DÜNYANIN EN GİZEMLİ 10 OLAYI. SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN GİZEMLER
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2J-_G62CDeY.
Bugüne kadar sırrı çözülememiş, birbirinden gizemli 10 olayı anlatacağım sizlere. Hz. Meryem’in ruhunu gördüğünü söyleyen köylü çocukların günümüze kadar uzanan ilginç hikayesinden, gizemli O’ak Adası’nda neler yaşandığına, Sibirya’da meydana gelen ve dünyanın yok olmasına neden olabilecekken kıl payı kurtulduğumuz o ürpertici olaydan,
Kabe’de kaydedilen tuhaf görüntülere kadar birbirinden ilginç 10 olayı dinlemeye hazırsanız başlayalım. Listemizin 10 numarasında Fatima olayı var.
13 Mayıs 1917 yılında Portekiz’in Fatima isimli kasabasında çok ilginç olaylar yaşanmaya başlanıyor. Fotoğrafta gördüğünüz bu 3 çocuk iddia ettiklerine göre koyunlarını gezdirirken Hz. Meryem’i görüyorlar. Gök gürültüsü ve şimşekler içinde geldiğini söyledikleri beyaz giysili Hz. Meryem, her ayın 13’ümde kasabadaki bir mağaranın önünde onlarla görüşmek için geleceğini söylüyor.
Bir süreliğine her ayın 13’ünde o mağarada Hz. Meryem ile buluştuklarını söyleyen 3 çocuğun iddiasına göre, Hz. Meryem onlara gelecekte meydana gelecek 3 tane olay söylemiş. Çocuklardan bir tanesi daha fazla bu sırlarını saklayamayarak olanları annesine anlatır. Bunun üzerine bu olay kasaba halkı tarafından öğrenilmeye başlanmış. Sonraki ayın 13’ünde 3 çocuk Hz. Meryem ile görüşmeye giderken bu sefer peşine takılmış olan 1000 kişilik bir grup vardı.
Fakat çocuklar Hz. Meryem ile mağara önünde görüşüp konuşuyor olsalar bile, kalabalık grup çocuklardan başka kimseyi görmüyorlardı. Buna rağmen söylentiler aldı başını gitti ve birkaç ay sonra ayın 13’ü geldiğinde 70.000 kişilik dev bir grup Hz. Meryem’i görme ümidiyle mağara yakınında toplandı. Bu gördüğünüz görsel de o günün gazetesinde yayınlanmış olan haberden alınmıştır. İddialara göre o gün orada bulunan kalabalığın büyük bir çoğunluğu güneşin ilginç hareketlerine tanık olmuşlar. Şimdi bu anlattıklarım Hristiyan çevrelerce gerçekliğine inanılan bir olay. 3 çocuk gerçekten Hz. Meryem’i görmüş müdür görmemiş midir doğrusunu Allah bilir. Fakat olayın bundan sonraki kısmı dikkat çekici. Çünkü yaşananların günümüzle bir bağlantısı var. 70.000 kişilik kalabalığın olduğu gün Hz. Meryem’in son ziyaretiydi çocukların iddialarına göre.
Ve o gün Hz. Meryem çocuklara dedi ki yakında ikiniz benimle geleceksiniz. İlginçtir ki iki yıl sonra yaşanan bir salgında çocuklardan ikisi hayatını kaybediyor. Kalan çocuk Hz. Meryem’in kendisine verdiği sırrı 25 yıl boyunca sakladı. Hatırlarsak o sır geleceğe dair 3 tane olayı barındırıyordu. Fatima kasabasında yaşanan tüm bunlar daha çok Hristiyanların önem verdiği bir olay. Ben kendi inancıma göre anlatılan bu hikayeyi çok önemsemesem de olaya tarihi bir olay olarak bakıyorum.
Üstelik yaşananların günümüze kadar ilginç bazı uzantıları var. Hz. Meryem’in konuştuğu iddia edilen çocuklardan hayatta kalan Lusia, 1942 yılında kendisine verilen sırlardan ikisini açıkladı. Kayıtlara göre ilk sır ateş denizi, şeytanlar ve insan ruhları ile cehennemi anlatıyor. İkinci sır ise Hz. Meryem’in 1. Dünya Savaşı’nın bitiş sonrası, 2. Dünya Savaşı’nın başlayacağına ilişkin öngörüsü olarak yorumlanıyor. İşin en tuhaf kısmı 3. sır. Çünkü Lusia bu sırrı 15 sene daha kendisine sakladı ve 1957 yılına gelindiğinde sırrı bir zarf içine koyarak Vatikan’a verdi. Vatikan bu zarftaki sırrı 43 sene boyunca kimseyi açıklamadı. 2000 yılına gelindiğinde son sır Vatikan sözcüsü tarafından tüm dünya ile paylaşıldı. Zarfta yazan 3. sırra göre Papa bir suikaste kurban gidecekti. Hatırlayacaksınız Mehmet Ali Ağaç’anın Papa’ya karşı böyle bir girişimi olmuştu. Yani Vatikan’ın iddiasına göre böyle bir olayın yaşanacağı Vatikan tarafından zarfta yazılı 3. sırdan dolayı çok önceden biliniyordu. İşin ilginç yanı, Ağaç’a olayının yaşandığı tarih ile 1917 yılında çocukların Hz. Meryem’i ilk gördüklerini söyledikleri tarihin ikisi de 13 Mayıs. Suikast girişiminde orada bulunduğunu söyleyen bir rahibe Ağaç’anın üzerine atlayarak onun yakalanmasını sağladığını anlattı. 1917 yılında başlayan olaylar silsilesinin günümüze kadar uzanması ve ilginç bağlantıları olsa da insan düşünmeden edemiyor. Vatikan neden bunca sene bunu açıklamadı? Tüm bu yaşananlar Vatikan’ın gündemde kalma arzusu veya Hristiyanlığı yayma politikalarından biri midir acaba? Her neyse o gün olayda kullanılan kurşun Papa tarafından bir Hz. Meryem heykelinin tacının içine yerleştirilerek Fatima kasabasındaki bir kiliseye armağan edildi.
30 Haziran 1908 yılında dünya tarihte yaşanan en büyük patlamalardan birine tanıklık etti. Hiroshima’ya atılan atom bombasından bin kat daha kuvvetliydi. Sabah saatlerinde Sibirya’da meydana gelen bu olayda görgü tanıkları güneş kadar kuvvetli bir ışık gördüklerini belirttiler. 3000 km2’lik bir alanı hasarı uğratan 100 milyona yakın ağacın yok olmasına sebep olan bu olayın nedeni bir sürü bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir bir
bir bir bir bir eastern traders y’all am written mutfağ
yaşananlar hala gizemini koruyor olsa da dünyamızın büyük bir felaketi kıl payı atlattığı açık. 1518 yılında Avrupa’da Strasbourg’ta bir veba baş gösterdi. Yalnız sıkı durun çünkü duyabileceğiniz en garip veba salgınından bahsedeceğim sizlere. Bildiğiniz vebaları unutun çünkü bunun adı dans vebası. Yanlış duymadınız. Belgelerle ortaya konulan bu hastalık
ilk olarak bir kadının aniden sokak ortasında heyecanlı bir şekilde dans etmeye başlamasıyla ortaya çıkmış. Fakat işin ilginç yanı kadın kendini durduramıyormuş. Bu şekilde 6 gün boyunca dans etmeye devam eden kadına daha sonra 40’a yakın kişi daha katılmış ve hep birlikte dans etmeye başlamışlar. Haftalar geçmiş ve durmaksızın dans edenlerin sayıları yüzleri aşmış ve tuhaf şekilde kendilerini durduramayan bu insanlar kalp krizinden veya yorgunluk ve inmeden dolayı hayatlarını kaybetmeye başlamışlar.
Giderek ciddileşen olay karşısında ne yapacaklarını bilmeyen kentin yetkili kişileri çaresiz kalmışlar. Bugün hala bu insanların neden ölümüne dans ettikleri gizemini koruyor. Ortak fikir ise bu hastalığın toplumsal bir hisleri olduğu yönünde. 7 numarada Dyatlov Geçidi var. Dokuz dağcının Ural dağlarında sonuçlanan esrarengiz ölümleri. Olayın geçtiği yer Kolat-Siyakıl dağının doğusunda bulunan
Dyatlov Geçidi. Bu geçit ismini dağda hayatlarını kaybeden ekibin lideri Igor Dyatlovdan sonra olayın anısına ithafen almıştır. Olay gerçekten çok gizemli. Dağcıların cansız bedenlerine ulaşıldığında kamp için kullandıkları çadırların ilginç bir şekilde içeriden yırtılmış oldukları gözlemlendi. Dağcılar çadırlarından yalın ayak bir şekilde kaçmışlardı. Dağcıların çadırlarından uzak bölgelerde bulunan bedenleri üzerinde herhangi bir fiziksel mücadele izine rastlanılmamasına karşın iki kişinin kafat hastaları, iki kişinin de kaburgaları kırılmıştı. Ve diğer bir dağcının ise dili yerinden çıkarılmıştı. Tuhaf bir şekilde hayatlarını kaybeden dağcıların kıyafetlerinde anormal düzeyde radyasyon izleri görülmüş ve kurbanların yakınlarının açıklamasına göre bedenlerinin ciltlerinde turuncu bir renk hakimdi ve saçlarında da renk değişiklikleri gözlemlenmişti. 60 yıldır gizemi çözülemeyen Dyatlov Geçidi olayının yaşandığı
ve o gece hakkındaki en çok dillendirilen iddialardan biri de gökyüzünde görülen turuncu renkteki ışıklar. Bu ilginç olayı yeni duyduysanız ve çok daha detaylı olarak dinlemek isterseniz konuyu derinlemesini araştıran Kaan Ümsal Alpa’nın kanalındaki videolara göz atmanızı öneririm. Sırrı çözülemeyen gizemlerde 6. sırada şeytan incili olarak adlandırılan Codex Gigas yer alıyor. Kalınlığı 22 santim
uzunluğu ise 92 santim olan bu dev kitap görenleri hayrete düşürüyor. 160 hayvan derisi kullanılarak yapıldığı söylenen kitabı ilginç kılan en önemli etkenlerden birisi de hakkında anlatılan ve günümüze kadar gelmiş olan efsanesi. 74 kilogramlık bu kitabın nasıl yazılmış olduğu hala bir gizem olsa da efsaneye göre 13. yüzyılda manastırda bulunan bir din adamı işlemiş olduğu büyük bir suçtan dolayı canlı bir şekilde duvarın içine gömülme cezasına çarptırılmıştır. Fakat bu cezadan kurtulmak
için manastıra karşı bir pazarlık teklifinde bulunmuştur. Eğer ki sabaha kadar günahlarının affedilmesini sağlayacak büyük bir baş yapıt hazırlayıp onlara sunarsa bunun karşılığında serbest bırakılmayı teklif etmiştir. Bir gecelik vakti olduğundan dolayı manastır böyle bir şeyin gerçekleşeceğine inanmadığından adamın teklifini kabul eder. Adam da sabaha kadar böyle bir şey yapabilmenin imkansız olduğunu düşündüğünden şeytandan ona sabaha kadar eşsiz bir kitap yazması konusunda yardım ister.
Sabah olduğunda 640 sayfalık bu kitapla manastırın huzuruna çıkan suçlu, serbest kalmıştır. Ona minnetini sunabilmek için de kitapta kendisine yardım eden şeytanın resmini çizmiştir. Günümüzde İsveç Kraliyet Sarayı’nda korunmakta olan bu eser birkaç defa halka sergilendi. Denizlerde yaşanmış en gizemli olaylardan birisi de kuşkusuz Orang Medan gemisinin ve mürettabatının başına gelenlerdir.
İlginçtir ki olayın yaşandığı bölge, Malezya uçağının kaybolduğu bölgeyle aynı yer. 1948 yılında Orang Medan isimli geminin kaptanı ve içindeki tüm mürettabat üzerindeki dehşet ifadesiyle birlikte hayatlarını kaybetmiş olarak bulundular. Cansız bedenler geminin her yerindeydiler. Olaya sebebiyet verecek herhangi bir yaralanma ve başka ize rastlanılmamış olması durumu daha da ilginçleştiriyor. Gemiden yapılan yardım çağrısı CIA tarafından uzun yıllardır saklanıyordu. Sonradan ortaya çıkan bu telsiz konuşmasında şu konuşma yer alıyordu. Tüm memurlar kaptanda dahil hiçbiri yaşamıyor. İçeride ve güverdede yatıyorlar. Muhtemelen gemideki herkes hayatını kaybetti. Gemiye yardım ulaştığında tüm cansız yatan mürettabatın yüzlerindeki ifade aynıydı. Korku, dehşet ifadesi. Ve hepsi sanki bir şey görmüşler ve ona odaklanmışlar gibi o yöne bakıyorlardı. Gemi’deki teriyer cinsi küçük köpek de
herkes gibi kas katı kesilmiş bir şekilde cansız halde bulundu. Yaşanan bu olayın sırrını çözmek için incelemeler yapıldığı sırada gemiyi alevler sarıyor ve batarak sırlarıyla birlikte denizin deninine gömülüyor. Daha önce hazırlamış olduğum Türklere ait olduğu iddia edilen piramitlerle aynı bölgede yani Çin’in Xi’an şehrinde inanılmaz bir keşif yapıldı. 1920 yılında o bölgede yaşayan
köylü toprak altında onu dehşete düşürecek bir buluş yapıyor. Her biri birbirinden farklı taştan askerler. Bunu gören köylü korkuya kapılarak toprağı kapatıp bu olaydan hiç kimseye bahsetmiyor. Aradan 54 yıl geçiyor ve 1974 yılında bir çiftçi kuyu kazarken taş askerleri tekrar buluyor ve dünya tarihinin en büyük arkeolojik keşiflerinden birinin gerçekleşmesini sağlıyor. Yerin metrelerce altından gün yüzüne çıkartılan Terrakotta diğer ismiyle taş askerler görenleri oldukça heyecanlandırıyor. Eski Çin hükümdarı Qin Shi Huang’ın ölümüyle ilişkilendirilen taş askerlerden şu ana kadar 6000 tane kadarı gün yüzüne çıkartılmış durumda. Fakat kilometrelerce bir alana yayıldığı düşünülen daha binlerce taş asker üzerinde yerleşim yeri olması ve diğer arkeolojik sebeplerden ötürü hala yerin metrelerce altında karanlıkta beklemekte. Tahmin edildiğine göre 2200 yıl öncesine bu askerler ölen hükümdarın emri üzerine yaptırılmış. Nedeni ise hükümdar Huang’ın ölümünün ardından bu askerlerin kendisini korumaya devam edeceği inancı. Öyle ki taş askerler yalnız bile değiller. Askerlerle birlikte bulunan 520 normal at, 130 savaş arabası, 150 süvari atı da cabası. İşin en ilginç yanlarından birisi de şu ki binlerce askerin yüzleri birbirlerinden tamamen farklı. Bunca askerin yüzleri üzerinde yapılan bilimsel incelemelerde farkına varıldı ki her birinin yüz ayrıntıları sanki gerçek askerlermiş gibi inanılmaz şekilde belirgin. Nedense onlara baktığımda taşa dönüşmüş kavimler aklıma geldi. Her neyse. Kanada’nın Nava Scotia adasının yakınlarında bulunan bu küçük ada söylentiye göre büyük bir hazineyi içinde barındırıyor. Fakat 225 yıldır hazineyi bulmaya çalışanların başlarına gelenler oldukça ürkütücü. Olaylar 1795 yılında 16 yaşındaki bir gencin adada garip bir çukur görüp onu kazmasıyla başlıyor. 8 metre kadar kazıp bir şeye ulaşamayan genç vazgeçse de sonraları adaya başka kişiler gelip denemelerde bulunuyor. Ve o sırada da adada garip ışıklar ve ateşler gördüğünü söyleyen insanlar ortaya çıkıyor. O dönem bir grup denizci tekneleriyle adaya gidiyor ve sonrasında hiçbir iz bırakmadan tamamen ortadan kayboluyorlar. Aradan 9 yıl geçtikten sonra
başka bir grup adaya araştırma yapmak için çıkıyor. Kazmaya başladıklarında her 3 metrede bir aynı meşe kütüklerinin bulunduğunu anlıyorlar. 12 metre daha kazdıklarında bir kömür tabakası, 15 metre kazdıklarında bir kat cam macunu, 18 metrede ise bir katın Hindistan cevizli lifiyle kaplı olduğunu görüyorlar. Ve 27 metreye ulaştıklarında en tuhaf şeyle karşılaşıyorlar. Üzerinde ilginç yazıların bulunduğu bir taş.
Taşı 27 metre derinlikten yüzeye çıkartırlar fakat bununla birlikte içeriye dolan sularla tüm kazı tekrardan mahvolmuş. Taşın üzerindeki yazıyı kimseye anlayamamış. 50 yıl boyunca bir müzede sergilenen taşın üzerinde yazanları günün birinde bir profesör çözmeyi başarmış. Taşın üzerinde şöyle yazıyor. 10 adım aşağıda 2 milyon sterlin. Bunun üzerine devreye şirketler giriyor. Büyük kazı çalışmaları başlatılsa da nereden kassalar deniz suyu bir şekilde tekrar dolarak kazıyı imkansız hale getiriyor. Bu çalışmalar sırasında içi para dolu fıçılar, altınlar bulunmuş olmasına rağmen esas hazinenin olduğu yere bir türlü ulaşılamıyor. Araştırmalar sırasında 225 yıldır birçok kişinin ortadan yok olmasına sebep olan O’ak adası gizemini hala koruyor ve hazineyi arama çalışmaları hala sürüyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan ve gizemini hala koruyan kristal kafataslarının bazı çevrelerce dünya dışından geldikleri inancı bu konuyla ilgilenenler için heyecan verici bir durum. Toplamda 13 tane olduğu düşünülen kristal kafataslarının şu an için 6 tanesi dünyanın belirli bölgelerinde sergilenmekte. İçlerinden en ünlüleri 1927 yılında Mitchell Hetsk tarafından Belize’de Maya kalıntılarında bulundu. Yüksekliği 12.7 en iyisi 32 santim olan kafatası tek parça quartz’dır. 1970 yılında laboratarda yapılan testlerde kafatasının olağanüstü bir cisim olduğu sonucuna varıldı. Keşfi gerçekleştiren Mitchell tek parça kristalden yapılmış olması ve o zamanın teknolojisi göz önünde bulundurulduğunda kafatasını yapan kişinin 300 yıl boyunca bu kristal parçasını hiç durmadan zımpar alaması gerektiğini söylemiş. Komplo teorisyenleri
kristal kafataslarının her birinin birbirileriyle enerjisel bir bağlantısı bulunduğunu, onlara yaklaşan kişilerin ise beyinlerinde ilginç bir aktivite gerçekleştiğini savunmaktalar. Kristal kafatasları Indiana Jones filmine de konu olmuştur. Gelişen teknoloji ile internet trollerinin de artması beni gördüğüm birçok video ve fotoğraf konusunda inanmamaya ve şüphe duymaya yetmiştir. Kabe’ye inen melek videolarından
gökyüzünde görünen insanlara ve ilginç yüzlere kadar sayısız sahte video internet ortamında dolaşıp durmakta. Şimdi göreceğiniz videoda Kabe’de bir namaz sırasında kaydalınmış. Bir göz yanılsaması mıdır yoksa eğlenmek isteyen bir kişinin yaptığı montaj mıdır doğrusuna ulaşamadım. Videodaki görüntü boldukça dikkat çekici olduğundan dolayı sosyal medyada bir anda viral hale geldi. Bu tür nurani varlıkların ve daha bilmediğimiz türlü türlü varlıkların aramızda tıpkı bizler gibi dolaşıyor olduklarını ve ibadet ettiklerini biliyorum. Fakat onlar bu şekilde kameralar tarafından kayda alınabilirler mi sorusu biraz düşündürücü. Allah istedikten sonra her şey mümkün tabii ki ama video gerçekten tuhaf. Siz ne düşünüyorsunuz? Her zaman dediğim gibi dünya gizemlerle dolu. Sizin de başınızdan geçen ilginç bir olay varsa yorumlarda belirtirseniz
sevinirim. Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle.