Kırk Yıllık Hatır Kahve Belgeseli

Kırk Yıllık Hatır Kahve Belgeseli videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DDYDbx-D_5I. Bu öyle bir iksirdi ki içen güç ve kuvvet kazanıyor, adeta canlanıyordu. Zindelik ve kuvvet yani Arapça anlamıyla kuvaya geliyordu. İşte bunun için kimilerine göre Etiyopyan’ın, kimilerine göre Arap yarımadasının topraklarında yaşayan bu bütkiye kahve adı verildi. O tılsımlı içecek, çağları ve…

Kırk Yıllık Hatır Kahve Belgeseli

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DDYDbx-D_5I.

Bu öyle bir iksirdi ki içen güç ve kuvvet kazanıyor, adeta canlanıyordu.
Zindelik ve kuvvet yani Arapça anlamıyla kuvaya geliyordu. İşte bunun için kimilerine göre Etiyopyan’ın, kimilerine göre Arap yarımadasının topraklarında yaşayan bu bütkiye kahve adı verildi. O tılsımlı içecek, çağları ve kıtaları açtığında her defasında hep bu adla anladı. Ancak kahvenin öyle bir durağı oldu ki bu kilometre taşında ilk defa adıyla onu tanıtanlar arasında bir bağ kuruldu.
Kahvenin bu elçileri savaşı anlatan o davulların sesi ve atlarının iziyle batıya aynı zamanda bu tadı da taşıyordu. O tatla öncüleri ilk kez birlikte alınmaya başlandı. Türk kahvesi sonraları çeşitlenen bu tadın ilk ürünü oldu. Bugün dünyada pek çok kahve türü var ki üretilişi, hazırlanışı ve tadı nedeniyle değişik ülkelerin adıyla alınıyor. Espresso denince İtalyanlar, Irish Cream denince İrlandalılar, Cafe Pres denince Fransızlar, Frappa denince Yunanlılar akla geliyor. Ancak bütün bu tatlar ilk ilhamını aynı kaynaktan Türk kahvesinden alıyorlar. Zira küpler kahve kültürünü ve tadını batıya ilk kez tanıtanlar olarak bilmiyor. Batıda kahvenin ilk tadına bakanlar 1669’da Türk elçisi Süleyman Ağa’nın evini ziyaret eden Fransız asilleriydi. Ancak yaygınlaşması bir askeri bozgunla gerçekleşti.
1683’de Viyana önlerinde yenilen Osmanlı ordusunun geride bıraktığı ganimetler arasında 500 çuval kahvede vardı. Önceleri deve yemi sanılan bu çuvallar bugünkü Avrupa kahve kültürünün öncüsü oldu. Türk kahvesi Osmanlı yaşam tarzının vazgeçilmez bir parçasıydı.
O sokaklara yayılan nefis kokusu ile kahve sadece bir içecek değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin de çementosuydu. Bundan tam 445 yıl önce açılan bir kahvehanenin hemen ardından başlayan bu kültür bir anda İstanbul’u sarmıştı. Evliya Çelebi seyahatnamesinde 16. yüzyıl sonunda İstanbul’da 55 kahvehane ve 200 de kahve satan dükkan olduğunu anlatıyordu.
Kahve Türkler için bir yaşam biçimiydi. Kahvehaneler sadece bu tatla buluşmanın ötesinde bir anlam taşıyordu. Hemen her meslek grubunun ve esnafın ayrı kahvehaneleri vardı. Kimi zamanda kahvehaneler gelenleri bilirlerdi. Örneğin meddah, çalgılı, bektarşi, semai kahvehaneleri diye adlar alırlardı.
Kahvehaneler Osmanlı yaşamında adeta bir dayanışma mekanındılar. Toplumsal sorunlar orada tartışılır, iş bulunur, sohbet edilir, yaşanan ve konuşulan ne olursa olsun bütün bunlara kahve tadı ve kokusu silerdi. Türk kahvehanelerinin bu özellikleri batılı bir şair, Pierlotti için esin kaynağı olmuştu. Haliç’ten der saadeti yani mutluluk kentini seyred alan Pierlotti, Müslüman içkisi diye bilinen kahvenin ve kahvehanelerin dilini batıya tercüme etti. Cumhuriyetin kurulu sürecinde yüzünü batıya dönen Kurtuluş Savaşı’nın önderleri, doğunun damaklarındaki bu tadı hiç yitirmediler. Mustafa Kemal bilinen tabiriyle bir kahve hürriyakisiydi.
Cumhuriyet yıllarında kahve de tadından hiçbir şey yitirmedi. Yine evlerde o minicik el değirmenlerinde öğütüldü, yine kuru yemişçilerin önü o nefis kokuyla çekim merkezi oldu. Ancak kahvehaneler değişti. Artık kahvehanelerde aydınlar, sanat ve kültür adamları boy gösteriyor. Genç Türkiye’nin heyecan dolu kuşakları bu defa kahvehanelerde bilimin, sanatın ve çağdaşlığın tedbirisinden geçiyordu.
Bir süre sonra ise Türkiye’ye kabuk değiştirmeye başladı. Kentin taşı toprağını altın sayan Anadolu iş, eğitim ve daha iyi bir yaşam için şehirlere akar oldu. Bu değişim kahvehanelerde yansıdı ve bu defa kahvehaneler hemşerilerin buluştuğu, işsizlerin iş aradığı ya da vakit öldürdüğü mekanlara dönüştü.
Bu dönemde kahve ise giderek pahalı ve nadir bulunan, hatta kimi zaman uğruna huyra girilen bir içecek buluyordu. Bugün kahvehaneler yüzlerce yıllık geleneklerini hala kuruyorlar. Hala memleket ahvali en çok buralarda konuşuluyor. Hala kimi kahvehanelerde hemşeriler buluşuyor. Hala buralarda yüzyıllardır değişmeyen, o doyumsuz tat özenle kuruyor.
Bizim kültürün en değerli göstergelerinden bir tanesi 40 yılın hatıra oluyor bir kere biliyorsunuz. Beraber birlikte kahve içmenin, birine kahve yapmanın, dostluğun başlangıcı olarak çok önemli bir işareti var dostluk adına.
Ya değişenler? Bugün Cumhuriyet’in değerlerini nüfuz ettiği kahvehanelerin bir bölümüne artık kadınlar da gidiyor. Yüzlerce yıl kadını esmerleştirir korkusuyla kaçınılan kahve artık kadınların da aynı keyfi paylaştığı bir içecek olarak bilmiyor. Benim bütün arkadaşlarım kahveyi içer, kahveyi içer Türk kahvesi ve birbirimize hep bir kahveyi davet ederiz.
Ya da bir yerde gidip bir Türk kahvesi içelim deriz. Yani bizim de, bizden sonraki kuşak da nasıl bilmiyorum ama bizim kuşak hala triyaki. Ancak kahve hala yaşamını birleştirecek olanlar için ilk tören olma özelliğini de koruyor. Böyle bir şey yaşasaydım ya yaşayacak bir erkek arkadaş ailesine sahip olsaydım ya da benim annem böyle bir şey rica edecek olabilirdi.
Öyle tahmin ediyorum ki iyi kahve yaparım ben ama o gün herhalde ağzıma gözüme bulaştırırdım. Çünkü çok fazla heyecanlanır insan diye düşünüyorum öyle bir günde ya da gece de ama bunu yaşamak da isterim. Kızı tetkik etmek için herhalde inceliyorlar biraz böyle ondan sonra evet beğendik belki de kahveyi içerken çok beğendik filan diyorlardır. Ya da bu yaramaz diye karar veriyorlar.
Hala insanlar kahvenin o tadından geriye kalanlardan telvesinden umudu okumaya çalışıyorlar. Bizim kahvenin dünya kahvelerinde olmayan bir özelliği çok büyük bir özelliği çok değerli önemli bir özelliği. Belki kız istemedeki fonksiyonu kadar önemlisi telvesi vardır kahvenin.
Yani bu telve bir fal şeydir malzemesidir, objesidir ve onunla geleceğinizi öğrenebilirsiniz. Geçmişinizi yorumlayabilirsiniz yani önce kahve içersiniz o telveye birisi bakar falına bakar. Belki de bir evlilik söyler orada onu görür bir kısmet görür üç vakti beş vakti.
Ben bu gereneğin böyle yayıldığını düşünüyorum birazda yani insanlar umutlarını saklı buluyorlar o fincanın içinde ve işte bir şeyler öğrenmek istiyorlar herhalde. Çünkü aslında birbirlerine fal bakan insanlar falcılar yani bunu para karşılığı yapan insanların dışında biz birbirimizin aşağı yukarı o aralar ne yaşadığını hayattan ne beklediğini bilir arkadaşlar oluyoruz. Ama gene de hadi bir falıma bak diye ben severim ve hayatımda yeri vardır.
Türk kahvesi tadını öğütülüşünden de pişirilmesinden alır. En iyi kahve öğütülmesinden hemen sonra tazeliğini koruduğu o ilk anda kömür ateşinde yavaş yavaş pişirilişinden ve tiryakinin damak zevkine göre tadlandırılmasıyla ideal tadına ulaşır. Her şey benim için o estetik içinde başka türlü bir atmosfer haline dönüşüyor.
Yani şömine, mangal orada yapılan bir Türk kahvesi. Onun mesela mutlaka böyle bakır bir cezvede yapılmış tahta saplı ve üç ayaklı kahve fincanı ya da zarflı kahve fincanı. Bu böyle bir ritüel gibi yani benim için aşamaları özellikle. Oysa taze kahvenin o doyulmaz tadını korumak artık eskisi kadar kolay değil.
Zira kahve evlere ve kahvehanelere artık aynı tazelikte ulaşamayabiliyor.