böyle grafik animasyon alıyor işte. Pence basıyor eve giriyorsun, basıyorsun bugün şu manzara girin diye camlarda o manzara oluşuyor. Ekran gibi camlar falan böyle.
Ya da işte evde duvar yok, her şey elektrik ile renk değiştiren camlardan işte kapanıyor, açılıyor falan filan, mekanlar genişliyor, daralıyor. Böyle evler mi olacak yoksa? Şöyle onu söyleyeyim statik evler olmayacak. İmdat da bahsetti. Zaten biz projenin adını o yüzden açık dijital inovasyon hubu koyduk.
Şöyle ki siz de bahsettiniz. İsviçre’de bir şirket pencere camların arasında bir kimyasal ürün üretmiş. Gündüz güneş ışığı vurduğu zaman o kimyasal sıvı onu ısa enerjisine çeviriyor. Akşam güneş battığı zaman ısa enerjisi içeri veriyor. İçeri veriyor. Bu tür uygulamalar var. İmdat bahsetti. Üç boyutlu yazıcıdan gıda üretimi var.
Güvenlik uygulamaları var, su ile alak. Binlerce, on binlerce şirket var Fatih Bey. Bu yaşam alanların açık olması lazım. Zaten bizim tasarladığımız yapay zeki açık kaynak olacaktı. Amacımız da bu. Yeni bir teknolojik gelişme olduğu zaman, diyelim bir start up, diyelim Alzheimer hastalarını takip edecek bir şey. Yani connected homes olacak aslında. Evet. Alzheimer hastalarını takip edecek bir şey geliştirdi. Getirecek o uygulamasını.
Hem yazılımını, evin yazılımını entegre edecek hem de evin veya binanın altyapısını, sensörlerini vesaire hepsini kullanabilecek. Yani açık kaynak olması lazım. Açık dijital inovasyon olması lazım ki hem ekonomi büyütsün. Çünkü şey, baskı çok fazla. Yani şeyler üzerinde özellikle klasik endüstri üzerinde çimento, cam, kimyasal demir çelik vesaire. Emtihar fiyatları çok artıyor. Bunu söyleyeyim mesela bunu birkaç yerde söylemiştim. Çok büyük bir Alman enerji şirketinin CEO’su 50 yıl sonra bizi domates suyu satarken görürseniz şaşırmayın dedi. Ya bu tür şirketler artık şeyi bakıyorlar. Nasıl çeşitlendirebiliriz iş portfoyluyumuzu ve o yüzden teknolojilere gidiyorlar. Meşhur bir İngiliz petrol şirkette mesela şu an Avrupa’nın en büyük elektrik bir şarj istasyonu sağlayıcılarından bir tanesi. Yavaş yavaş bakıyorlar sağda solda ne var, ne tarafa koyabiliriz diye. Klasik işler, klasik evler, binalar yok artık. Tamamen açık olmak lazım. Açık fikirde açık olmak lazım. Mesela biz şimdi 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl sözleşmeli otoyollar falan yapıyoruz. Bu otoyolların altyapıları senin düşündüğün gelecek planlamasına uygun olarak yapılmış mı, çevirmek kolay mı bunları ya da?
Şimdi mesela İstanbul’u böyle bir yeni teknolojiler kenti hale dönüştürmenin zor olduğunu. Esenler sıfırdan yapıldığı için bir bölümü kolay ama İstanbul özellikle eski merkezini buna dönüştürmek zor. Keza, Paris’in de, New York’un da pek çok yerleşik kentte daha zor. Yeni kentsel dönüşmanları dışında. Türkiye’nin bu büyük altyapı projeleri var çok övündüğümüz. Bunları gelecekte ki senin anlattığın şeye dönüştürmek mümkün mü?
Şimdi mesela Almanya’da, Fransa’da, İsveç’te falan yeni yollar yapılıyor. Tamamen geleceğe dönük. Türkiye bunda dönüştürebilir mi? Ya ilk soru şu olmalı, akıllıdan kasıt ne? Ben mesela ev almak için ev bakıyordum artık bakmıyorum. Bazı böyle lüks rezidanslar akıllı ev diye pazarlıyorlar. Bakıyorum ne var akıllı özelliği? Cep telefonundan ışığını yakıp söndürüyorsun, ısırsını ayarlıyorsun. Başka hiçbir şey yok. Halbuki akıllı biz burada listeledik 400-500 tane fonksiyon olması lazım.
Akıllı evlerde, akıllı binalarda. Mesela ne onlar? Söyleyeyim dediğim gibi ilaçlarınızı takip edecek, sizin sağlık durumunuzu takip edecek. Mesela şöyle düşünelim. Siz Fatih Altaylı olarak akıllı bir evde yaşıyorsunuz. Bizim tasarladığımız, bu arada size verebilirim tasarımını, bizim o dikimizde yaşıyorsunuz. Bizim EÇM’imiz, ev bina idare sistemimiz sizin işinizi, tatilinizi ayarlayacak. Diyecek ki Fatih şu tarihte tatile gidiyorsun, zamanın geldi, iznini o alacak, bütün bürokratik işlemleri o yapacak. En ucuz, en uygun diyelim uçak biletini alacak, uygun oteli bulacak, transferleri de o halde diyecek. Sizi gönderecek. O sırada enerjiniz üretiliyor, gıdanız eviniz üretiliyor, fazladan su ürettiniz, yağmur yağda suyu tuttunuz. Yağmur suyunu komşunuza satacak, gıdayı alıp, bilmiyorum uzakta Bağcılar’da birine satacak. Bu ev işletim sistemi var. Evet, bina, yaşam işletim sistemi var. Siz gidiyorsunuz, siz gittiğiniz zaman karşı tarafın menüsüne bakacak, size diyecek ki şu kokteyli, şu yemeği, bu yemeği. Sağlığım buna uygun, buna uygun değil mi? Tabii tabii, her şeyinizi takip edecek. Siz mesela hauzun başında o bina idare sistemini size aldığı, ödediği kokteylinizi içerken, o sırada İstanbul Havalimanı’ndan bir drone kalkacak, sizin evinize gelecek, sizdeki fazla patatesi alıp götürecek mesela. Bu tür geleceğin evleri böyle olmak zorunda. Yani şey değil yani ışığı ayarladım, kapattım, açtım değil. Hatta benim yemeklerimi de seçecek, siparişini verecek, ödemesini yapacak. Mesela ben bir şey ısmarlarsam o ısmarlamayı kasada engelleyip onu diye bunu götür diyecek. Ben garsonla papaz olacağım sonra. Ya şey çok oluyor, alkoluyken güzel bir kadın geliyor, sana bir şey ısmarlayayım. Akıllı şey takacaksınız bileklik, sizin alkolye olduğunuzu anlayıp mesela kasaya uyarı verecek. Buna verme artık.
Benim idare maldındaki şahıs alkolye bunun şeyini engelli diye o tür… Benim idare maldaki şahıs. Orada tabii işte şey… Allah kahretsin. İşte mahremiyet yine işin içine giriyor. Yani şey gibi düşünüyorum. Özgürlük gitti. Evet. Yani şey gibi trade off. Bir yerden alıp bir yerden veriyorsunuz. Neden? Bu istersen alacak bunlar tabii. Tabii. Bir de zenginseniz büyük ihtimalle. Stockholm’da bir Güney Afrikalı profesörle konuşmuştuk, sohbetmiştik.
Aslında akıllı şeylerin başlangıç noktası akıllı şebekeler. İlk elektrikten çıktı bu iş. Ta 20-30 yıl önce. Ben şey demiştim, bu akıllı şebekeler gemisi limandan kalkmak üzere insanlar çok heyecanlı, hadi ben de atlayayım içine diyor. Ama bu geminin nereye gideceği belli değil. Bu gemi nereye gidecek diye bir şey sormuştum. Tecrübeli böyle yaşlı bir profesör. O da şey demişti, ben bu geminin nereye gideceğini bilmiyorum. Ama şuna eminim, kimileri lüks kamerada seyahat edecek, kimileri de kazandaylasında farelerle beraber seyahat edecek.
Yani akıllı şeyleri konuşurken bence Erzurum’da, Kayseri’de yaşayan vatandaşlarımızı fazla heyecanlanmasına gerek yok. Bu iş Los Angeles’ın zengin mahallelerinde başlayacak. Başlayacak ama sonra yayılacak. Yayılacak da ne zaman buraya gelecek? Ama bak mesela Türkiye’de esnerden başlıyor İstanbul’da. Esnerden başlıyor, etlerden başlamıyor. Başlayabilirse. İnşallah. İnşallah diyelim. Oo, zeballah. Alt yapı. Program bitti anonsu yapıyor. Öyle mi?
Demin de bize bahsedin mi? Şey oldu, sistemde dedikodu kaynağı oldu. Düşmanları devreye girdin hemen. Alt yapısı eski şehirlerin dönüşümü zor olacak. Mesela Helsinki’de akıllı bir şehir tasarladılar, yepyeni bir mahalle yarattılar. O yüzden İstanbul’un dönüşmesi bence çok zor olacak. İnşallah yapılabilir. Yapılır herhalde diye düşünelim. Bence ben görmem. Ömrümüz yetmez, o açıdan söylüyorum. Niye? Belki de edebilir. Bazı şeyler çok hızlı oluyor çünkü. Bakalım. Ben görmem de, siz görürsünüz yani muhtemelen ki ben bile umuttum yani. 40 sene içerisinde olursa görürüm herhalde. İnşallah. 50 sene olursa görürüm de anlamam. Çok teşekkür ediyorum İmdat’cığım. Bu arada değerli izleyiciler bazılarınız diyoruz ki, İmdat Bey birkaç sene yurt dışında yaşayınca Türkçe’ye unuttu. Hayır efendim. İmdat Bey Türkçe’yi unutmadı. İmdat Bey Almanya’da büyüdüğü için, çocukluğunun önemli büyüğünü Almanya’da geçirdiği için,
o yüzden Türkçesi biraz aksanlı, yoksa Türkçe’yi unuttuğuna falan değil. Türkçesi benden daha iyi, merak etmeyin. İngilizce’si benden daha iyi. Her şey benden daha iyi zaten. İmdat Bey çok teşekkür ediyoruz. Ben çok teşekkür ederim. Heyecandan da ne ve gerildiğine değdi mi? Hiç duymamışsın. Çünkü SNL projesi o kadar heyecan verici bir proje ki. Yani bu partiler… Anlatırız her şeye heyecan verecek. Evet. Yani bu ülkemiz için de çok güzel olabilir.
Çünkü katma değeri çok yüksek. Gerçekten şu an mesela Çin… Daha önce böyle bir proje bir başka BD için vardı. Şeyin olduğu yerinde de Fahit Terim Başak şeyinde böyle bir şey düşünüyordu. O bir türlü olmadı. 15 yıl önce falan orayı planlıyorlardı. Olmadı. Ama SNL’lerde tabi ne denir? Greenfield Operation. Sıfırdan başlanmış bir şey olduğu için büyük ihtimalle daha başarılı bir sistem ve doğru gidecektir.
Çünkü siz onun altyapısını kurguluyorsunuz. Üst yapı için de çeşitli aktörler devreye gelecek belli ki. Aynen. Şimdi düşündüğünüz zaman mesela Çin’de 2013’den bugüne kadar 400 yeni şehir kuruldu. Yani bu dünyada bir sürü yeni şehir kurulacak. 2050’ye kadar yüzde 70 şehirler de yaşayacak insanların. Ve burada biz bir şey kazanırsak bir deneyim buradan teknoloji… Bu başka kentlere de…
Tabi. Sadece Türkiye için de değil yani ihraç edilir. İhraç edebilir bir şey olabilir. O yüzden çok heyecan verici ama mimari olarak da tabi ki kendi açımdan bu bahsettiğim tipolojilerin dönüşmesi, değişmesi… Ben de bunların hepsini okuyacağım söz veriyorum. Mesela çok heyecan verici. Anlayacağım demek değil ama okuyacağım. Okuyacağım en azından. Şuna bakacağım bir kere. Evi de okuyacağım. Diğeri biraz daha zor görünüyor. Sağ olun. Çok teşekkür ederim. Gelecekte ilgileyim.
Ufkumuza önemli katkılarda bulununuz.
Görüşmek üzere efendim. Hoşçakalın.