Prof. Dr. Azmi Özcan – II. Abdülhamid Döneminde Hilâfet Siyaseti – Cumartesi Sohbetleri (20)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=mThEBStGyFI.
Ne zaman ki 93 harbinden sonra Hristiyan topraklar imparatorluktan ayrılınca nüfusun yüzde 75-80’i Müslümanlardan teşekkür eder bir vaziyete gelince devleti yönetenler bu devletin istikbali artık dine dayanmakla mümkün olur. Müslümanlığı vurgulamakla. Eskiden vatandaşın yarısı Müslüman olmadığı için o işi pek vurgulamıyoruz diyorlardı. Ama şimdi vatandaşın çoğunluğu Müslüman olduğu için devletin bekasını İslam’a dayandıralım. Direk yeni bir siyaset başlatıyorlar. Bu siyasetin adına biz hilafet siyaseti diyoruz. İki cephesi var. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin sınırları bu olsa da Avrupalı Hristiyan devletler
Osmanlı Devleti’ne baskı uyguladıkça biz onlara diyelim ki Osmanlı Devleti’nin padişahını küçümsemeyin. O padişah yeryüzündeki bütün Müslümanların halifesidir. Ve o halifenin bir tek sözü yeryüzündeki bütün Müslümanları harekete geçirmeye kafidir. Eğer bize sıkıntı çıkartırsanız biz de size Fizan’da, Çin’de, Maç’ın da sıkıntı çıkartırız. Eğer oralarda rahat etmek istiyorsanız bizimle iyi geçinir mesajı verelim.
Bu siyasetin özü bu. Ve Abdülhamid sıkı sıkı ya da etrafına tembel ediyor. Sakın ha bunu test etmeye çalışmayın. Çünkü yok devletin gücü yok. Bunu test ettiğin zaman sömürgelerde insanların elinde asker yok, polis yok, silah yok. Hepsi zaten zor durumdalar. Bunlar nasıl ayağa kalkacaklar? Nasıl ayaklanacaklar?
Fakat Abdülhamid dönemindeki bu siyasetin bu yönünü kavrayamayan iddiaçlar bunu işte Birincian Harbi’nde test ediyorlar. Cihada Ekber olarak yeryüzündeki bütün Müslümanları cihada kaldırıyorlar. Ama kimse gelemiyor. Niye gelemiyor? Çünkü İslam dünyasında bağımsız bir devlet yok Osmanlı Devleti’nden başka. İslam dünyasında ordu yok, asker yok, polis yok, silah yok. Ama ayaklanacak. Hocam tam burada biliyorum ama bu özellikle cihada Ekber meselesinde bu fetvanın yayınlanmasını ve tırnak içerisinde ümmetin buna icabet etmemesini. İşte gördünüz mü? İç dizinin hilafet dediğiniz şey öyle çok da işe yarar bir şey değilmiş. Yani demek ki zaten tarihi olarak şeyini de kaybetmiş. Adamlar gelmediler. Hatta tam tersine İngilizlere destek oldular falan belli Müslüman grupları diye de bir söylem. Bu gerek daha sonraki dönemde gerekçi olarak kullanıldı ama vaziyet öyle değil tabi. Bir kere İslam dünyası dediğin yere sansür uygulanıyor. İnsanlar gelişmeleri 3 ay 5 ay sonra öğreniyorlar. Öyle İstanbul’da bir cihada Ekber ilan edildi. Sultanahmet Meydanı’nda hemen bir saat sonra Çin’de, Maçin’de, Hindistan’da en azından insanlar bunu öğrendi. Katılalım mı, katılmayalım mı diye tartışma yaptı. Böyle bir dünya yok. Nereden öğrecek bunu insanlar? Ancak telgrafla bütün telgrafhaneler kontrol altında. Başka ancak burada çıkan bir gazete mecmua ile onlar da girişi yasak. 3 ay sonra İslamun’da cihada ilan edilmiş diyor. Öğreniyor insanlar. Zaten nüfusun %99’u köylerde yaşıyor oralarda da. Böyle bir İslam dünyası yok aslında. İnsanların askeri yok, polisi yok, ordusu yok. Kim ayıklanacak? İnsanlar perişan.
O bir psikolojik propaganda için olan bir şey ilanın muhatabı yok, karşılığı yok, ayaklanacak halk yok, halkın haberi yok. Çünkü bağımsız İslam devleti yok zaten. Olmayan yerde kim ayaklanabilecek? Ama cümle çarpıcı tabi. Bak biz cihat ilan ettik kimse yardıma gelmedi. Birazcık sorguladığın zaman zaten insanın önce bir duyması lazım. Yardıma gelmesi için. Duymuyor ki adam zaten. İşte ihtiyaçlılar bunu bilmedikleri için test ettiler ve sınıfta kaldılar. Böyle bir şeyi yok. Abdülhamid sıkı sıkı ya tembih ediyor. Bu bir bülöftü diyor. Bunu sakın uygulamayın. Çünkü bunu ancak ordunuzla, ekonomimizle karşılayabilirsiniz. Ortada böyle bir şey yok. Biraz içeriye dönük de olabilir mi hocam? Yani hep dışarıya dönük düşünülüyor ama sen mesela cihade ekler fetvasını kendi halkını da bir nevi manevi olarak cıhuşa getirmek için de yapmış olabilirler. Her halükarda devletin kararının meşruiyetine yönelik bu tür şeyler olmuş.
Olmuyor mu? Hemen bu tür kararlar, o camilerde hutbeler okunuyor. Yani gelenek aynı şekilde. Devletin bir kararının halka izah edilmesi, kabul ettirilmesi, duyurulması için bu tür mekanizmalar hep istihdam edilir. Hilafet siyasetinin içeride de şey var. Çünkü içerideki Müslümanların da devletin sadakatinin sağlanması lazım. İçeride kimler var? Balkan halkları var. Araplar var. Kürtler var. Çerkezler var. Kafkasyalılar var.
Müslümanlar. Onların da devlete meşruiyetini sağlamlaştırılması lazım. Ve bunlarla ortak noktanız da şey işte din yani İslamiyet üzerinden yürütüyorsunuz ve İslam tarihinde hiçbir kimsenin başaramadığı bir şeyi Abdülhamid Şerri şahsında birleştirdi. Şiileri, sünnileri. Herkes onun etrafında odaklandı. Şöyle bir tez ortaya attı. Ey Müslümanlar görüyorsunuz.
Bizden başka hepiniz şu anda köle durumundasınız. Maazallah Osmanlı Devleti de eğer yıkılırsa yeryüzünde Müslümanlar devletsiz kalacak. Devletsiz kalmak, haysiyetsiz kalmaktır. Onursuz kalmaktır. Allah Müslümanları bundan korusun. Ama biz güçlü olursak, siz bize destek olursanız biz sizi kurtarabiliriz. Sizin onurunuzu da, sizin haysiyetinizi de, sizin tarihinizi de kurtarabiliriz. O halde sizin içinde bulunan şartlar ne kadar kötü olursa olsun yapmanız gereken şey kendinizi kurtarmak için dayı olsa önce bize destek olmanız lazım. İşte bu İslam dünyasında karşılık buldu. Ve dünyanın her yerinden Osmanlı Devleti’ne son 50 yılda inanılmaz yardımlar gelmeye başladı. Bu yardımlar bir dünya savaşında da devam etti. Cumhuriyette de devam etti. Milli mücadelede de devam etti. Amaç neydi? Osmanlı Devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü olursa o hem kendisini hem de bütün Müslümanları kurtaracak. Bizim onurumuzu, haysiyetimizi, şerefimizi temsil edecek diye. Bugün de aşağı yukarı pek değişmedi. Aynı duygu İslam dünyasında pek çok yerinde var. O tarihin bize bittiği bir rol.
Ve neticede genç Türkler bunu test ettiler. Ve bunun bir sahada karşılığının olmadığı görünce bir dünya savaşçı Osmanlı Devleti’nin mağlubetiyle sona erdi. Bundan sonraki gelişmeler çok hayati.
Çok üzerinde hassasiyetle durulması gereken gelişmeler yaşandı.
İlk Yorumu Siz Yapın