"Enter"a basıp içeriğe geçin

LEDÜN İLMİ NEDİR ?| Synergy Kendiyas |

LEDÜN İLMİ NEDİR ?| Synergy Kendiyas |

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2C8R45EVA7Y.

Sosyal medyada, ledün ilmiyle alakalı birçok insan, birçok farklı şekilde izahatlerde bulunmuş. Herkes kendince ledün ilmini anlatmış. Ama orada çıkan sonuç, ledün ilminin cinlerle bağlantılı bir şeymiş gibi, bir ilimmiş gibi anlama geliyor, anlamı içeriyor. Bu anlamda, ledün ilmi nedir? Biz sizden kısaca bir tarif istiyoruz.
Hızır aleyhisselam’ı da bildiğimiz için anlatılanlarla bir tezatlık var. Zihnimizin netleşmesini istiyorum. Şimdi şöyle, Kevsüresinden bahsediyoruz. Hızır aleyhisselam konusuyla aslında bir tezat oluşturmuyor. Biz tanımı sade anlayabileceğimiz gibi anlatmıyoruz. Ledün ilmi denildiğinde bir çatıdan bahsediyoruz. Ama bu çatının altında birçok dalları var. Yani bugün Ebcet Esad’ı var. Cinlilerle bağlantı kurulan havas ilmi var. Cinlilerin içinde Müslüman olanı olmayanı gibi farklı olanlar var. Fakat havas ilmi cinlileri kullanarak yapılan hareketlerdir. Yıldızname var. Burçlar var. Şimdi burçları eğer sen aldığında doğru şekilde anlamaya çalışırsan zaten yıldıznameye dayanacak. Ama bunu haram şekilde fal tarot kısmıyla anlatıyorlar. Öyle anlattığında başka noktaya gidecek.
Ama şu vardır. Bir konuyu anlamak için yıldıznameye bakmak veyahut Ebcet hesabıyla hesaplamak veyahut da insanların ellerinde, yüzlerindeki çizgilerin bir anlamı vardır. Bunun gibi tüm bu bahsettiğimiz kısımlarda bir metot, formül uyguluyorsun almak için. İstediğin cevaba yaklaşmak için. Ama ledun ilmi dediğinde hiçbir formül uygulamıyorsun. Taleb ediyorsun bağlanıyorsun, talebinin neticesi müsaade edildiği kadar soran kişinin niyetine göre manevi had tarafından sana direkmen sözcükle, görüntüyle anlatılıyor.
Ledun ilmi bu. Burada biz teknik açıklama değil de anlaşılabilir, tartılabilir tarafını anlatmaya çalışıyoruz. Peki burada kişi o bilgiyi nasıl alıyor, o ses nasıl duyuyor ya da ne görüyor? Yani nereden alıyor bilgiyi? Bu da bu ilmin altında farklı bir kısı. Bir kulaktan alınan var. Şimdi kulaktan alındığında bunu insanlar kabul etmeyebilir veyahut da kabul eder ama bu bir şey, gerçeği değiştirmiyor.
Kulaktan dışarıdan aldığında cinliler, onların sesleri de kulaktan geleceği için, frekanslar da oradan geleceği için bunları birbirine karıştırabilir. Eğer ledun ilmi tüm hepsinin üstündeki çatı olarak düşünelim diyelim ki, ebcet hesabı veyahut da cifir ilmi diyelim. Bunları kullandığında veya işte bir kısmı hani astıra seyahat diyor ya aslında tayyim mekanı. Ama onlar onu kendilerine göre adlandırıyorlar. Burada dışarıdan aldığında başka bir çok metaforları veyahut da bir çok yaşayan bizim göremediğimiz canlıların da seslerini alabilir.
Şimdi bu pek uygun bir durum değil. İnsanlar bu şekilde şizofreni de olabilir. Farklı halleri gördüğü için kendini evlere de kapatabilir. Haliyle manevi had dediğinde kalpten bunu alman lazım, kalpten bunu duyuyor olman lazım ki kalpten aldığında manevi had evet dışarıdan da verir.
Bununla tanıdığım çok insan var. Fakat dıştan aldığında zaman zaman mutlaka sıkıntıya düşüyorlar. Ama kalpten geldiği zaman bu görüntüye ve sese dönüşüyor. Yani bunun tarifini yapamıyorum. Anca bunu yaşayanlar anlıyor ve biliyor.
Ama ben bildiğim kadarıyla ve yaşadığım kadarıyla en sade şekilde anlatmaya çalışıyorum. Yeterli olmadıysa devam edebilirim. Yani insanlar bir şeyi anlamak için böyle somutlaştırmayı ihtiyacı hissederler. Bu bahsettiğiniz şey, ben de anlamak için soruyorum. Film izlerseniz filmde olay bir hayal alemine geçer.
Hayal aleminde insanlar böyle bir görüşme yaparlar sonra geri gelir. Tabi. A ben başka boyuta gitmiş ve geri gelmiş olur. Buradaki bilgi alma böyle bir şey mi? Şimdi birkaç türlüsü var tabi ki yine söylüyorum bunu insanlar kabul etmeyebilir ama yaşayanlar bunları kabul eder.
Onu söyleyeyim baştan ve yaşayanlar bu dediklerimi anlayabilir. Yani Rahmani ya da şeytani boyutta da yaşasa yani ifritleri cinleri de görüyor olsa, maneviyatlarında bilgi alıyor olsa yani bunu farklı boyutlarından alanlar bunları anlar. Çünkü diğerlerinin hiçbir fikri yok. Sadece söylenilenleri biliyorlar. Yaşamamış. Yaşayana bu bilgiler lazım.
Fakat Hz.Kuran’ı güzel okuyor. İşte çok bilgili olması bu ilme sahip olduğu anlamına gelmiyor. Bu başka bir şey. Çok zikirler çeken kardeşlerimiz var. Onların da bu ilme sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Bakın böyle insanlarla görüşerekten ömrüm geçti. Çok fazla insanlarla böyle diyaloglara girdim. Veyahut da çok zikir çekmek, bir üst kademeye taşıyabileceği gibi genelde var olanı temizleyince o kirler kalkınca algılama başlar.
Bunu bile iyi anlamak lazım. Ama asıl sorudun soru da şu.
Leddun ilmi dediğinde hiçbir formül veya bir herhangi bir şey kullanmadan talep ettiğine tabii ki Rabbimin izniyle istediği bilgiyi müracaat edip alabilen kişi. Ama gelen bilgiye müsaade edilmez, bir yere kadar söylenebilir gibi şartları vardır. Ayrı konu. Hani biriyle ilgili, hayatıyla ilgili, işte ebcet hesabına bakıp hesaplayıp da bu kişiye senin hayatında şunlar şunlar olacak demek var bu teknik bir olay. Karşıdaki bunu gördüğü için hesaplama ve formülünü, buradan bir itirazları yok.
Ama bunu hiç kullanmadan bağlandığında manevi hattan, oradan eğer müsaade edilirse bu kişinin şu yaşlarda bu seçimi var, bu zamanda bu seçimi var diye sözlü ve görsel alır ve döner o kişiyi anlatır. Sizin yanınızda bile olmuş olsa siz onun gördüğü veyahut da o anda gittiği yeri bilemezsiniz. Beden olarak orada durur. Yani herhangi bir formül ve teknik uygulamadan talep etmesiyle, tabii ki Rabbimin izniyle, o bilgiyi alıp gelen veya izah edebilen kişilerdir, ledun ilmiyle tam olarak sahip olan ve ledun ilmi budur. Tabii ki mutlaka çok iyi bilenler var ama biz anlayabildiğimiz kadarını anlatıyoruz. Anladım. Ayrıntım olacak bilmiyorum ama bu bilgi kalpten geliyor. Bu şöyle ilave edeyim, kulaktan da gelir ama demek istediğim şuydu, kulaktan geldiği zaman başka kısımlardan da gelebileceği için kalpten bir tanesini doğru olanı desteklemesi lazım. Yani diyorum ya bakın, bu yaşanılarak izah edilebilecek ve öğrenilecek bir durum. Peki ledun ilmiyle… Biz en yakınını anlatmaya çalışıyoruz. Ledun ilmiyle kişinin ruhunun bir bağlantısı veya nasıl bir bağlantı kurulabilir, nasıl izah edebilir? Şöyle düşünün, en yakın örnekle anlatmaya çalışayım. Rüyalarla. Rüyada bir yere gittiğinizi görmüşsünüzdür, mutlaka görenler var.
Bir de kontrollü rüya diyorlar, bu tür tanımları da duydum. İşte o kontrollü rüya gibi değil ama rüya değil kendinizdesiniz. Yani şu anda konuşuyoruz yani.
Bağlandığında başka bir yerdesiniz, gitmek istediğiniz yerde, oradaki görevlilerle veya kişilerle görüşüp istişaren yapıp geri geliyorsun. Burada iki dakika geçmiş ama senin normalde o görüşmen iki saat gibi olması gerekir. Bir an buraya tam geldiğinde hemen oradaki istişareyi aktarıyorsun.
Bunu rüyada uyurken yapanlar var, rüya gördüğünü söylüyor. Ama bunu uyanıkken yapabildiğinde ama manevi hat üzerine gittiğinde işte bu da maneviyatla olur. Budur aslında. Bakın en yakın olabilecek, kafa karıştırmayacak şekilde anlatmaya çalışıyorum.
Temeli şu, yani lidunum denildiğinde cifrilmi, ebcet hesabı, yıldızname gibi hiçbir şey kullanmıyor. Taleb ettiğini Rabbimin izniyle gidiyor, öğreniyor, geliyor. Ya da sorduğunun hemen karşıdan bir zat ya da görevli direktmen ona cevap veriyor. Tabii bu her sorduğu anlamında değil, müsaade edilmeyen sınırlar vardır zaten ki var. Ona göre hemen anında sana söyler. Sen bunu tekrar alsan, ebcet hesabına da döksen, yıldıznameden de baksan ki yıldıznameyi okumak ayrı bir de doğru okumak daha ayrı bir konu. Baktığın zaman formüller vardığın sonuçla diğeri iki dakikada aynı sonucu alıyor ve birbiriyle aynı oturuyor. Bunu yapan kişi lidun ilmine sahiptir.
Ama diğer yıldıznamedir, cifrilmidir, havasilmidir gibi bu ilimlerle veya astral seyahat yaptığını söyleyen kişiler gibi, hani Tayyim Eken olarak veyahut da Rüya aslında bunların hepsinin aynı şeyi farklı anlatımlarıdır. Müslüman olmayan birisi Tayyim Eken demez ne diyecektir? Astral seyahat diyecektir ama Müslüman seyahat Rüyada diyecektir yani benzeri bir ifade kullanacaktır. Ama temelinde hepsi aynı ama sonucu şudur. İstediğinden bilgi Allah rızası için talep edildiğinde gidilip alınıp anında geliyorsa,
ruhen bunu yapabiliyorsa ve aynı zamanda da insanlar arasında yürüyor, konuşuyor, yemek yiyor, insanlar araç kullanıyor gibi istişare yapabiliyorsa bu kişi de lidun ilmi vardır. Yükarlardadır lidun ilminin ama bunun altındaki katmanlarda zaten az önce anlattığım gibi metotlarla kullanılandır.
Ki doğru okuyan kişi zaten aynı sonucu aldığını görecektir. Bu vasettin ise çok büyük bir hazine, çok büyük bir nimet yani Allah’ın büyük bir hitabı. Tabii bilginin sınırı yok ama şu vardır. Bir soran kişinin niyeti, iki soran kişi buna uyacak mı, uyumayacak mı, üç her şeyi söylemek doğru değil. Doğru olsaydı Rabbim zaten bize bildirirdi.
Onun için manevi hatta belirli bir sınır ve çizgiler vardır. Ama aynı özelliği olan kişi eğer cinlilerden bilgi alıyorsa, aldığı cinli Müslümansa, o Müslüman cinliğinin bildiği ve tecrübesi kadar. Yani çok hızlı hareket ettiği için bir yerdeki bir eşyayı çok garanti net olarak söyler.
Ama üzerini olan konularda daha yani vücut yapısıyla alakalıdır bu. Fiziksel olarak hızlı gittiği için evet burada doğru çıkar ama geri kalan her şeyi söyledi, doğru çıkacak anlamına gelmez. Bildiği kadarıyla söyler. Veyahut da gördüğün Müslüman değil başka bir inancı olan cinliyse eğer kendi inancına göre de seni bilerek, bilinçli yönlendirebilir. Ama sen farkına varmazsın.
Veyahut da sana cevap verir, sen de benim için bunu yap der. Zaman içinde baktın ki o görüştüğüne dönüşmüşsün. Allah muhafaza imanından da olabilirsin. Hani cinlilerle olan kısım çok sıkıntılıdır.
Ancak eğer ki Müslüman olan, hizmet üzeri olanlar varsa onlar da insanlara yani özellikle Müslüman olan insanlara hizmet etmekten büyük bir görev bilirler. Çünkü Müslüman Müslümana yardımcı oluyor. Ama bunların hepsi tabi ki kullar arasındaki ön yargı, bilgi, hata yapma riski gibi bütün bu konuların dairesinin içerisinde. Bu başka bir şey. Ama manevi hattan aldığından, manevi hak dediğimiz maneviyat yani evliyalar, şehitler, işte melekler olabilir hani bu bağlantıdan bahsediyorum. Ama orada kesin kurallar vardır. Bu söylenmez, bunu sorma. Buna bilgi bu kadardır gibi ya da üstü kapalı anlatılır. Ha bir de şu vardır, burası çok önemli. Rüyalarımızı görüyoruz ve oradaki bir de bunun hani yorumlaması var ya manevi hatta da genelde bunun gibi üstü kapalı söylenir. Ve görüntüler de üstü kapalı, rüyalardaki gibi gelir. Bir de bunu doğru yorumlamaya kalktığında, anlamaya çalıştığında karşılıklı istişare edersin.
Bu da var ama istişareyi kısıtlı tutabilirler. Veyahut da o verilen görüntüleri veya konuşmaları sana kapatabilirler. Yani demek istediğim o hat var ama sorup sorulmayacağın, yapıp yapmayacağınla ilgili kurallar vardır.
Havas ilminde cinniler boyutunda karşındaki görüştüğün kulun cinninin yani gevezi bir kulsa eğer çok konuşur. Ama sade bir kulsa eğer ona göre konuşur. Yani bunlar çok önemli. Havas ilmine sahip insanların hata yapma olasılığının çok fazla olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet, söyleyebiliriz. Ama hepsi de hata yapıyor anlamına gelmez. Yani Müslümanlar eğer Müslüman cinniyse birbirleriyle istişare yapıyordur. Bunda bir problem yok. Yani her cinni yalan söyler diye bir şey yok. Ama Müslümandır. Bildiğini söyler ama bildiği yanlış olabilir. Başka kastiyi yalan söyler. Bunu da anlayabilmek için manevi hattan destek almak lazım. Peki o zaman Havas ilmine sahip olan insanların ben Ledin ilmi sahibiyim demeleri yanlış olmuyor mu? Yok. Bu doğru mu? Yok yanlış olmuyor ama pek doğru da olmuyor. Yani şöyle o çatının altında olduğu için. Hani bu binayı düşün.
Bu binada oturduğunu söylüyorsun sen değil mi? Belki bodrum katlı oturuyorsun belki üst dubleksinde oturuyorsun. Peki insanları anladım. Bu ilme sahip olduğunu iddia eden insanların doğru yapıp yapmadığını ayırt eden şey ne olabilir? Orada şu devreye giriyor. Bilmeyen biri gidiyor benim ihtiyacım var çaresiz. Bunu tavsiye ediyorlar ben yardım istiyorum deyip yanına gidiyor.
Bu insan bunu doğru yapıp yapmanı nasıl ayırtıramış? Onu anlayabilmeniz için sizin terazinizin elinizde olması lazım. Senin o kişiyi tartacak bir bilgin yok ki. Kişi bahsediyordur. Belki birilerinden duydu gördü kitaplardan okuduğunu bahsediyor. Veyahut da o kişi size baktığı zaman yüz çizgilerinizi el çizgilerinizi okuyor belki. Veyahut da isminizden hesaplama metodu vardır. Öyle hesaplıyor gibi. Veyahut da göz rengi, burun yapıları hani neyi kullandığını bilmeniz lazım. Bunlar var ancak şöyle bir durum var.
Burada senin yaptığın hayır hasenat sadakaların sana başına geleceği sıkıntılara engel olup olmayacağını bilemez. Şimdi bu da var bazı olacak şeyler olmaz. Halbuki vardır olacaktır ama velakin senin yaptığın hayır hasenatlar orada buna engel olmuştur. Ama vücudunda ve üzerindeki emarelerde onun işareti vardır.
E bunu sana söyledi ama olmadı. O yalan söylüyor anlamında değil. Yani demek istiyorum ki havas ilmiyle uğraşan insanların nasıl bilgi aldığını ve o konunun içeriydiğini sen bilmediğin için söylediği doğru çıkmadığında da onu bilmiyor ya da yalancılıkla da suçlayabilirsiniz. Halbuki başka şeyler de var işin içinde.
Yani sende bu olacaktır ama iyi bir kulsundur yaptığın iyilikle o andaki sıkıntının önüne durmuşta olabilir. Anladım. Bu söylediğinizden biraz da şey havas ilmini sahip kişilerin kandırılma potansiyelinin de yüksek olduğunu da anlıyoruz.
E bu şöyle bir handikapı da doğuruyor. Ledin ilmi çok saf ve Allah tarafından verilen çok çok özel bir ilim. Ama ben ledin ilmine sahibim diyerek ortaya çıkan havas ilmini kullanan kişiler bir yandan da bu ilmi şey yapmış oluyor. Ben sadeleştireyim mi demek istediğimizi?
Anladım ledin ilmi dediğinizde niyetini ettiğinde bağlanır konuyla ilgili istişaresini yapar geri gelir. Okuma yazma bilmiyor. Diyelim ki Hz.Kur’an’ı okuyamıyor. Veyahut da böyle birçok bilgilerden öğrenmemiş. Medeni olarak cahil gibi düşünelim.
Ama bu özelliği varsa talep ettiğinde o bilgiyi alıp size söyler. Aldığı bilginin ne olduğunu bilmez. O bilginin size değerini ne kadar kıymetli bilmez. Bir şey tartamaz ama bir cep telefonu gibi düşünün. Nasıl görüşebiliyorsunuz uzaktaki birisiyle? İşte bunu aynı şekilde alır ve size iletir.
Hani çok çok önemli bir konu var cifirle, ebcet hesabıyla yani herhangi bir şekilde işin içinden çıkamadınız. Böyle özelliği olan birine söylediğinizde bağlanır hemen size söyler. Bakarsınız eline yüzüne eğitimine tipine ya böyle bir ilim böyle bir kişide olay siz yakıştıramazsınız. Halbuki Rabbim yakıştırmış.
Veya dersiniz ki ben işte bu kadar okul okudum ama bu okuma yazmayı bile zor biliyor. Ben çok güzel telaffuz edebiliyorum ama bu okumamış. Belki süphanekeyi bile düzgün okuyamıyor ama oradaki Rabbimin özelliğini ona vermiş o ayrı bir şey. Hani konuşmalarıyla Hazreti Kuran’ı tam böyle güzel okumasıyla veyahut da diğer halleriyle onu kıyaslamayın. Ama o halde olan insanın da mutlaka eline yüzüne o yansır. Anladım. Ama şunu da unutmayın böyle insanlar hep sıkıntılarda olur.
Onun verdiği ağırlık hani telefonumuzda bir uygulama indimi çöker ya onun gibi ağırlıktan dolayı hep hayatında çok imtihanlar olur. O imtihanlar da olduğu için hani o ilme sahip olan çok zengin olacak veyahut da o ilme sahip olanın şu şu özelliği olacak da öyle bir şey yok. Onu siz söylüyorsunuz.
Ben de şunu merak ediyorum yani bu kadar güzel özelliklere sahip olmak ayrıca bir büyük bir zenginlik Allah tarafından verilmiş büyük bir ikram. Bu ilme nasıl sahip onudur? Yani herkes sahip olabilir mi? Şimdi sahip olmak mı taşımak mı? Dışarıdan dinleyenler bunun içeriğini yaşamaya çalışanlar bunun için gecelerce gündüzlerce zikir çekenler bir çok gayret eden kardeşlerimiz var. Fakat tam ne olduğunu biz içine girmeyince anlamıyoruz. Öncelikle ledun ilmine gayretle sahip olamıyorsun. Bizim önce bunu anlamamız lazım. Biz bunu anlamadıysak boş. Nasıl bir gayret? Neye gayret? Şimdi ledun ilminin özelliğinden bahsedeyim. Sonra oraya gelelim.
Feraseti açık olan insanların mutlaka ki ledun ilminden nasibi var.
Ama hani kalbime doğdu, aklıma gelen başıma geliyor veyahut da birisi bir şey söyler, o olay da gerçekleşir, diğeri ona şomazlı der. Söylediğin her şey oluyor, ne kadar dengesiz konuşuyorsun gibi söyler.
Halbuki bütün bu belirtiler aslında var olan bu ilmin parçalarıdır. İşin içine girip konuyu anlayamadığı için bunu adlandıramaz. Ledun ilmi, Hz.Kur’an’ın yazılı kısmı var. Efendimiz Aleyhisselamın yaşadığı hayatı hadisi şerifler var. Hz.Kur’an’ın işaret yönü var.
Peki Hz.Kur’an’ın ebcet hesabı yani matematiksel boyutunda biliyorsun hesaplanarak birçok şeyler çıkartılabiliyor. Yani her şey çıkartılıyor da biz nasıl bir hesaplayacağımızı bilmediğimiz için çıkartabildiklerimiz var. Bazı şeyleri hesaplayabiliyoruz, bazı şeyleri hesaplayamıyoruz. Biz bilmediğimiz için. Ama bir de hay ilmiyle anlaşılır tarafı var.
Şimdi ayetin mealine bakıyorsun, bir de tefsirine bakıyorsun. Hay ilmiyle bağlandığında, Ledun ilmi çatısının içinde bir durak orasıdır, ayrı bir kısım. Sen gibi havas ilmi gibi, cifer gibi, ebcet gibi.
Orada sorduğunda Rabbimiz bir ayette, ayette bir cümlede hangi dönemde okursan o dönemin ihtiyacını vermiş.
Hani Hazreti Kuran’ı bin sene önce okuduğun o ayeti, aynı ayet. Sana o döneme göre cevap verir, bin yıl sonra okuduğu zaman aynı ayet yine o döneme göre cevap verir. Bunun arasındaki farkı da hal ilmiyle anlayabilirsin.
Yoksa tefsirlere bakarsın, oradaki söylenileni anlamaya çalışırsın. O Allah dostu o izahatı yapmış, anlatmış.
Fakat bir cümleyle değil de, iki cümleyle değil de sana bunu 4-5 sayfada izah ettiği için senin kısa öz ne anlaman gerektiğini o anda anlayamazsın. Hani sana nokta atışı lazım ya. Halbuki hal ilmine bağlandığın da o anda sana lazım olanı o ayette geçeni sana o manevi haktan söylen, iletir. Ama onun birçok açıklaması da vardır. Yani şifa ayetlerinde de keza.
Manevi hatta bağlanıp aldığımız o bilgiler yine az önce söylediğiniz gibi işte evliyaların, ruhaniyeti, şehitler, melekler mi? Şimdi hal ilmi olunca kesinlikle manevi hattan olan. Şimdi insanlar tabi kabir hayatını kabul etmeyenler var. Ölümle birlikte yok olunduğunu düşünenler var. Farklı farklı inanışlar var. Onlar öyle anlamış. Ama biz de böyle anladık. Bir de bunları yaşayınca yaşadıklarımızı nereye koyacağız? Yani bunları diyelim ki biz yaşıyoruz. Yaşadığımı mutlaka bir adlandırmam lazım. Yani bir boşlukta olamam.
Bunu mutlaka bir doğrusu var, onu anlamaya çalışıyoruz. Benim anladığım kabir hayatı var. İman ettim. Şehitlerin, evliyaların, velilerin ruhlarını Rabbim serbest bırakmış. Yine hizmete devam ediyorlar. Hani Çanakkale Savaşı’nda bile bizim askerlerimiz görmüyor.
Düşman askerleri, öndeki sarıklıları geçemedik diyor ya. Hani bunun gibi düşünün. İşte o Allah dostları, Rabbimin kulları. Hani Allah dostu deyince Rabbime iman etmiş Rabbimin kulları. Yani iman edenlerin en başında melekler var. Ki melekler hani kanatlı görme olarak bahsediyorlar. Hayır.
Senin güzel suret insan suretidir, insan suretinde görünür. Sen onu ayırt edemezsin. Haliyle burası değil aslında konumuz. O zatlar gelip sana lazım olan bilgiyi müsaade olduğu kadar verir. Ya da evladı hiç bu konuyu karıştırma. Senin haddine değil, hani sana cevap verir. Veyahut da o ayetten anlaman gerekeni senin hayatında ve problemindeki noktayı çözmen için sana uyarı da bulunur. Hani tefsir kısmına girdi ki. Halbuki az önce ne yaptın? Sayfalarca okudun. Sana lazım olanı içindeki hangisi, hangi cümle? Onu bulamadın ya, yine sana orada anlatır. İşte hal ilmi de budur.
Fakat havas ilmiyle de bunu yapabilenler var. Yani bu cinlilerle görüşüp cinlilerin içinden alim zatlarla eğer bağlantı kurduysa Müslüman alim. Bununla da yapabilir.
Veyahut da bir insan öyle bir Müslüman insanla karşılaşır ki bu şu anda yaşayan hani sohbete gider, sorusunu sorar, oradan cevabı alır. Değil mi? Bugün bir Allah dostunu biliyor olalım. Bir problemimiz var, gittik onunla istişarettik. Onunla bu aynı şey.
Ama bize göre bunu kabul eden olur, kabul etmeyen olur. Onlarda saygımız var. Ama biz yaşadıklarımızı anlatmaya çalışıyoruz. Anladım. Buradan baktığımız zaman yani Ledün ilmi insana ne katar?
Ledün ilmi insana çok şey katar ama insan Ledün ilmine ne katar? O çok enteresan. Ama sonuçta bir ilim insan… İlimlerin toplamının tepe nottasından bahsediyorsun. Ledün demek o kadar kolay bir şey değil. Çok kolay kullanıyoruz bunu.
Ledün ilminin izahatını yaptığın zaman sorduğun konuyu o anda manevi hattan alıp ve karşıdakine göre cevabını alıp veriyor olman lazım. Yani Efendimiz aleyhisselam sohbet ederken işte bir zat diyor ya,
ben diyor eşimi diyor gelirken öptüm diyor efendim diyor benim abdestim var mı diyor. Diyor senin diyor abdestin var ama bir başka sahabe onu da diyor ki senin abdestin yok. Çünkü biri yaşlı biri genç. Aradaki farklılığı anlatıyor. Aynı cümleyi aynı konuya ve her konuya adapte edemezsiniz.
Yani buradaki altyapının bilgisini işte hal ilmiyle alırsanız o kişi diyelim ki eşine temas etti veya öptü diyelim şefhet duyup duymadığını da ayrıyetten alabiliyorsanız o zaman bunu söyleyebilirsiniz. Ama şafi mezhebine göre de temas ettiğinde abdestin hep gidiyor değil mi? Şimdi hani arka boyutunda bilgi alabilecek ve bunu da sade ifadeyle anlatabilecek olmanız lazım. Ledun ilmi denildiğinde aslında tüm ilimlerin hepsini anlatıyor ama diğer ilimler farklı
farklı kademeleri. Yani bir insan bir ilme ne katabilir? Yani hani burada kaldım ben. Ledun ilmi insana ne katar diye sordum bana cevap olarak insan ledun ilme ne katar dediniz. Ben de size tekrar soruyorum. O zaman insan ledun ilme ne katar? İnsan ledun ilmini yaşatır. Hayat verir can verir. Doğru yaşar.
Doğru aktarırsa devam eder. İnsanlara faydalı olur. İnsanlara can suyu olur. İnsanlara hizmet eder. Zaten ledun ilmi olan veyahut da hal ilmi olan zaten insanlara yardımcı olmak için görevlendirilmiştir. O ilmin veriliş sebebi ne ki? Ledun ilmi o kişiye ne katar derseniz insanlara hizmeti katar o kişiye. O kişi ledun ilmine ne katar dersen can suyu olur. Yaşamasına devam etmesine vesile sebep olur. Peki bu ilimde branşlaşma gibi bir şey var mıdır?
Ya ben bakın hep algıladıklarımı anlatıyorum size. Mutlaka ki çok iyi bilenler var. Hani bilen biri değil de köşesinden böyle yaşayan biri olarak bu kisveyle bana eğer sorarsanız farklı şekilde yaşayanları biliyorum. Nasıl biliyorum? Örneğin bazıların sadece duyması vardır. Bazılarının görmesi vardır. Bazılarının ikisi de yoktur ama kalbine düşen her şey doğru çıkar. Bak aklına demiyorum. Bazıları vardır uyur uyandığında olanı görebilir. Hani feraseti açıktır. Bunun farklı farklı yönleri vardır. Bazıları canı ruhu sıkılır. Hani insan ne yaparsa yapsın. Vicdanı rahatsız oluyor. Hiçbir şeyden tat alamıyor, bunalıyor veya panik atak oluyor ya. Bunların aslında birçoğunda bu ilmin farklı derecelerde var olduğunun işaretini anlatır ama bana. Neden?
Çünkü ruh vücutta sıkışmadıysa eğer, ruh vücutta beslendiyse eğer onun içi sıkılmaz, darlanmaz. Ama bunu biz yaşadıklarımızdan anlatıyorum. Ruhu sıkılan darlanılanın mutlaka ruhu zayıflamış. Beslemiyor. E ibadetlerini yapıyordur.
Yapandan bahsedelim. İbadetlerinin üzerine farz olup yani sünnetleri dikkat etmediğinin işaretidir. İşte ben buna şunu uyuyorum dedi ama başka sebepler mutlaka vardır. Ruh sıkışmadığı sürece içerde darlanma, sıkılma, bunalma olmaz. Sıkılan darlanan ruhtur.
Ama neden darlanır? Bakın eğer bu özellikten, ferasetten varsa, içinde onu doyurmadıysa eğer darlanır. Feraseti çok düşük sevdiyse bu özelliği de yoksa o zaman darlanmaz.
Yani ibadetini yapar yapmaz yani istediği gibi hareket eder. Vicdanen ve ruhen, bakın ruhen diyorum, ruhen hiçbir sıkıntı çekmez. Şöyle düşünün. İhtiyaç hissetmez. Tabii şöyle düşünün. Bir insan birisine sıkıntı verdi. Vicdanı rahatsız olmaz. Yaptığının yanlış olduğunu biliyordur.
Müslümandır ve kabul ediyordur ceza göreceğini ama rahatsız olmaz. Ama feraseti yüksek olan, ferasetin en düşük seviyesi de bu nedün ilminin içindedir. Olam mutlaka içerde ruhu bunu yapma der, yaptığını düzelt der. Onu rahatsız ettiği için, o kişi de bunu düzeltmediği için yedi, içti, gezdi, dolaştı her ne yaparsa yapsın. O yaptığı hata beyninde, aklında, alt beyinde yani bilinçaltı yani ruhtaki beyinde olduğu için, ruhta Allah-u Teala’daya söz verdiği ruhlar aleminde cezasını da biliyor. Ama üst beyne et ve vücuda yani nefisle birlikte birleşilen noktaya bunu anlatamadığı için bu defa ne yapıyor? İçerde inanılmaz şekilde kişiyi kendi ruhu rahatsız ediyor.
O kişi de diyor ki darlandım bunu alayım. Halbuki gerçekten özelleştiri yapsa, toparlamaya çalışsa onu bulduğu zaman doğru hareket ettiğinde rahatlayacak. Yani yeterli olduğumu bilemiyorum ben. Yaşadıklarımdan ve karşılaştıklarımdan bahsediyorum. Az önce kastettiğim şey şuydu aslında. Branşlaşmaktan muradım hani bu ilim verilen kişiye sen şu alanda hizmet et, sen bu alanda hizmet et gibi bir şey olabiliyor mu? Yani sen şifacı ol… Bu sorduğun temin kiyle aynı değil tabii ki olabiliyor.
Sen şifacı ol ve insanların hastalıkları konusunda ruhsal ve bedensel anlamdaki hastalıkları konusunda, sen işte toplumun dinamikleri konusunda mimari anlamda kendini bu alanda hizmet et, sen başka bir alanda hizmet et gibi böyle görevlendirmeler olabiliyor mu? Şöyle temeli şudur. Her ne iş yapıyorsa yapsın kesinlikle insanlara kullara faydalı olur.
Yani mimardır, insanlara faydalı olur, kolaylık gösterir. Veyahut da belediyede çalışıyor, çöpleri topluyor diyelim yine bu özelliği var. Daha güzel temizler, oradaki yere atılanlara kızmaz, kızsa bile çabuk tövbe eder, toparlar. Veyahut da bir sıkıntılı aile ortamında kızdı sinirlendi diyelim. Kısa sürede bunu gelir, toparlar çünkü ruhen, vicdanen rahatsız olur onu çok sıkar. Yapar bunu, düzeltir hatasını. Ama görevleri verilir mi? Görevleri olur, kendini bilen de var bilmeyen de var. Hani doğru yapması gerektiğini kendini bilmeyen, bağlantı kuramayandan bahsedelim. Bir hizmet yaptı diyelim ki hayvanları besledi. Hayvanları beslediği için o kadar mutlu olur ki, öyle rahatlar ki hep bunu yapmaya devam eder. Aslında ona verilmiş görevdir. Ama bilmez. Ama bilmez evet. Çünkü karşılıklı diyalog kuramıyor. Veyahut da etrafı inceler.
Ne bileyim bir meclise gider, yani bir arkadaş topluluğu içinde insanlarla hep görüşür, konuşur. Bir şeyler der ki bu kişi, yani o bir kişi belli olur zaten. Hep insanlarla diyalog kurduğu için anlamaya veya yardımcı olmaya çalışır. Hani en azından fikir olarak yardımcı olur, en azından dinler. Bu insanın da görevi odur.
Bir başkası görülsün hep güler, tebessüm eder. Onun görevi hep insanlar içinde gülümseneyi hatırlatmak, hep gülerek yaşamaktır. Bunu eleştirebilirsiniz bu söylediklerimi ama biraz geriye yaslanıp düşündüğünüzde konuyu etraflıca baktığınızda
aslında her insanın farklı derecelerde olduğunu ama hepsinde farklı farklı görevleri olduğunu bilmemiz gerekir. İşte bu insanlar görevlerini yapmadığı için dünyamızda birçok aksamalar oluyor. Şimdi Kehf Suresinde Hızır Aleyhisselam ve Musa Aleyhisselam’ın yolculuğunu okuruz.
Oradan hareketle hep hayatımıza bir hızır beklentimiz olur. Hızır Aleyhisselam’ın ledün ilmeğine sahip olduğunu da biliriz. Bir gün hızır gelse de bize de bir el verse ve dokunsa deriz. Şimdi Hızır Aleyhisselam’a verilen bu ilimle, onun sahip olduğu ilimle bugünkü bu ilim verilmiş ilim sahibi kişinin özellikleri aynı mıdır?
Nasıl şey yapabiliriz burada kıyaslama yapacak olursak absürt olur mu? Ya bakın insanlar Hızır Aleyhisselam’ı görmek istiyor ya, hiç sordunuz mu Hızır Aleyhisselam sizi görmek istiyor mu? Sen istiyorsun. Anlamanız bir olay var yani. Bu şu anlamı, sen Hızır’ı görmeye layık mısın anlamında mı sordunuz? Hayır onu demiyorum. Hızır Aleyhisselam layık olmasa ama olmasam bile Rabb’in görevlendirdiyse gelir.
Niye Hızır Aleyhisselam’dan talep ediyorsunuz da Rabbim’den talep etmiyorsunuz? Yani meşhur insanların böyle o meraklığı… Olay bu da yani feraseti olan insanlar onu farklı düşünür. Rabbim’den istersen, Rabbim de kabul ederse kimi dilediyse gönderir. Tamam soruya tekrar gelirim.
Ferasetlerin konusunu biliyorsunuz değil mi cami konusunu? Evet. Hızır Aleyhisselam’ı gördüğünde ne yapacaksın? Hızır Aleyhisselam’a yapışıp bütün yetkilerini ve ilmini mi kendine almayı düşünüyorsun? Yoksa duasını mı almayı istiyorsun? Yani ondan gelen ondaki ilmi almaya çalışıyorsun. Peki sende o feraset varsa eğer bu ilim verilecekse bu Hızır Aleyhisselam’ın inisiatifinde mi? Rabbimizin, Allah-u Teala’nın Celle Celaluhu’nun kontrolünde mi? Allah’tan murad edersin Hızır Aleyhisselam’ın da vesile kılmış olursun. Bak şimdi Rabbim’den talep edersek Rabbim dilediğiyle bunu gönderir. Bakın buradaki biz hangi konuya takılıp biliyor musunuz? Hızır Aleyhisselam’dan hep talep ediyoruz ya. Şimdi eğer ki dosajı kaşırırsak bilmeyerek şirke düşebiliriz anlatmaya çalışıyorum burada sakın ha yanlış anlaşılmasın. Bu ayrı bir şey oldu. Tabii tabii onu anlatmaya çalışıyorum. Önemli bir uyarı yani. Tabii ki yani Hızır Aleyhisselam’la ilgili biz hani lütfen Allah rızası için yanlış anlamayın demek istediğim o değil hani. İlimlerim ve her şeyin sahibi Rabbim. Siz öyle teslim olun ki Rabbim dilediğini gönderir. Ama şu var gerçekten öyle talep öyle teslim olduysanız gönderip göndermediğine de bakmazsınız ki.
Zaten gelsin ve göreyim diye düşünüyorsanız zaten o noktaya gelemediniz ki bir düşünün ya bunu. Gelemediniz. Ama gerçekten Rabbime teslim olduysanız o zaman ne gelirse haktan dersiniz değil mi? O zaman Allah’a teslim ol. Tabii ki. Her geleni Hızır her günü de Kadir bil.
Şöyle düşünelim. Rabbim mutlaka her derdin bir çaresini gönderdi değil mi? O zaman her çareyi de farklı farklı kullarıyla göndermiş olabilir. Yani senin bir problemin varsa bunun da bir çözümü var.
O çözümü de herhangi bir kulunun inisiyatifine iradesine vermiştir. Sen hak edip teslim olursan o kul gelir sana ulaşır. Ne bileyim borcum varsa yardımcı olur, hastalığım varsa yardımcı olur veya hatta yolda kaldıysan durur arabasını alır gibi gibi.
Yani senin derdinin problemini çözen kişi Rabbimin gönderdiği kuludur. O kul da senin o derdinin Hızır’ıdır. Bir de Hızır konusuna biraz… Hızır aleyhisselam var ayrı ama Hızır konusuna biraz daha geniş bakmamız lazım. Yani senin dünyaya gelmen için annem ve baban o konuda senin Hızır’ın.
Yani düşünce mantalitesini anlatmaya çalışıyorum. Anladım. Yani böyle konuşursak Hızır aleyhisselama dönmüş olacak konu. Tabii. Led’in ilmine geri dönecek olursak… Şimdi öyle bir şey ki Musa aleyhisselam peygamber olmasına rağmen Hızır aleyhisselam yapmış olduğu şeyleri şaşkınlıkla karşılıyor. Halbuki baştan da söylüyor sen benimle yolculuğa katlanamazsın.
Evet. Yani Led’in ilmine sahip olan kişiler böyle baktığın zaman şeriat’a aykırı işler yapabilir mi? Hangi pencereden bakıyoruz? Hangi pencereden bakmalıyız?
İman çerçevesinden Rabbime tam teslim olmuş taraftan baktığında Led’in ilmine sahip bir kişinin gerçekten Led’in ilmine sahip olduğuna kanaat getirdiysek, yapılanı mutlu arkasında bir hikmeti olduğunu bilmemiz lazım.
Ama bunu yapan kişinin Led’in ilmine sahip değildir, bunu şeytanda kandırıyor olabilir diye düşünüyorsanız o zaman ondan da uzak durun. Şimdi buradaki şu var. Bir kişinin Led’in ilmine sahip olup olmadığını anlayabilmek için de Led’in ilmine sahip olmak lazım. Anlamadığınız konu bu. Şimdi burada anlatıyorum değil mi?
Sabimiyetle konuşuyorum. Gerçekten hangi bağlantıdan ve neden bahsettiğimi anlayabilmeniz için GBTM’ye girip oradan nereden bahsettiğimi öğrenebiliyor olmanız lazım.
Sizin bir kişinin Led’in ilmine sahip olup olmadığını anlamanız için. Şimdi konu başka bir yere gitti aslında. Sorduğu soruya geleceğim aslında. Ben demek istediğim soru sorabilmek için bile o konuya vakıf olmanız gerekiyor. Biliyor olmanız lazım ki soruyu sorabilirsiniz. Şimdi bu da var.
Led’in ilmine sahip olan kişi şeriata aykırı mümkün değil bir şey yapamaz. Ancak dışarıdan gören kullar o yapılanın şeriata karşı olduğunu düşünebilir. Çünkü baktığı kişi kendi terazisine göre konuştu.
Yani bir kişiye baktığında sen kendi bilginle kendi birikiminle tartıyorsun. Bunu seyredenler de aynısı. Herkes kendi terazisine göre tartacak. Kimi yanlış diyecek, kimi saçmalıyor diyecek, kimi de olabilir diyecek. Ama biz kimseye bir şey diyemeyiz ki Allah’ın kulları dilediği gibi düşünebilir. Ancak biz kendi anlayabildiğimizi anlatıyoruz.
Yani bakan kişi şeriata karşı olarak düşünebilir. Çünkü arkadaki hikmeti bilmiyordur. Ayrıca Musa peygamberde Led’in ilmi var mıydı gibi eğer sorarsak, peygamberlerde Led’in ilmi olan ya da olmayan diye ayrıldığını biliyorum.
Fakat bildiğim başka bir şey de var. Rabbim en doğrusunu bilir. Peygamberlik vasfının içinde bunların hepsi zaten var. Var olduğu için Musa peygamber bunu uygularken o ilmini biliyor. Ben temin dedik ya, Led’in ilmini anlayabilmek için o kişinin de o gözle bakıyor olması lazım. Öyle olduğu için Hızır aleyhisselamı aradı. Ne arayacağını biliyor. Soru sormak için bile konudan haberdar olmak lazım. Fakat anlayamadığımız şu.
İki kişinin, diyelim günümüze dönelim, güncel düz insanlardan bahsedelim ki olur ya bir kusur işlemeyelim konuşurken. Düz insanlardan bahsedelim, iki kişinin de Led’in ilmi olduğunu düşünelim. Açılan pencerede aldığı emri yerine getiriyor. Verilen bilgiye göre.
Diğer Led’in ilmi sahibi kişi de onun aldığı emri ne aldığını öğrenecek anlamına gelmiyor. Şöyle düşünün, hani örneklemeyle gidelim. Televizyon seyrediyorsun iki tane haber kanalı var. İkisinde de aynı haber var. Birisi başka izah ediyor, birileri başka izah ediyor. Bunun gibi düşünün. Farklı bakış açısıyla aynı şeyi sunuyor.
Ama peygamberlik makamı çok kutsal, çok önemlidir. Yani vardır ama Rabbim hani kullarına anlatmak istediği için kullandırır ya da kullanmaz. Ya da şöyle söyleyelim. Led’in ilmi veya Hal ilmi veya Cifir ilmi veyahut da Ebcet hesabı bu ilimlerden anlayan bir kardeşimiz var sahi.
Trafik kazası geçirdi. Veyahut işi iflas etti. Ticari olarak kayba büründü. Şimdi sen diyorsun ki senin bu ilmin var, nedense bu zarara girdin. Başında bu hâllerin geleceğini bilmiyor muydun? Bu şirk değil mi bunu söylemek?
O kul, bak o kul hayatını ve imtihanını yaşıyor. Onun da imtihanları var. O olmasına rağmen imtihanları var. Onu nerede kullanacak? Rabbim o pencereyi açtığı yerde lazım olan kişiye onu açacak ve uygulayacak. Hayatının her anında uygulayacak diye bir şey var mı? Ya da o kişi hiç imtihana tutulmayacak diye bir şey var mı?
Tam tersine farklı farklı özelliği olanlar, farklı katlarda özelliği olan tanıdığım tüm kardeşlerimin hepsi çok ağır imtihanda. Maddi manevi birçok problemleri var. Bilmesine rağmen. Bu özelliği olan bir hacı ağabeyimiz vardı. Yaşlıydı. Rahmetli oldu. Geldi dedi ki benim ömrüm azaldı.
Benim dedi Hindistan’a gitmem lazım dedi. Bakın sizler tanıyorsunuz onu. Tamam dedik vesile olmaya çalıştık. Ne sorduk biliyor musunuz? Gitmesi gerekiyor mu diye. Evet ölmeden önce oradaki rızkını alması lazım dedi. Onu gitti oraya, onu aldı. Yani kayıtlarımız da var, resmi de var. Bunlar hepsi var.
Gitti geldi geldikten sonra dedi ki vaktimi dolduruyor süresi kaldı. Bunu nereden biliyoruz? Yani o ilmin altlarında bir yerden nasibimiz var oradan biliyoruz. Ve dur ilmi demiyoruz bakın o başka. Bunu yani ebcet hesabıyla da hesaplayabiliriz. Yani herkes bu bilgiyi alabilir, doğru kullanan alabilir. Bizim bakış açımız o oldu. Yani burada veyahut trafik kazası yaşayacak, yaşayacağını bilir ama nerede yaşayacağını ne zaman olacağı özellikle bildirilmez. Veyahut da yola çıkar, kaza yapacağını bilir, yine gider yine o kaza olur. Bile bile de ona yaşar. Akışı değiştirmez. İşte o noktaya olunca buna sahip oluyorsun. Şimdi bu da var. Ama karşıdaki ne diyor sende bu ilim varsa senin başına bu gelmemesi lazım diyor. Hayır. Zahmet varsa rahmet devam ediyor. Bunu anlamak lazım. O zaman çok şey, kişi orada kaza yapacağını biliyor. Bile bile de gidecek ama bildiği için gitmiyor.
O zaman ne olur? Orayı hiç sormasaydım. Ben onu denedim. Onu denedim. Orada olmadı ama sonra da başka yerde daha ağır oldu. Onu tecrübe ettim hiç. Onu hiç tavsiye etmem. Yüzde 30’la olacak kaza. Uçurumdan aşağı araba taklar atarak ve ben de içindeyken oldu. Zerre uçurumdan parçalanarak düşen arabanın içinde, zerre bir yerinde çok şükür elhamdülillah çiziğim olmadan çıktım. Bununla şahitlerim var. Oldu yine. Hani demek istediğim olacak bir şey, yani mutlak kaderde olacaksa sadakalarla, dualarla, hayır hasenatlarla, Rabbim eğer kabul ederse onları, bir de o yaptığını oraya sayarsa yine oluyor ama daha düşük oluyor. Neden oluyor? Bak hep de kaldırabilir Rabbim. Onun olduğunda yan faktörlerden birilerinde imtihanı varsa eğer, o zaman Rabbimin dilediği olur yani. Bilmek engel olmak değildir.
Bir önce bunu öğrenir zaten bu ilmin içinde olan. Yani bu ilmin içinde olanlara, gerçekten olanlara sor, kendisiyle ilgili hiçbir şey sormaz, teslim olmuştur ve yaşar. Ama birine bir şey olduğu zaman hemen sorar vesile olabilir miyiz diye. İş o noktaya gelebilmek. Biliyorum ya bunu yaşayan bilir, dışarıdan ama bir çoğu da eleştirebilir. Yaşamadı ki bilmiyor ki ya da farklı kademede yaşıyor, toparlayamıyor ya da toparlayacak. Belki o 20 sene sonra bunu anlayacak. Daha yolun başında. O öbürü önceden yola çıkmış, önceden varmış durağa. Arkadaki de geriden geliyor 20 sene.
Öndekinin bilgisi buradakine belki şey gelebilir, eleştirirse eleştirebilir. Yani bundan hiç girmemek lazım. Allah-u Alem deyip geçmek lazım. Yani yaygın bir kanat, Zübelki ama merak ettiğim için söylüyorum. Tabii. Ledin ilmle sahip olmak, kalp gözünün açık olması mı demektir? Yok. Ben yine tecrübelerimden, bildiğim tanıdığım insanlardan bahsediyorum.
Kalp gözünün açık olması ne demek? Ledin ilmle sahip olmak nasıl kıyaslanabilir? Şimdi bak, feraseti açık olmak önemli. Hani peygamberler geldi, son peygamber Efendimiz aleyhisselam geldi. Tamam. Ondan sonra Allah dostları evliyalar geldi. Büyük dereceli evliyalar var, veliler var. Şimdi kerametleri var. Ama biz şimdi ahir zamandayız. Artık bundan sonra ferasetli bir insan bulursak hemen sohbet etmemiz lazım. Çünkü artık sona doğru geliyoruz ya. Evet. Hani ferasette kişilerde farklı farklı, bu veli olduğu anlamına gelmez, evliya olduğu anlamına gelmez. Ama tabii ki yollardan, tarikatlarda başka olan zatlar var. Ben onları kastetmiyorum. Yani yanlış anlaşılmasın. Düz sıradan cami cemaatinden bahsediyorum, bizlerden bahsediyorum. Feraseti var, doğru konuşup bir konu hakkında akledip çözümler verebiliyorsa onun feraseti olduğunu gösterir. Onu da farklı noktalara geliştiren insanlar var. İmtihanlarını yaşarken eğer hep Allah-u Teala’nın emrine göre, Rabbimizin emrine göre hareket ettiyse kendi zararına bile olsa o zaman o artar.
Ama ledün ilmi denildiğinde sadece görmek diye dersen benim tanıdığım metafizikçiler var. Çok geniş bir arkadaş çevrem var bu arada. Bu konularla farklı görüşlerde olanlar. Onlar da görüyor. Asra Seyahat diyorlar. Evet gidiyorlar ha.
Çünkü peşine takılıyorum nereye gidiyorlar diye bazen. Neyse. Ne yapıyorlar? Yani demek istediğim gidiyorlar. Yani bunu Müslüman olup Asra Seyahat de diyen var. Müslüman değil, yine aynı şeyi söyleyen var. Asra Seyahat diyen var. Ama yani şu var. Görme algılama var.
Duru görü diyen var. Onlarda da var. Eğer görme buysa, bu bakın bu özellik var olanlar eğer iman edip kendini toparlarsa gittiği yer ve mekanlar değişir. Yani niye değişir diyorum. Asra Seyahat’e gidiyor.
Gerçekten de gidiyor. Ruh gider. Kim der ki ruh gidemez diye öyle bir şey yok. Gider. Mars’a da gider. Jupiter’a da gider. Başka yere de gider. Ama şu var. Onu hatırlamak bir önemlisi. İkincisi onu olduğu gibi oradakileri algılayıp izah edebilmek de önemli. Fakat bu var diye imanlı anlamına gelmez. Yani görme varsa nedün ilmibar anlamına gelmez.
Ama bu özellikler varsa nedün ilmine kazanmaya hakkı var. Nedün ilmi hepsini içine alıyor ya. Ama bu imanlı değil algılaması var. İmanlı da olmadığı için şeytangirlerle birlikte dolaşıyor hareket ediyor. Onların bahçesinde geziyor. Onu anlatmaya çalışıyorum. Ama sorduğu zaman o da kendine göre imansız olarak görmüyor ki onu. Bizdeki iman çizgimiz nedir? Efendimiz aleyhisselama tabi olacak, ümmeti olacak. Hz. Kuran’a uyacak. Değil mi? Ama onlardaki iman çizgisi daha farklı.
Onlar eğer iman etmiş olsa bize göre, çünkü onlar da bize imansız diyebiliyorlar, o zaman farklı yerde olacak. Onlar farklı yerde, biz farklı yerde. Yani aslında onlar da sebeplenebilir. O özellik var ama sahip değil. Bak şimdi var başka yani telefon var.
Hangi operatörü kullandığın önemli. Çünkü her operatörün bağlı olduğu yer başka. Hizmet ettiği yer başka. Bunun için dedun ilmi hakka hizmet yolunda olandır. Ama bu özellik var.
Bize göre imansız tarafındaysa şeytana hizmet ediyorsa bunda dedun ilmi var diyemeyiz. Dedun ilminin diğer özelliği de iman olmuş, teslim olmuş olması gerekiyor. Görüsü var, duru görüsü var veya asra seyahat her ne diyorlarsa nasıl adlandırıyorlarsa. Bunlar var ama hizmet ettiği bağlı olduğu yer farklı. Yani cep telefonum var, bu dedun ilmi değil. Görüyor çünkü konuşuyorsun ya. Bunları görüyorsun konuşuyorsun. Bu dedun ilmi değil. Bunu nasıl kullandın, neye hizmet ettiğin önemli. Ona göre adlandırabilirsin. Bir de şu var. Şimdi dedun ilmi sahip olduğunda birçok şeyi sorabiliyip öğrenebilme özelliği de olmuş oluyor ya.
Evet. Dedun ilmine sahip olan kişiler gaybı da bile biliyor mu? Çok başka bir yerden sorun. Şimdi leh-i mah-us ve gaybla ilgili ayrı ayrı olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Yani bilgi aldığında alınan bilginin hangi kaynaktan geldiğini de sormak lazım. Çok enderdir sorulan soruya gaybla ilgili bilgi gelsin ama bu evliyaların velilerin kısmına girer.
Ama feraset sahibi düz sıradan insanların kısmına pek girmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü şu ana kadar tanıştığım, sohbet ettiğin bu ilme sahip olduğunu düşündüğüm kardeşlerim de genelde alınan bilgilerde şunu demişlerdir. Evet bu konuyla ilgili sordum.
Şu olabilir dendi ama bu, bu şöyle birkaç alternatifli söylemişlerdi. Hani söylerken de hepimizde biliyorduk ki bu kaderimizde yazılı olan yerde gelmiş ama biz o geleni olanı hayır hasenat sadakalarla dönüşüp dönüşmeyeceğini bilmiyoruz. Yani diyelim ki kaza olacak sadaka vermişsin musibeti, sıkıntıyı, belayı yakıyor değil mi sadaka?
O gerçekleşip gerçekleşmeyecek bizim hal ve davranışımıza bağlı olduğu için orada olacak alternatifleri söyler. Bunu söyleyen insanları tanıyorum ama net bu böyle olacak diyemez. Çünkü bilginin geldiği alınan yer farklıdır ve bilgiyi aldığı zata da sormuştur nereden alındığını.
Şimdi bu ilmin kaynağı ya da hani ledün ilmi denildiğinde ilk aklımıza gelen zatlardan birisi Muhittin İbn Arabi Hazretleri. Rabbim şefaatlerine nail eylesin. Şimdi onun şeyleri kitaplarında veya söylediklerinde baktığın zaman belli tarihlerde şunlar olacak gibi şeyleri var mesela. Şunlar şunlar ileriki zamanlarda olacak diyor.
Yani Muhittin İbn Arabi Hazretleri’nin yaşadığı tarihe baktığımızda bugüne dair şeyler söylüyor. Tamam. Kimisi gerçekleşiyor kimisi gerçekleşmiyor. Ama biz o depremle ilgili sormuştuk. Yani Muhittin İbn Arabi Hazretleri’nin bildirdiği tarihte olacak mu? Biz kendi merakımızdan sorduk. İstiyorsanız paylaşın yani kardeşlerimiz seyredenler buna inanır ya da inanmaz bir şey diyemem ama en azından biz bununla ilgili sorduk.
Öncesinde sordu yani istihare yaptık diyelim. İstihare yaptığımızda o alınan bilginin gayiptan değil lehvi mahfuzdan alındığını biz istiharede aldık. Peki bu olur mu diye sorduğumuzda insanların günahları belir bir noktaya gelirse bu olacak.
Ama insanlar birbirine yardım ederse hak ve hakkı gözetirse eğer bu olmayacak denmişti. Peki şu andaki duruma göre olur mu diye sorduğumuzda şu anda muaf tutuluyor insanların şeyleri, yaşantıları, gayretleri. Çünkü ahir zamandasın birçok sıkıntılar var.
Buna rağmen hala da gayret ettikleri için ya çok düşük olacak ya da hiç olmayacak diye söylenmişti. Biz hatta bunu Spotify’da mı paylaştık önceden ama hani konu oldu bitti. Bugün söylemenin hiçbir mantığı yok. Söylemeyiz ama biz bunu bu şekilde atmıştık kaydı ve sonrasında da söylediği tarihte olmadı ama bu şu demek değil.
Bu tutmada anlamı da değil. Ben de onu soracaktım. Şimdi oradaki bilgi hak ama hadis-i şerefteki şey tecelli ediyor. Sadaka belayı def eder. Toplumun genelinde günah seviyesi belir bir noktayı çıkarsa bu olacak. Biz aldığımız şeyi istihareden aldığımız bilgiyi anlatıyoruz.
Hani depreme daha çok zaman var, biz bununla ilgili sorduğumuzda durumu bildirdi. Evet var, kesin var. Var olanı söyledi ama toplum dualarına gayretlerine, yardımına, özellikle yardımcı olunan savaşların olduğu ülkelerdeki insanlara bir şekilde isteyerek ya da istemeyerek de olsa biz yardım ettik değil mi? Bazıları isteyerek bazıları istemeyerek. Bunların hasebiyle sizdeki musibet ya azaltılacak ya da hiç olmayacak dendi istiharede. Anladınız ne demek istediğimi yani ama normalde olması gerekiyordu ama sadakalarla olmadı. Peki inançsız insanlar da var değil mi? Ama inançlıların duası ve gayreti, sabrı neticesinde Rabbim merhamet etti. Bu o bilgi yanlış olduğu anlamına gelmiyor. İşte bunu anlatıyorum. Alınan bilginin nereden alındığı önemli. O Allah dostları talep ettiyse gayiptan da isteyebilir. Veyahut da kaderden de isteyebilir. Dünyanın da bir kaderi vardır. Oradan da isteyebilir. Onun için bu hani tutmadığı anlamında değildir.
Bizim o ilmi, o konuları iyi bilmediğimizin belirtisidir.
Bu filmin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir