Arıcıların gelir kaynağı sadece arıcılık mıdır? Aslı Elif Tanuğur Samancı yanıtladı

Arıcıların gelir kaynağı sadece arıcılık mıdır? Aslı Elif Tanuğur Samancı yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qRZmUVkGsTU. Peki, arıcının gelir kaynağı sadece arı mıdır? Yani arıdan başka bir gelir kaynağı yok mudur? Bu arıcılar sadece mı yapar? Bir defa genel öyle. Yani Türkiye’de arıcılarımızın önemli bir kısmı, %80’i diyebiliriz, neredeyse sadece arıcılık yapıyor….

Arıcıların gelir kaynağı sadece arıcılık mıdır? Aslı Elif Tanuğur Samancı yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qRZmUVkGsTU.

Peki, arıcının gelir kaynağı sadece arı mıdır? Yani arıdan başka bir gelir kaynağı yok mudur? Bu arıcılar sadece mı yapar? Bir defa genel öyle. Yani Türkiye’de arıcılarımızın önemli bir kısmı, %80’i diyebiliriz, neredeyse sadece arıcılık yapıyor. Çünkü az önce başkanımızın da ifade ettiği gibi, gezginci arıcılık yapmazsa o işten gelir elde edemiyor. Yani siz bir bölgeye kovanınızı götürdünüz, orada bal aldınız. Ben normalde bahçecilik yapıyorum. O bahçede yüz tane de kovan koydunuz. Öyle de var ama onun sayısı çok değil. Arıcı hakiki arıcı yani. Arıcı hakiki, arıcı sadece o mesleği yapıyor. Hatta ailecek yapıyorlar ve öyle basit bir şey değil. Bakın o kovanları kamyonu yüklediniz, götürdünüz. Nerelerde arıcılık yapılıyor? Gidin dağların başında. İnsanın gidemediği yerlerde o kovanlar bazen tek tek eline taşıyor. Tabii bazen eline taşıyor. Siz kendiniz yürüyerek zor çıkıyorsunuz, oralara kovanlar çıkıyor. Ve oralarda aylarca kalıyorlar. Çoluğuyla çocuğuyla, çadırların içinde eşiyle ailecek kalıyorlar. Kovanı bırakıp gitmiyor. Kovanı başına bekliyor. Tabii asla gitmez. Arıcı kovanın başından ayrılmaz. Hem orada bal üretmeye çalışıyor. Doğa verirse, yani çiçek olursa nekler olursa bal üretmeye çalışıyor. Onu satacak ki aldığı kredileri ödesin. Ve tekrar kışı arısıyla birlikte kışı geçirmeyi başarsın. Kendi de yaşaması lazım. Çoluğu çocuğa okuyacak, kendi de beslenecek, yaşayacak. Kovanını da besleyecek. Bir dahaki yaza kavuşsun, tekrar bal arısı, tupola, ampurapolis üretebilsin. Bunları üretecek ki gelir elde etsin. Bunları üretmek için de Türkiye’de bakın 7-8 noktaya, bazen daha fazla 10 noktaya geziyor. Ve Türkiye’nin bakın 30-40 bin ton çambalı üretimi az değil. Zaten 100 bin ton üretimimiz var. Bunun neredeyse %30-40’ı çambalıydı. Bu sene hem yangından hem de iklim krizinden. Ben oradaki arıcılarla konuştum dediler ki,
Aslanım mart ayından beri buraya yağmur düşmedi ve gittiğimde Ağustos’tu. Bakın aylarca yağmur düşmemiş. Yağmur arı açısından ne önem taşıyor? Şimdi aşırı sıcak oldu. Nem oluşmadı, nem oluşmayınca böcek gelişmedi, böcek gelişmeyince bal vermedi. Yani bir tek orman yandığı için değil, bir de iklim değişikliği yüzünden bal alamadı arıcılarımız. Bu bir tek marmaris… Mesela bu yavaş yavaş kuzeye doğru kaymak mı gerekir acaba? Marmaris çambalı yerine acaba Asos çambalı mı olacak ileride veya Çanakkale çambalı mı? Belki olabilir yani bu iklim değişikliği nedeniyle ama sonuçta bunu öngörüp böyle 10-20 yıllık, 20 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık plan yapıp, bugün belki burası yarın çö olacak, neresi yeşil alan olacak, onları belirleyip bütün tarımı ve aracılığı da ona göre şekillendirmek ve bunu bugünden yapmaya başlamak gerekiyor. Ve bakın Türkiye’nin diğer illerinde de başka sorunlar oldu yine iklim krizi ile ilgili. Biz şunu istemiyoruz arıcılıkta, aşırı yağış tam nektar açtı, çiçeklerden arı bal toplayacak, o andaki aşırı yağış da istemiyor çünkü nektar akıp toprağa gidiyor. Böylece bal olamıyor, arı onu toplayamıyor. Bu da bir risk bizim için, hiç yağış olmaması da bir risk.
Yani öyle bir denge ki tam zamanında yağış olacak, tam çiçekler açmadan önce arkasından çiçek açacak, orada bol nektar olacak, arı onu toplayacak. O sırada yağmur yağmayacak mı? Evet o sırada yağmur yağmayacak, arı onu toplayacak, sonra kovanlar dolunca petekler, arıcı onu bir kısmını satıp balın, kalan eline de… Çok hassas bir denge arasında arıyor. Çok hassas bir denge, sonra da başka bir bölgeye geçecek, oradan tekrar nektar alacak.
Ama yağışın aylarca olmaması ya da bir anda aşırı yağış olması, mesela Karadeniz’de de aylarca yağış oldu, seller oldu. Yani bunlar şu anda biz aslında bu iklim değişiminin küresel etkilerini yaşıyoruz. Bunları yıllar önce hocalarımızın anlattığı konuları şu anda günümüzde yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Acilen bir stratejik plana ihtiyaç var Türkiye Yeneli’nde.
Bu tarımı da kapsamalı, tabii ki arıcılığı da kapsamalı. Peki şimdi arıcılığın gelir kaynaklarından kısıtlarından bahsetelim ama mesela sizin anadınız bir hikaye var, dinlemiştim onu. İlginç gelmişti bana. Mesela propolis diye bir şey var. Bu arının, kovanların bir yan ürünü aslında. Ve bunu bütün dünya değerlendirirken, bütün dünya değil ama bazı ülkeler değerlendirirken Türk arıcısı bunu değerlendirmiyor.
Siz çocuğunuzun başına gelen bir şeyden dolayı bunu değerlendirmeye çalışıyorsunuz ve birdenbire orada bir gelir kapısı olduğu görülüyor. Mesela arı sütü. Türkiye’de arı sütü var mıdır? Hep ben görüyorum ya Çin’den gelir ya bir yerden gider. Arı sütü kullanılıyor mu Türkiye’ye? Üretiliyor mu? Yok şu anda üretiliyor. Şu anda ülkemizde bal da üretiliyor, propolis de üretiliyor, arı sütü de üretiliyor, polen de üretiliyor. Çünkü sanki onlar daha katma değerli mallarmış gibi. Onlar çok daha katma değerli. Yani bala göre değeri daha yüksek. Daha yüksek evet. Arı ekmeği polen, arı zehri de hatta bu yıl üretiliyor ve artık sözleşmeli aracılık modelleri gündemde bunların hepsi üretiliyor. Ne demek sözleşmeli aracılık? Sözleşmeli aracılık şu demek, arıcıya firmalar yani ürünü paketleyen, işleyen firmalar alım garantisi veriyor, aracılar ortadan… Ben senin balını alacağım diyor. Ben senin ürettiğin ürünleri alacağım. Bu ne olursa bal, polen, propolis, arı sütü, arı zehri hepsini alacağım.
Fiyatı baştan karşılıklı anlaşılıyor. Arıcının gelir elde edeceği bir şekilde fiyat belirlenmeli. Arıcının maliyetinin üstünde olması. Arıcının hesabını ona göre yapabiliyor. Evet yapabilmeli. Bu daha hiç ürün üretilmeden. Yani daha sezonun girişinde yapılan bir anlaşma. Sonra arıcı ürünlerini düzgün temiz bir çevrede, pestisiz uygulanmayan arazilerde, temiz su kaynaklarının olduğu yerlerde üretiyor. Ürünleri doğrudan firmaya gönderiyor. Firmada doğrudan analizlerini yaptıktan sonra bunların ücretini ödüyor.
Bu sırada da arıcıya eğitim, malzeme, lojistik yani nakliye desteği gibi destekler de veriyor. Bu sözleşmeli tarımın aslında arıcılıkla uygulama modeli. Arıcılıkla. Aslında ülkemizde uygulanıyor. Yaklaşık son sekiz yıldır uyguladığımız bir model. Ve aslında çok da başarılı bir model. Çünkü hem arıcıları ortadan kaldıran, böylece arıcının doğrudan gelir elde etmesini sağlayan bir model. Hem de arıcıya güven ve garanti veriyor. Yani ürününü üretirsem nereye satacağım, kime satacağım endişesi ortadan kalkıyor.
Bakın propolis dedik. Mesela propolis çok değerli bir gıda. Ben de işte çok sık hastalanıyordu. Size de hikayesinden bahsetmiştim. Oğlum sık sık ateşleniyordu. 11 aylıktan itibaren ben yıllarca sektörün içerisindeyim hep akademik, M sektörü olarak. Ama propolis üretimi ülkemizde yoktu ben bunları yaşadığımda 2010 yılında. 5 yaşına kadar sık sık ateşlendi 11 aylıktan itibaren. Ve 5 yaşında bir otoyman hastalık baş gösterdi.
Ki üstelik annem babam doktor, annem de çocuk doktoru. Onun bu rahatsızlığına çare bulunamadı. Bu otoymanın hastalıkta bir çeşit iç kan ama kan damar dışına sızıyor. Çok tehlikeli ve korkutucu bir tabloyla biz karşı karşıya kaldık ve sadece 5 yaşındayken. Ve o zaman gittiğimiz 18. profesörümüz teşhisi koyan, bir henöşörlen vasikulit teşhisini koyan doktorumuz dedi ki,
kızım sen madem aracılık sektörünün içindesin, uzmanlığında arı ürünleri, bu arada eşim de ziraat yüksek melindir aracılık uzmanı. Niye çocuğa propolis arı sütü vermiyorsunuz? Bu ürünlerin bağışıklığı desteklediği binlerce yıldır bilinden bir teratür. Biz propolis ile tanıştınız. Evet literatürde ispatlanmış. Ben de hocam dedim hep Çin’den geliyordu o zaman. Türkiye’de üretimi yoktu bal üretiyordu arıcı. Neden? Çünkü Çin’den çok ucuza geliyor. Firmalar onu tercih ediyor.
Arıcı üretse daha ham maddesi, Çin’den gelen işlenmiş ürünün on katı zaten kimse ayrıca talep etmiyor, üretmiyorlardı. Dedi ki madem dedi, ben dedim hocam güvenemiyorum hepsi dedim Çin’den. Çinliler de dedim içine ağaçların yaprağını, sopunu, tomurcunu, silikon, dioksiti, maltodeksi, boyan maddeyi koyup propolis diye dünyaya satıyor. Propolis ile ilgisi olmuyor dedim. Madem güvenmiyorsunuz, niye kendiniz üretmiyorsunuz diye sordu. O zaman kovanım yok benim. Bir arıcımızdan rica ettik sağ olsun üretti gönderdi. Böyle taş gibi sert. O güne kadar üretilmemiş o Türkiye’de hiç. Üretilmemiş. Böyle taş gibi sert bir madde bal mumuyla karışık halde ve öyle tüketilmesi mümkün değil. Literatüre baktık hep özütlenmesi gerekiyor. Yani damla haline getirmesi gerekiyor. Ve şimdi bugün siz bunu yapınca, bugün Türkiye’de bu artık üretilebilir haline geldi. Evet biz onu damla formuna getirdik. İşte oğlumuz gerçekten 6 ayda bağışıklık hücrelerinin sayısı 2 katına çıktı ve düzeldi. Bu konuda gözetiminde, geza, arı sütünü de aynı şekilde verdik. Ondan sonra da bu ürünlerin ülkemizde üretilmesi gerektiğine inanarak arıcılara bu konuda eğitimler vermeye başladık. Şu an geldiğimiz noktada Türkiye’de propolis, arı sütü, polen, arı ekmeği, arı zehri hepsi üretilebiliyor. Ve Türkiye’de şöyle bir potansiyel var. Bu 8.2 milyon arı kovanının yarısından propolis üretilse dünyaya yetecek kadar propolis üretilebiliyor.
İhrac imkanı olan bir şey mi? Çok yüksek ihracat potansiyeli var. Tıpkı çambalı gibi ülkemizde üretilen Anadolu propolisinin bu yerli arı ürünlerimizin kalitesi dünyada yok. İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yaptığımız bir araştırmada tüm dünyadan 157 propolis diye satılan ürünü inceledik. Bunların antioxidant fenolik, filoenit, polifenol yani etken maddelerine baktık ve ne kadar propolis içeriyor diye ürünler bakıldı.
Anadolu propolisinin dünyanın diğer coğrafyalarında üretilen ve satışta olan propolislerden en az 3 kat ortalamada 10 kat daha fazla fenolik maddeler içerdi ve fenolik çeşitliliğinin de daha zengin olduğu ispatlandı. Neden? Çünkü Anadolu topraklarında toplamda 12.000 bitki taksonunun 3.500’ü endemik. Bütün Avrupa’daki endemik bitki türlerin 3’te 1’i Anadolu topraklarında. Çünkü bu şu anda kalma ile bir vantajımız var.
Çok zengin bir toprak, çok zengin coğrafya ve bu endemik bitkilerden de çok değerli arı ürünleri çıkıyor. Bu propolis, bal, polen, arı ekmeği hepsi.
Yani hepsini incelediğimizde hepsinin besin değerleri, içerikleri çok zengin. Yeter ki doğru üretilsin.