Zafer Algöz Anlatıyor #2 | Öztürk Serengil
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=hEm8fsJxGsw.
Östürk Serengil’den bahsetmek istiyorum. Göktüğüde Yırmen Taşı gibi… Balık… Ağabeydik gubidik turist Leblebe bubelebe turist Bir daha ancak ahirette görüşürüz. Ağabeyl Söğpaj. Aleyküm selam. Ben kendi ellerime koyuyorum.
Bu köylü bir şey değil. Bu köylü için… Ağabeylerden bahsettim. Ağabeylerden bahsettim. Bu köylü… Ağabeylerden bahsettim. Bu köylü… Ağabeylerden bahsettim.
Sevgili arkadaşlar bugün sizlere Türk sinemasının çok önemli bir isminden bahsetmek istiyorum. Yani kendi tarzıyla marka olmuş ve döneminin Türk sinemasında en çok para kazanan oyuncusu Öztürk Serengil’den bahsetmek istiyorum. Öztürk Serengil’in Türk sinemasında en çok para kazanan aktör olduğunu bizzat iyi bize sevgili abimiz Türker İnanoğlu söyledi.
Türkiye’de sinemada ve dizi sektöründe bir markadır. Türker abi bunu kendi bizzat iyi söyledi. Öztürk Serengil Türk sinemasında gelmiş geçmiş bütün oyuncular arasında en büyük parayı kazanan ama kazandığı parayı da anında kumarda bitiren enteresan bir adamdı dedi. Öztürk abi zamanında 3-4 tane sinema filminde birden aynı anda çalışırmış.
Sabah bir sete gidermiş, öğlen arasında kumar oynarmış, öğlen arasından sonra başka bir set. Öbür sete giderken arada yine bir yerlerde barbut atma, kılıç açma falan filan. Akşam yine başka bir set. Hatta biliyorsunuz bazen de oyuncuları film içinde film çekerlermiş oyuncunun farkında olmadan. Sen bir bakarsın ki, aaa sen başka filmlerde de oynamışsın aynı yapımcının fakat haberin yok.
Haberin yok, o dönemde kandırırlarmış oyuncuları. Yani Gökhan’cığım şimdi kırmızı tişörtünle şöyle geldiğin geçtin ya bir de beyaz gömlekle şuradan gelip aynı lafları et falan. Sen hep başka başka açılardan çekiyorlar zannediyorsun. Sonra birleştirdiklerine bakıyorsun ki adam film içinde 2-3 tane film çekmiş aynı malzemeyle. Rahmetle Öztürk abi dedi ki benim gibi bir şemşektenini bile kandırdılar, 3. gün uyandım yavrum demiş. Öztürk abinin özelliği şöhret olduktan sonra istediği parayı kesinlikle alırmış abi. Ben bu filmde 30 alırım, bu filmde 50 alırım ve kasta kesinlikle Ahmet Tarık Tekçe olacak. Ahmet Tarık Tekçe’yi çok severmiş, Erbüka’bi vermiş. Abi burada Ahmet abiye uygun bir rolü, yes yavrum, rolü yes yoksa ben de yokum. Ve Ahmet Tarık Tekçe’nin parasını da bizzat kendi konuşurmuş. Ahmet abiye kaç lira vereceksiniz? 2500 lira. Hayır 25. Öyle olunca piyasada bir anda Ahmet Tarık Tekçe’nin kaşesi katlanmış. Rahmetli Ahmet Tarık Tekçe Öztürk’ü çekmiş demiş ki evladım Allah razı olsun benim hakkımı hukukumu koruyorsun, para kazandırıyorsun ama bundan sonra benim para tura işlerime sen karışma çünkü piyasada Ahmet’in götü kalktı 25.000 lira ben aşağı oynamıyormuş diyorum. Ben açık alırım, onun için kurban olayım, sen karışma. Yine Öztürk abi hep onun pazarlığını yaparmış. Öztürk Selengöz Türk sinemasına başlamadan önce önce şehir tiyatrolarında bir iki tane oyunlarda falan figüranlık yapmış. O dönemde Sufi Kaner ile tanışmışlar. Rahmetli Sufi Kaner ile beraber bunlar Yeşilçam’da figüran kahvelerinde, işte yapımcı ofislerinde falan böyle zaman geçirirlerken o dönemde Fikret Hakan, Allah rahmet eylesin Fikret abi yeni jön olmuş. Yani ha bak Türk sinemasında yeni bir jön geliyor diye. Fikret abi bir filmde bunları fark etmiş bakmış ki lan diğer figüranlardan farklı bu adamlar daha efendi daha böyle kalıplı adamlar. Bunlarla muhabbet ederken siz demiş nerede kalıyorsunuz işiniz gücünüz eviniz barkınız yok mu?
Vallahi demişler abi biz işte paramız olduğu zaman beyi olduğunda bekar pansiyonlarında kalıyoruz paramız yoksa da burada yapımcıların ofislerinde koltukları birleştirip kanepede yatarak mecbur ekmek kovalıyoruz. Diyor ki olur mu lan öyle şey kalkın bana gelin diyor. Fikret abi bunların ikisini alıyor. Yanlış hatırlamıyorsa Kurtuluşlu annesiyle beraber kaldığı bir ev var. Annesine diyor ki anacığım bak bundan sonra bu arkadaşlar da senin evladın bunlar da bizde kalacak.
Hay hay evladım başım gözüm üstüne diyor anası. Öztürk abiye ayrı yatak, Supikaner abime ayrı yatak. İşte kadıncağız gidip mesela Fikret abiye iki tane don dört tane fanina üç tane gömlek alıyorsa bunlara da alıyor. Çamaşırlar yıkanıyor yemekler pişiyor falan filan. Bir aile olarak yaşıyorlar. Öztürk abi demiş ki kendi ailemden hatırladığım hep dayak dayak dayak. Amcam döver babam döver annem kardeşleri bütün silahları döver ilk defa sevgi gördüm. Benim annem Fikret’in aması benim babam da Fikret abim derdi. Fikret abi o dönem meşhur falan diyor ki ben iki aydırına Londra’ya gidiyorum. Annem size emanet çocuklar işin gücü kovalayın. Kostüm lazım olursa benim garderobe sizin.
Hani filmde takım elbise lazım olur işte smokin lazım olur ayakkabı çorap istekiniz gibi kullanabilirsiniz diyor. Ben diyor gideceğim Londra’ya bir iki ay tiyatroları seyredeyim operalara bakayım müzikallere bakayım. Dünyada neler oluyor bir göreyim geleceğim diyor tamam diyorlar gidiyor bu. İki ay sonra Fikret abi geliyor hoş geldin beş gittin çantalar babullar açılıyor plaklar almış hediyeler almış işte annesine bunlara falan.
Şimdi diyor size bir şey dinleteceğim diyor. Küçük pikaba şöyle küçük plakoyu. O dönemde twist dansı patlamış İngiltere’de bir anda. Zaten dünyada müzikte falan böyle ilk başlangıçlar İngiltere’den çıkar abi ondan sonra yayılır yani. Twist dansı modası başlamış ve plakoyu Fikret abi başlıyor onunla dans etmeye.
Orada bir iki figür öğrenmiş bunlar yerlere yatıyorlar gülmekten. Ya niye gülüyorsunuz diyor. Öztürk abi diyor ki abi biraz le pontif dansı gibi oldu diyor. Çünkü diyor koskoca Fikret abi hani Jön diyor göttü de Yirmen taşı gibi falan. Sonra diyor millet diyor falan. Fikret abi diyor ki haklısın diyor Öztürk diyor.
Şimdi diyor bunu ben yapsam hani Jön adama başını kıçını de Yirmen taşı gibi sallıyor derler. Ama diyor gel bunu sana öğreteyim. Sen diyor bunu bu filmde kullan. Çünkü senin diyor tipine çok iyi gider bu diyor. Bunlar plaka koyuyorlar figürleri evde çalışırken Öztürk abi de sözlerini bilmediği için hep sallıyor. Abidik gubidik tüvist leblebe lübe lebe tüvist diye kendi de ona söz yazıyor.
Sonra bir filmde yeri geliyor bunu bir patlatıyor abi bir anda bütün Türkiye abidik gubidik tüvist diyor.
Ve Öztürk abi zirveye çıkıyor. Herkes tanıyor.
Ondan önceki ekürisi şeydi Vahiy Özdür mesela hatırlarsanız. Vahiy Özde bir sahnesi vardır efsane. Vahiy Öz ben Adana’ya gidiyorum Tayfur diyor. Buralar sana emanet diyor. Bu ne ki büyük bebeciğim falan yapıyor. Havaalanına gidiyor. Uçağı kaçırınca tekrar geri geliyor. Evde de büyük bir parti veriyorlar. Müzik sesleri falan filan.
Vahiy baba böyle kapıyı bir açıyor ki içeride kadınlar kızlar şampanyalar patlıyor danslar ediliyor. Elinde de bastonu var. Öztürk abi babayı görüyor bebe yapıyor. Bastonla kalabalığı gösteriyor. Bu ne ulan Tayfur? Bestön bebe. Ve Öztürk abi bir anda herkes tanımaya başlıyor.
En güzel taraflarından biri dünyanın en ünlü yönetmenlerinden İngmar Bergman bir dönem Öztürk abi İsveç’teyken Öztürk abiden bahsediyorlar. Diyorlar ki tanıştırıyorlar. Bu diyorlar Türk sinemasının çok önemli bir komedyeni. Adam da şahane falan filan tipi bir bakıyor. Zargana gibi bir adam. Büyükler falan böyle enteresan bir tip. Tam diyor İtalyan komedyeni tipi var diyor. Kaç filminiz var diyor. Öztürk abi diyor ki 400.
Adam diyor ki herifin 9 tane filmi var bütün hayatı boyunca. İngmar Bergman’ın. Ya diyor insan hayatında diyor 400 tane fotoğraf çektiremez. Sen ne arada 400 tane film yaptın? Kaç yaşındasın oluyor? Öztürk abi demişti ki anlatırken. Babaya ayıp olmasın diye 500 demedim. Deselim mi kalpten ölecekti diyor. Adam nereden bilsin bizde 3 günde bir haftada bir film çevirmiştim.
Öztürk abinin en enteresan tarafı sevgili dostlar. Dünyada belki de ilk defa dublaj üzerine karakter oturtmuş bir rol. Çünkü kendi dublajını kendi yapmıyor Öztürk abi. Öztürk abi şehir tiyatrolarının büyük oyuncusu rahmetli Mücap Ofluoğlu konuşuyor.
Dublaj yapıyor. Filmler Han Madde olarak geldiğinde önüne montajı yapılmış. Abi sen bunu konuşuyorsun dediklerinde Öztürk abiye bir bakıyor ki lan bu böyle zargana gibi şöyle büyüklüğünü ver şöyle konuşan da bir adam. Dip sesle olmadığı için hani orijinal sesle duymadığı için. Ya ben buna diyor egzacere ederek böyle bir konuşma oturtayım diyor.
Bebe, bilekinse, tebi falan yapıyor. Rolü öyle tanıtıyor. Öztürk abi de yıllar sonra bakıyor ki lan Mücevher abinin bana bulduğu bu ses çok iyi. O sesi olduğu gibi alıp kendi buraya takıyor. Bir de östürk abi oluyor. Öpej, kerej, dokuz mesela böyle kendine enteresan laflar olan inanılmaz bir adamdı. Ben Öztürk abi ilk defa 1986 senesinde Çeşme’de bizzati birebir tanıştık tanık oldum. Birçok anılarını da oradan duyuyorum.
O da şu vesileyle oldu. 1985 senesinde Alanya İncekum otelde, 1986 senesinde de Çeşme Altı Yunus otelde animasyon, spor, işte müşteri karşılama departmanı, eğlence falan öyle bir timin içinde çalıştım ben. Yaz tatillerinde. Hem para kazanıyordum hem tatil yapıyordum. Su kaya öğretmenliği yapıyordum. O vesileyle biz de Çeşme Altı Yunus’a gittik. Şimdi animasyon için bilmeyenler için anlatayım. Animasyon klub otel olan yerde mecburen olması lazım. Animasyon ekibinin özelliği oteldeki bütün müşteriyi kaynaştırmak, eğlendirmek, hoşça vakit geçirmek ve mümkünse otelden gelen müşterinin dışarıya çıkışını engellemek. Çünkü içeride ne kadar çok eğlence aktivite yaparsan otel müşterisi de 3 gün oldu ne cahil hep Çeşme’de mi oturacağız biz onun çatıya gidelim der. Onun için mecburen içeride hep bir eğlence yapmak lazım. Biz de bir gittik Çeşme Altı Yunus’a olan 2500 kişilik koskoca tesis.
O zamanlar Türkiye’nin ilk ve tek 5 yıldızlı oteliydi. Kendine ait işte 2 tane havuzu var, marinası var, kendine ait ayrı bir koyu var, atlı spor kulübü var falan ağır filanı var 2500 kişilik dev bir kompleks. Bizim de amacımız otel müşterisini hep içeride tutmak. Öyle bir aktivite yapıyorduk ki otel müşterisi gece 12’de yorgun argın yatağına gidiyordu, dışarıya giremiyordu düşünün. Hep eğlence.
Akşamları amfitiyatlarda eğlence yok, mehtap turu gemiyle yok bilmem ne falan filan. Şimdi Çeşme Altı Yunus popüler bir yer olduğu için dışına da esnaf yatırım yapmış. Barlar, kafeler, diskotekler falan filan. Mesela Çeşme Altı Yunus’ta 1 tane 1’e 8 liraysa adam koskocaman pankarta yazmış. 4 lira 1’e patates bedava.
Ki oteldeki müşteri de buraya gelsin arada bir uğrasın diye. Fakat biz içeride devamlı eğlence aktivite yaptığımız için otel yönetimi çok memnun. Müşteri hiç dışarıya çıkmak istemiyor. Müşterilerle aramızda inanılmaz bir şey var, turistlerle ilişkimiz var. Artık öyle oluyor ki bu yabancılarda da bir şey var. Sana güvenip inandılar mı abi? Herkes sana kul köle oluyor. Diyorsun ki akşam mehtap turu var 12’de. Ne var? Sucuk ekmek, şarap, aya yorgun koyunda denize gireceğiz diyorsun.
Adam diyor ki ben karımla beraber geliyorum diyor. Geliyorum diyorsa kesin geliyorlar zaten sözlerinde duruyorlar. Bazen 200 kişilik gezinti gemisine 500 kişinin dolduğunu titanik gibi arkamızdan dualarla uğurlandığımızı biliyorum. Uzatmayayım. Bir gün dediler ki resepsiyondan Öztürk Serengil sizi arıyor dediler. Allah Allah diyorum ne alaka ya. Bizim bildiğimiz Öztürk Serengil mi? Evet abi diyorlar.
Çünkü barı var dediler şeyde otelin çıkışında. Kendisi bir yatırım yapmış Öztürk abi. Barın dışında böyle bir bar, kafe gibi bir yer yapmış. Adı enteresan. Öztürkaş Kelaş.
Onu böyle grek harfleriyle yazmış ve o barda müşteri gelsin diye adam da bekliyor. Fakat biz içeride hep devamlı aktivite yapınca kimse dışarıda çıkmıyor. Öztürk abi de demiş ulan bundan niye dışarı çıkmıyorlar? Abi otelde müthiş bir eğlence grubu var animasyon grubu. Onlar hep bütün müşteriyi domine ediyor. Dolayısıyla da müşteri dışarıya çıkmak istemiyor. Ben bu çocuklarla bir konuşayım. Kim bunlar demiş. Hemen bir randevu falan. İşte akşamüstü geldi rahmetli. Bizi davet et. Bir buluşalım demiş ya. Biz de bütün tim abimize ayıp olmasın diye gittik. Biz zannediyoruz ki Öztürk abi sinema filmi yapacak. Ya da dizi yapacak. Hani bizim de biraz oyunculuğumuzun olduğunu bildiği için bize bir teklifte bulunacak. Sizce çocuklar buradasınız. Hani Çeşme’de, Iluca’da geçen bir film yapalım zannediyoruz.
Gittik Marina Bar’da yerimizi aldık. Öztürk abi bir geldi o yaz sıcağında. Milletvekili gibi. Beyaz kurvaze ceket, beyaz ipek gömlek, burada fular, pantolon, keten, ayakkabılar falan. Bir güneş gözlüğü vardı baba.
Bak güneş gözlüğün dışında kaynak yapabilirsin. O gözlükler böyle. Şuraya spirali takıp dibe dalabilirsin. Öyle bir güneş gözlüğü. Geldi bu çocuklar bize saygı hürmet falan buyurun abicim. Ondan sonra çay kahve ikramdan falan. Dedik ki çocuklar dedi fayda uzatmayayım dedi yavrum dedi. Hemen konuya girdi. Evladım dedi siz burada dedi güzel eğlence, en beğenmiş her şey şehir ama biz de dışarıda dedi. Yatırıp yaptık eşnaflarla dedi.
Siz dedi burayı biraz gevşetin ki arada güvercinler dışarı çıksın biz de yolalım yavrum işimize gücümüze bakalım diyor. Abim abi falan dedik yavrum abisi yok sizin yüzünüzden esnaf sandalyeyi tabureyi dışarıya attı. Milletin götü açlıktan örümcek bağladı dedi.
Herkes çocuk çocuk geçindiriyor. Zemen zemen iki üç gün repo yapın takılın falan yapıyor. Bunları anlatıyor. Bir yandan da hep böyle göze etrafta şimdi set set ya otelin balkonları. Bir tane böyle yaman gibi turist herif çıktı adam ipini gibi bir mayosunu asıyor kurutuyor ama bize de aşağıya böyle bir cilvelerle falan bakıyor. Öztürk abi onu gördü böyle yapıyor. Tak tak tak. Biz de ne oluyor dedik tamam mı. Öztürk abi ne oldu falan dedik. Yavrum yukarıdan top geliyor ben de göğsümle sizi indiriyorum dedi. İnanılmaz bir adamdı. Sonra muhabbet muhabbeti açtı. Biz de dediği gibi hakikaten haftada bir iki gün repo vermeye başladık. Yavaş yavaş böyle dışarılara falan filan da gitmeye başladı. Bize kanını sığınca da geliyordu arada bir uğruyordu. Çayını kahvesini ikram ediyordu. Biz de ona bir nezaketen ziyarete gittik. Bir gün dedi ki ben size dediği ahşırtlı blackboardu anlattım mı yavrum dedi. Hani benim ilk kitabıma isim malzemesi olan hikaye ahşırtlı blackboard ettiği seaside.
Abi o ne demek dedim. Deniz kenarında uzun atlama demek yavrum dedi. Bundan dedi yıllar önce bir kardeşimiz dedi. Alsancak’ta Fransız restoranı açmış dedi. Cevanlı geliyor abi açılışı sen yapacaksın. Kurdeleyi sen keseceksin. Sen bana uğur getireceksin abi. Aman abi canım abi ölümü gör abi. Ocakta açıyorum abi şubatta açıyorum. Sensiz olmaz abi. Sen geleceksin abi. Sen açacaksın abi. Benim de işim gücü varken ben gidemedim o dükkanı açmış dedi. Yine görüyor sitem ediyor. Abi bir dükkan gelmedin abi. Bir şereflendirmedin. Bir misafirim olmadın Öztürk abi. Ben de hep çocuğa mahcubum. Yüz yavrum. Merak etme diyorum. Bir gün misafirler geldi dedi İstanbul’dan. İzmir’de ağırladım bunları. Yedik içtik. Ya akşam bir yere yemeğe gidelim. Gidelim nereye gidelim. Akşama çünkü kumar var yemekten sonra diyor. Nereye gidelim? Bizim kardeşimizin Fransız restoranı var Alsancak’ta oraya gidelim.
Gelin size Fransız yemeği yedireyim. Dört kişi bir cuma akşamı Alsancağa gittik. Çıktık mekanı gördük diyor. Şahane. Geri meri ikinci kat. Bütün deniz altında mekanlar içeriye bir girdik bir baktık. Annem. Kimse yok. Bir cuma akşamı bomboş dükkan. Ya cenaze var ya da haciz gelmiş dedim diyor.
Kimse yok mu falan hop. Ve siyerden bu zaftlar tema’ya benzeyen bir garson kalktı geldi. Bebe diyor böyle yanlamış osuru osuru uyuyordu diyor. Bizi duyunca diyor gözünün çapağını silip toparlandı. Hoş geldiniz beyim falan. Yavrum patron nerede? Abim siz buyurun ben şimdi çağırırım. Deniz geldi. Abi nereye oturmak istersiniz? Lan bütün dükkan boş zaten. Ne demek ne diyor oturmak ister?
İşte güzel bir masaya oturduk yavrum diyor. Bizi gelince patrona da haber verdiler. Canım abim. Abim abim. Eller öpülüyor hoş geldiniz şeref verdiniz falan filan. Menü verdiler diyor. Menüye bakıyorum. Yok anlamıyorum her şey Fransızca diyor. Çocuklardan mal gibi birbirimize bakıyoruz diyor. Fonda da diyor Enrico İlyas ya Enrico çalıyor falan. Bakıyoruz bakıyoruz Allah Allah. Çocuk demiş ki bana bırakın abi. Tamam bir sene bıraktık yavrum.
Çocuk gitti servisler geldi. Tebek tebek tebek tebek tebek. Bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak. Kılıç kalkan gibi. Çatal çatal çatal çatal çatal çatal. Bardak bardak bardak bardak bardak bardak bardak. Bekliyoruz şerefimiz açıldı diyor. Geçin oğlum. Koskoca bir tepsi geliyor diyor bu kadar. Tak ortaya bir koyuyor güvercin boku kadar bir şey var böyle. Kaz ciğeri bilmem ne.
İsmi kendinden büyük diyor. Yemeğin ismi hacminden büyük. Çocuklar mal mal yüzüme bakıyorlar abi çatal bıçak hangisini kullanacağız? Dediğim yavrum en dışarıdan içeriye doğru geleceğiz. Bitirdikçe koyun bitirdikçe koyun götürürler. Geldi gitti. Devamlı soruyor. Abim nasıl? Müthiş. Abim nasıl? Şahane yavrum.
O gitti bu geldi tatlımız tuzlu muz konyaklar falan filan. Biz de muhabbeti koyulaştırdık. O arada diyor döndüm artık hesap isteyeceğiz çünkü kumara gideceğim diyor. İşim var yavrum. Diyeyim bir döndüm çocuk kasada yok. Muzaffer abiyle göz göze geldik. Muzaffer temaylarıyor. Delikanlılıkta eli kaldırdığı zaman tamamlayacaksın. Ya bunu böyle yapacaksın ya da bunu götüne sokacaksın. Hiç yapmayacaksın.
Tek yaptım Muzaffer abi bir topuk selamı koydu. Gitti içeriden meydanlar us gibi bir şey getirdi bu kadar diyor. Bir açtım. Annem ben de burada boş bulundum. Öztürk abi kazık mı dedim. Kazık bunun yanında kürdan kalır Zaferi. Bildiğin o Roma mızrağı. Haşırt the blackboard ettin siz sadece. Deniz kenarında uzun atladılar bize yavrum dedi.
E kâresiz şimdi orada hemen elime attım. Kumar için ayırdığım kedi kafası gibi balya var lastikli. Buradan çat çat çat çat. Muzaffer abi de ince bir sakallı zaten bize güzel geçirmişler. Muzaffer abinin sakallığı iman etmemek lazım. Buyur babacığım bir topuk selamı. Bize keseyi yaptılar ya çocuk ondan sonra çıktı ortaya. Canım abim bir kahvede falan. Yavrum işimiz gücümüz var. Abi nasıl memnun kaldın mı beğendiniz mi? Her şey muhteşem. Yalnız çıkmadan önce bütün personeli rica edeyim bir topla demiş. Vestiyer, komi, bulaşıkçı hepsini manga gibi dizdim diyor. Yavrum hakkınızı helal edin. Öpayış öpayış. Hakkınızı helal edin. Öpayış öpayış. Hakkınızı helal edin. Öpayış.
Öpayış. Mekan sahibi dedi ki abi Allah gecinden versin daha çok görüşeceğiz niye öyle diyorsun. Dedim yavrum Öztürk abinizi ziyadesiyle bu dünyada siktiniz. Bir de ancak ahirette görüşürüz.
Öpayış öpayış. Öpayış öpayış. Öpayış öpayış. Öpayış öpayış.