Why doesn’t the money come to me? | Kazancı Haram Olanın Parası Neden Çok? | Spiritual Therapy |
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=quDYSgqdwzw.
Afiyet olsun arkadaşlar. Sağolun, teşekkürler. Buyur, beraber olsun. Hep beraber olsun inşallah. Şimdi abi, şöyle bir soru genel itibariyle, yani hepimize de soruluyor, dışarıdan da, insandan özellikle kafası çok takılıyor. Dolaylı yoldan Allah’ın isyanı gidiyor farkında olmadan. Şimdi bir kişi diyor ki, ben çalışıyorum, en çok gayreti gösteriyorum ama netice hem gelmesi gereken kendisine göre. Rızık gelmiyor ve ben hala içerideyim. Dışarıda da adam, tabircense ne kadar haram varsa, ne kadar kötülükler varsa içinde ama adamın herhangi bir imtihanı yok bu adama göre söylüyor. Evet. Bununla alakalı bunun açılımı. Yani bir kişi diyor ki, ben dinime uygun yaşamaya çalışıyorum, gayret ediyorum. Karşıdaki adam dini kurallara uymadığı gibi bir de faizdir veyahut da diğer Allah-u Teala’nın emirleridir yerine getirmiyor. Belki inkar etmese bile yerine getirmiyor ama bizden daha rahat diye soruyorlar. Veyahut da çalışan, işte kişi diyor ki, ben bu kadar çalıştım, yıllarca bu kadar emek sarf ettim, bu kadar kendimi yıprattım, bu benim hakkım diyor. Veyahut da zekatından kısmaya çalışıyor.
Veyahut da dünyada en zor şey malından verebilmek, hele bu hadi eğlence için verebilir de Allah rızası için infak etmek, veyahut da zekat vermek, veyahut da bir de sadaka vermek. İnsanlar diyor ki, ben bu kadar çalışıyorum, niye vereyim? Onlar da çalışsın, onlar da olsun diyor ki, bunu firme sahipleri özellikle bunu söylüyorlar. Halbuki çalışmaya baktığın zaman içeride makinenin başında çalışan daha fazla çalışıyor, daha fazla gayret ediyor.
Yani çalışmakla olsaydı eğer bunu, en çok havaların zengin olması lazımdı. Değil mi? Taş taşıyanların madenliğin içinde kazma kürekle çalışanların daha çok zengin olması lazımdı. Ki özellikle malı fazla olanlar çalışma ve gayretle bunu edindiklerini dile getirerek vermek istemiyorlar. Hadi diyeceksin ki bizimlerin, Müslümanların insanların malında gözü mü var? Hayır. Ama Allah-u Teala’nın emri var. Allah-u Teala’nın emrini yerine getirmeleri gerekiyor. Getirmediklerinde de ki şeytanın işine gelen bu, Allah-u Teala’nın emrine uymasın diye gayret ediyor. Ve bunları alttan bu şekilde vesvese vererek, sonra o kişiler o vesveseyi seslendirerek, dile getirerek, sonra dile getirdiklerine kendileri inanarak aslında imanlarını zedeliyorlar. Evet. Yani tam sormak istediğimiz bu değil mi? Evet abi. Aynen. Bunu en güzel şöyle anlatabiliriz. Şimdi bakın iki kişi. Bunların cennetteki bu birinin, bu da birinin tüm hayattaki yani dünya hayatı, kabir hayatı ve cennet hayatındaki rızkı olsun. Örnek ya hani. Şimdi öncelikle konuyu baştan alalım. Biz niye geldik yeryüzüne? Allah-u Teala insanları ve cinleri kendisine kulluk etsinler diye yarattı. Şimdi cinlerin içinde bir cinliği kısım var. Müslüman olanları var. Ehli kitap, Hristiyan Yahudu olan kısımları var. Bir de ateist ve diğer dinlere din demeyelim de kendilerine göre farklı din edilmiş olanlar var. Ayrıca de bir de ifritler var. Bizlerin en çok karıştırdığı bu. Hani bu konuyu gözlemleyen ama tarafsızca ve birçok açıyı anlayarak, yani ne demek istiyorum hem maneviyat hem cinliler hem ifritler gibi genel konuları anlayarak bakıldığında bu anlatılır. Yoksa bazıları bakıyor, gördüğü bir iki nesne var diyelim artık. Ona göre bir şekil veriyor. Ama geneli algılanmış olsa farklılıkları görecek. Buradaki bizde insanlardaki en büyük problem bu. Gördüğünü, örneğin maneviyatı görüyor. Gördüğünün ne olduğunu anlayamıyor. Çünkü onu ölçecek, tartacak bir terazisi yok. Ve devki cinlileri görüyor. Cinliği olduğunda anladı. Bu cinliği mi yoksa ifrit mi? Bunu anlayamıyor. Bunu ölçüp tartacak bir terazisi yok. Bir taraftan enerjiciler meleklerle tedavi ettiğini düşünüyor, söylüyorlar. Ama bunu yine ölçecek bir terazileri yok. Halbuki melekler en güzel suret insan suretidir. İnsan suretinde gelir. Melek sureti de çünkü nurdan yaratılmıştır. Ama melek suretiyle gelmiş olsa biz onlara baktığımızda gözlerimizin akmış olması gerekiyor. Onların nurundan dolayı. Ancak Cebrail aleyhisselam da Efendimiz aleyhisselama geldiğinde en güzel insan suretiyle gelirdi. Bununla ilgili kıssalar, konular var. Bunları okursak ulaşırız. Şimdi buraya kadar niye geldik? Önce ne olduğunu anlamamız lazım. Cinleri ve insanları kulluk etsin diye Rabbimiz yarattı. Kulluk edildiğinde de sonucunu öncesinden Rabbim biliyordu. Galibela’daki konuları biliyoruz. Orayı başka bir zaman geniş konuşuruz inşallah. Ve burada cennetlik ve cehennemlikler ayrılsın denildi ve burada özgür irademizle de bakın oradayız. İnsanlarda hep o iradesi var. Özgür iradeyle orada bazılarımız tekrar yeryüzüne gelip ya cennetlik olanlar derecelerini yükseltmek veyahut da cehenneme gidecek olanlar bunun böyle olmadığını düşünüp ispatlamak için yeryüzüne gelmek istediler. Hem cinnilerden hem insanlardan. Ancak yeryüzü, kabil hayatı ve devamıyla ilgili Rabbimin vaat ettiği cennet ve cehennemle alakalı kullarına verdiği rızık var. Bütün bu rızıkın hepsi bir kul için düşünelim. Bir kul için tamamı bu. Bu da başka bir kul. Tamamı bu. Peki ne oluyor da yeryüzünde rızıkları az geliyor, çok geliyor, beğeniyorlar, beğenmiyorlar veyahut da Rabbim şöyle demiştir rızkı dilediğime, ilmi dileyene, isteyene veririm demiştir Rabbim değil mi? Şimdi bazıları buradan fakirlik çekiyor. Bazıları varlık çekiyor. Yani varlık da bir çekilecek bir zahmettir aslında genel bütüne bakıldığında.
İmkanı olmayanlar varlık içindekilere gıpta ediyor. Varlığı olanlar kaybetmemek için daha fazla gayret ediyor. Yani Allah’ın emirlerini aslında her kul, her emri tek tek tek yaşar. Üniversite sınavı veyahut da bir test düşünün. Test de Allah’ın emirlerinin hepsinin yazılı olduğunu düşünün. Bunlara doğru ve yanlış şık işaretleyebiliriz. Namazla ilgili soruldu, doğru işaretledi. Zekatla ilgili soruldu, doğru işaretledi.
Ama nikahla ilgili soruldu yanlış işaretlemiş olabilirsin. Ve tüm emirlerle ilgili imtihana tabi tutuluruz. Bakın testte sorular çıkıyor cevap veriyoruz ya artı eksi. Doğru ya da yanlış ama cevap veriyoruz. Cevabımız hal ve hareketimiz ve yaşadıklarımız. Bu yaşadıklarımızı anlatabilmek için, bu yaşadıklarımıza bir karar verebilmemiz için, doğru ya da yanlış hareket edebilmemiz için bu şekilde bunlarla alakalı başımıza imtihan gelmesi lazım.
İmtihan dediğimiz bu. Yani Allah-u Teala’nın her emriyle aslında hayatımızın değişik kısımlarında sınanıyoruz. Veyahut da farklı emirlerle aynı anda da sınanmış oluyoruz. Bunlara davranışımız, yaklaşımımız, nasıl hitap ettiğimiz, neler düşündüğümüz, bu yaptığımız her şey, işte bizim oraya işaretlememiz. Bu işaretlememiz, bu verdiğimiz hal ve davranışımız aslında bizim cevabımız.
Bunun içerisinde kabir hayatına daha geçmedik, buradayız. Tövbe kapıları da bizler için açık. Ve Rabbim merhamet üzeridir ve kullarına anlayabilsinler diye kitap gönderdi. Hazreti Kur’an’dan önce kitaplar gönderdi, peygamberler gönderdi, son peygamber, ahir zaman peygamberi, Peygamber Efendimiz aleyhisselamı gönderdi. Tüm alemlere, önceki peygamber ve kitapları da tasdik edici olarak gönderdi ve tüm alemlere.
Şimdi alemler derken mutlaka bizden de farklı yerlerin olması gerekiyor. Bunu bilmemiz lazım. Şimdi bütün rızk buysa, örnek veriyoruz bunu, bu kadar. Bu rızkın bir kısmı burada, bir kısmı kabir hayatında, geri kalanı cennettedir. Fakat cennetlik demek, cennete gitmiş olan zaten olumsuz bir şey istemez. Doğru olanı ister çünkü cennetlik.
Artık o koku, artık üzerine, kalbine, içine, her yerine silmiş. Artık cennetlik nokta. Fakat hayatımızı, yani dünya hayatımızı şöyle düşünelim. İlk ortaokul lise giriyoruz, üniversite sınavına giriyoruz. İki saatlik zamanımız var. İlk orta lise ve ondan önce de anaokul vesaire de olabilir. Tüm bilgilerimizi iki saatlik sürede test kitabındaki gibi işaretliyoruz ya. Burada işaretlediklerimiz, bizim bundan sonraki hayatımızı şekillendiriyor ya, kaydırma da yapabilirsin, hata da yapabilirsin. Ancak buradaki verdiğimiz cevaplar bizim üniversite, üniversiteden sonra iş bulma, çalışma ve tüm hayatımızı tamamına etkiliyor mu? Etkiliyor. Yani ya da bir daha tekrar sınava giriyoruz. Ama her halikarda tekrar sınavada girsek bir yıl kaybettik. Yani ne yapıyor? Tüm hayatımızı etkiliyor. Doğru işaretleyen ve kaydırma yapmayan, doğru geçen hayatı ona göre şekilleniyor. Bildiklerine aktarıyor ve Rabbimin izniyle ona göre yol alıyor. Ama burada kazandığı bölüm değil de rızkı başka bir yerdeyse oraya da yönleniyor. Ama her halikarda bu iki saatlik sınavı dünya hayatı olarak bilelim. Oradaki soruları da Rabbimizin bizden istedikleri emirleri olarak düşünelim. Üniversite sınavında neyi işaretliyoruz? İlk orta lise, özellikle lisedeki ortaokulda destekli olan gördüğümüz derslerin neticesini buraya işaretliyoruz. Doğru anladık mı anlamadık mı? Peki başımıza gelenler aynısı değil mi? Farklı farklı konularda. Yani kınama yaptıysan kınadığın başına gelecek. Bu biri imtihan. Eşle imtihana tabi tutulacaksın. Arkadaşla, anne babanla veya anne baba evlatlarıyla birbirimizle imtihana tabi tutulacağız. Ülkemizin güvenliğiyle ilgili imtihana tabi tutulacağız. Namazla, oruçla, zekatla yani Rabbimin emirleriyle imtihana tabi tutulacağız. Hazreti Kur’an’da geçen emirler Efendimiz Aleyhisselam ki Kur’an iki türlüdür biliyorsunuz. Bir yazılı olan Hazreti Kur’an bir de Efendimiz Aleyhisselam’ın bize aktardıkları.
Ki hadisler ayetlerle karışmasın diye Hazreti Kur’an tamamlandıktan sonra özellikle hadisler üzerine kayıt edilmiştir ve bize kadar gelmiştir. Şimdi iki saatlik süremiz üniversite sınavındaki bizim buradaki tüm hayatımız. Üniversite sınavı hazırlanırken öğrendiğimiz dersler bizim başımıza gelen imtihanlar. Şimdi bu imtihanları doğru geçtiysek doğru işaret. Ancak tövbe kapısı bize açık. Üniversite sınavı kadar da zor değil yani hayat. Tüm rızkımız bu olduğunu düşünelim bir kişiye ait. Bu kişinin galibelada ve anne karnına gelmeden önce yeryüzüne gelmeden önce anne babasını yani mutlak kader biliyorsunuz vardır. Seçme ihtimali yok diyebiliyoruz değil mi? Normalde araştırmalarımızda ve şu ana kadar öğrendiklerimizde öyle. Ve bulunduğu ülke Müslüman mı değil mi? Şimdi bu konulara daha sonra cevap vereceğiz.
Bir Hazreti Kuran’ı Rabbimiz göndermiştir. Anlayabilirim de Efendimiz aleyhisselam’ı göndermiştir. Allah dostlarını göndermiştir ve her yüzyılda da anlayabileceğimiz bize bunları anlatacak zamanın teknolojisine göre.
Çünkü Hazreti Kuran zamanlar ötesidir. Biz onun çok yerisindeyiz. Her icatlar oldukça icat derken var olan insanlar keşfettikçe Hazreti Kuran’ı daha iyi anlarız. Bundan bin yıl önce bu kadar anlayamazsak ama bugün bin yıl sonra daha iyi anlarız.
Üç yüz yıl sonra daha da iyi anlarız. Anlamak isteyene bu da. Şimdi Rabbim kuluna verdiği rızık vardır. Bu tamamı. Bunu dilediğine fazla verir, dilediğine az verir. Ancak neye göre az verir neye göre çok verir. Leduni ilim ışığında bunu anlayabiliyoruz. Kulunun geçmek için yeryüzüne geldiğini Rabbim tabi ki biliyor ve müsaade etmiş. O kulunun nasıl geçip nasıl geçemeyeceğini bilir. Fakir olmuş yani bir şekilde o kadar çok çalışıyor ama kirasını bile zor ödüyor.
Çocuğuna bir ayakkabı alacak iki ay üç ay hesap yapıyor gibi düşünün. Onun varlıklı bir şekilde geçemeyeceğini Rabbim biliyordur. Ama o kul burada yaşarken isyan edebilir. Allah muhafaza. O kadar çok çalışıyorum olmuyor. Düşünsenize bir kişi okulunu okumuş bir mesleğin. Diğeri de cahil aynı iş yapıyorlar yan yana atölye. Biri cahil olan yani neye göre cahil? Mektep medrese okumamış değil mi? Bu da benim rızkımmış demek ki.
Mesleğiyle alakalı eğitimi yok ve bu kişi daha başarılı oluyor. Diğeri her türlü donanıma rağmen başarılı olamıyor. Dıştan bakıldığında çok saçma gibi gelebilir ama Rabbim murat etmedi demek. Birine zenginlik birine de fakirlik yazdı. Kullar Allah’ı Teala’yı suçluyor. Emin olun biz sadece bilmiyoruz. Buradaki tüm olanları aslında biz ezelde biz seçtik. Ama seçtiğimizi ve verdiğimiz kararları bizler burada hatırlamıyoruz. İmtihan geriyi. Eşlere varana kadar biz seçtik. Aslında anne babayla olan bulunan bölgeye varana kadar bütün bunları seçtik. Şimdi diyeceksiniz ki bunları delillendir. Öyle gizli noktalar var ki tabi ki biz beşeri insan olarak da giremiyoruz. Ancak manevi pencereden bunları anlamaya çalışıyoruz.
Anladığımız kadarını paylaşıyoruz. Ancak net olan şu vardır. Bunun isimleri söylüyorum. Allah’ı Teala’yı suçlayacak hiçbir şey bulamayacaksınız. Bu manada beynimize nakşediliyor. Ancak bunun kesim ve net olarak biliyoruz.
Ancak yeryüzüne geldiğimizde fakir olmamızı, fakir anne babadan gelmemizi veyahut da Müslüman bir aileden veyahut da Hristiyan bir aileden veya beşik bir aileden gelme gibi bütün bu konuları sorguladığımızda biz Müslüman anne babadan geldik.
Allah’a Teala’yı suçlayacak bir şey yok. Bu konular olsun Rabbime ama gelmeyenler de var. Allah’ı Teala burada adaletsizlik yaptı diye düşünenler var. Halbuki kesinlikle ve kesinlikle yaratılmış olan bizler kullar hiçbir şekilde yaratıcımızı suçlayamayız.
Bunu da görmeyeceğiz. Önce bununla bir anlaşalım. Ama bilmiyoruz, bilmediğimiz için bunu suçlayabiliyoruz diyelim. Buna da tövbe edelim. Bilmeyenlerdir. Ama anlayabilene mana bunları bildirebilir. Her bilenin üstünde bir bilen var. Var var var var. Rabbimin kontrolünde, Rabbimin hükümünde. Her şey bilen Rabbimdir.
Onun için, şimdi bunun tamamı bir kulun tüm rızkı. Rabbim bu kulun nasıl geçip geçemeyeceğini biliyor, niyetini biliyor. Şu da dünya hayatı. Burası dünya hayatı. Bu tam olan tüm yaşamlardaki tüm rızkı. Buradan bir kısmını buraya veriyor. Burada kaldı azaldı. Burada var. Şimdi rızkını yiyen tüm rızkının içinden yiyor. Ancak rızkının bir çoğu buraya gelen, burada bırakıyor ve gidiyor. Ölmeden önce de mirasıyla alakalı bilgiler verdiyse eğer bunu böyle bunu böyle bunu böyle yapacaksınız diye, miras deyince para olarak da düşünmeyin. Kabir hayatına gittiği an da buradaki mirasçıları hatalı davrandıysa o zaman kabir hayatında da bunu itiraz edip, itiraz demeyelim de bununla ilgili kolaylık kendisine gösterilir. Çünkü kendi tasarrufu doğruydu ama mirasçıları yanlış yap. O zaman vebal mirasçılarda kalır.
Yine konumuza dönelim. Burada onu yiyebildiği kadar yedi ancak mirası bıraktı. Diğer hayatlarındaki malını aslında dünyada bıraktı. Ama Müslüman da zengin olmalı. Bu aradaki fark nedir? İncelik nedir?
Müslüman eğer mü’minse Efendimiz aleyhisselam ümmetim ümmetim dedi değil mi? Ümmet mü’min olmak. Tüm hayatından gelen buraya gelen rızkını eğer kendine bir çorap aldıysa bir çorapta ihtiyaç sahibine aldıysa kendine bir araba aldı bir arabalıkta infak ettiyse kendi hayatına kullandığını infak ederek vererek bakın maldan vermek en zor şeydir.
Can vermek daha kolaydır. Bir yere yardım edebilen bir yere infak edebilen insan varsa o insan gerçekten en zoru başarmıştır.
Buraya aldığı rızık var ya infak ederek kendine ailesine harcadığını ki aileye harcanan da sadakadır. Müslümanların evi geniş ve lüks olmalı. Bu çok önemlidir imkanı olduğu kadar. Bu israf noktasında değildir. Buraya harcadığı kadarıyla kendisine harcadığı kadarıyla da fakir fukaraya ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorsa ki önce çok yakın akraba sonra yakın komşu sıralamayı biliyoruz.
Bu şekilde devam ederse buradan buraya aldığını infak ettiği için zaten geri oraya göndermiştir. Zaten gitti. Ancak mal burada duruyor. Infak ettikçe malı yine çoğalıyor. Bir diğeri de vermiyor aynı mal. Bu da infak ediyor veriyor yine aynı mal. Aradaki fark şu biri buradaki asıl tüm olandan kullanıyor diğeri yine o tüm alanında başka yerimiz yok. Oradan kullanıyor ama infak ederek buraya bu hesaba geri havale ediyor. Geri gönderiyor. Peki geri gönderince buradaki niye azalmıyor? Rabbim koruyor. Zekatını verenim kaskosu sigortası. Rabbim kaskolarım diyor sigortalarım diyor. Kat kat veriyor bir de mükafatı var. Peki teknik olarak bu nasıl oluyor? Başa gelecek musibet, sıkıntılar, dolandırmalar, kazalar, belalar vesaire vesaire vesaire.
Rabbim bunlara hani verilen sadakalar terdelediği için başa gelmediği için de bunlardan eksilmiyor. Bir de Rabbimin emrine göre hareket ettiğin ya bereket ortaya çıkıyor. Şimdi bereketin üzerine biraz konuşalım.
Bereket öyle bir şeydir ki iki kişisiniz ikiniz aynı parayı alıyorsunuz aynı şartlarda ve aynı harcamalarla devam ediyorsunuz. Bir tanesinin Allah-u Teala’nın emirlerine göre hareket ediyor. Bir tanesi de kahve var işte minumum şeylerde var diye. Buna göre gidiyor. Allah affetsin hepimiz hata yaptık zamanında.
Bu devam ettiğin süre içerisinde birisi aldığı para kadar geçiniyor. Bereketi yok çünkü Rabbimin emirlerine uymadığı zaman bereketi gidiyor. Diğeri de Rabbimin emrine göre hareket ettiği için bereketi var.
Aynı masrafları yaptığı zaman biri kafa kafaya geldi diyelim diğerininkinde artar. Bu da Rabbimin hikmetidir. Bunu çokça görüyoruz etrafımızda öncelikle kendimizde. İnşallah Rabbim kabul eylesin. Ve şu vardır Rabbim size ne verdiyse ondan ikram edeceksiniz.
İlim verdiyse, ilmi, para verdiyse, parayı hiç mi bir şey yapamıyorsunuz? Selam verin. Bu da mı yok? Bu olmasa olmaz zaten. Yani verecek her daim bir şeylerimiz var. Her halükarda. Bereketiyle olduğu için buradaki malımız azalmaz.
Ama asıl bizim rızkımız olan da geldi ya kopyalandı, bereketlendi. Bereketi bizde kaldı, aslı oraya gitti. Niye bereketi burada kaldı, aslı oraya gitti, tersi olabilir miydi? Önce bir kere geldiği yere gidiyor. Ancak bereket konusu dünyada geçerli olduğu için, tövbe kapısı açık olduğu için son nefesimizi verdiğimiz anla birlikte artık kötülük yapma, hata yapma ihtimalimiz ortadan kalkıyor.
Bu iki saatlik üniversite sınavı test süresi dedik ya, bu süre hayatımız ya, buradaki yaptığımız her şeyin karşılığını nefesimizi verdiğimiz andan itibaren kabir hayatında bir kere buluyoruz.
Kabir hayatının içinde de yaşantılar var ve sonrasına hesap gününe, hesap gününden sonra da Rabbimin takdiriyle dilediğimiz, hak ettiğimiz yere gidiyoruz. Burada bizim asıl dikkat etmemiz gereken Allah-u Teala’ya isyan etmemek. İsyan ediyoruz, suçluyoruz ya.
Mümin olun, suçlayacak hiçbir şeyimiz yok. Bunu zamanı gelince de zaten göreceğiz. İnşallah gün gelir, Hristiyan olan ailelerle ilgili, diğerleriyle ilgili başka sorulabilecek sorularla ilgili Rabbimin izniyle bildiğimiz kadarıyla anlatacağız.
Ancak şunu unutmayalım, Rabbimin merhameti sayesinde ayaktayız. Rabbimize öyle merhamet ediyor ki, biz bu hayatı yaşarken yanlış bir şey yaptığımızda başımıza gelen sıkıntılar, hastalıklar, musibetlerle o suçu işlediğimiz andan itibaren Rabbimin dileğiyle tabi ki ve müsaade ettiği kullar sıkıntı çekmeye başlıyor burada.
Aslında şu, kabir hayatına bile gitmeden, hesap gününe gitmeden daha Rabbim burada bizi uyarıyor. Kefaret olup temizliyor. Peki hepsini kefaret olur? Hayır. Kimisi de duaya karşılık olur. Yani dua ettin, Rabbimden razı olunan bir kul olmak istedin.
Bakın cennetlemiyorum. Rabbimin razı olduğu kul olmaktır temel olan. Buna da kavuşabilmek için ekstra imtihanlara tabi tutulabilirsin. Hani insanlar diyor ya ben namazımı kıldım, orucumu tuttum, zekatımı verdim. En iyisini yapıyorum diyor. Hani diyor ya adam, ben diyor eşimden niye korkuyorum? Çamaşır yıkadım, bulaşığı yıkadım diyor. Hepsini yaptım diyor. Artık rahat rahat diyor. Hareket edebilirim diyor.
Şimdi her şeyi yaptım diyor Müslüman. Niye benim başıma geliyor? Ya Allah-u Teala sana mail atıyor. Sen daha yüksek makamlar istedin ya, onun tecellisi olarak da Rabbim müsaadetli. Yine bu da hani iyi hallerinde ısrarcı oldun. Devam et. Hani yapıyorsun ya namazın, orucun hepsini yapıyorsun, gıybete girmemeye çalışıyorsun, helalle çalışıyorsun. Kişi faizle bilmem ne alıp yaparken o üçü beşi bir araya getiremiyor, alamıyor vesaire ama sabrediyor gayret ediyor ya bu halde olduğun için zaten dua ettiriyor Rabbim. Bir de üstünden duayı kabul ediyor. Bir de istediğini alabilmen için sana imtihanlar veriyor. Bunu da eğer üzerine takmerli halledersen oradaki o testleri güzel cevaplayacaksın.
İstediğine devam edeceksin ve bu dünyada kim kaldı ki? Hiç kalan var mı? Nasıl olsa öleceksin garanti ama ölüm olsaydı ne güzel olurdu. Toprak olurdu. Kurtulurduk. Cehennemlikler öyle diyecek herkese. He yani ama ölüm yok ki.
Bunu şeye de benzetiririz aslında hani üniversite sınavında tamam sınava geçeyim bir yere yerleşeyim yeter. İmanla göçeyim yeter demek var. Bir de son derece razı olacağım bir kul olayım deyip hani üniversite yüksek lisans, doktora, docentlik daha üst mertebelere hedef veriyor. Dua ediyor. Docentlik var. Daha yüksek sınav soruları daha zor geliyor. Daha zor soruları cevaplamak zorunda oluyor gibi oluyor. Doğru mu?
İşte dua ediyor. Docentlik istiyor. Docentlik istiyor ama imtihanlarına yani sorularına cevaplayamıyor. Bu sefer de isyana dönebiliyor. Yani her halükarda ölüm yok. Ölüm olmadığı için bizim bu kadar gayretimiz. Ölüm olmadığı için Rabbimin emrine göre gitmeye çalışıyoruz. Ölmüş olsa kurtulacağız. Ölmek demek aynı rüyada. Uyumak demek rüyada da görülen her şey gerçek. İfritler cinlerde farklı senaryolar tiyatro düzenleyip bizi kandırıyorlar. Bunlar da farklı farklı. İnşallah konuşuruz bir gün. Ama her halükarda bu dünyada rızkı az olan demek ki az rızıkla emeline ulaşacak ya da emelinin üzerine ameline ulaşacak.
Ancak bazıları da var ki az rızıkla hep kaybeder. Ona da rızkı çok geliyor. Ancak az da gelse çok da gelse. Ne diyor? Mal ile imtihan. Mal ile imtihan fabrikaların, hanların, hamamların olunca olacağını mı zannediyoruz? Olmaması daha büyük bir imtihan. Daha büyük bir imtihan.
Onun için mal yok, imtihan daha az. Testeki sorular daha az. Mal çok, daha fazla sorular var. Ama süre aynı. Onun için Rabbim kulunun son noktasına göre merhametinden dolayı bu haldeyiz. Son noktasına göre bize yardımcı oluyor. Biz bunun farkında değiliz. Hem fakir çok fakir, hiçbir şey yok. Zenginler aynı iman derecesinde olsa bile 500 ya da 500 bin yıl hani bir süre var. Biz süre neye göre endeks olduğunu bilemiyoruz. Yani bir yıl bile neye göre onu da bilemiyoruz. Ancak fakir olan daha erken gidiyor. Bu garanti. Bir de öleceğiz malı burada bırakacağız. Bu da garanti.
Fakirliğe mi sevinmek lazım, zenginliğe mi? Varım bunun kararında siz verin.
İlk Yorumu Siz Yapın