"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hayati İnanç – Hayati İnanç’ın Anlatımıyla Kadir Mısıroğlu – Cumartesi Sohbetleri (21)

Hayati İnanç – Hayati İnanç’ın Anlatımıyla Kadir Mısıroğlu – Cumartesi Sohbetleri (21)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=f6-GJ1dFfMo.

Merhum Üstad Kadir Bey, tam da burada, Giden kelimelerin, unutulan kelimelerin, her birinin Kur’an-ı Kerim ile bağımızı tesis eden iplikler olduğunu ve bütünün kalın bir halat teşkil ettiğini anlattıktan sonra elinize bir jilet alsanız, tek tek ince iplikleri kesseniz, uzunca bir süre farkına bile varmazsınız ama son tahlinde halat kopar.
Zaten yapılmak istenen de budur yani köklü klasik, kadim Türkçeye yönelen suikastın aslında dine yönelen bir suikast olduğunu. En iyi idrak eden Üstadlarımızdandır, merhum, münevverimiz. Allah gani gani rahmet etsin ve verdiği güzel örneklerle de yaşayacaksan böyle yaşayacaksın yani. Şu fani dünyada
atmosferi kirletiyorsan böyle yaşayacaksın işte. Bin kelimeyi boykot, bin uydurma kelimeyi boykot kitabını ezber ettik ya. Yani bunu duymadan da tabi hissetmeden de konu üzerine bir şey söyleyemiyorsunuz. Söyleseniz verimli olmuyor. O bunu en iyi şekilde hissedenlerdendi. Çok fazla mülakatımız olmadı. İki defa görüştük. Yani biri yarım saat biri bir saat falan ama
o zaten kitaplarıyla kendini anlatan biriydi. Biz kitaplarıyla çok meşgul olduk. O görüşmelerimiz de çok manidar oldu. Değerli oldu efendim. Lütfetti. Efendim cömertçe zamanını ayırdı. İlk karşılaşmamızda bir beyt okudu. Yani sanırım bu salondu veya aşağısının. Karşı karşıya geldik bir beyt okudu. Sanki nükte yaptı. Beyt’in birinci misraı Ziya Paşa’dan ikinci misra Bağdatlı Ruhi’den. Birbirine naziri olan şiirden seçiyor. Şöyle söylüyor. Bu alemi fanidenle mirü negedahiz. Düzeltiyorum. Şöyle söyledi. Nükte zaten orada. Terkibi acı biz iki hasiyetimiz var.
Âlâlara âlâlanırız pestile pestiz. Şimdi terkibi acı biz iki hasiyetimiz var Ziya Paşa’nın. Âlâlara âlâlanırız pestile pestiz Bağdatlı Ruhi’nin. Fakat her ikisi iki ayrı beyt. Her türlü anlam buluyor yani. Bağdatlı’ya göre şu. Bu alemi fanidenle mirü negedahiz. Âlâlara âlâlanırız pestile pestiz. Sualinize cevap da teşkil ediyor. Şimdi şu kelimeye bir bakalım yani.
Âlâ pest. Terkibi acı. Yani bu kelimelerin her biri yerine ne koyarsanız koyun bütün… haşmetin lezzetini kaybediyor. Bağdatlı Ruhi merhum diyor ki… Biz diyor bu alemde… ne yukardayız ne aşağıda kardeşim falan. Duruşa bak yani. Neredesin abi insan ya yukarı duruyor ya aşağıda? Cevap veriyor. Karşımızdaki mütevazıysa… ayağının altına seriliriz. Kibirlenirse tepesine çıkarız.
Ceste ceste rest rest. Duruş bu. Tam da İslam ahlakına uygun biçimde tevazun tarifi yani. Kibirlenene karşı kibirlenmek sadaka vermek gibi bir sevaptır. Onu söylüyor. Buna nazire yazan Ziya Paşa ise… Terkibi acı biz. İki hasiyetimiz var. Ahbabımızın devletiyiz, hasma belayız. Biz diyor… acayip bir karışım… alaşımız. İki özellikimiz var.
Dostlarımız için devlet… övünç vesilesi… düşman için de belayız vesvelam. Şahsi duruşunu da… Kadir Bey nakletti bize. Şahsi duruşunu da özetleyen… Biraz önce arzettiğim gibi İslam ahlakına uygun… Yani ezilmeyeceksin arkadaş. Ezdirmeyeceksin ama ezmeyeceksin de. Muhatap kibirliyse… cevabını verip tepesine çık. Mütevazıysa da… Mütevazı ol. Yani…
Sen daha çok tevazu et ona karşı. Kişisel gelişim sağda solda konuşulur. Adında yok meymenet. Kişisel gelişim. Yani Şahsi Terakki. Tövbe estağfurullah. Buna dair kelamlara bakıyorsunuz. Nereden? Batıdan gelmiş, Melçikalı biri gelmiş, Alman biri gelmiş falan… bize ahlak öğretecek. Yol yordam gösterecek. Sevgi nedir anlatacak.
Yapma ya. Yapma ya. Sen sömürgecisin bir defa ya. Ahlak senin neren de ya? Tövbe estağfurullah. Bir otur bakayım elindeki sömürge kanını bir yıka şöyle bir… Bir otur bir tövbe istifare et kendine gel. Aşkın anavatanındasın sen. Öğreneceğin bir şeyler olur senin burada. Vereceğin değil. O bahis de söz bizimdir. Demek var da… Korkarım alacağım cevap…
beni yoracak, üzecek. Diyecek ki kendi kaynaklarınızdan ne kadar haberiniz var. Maalesef hocam. Acı olan orası. Bizim kaynak problemimiz yok. Bizim idrak problemimiz var. İdrak yolları iltihaplı. Bir ölçüde. Böyle Üstadlar, merhum Kadir Bey gibi Üstadlar ki o… çoğul bir kelime kullandığıma da bakmayın. Yani tek tane adam yani… semasında tek yıldız diyordu ya Cemil Meriç bazıları için, İbn-i Haldun için mesela. Onlardan hakikatçi diye överdi. Övmüştü Kadir Bey’i malum. Onlar sayesinde işte bir idrakimiz şöyle bir… açılıp önümüzdeki bulutlar dağılıyor da bir dakika diyoruz yani… son derece önemli bir… görev, misyon.
Allah gani gani rahmet etsin. İçimi ferahlatan tek şey… hayırlı çırak bıraktı. Yani… boş değil, saha boş değil. Bu hususa ehemmiyet atfettiğini, çok önemsediğini… hasbel kader biliyorum. Yani çeşitli vesilelerle biliyorum. O yüzden içim rahat. Bizim bu tarafımız da noksandır. Yani biri yetişir ama yerine kimse kalmaz. Gider boş kalır filan. Burada öyle değil.
Müesseselleşmiş bir durum var. Mekan önemli. Hatıralar var. Kendisi de orada yatıyor zaten. Hemen yanı başımda. Bu idraki daha bir parlatıp, keskinleştirip, gayretimizi artırıp inşallah… Ben gittikten sonra bak sen demişti bana. Ben gittikten sonra bak sen dedi. Daha neler olacak dedi. Neler yetişiyordu. Önce bir…
haşladı. İlk tanışmamızda esaslı bir haşladı bizi. Lafı döndürüp dolaştırıp durma dedi. Dikine söyle dedi. Dedim, Üstad ben… Karadenizli değilim. Adım Kadir değil. Yani ben onu yapamam dedim. Sonra affetti. Doğru dedi. Sen üslubun… güzel dedi böyle devam et dedi. Ve çok ümit verici şeyler söyledi. Delillendirerek… Mevsim bahardır dedi. Yani Cennet mekanı Abdülhamid Han… böyle bir neticeye gittiyse… beceriksizliğinden değil haşa dedi yani. Dehası zayıftı falan değil. Daha iyiydi dedi. Çok kabiliyeti. Ama mevsim kıştı dedi. Kara kış. O kadar olabildi dedi. Şimdi mevsim bahar dedi. İlk anda inanılması zor olan… Ya nasıl oluyor falan diye insanı düşündürten şey… sıkı gerekçelerle… bizi ilzam etti. Yani…
kıpırdıkçak yerim kalmadı hakikaten. Allah kani rahmet etsin. O çizgide, onun tavsiyelerini de… çok… önemseyerek… ehemmiyetle hep hatırda tutarak… biz de naçiz faaliyetlerimizi sürüdürmekteyiz. Enteresan… bir tarafına hayran oldum mesela. Tanıştık. İlk görüşme burada. Karte verdim. Karte vizitim hep olmaz yanımda ama nasılsa o gün vardı. Karte viziti aldı. Çekmece koydu. Aradan geçti. Bir buçuk yıl. Bir gün telefonum çaldı. O genç arkadaşım burada mı bilmiyorum. Ben filanca. Telefonda kendini tanıttı. Buyurun dedim. Üstadım Kadir Bey, Kadir Mısıroğlu… beni size yönlendirdi dedi. Hayırdır dedim.
Bir kitap yazıyorum dedi. Sultan Fatih Merhum’a dair. Orada dedi, beş beytli bir gazel yazdım. Imtisali cahidi fil lağolup dur niyetim… dini İslam’ın mücerret gayretidir gayretim diye başlayan… beş beytli bir gazel. Fatih Merhum’un diye yazdım dedi. Ancak baskıdan önce kontrolünü verdiğimde… Üstad… Merhum’a dedim ki… Ben bunu Fatih’in diye yazdım ama…
Üçüncü Mehmed indir diyen de var. Tarihçiler arasında ihtilaf var veya edebiyat ehli arasında. Ne dersiniz dedim. Size gönderdi, kartı verdi, telefonunuzu verdi. Bu sahada söz… Hayati inançındır, Üstad odur dedi dedi. Çok mu acı buldum tabii ama hoşuma gitti tabii. Ne diyorsa o demiş. Ona sor demiş. Ben de yazdım bunu vaktiyle bir kitapta. Fatih’in diye yazdıydım.
Sor ona demiş, sordu. Benim dikkatimi çeken şu… Ben bugün… 60 yaşındayım. O gün 80 yaşındaydı. Bir defa görüştüğüm bir zatın kartını, telefonunu… muhafaza edip 18 ay sonra Hı Nihacet’te… çıkaracak… hafaza bende var mı? Vallahi yok. Rezil olurum yani. Böyle biri de geldi ama falan… Kim de o ya adı neydi falan…
derdim herhalde. O iştere tütsüz… ilk karşılaşmamız olmasına rağmen. Sonra bir kere daha görüştük. Demek ki… oradan da bir ders alalım. Merhumun vefatından sonra verdiği bir ders olsun. Odaklandığınız zaman, dikkatinizi… teksif ettiğiniz zaman, çerçöpten arındırdı… Şimdi hutbede söylediği gibi… Hoca Efendi’nin… malayani’den kendinizi kurtarabildiğiniz zaman…
beyninizin kapasitesine siz de şaşarsınız. Meğer Allah ne imkanlar vermiş de… biz israf ediyoruz, biz çerçül ediyoruz demek ki. Bu ortaya çıkar yani. O yaşta o keskin dikkat ancak… ilgiyle… malayani’den kaçmış olmakla… ona buna iltifat… etmemekle kabil.
O yönüyle de bizim için örnektir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir