David Beckham Hikayesi | “Çağın Ötesinde Bir Adam”

David Beckham Hikayesi | “Çağın Ötesinde Bir Adam” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=aWaBjPv_1_0. Dünya çapında şöhret olmak tanımı tam anlamıyla, tam karşılığıyla ele alındığı zaman bu sözün hakkını ondan daha iyi verebilecek kimse var mıdır bilmiyorum. Gerçekten de 2000’li yılların ortalarında futbola ilgisi olsun olmasın, dünya üzerinde onun kim olduğunu bilmeyen, onu…

David Beckham Hikayesi | “Çağın Ötesinde Bir Adam”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=aWaBjPv_1_0.

Dünya çapında şöhret olmak tanımı tam anlamıyla, tam karşılığıyla ele alındığı zaman bu sözün hakkını ondan daha iyi verebilecek kimse var mıdır bilmiyorum. Gerçekten de 2000’li yılların ortalarında futbola ilgisi olsun olmasın, dünya üzerinde onun kim olduğunu bilmeyen, onu tanımayan kaç kişi vardı ki? Fiziksel görünüşü, tarzı, karizması, dövmeleri, eşi, aile hayatı, futbolculuğu, oynadığı takımlar, yaşadığı şehirler, reklam yüzü olduğu markalar. O herkes için bir rüya gibiydi.
Hemcinslerinin yerinde olmayı, karşı cinsin ise yanında olmayı düşündüğü kişi. Onun hikayesini anlatırken sporculuğunun önüne geçen şöhretinden bahsetmemek elbette mümkün olmayacak. Ancak futbol hastaları olarak, işin bizi ilgilendiren tarafı her zaman için onun ve efsane bir sağ ayağının yaptıkları oldu. Bir nesil, topa onun gibi vurabilmek için sıcak yaz günlerinde sokaklarda onun giydiği uzun kollu formalarla ter döktü. Her ne yaptıysa kendi tarzında fiyakalı biçimde yapan bir adam.
Yaşadığı çağın çok ötesine geçmiş bir adam.
David Beckham.
2.
Mayıs 1975’te Londra Leighton Stone’da doğdu. Futbol topuyla olan ilişkisi henüz 4 yaşında evlerinin yakınında bulunan bir parkta başlamıştı. Ebeveynleri ve iki kız kardeşiyle birlikte Beckhamlar ayrıca Manchester United taraftarı idi. Yarı profesyonel futbolculuk geçmişi olan babası Ted, onun futbolla alakalı bildiği her şeyi öğretmeye çalışıyor. David ise kendisini sürekli olarak geliştirmek istiyordu. Çocukluk yıllarında Ridgeway Rowers adlı yerel bir kulüpte futbol oynamaya başladı
ve 13 yaşında Bobby Charlton Futbol Okulları’nın düzenlediği bir yetenek yarışmasına katılarak birinci oldu. Bu sayede Manchester United yetenek avcıları tarafından fark edildi ve genç takımla denemelere çağırıldı. Yeteneği sayesinde basamakları öyle hızlı tırmanmaya başladı ki henüz 16 yaşındayken bile global bir futbol starı olacağı belliydi sanki. Manchester United’ın filmlere konu olmuş efsane 92 sınıfının üyelerinden birisiydi David. Yaşları birbiriyle hemen hemen aynı olan, yakın aralıklarla Manchester United Genç Akademisi’ne girmiş ve yine yakın aralıklarla A takıma yükselmiş 6 genç adam. Brian Giggs, Gary Neville ve kardeşi Philip Neville, Nicky Butt, Paul Skolls ve David Beckham. Bu 6 oyuncu arasında özel bir bağ olduğu anlatılır. Birbirlerini asla yalnız bırakmayan, idman sahasında herkesini neşelendiren ve kulübün ruhunu yansıtan 6 mascot çocuk. Fakat David onların arasında bile hemen fark edilebilecek derecede farklı ve özel bir çocuktu. Sadece yeteneğiyle değil diğer beşine göre belirgin birçimde gösterişi önem veren tarzıyla da fark ediliyordu. Takım arkadaşlarından biri onun için şöyle söylüyor. Maç bitimi soyumu odasına girdiğimizde hepimiz leş gibi ter kokardık ama David her zaman parfüm kokardı. Bunu nasıl başardığı hakkında en ufak bir fikrim yok. Brian Giggs’in anlattığına göre 92 sınıfı A takıma yükseldiğinde kulübün sponsorlarından biri olan ünlü bir otomobil markası bu 6 oyuncuya bir yıl boyunca kullanmaları için birer araç tahsis edecekti. Becks cebindeki son penny’e kadar harcayarak kendi aracına ekstra birkaç modifikasyon yaptırmıştı diyor Giggs. Bilirsiniz koltukları deliyle falan kaplattı.
Sezon sonunda bu araçları bizden geri alacaklar biliyorsun değil mi diye sorduk ama o umursamadı bile. Biz de Hedman’dan sonra çamurlu ayakkabılarımızı gider onun deri koltuklarını uzatırdık. Sinirden küplere binerdi. Beckham ise kendini şöyle savunuyor. Yıllarca o büyük oyuncuların tesislere kendi araçlarıyla gidip gelmelerini izledim ve sonunda benim de kendi aracım olacaktı. Olmuşken fiyakalı bir şey olsun istedim. 92 sınıfıyla Gençler Federasyon Kupası kazanma başarısı gösteren David, Şubat 1993’te artık profesyonel sözleşmeyi imzalamıştı.
Çocukluğundan beri futbolcu olmayı düşüreyen Manchester United hayranı bir çocuk için bir rüyaydı bu ama David için yolculuk yeni başlıyordu. Ertesi yıl 1 sezondan o Preston North End’e kiralandı. Geri döndüğünde Sir Alex Ferguson onu takımın sağ kanına yerleştirmekten çekinmedi. Kariyerinde resmi olarak ilk golünü Aralık 1994’te Şampiyonlar Liginde Galatasaray’a karşı oynarken attı. 95-96 sezonuyla birlikte artık takımın değişmez parçalarından birisi olmuştu. Hem yakışıklılığı hem sahiçi hem de sağ dışındaki karizması sebebiyle David’in oyunculuğu
zaman zaman oluşturduğu imajın gölgesinde kalmıştır. Adam bütün hafta paparazileri peşinden koşturup lüks arabasıyla geziyor ve hafta sonu bir serbest vuruşta topun başına geçip kahraman oluyordu. Kimse o topa o kadar mükemmel bulmasının günde kaç saatlik bir çalışmaya mal olduğunu bilmiyor ya da büsbütün göz ardı ediyordu. Evet bir erkeğin sahip olmak isteyebileceği her şeye sahipti ve bu oyunun doğası gereği onun gibi yakışıklı temiz yüzlü çocukların çoğu zaman yeterince sert olamayacağına, gerektiğinde burnunu çamura saplayamayacağına dair bir önyargı vardır.
Fakat onu yakından takip edenler özellikle de Manchester United antrenör ekibi Beckham’ın yakışıklı bir çocuktan çok daha fazlası olduğunun bilincindeydi. David Beckham bırakın burnunu çamura sokmayı, gerektiğinde bütün vücudunu çamura bulamaktan çekinmeyecek kadar gözü kara bir adamdı. Sağ dışında sahip olduğu ikinci hayatı futboluyla mümkün olan en iyi şekilde harmanlamayı başarıyordu. David sağda sürekli kafası yukarıda oynayan sahi her saniye bütünüyle gören eşsiz bir vizyona sahipti. Oyun algısı her zaman sonuna kadar açıktı. Ağustos 1996’da Wimbledon’a orta sah çizgisinin gerisinden attığı akıl almaz gol bunun bir göstergesidir. O sahadayken uyuyakalmak yapabileceğiniz en büyük hatadır. David’in üst düzey tekniği ve raket gibi kullandığı sahaya topu istediği anda istediği yere atabilmesini sağlıyordu. Hem uzun pasları hem de ortaları muazzamdı. Üstelik klasik bir çizgi oyuncusuna göre skor katkısı da hiç fena sayılmazdı. David küçüklüğünden beri kaleyi gördüğü anda topu 3 direğin arasına yolunmak konusunda çok arzuluydu ve bunun için özel çalışmalar yapardı. Gerektiğinde topa zarif bir kavis çizdirir ve kalecileri çaresiz bırakır. Gerektiğinde de tokun üzerinde kuvvetini deneyerek mermi gibi şutlar çıkartırdı. 20 yaşına bastığında ülke futbolunun en önemli starı haline gelmiş ve İngiliz milli takımı için oynamaya başlamıştı bile. Fakat tüm bunlara rağmen bütün bu göz alıcı yeteneklerinin yanında David hiçbir zaman takım oyuncusu olmaktan vazgeçmedi. Gençliğinin verdiği enerjiyle sahada ayak basmadık yer bırakmıyor ve taktiksel disiplinden hiç kopmuyordu. Bu sayede Ferguson’ın değişmezlerinden biri olmayı başarmıştı.
Sezon sonu geldiğinde kariyerinde 6 kez kazanacağı Premierlilik Şampiyonluk madalyasına ilk kez sahip oldu. 92 sınıfının üyeleri artık palazlanmaya başlamıştı ve bu sayede sadece adayı değil, tüm Avrupa Futbolu’nu domine edecek takımın omurgası yavaş yavaş oluşuyordu. Kaleciş Michael, İrlandalı sert çocuk Roy Keane ve Eric Cantona. Sezon başında transfer ettikleri bebek yüzlü genç golcü Ole Gunnar Solskjaer’de
o sezonu attığı gollerle tam isabet olduğunu göstermişti. Manchester United üst üste ikinci şampiyonluğunu kutlarken o sezonun sonunda David Piafey tarafından yalanı genç oyuncusu seçildi. Eric Cantona artık emekli olma kararı almıştı ve onun sırtından çıkarttığı 7 numaralı forma David Beckham’a emanet edildi. Manchester United tarihine bakınca 7 numaranın her zaman özel bir anlamı olduğunu görebilirsiniz. Zira David bu numarayı almadan önce 10 numara giymekteydi. Fakat Sir kendisini 7 numarayla onurlandırmak istediğinde geri çevirmedi ve sanki onu
giymeye başladığı andan itibaren takımın süper yıldızına dönüştü. Belki dünyanın en hızlı oyuncusu değildi ama muhteşem kullandığı sayığa ve oyun zekası sayesinde başka bir levala geçmişti. United o sezon şampiyonluğu tek puan farkta Arsenal’a kaptırdı fakat geri dönüşleri muhteşem olacaktı. Dwight York ve Teddy Scherringer meklemeleriyle hücumda yaps tam transferiyle de savunmada seviye atladılar. 98-99 sezonu Manchester United klub tarihinde belki de en ikonik sezon olacaktı.
Önce Arsenal ile giriştikleri Kran Kran’a şampiyonluk yarışını bu kez 1 puan önde tamamlayarak ünvanı geri aldılar. Ardından muhtemelen Şampiyonlar Ligi tarihinin en zorlu yolculuklarından birine imza atarak Cup No’da oynanacak final için yola çıktılar. Elime grubunda Bayern München ve Barcelona ile aynı gruba düşen kırmızı şeytanlar 10 puanla Bayern München ardından 2. sırayı aldı ve çeyrek finalde Inter’in rakibi oldu. Old Trafford’da rakibini David Beckham’ın iki ölümcülü ortasıyla geçen United İtalya’dan da beraberlikle ayrıldı ve yarı finalde bir başka İtalyan ekibi Juventus’la
karşılaştı. İngiltere’de aldırabilen birbirlik beraberliğin ardından İtalya’daki maçın 11. dakikasında 2-0 geriye düşmüşlerdi. Önce David Beckham’ın ortasında golü atan Roy Keane ile farkı bire indiren United, psikopatikili Andy Kovu ve Dwight York’un golleri ile Torino’da 3-2 kazandı ve finale adını yazdırdı. Camp Nou, Şampiyonlar Ligi tarihinin unutulmaz finallerinden birine sahne olacaktı. Maça favori olarak çıkan Alman devi Bayern München 6. dakikadan Mario Basler’in free kick golli ile öne geçti. Dikalar ilerledikçe sonra Alex Ferguson bütün riskleri almaya başladı. Önce 65’te Teddy Sheringham aldı oyuna ardından bitime 8 dakika kala sol şeher girdi. Ancak Manchester United bir türlü golle ulaşamıyordu. Dakika 89 oldu. United sol taraftan bir köşe vuruşu kazandı ve kaleci Schmeichel dahil bütün oyuncularını rakip ceza sahasına gönderdi. Beckham ortayı kesti ve oluşan Karambol’de topa son kez dokunan Sheringham beraberlik golünü atarak skora denge getirdi. Neredeyse tamamını önde götürdüğü maçta son dakikalarda galibiyeti kaçıran Bayern München şok halindeydi ve daha bu golün şokunu atlatamadan aynı yerden bir köşe vuruşu daha kazandı United. Yine Beckham kesti ve bu kez arka direkte dokunan sol şeher İngiliz ekibini sevince boğdu. United baştan aşağı yenik götürdüğü maçı iki dakika içerisinde mucizevi bir şekilde çevirmiş ve Avrupa şampiyonu oluştu. Sir Alex Ferguson Beckham için şu ifadeleri kullanıyor. David gerçekten de çok özel bir çocuktu. Fiziksel yapısı eşsizdi. Onun tüm takımdaki en atletik oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Sezon başı fitness testlerinde hep açık ara birinci gelirdi. Bir keresinde tarak keminden sakatlandı ki normalde bu sakatlığın atlatılması 6 ya da 7 hafta alır ama David mucizevi bir şekilde birkaç hafta sonra aramıza dönmüştü. Her zaman en fit oyuncumuzdu. Değişik bir karakteri vardı. Ona bir şeyi yanlış yaptığını söylediğimde asla kabul etmez ve hemen suratına asardı. İşin iyi yanı ise şu. Ne zaman bir maçta bir hata yapsa asla bunun etkisinde kalmaz ve mücadelesini devam ettirirdi. Bu açıdan onu hep takdir etmişimdir. Maç içerisinde hiçbir zaman sorumluluktan kaçmaz, ortadan kaybolmazdı. Aksine sürekli topu ayağına isterdi. Şüphesiz Sörün bu anlattıkları David’in kariyerindeki en büyük kırılma noktalarından birini nasıl atlattığı konusunda bize fikir veriyor. 98 Dünya Kupası’nda turnuvaya oldukça iddialı bir şekilde giden İngiliz milli takımı son 16 turunda Arjantin’e kaybederek turnuvadan elenirken Beckham Diego Simeone’ye yaptığı hareket yüzünden kırmızı kart görmüş ve maçın ardından ülkede neredeyse hain ilan edilmişti. Zaten Victoria ile olan ilişkisi ve adeta bir moda ikonuna dönüşmüş olması sebebiyle futbolundan bağımsız olarak dünya çapında bir şöhrete sahip olmuştu. İmzaladığı reklam anlaşmaları sayesinde o gün maçı olmasa bile her an televizyonda Beckham’ı görmek mümkündü. Fakat şöhret yalnızca iyi şeyleri beraberinde getirmez. Her hareketi takip edilen, attığı her adım izlenen biriyseniz bir hata yaptığınız zaman herkes sizi diri diri gömmek için uğraşmaya başlar. David ülkede gittiği her yerde protesto edilirken hatta ölüm tehditleri alırken henüz sadece 23 yaşındaydı. Bu olaydan sonra elbette milli takım için oynamaya devam etti. Ülkenin en formda ve uluslararası tecrübe bakımından en üst düzey oyuncularından biriydi ve hatta bu sebeple ulusal takımın kaptanlığına kadar yükselmişti. Ferguson’ın da dediği gibi yaptığı hatalara takılıp kalmak gibi bir huyu hiçbir zaman yoktu. Her ne olursa olsun önüne bakıp durumu tersine çevirmek için var gücü ile uğraştı. 2002 Dünya Kupası elemelerinde Yunanistan karşısında son saniyelerde attığı muhteşem frikik golü ile ülkesini Dünya Kupası’na götürerek yaptığı hatayı en iyi şekilde telafi etmeyi bilmiş ve yeniden sevilen çocuk olmuştu. Kabus dolu günlerin ardından yeniden bir milli kahramanları dönüşmeyi başarmıştı. David o yıllarda İngiltere futbolunun değişmez formasyonu olan 4-4-2’nin prototip kanat oyuncularından en iyisiydi kuşkusuz. Sanki bu oyun formatı için laboratuarda üretilmiş bir sahayetçik oyuncusuydu. Fakat yıllar akıp geçtikçe futbolda evrensel anlamda büyük bir değişime uğruyordu.
Klasik 4-4-2’nin modasının yavaş yavaş geçmesiyle birlikte Beckham’ın değişen oyuna kendisini nasıl adapte edeceği merak konusuna olmaya başlamıştı. Ancak sahip olduğu oyun zekası sayesinde Beckham gibi oyuncular için değişen oyun sistemlerine adapte olmak çok da zor bir şey değil. David bu oyunu çok iyi biliyordu. Yeni nesil kanat oyuncularından beklenen şey birebirde adam eksiltmeleri ve klasik kanat oyuncularına nazanan daha çok gol bölgesinde yer alıp kanat forvet gibi oynamalarıydı. David en iyi döneminde bile süper çalınlar atan dribbling ustası bir oyuncu olmamıştı.
Ama yine de kendi tarzıyla oyuna kattığı o kadar çok şey vardı ki Ferguson onu dışarıda bırakmayı hiçbir zaman düşünmedi. Bazen sağ kanatta bazen orta sahanın merkezinde konumlanan Beckham topu kullanma becerisi sayesinde takımını o kadar rahatlatıyordu ki adam eksiltemeyi olmasının pek bir önemi kalmıyordu. Her zaman kendisini demarki durumda bırakmasıyla garanti bir pas istasyonu olabiliyordu. David topu aldığı zaman rakibinin yanına yaklaşmasına izin vermeyecek kadar hızlı düşünen ve çabuk uygulayan türden bir oyuncuydu. Gerekirse attığı ölümcül uzun paslarla oyuna boyut katıyor, gerektiğinde ise basit bir kısa pas vererek oyunun temposunun düşmesine izin vermeden topun onlarda kalmasını sağlıyordu. Muhtemelen futbol tarihinde ondan daha iyi orta kestebilen ya da daha iyi uzun pas atabilen bir oyuncu olmamıştır. Elbette bütün bunların üstüne free kicklerde yarattığı tehdit sayesinde rakip için her zaman korkutucu bir silahtı. Oyun git gide modernleştikçe onun demode kalacağını düşünenleri yanıtmayı başarmıştı. Bütün diğer oyunculardan daha iyi yapabildiği, bıçak gibi bile değil birkaç özelliği vardı ki bunlar sayesinde sağda kalmayı hep hak etmişti. United, Geeks, Scots ve Beckham’ın dünya klasına ulaşan formları sayesinde yıllarca zibvede kalmayı bildi. Futbolun geldiği noktada artık Colway york gibi iki hücumcuyu bir arada kullanmalarına fazla müsaade edilmiyordu belki. Ama Rudwanni starboyu transfer ederek iki oyuncunun yarattığı tehdidi aynı oranda tek başına sahaya getirebilen müthiş bir santralara sahip olmuşlardı. Orta sahaya eklenen Sebastian Veyron ve savunmanın yeni lideri Rio Ferdinand sayesinde her zamanki gibi sapasağlam bir omurgaları vardı.
Manchester United, Beckham’ın takımda geçildiği son dört sezonda premierlikte üç kez daha mutlu sona ulaştı. Beckham bu süreçte her zaman takımının en çok dakikalıklanma oyuncularından biriydi. Her sezon on-goal onasız barajını mutlaka devirirdi hatta bazen bunun da üstüne çıkardı. Alex Ferguson, onun Geeks veya Scots gibi futbol kariyerinin sonuna kadar United’da kalmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Onu 37 yaşında Paris formasıyla izledim diyor sir ve halen nasıl bu seviyede rekabetçi olabildiğine çok şaşırdım. Bunu nasıl yapabiliyor diye sordum kendi kendime.
İsteseydi o da bu yolculuğu bizimle tamamlayabilirdi. Ancak David’in oynadığı takımları bir kenara bırakıp yaşadığı şehirlere bakacak olursak ne istediği konusunda fikir sahibi olabiliriz. Manchester, Madrid, Los Angeles, Milano ve Paris. Sir’in inanışına göre David hiçbir zaman dünya çapında bir futbolcu olmakla yetinmedi ve United’dan ayrılmasına sebep olan süreci de onun bu hevesi başlatmıştı. Eleştirel gözle bakacak olsak bile Beckham hiçbir zaman futbolunu bir kenara itmedi ve hep en üst seviyede kalmak için çabaladı. Ama diğer yandan bugün sahip olduğu serveti ki İngiliz Kraliyet Ailesi’nden bile daha zengin olduğu söylenir. Tamamen futboluna borçlu olmadığı da bir gerçek. David Beckham, bugünün sosyal medya çağında neredeyse belli bir şöhretin üzerindeki her futbolcunun sahip olmak istediği şeylere bundan 20 yıl önce, üstelik bırakın sosyal medyayı internetin bile doğrudur gün yaygınlaşmadığı bir dönemde sahip olmayı başarmış çağının çok ötesine geçmiş bir figür. Onun seçtiği ve izlediği bu yol belki de onu tarihin en iyi futbolcular arasına yazılmaktan alıkoymuş olabilir.
Ama yine de karşılığını sonuna kadar aldığını söylemek gerek. Özellikle 2002 Dünya Kupası esnasında sahip olduğu uzak doğulu hayran kitlesi onu bir futbolcudan çok evrensel bir süperstara dönüştürmüştü. Bu da evrensel popüleriteyi her zaman büyük bir önem veren Real Madrid klübünün iştahını kabartıyordu. United’taki son yılında Sir Alex Ferguson’la yaşadığı birtakım çekişmeler de ayrılık sürecini hızlandırmıştı. Örneğin basına açık bir idmandan önce Beckham’ın kafasında bereyle tesislere geldiğini anlatıyor Ferguson. Onlara malzeme vermek için bunu bilinçli olarak yaptığını düşünüyor ve David’e
bereyi çıkartmasını söylüyor. Oysa çıkartmamak için inat ediyor. Sonunda bereyi çıkarmazsa onu idmandan atacağını söylüyor. Beckham suratını asarak beresini çıkarıyor ve sıfıra vurduğu saçları meydana çıkıyor. Yani bütün bu afran tafran olmayan saçlarını saklamak için miydi diye soruyor Ferguson. Fakat David için meselenin bundan çok daha önemli olduğu aşikar. Yine de tek sorun sürekli değiştirdiği saç stili değildi. Ferguson’a göre Beckham onu Beckham yapan özelliklerini son sezonunda bir kenara bırakmıştı artık. Rakibini eskisi kadar kovalamıyordu.
Arsenal’a 2-0 kaybettikleri bir FA Cup maçının sonrasında soyunma odasında gerçekleşen bir kavgadan sonra Sir David’in biletini kesmeye karar verdi. Onun hatası sonucunda yedikleri bir gol yüzünden çok öfkeliydi ve sinirden yerde duran bir çift kramponu tekmeledi. Ayakkabı David’in kaşına isabet etti ve kanlar içinde kaldı. Bu olayın ardından ipler kopmuştu artık. Real Madrid ile Old Trafford’da oynadıkları Şampiyonlu Ligi maçında onu yedek soyunduran Ferguson’la Nazire Yapaca’sına ikinci yarıda oyuna girdi ve attığı iki golle hem galibiyeti
getirdi hem de İspanyol devini transfer için resmen tahrik etti. Real Madrid sezon sonuna doğru ilk kez Manchester United ile resmi olarak temasa geçti ve 25 milyon pound karşılığında anlaşma sağlandı. David Beckham 6 premiallik, 1 şampiyonlar ligi, 2 lig kupası ve 4 community shield kazandığı United formasına 387 resmi maç, 85 gol ve 98 asistle veda etti.
Los Galacticos Bu isim, dünya basınlığının milyon başlangıcı ile birlikte Real Madrid’in yaptığı transfer taarruzu sonrasında ortaya çıkan Yıldızlar Topluluğu kadroya verdiği bir isim. Bu hikaye Florentino adında Real Madrid taraftarı küçük bir çocukla başlıyor. Bilirsiniz çocukların hayal gücünün sınırı yoktur. Bazıları astronot olup ayda yürümeyi bazıları dünyanın en iyi futbolcu olmayı düşüler. Florentino’nun hayali bir çocuk için bile oldukça sıradışıydı. Real Madrid’i paha biçilemez hale getirmek. 1947 doğumlu Florentino Perez 2000 senesinde o dönemlerde ekonomik açıdan zor günler geçiren Real Madrid’in mevcut başkanı Lorenzo Sanz’ın karşısına aday olarak çıktığında artık milyar dolarlık bir şirketin başkanıydı. Üstelik verdiği vaatler camiada uzun yıllardır yaşanmayan bir heyecanı beraberinde getirmiş, şehrin kazanmaktan hatta kazanmaktan değil ezmekten hazalan egosunun yeniden hortlamasına sebep oluştu. Vadi de şuydu, para. Çok fazla para. Ve tabi bir de rakibi Sanz’ın yüksek sesle gülerek alay ettiği bir vaadi daha vardı, Luis Figo’yu transfer etmek. Perez Lorenzo Sanz’ı sandığa gömdü ve Real Madrid başkanı oldu. Artık hayalini gerçekleştirme zamanıydı. Her yıl bu takıma dünyanın en iyi oyuncularından en az birini kazandırmalıydı. 2000 yılında Figo ile başlayan proje ertesi yıl Zinedine Zidane, 2002 yılında ise Fernando Ronaldo ile devam etti. 2003 yazının bombası ise David Beckham olacaktı.
Yeni samurai stili altın sarısı saçlarıyla basına tanıtılan David, tam olarak Madrid’in açılmayı hedeflediği uzak doğu pazarını hedefleyen stratejik bir hamleydi. O yazdan itibaren Real Madrid sezon başı kamplarını düzenli olarak uzak doğuda yapmaya başlamıştı. Beckham ise adidasla yaşam boyu sürecek bir sponsorluk anlaşmasına imza attı. 2007 yapımı Gol II filmi, hayali bir kahraman olan filmin başrol oyuncusu Santiago Munoz’in Real Madrid’e transferini ve sonrasında yaşadığı süreci anlatır. Ama aslında onun hikayesini anlatıyor gibi gözükürken film alt metinde sürekli olarak dünyanın en büyük kulübünün Real Madrid olduğu mesajını verir. Kulübün var olan bütün ihtişamını belki bir parça abartarak da olsa gözler önüne serer. Ben bu filmin gişe başarısı vesaire hedeflemeyen, yalnızca Real Madrid’in imajını yükseltmek için çekilmiş bir PR hamlesi olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemi destekleyen şey ise şu, filmde David Beckham o ihtişamlı Real Madrid kadrosundaki en büyük yıldız gibi gösteriliyor. Ne Zidane, ne Ronaldo, ne de kadrodaki başka bir yıldıza David kadar rol verilmemiş.
Hatta senaryo gereği Real Madrid’te şampiyonluk getiren golü dahi filmin başrol oyuncusu olan Munoz değil David Beckham atmakta. Transferin bütün bu futbol dışı sebeplerini göz ardı etmemiz elbette mümkün değil. Ancak yine de Beckham’ın oyuncu olarak Real Madrid’e hiçbir şey vermediğini söylemek büyük bir haksızlık olur. Kariyerimde attığım en önemli gol, Madrid formasıyla çıktığım ilk maçta attığım golü diyor Beckham. Çünkü insanlar benim yalnızca forma sattırmak için orada olduğunu düşünüyordu. David Los Galacticos’un 4 yıl boyunca önemli bir parçası oldu.
Bu süreçte hedeflenen şampiyonluğu ligi kupası hiç kazanamadı. Re ligada ise sadece tek şampiyonluk görebilirler. Ancak yine de paranın satın alabileceği en büyük oyuncuları bir arada izleme fırsatı bile yeterince cezbedecekti. Beckham bu süreçte onca yıldızın arasında belki de egolarını en fazla dizginleyen, yedek kalmayı ya da bütün duran topları kullanamaya olmayı önemsemeden takımın başarısı için en çok çalışan oyunculardan birisi oldu. 4 yıl boyunca her zaman takımının en fazla asist yapan adamıydı. Sadece yakışıklı ya da ünlü olduğu için değil, tam bir takım oyuncusu olduğu için
kariyerini bu günlere getirdiğini tekrar kanıtladı. 2006-2007 sezonda Real Madrid kariyerindeki ilk ve tek kupasını La Liga şampiyonu olarak kaldırdı. Temmuz 2007’de kontratının sona elmesiyle birlikte ABD Major Ligi ekiplerinden Los Angeles Galaksi ile anlaştı ve 32 yaşında kıta değiştirmek için yola çıktı. Beckham’ın Los Angeles günleri biz futbol severler için bile biraz karanlık çünkü çok fazla takip etmediğimiz bir yer.
David buradaki ilk günlerinde güneş gözlüğü veya şapka takmadan sokakta rahatça yürüyebildiğini görünce hem şaşırdığını hem de memnun olduğunu söylüyor. Malum Amerikalılar için futbol en popüler spordalı değil. Ancak yine de MLS’in bizim sandığımızdan çok daha zor birlik olduğunu düşünüyorum. Atletizmin ön planda tutulduğu oldukça fiziksel birlik. Üstelik Beckham’ın gelişi onların bile belli ölçüde futbola ilgi duymalarını sağlamıştı. Attığı imzanın üzerinden 48 saat geçmeden LA Galaksi 5000’den fazla kombine sattı.
Bu süreçte İngiliz milli takımından uzak kalmak istemediği ve 2010 Dünya Kupası’nı son kez oynamak istediği için Major Lig’in tatildi olduğu dönemlerde İtalyan da ve Milan’a iki kez kiralık gitti ve yaz kış tatil yapmadan futbol oynadı. Ancak kariyerinin sonunda bu en büyük arzusunu yerine getirmesine sakatlıklar engel olacaktı. Mart 2010’da Milan’ın Kiyevo’yla oynadığı maçta Achille tendonu koptu ve toplamda 115 kez giydiği milli takım formasına da o tarihi itibariyle veda etmiş oldu. Achille tendonu birçok sporcunun korkulu rüyası olan kariyer bitiren bir sakatlıktır.
Üstelik Brax artık 35 yaşındaydı. Ne kanıtlayacak bir şey kalmıştı ne de geri dönmesi için bir sebep ama içindeki futbol aşkı halen dinmiş değildi. Beckham sakatlık dönüşü tekrar form tutmak için Los Angeles macerasına devam etti ve burada oynadığı süre boyunca takımının iki kez peş peşe lig şampiyonu olmasına büyük rol oynadı. Kariyerinin son yılında ise yarım sene üçün Paris Saint-Germain forması giydi ve futbol yaşamını 37 yaşında Fransa ligi şampiyonu olarak tamamladı. Benim kim olduğumu bilmeyen çocuklarla karşılaşmaya başladığımda artık yaşlandığımı anladım diyor Beckham. Ben kendimi hiçbir zaman meşhur biri olarak görmedim. Aksine insanların hayatımın futbolculuğumun dışında kalan kısımlarıyla bu kadar ilgilenmesi benim hoşuma gitti. Çünkü bu bazı şeyleri doğru yaptığımı gösterir. Büyük takımlarda büyük futbolcularla birlikte oynadım ama benim için hayatımda ulaştığım en yüksek mertebe Victoria’nın eşi ve dört çocuğumun babası olmaktı. Kendisinin de ifade ettiği gibi David hem sağ içindeki hem de sağ dışındaki hayatını mümkün olan en iyi şekilde harmanlayarak ikisinden de ödüm vermedi. Futbolu bıraktığı günden beri herkes şunun farkında. Onun gibisi bir daha gelmeyecek. Muz ortalar ve uzun paslar öksüz kaldı. Ancak oynadığı süre boyunca beş farklı ülkede ve iki kıtada futbol erçisi oldu.
Ondan bize futbol sevdirmesi istenmişti. David Beckham bize futbol sevdirdi.
Ve neyse hayran bıraktı.