Mahya Işıkları 6. Gün | Bahtı Kara Şairler
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=17nOlR7sCI4.
İNTRO Ne mutlu ki bizlere, yine bir Mahya Işıkları’nda sizlerle birlikteyiz. Hoş geldiniz efendim. Hoş gel… Hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Zihni Derin ve Nuri Şeker’in Aziz Anısına…
Kim onlar? Zihni Derin, Rize’de ilk çay ziraatini başlatan. Evet, Muğla’lıydı. Ya bakın şu cümletin yaptığına… Muğla’lı bir ziraatçi kalkıyor, gidiyor Doğu Karadeniz’de Rize’ye çay ziraatini başlatıyor. Nuri Şeker ve adı üstünde Şeker Pancarı tarımını başlatan o güzel insan. Zihni Derin ve Nuri Şeker’in aziz anısına
Zihni Derin ve Nuri Şeker’i anarak içeceğiniz çay onları anmadan içeceğiniz çaydan çok daha lezzetlidir. Benden söylemesi… E tabii Mahya Işıkları’nda biz şurada birkaç dakikaya birkaç yüz kitabın ışığını sığdırmaya çalışıyoruz. Çay içerken de elbette ki durum böyle olacaktı. Ben sizleri bu akşam Zonguldak’a götürmek istiyorum. Zonguldak’tayız.
1943 yılının yazında. Üzümlü bir gündeyiz aslında. Zonguldak Valisi Halit Aksu’yun kızı vefat etmiş. Bir cenaze törenindeyiz. Valinin kızının naaşı omuzlarda mezarlığa doğru taşınıyor. Hemen arkasında gözü yaşlı, yakışıklı bir delikanlı. Mehrümenin eşi. Yanındaki arkadaşı onu teselli etmeye çalışıyor. O bir şair. Oktay Rıfat. Evet. Orhan Birlikanık ve Meleç Cevdet Anday’la garip hareketini başlatacak olan Oktay Rıfat. Ve onun askerlik yaptığı Zonguldak’ta tanıştığı valinin kızı Türkan.
Ne yazık ki Verem’den çok genç yaşta vefat ediyor. Şair, kaybettiği eşinin arkasından yürüyor. Dedim ya, yanındaki arkadaş onu teselli ediyor. Şu işe bakın ki. Oktay Rıfat’ı o gün teselli etmeye çalışan arkadaşı üç yıl sonra kendisinin de tıpkı Türkan gibi Verem’den öleceğini bilmiyor. Muzaffer Tayyip Uslu.
Oktay Rıfat yürüyor. O şiirler yazdığı, çok sevdiği eşinin arkasından ve onu teselleden Muzaffer Tayyip Uslu, Zonguldaklı şair. Zongudağa gelmişken şu sözcükten biraz bahsetmek istiyorum. Ben çok seviyorum ya. Türkçe’nin güzeline bakın. Kara elmas. Kömüre ne diyorlar? Kara elmas. Bundan daha güzel…
Adlandırılabilir mi yani kömür? Kara elmas. Çok güzel, kara elmas. Kimdir bu kömüre kara elmas adını veren? Zonguldak Ankara arasında çalışan ilk motorlu ekspresse de kara elmas adı verilmiştir. Bir zamanlar Zonguldak’taki üniversitenin adı da Kara Elmas Üniversitesiydi. Sahi nereden çıktı bu kara elmas? Bunun için yine o tarihlere gidelim.
Zonguldak’ta bir matbaanın, evet bir matbaanın önündeyiz. Bu matbaanın bahçesinde küçük bir havuz var. Matbaanın sahibi orada. Çok güzel, yeşil başlı ördekler yetiştiriyor. Ördekler içerisinde bir matbaa. Matbaanın tablosunda ne yazıyor? Kara elmas. Evet, ilk kez orada görürüz kara elması. Kara elmas bir matbaanın adı olarak başlamıştır.
Kimdir bu matbaanın sahibi? Tahir Bey. Tahir Karaoğuz. Sözünü ettim ve anlattım ya, hani Açık Söz gazetesinden söz etmiştim. Hanım say lütfen birkaç gece önce. Mahya ışıklarında. Evet işte o. Açık Söz gazetesini çıkaranlardan Tahir Karaoğuz. Zonguldak’ta bir matbaa açıyor. Kara elmas.
Bir gün o ördeklerin sesiyle irkülüyor, bakıyor. Bir delikanlı geliyor matbaaya. Muzaffer Tayyip Ustu. Muzaffer Tayyip Ustu diyor ki, efendim ben şiirler yazıyorum. Acaba şiirlerime çıkardığınız gazetede, dergide yer verir misiniz? Tabii diyor Tahir Bey. Benim de amacım zaten gençleri hereslendirmek. Siz gençlerin, şiirlerin öyküllerini de basmak istiyorum. Yarın bana şiirlerini getir evlat. Ertesi gün, Muzaffer Tayyip Ustu, yeniden Tahir Karaoğuz’un Kara Elmas matbaasına geliyor. Bakıyor orada bir delikanlı kendi yaşlarında biri oturuyor. Tahir Bey diyor ki, aaa buyurun gelin kardeşim. Bak bu arkadaşımız da sizin gibi şiirler yazıyormuş. O da şiirlerini getirecek. Ve Tahir Bey onları tanıştırıyor.
E biri Muzaffer Tayyip Ustu söyledik. Peki Kara Elmas matbaasına tanıştığı kim? Rüştü Onur. Zonguldahan iki güzel şairi, Kara Elmas adını taşıyan matbaada tanışıyorlar ilk kez. Ve ilk şiirleri de, Tahir Bey’in çıkarmış olduğu Kara Elmas dergisinde yan yana yayınlanıyor. Ve ne acıdır ki, Rüştü Onur’u 1942 yılında, Muzaffer Tayyip Ustu’yu söylemiştik 1946 yılında, o ince hastalıktan, veremden kaybediyoruz. Bugün, Ramazan’ın bu güzel günü, 18 Nisan, Oktay Rifat’la başlamıştık ya, Oktay Rifat’ı kaybettiğimiz gün. Evet, bugün Oktay Rifat’ın ölüm yıldönümü.
Öyleyse, son sözümüz hep şairlerden söz ettik. Oktay Rifat ustamızın bir şiiri olsun. Şiirin adı, Eski Ramazanlar. Bakın, bu şiirin son dizisinde çok güzel bir top atlıyor. Eski Ramazanlarla ilgili anılar, akşam saatleriyle başlar. Fıstıklı yollarıyla koca bahçe, ardında güneşin battığı ağaç, masanın durduğu veranda,
yemin, böreğin dolmanın çeşidi, tıpkı bugünkü gibi. Bir yanda kuş sütü eksik sofra, bir yanda topu bekleyen ağaç. Ruhu şad olsun Oktay Rifat’ın bütün şairlerimizin. Geldik bir Mahya Işıkları’n daha sonuna. Yarın yeniden aynı saatte birlikte olalım.
Türkçiliği sanettiysek, alın.